Kategori: Gündem

  • Kerevitaş, 2022 yılının ilk yarısındaki konsolide cirosunu 5,1 milyar TL’ye yükseltti

    Kerevitaş, 2022 yılının ilk yarısındaki 

    konsolide cirosunu 5,1 milyar TL’ye yükseltti

    Türkiye’nin taze dondurulmuş gıda, konserve ve margarin pazarının lider şirketi Kerevitaş’ın 2022 yılının ilk yarısında konsolide cirosu, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 156 oranında artarak 5,1 milyar TL’ye ulaştı. 

    Türkiye’deki taze dondurulmuş gıda, konserve ve margarin pazarının lider şirketi Kerevitaş, 2022 yılı ikinci çeyrek finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) açıkladı. Kerevitaş’ın 2022 yılı ilk altı aylık konsolide cirosu, önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 156 artışla 5,1 milyar TL oldu. Kerevitaş, yılın ilk yarısında inovasyona dayalı zengin ürün çeşitliliğiyle hem yurt içi hem de ihracat pazarlarında istikrarlı büyümesini sürdürdü. Şirketin 2022 yılı ilk altı aylık ihracatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 125 artarak 705 milyon TL’ye ulaştı.

    Dondurulmuş gıda ve konserve sektörünün öncü markası SuperFresh, bu dönemde liderliğini inovatif lansmanlarla sürdürdü. SuperFresh, yılın ilk yarısında 13 yeni ürünü (kanal & müşteri özel ürünler dahil) tüketicilerin beğenisine sundu. Ton Balığı pazarına sunulan ve ‘bir öğün sağlık’ konseptiyle tüketicinin beğenisini kazanan Ton Mix ve yeni ürünlerinin yanı sıra SuperFresh, ikinci çeyrek sonunda yüzde 24,7* ciro payıyla pazar liderliğini güçlendirdi.

    Şirket, Türkiye margarin pazarında yüzde 100 marka bilinirliğine sahip Bizim Yağ ve Teremyağ gibi markalarıyla da yılın ikinci çeyreğinde yüzde 46,2 ciro payına ulaştı. Kerevitaş margarin kategorisinde altı kıtada 50’yi aşkın ülkeye ihracat yaparak yurt dışında pazar payını daha da artırdı. Özellikle tüketici margarini kategorisinde 30 yılı aşkın süredir bulunduğu Irak, Suriye ve Gürcistan pazarlarında ‘Ona’ markasıyla; ev dışı tüketim sektöründe ise pastacılık kategorisinde Arnavutluk’ta, catering kategorisinde Irak, Romanya ve Kazakistan’da liderliğini korudu.

     

    Mert Altınkılınç: “Faaliyet gösterdiğimiz geniş ekosistemde değer yaratarak lider konumumuzu sürdürmeyi hedefliyoruz”

    Kerevitaş CEO’su Mert Altınkılınç hem yurt içi hem de yurt dışında sürdürülebilir büyümeye devam ettiklerini belirterek şunları söyledi: “Kerevitaş’ta inovasyon ve Ar-Ge’ye yaptığımız yatırımlarla ürün portföyümüzü tüketici beklenti ve ihtiyaçlarına göre sürekli geliştiriyoruz. 2022 yılının ilk yarısında da güçlü markalarımızla, dondurulmuş gıda, konserve ve margarin pazarında lider konumumuzu sürdürdük. Gerek ciro gerekse ihracattaki finansal sonuçlarımız başarılı performansımızı kanıtlıyor. Önümüzdeki dönemde de Kerevitaş olarak faaliyet gösterdiğimiz geniş ekosistemde değer yaratıp büyümeyi ve lider konumumuzu sürdürmeyi hedefliyoruz.”*Nielsen, Dondurulmuş Gıda Pazarı, Toplam Türkiye (Piliç, Balık Ürünleri & Tatlı Hariç Pazar), Haziran 2022

  • CHP’Lİ GÜNDÜZ: CHP OLARAK HAYKIRDIK AMA  23 YIL BOŞA GEÇTİ!

    CHP’Lİ GÜNDÜZ: CHP OLARAK HAYKIRDIK AMA  23 YIL BOŞA GEÇTİ!

    CHP Sakarya İl Başkan Yardımcısı Yüksek İnşaat Mühendisi Oğuzhan Gündüz, asrın en büyük depremlerinden olan ve 17 bin 480 kişinin vefat ettiği Marmara Depreminin 23. Yıl dönümü dolayısıyla anma mesajı yayımladı.

    1999 yılında 16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan gece saat 03:02’de meydana gelen 7.4 büyüklüğündeki deprem Türkiye tarihinin en büyük dördüncü depremi olarak kayıtlara geçti. Merkez üssü Gölcük olan deprem, Marmara Bölgesi’nin genelinde hissedildi. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın kırılmasıyla meydana gelen deprem, İstanbul, Bolu, Bursa, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya ve Yalova’da da hissedildi. Resmî raporlara göre 19 bin ölüm, 23.781 yaralanma oldu. 505 kişi sakat kaldı. 285.211 ev, 42.902 iş yeri hasar gördü. Marmara depreminin 23. Yıldönümünde ise CHP’li Gündüz bir mesaj yayımladı. Mesajında depreme ait raporlara dikkat çeken Gündüz;”17 Ağustos 1999 yılında yaşadığımız büyük acının 23. Yıl dönümü bugün. Yaşadığımız o büyük depremi, o büyük acıyı unutmadık, unutmayacağız. Evet unutmadık, unutmayacağız diyoruz ama ders aldık mı dersek, orası büyük bir tartışma konusu. Bugün burada; bu kentte yaşayan bir birey olarak, bir deprem çocuğu ve bir inşaat mühendisi olarak, hafızalarımızı bir kez daha tazelemeyi, belirli hususların altını çizmeyi elzem görüyorum. Yaşadığımız acı tablonun üzerinden rakamlarla birlikte bir kez daha geçelim istiyorum.

    “DEPREM MADDİ MANEVİ BİZİ YIKTI”

     Marmara’nın büyük bölümünde etkili olan bu depremde, resmi sonuçlara göre; Yaklaşık 19 bin insanımız hayatını kaybetti. Yaklaşık 24 bin insanımız yaralandı. Yalnızca Sakarya’da yaklaşık 4 bin vatandaşımız hayatını kaybetti. Tabii bunlar resmi kayıtlar. Yaşanan can kaybının çok daha yüksek olduğu düşünülüyor. Resmi olmayan kaynaklar toplamda yaklaşık 50 bin vatandaşımızın hayatını kaybettiğini iddia ediyor. Peki yapılarla, binalarla ilgili tablo ne;

    Yine bu depremde; 328 bin ev ve işyeri yıkıldı veya hasar gördü. Yani yapılarımızın %25’i kullanılamaz hale geldi. Bu yapıların %6’sı yerle bir oldu, %7’si ağır hasar, %12’si de orta derecede hasar gördü. Sonuç olarak 1 milyondan fazla insanımız evsiz kaldı.

    Bu verdiğim rakamlar Marmara Bölgesi için.

    Sakarya özeline baktığımızda ise;

    İlimizde 25 bin konut ve işyeri ağır hasarlı olarak yıkıldı. 20 bin konut orta hasar alarak kullanılamaz hale geldi. Bakın, rakamlar çok çarpıcı. Bunların yanında; yaşadığımız bu büyük depremin ekonomik sonuçları da oldu elbette. Farklı kurumların yaptığı hesaplamalara göre depremin ekonomik maliyeti, o günün koşullarında yaklaşık 20 milyar dolar. Depremin ardından özellikle yeniden yapılandırma çalışmaları nedeniyle dış kaynak ihtiyacı arttı, sanayi bölgelerinde üretim faaliyetlerine ara verilmesi de ekonominin küçülmesine neden oldu.

    Bazı araştırmalar, 99 depreminin yarattığı etkinin, 2001 de yaşadığımız ekonomik krizin çıkmasında etkili olan nedenler arasında yer aldığını gösteriyor.

    “HÂLÂ OLASI BİR DEPREME HAZIR DEĞİLİZ”

    Ek olarak işin sosyal ve psikolojik boyutları da oldukça ağırdı. Daha önce söylediğim gibi; yüzbinlerce insanımız evsiz kaldı.

    Çadırlarda kaldık uzun süre hatırlarsınız.

    Temel ihtiyaçlarımızı dahi karşılayamaz hale geldik. Su tankerlerini bekledik. Ekmek araçlarını bekledik. Gıda yardımları, giyim yardımları. Gelen yardım kamyonlarının önünde oluşan uzun kuyrukları hepimiz hatırlıyoruz. Okullarımız açılamadı. Öğretim çağında olan her öğrenci en az bir dönemi kaçırdı, boş geçirdi. Yaşanan büyük acıların yanında verilen ciddi bir yaşam mücadelesi de vardı. Evet, üzerinden tam 23 yıl geçti.

    Peki, geçen bu süre zarfında ne yaptık? Bir daha böyle büyük acılar yaşamamak adına ne önlemler aldık?  Üzülerek belirtmek isterim ki, olası bir depreme karşı 99 yılından daha iyi durumda değiliz. Bu depremi gören yapılarımız, büyük oranda, daha önce bir deprem geçirmemiş yapılardı. Buna rağmen büyük bir yıkım tablosuyla karşı karşıya kaldık. Şimdi ise elimizde binlerce yorgun yapı var. Her an deprem riski altındaki ilimizde gerek konut gerek işyeri gerekse de endüstriyel tesislerimizin büyük çoğunluğunun, depreme karşı güvenli olduğunu ifade edemiyoruz maalesef.

    Bu kapsamda değerlendirebileceğimiz yaklaşık 23 bin bağımsız konut var.

    Olası orta büyüklükteki bir depremde, bu yapılarımızın büyük çoğunluğunun yıkılacağı bir gerçek. Bu yapılar eski yönetmeliklere göre yapılmış, depremi görmüş, hasar almış ve performansını tamamlamış yapılar.

    Bahse konu 23 binin neredeyse yarısında kayda değer bir güçlendirme yapılmadı. Bu binaların çoğu, maalesef, ikinci bir depremi kaldıramayacak. Konutlarımızın yanında okullarımız, hastanelerimiz ve diğer kamu kuruluşlarımıza ait yapıların da güvenli olduğundan bahsetmek çok zor.

    Konuttan bozma iş yerleri, sağlık klinikleri, okullar, apartmanların altında bulunan dükkanlar, hepsi hala kullanılıyor.

    Olası bir depremde bu alanlarda birçok insanımızın can vereceğini bilmek gerçekten acı veriyor.

    “KAÇAK İŞLE DEĞİRMEN DÖNDÜRÜYORLAR”

    Gelin görün ki bu konularla ilgili teknik ve bilimsel bütünlüğe sahip, elle tutulur bir çalışma da yok. Yani bizler bu riskli yapıları biliyoruz ancak gerçek tabloyu yine, ne yazık ki, yaşayacağımız depremle tecrübe etmiş olacağız. Yani yine acı bir tecrübe. Bunca gerçeğin arasında en çarpıcı hamle ise İMAR BARIŞI oldu şüphesiz. Hepimiz biliyoruz; ne kadar uygunsuz, imara aykırı ve hatta kaçak yapı varsa, imar barışı adı altında belirli bir tutar karşılığında kayıt altına alındı. Bu kayıtlar da tamamen mal sahiplerinin beyanı esas alınarak oluşturuldu. Açıkça ifade etmek istiyorum:Mühendislik hizmeti almadan, kaçak olarak üretilmiş yapıların yasal hale getirilmiş olmasıyla, devletin sorumluluğunda olması gereken can ve mal güvenliği bir kenara atılmıştır. Oysa ki depreme karşı önlem almanın, ortaya çıkabilecek can ve mal kayıplarını önlemenin tek yolu, var olan yapı stoğunun depreme dayanıklı hale getirilmesi ve yeni yapılacak olan yapıların buna göre yapılmasıdır.

    Elde edilecek birkaç milyar lira gelir için, bunca insanın can güvenliğinin tehlikeye atılması ne akılla, ne mantıkla ne de bilimle açıklanabilir. Acilen bu yanlıştan dönülmelidir.

    “ÇOK BÜYÜK RİSKLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Kayıt altına alınan tüm yapılar statik açıdan incelenmeli ve depreme dayanıklı hale getirilmelidir. Bir diğer konu ise KENTSEL DÖNÜŞÜM. 2011 Van depreminden sonra; 2012 yılında 6306 sayılı AFET RİSKİ ALTINDAKİ ALANLARIN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ KANUNU çıkarıldı. Kanun çıkarıldı ancak gerçek anlamda hayata geçirilmedi ne yazık ki.  Bu kanundan sonra da ülkemizde birçok deprem meydana geldi. Hafif hasarlarla atlatmamız gereken orta şiddetteki depremlerde dahi önemli kayıplar verdik. Yapı stoğumuzun halini önceki cümlelerimde tarif ettim. Yalnızca ilimizde 23 bin bağımsız konut yani yaklaşık 7000 binadan bahsettim. Bu yapıların bir sonraki depremde nasıl davranacağını bilmiyoruz ve karşımızda büyük bir risk olarak duruyor. En doğru ifadeyle can güvenliğimiz için açık tehlike arz ediyor.

    “CHP OLARAK HAYKIRDIK AMA DİNLEMEDİLER”

    Esasen kentsel dönüşüm kanunu, tam da bu gibi yapılar için hazırlanmış bir düzenleme. Ancak gelin görün ki ilimizde bu konuya dair atılmış tek bir adım dahi yok maalesef.

    Kentsel dönüşüm adı altında yapılan birkaç çalışma var. Hendek, Sapanca, Erenler ilçelerimizde, kentsel dönüşüm adı altında projeler yapıldı ancak bu dönüşüm projeleri, riskli yapıların kaldırılıp yerine güvenli yapıların oluşturulması amacının yanından bile geçmiyor. Peki, Merkezi Yönetimin, bize göre hatalı uygulamaları bir tarafa, yerel yönetim olarak Sakarya Büyükşehir Belediyesi ne yapmış? Sadece geçtiğimiz birkaç yıla baktığımızda ne görüyoruz, çok kısa bir iki örnekle ifade etmek isterim;

    2019 yerel seçimlerinden sonra Büyükşehir bünyesinde Deprem ve Zemin Araştırma Şube Müdürlüğü kuruldu. Büyük talihsizliktir ki, bu müdürlüğün başına bir sosyolog atandı.  Evet, daha önce Macerapark sorumlusu olan ve sonrasında Aile ve Çocuk Hizmetleri Müdürlüğü yapan şahıs, Sakarya için son derece önemli olan bir kurumun başına getirildi. Hatırlarsanız CHP Sakarya İl Başkanlığı olarak bu duruma yüksek sesle itiraz ettik. Liyakatsizliğin ayyuka çıktığı bu dönemde dahi, bu kadarı da olmaz dedik.

    Neyse ki bu hatadan kısa sürede dönüldü ve ilgili kişi görevden alınarak, mesleki anlamda nispeten daha uygun olan bir jeoloji mühendisi göreve getirildi. Fakat ne yazık ki bu müdürlüğün, bunca yıl depremle alakalı kılını kıpırdatmayan bir belediye içerisinde ne gibi aksiyonlar aldığı da bilinmiyor.

    Büyükşehir belirli aralıklarla toplantılar yapıyor, bir master plandan bahsediyor; yaptık, yapıyoruz, bitti diyor ancak bu ifadeler ne yazık ki hamasetin bir adım ötesine geçemiyor. 2020 yılının kasım ayında yine Büyükşehir bünyesinde Deprem Daire Başkanlığı kuruldu. Yine bu tarihlerde “Kentsel Dönüşüm Stratejik Planı” nın hazır olduğu ve ilgili bakanlığa sunulduğu ifade edildi. O tarihten bu yana da yine atılan tek bir somut adım yok. Son olarak da Nisan 2022’de Depreme Hazırlık ve Risk Tespiti kapsamında, kentimiz sözde pilot il seçildi ve 6 ay gibi kısa bir sürede “Sakarya İli Yapısal Hasar Görebilirlik” raporunun oluşturulacağı bilgisi kamuoyu ile paylaşıldı. 4 ay geçti, bu çalışmaların da ne durumda olduğu ile ilgili net bir bilgi yok elimizde maalesef.

    “BOŞA GEÇEN 23 YILI BİZ TAMAMLAYACAĞIZ”

    Sözün özü; Son depremin olduğu günden bugüne gerek merkez gerekse yerel yönetimlerin “Dostlar alışverişte görsün.” anlayışı dışında bir şey görmedik Sakarya halkı olarak. Söylemler de, yapılanlar da, yapılmayanlar da ortada.

    Güzel bir örnek de var aslında hemen yanı başımızda. Komşumuz Kocaeli de bu depremde büyük yaralar aldı. Aldı ancak bölgede yapılan başarılı bir çalışmadan bahsedeceğim. Belediye, Tübitak ve Üniversite bir araya geldi, tüm bölgede zemin incelemeleri yapıldı ve “Kocaeli için Zemin Sınıflaması ve Sismik Tehlike Değerlendirme Projesi” kapsamında bir sismik harita oluşturuldu. Bu ne anlama geliyor?

    İl sınırları içerisinde, hangi bölgelerin zeminlerinin taşıma gücü yüksek, hangi bölgelerde sıvılaşmalar var, hangi bölgeler fay hatlarının geçiş ya da çakışma noktalarında; tüm bu soruların cevapları bu raporun içerisinde detaylarıyla birlikte mevcut. Yani yeni bir yapı yapılmadan önce, o zeminin tüm özellikleri ile birlikte, bölgede nasıl bir yapı tasarlanmalı veya o bölgede yapılaşma yapılmalı mı yapılmamalı mı? Bu soruların cevapları biliniyor.

    Şimdi soruyoruz. Sakarya’da bu çalışma neden yapılmadı? Sakarya Üniversitesi gibi mühendislik alanında kendini kanıtlamış bir üniversitemiz varken, son derece donanımlı meslek odalarımız göreve hazır olduklarını defalarca dile getirmişken, bu ve buna benzer çalışmalar neden yapılmadı, neden yapılmıyor? Deprem bu şehrin gerçeği.

    Muhtemelen önümüzdeki birkaç yıl içerisinde büyük bir deprem daha yaşayacağız.  Boşa geçen 23 yılın muhasebesi bir tarafa, yarından tezi yok harekete geçmeliyiz.

    Yapı stoğumuzun gerçek tespiti bir an önce tamamlanmalı ve çıkan sonuçlara bağlı realist bir eylem planı oluşturulmalı.

    Riskli yapılarla ilgili kentsel dönüşüm adımları hızla atılmalı. Sakarya Büyükşehir Belediyesi artık söylemleri bırakıp icraat göstermeli. Boşa geçen bunca yılın vebali nasıl ödenir bilinmez ancak artık kaybedecek 1 dakikamız bile yok.

    Bizler Cumhuriyet Halk Partisi’nin bireyleri olarak, her adımda ve her koşulda göreve hazırız. Bu kentin, olası bir depremde kaderine terk edilmesine izin vermeyeceğiz.

    Bir daha böyle büyük acılar yaşamaya ne gücümüz ne de tahammülümüz var.

    Unutmayalım; deprem öldürmez, bina öldürür. Ben, bu duygu ve düşüncelerle; 99’da kaybettiğimiz deprem şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyor, yaralanan vatandaşlarımızın, o derin yaralarının sarılmış olmasını temenni ediyorum.

    Bir daha böyle büyük acılar yaşanmaması dileklerimle, teşekkür ediyorum.”şeklinde konuştu.

  • Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Adem Sarı, fındık sezonunun başlamasıyla birlikte fındık ticaretinde yaşanabilecek hilelere karşı uyardı.

    Fındıkta Oyuna Gelmeyin

    Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Adem Sarı, fındık sezonunun başlamasıyla birlikte fındık ticaretinde yaşanabilecek hilelere karşı uyardı.

    Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Adem Sarı, fındık alımlarının başladığı bu günlerde köylere giderek bin bir türlü hile ile üreticinin fındığını almaya çalışan sözde tüccarlara karşı, üreticileri uyararak fındıkta oyuna gelmemeleri için dikkatli olmalarını istedi.

    Başkan Sarı, “Sakarya ekonomisine yüksek oranda katma değer sağlayan ve önemli bir ürünümüz olan fındığın üretiminin ilimiz için ayrı bir yeri ve önemi var. Oluşabilecek mağduriyetlerin önlenmesi adına üreticisinden tüccarına hatta tüketicisine kadar dikkatli olmalı, sözde tüccarlara fırsat vermemeli, toplu bir mücadele başlatarak zararın önüne geçmeliyiz.” dedi

    Sözde fındık tüccarlarına karşı özellikle üreticinin dikkatli olmasını isteyen Başkan Adem Sarı “Vatandaşlarımızın dikkatli olmasını istiyoruz. Korsan tüccarlar; köy köy gezerek kantarda kilodan çalıp, randımanında da oynama yapıp üreticimizi kandırabiliyor. Üstelik vergisi yok. Kaydı yok. İn midir, cin midir? Ne yaptıkları bilinmiyor. Burada en büyük görev üreticimize düşüyor. Üreticimizin fındığına sahip çıkması randıman ve kantar konusunda temkinli olması gerekmektedir. Ayrıca devletimizin de riskleri en aza indirmek için denetim mekanizmalarını daha da sıklaştırması gerekmektedir. İnşallah alıcının da satıcının da kazandığı herhangi bir mağduriyetin yaşanmadığı bereketli bir sezon geçiririz ” ifadelerini kullandı.

     

  • Ülkemizde 2 milyonun üzerindeki kişinin sorunu: ‘kalp yetmezliği’

    Dolaşım sisteminin pompası olan kalbin yeteri kadar verimli çalışmayıp vücudun kan dolaşım ihtiyacını karşılamada yetersiz kalması durumuna ‘kalp yetmezliği’ deniyor. Ülkemizde HAPPY (Heart Failure Prevalence and Predictors in Turkey) çalışmasına göre; 2 milyon üzerindeki kişide değişik evrelerde kalp yetmezliği mevcut. Gelecekte bu sayının artması öngörülüyor. Kalp yetmezliği tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Öyle ki kalp yetmezliğinde sağ kalım oranları, prostat, meme ve bağırsak gibi bazı kanser türlerinden daha düşük. Kalp yetmezliği tehlikeli bir sorun olsa da, erken tanı ve tedavi sayesinde aslında kontrol altına alınabiliyor, bu sayede hastaların yaşam kaliteleri artarken yaşam süreleri de uzuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, toplumda kalp yetmezliği ile ilgili doğru sanılan hatalı bilgilerin erken tanı ve tedaviyi önleyebildiğine dikkat çekerek, doğru sanılan 6 yanlış bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

    Kalp yetmezliği bir hastalıktırYANLIŞ!

    DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, kalp yetmezliği bir hastalık değil, çeşitli hastalıkların oluşturduğu bir sonuçtur. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, kalp fonksiyonlarının bozulmasına ve kalp yetmezliğine yol açan başlıca nedenleri şöyle sıralıyor:

    • Kalp damar hastalıkları (kalp krizi geçirilmiş veya geçirilmemiş)

    • Kalp kası hastalıkları (kalbin kasılma ve gevşeme fonksiyonunda bozulma)

    • Kalp kapaklarının hastalıkları (darlık veya yetersizlik)

    • Doğumsal kalp hastalıkları

    • Çeşitli ritim bozuklukları

    • Hipertansiyon, diyabet,  tiroit problemleri (hipo-hipertroidi), toksik kimyasallar (alkol, çeşitli ilaçlar…)

     

    Kalp yetmezliği şikayetleri her hastada aynıdır. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Kalp yetmezliğinde her hastada şikayet ve bulgular aynı olmayabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, “Bazı hastalarda şikayetler kalbin fonksiyon düzeyine göre daha az iken, diğerlerinde daha şiddetli olabiliyor” diyerek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Nefes darlığı, halsizlik-bitkinlik, çabuk yorulma, ayaklarda ve vücutta ödem, kilo artışı, karında şişkinlik, çarpıntı-nabız düzensizliği ile kronik öksürük, kalp yetmezliğinin başlıca şikayet ve bulgularını oluşturuyor.  Hastalarda yetmezliğin derecesine bağlı olarak bu şikayetlerden birkaçı veya çoğu gelişebiliyor”

    Kalp yetmezliği olup olmadığını şikayetlerime bakarak kendim anlayabilirim. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Kalp yetmezliğinde gelişen belirtilerin bazıları başka hastalıklarda da görülebiliyor. Örneğin nefes darlığı, halsizlik ve çabuk yorulma sorunları; kalp dışında akciğer, kan ve kas hastalıklarında da oluşabiliyor. Ödem-kilo artışına, böbrek ve tiroit hastalıkları da yol açabiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bu yüzden şikayetlerimizin ilgili branş doktorları tarafından yorumlanması gerektiğine işaret ederek, “Kalp yetmezliği tanısını koymak için fiziki muayene yanında, ekokardiyografi, kardiyak MRI, kan testleri ve gerekirse koroner anjiyografi ile kalp kateterizasyonu yapılıyor” bilgisini veriyor.

    Tedaviyle şikayetlerim geçti. Bu durumda ilaçlarımı bırakabilirim. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: “Tedavi ile şikayetlerin geçmesi hastanın iyileştiği anlamına gelmiyor. Dolayısıyla ilaçların bırakılması son derece yanlış bir davranıştır” uyarısında bulunan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, “Bazı durumlarda altta yatan nedenin tedavisi ile kalp yetmezliği düzelse bile, çoğu durumda hastalık süreçleri devam eder. İlaçlar ile denge sağlanıp, kalp yetmezliği şikayet ve bulgularının geçtikten sonra tedavinin kontrolsüz bırakılması yetmezlik tablosunun tekrar oluşmasına neden olur. Hastalığın evresine göre ilaçlarda değişiklikler yapılsa bile tedavi yaşam boyu devam eder” diyor. Günümüzde şikayetleri gideren ve altta yatan süreçleri kontrol eden modern ve etkili ilaç tedavilerinin mevcut olduğunu belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bunların yanı sıra bazı hastalara kalbin kasılma etkinliğini arttıran ve ölümcül ritim bozukluklarını tedavi eden kalp pilleri ile mekanik kalp destek cihazlarının takıldığı bilgisini veriyor. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bu sayede hastaların hem yaşam kalitelerinin arttığını hem yaşam sürelerinin uzadığını belirtiyor.

    Kalp hastalarının cinsel hayatı sona erer. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: “Aksine düzenli bir cinsel yaşam genel sağlık açısından çok önemlidir ve kalp hastaları için de bu durum geçerlidir” şeklinde konuşan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, şöyle devam ediyor: “Kalp yetmezliği, miyokard enfarktüsü, by-pass operasyonu ve stent gibi kardiyak olaylardan sonra cinsel yaşam devam etmelidir. Enfarktüs sonrası 2 hafta, by-pass operasyonu sonrası hastanın durumuna bağlı olarak 6-8 hafta süre ile cinsel aktivite kısıtlaması yeterlidir. Bu süre sonrasında hastanın bireysel performansı ve klinik tablosu göz önüne alınarak serbestleştirilir” Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, seksüel aktivitede harcanan eforun 2 kat merdiven çıkmak veya düz yolda 20 dakika canlı yürümek ile  eşdeğer olduğunu vurgulayarak, “Bu aktiviteleri sorunsuz ve şikayet oluşmaksızın yapan hastalar uygun olarak kabul edilir. Ayrıca hastane ortamında yapılacak olan efor stres testi de karar vermede yardımcı olur” diyor. Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, hastalarda gerek kullanılan ilaçlara gerekse kalp hastalığına bağlı çeşitli cinsel fonksiyon bozuklukları oluşabileceğini,  bu durumlarda da gerekli tedavi düzenlemelerin yapılıp Üroloji ve Kadın Doğum gibi diğer branşlardan destek alınabileceğini ifade ediyor.

    İlişki sırasında ağrı oluşursa, tüm hastalar dilaltı damar genişletici ilaç alabilir. YANLIŞ!

    DOĞRUSU: Cinsel ilişki esnasında göğüs ağrısı olmuş ise erektil disfonksiyon ilaçlarını kullanmış olan hastalar kesinlikle dilaltı nitrogliserin içeren ilaç almamalıdır, çünkü ciddi ölümcül tansiyon düşüklüğü oluşabiliyor.  Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, bu durumda cinsel aktiviteye ara verilmesinin yeterli geleceğini belirterek, “Şikayet geçerse ilişkiye daha düşük tempoda devam edilebilir. Geçmez devam eder ise bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır diyor. Eğer hasta bu tür ilaç kullanmıyorsa göğüs ağrısı durumunda dilaltı nitrogliserin kullanabilir. Tüm bu konuları hastanın doktoru ile açıkça konuşmasını öneriyorum.”  diyor.

    ———–Kutu bilgisi———

    Bu öneriler hayat kurtarıyor!

    • Kalp yetmezliği hastaları artmış risk grubunda oldukları için enfeksiyonlardan korunmalıdırlar. Bu yüzden hastaların zatürre, influenza ve Covid aşısı olmaları öneriliyor.

    • Mevsimsel etkiler kalp yetmezliği hastaları için önem taşıyor. Dolayısıyla çok sıcak ve soğuk havalarda zorlayıcı fiziksel aktiviteden kaçınılmalıdır.

    • Kıyafetler yaz ve kış için uygun olmalı. Örneğin sıcak havalarda ince açık renkli terletmeyen giysiler kışın ise kalın – koruyucu giysiler giyilmelidir.

    • Sağlıklı ve yeterli beslenmeye mutlaka dikkat edilmeli. Yeterli miktarda sıvı alınmalı ve alkol ile kafeinli içeceklerden kaçınılmalıdır. Diyetteki tuz içeriği azaltılmalı, kardiyolog ve diyetisyen koordinasyonu ile belirlenen kişiye özel diyetler aksatılmamalıdır.

    • Hastanın tedavi disiplini iyi olmalıdır. Düzenli olarak sağlık kontrolü yaptırılmalıdır. Acil durumlar için hastanın ve ev halkının mutlaka bir hareket planı olmalıdır. Acil durumlarda 112 veya diğer özel acil sağlık hizmeti sunan kuruluşlara müracaat edilmelidir.

    • Hasta, aile ve sağlık sisteminin koordineli yaklaşımı yaşam kalitesini ve süresini arttırır.

  • “Bir Deprem Ülkesi Olan Türkiye’de Sigorta Bilinci Halen Çok Düşük”

    Tüketicilere sigorta bilincini aşılamak ve sigortalılık oranını artırmak hedefiyle yola çıkan Birtep Grup’un Sigorta sektöründeki markası yeni nesil Insurtech platformu Sigortambir, DASK tarafından sunulan zorunlu deprem sigortası ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Ülkemizde halen 500’ün üzerinde aktif fay hattının bulunduğuna dikkat çeken Birtep Grup CEO’su ve Sigortambir Genel Müdürü Kürşat Köz, 17 Ağustos 1999’da meydana gelen Gölcük Depremi’ni hatırlatarak, “Aradan geçen 23 yıla karşın halen acımız taze. Ancak o günden bugüne zorunlu deprem sigortası sigortalılık oranımız yüzde 53,9. Sigorta bilincimiz halen çok düşük, konut sahibi her vatandaşımız, zorunlu deprem sigortasını yaptırmalı.” dedi.

    “Olası bir depremde İstanbul’da ortaya çıkacak zarar yaklaşık 150 Milyar TL”

    Gölcük Depremi’nin ardından geçen 23 yılda gayrimenkul ve sigorta sektörünün önemli bir gelişim kaydettiğini, ancak yeterli olmadığını dile getiren Birtep Grup CEO’su ve Sigortambir Genel Müdürü Kürşat Köz, DASK tarafından sunulan zorunlu deprem sigortasının, olası bir depremde tüm hasarların önüne geçebileceğinin altını çizdi: “Türkiye, bir deprem kuşağı ülkesi ve 500’ün üzerinde aktif fay hattıyla birlikte yaşıyoruz. 17 Ağustos 1999’da yaşanan depremde 300 bine yakın konut, 45 bine yakın işyeri hasar gördü. Halen acımız taze. İstanbul’da yaşanacak olası bir deprem senaryosunda ortaya çıkacak zarar yaklaşık 150 Milyar TL boyutunda ve bu metropolde DASK sigortalılık oranı maalesef yüzde 61,9 seviyesinde.” dedi.

    “10 konuttan yaklaşık 5’i halen sigortasız”

    Ülkemizde yaklaşık 20 milyon konuttan 10,7 milyonunun ancak aktif zorunlu deprem sigortası poliçesine sahip olduğunu ifade eden Köz, “Resmi verilere göre zorunlu deprem sigortası oranımız yüzde 53,9 seviyesinde, 10 konuttan 5’i halen sigortasız. Marmara Bölgesi’nde yüzde 62,9, Ege Bölgesi’nde ise bu oran yüzde 54,6. Bugün Türkiye’de bir konut fiyatı ortalama 1,3 Milyon TL iken yaptıracağınız zorunlu deprem sigortası ise sadece 200 TL. Medeniyetin getirdiği en kıymetli ürünlerden biri olan sigortadan faydalanılması gerektiğini düşünüyorum. Konut sahibi her vatandaşımız zorunlu deprem sigortasını yaptırmalı. Aynı acıların tekrar yaşanmamasını temenni ediyor, 17 Ağustos 1999’da yaşanan Gölcük Depremi’nde ve tüm depremlerde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.” açıklamasında bulundu.

    DASK zorunlu deprem sigortası nedir?

    DASK (Doğal Afet Sigortaları Kurumu) tarafından sunulan, deprem ve deprem kaynaklı yangın, tsunami veya yer kaymasının binaya vereceği maddi zararlar ile ilgili teminat veren bir sigortadır. DASK Poliçesi ile; deprem kaynaklı tüm hasarlar, DASK tarafından karşılanır. Sigortanın kapsamı ve teminat planı, her türlü konut ve işyeri için uyarlanabilir. Sigorta dahilinde; depremin binaya verdiği hasarlar ve deprem kaynaklı; yangın, toprak kayması, sel hasarları, tsunami riskleri teminat olarak verilir. Kiracılar, oturdukları konutlar için zorunlu deprem sigortası yaptıramazlar. Kiracılar eşyalarını hırsızlık, yangın, deprem gibi risklere karşı koruyabilmek için konut sigortası yaptırabilirler.

  • Sakarya Barosu Başkanı Av. İlknur Ebiz Yıldız, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıl dönümünde açıklamalarda bulundu.

    Baro Başkanı Yıldız’dan 17 Ağustos açıklaması

    Sakarya Barosu Başkanı Av. İlknur Ebiz Yıldız, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıl dönümünde açıklamalarda bulundu.

    Başkan Yıldız’ın açıklamaları şu şekilde:

    “17 Ağustos 1999 bu kent için asrın felaketinin adı. Acılarımız sağalmış değil, hala taptaze. Yitirdiğimiz canlara hala içimiz yanıyor. Geçen 23 yılda her yıl kaybettiğimiz canlarımıza rahmet dilemekten öte neler yapıldı? Bu kent için bilimsel olarak yapılaması gerekenlerin ne kadarı yapıldı ne kadarı eksik kaldı? Bunu ciddiyetle sorgulamak gerek diye düşünüyoruz. Kentsel dönüşüm bu kent için olmaz ise olmaz ve bilimin emri ancak geçen 23 yıla rağmen sorunun çözümü için atılan adımlar bir nebze önemli ama yeterli değil. Bize göre tüm süreçlere ivedilikle müdahale edilmeli.

    Bu nedenle kamu otoritesi, şehrimizi depreme hazırlıklı, kentin yapı stoğunu depreme dayanıklı hale dönüştürmek için hemen şimdi var gücüyle gayret göstermelidir.

    Bilim diyor ki Marmara depremi mutlaka gerçekleşecek. Her 30 yılda bir bu coğrafya büyük bir depremle sarsılmış, geleceği beklenen bu deprem için karar vericilerin ve yerel yönetimlerin birinci önceliği depreme hazırlık olmalı. Afet öncesi, sırası ve sonrası her şey planlı ve kriz yönetimini tek bir aksaklık yaşanmayacak şekilde programlamak olmalı. Depreme hazırlıklı olmak için diri fay hatları üzerinde yapılaşmaya asla müsaade verilmemelidir.

    Yerel jeolojik koşullara uygun olmayan inşaat teknikleri ve yapı inşaasına müsaade edilmemelidir. Mevcut deprem yönetmeliğine uygun olmayan ve bina mühendislik ömrünü tamamlanmış binalar ile ilgili dönüşüm süreci ivedilikle harekete geçirilmelidir. Yine iskan sonrası kullanım hataları nedeniyle binaların statiğine olumsuz etkilerin buna dair müdahalenin önüne geçilmelidir. Bu nedenle Sakarya Barosu olarak şehrimizi yöneten kamu otoritesini kullanan tüm yetkililere hukuki ve vicdani  sorumluluklarını bir kez daha hatırlatıyoruz.”

  • 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 23’üncü yılı: Hayatını kaybedenler etkinliklerle anıldı

    Türkiye’yi sarsan 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 23’üncü yılı dolayısıyla, depremin etkilediği Sakarya,İstanbul, Kocaeli  ve Yalova’da anma etkinlikleri düzenlendi

    Sakarya’da, 17 Ağustos 1999’daki Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenler için anma programı gerçekleştirildi.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesince Demokrasi Meydanı’nda düzenlenen etkinlikte, Kur’an-ı Kerim, ilahi ve kasideler okundu.

    Acının 23’üncü yıl dönümü Demokrasi Meydanı’nda anıldı

    Büyükşehir Belediyesi’nin asrın felaketi 17 Ağustos depreminin 23’üncü yıl dönümünde Demokrasi Meydanı’nda düzenlediği anma gecesinde dualar deprem şehidi binlerce vatandaş için yapıldı.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi, acının yıl dönümünde meydanda her yıl olduğu gibi bir anma programı gerçekleştirdi. Asrın felaketi olarak nitelendirilen, Sakarya başta olmak üzere Marmara bölgesindeki birçok şehre yıllarca kapanmayan yaralar bırakan 17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden tam 23 yıl geçti. Adapazarı’nda ve kentin dört bir yanında ailesini, yakınlarını, sevdiklerini enkaz altında kaybeden vatandaşlar önceki yıllarda olduğu gibi aynı gece meydanda buluştu. Programa Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Mustafa Ak’ın yanı sıra Vali Yardımcısı Muhsin Çatmadım, SAÜ Rektörü Prof. Dr. Hamza Al, SUBÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık, Baro Başkanı İlknur Ebiz Yıldız, Adapazarı Muhtarlar Federasyonu Başkanı Erdal Erdem ile belediye başkanları, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar katıldı.

    Gözyaşı ve dualar

    Saat 22.00’da meydanda oluşturulan oturma alanlarında, sahnenin önünde anma için bekleyişe başlayan vatandaşlar ilk olarak Kur’an tilaveti dinledi. Okunan dualar deprem şehitlerinin ruhuna hediye edildi. Program, 17 Ağustos gecesinin hemen ardından kaydedilen görüntüler ve yakınlarını kaybeden vatandaşların, yöneticilerin röportajlarından oluşan sinevizyon gösterileriyle devam etti. 23 yılın unutturamadığı acıyı ilk günkü gibi hisseden vatandaşlar video sırasında gözyaşlarına hâkim olamadı. Anma programı gecenin ilerleyen saatlerinde konuşmalar ve ilahi dinletileriyle devam etti. Büyükşehir, programda 17 Ağustos’a dair arşivinde yer alan fotoğrafları sergiledi. Meydanın bir bölümünde ise lokma ve çay ikramı yapıldı.

    Yüce: “Kaybettiğimiz vatandaşları rahmet ve dua ile anıyorum”

    Programa yurt dışı programı sebebiyle katılamayan Başkan Ekrem Yüce yolladığı telegrafla vatandaşların acısını bir kez daha paylaşırken, “23 yıl geçmesine rağmen yaramız hala çok taze. Binlercemiz evimizi, yuvamızı, ailemizi kaybetti. Kelimelerle tarifi olmayan bu acıyı hisseden her bir vatandaşımızın hüznünü yürekten paylaşıyor, sabırlar diliyorum. Yerle bir olan bir şehri yeniden inşa etme gücünü hepimize veren, umudumuzu asla kaybetmememizi emreden yüce Allah’a şükürler olsun ki zorlukları aşıyoruz. Tüm deprem şehitlerini rahmet ve dua ile anıyor, asrın felaketi 17 Ağustos depremini en kalbi duygularımla hissediyor, anıyorum” ifadelerini kullandı. Anma gecesi deprem saati olan 03.02’de duaların yapılmasıyla son buldu.

    Vatandaşlar, depremin yıkıcı etkisini gösteren kentin çeşitli noktalarından çekilmiş manzaraların bulunduğu resim sergisini gezdi.

    Kızılay ve AFAD’ın bilgilendirme filmlerinin gösterildiği etkinlik süresince katılımcılara çay ve su ikram edildi.

    Saatler 03.02’yi gösterdiğinde İl Müftüsü Hasan Başiş’in eşliğinde “deprem şehitleri” için dua edilmesiyle program son buldu.

    Etkinliğe, kent protokolünün temsilcileriyle vatandaşlar katıldı.

    Yalova’da, 17 Ağustos 1999’daki Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenler için anma programı düzenlendi.

    15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan katılımcılar, sahildeki Deprem Anıtı’na kadar “sessiz yürüyüş” gerçekleştirdi.

    Depremde hayatını kaybedenlerin isimlerinin yazılı olduğu mermer blokların bulunduğu anıta gelen katılımcılar, anıta karanfiller bırakarak deprem günü çekilen fotoğrafların bulunduğu salonları gezdi, o gün kaydedilen kurtarma görüntülerini izledi.

    Kur’an-ı Kerim tilaveti ve okunan mevlidin ardından program, deprem saati olan 03.02’de duaların edilmesiyle son buldu.

    Vatandaşlara Yalova Belediyesi tarafından çorba ve helva ikramı yapıldı.

    Anma törenine, Vali Muammer Erol, AK Parti Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, Belediye Başkan Vekili Mustafa Tutuk, kurum müdürleri ve vatandaşlar katıldı.

    Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenler, 17 Ağustos 1999’da yaşanan depremin merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde anıldı.

    Kavaklı Sahili’ndeki Deprem Anıtı önünde Marmara Depremi’nin 23. yılı dolayısıyla düzenlenen anma etkinliğinde, felaketin yaşandığı saat olan 03.02’de saygı duruşunda bulunulup, depremde yaşamını yitirenler için dua edildi.

    Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer, gazetecilere yaptığı açıklamada, 45 saniyenin Gölcüklüler için unutulmayacak bir zaman dilimi olduğunu ifade ederek aradan geçen 23 yılın ardından saat 03.02’de anma programı düzenlediklerini kaydetti.

    Gölcük’te acıların taptaze olduğunu söyleyen Sezer, “Bu zaman zarfında aslında maddi anlamda kaybedilen her şey geriye geldi. Ancak sevdiklerimize maalesef tekrar kavuşma imkanımız yok. Biz şunu anladık; Afetler her zaman olabilir, onlara hazırlık yapmamız afetlere hazır olmamız, tedbir almamız gerekir.” ifadelerini kullandı.

    Sezer, devlet kurumlarının afetlere yönelik birçok hazırlık yaptığına işaret ederek bundan sonra tedbirlerin sıkılaşması gerektiğini vurguladı.

    Vatandaşların da kurallara uymasını ve afet anında ne şekilde hareket edeceğini bilmesi gerektiğini belirten Sezer, “Kurallara uymamız gerekiyor. O kurallara uyduğumuz takdirde yaptığımız binalarda binaların yüksekliği de kurallara uyduğu takdirde biz aslında ilk sırada kendimizi korumuş oluyoruz.” diye konuştu.

    BAKAN SOYLU GÖLCÜK’TEKİ ANMA TÖRENİNDE KONUŞTU

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Bütün hazırlıklarımızı yine İstanbul’da yaşanabilecek 7,5’luk bir deprem üzerinden yapıyoruz.” dedi.

    Gölcük ilçesi Kavaklı sahilinde düzenlenen “17 Ağustos Depremi Anma Töreni”nde konuşan Soylu, Marmara Depremi’nde İstanbul’da olduğunu belirterek o süreçte vatandaşların yaşadığı sıkıntılara değindi.

    Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenlere rahmet dileyen Soylu, her afet ve her zorluktan birçok ders aldıklarını, aldıkları dersin kendilerine birçok adım attırdığını söyledi.

    Geçen yıl yaşanan sellerin ardından alınan önlemlere ve AFAD’ın gönderdiği uyarı mesajlarına değinen Soylu, bu yıl uyarı mesajları sayesinde Batı Karadeniz’de kurumların ve vatandaşların tedbirlerini mümkün olduğu ölçüde aldığını kaydetti.

    Soylu, afetten etkilenen vatandaşların her zaman yanında olduklarını vurgulayarak “Devlet eski devlet değil. Türkiye de eski Türkiye değil, Allah’a hamdolsun.” dedi.

    Sel, yangın gibi afetlerden etkilenen vatandaşların yaşadığı ümitsizliğin giderilmesi için yapılan çalışmaları hatırlatan Soylu, şunları söyledi:

    “O gün gördüğümüz ümitsiz yüzlerin, gözlerin yerini geleceği yine kucaklayabilecek umutlu insanlar almıştı. Bunu biz kendimiz yapmadık. Bunu tam da sizin desteklerinizle, katkılarınızla ve bu devletin azametiyle, bu devletin gayretiyle ve işini bilen Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu iradeyle beraber. Başımız yere eğik olabilirdi. ‘Ne yapacağız, elimizden bir şey gelmiyor’ diyebilirdik. Ama sadece burası için değil. Allah’ınızı severseniz, ben her zaman söylüyorum, söylemeye devam edeceğim. Bir millet olarak, şu Ayasofya’nın minareleri kadar dik olun, başınız göğe değecek kadar dik olun, hiçbir zaman kimseye boynunuzu eğmeyecek kadar dik olun. Bu kardeşiniz, bu memleketin gücünü ve kuvvetini dünyanın birçok yerinde gören bir kardeşiniz.”

    Terörle mücadele çalışmalarını anlatan Soylu, “Bugün sabah milletimize bir müjde daha verdik. Tendürek Dağı’nı temizledik. Kolay bir iş değil. Sadece Tendürek Dağı’nı temizlemedik. Tendürek Dağı’nın en tepesine ay yıldızlı bayrağı diktik. Ve Allah bize ömür boyu oradan etrafımızdaki coğrafyaya bakabilme fırsatı sağlayacak.” diye konuştu.

    “ALLAH BİZİ MİLLETİMİZE MAHCUP ETMESİN”

    Soylu, doğal afetlerin yanında bir de yalan afetiyle karşı karşıya kaldıklarını belirterek siyasetin her yerde yapılabileceğini ancak yalan söylenmemesi gerektiğini söyledi.

    “Baraj patladı” şeklinde söylemlerde bulunulduğunu ifade eden Soylu, “Barajın patlamadığını anlatmakla mı uğraşalım yoksa evin 4. katından 5. katından, aşağıda şuramıza kadar su varken, ‘ne olursunuz hamileyim’ diye işaret yapan kadını kurtarmakla mı uğraşalım? Bunu bütün milletimize 17 Ağustos’un 23 yıl sonrası belki de afette yapabileceğimiz en hayırlı işlerden bir tanesi. Ben de muhalefet partilerinde siyaset yaptım. Orman yangınlarına gittim. Yapacağınız bir şey var; Allah kolaylık versin, Allah yardım etsin deyip yapabileceğimiz bir şey var mı? Üzerimize düşen bir şey var mı? deyip afette elini taşın altına gerekiyorsa sokmandır.” diye konuştu.

    Soylu, helikopterle köylere jeneratör götürerek 24 saatte elektrik bağladıklarını, şeker hastası varsa doktoru vatandaşın ayağına getirdiklerini dile getirerek hiç kimseyi yalnız bırakmadıklarını kaydetti.

    Resim

    “Allah başımıza bir afet vermesin” diyen Soylu, “Bütün hazırlıklarımızı yine İstanbul’da yaşanabilecek 7,5’luk bir deprem üzerinden yapıyoruz. Zamanını bilmiyoruz. Yerküreyi tutabilecek bir halimiz ve gücümüz söz konusu değil ama tedbir almak bizim en büyük sorumluluğumuzdur. Bu tedbirleri almak için bir taraftan öncesinde yapmamız gerekli olduklarını, zamanında yapmamız gerekli olduklarını ve sonrasında yapmamız gerekli olduklarını gücümüz yettiğince yapmaya çalışıyoruz. Allah bizi milletimize mahcup etmesin.” ifadesini kullandı.

    Soylu, 23 yıl önce yaşanan deprem gerçeğini unutmamaları gerektiğini belirterek bunu gelecek nesillere aktarmaları gerektiğini vurguladı.

    Çok çalışmaları gerektiğine işaret eden Soylu, “Sadece bizim bize ihtiyacımız yok. Filistin’in bize ihtiyacı var. Bu ülkenin öyle bir Cumhurbaşkanı var ki Lübnan’da ekonomik kriz yüzünden 0-2 yaş arasındaki çocukların süt içemediklerinden dolayı onların süt ihtiyacını nasıl karşılayacağım diye dert edinen ve bunu karşılamak için çaba üreten ve Müslüman ve bütün dünyada kimseyi mağdur ve mazlum bırakmamak için gayret sarf eden bir taraftan Libya’da kendi gücümüzü ortaya koyan, diğer tarafta Yemen’de insanlara elini uzatan, Suriye’de kimseyi yalnız bırakmamak için gayret gösteren bir Cumhurbaşkanımız var. Bu milletimizin özüdür ve milletimizin tecrübesidir.” şeklinde konuştu.

    Resim

    Soylu, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve diğer afetlerde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dileyerek, gelecek nesillere güçlü ve büyük Türkiye bırakmanın kendilerinin en büyük sorumlulukları olduğunu bildirdi.

    Konuşmanın ardından Soylu, Vali Seddar Yavuz, Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın depremde hayatını kaybedenler anısına denize karanfil bıraktı.

    Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Cemil Meriç Engelsiz Yaşam Merkezi’nde eğitim gören engelliler bireyler, çakıl taşları kullanarak yaptıkları “Türk Bayrağı” tablosunu Bakan Soylu’ya takdim etti.

    17 Ağustos Marmara Depremi’nin 23’üncü yılı dolayısıyla Avcılar’da anma etkinliği düzenlendi.

    Avcılar’da Marmara Caddesi’ndeki deprem anıtı önünde gerçekleştirilen etkinliğe, Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli, siyasi ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile depremde hayatını kaybedenlerin yakınları katıldı.

    Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan etkinlikte konuşan Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli, 1999 yılındaki Marmara Depremi’nde, ilçede 247 kişinin hayatını kaybettiğini, 28 binanın yıkıldığını ve binlerce binanın hasar gördüğünü söyledi.

    Hançerli, “Bundan 23 yıl önce Avcılar’da da Avcılarlı hemşehrilerimizin ölümüyle sonuçlanan bir deprem gerçekleşti. Deprem Avcılar’dan çok uzaklarda Gölcük’te gerçekleşti ve işte hemen önünde bulunduğumuz deprem anıtında ismi zikredilen 247 insan yaşamını yitirmişti. Bugün özellikle bu saatte burada olmak bu acıyı unutmadığımızın, acının unutulmadığının açık göstergesi.” dedi.


  • Başkan Özen’den, 17 Ağustos Mesajı

    Başkan Özen’den, 17 Ağustos Mesajı

    17 Ağustos 1999 yılında gece 03.02’de meydana gelen ve 45 saniye sürerek ülkemizde yaşanan en büyük deprem felaketlerinden biri olan “Marmara Depremi” münasebetiyle Sapanca Belediye Başkanı Özcan Özen, bir mesaj yayımladı.

    Yıllar yaraları sarsa da acılarımızı azaltmadı

    Başkan Özen, mesajında “23 Yıl önce meydana gelen Marmara Depremi, Milletimizin yaşadığı en acı felaketlerden biri olarak tarihteki yerini almıştır. Ülkemiz için yaşanan büyük doğal felaket olan Marmara depreminde, 17 bin 480 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, 43 binden fazla vatandaşımız yaralanmış, yüzlerce insan evsiz kalmıştır. Geçen yıllar yaraları sarsa da ne acılarımızı azalttı ne de kaybettiklerimizi unutturdu. Geride yıkım ve acı bırakan önemli olaylar genellikle hatırlanmak istenmez. 17 Ağustos, depremle yaşamayı öğrenebilmemiz için bize sorumluluklarımızı hatırlatan bir tarihtir. En büyük temennimiz ve dualarımız, böyle bir felaketin ve acının bir daha yaşanmamasıdır.

    Bizler her koşulda yaşanabilecek olumsuzluklara karşı hazırlıklı olmalıyız. Unutulmamalıdır ki; deprem değil, bilinçsizlik ve tedbirsizlik öldürür. Aynı acıların bir daha dünyanın hiçbir yerinde yaşanmamasını diliyorum. 17 Ağustos 1999 Depremi’nde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum” ifadelerini kullandı.

  • Büyükşehir’den Bocce’de gümüş madalya geldi

    Büyükşehir’den Bocce’de gümüş madalya geldi

    Büyükşehir Belediyesi Bocce Volo Sporcusu Faik Dursun Öztürk, bu yıl 5.’si düzenlenen İslami Dayanışma Oyunları’nda gümüş madalyanın sahibi oldu

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi sporcusu Faik Dursun Öztürk, 5. İslami Dayanışma Oyunları’nda Bocce Volo altın nokta tek erkekler disiplininde gümüş madalyanın sahibi oldu. Konya’da gerçekleştirilen yarışlarda ülkemizi temsil eden Öztürk, zorlu geçen yarışlarda finalde Cezayirli rakibine karşı çok az farklı kaybederek 2. oldu. 7 ülkenin sporcusu arasından gümüş madalyanın sahibi olan Öztürk, oyunların önemine vurgu yaparak, “Bugün hem şehrimizi hem ülkemizi en güzel şekilde temsil etmenin mutluluğunu yaşıyorum. İslami Dayanışma Oyunları yarı olimpik ve dünyada gerçekleştirilen en önemli organizasyonlardan birisi olarak kabul ediliyor.

    Böylesine bir organizasyonda kürsüye çıkmak bizler için çok büyük önem arz ediyor. Bundan sonraki süreçte de tüm gayretimi ortaya koyarak kulübümüzü ve ülkemizi en iyi şekilde temsil etmeye devam edeceğim. Bu vesile ile Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem Yüce beyefendiye bizlere sunduğu olanaklar için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum” diye konuştu.

  • Başkan Fatih Sevindik’ten 17 Ağustos Mesajı

    Asrın en büyük felaketlerinden birisi olarak tarihe geçen 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 23. yıldönümü dolayısıyla bir mesaj yayınlayan Başkan Sevindik mesajında; “Başta Sakarya’mız olmak üzere Marmara Bölgemizi etkileyen, ülkemizi derin acılara boğan ve binlerce canımızı kaybettiğimiz 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 23 yıl geçti. Ancak yaşanan acılar halen daha yüreklerimizde tazeliğini koruyor. Allah bir daha böyle bir acı yaşamaktan korusun.”dedi.

    Başkan Sevindik “Ülkemizin etkili ve yıkıcı bir deprem kuşağı üzerinde olduğunu hatırlatarak. Deprem gerçeğinin yıkıcı ve tahrip edici etkilerini ; sağlıklı, planlı kentleşme, bilinçlendirme ve farkındalık eğitimleri, yapı ve inşaat endüstrisinin tüm bileşenlerinin teknik ve vicdanı sorumluluğunu yerine getirmekle en aza indirilebiliriz. Dolayısıyla deprem değil, tedbirsizlik öldürür.” ifadelerini kullandı.

    Deprem konusundaki sorumluların bilincinde olmamız gerekli ve tedbirler almalıyız diyen Başkan Sevindik, Sakarya olası bir depreme ne kadar hazır? Vatandaş olarak hepimiz aynı bilinçle bu soruyu kendimize de sormalıyız. Yarın öbür gün “eyvah” dememek için deprem gerçekliğine uygun olarak Sakaryamı’zı, kendi yaşamımızı ve ailelerimizi güvence altına almaya çalışmalıyız.” dedi.

    Başkan Sevindik “Bu vesileyle 17 Ağustos 1999 depreminde hayatını kaybeden tüm hemşehrilerimizin acı kaybını yüreğimizde hissederken, bir kez daha rahmetle anıyor, depremde yakınlarını kaybeden vatandaşlarımıza ve milletimize başsağlığı diliyorum.”dedi.

    Gelecek Partisi Sakarya İl Başkanlığı