Kategori: Etkinlikler

Etkinlikler

  • Türkmen Alkan’ın “Sessiz Direniş” Sergisi Sanat İzleyicisi ile Buluştu.

    Türkmen Alkan’ın “Sessiz Direniş” Sergisi Sanat İzleyicisi ile Buluştu.

    Türkmen Alkan’ın “Sessiz Direniş” Sergisi Sanat İzleyicisi ile Buluştu.

    Ressam Türkmen Alkan, son dönem çalışmalarından oluşan “Sessiz Direniş” isimli kişisel sergisiyle 13 Aralık’ta Evrim Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluştu. 31 Aralık 2025 tarihine kadar ziyaret edilebilecek sergi, insanın içsel eşiğini, karanlıkla yüzleşmesini ve yeniden doğuş arzusunu odağına alıyor.

    Sergide, sanatçının içsel yolculuk ve dönüşüm temalarını ustalıkla yansıttığı son döneme ait 31 eser izleyiciyle buluşuyor. Yağlı boya resimler ile kağıt üzerine karakalem ve mürekkep teknikleriyle üretilen bu eserler, açılışta sanatseverlerden büyük beğeni topladı.

    Türkmen Alkan, sergiye dair düşüncelerini şöyle aktarıyor:

    “Sessiz Direniş’te izleyiciyi eşiklerden, kapılardan ve karanlık dehlizlerden geçerken hem çocuk hem yetişkin yanıyla yüzleşmeye çağırıyorum. Görünen dünyanın konforundan sıyrılıp bilinmeyene adım atmanın sancılı ama dönüştürücü bir deneyim olduğuna inanıyorum. Tuvaldeki kuru ağaç, ışık, karanlık ve yol metaforları; kentli yetişkin çocuğun kendi iç doğumuna, tabiatla yeniden kurduğu bağa ve kendi sınırlarını arama cesaretine işaret ediyor. Bu sergi, sessizliğin içindeki direnişi, kırılganlıkta saklı gücü ve kendi yolunu bulma arayışını görünür kılma çabasıdır.”

    Evrim Sanat Galerisi’nin kurucusu Betül Ketenci ise sergi hakkında şunları söylüyor:

    “Türkmen Alkan’ın “Sessiz Direniş” sergisini galerimizde ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz. Sanatçının eşik, dönüşüm ve içsel yolculuk üzerine kurduğu derinlikli anlatı, izleyiciyi hem görsel hem düşünsel bir keşfe davet ediyor. Bu serginin, galerimizin ruhuyla da örtüşen güçlü bir iç ses ve özgün bir ifade alanı açtığına inanıyoruz. Sanatseverleri bu özel buluşmaya davet ediyoruz.”

    Adsız tasarım – 5

    Ressam Türkmen Alkan, 1976 Zara doğumlu olup, 2002 yılında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. Sanatsal gelişiminde Kasım Koçak ve Aysu Koçak’ın atölyelerinde aldığı eğitimlerin önemli bir yeri bulunuyor. Üretimlerini İstanbul’da sürdüren Alkan, çalışmalarında içsel yolculuk, dönüşüm ve insanın eşiklerle kurduğu ilişkiyi merkezine alarak özgün bir görsel dil ortaya koyuyor.

    Sanatseverler, Türkmen Alkan’ın yeni dönem üretimlerini bir arada görebilecekleri “Sessiz Direniş” sergisini 31 Aralık 2025 tarihine kadar Evrim Sanat Galerisi’nin yeni adresinde ziyaret edebilirler.

     

    Evrim Sanat Galerisi

    Adres: Caddebostan Mahallesi Bağdat Caddesi Ergun Apt. No: 244 Kat 2 Daire 8 Kadıköy İstanbul

    Tel.: (0533) 237 59 06

    Ziyaret Saatleri: Pzt-Çrş-Perş-Cuma-Cmt 11:00-19:00
    Pazar 12:00-18:00, Salı günleri ziyarete kapalıdır.

  • EDİS’TEN UNUTULMAZ AÇILIŞ KONSERİ!

    EDİS’TEN UNUTULMAZ AÇILIŞ KONSERİ!

    İSTANBUL WONDER VILLAGE İLK HAFTASINDA 15.000’DEN FAZLA KATILIMCIYI AĞIRLADI!

    EDİS’TEN UNUTULMAZ AÇILIŞ KONSERİ!

    İstanbul’un en büyük kış marketi Wonder Village, 5 Aralık’ta Life Park’ta kapılarını açarak ilk haftasında 15.000’den fazla ziyaretçiyi ağırladı ve Edis’in etkileyici açılış konseriyle rekor bir başlangıca imza attı.

    Festivalin açılış gecesi, 5 Aralık’ta sahne alan pop müziğin yıldızı Edis’in güçlü performansıyla gerçekleşti. Biletleri günler öncesinden tükenen gecede katılımcılara Wonder Village sahnesinde unutulmaz anlar yaşatan Edis, şarkılarını binlerce kişiyle hep bir ağızdan söyledi.

    İlk haftanın konser serisi ise 6 Aralık’ta Can Gox ve Jabbar, 7 Aralık’ta ise M Lisa ve Aydeed performanslarıyla devam etti.

    Wonder Village; ışıl ışıl süslenmiş sokakları, birbirinden sıcak kış lezzetleri, yılbaşı temalı stantları ve rengarenk dekorasyonuyla ziyaretçilere büyülü bir atmosfer sunuyor.

    Önümüzdeki haftalarda Wonder Village sahnesinde Zeynep Bastık, Pinhani, Gripin, Yüksek Sadakat, Aleyna Tilki, Sefo, Selin, Tuana ve Kalabalıklar gibi sevilen sanatçılar yer alacak. Etkinlik, müzikseverlere dolu dolu bir konser takvimi vadederek heyecanı artırıyor.

  • ‘Ege’nin Hekimleri Söylüyor’ adlı konserin geliri eğitim bursu olarak bağışlandı.

    ‘Ege’nin Hekimleri Söylüyor’ adlı konserin geliri eğitim bursu olarak bağışlandı.

    Egeli Hekimlerden Eğitim Yararına Unutulmaz Konser

    İzmir Diş Hekimleri Odası (İZDO) ve Ege Tıbbiyeliler Derneği’nin düzenlediği, ‘Ege’nin Hekimleri Söylüyor’ adlı konserin geliri eğitim bursu olarak bağışlandı.

    Konser gelirleri ayrıca KAHEV aracılığıyla, vefat eden hekimlerin çocuklarına da burs sağlayacak.

    Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşen konserin sanat yönetmenliğini Ümit Bulut üstlenirken; İzmirli hekimlerden oluşan koro dinleyenlerden tam not aldı.

    2 saat boyunca Türk edebiyatının güçlü kalemleri Sabahattin Ali ve Nazım Hikmet’in şiirlerinden uyarlanan eserleri yorumlayan koro, dinleyenlere duygusal anlar yaşattı; nostalji yolculuğuna çıkardı.

    2 bölümden oluşan konserde, usta yazar Sabahattin Ali’den Leylim Ley, Benim Meskenim Dağlardır, Çocuklar Gibi, Aldırma Gönül ve Nazım Hikmet’ten de Karlı Kayın Ormanı, Gözlerin, Çok Yorgunum, Ben Bir Ceviz Ağacıyım, Yiğidim Aslanım ve daha birçok unutulmaz eser seslendirildi.

    Konser sonunda seyircileri selamlayan sanat yönetmeni Ümit Bulut ve koristler tüm salon tarafından ayakta alkışlandı.

    İZDO Genel Sekreteri Melis Daraoğlu Gürel de sergiledikleri başarılı performanstan ötürü konserde emeği geçen herkese teşekkür ederek, sanatın ve sanatçının yanında olmaya devam edeceklerini dile getirdi.

    Resimaltı soldan sağa: Şulan Tuncer, Melis Daraoğlu Gürel, Pınar Bulut, Ümit Bulut, Nurhan Demir

  • İklim Krizi Filmlerle Anlatılacak!

    İklim Krizi Filmlerle Anlatılacak!

    Bu yıl Ankara’da 18-21 Aralık tarihlerinde gerçekleşecek 2. Uluslararası Afet Film Festivali’nin jüri üyeleri ve programı belli oldu.

    Uluslararası seçkisi sayesinde sinemanın dünden bugüne iklim değişikliği konusuna bakışını ve sinema sanatının iklim değişikliğini nasıl bir kadraj içine aldığını sunacak olan Uluslararası Afet Film Festivali’nin ana jüri üyeleri belirlendi. ‘İklim Değişikliğinin Küresel Boyutu’ temasıyla düzenlenen ve 114 ülkeden başvuru alan festivalde yarışacak filmleri değerlendirecek jürinin başında ise usta yönetmen Derviş Zaim yer alacak.

    Uluslararası Afet Film Festivali (UAFF), sinemanın gücünü̈ kullanarak afetlerin yıkıcı etkilerine dikkat çekmek ve toplumda bu konuda farkındalık yaratmak amacıyla düzenlenmektedir. UAFF, doğal ve insan kaynaklı tüm afetlerle ilgilenmekte, uluslararası toplumu tüm doğal ve insan kaynaklı afetler hususunda düşündürmeyi istemektedir. Farklı kültürlerden ve coğrafyalardan gelen filmleri bir araya getirerek, afetler karşısında küresel dayanışmayı ve ortak anlayışı teşvik etmeye çalışan UAFF, bu amaçla düzenlediği yarışmayla Türkiye’nin önde gelen festivallerinden biri olmaya da güçlü bir aday.

    Sinemanın çeşitli alanlarından değerli profesyonellerin yer alacağı jüri kadrosundaki isimler şu şekilde; uzun metraj kategorisinde Derviş Zaim, Süleyman Civliz, Mehmet Ali Karga ve Feza Çaldıran, kısa film kategorisinde Prof. Dr. Recep Yılmaz, Dr.Öğr. Üyesi Muhammed Safa Karataş ve Müge Uğurlar, belgesel kategorisinde Koray Demir, Prof. Dr. Nihan G. Işıkman, Hacer Koç Yıldız, Muhammed Sabit Yakar veKadir Uluç, animasyon kategorisinde ise İsmail Fidan, Prof. Dr. Hacı Mustafa Akkaya, ve Doç. Dr. İclal Alev Değim…

    Film gösterimlerinin Kült Kavaklıdere’de yapılacağı festivalde, gerçekleştirilecek paneller arasında Derviş Zaim, Serpil Altın ve Mehmet Ali Karga’nın konuşmacı olarak katılacağı “Sinema ve İklim” ile Nurten Bayraktar, Prof. Dr. Nihan G. Işıkman ve Tuna Cantek’in katılımıyla “İklim Krizi Çağında Sinema: Anlatı, Üretim ve Eğitim Yoluyla Dönüştürücü Etki” yer alacak. Açılış gecesi ise yönetmen Tayfun Belet’in son filmi “Gölün Şarkısı” seyirci ile buluşacak. Festival direktörlüğünü Mehmet Serhat Bıçak’ın üstlendiği, farklı kültürlerden ve coğrafyalardan gelen filmleri bir araya getirerek, afetler karşısında küresel dayanışmayı ve ortak anlayışı teşvik etmeye çalışan UAFF’nin bu yılki teması iklim değişikliği.

    ‘İklim Değişikliğinin Küresel Boyutu’ temasıyla düzenlenen ve 114 ülkeden başvuru alan festivalde yarışacak filmler ise şöyle:

    Uzun Metraj FilmKategorisi

    The Agronomist, Yön:Martín Turnes, Arjantin

    Under The Volcano, Yön:Damian Kocur, Polanya

    The Conquistadors Trail(La Ruta De Los Conquistadores), Yön: Leire Egaña, İspanya

    Maybe Somewhere Else,Yön: Ali Tasdighi, İran

    Wilder Côa, Yön: JoãoCosme, Portekiz

    Savanna And The Mountain,Yön: Paulo Carneiro, Portekiz, Uruguay

    Passage of the River,Yön: Padma Chebrolu, ABD

    Belgesel Film Kategorisi

    The Endless Sea, Yön:Jose Maria EGEA ve Paco PORTERO, İspanya

    Tree Man, Yön: Mehmet AliPOYRAZ, Türkiye

    Gün Hep Gece, Yön: MelisaYILDIZ – Kenan KULİEV – Yağmur KAYA, Türkiye

    Sukande Kasaka (AilingLand), Yön: Kamikia Kisedje, Fred Rahal, Brezilya

    Guatape is (not) Dead,Yön: Laurence Paciarelli Belçika, Kolombiya

    Muzaffer, Yön: Ömer FarukÇetin, Türkiye

    Umut Elçileri, Yön: DidemTütüncü, Türkiye

    Kısa Film Kategorisi

    Forgiven, Yön: Burak Kaplan,Türkiye

    Memories For Sale, Yön:Lilly Maldonado, Meksika

    Nana Kuerajperi (The Callof Water), Yön: Gerardo Chavez, Meksika

    A Drop At a Time, Yön:Mazyar Mahan, ABD

    Holzlaufer, Yön: PhilippKrautschick, Belçika, Almanya

    Chronotope, Yön: RezaHeydari, İran

    Animasyon Kategorisi

    White Nights, Yön: ÇağrıErdoğdu, Türkiye

    Single Use, Yön: BijoyetaSahoria Das, Hindistan

    Last Call, Yön: CasperDaigle, Birleşik Krallık

    In Captivitiy of aFinger, Yön: Zahra Shafiei Dehaghani, Mohammadali Taheri, Ali akbar Ardeshir,Ismail Mokhtarian, İran

    Sea of Hope, Yön: Jubrail Abubaker Rahman, Irak

    History of Humanity, Summarized,Yön: Stefano Bertelli, İtalya

    Festivalin Web Sayfası:

    https://www.uaffest.com

    Festivalin Tanıtım Filmi:

    https://www.youtube.com/watch?v=RaUO1sLFffU

  • BRAND WEEK ISTANBUL, SON GÜNÜNDE YARATICILIK VE DUYGUYU BULUŞTURAN BİR FİNAL GERÇEKLEŞTİRDİ!

    BRAND WEEK ISTANBUL, SON GÜNÜNDE YARATICILIK VE DUYGUYU BULUŞTURAN BİR FİNAL GERÇEKLEŞTİRDİ!

    Brand Week’in üçüncü ve son günü; felsefenin hayata çağrısından markaların sıradanlığa karşı verdiği mücadeleye, Türk toplumunun dönüşen değer setlerinden yapay zekânın yaratıcılığı nasıl yeniden şekillendirdiğine kadar geniş bir perspektifte ilham veren konuşmalara sahne oldu. Ahmet İnam’ın insanın “mana” arayışını merkezine alan derin anlatısından Adam Morgan’ın markalara yönelttiği “sıradanlık” uyarısına; Bekir Ağırdır’ın Türkiye’nin yeni toplumsal duyarlılıklarını ortaya koyduğu kapsamlı sunumundan Adam Fawer ve Özgür Mumcu’nun kurgu ile gerçek arasındaki sınırları esneten sohbetine kadar gün, düşünmeyi, üretmeyi ve hikâye kurmayı odağına alan güçlü bir enerjiyle tamamlandı. Günün dikkat çeken anlarından biri ise Teoman’ın varoluşçuluk, yaratıcılık ve disiplinli yaşam rutini üzerine gerçekleştirdiği samimi sohbet oldu; sanatçının sahne personasıyla gündelik dinginliği arasındaki çarpıcı denge, salonda büyük ilgi uyandırdı.

    Makina Hesap Yapar, İnsan Mana Arar” oturumunda Ahmet İnam, insanın temel ihtiyacının yalnızca bedenini yaşatmak değil, hayatına anlam katmak olduğunu vurguladı. Modern dünyanın hızının bireyi kendi sorularından uzaklaştırdığını ifade eden İnam, “mana sağlığı”nın tıpkı fiziksel ve psikolojik sağlık kadar yaşamsal bir ihtiyaç olduğunu söyledi. İnsanın kendi değerlerini, niyetini ve yaşama bakışını sorgulamasının bir tür varoluşsal genişlik yarattığını belirten İnam, herkesin kendi yaşamının “şairi” olabileceğini anlatarak konuşmasını alkışlar eşliğinde tamamladı.

    Sıradanlığın Dudak Uçuklatan Maliyeti” başlıklı konuşmasında Adam Morgan, markaların gerçek rakibinin yalnızca sektör oyuncuları değil, insanların dikkatini çalan her şey olduğunu söyledi. Sıradanlığın markalar için en büyük tehdit olduğunu belirten Morgan, izleyiciyle duygusal bağ kuran sahnelerin marka iletişiminde yarattığı farkı anlattı. Beklentileri sarsan, zekice kurgulanmış başlangıçların marka hikâyelerini güçlendiren stratejik avantajlar sunduğunu vurguladı.

    Geleceğin Kodları: Türkiye Trendleri” oturumunda Bekir Ağırdır, Türkiye’nin dönüşen değer setlerini, sosyo–kültürel duyarlılıklarını ve yeni tüketici davranışlarını şekillendiren 10 temel eğilimi aktardı. Ekonomik sıkışmanın yarattığı “küçük ödüller kültürü”, dijitalleşmenin yükselttiği güvensizlik, sosyal gettolar, anlam arayışı ve indirim avcılığının yeni norm hâline gelişi sunumun öne çıkan başlıklarıydı. Ağırdır, toplumun maddi kazanımdan çok zihinsel ve duygusal esenliğe yöneldiğini belirterek markalara empati ve güven temelli yeni bir iletişim dili geliştirme çağrısı yaptı.

    Olasılıksız Hikâyeler, Gerçek Dünyalılar” oturumunda Adam Fawer ve Özgür Mumcu, yaratıcı süreçlerinin arka planını aktardı. Fawer, finans ve teknoloji alanlarındaki deneyimlerinin veri odaklı düşünme biçimini beslediğini, verinin hayal gücünü destekleyen güçlü bir zemin sunduğunu söyledi. Mumcu ise hukuk, sosyoloji ve kültür tarihine dayalı akademik birikiminin karakter derinliğine etkisini anlattı. İkili, ister yazarlıkta ister girişimcilikte olsun, asıl kuvvetin “kendi iç sesine ve fikrine sadık kalmak” olduğunu vurguladı.

    Hikâye, Cesurların İşidir” söyleşisinde Başar Başaran ve Can Yılmaz, karakter merkezli yeni anlatı çağını eğlenceli bir sohbetle tartıştı. Başaran’ın varoluşçuluktan bugünün anlatı yapısına uzanan göndermeleri söyleşiyi felsefi bir çerçeveye taşırken; Can Yılmaz’ın hayatın içinden topladığı hikâyeleri mizahi üslubuyla aktarması salonda sıcak bir atmosfer yarattı. Karakter yaratımı, sahicilik ve hikâye kurmanın cesareti üzerine yürüyen sohbet günün en keyifli anlarından biri oldu.

    Yapay Zekâ Yaratıcılığı Nasıl Demokratikleştiriyor?” başlıklı oturumda Ozan Sihay, yapay zekânın üretim kapasitesini nasıl dönüştürdüğünü kapsamlı örneklerle anlattı. Farklı AI  üretim araçları üzerinden yaptığı karşılaştırmalar, metin, görsel, video ve ses üretiminde AI’ın yarattığı hız ve ölçeklenebilirliği gözler önüne serdi. Sihay, resim ya da tasarım bilgisi olmayan kişilerin bile yalnızca yazarak karakterler ve videolar oluşturabildiğini söyleyerek yaratıcılığın “demokratikleştiği” yeni dönemin altını çizdi.

    Brand New Apocalypse” oturumunda filozof Srećko Horvat, kıyamet kavramının “yok oluş” değil “açığa çıkarma” anlamına geldiğini hatırlatarak modern dünyanın krizlerini çarpıcı bir perspektifle ele aldı. Gerçeğin tek başına eyleme dönüşmediğini, bugün asıl ihtiyacın hayal gücünü ve şiirsel yaratımı yeniden canlandırmak olduğunu söyledi. Horvat’a göre devrim büyük çabalarla değil, gündelik hayatta kurulan küçük dayanışma pratikleriyle başlıyor; sevgi ise hâlâ en güçlü politik eylem.

    The Creative Rewrite by TikTok” oturumunda yaratıcı endüstriyi dönüştüren Tiktok’un yeni nesil üretim araçları sahneye taşındı. Arda Erdik ve Nüzhet Algüneş , AI’ın şaşırtma gücünü yeniden tanımladığını ve yaratıcı zekâya duyulan ihtiyacın arttığını vurguladı. TikTok ekibinin aktardığı Content Suite, AI Avatar ve Image to Video/Text-to-Video sistemleri, markalar için ölçeklenebilir, hızlı ve ekonomik bir üretim modelinin kapılarını araladı. Oturum, dijital iletişimin geleceğinin hız, içgörü ve teknoloji üçlüsü etrafında yeniden yazıldığını gösterdi.

    Bir Rockstar’ın Varoluşla İmtihanı” oturumunda Teoman, Yekta Kopan moderasyonunda hem sahnedeki rock yıldızı personası hem de gündelik hayatındaki sade düzeni üzerine içten bir sohbet gerçekleştirdi. Genç yaşlarda Sartre ve Camus’yle başlayan varoluşsal sorgulamalarının bugün de üretiminin merkezinde olduğunu söyleyen sanatçı, erken kalktığı rutinlerin ve disiplinli yaşamının geçmişte yaşadığı kaygıları dengelediğini anlattı. Teoman, müziği bir “sanatçı–iş insanı” odağında ele aldığını, sahnedeki enerjiyi koruyabilmek için konser sayılarını bilinçli biçimde azalttığını belirterek hem kendi markasını yöneten hem de çocuk ruhunu canlı tutan ikili yapısının işine yansıyan etkilerini paylaştı.

    Günün sonunda ise sahne, Harun Tekin ve Koray Candemir’in “Şakalı Akustik” adını verdikleri samimi ve eğlenceli performansıyla müziğin sıcak enerjisine teslim oldu. İkilinin akustik yorumları, üçüncü günü keyifli bir atmosferle kapatarak Brand Week İstanbul’a unutulmaz bir final sundu.

     

  • BOĞAZİÇİ FİLM FESTİVALİ’NDE ALTIN YUNUSLAR SAHİPLERİNİ BULDU

    BOĞAZİÇİ FİLM FESTİVALİ’NDE ALTIN YUNUSLAR
    SAHİPLERİNİ BULDU
    GECENİN KAZANANLARI:
    “PARÇALI YILLAR VE TAVŞAN İMPARATORLUĞU”
    13. Boğaziçi Film Festivali’nin en iyileri; Parçalı Yıllar ve Tavşan İmparatorluğu oldu. Parçalı Yıllar; En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini kazanırken Tavşan İmparatorluğu da En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni ve FİYAB En İyi Yapımcı ödüllerinin sahibi oldu.
    13. Boğaziçi Film Festivali, bir haftalık maratonun ardından Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) Merve Aydın’ın sunduğu ödül töreniyle sona erdi. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen festivalde bu yıl Altın Yunus ödüllerini; “Parçalı Yıllar” ve “Tavşan İmparatorluğu” paylaştı.
    Gecede konukları selamlayan, Boğaziçi Film Festivali Artistik Direktörü Enes Erbay, “Bu yıl beni en çok etkileyen şey; Türk sinema sektörünün, tüm farklılıklarına rağmen, aslında ne kadar güçlü bir potansiyele sahip olduğunu görmekti. Bizim işimiz yalnızca filmleri seçmek değil sektörü bir araya getirecek bir zemin oluşturmak. Çünkü ancak birbirimizi destekleyerek, birlikte üretmenin yollarını bularak ve aramızdaki görünmez duvarları kaldırarak Türk sinemasını büyütebiliriz.” diye konuştu.
    Erbay; sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunun için önümüzdeki yıldan itibaren Bosphorus Film Lab’i yeniden hayata geçiriyoruz. Bosphorus Film Lab hem projelerin üretim süreçlerini destekleyecek hem de uluslararası ortaklıkların önünü açacak güçlü bir platform olarak geri dönecek. Bununla birlikte genç sinemacıların yaratım süreçlerine nefes aldıracak, ülkemizin ruhuyla beslenen yeni bir yaratıcı geliştirme programının da hazırlıklarını yapıyoruz. Bu yıl, geçtiğimiz seneye kıyasla izleyici sayımızın yüzde 30 artması hem festivalin büyüyen etkisinin hem de sinemaya duyduğunuz sevginin en güçlü göstergesi oldu. Bugün burada hep birlikte kurduğumuz birlik duygusunun, yarın katlanarak büyümesini diliyorum.”
    Gecede Ulusal Uzun Metraj, Uluslararası Uzun Metraj, Ulusal Belgesel ve Ulusal Kısa Metraj kategorilerindeki ödüller sahiplerini buldu. Başkanlığını, yönetmen Aydın Sayman’ın üstlendiği; oyuncu Hande Doğandemir, senarist Tufan Bora, yapımcı İris Tahhuşoğlu ve görüntü yönetmeni Ege Ellidokuzoğlu’ndan oluşan Ulusal Uzun Metraj Jürisi; Hasan Tolga Pulat’ın yönettiği “Parçalı Yıllar”ı En İyi Film seçti. Ödülü; filmin yapımcıları Tayfun Burus ve Tuncay Kaymaz’la birlikte, Boğaziçi Film Festivali Başkanı Ogün Şanlıer’den alan Pulat, şöyle konuştu:
    “Bizim için çok iyi bir süreçti; festivale ve jüri üyelerine çok teşekkür ederiz. Kostüm tasarımcımız ve aynı zamanda kız arkadaşım olan Tuba’ya ve aileme teşekkür ederim. Türk sinemasının, anlatılmamış bir dönemine bakmaya, bunu yaparken bağımsız kalmaya çalıştık. Yıllar içinde bu projeyi çok kez yapma imkânı oldu ama sömürüye, çarpıtmaya çok açık olduğu için bağımsız kalmayı tercih ettim hep. Bu konuda yıllar sonra bana inanan Tayfun Burus ve Tuncay Kaymaz’a gerçekten teşekkür ederim. Umarım bundan sonra Türk sinemasının parçalı yıllar olarak anılan dönemi daha fazla konuşulur. Bugünkü Türkiye’yi anlamak için o dönemi anlamak gerekiyor.”
    Jüri; En İyi Senaryo Ödülü’ne de “Parçalı Yıllar” ile Hasan Tolga Pulat’ı layık gördü. Jüri üyesi Tufan Bora’dan ödülünü alan Pulat; duygularını şu sözlerle paylaştı: “20 yıldır dönüyordu bu hikâye kafamın içinde, sonunda bu hikâyeyle vedalaşabildim. Bu bir dönem filmi, fazla konuşulmak istenmeyen bir dönem. Bir cesaretle o döneme girmek istedik, bunu yaparken de bağımsız kalmak istedik, hak ettiği gibi anlatmak istedik. Ve bu süreçte çok değerli ekip arkadaşlarıyla çalıştık. 10 gün gibi kısa bir sürede hızla çekmek zorundaydık, bu yüzden ekibimizdeki çok yetenekli insanların önemi daha da fazlaydı. Başta Yetkin Dikinciler olmak üzere şahane bir oyuncu kadrosuyla çalıştık; ki o olmasa hikâye bu kadar gerçekçi olmazdı sanırım. Ayrıca beraber çalışmaktan onur duyduğum Levent Özdilek, İlkim Tüfekçi ve bütün oyuncular, filmi gerçekten inanılır kıldı. Hepsine çok teşekkür ederim.”
    13. Boğaziçi Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj En İyi Yönetmen Ödülü ise “Tavşan İmparatorluğu” ile Seyfettin Tokmak’ın oldu. Ödülü, jüri başkanı Aydın Sayman’dan alanTokmak; “Film yapmanın ne kadar zor olduğunu bence salondaki birçok insan yakînen biliyor. Ama yönetmenin en kritik meselesi; öncelikle ekibini inandırması. Ben, ekibimi, bu zorlu şartlarda yani hayvanlarla, küçük çocuklarla, kışın ortasında, Elazığ’da film yapmaya inandırdım. Onlara bu emekleri için çok teşekkür ederim. Bu ödülü, yakın zamanda kaybettiğimiz, çok değerli Foley sanatçımız Murat Şenürkmez adına alıyorum.” dedi. Film yapımının büyük bir endüstri olduğunu hatırlatan Tokmak; sözlerini şöyle tamamladı: “12 Punto’da çok şey öğrendim, senaryo doktorlarıyla çalıştım. Yurt dışında da pek çok yeri gezdikten sonra sinemacı yetiştirme anlamında, filmleri uluslararası zeminde en doğru yere taşıma anlamında tüm 12 Punto ekibine teşekkür etmem gerekiyor.”
    Ulusal Uzun Metraj En İyi Görüntü Yönetimi Ödülü de Claudia Becerril Bulos’un çalışmasıyla “Tavşan İmparatorluğu”na gitti. Bulos adına ödülü, filmin yardımcı yönetmeni Serap Aydoğan alırken yönetmen Seyfettin Tokmak da teşekkürlerini şöyle dile getirdi: “Onun için ne söylesem azdır; sonsuz teşekkürler içindeyim. Onunla birlikte filmin yaratımında katkısı olan 12 Punto ekibine, TRT Sinema ekibine, Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’ne ve ortak yapımcılarıma çok teşekkür ediyorum.”
    “Tavşan İmparatorluğu”; yönetmenler Hakan Kerim Karademir, Belkıs Bayrak ve Cafer Özgül’den oluşan FİYAB Jürisi’nce verilen En İyi Yapımcı ödülünün de sahibi oldu. Koçak, teşekkür konuşmasında “Aslında yapımcı olmak isteyen biri değilim, mecburiyetten yapımcı olmuş biriyim. Birçok insanın desteğiyle bu işi yapabildim.” dedi.
    Festivalin Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nda “Kanto” filmindeki performansıyla Didem İnselel, En İyi Kadın Oyuncu seçildi. İnselel’in ödülünü, filmdeki rol arkadaşı, usta oyuncu Yıldız Kültür aldı. En İyi Erkek Oyuncu Ödülü ise “Bir Adam Yaratmak” filmindeki rolüyle Engin Altan Düzyatan’ın oldu. Oyuncu, ödülünü; “Bu kadar değerli aday arasından jürinin, beni layık görmesi çok gurur verici.” diyerek aldı. Düzyatan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Oyunculuk her ne kadar yalnız ve bireysel bir meslek gibi görünse de çok büyük bir bütünün parçası. Ve bir başarı gösterdiğinizde aslında tek başınıza göstermiş olmuyorsunuz. Müthiş bir ekiple çalıştım; benim daha iyi oynamam için ellerinden geleni yaptılar. Her birine tek tek teşekkür ediyorum. Ve film süresince bana katlandığı için eşime çok teşekkürler.”
    Ulusal Uzun Metraj En İyi Kurgu Ödülü’nün sahibi ise “Kesilmiş Bir Ağaç Gibi” filmiyle Naim Kanat oldu. Ödülü, Boğaziçi Film Festivali programcısı Elif Bulut Kahraman’dan alan Kanat; tüm film ekibine teşekkür etti.
    Uluslararası Jürinin favorileri; “DJ Ahmet” ve “The Love That Remains” oldu
    Oyuncu Kani Kusruti, yönetmen Reinaldo Marcus Green, festival programcısı Angela Prudenzi, yapımcı Nataliya Libet ve yönetmen Senad Şahmanoviç’ten oluşan Uluslararası Uzun Metraj Yarışma Jürisi; Hasan Hadi’nin yönettiği “The Presidents’ Cake”i, En İyi Film seçti. Hadi adına ödülü; Jüri Başkanı Reinaldo Marcus Green’den alan, kostüm tasarımcısı Tamara Abdulrahman Bahjatnour; “Bu harika bir an. Teşekkürler ve diğer adaylara da tebrikler.” dedi.
    Uluslararası kategoride En İyi Yönetmense “The Love That Remains” ile Hlynur Palmason oldu. Palmason’un ödülünü, jüri üyesi Angela Prudenzi’den, ses tasarımcısı Björn Viktorsson aldı.
    En İyi Kadın Oyuncu ödülü de yine “The Love That Remains” filmindeki rolüyle Saga Gardarsdottir’in oldu. Geceye bir video mesajıyla katılan Gardarsdottir; şunları söyledi: “Az önce bu güzel habere uyandım. Karanlık ve soğuk Reykjavik’teyim. Sizinle sıcak ve güneşli İstanbul’da olmayı çok isterdim. Herkese çok teşekkür ederim. Bu film, ailelere bir aşk mektubu; yaramaz çocuklara ve kafası karışık yetişkinlere. Bu benim ilk oyunculuk ödülüm; çok etkilendim, kalpten teşekkür ederim.” dedi.
    Georgi M. Unkovski’nin yönetttiği “DJ Ahmet” filmiyse geceden hem Jüri Özel Ödülü hem de En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’yle ayrıldı. En İyi Erkek Oyuncu seçilen Arif Jakup; ödülünü, jüri üyesi Senad Şahmanoviç’ten alırken heyecanını; “Hiç beklemiyordum ama beni layık gördüğünüz için teşekür ederim; ne söyleyeceğimi bilemiyorum.” sözleriyle paylaştı. Jüri Özel Ödülü ise Angela Prudenzi tarafından filmin oyuncularından Atila Klinche’e sunuldu.
    En İyi Belgesel; “Kavak Ağacının Gölgesinde”
    Yapımcı Ringaile Lescinskiene, yönetmen Miriam Karlsın ve akademisyen Sefa Karataş’tan oluşan Ulusal Belgesel Yarışma Jürisi tarafından En İyi Belgesel Film seçilen “Kavak Ağacının Gölgesinde” filminin yönetmeni Kenan Diler, ödülünü, Ringaile Lescinskiene’den aldı. Yönetmen; “Bana inanıp güvenen aileme ve bu yolu benimle yürüyen ekip arkadaşlarıma, en önemlisi; ana karakterimiz Mikail’e teşekkür ederim. Belgesel sinemacılar topluluğu, bu ülkenin vicdanıdır; bu ödülü, vicdanının sesini dinleyerek film üreten tüm dostlara armağan ediyorum.” diye konuştu.
    Ulusal Belgesel Yarışma Jüri Özel Ödülü ise “Özgür Kelimeler: Gazzeli Bir Şair” ile Abdullah Harun İlhan’ın oldu. Filmin yapımcısı Aslıhan Eker Çakmak; ödülü, Miriam Karlsın’dan “Umarım Filistin de bir gün, filmimizin adında geçtiği gibi, özgür olur.” sözleriyle aldı.
    Yönetmen Oben Yılmaz, oyuncu Selin Yeninci ve TRT Sinema Proje Sorumlusu Mehmet Ali Karga’dan oluşan Kısa Kurmaca Film Jürisi; Uluslararası kategoride Guillermo Polo’nun yönettiği “Video Store 2001”i, En İyi Kısa Kurmaca Film seçti. Mehmet Ali Karga’nın verdiği ödülü; yönetmen adına alan babası; şöyle konuştu: “Buraya 25 yıl önce bir psikoloji kongresine gelmiştim. Oğlum, İstanbul’a gideceğin i söyleyince ben de gelmek istedim; çünkü çok güzel bir şehir. O, İspanya’ya döndü, ödülü almak da bana kaldı. Umarım 25 yıl sonra da tekrar burada oluruz.”
    Ulusal kategoride En İyi Kısa Kurmaca Film seçilen “Kesik Kulak”ın yönetmeni İsmail Hakkı Koçak; ödülünü, jüri üyesi Oben Yılmaz’dan alırken “Çok yetenekli üç tiyatro oyuncusuyla çalıştım; oyuncularıma çok teşekkür ederim.” diye konuştu.
    İstanbul Medya Akademisi Genç Yetenek Ödülü ve bu kapsamda Tolan Film 59 Akademisi tarafından yönetmenle görüntü yönetmenine verilen 1 yıllık sinematografi eğitim bursunun sahibi ise “Defne” filmiyle Hamdi Furkan Yıldırım oldu. Yıldırım, ödülünü Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Nagihan Haliloğlu’ndan aldı.
    Ahmet Uluçay adına verilen Kısa Film Büyük Ödülü, TV Plus Direktörü Gülçin Alıcı Gökçe tarafından, Karim Huu Do’nun yönettiği “Ne Me Quitte Pas”’nın yapımcısı Zico’ya verildi. Yapımcı; “Seçki çok iyiydi, kazanmayı beklemiyorduk. Bütün haftayı burada geçirmek çok güzeldi.” sözleriyle festivale teşekkür etti.
     

     

     

    13. BOĞAZİÇİ FİLM FESTİVALİ ÖDÜLLERİ
    Ulusal Uzun Metraj Yarışması
    En İyi Film: Parçalı Yıllar (Hasan Tolga Pulat)
    En İyi Yönetmen: Seyfettin Koçak (Tavşan İmparatorluğu)
    En İyi Senaryo: Hasan Tolga Pulat (Parçalı Yıllar)
    En İyi Kadın Oyuncu: Didem İnselel (Kanto)
    En İyi Erkek Oyuncu: Engin Altan Düzyatan (Bir Adam Yaratmak)
    En İyi Kurgu: Naim Kanat (Kesilmiş Bir Ağaç Gibi)
    En İyi Görüntü Yönetimi: Claudia Becerril Bulos (Tavşan İmparatorluğu)
    FİYAB En İyi Yapımcı: Seyfettin Koçak (Tavşan İmparatorluğu)
    Ulusal Belgesel Yarışma
    En İyi Film: Kavak Ağacının Gölgesinde (Kenan Diler)
    Jüri Özel Ödülü: Özgür Kelimeler: Gazzeli Bir Şair (Abdullah Harun İlhan)
    Uluslararası Uzun Metraj Yarışması
    En İyi Film: The Presidents’ Cake (Hasan Hadi)
    En İyi Yönetmen: Hlynur Palmason (The Love That Remains)
    En İyi Kadın Oyuncu: Saga Gardarsdottir (The Love That Remains)
    En İyi Erkek Oyuncu: Arif Yakup (DJ Ahmet)
    Jüri Özel Ödülü: DJ Ahmet (Georgi M. Unkovski)
    Kısa Metraj Film Yarışması
    En İyi Film- Ulusal: Kesik Kulak (İsmail Hakkı Koçak)
    En İyi Film- Uluslararası: Video Store 2001 (Guillermo Polo)
    Ahmet Uluçay Ödülü: Ne Me Quitte Pas (Karim Huu Do)
    İstanbul Medya Akademisi Genç Yetenek Ödülü: Defne (Hamdi Furkan Yıldırım)
    T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteği, Turkcell ve Türk Hava Yolları’nın ana sponsorluğu, TRT’nin Kurumsal İş Ortaklığı, Anadolu Ajansı’nın Global iletişim Ortaklığı, Türkmedya’nın ana medya sponsorluğu,TV Plus ve İGA Pass sponsorluğunda gerçekleşen 13. Boğaziçi Film Festivali ile ilgili tüm bilgilere, www.bogazicifilmfestivali.com adresinden ve festivalin resmî sosyal medya hesapları üzerinden erişilebilir.
  • 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin galibi;  “Tavşan İmparatorluğu” 

    ALTIN PORTAKAL’IN GALİBİ

    “TAVŞAN İMPARATORLUĞU”

    Sinema sektörünü ve seyircileri büyük bir coşkuyla buluşturan

    62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin galibi;

    “Tavşan İmparatorluğu”

    Antalya Büyükşehir Belediyesi’nce ‘kalpten’ mottosuyla gerçekleştirilen 62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali; sinemacılar, seyirciler ve tüm katılımcılara film, hayal ve umut dolu bir hafta bırakarak veda etti. Cam Piramit’te düzenlenen ve Nefise Karatay ile Alpdoğan Esenoğlu’nun sunduğu gecede Altın Portakal’lar sahiplerini buldu.

    Geceye damgasını vuran film, Seyfettin Tokmak’ın yönettiği “Tavşan İmparatorluğu” oldu. “Tavşan İmparatorluğu”; En İyi Film, En İyi Yönetmen, Film- Yön En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetimi, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve Sungu Çapan Sinema Yazarları Jürisi olmak üzere geceden toplam 7 Altın Portakal’la ayrıldı.

    Ödül töreni, üzücü bir haberle, Türk sinemasının emektar isimlerinden, oyuncu Engin Çağlar’ın, dün bir kazada hayatını kaybetmesi haberiyle başladı. Haberi paylaşan Karatay; sanatçıya rahmet, sevenleri ve sanat camiasına da sabır dileklerini sundu. Gecede ilk olarak Muhittin Böcek’in mektubu okundu. “Bugün aranızda olamasam da bilin ki kalbim; her sahnenin, her alkışın, her gözyaşının içindedir” diyen Böcek’in mesajı, şöyle devam etti: “Altın Portakal, yalnızca bir festival değildir. O, bu şehrin vicdanıdır. Adaletin, umudun, emeğin ve yaratıcılığın buluştuğu en sıcak kalptir. Ve hiçbir duvar, hiçbir mesafe, bu kalbin atışını durduramaz. Sizin alkışınız buraya kadar ulaşıyor. İyi ki varsınız, iyi ki Altın Portakal var”

    Daha sonra sahneye gelen Festival Başkanı ve Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, “Bu akşam yalnızca bir festivalin finalinde değil bir umudun, bir emeğin, bir hayalin kutlamasındayız” diyerek sözlerine başladı. “Bugün bu salondan hepimiz büyük bir gururla ayrılacağız. Çünkü Altın Portakal’da yalnızca filmleri değil emeği, inancı ve kalpten gelen dayanışmayı da izledik” diyen Özdemir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Festivalimizin her karesinde emeğiyle var olan herkese teşekkür ediyorum. Ve bir teşekkür de bu kentte sanatı, kültürü, üretimi ve dayanışmayı büyüten, Altın Portakal’ı özüne döndüren, yeniden halkla buluşturan Muhittin başkanımıza! Kalpten çıkılan her yolun sonu güzel, kalpten yapılan her şey özeldir. Hiç şüphesiz ki sinemanın en parlak sahnesi de Antalya olmaya devam edecektir. Özgür ve güzel günlerde; yeniden buluşmak dileğiyle; yaşasın sanat, yaşasın sinema, yaşasın Altın Portakal!”

    Gecede sinemaseverleri selamlayan Ulusal Jüri Başkanı yönetmen- yapımcı Ömer Vargı; Altın Portakal’a ilk gelişinin üzerinden yarım asır geçtiğini belirterek o günleri paylaştı: “20 yaşındaydım, ustam Şerif Gören’in ilk filmi “Endişe”de tek asistan olarak çalıştım. O filmle ustam; en iyi film ve en iyi yönetmen ödülleri kazandı. Ben festivale gelememiştim ama ‘benim de bir payım var bu filmde’ demiştim. Ustamı da saygı ve sevgiyle anıyorum. Bizler filmcileriz, işimizi iyi yapıyorsak başarılıyızdır. Ama bazı meslekler vardır ki onların hata yapma hakkı yoktur. Mesela bir hakim; adalet duygusunu içimizde saklamak zorundadır”

    Altın Portakal, “Tavşan İmparatorluğu”nun

    62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde; Ömer Vargı başkanlığında, Aydın Sarıoğlu, Beren Saat, Engin Alkan, Mircan Kaya, Sevin Okyay ve Zeynep Koloğlu’ndan oluşan Ulusal Uzun Metraj Jürisi; Seyfettin Tokmak’ın yönettiği “Tavşan İmparatorluğu”nu En İyi Film dahil 5 dalda ödüle layık buldu.

    Festival Başkanı Büşra Özdemir ve Ulusal Jüri Başkanı Ömer Vargı’dan En İyi Film ödülünü alan yönetmen Seyfettin Tokmak; “Filmimizin gösterim yolculuğu Talinn’de başladı, ardından pek çok ülkede gösterildi, çok güzel duygularla karşılandı. Ama burada nasıl karşılanacağımıza dair dehşetengiz duygular yaşıyordum! Bu geceyi hiç unutmayacağım; daha büyük ödül olamazdı” diyerek jüriye ve festivale teşekkür etti.

    Seyfettin Tokmak, En iyi Yönetmen ödülünü ise sinema yazarı Sevin Okyay’ın elinden aldı ve şöyle konuştu: “Yaklaşık iki üç yılım Ümraniye Cezaevi’nde geçti, çocuklara gönüllü sinema öğretmenliği yaptım. Çocuklarda yoğun depresyon vardı, ilaç almış gibiydi yarısı. Beni bu filmi yapmaya o duygu götürdü. Karanlığa, erkek dünyasının şiddetine karşı inatla hayvanların dünyasına dalması, direniş göstermesi çok kıymetliydi, çocuk karakterin. Hayatım boyunca zorluk çeken çocuklar gördüm. Yaşar Kemal’in ‘Çocuklar İnsandır’ kitabı çok önemli; Yaşar Kemal için alıyorum bu ödülü”

    Doç. Dr. Gül Yaşartürk, Prof. Müjgan Yıldırım ve Prof. Bojidar Manov’dan oluşan Sungu Çapan Sinema Yazarları Ulusal Jürisi’nin de kararı, “Tavşan İmparatorluğu’ndan yanaydı.

    Mehmet Aslantuğ’un açıkladığı En İyi Senaryo Ödülü ise “Sahibinden Rahmet” filmiyle Emre Sert ve Gözde Yetişkin’in oldu. Sert, ödülü; “Bu zor dönemlerde bütün baskılara rağmen film yapma cesareti gösteren tüm sinemacı arkadaşlarımızla paylaşıyoruz” diyerek aldı.

    “Parçalı Yıllar” ile En İyi Müzik Ödülü’nü kazanan İrsel Çivit ise ödülünü, Mircan Kaya’nın elinden aldı. Çivit, “Aklımın ucundan geçmezdi. 16-17 ülkede ödül aldım, kendi ülkemde ilk defa görünür oldum; bu çok kıymetli. İşimi yaparken kafamın içindeki sesin duyulmasından duyduğum hazzı hiçbir şeyden duymadım. Bunun için eşime, kızıma, anneme teşekkür ederim. Sanat yaparak dünyayı kurtarmayız ama bütün bunları yapacak olan insanlara ilham verebiliriz, o yüzden çok kıymetli” dedi.

    Ulusal Jüri üyelerinden Aydın Sarıoğlu’nun açıkladığı, En İyi Kurgu Ödülü’nün sahibi, “Noir” filmindeki çalışmasıyla Şöhret Tandoğdu ve Deniz Çizmeci olurken ödülü; filmin  yapımcısı Özlem Öçalmaz aldı. Öçalmaz, “Bu ülkede çok fazla anne, çocuğunu kaybediyor, failler hâlâ sokaklarda. Ahmet Minguizzi’nin annesinin cesur adımlarının hepimize ışık olmasını diliyorum ve bu ödülü ona adıyorum” dedi.

    Gecede En İyi Sanat Yönetimi ödülü de “Tavşan İmparatorluğu” ile Tora Aghabayova’nın oldu. Törene katılamayan Aghabayova’nın ödülünü, filmin yönetmeni Seyfettin Tokmak aldı. Tokmak; “Tora, Berlin’de yaşayan bir Azeri. Filmin insansı, masalsı dünyasını kurmamızdaki en kıymetli kişi. Filmi çekmeden önce amacım; bu filmi kadınlarla yapmaktı. Özellikle ekibi kadınlardan seçerek çok doğru bir karar verdiğimi düşünüyorum” dedi.

    En İyi Görüntü Yönetimi ödülünün sahibi de yine “Tavşan İmparatorluğu” ile Claudia Becerril Bulos oldu. Bulos adına sahneye gelen yönetmen Seyfettin Tokmak; “Claudia’dan bahsetmeliyim: Düşünün ki Elazığlı bir adam, Meksikalı bir görüntü yönetmeninin peşine düşmüş. Bunun en büyük motivasyonu da eşim! Claudia, görüntü yönetmeni olmak için doğmuş!” sözleriyle ödülü teslim aldı.

    “Parçalı Yıllar” filmindeki performansıyla Yetkin Dikinciler, En İyi Erkek Oyuncu seçildi. Ödülünü Beren Saat’ten alan usta oyuncu, teşekkür konuşmasında şunları söyledi: “Birazcık kutsal bir şeylerden bahsedeceğim. Yaptığımız iş kutsal olmayabilir belki ama zaten yapılan işlerin değerini, kendi başına o işin adı söylemez, diye düşünüyorum; o işin nasıl ve ne için yapıldığı önemlidir. Ben mesela eşime ve kızıma; oyuna gidiyorum, turneye gidiyorum, senin ödevinden vazgeçiyorum, sana sarılıp uyumaktan vazgeçiyorum, dedim. Basit ama daha değerli şeyler var hayatta. Şu hayatta acaba onurlu, insanca ve özgürce yaşam hakkından daha değerli ne olabilir? Ve bunun için vazgeçenlere, feda edenlere teşekkürlerim ve selamlarımla!”

    En İyi Kadın Oyuncu Ödülü ise “Erken Kış” filmindeki rolüyle Leyla Tanlar’ın oldu. Ödülünü, Engin Alkan’dan alan Tanlar, “Hayatta her yerde olduğu gibi hikâyelerde de kadınlara biçilen rol; arta kalan oluyor hep. Bütün bu gerçeklik içinde boğulmadan var olmaya çalışırken böyle bir rol yazıp bana emanet eden yönetmenime ve annesine çok teşekkür ediyorum” dedi.

    “Kanto” filmindeki rolüyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü, oyuncu Engin Alkan’dan alan usta oyuncu Yıldız Kültür, duygularını; “Kalbim yerinden çıkacak; hiç böyle bir şey beklemiyordum. Koşarak geldim ki bunu elimden kimse kapmasın. Ödülü; sevgi, barış ve özgürlük adına kaldırıyorum” sözleriyle paylaştı. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü de “Tavşan İmparatorluğu” filmiyle Sermet Yeşil’in oldu. Yeşil adına ödülü, filmin yönetmeni Seyfettin Tokmak alırken “Ben ona ‘ödül törenine gel’ demiştim. Dizisi var diye gelmedi. Dünyanın en güzel şeyiydi onunla çalışmak; o kadar profesyonel ki… Karlar içinde kamyon itmiş bir oyuncudur, bütün ekiple çok iyi çalıştı” şeklinde konuştu.

    Behlül Dal İlk Film Ödülü, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kültür ve Turizmden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülşah Deniz Atalar tarafından “Sahibinden Rahmet” filminin  yönetmenleri Emre Sert ve Gözde Yetişkin’e verildi.

    “Tavşan İmparatorluğu” filmiyle; Serdar Akar, Nazif Tunç ve Seçkin Yasar’dan oluşan, Film- Yön Ödülü’nün de sahibi olan Seyfettin Tokmak, hislerini “Mucize gibi! Ölecek miyim acaba? Son günüm mü? Çok değerli yönetmenlerden bu ödülü almak… İnsanın, emeğinin karşılığını alması kadar güzel bir şey yok; sonsuz teşekkürler” sözleriyle ifade etti.

    Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü ise oyuncu Mahmut Cevher tarafından “Aldığımız Nefes” filminin yapımcıları Şeyhmus Altun ve Fevziye Hazal Yazan’a verildi. Yazan; “Başka ülkelerde gösterildi ama Türkiye’de ilk festivalimiz. Kendi ülkemizde anlaşılmak çok önemli” sözleriyle ödülünü aldı.

    Sinemada kadın emeğini desteklemek adına verilen Cahide Sonku Ödülü’nü sunan Mircan Kaya ve Zeynep Koloğlu; ödülü üç sanatçıya sunduklarını açıkladı. Buna göre Cahide Sonku Ödülü’nü; “Parçalı Yıllar” ile Bilge Şen ve “Bağlar, Kökler ve Tutkular” ile Ezgi Yaren Karademir ve Nanaz Bahram paylaştı. Usta sanatçı Bilge Şen’in teşekkür konuşması, gecenin en renkli anlarına sahne oldu.

    “Antalya Film Festivali başladığında 19 yaşındaydım. Şimdiye kadar kısa metraj filmlerle gelmiştim ama ilk defa bir uzun metrajla buraya geldim bugün” diye söze başlayan Şen, önce “Parçalı Yıllar” ekibine ismen tek tek teşekkür etti. Türk sinemasındaki erotik film furyası dönemini anlatan filmdeki rolü için “Soydular beni bu filmde! 80 yaşında kadın soyulur mu? Ben 20 yaşındayken soyunmadım. Hele bu Yetkin (Dikinciler) mıncık mıncık mıncıkladı beni!” diyerek konukları gülümseten Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “65’inci senem; halen çalışıyorum. Bazen konuk oyuncu, bazen birkaç bölüm oynuyorum. Yukardakiler milyon alıyor, biz alıyoruz 5 bin 10 bin. Huyum kurusun; mikrofon gördüm mü dayanamıyorum. Bunun yanı sıra Devlet Sanatçısıyım, Devlet Konservatuvarı mezunuyum. Berlin Ensemble mezunuyum. Actors Studio mezunuyum. Tiyatroyu hiçbir şeye değişmem!

    Şimdi ne yapıyorum; devlet bana o kadar az maaş veriyor ki, yoksulluk sınırının altında yaşıyorum, bu yüzden 81 yaşında özel ders veriyorum, hâlâ çalışıyorum. Zaten çalıştığım için 30 yaşında gibiyim”

    Şen, sözlerini; “Özgürlük adına, içerideki dostlarımızın özgür kalması adına, canım ülkemin özgürlüğe kavuşup demokrasiyle idare edilmesi adına alıyorum ödülü” diye noktaladı.

    Bu yıl 10 filmin yarıştığı Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması’nın sonuçları ise yapımcı Charles J.D. Schlissel, yayıncı ve yapımcı Elif Dağdeviren, oyuncu Mehmet Kurtuluş, yönetmen Najwa Najjar, yazar-senarist- yönetmen Rebecca Lenkiewicz ve yönetmen- yazar- yapımcı George Ovashvili’den oluşan jüri tarafından açıklandı. Uluslararası kategoride En İyi Film ödülünün sahibi, yönettiği “Bir Şair” (A Poet) olurken “Father” ile Tereza Nvotova, En İyi Yönetmen seçildi. Nvotova’nın ödülünü, Çiğdem Topaloğlu aldı.

    “Cesareti, zekası, ve yaratıcı cüretkârlığıyla, sanatçıların imkânsız zamanlarda verdikleri mücadeleyi yürekli biçimde yansıttığı, sanatın gücü ve insanın direncini anlattığı” gerekçesiyle Uluslararası Jüri’nin Özel Ödülü; Ali Asgari’nin yönettiği “İlahi Komedi” (Komedi İlahi) filminin oldu. Asgari; ödülünü alırken “Festivale, bizi buraya davet ettikleri ve inanılmaz Türk seyircisine filmimizi gösterme imkânı verdikleri için teşekkür ediyorum. Öncelikle sinema sevgisi ve sisteme direnen insanları gösterme gerekçesiyle ödüllendirdikleri için jüriye teşekkür ederim. Ödülü beklemiyordum, o yüzden konuşma hazırlamadım. Ekibime, yapımcıma ve bilhassa Türk yapımcıma çok teşekkür ediyorum” dedi.

    Uluslararası Jüri, “A Poet” filmindeki rolüyle Ubeimar Rios’u, En İyi Erkek Oyuncu seçti. Rios’un ödülünü Çiğdem Topaloğlu aldı. En İyi Kadın Oyuncu ödülü ise “Adam’s Sake” filmindeki rolüyle Lea Drucker’in oldu. Oyuncu adına ödülü, Esra Kengel aldı.

    Vecdi Sayar, Özge Çeliktemel ve Ingrid Beerbaum’dan oluşan Sungu Çapan Sinema Yazarları Uluslararası Jürisi’nin tercihi de Ali Asgari’nin yönettiği “İlahi Komedya” (Komedi İlahi) oldu.

    Ezgi Esma Kürklü Pervaz, İlkay Nişancı ve Vuslat Saraçoğlu’ndan oluşan Ulusal Kısa Film Jürisi ise 200 başvuru arasından finale kalan 10 film içinden Sandra Peso’nun yönettiği “Bimba”yı, Jüri Özel Ödülü; Deniz Koloş’un yönettiği “Ölüm Bizi Ayırana Dek”i ise En İyi Kısa Film ödülüyle ödüllendirdi. Koloş, ödülünü alırken “İçimden söküp atmak istediğim bir hikâyeydi, beni duyduğunuz için çok teşekkür ederim” diye konuştu. Filmin, baştan sona dayanışmayla üretildiğini söyleyen Koloş, “Dayanışmanın anlamını unutmamış tüm dostlara selam olsun!” dedi.

    74 başvuru arasından, ön jüri değerlendirmesi sonucu, finale kalan 10 belgeseli değerlendiren ve yönetmen, yapımcı ve kurgucu Amir Etminan ile yönetmen- yapımcı Sevinç Yeşiltaş ve yönetmen- yapımcı Şafak Bakkalbaşıoğlu’ndan Ulusal Belgesel Film Jürisi ise Jüri Özel ödülüne, Rıza Oylum’un yönettiği “Yerli Yurtsuz”u, En İyi Belgesel ödülüne ise Tayfun Belet’in yönettiği “Roman Gibi”yi layık gördü. Oylum; “Kendini yerli yurtsuz hisseden herkes için alıyorum bu ödülü” derken Belet; “Demokrasi uğruna savaş vermiş ve sürgünde hayatlarını kaybeden Zekeriya ve Sabiha Sertel’e adıyorum. Onları keşfetmeme yardımcı olan Nur Deriş’e, ki o olmazsa bu film olmazdı, çok teşekkür ediyorum. Ve ödülü, yakında doğacak bebeğimiz adına alıyorum” diye konuştu.

    Gecede Sinema Okulları Öğrenci Filmleri Yarışması’nın ödülleri de; Leyla Özalp, Osman Özcan ve Sezen Kayhan’dan oluşan jüri tarafından sahiplerine verildi. Bu yıl Türkiye genelindeki 75 farklı sinema okulundan başvuran 34 proje arasından seçilen 10 filmin değerlendirildiği yarışmada Gain Medya İletişim Direktörü Firuze Abdulazizoğlu, Öğrenci Filmleri Gain Jüri Özel Ödülü’nü, “Kusursuz Ölçü Nedir?” ile İstanbul Medipol Üniversitesi’nden Eylül Babur’a verirken En İyi Film ödülünü, “Tümseğin Uğultusu” ile İstanbul Üniversitesi’nden Abdurrahim Karabulut kazandı.

    Festivalin bu yılki Onur Nişanı Öykü Karayel’e sunuldu

    Geçen yıl, Ulusal Jüri başkanlığını üstlenen yönetmen Ferzan Özpetek’in önerisiyle hayata geçirilen ve ilk olarak oyuncu Saadet Işıl Aksoy’a verilen Onur Nişanı; gecede Ulusal Jüri Başkanı Ömer Vargı tarafından oyuncu Öykü Karayel’e sunuldu. Karayel; “Festivallerin geleneksel ve bağımsız bütünlüğünü korumak çok önemli. Korku ve baskı rejiminin hüküm sürdüğü dünyada bizi yine sanat kurtaracak, iyileştirecek. Bu yüzden yaratıcı düşünceyi hapsetmeyelim. Bu düşünceyle aldığım Onur Nişanı’nı, seneye aynı gururla teslim edeceğim” diye konuştu.

    62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Ödülleri

    – En İyi Film: Tavşan İmparatorluğu (Yönetmen: Seyfettin Tokmak)

    – Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: Aldığımız Nefes (Yapımcılar: Şeyhmus Altun& Fevziye Hazal Yazan)

    – Behlül Dal En İyi İlk Film Ödülü: Sahibinden Rahmet (Yönetmen: Emre Sert& Gözde Yetişkin)

    – En İyi Yönetmen: Seyfettin Tokmak (Tavşan İmparatorluğu )

    – Cahide Sonku Ödülü: Bilge Şen (Parçalı Yıllar), Ezgi Yaren Karademir (Bağlar, Kökler ve Tutkular), Nanaz Bahram (Bağlar, Kökler ve Tutkular)

    – En İyi Senaryo: Sahibinden Rahmet (Yönetmen: Emre Sert& Gözde Yetişkin)

    – En İyi Görüntü Yönetmeni: Claudia Becerril Bulos (Tavşan İmparatorluğu )

    – En İyi Müzik: İrsel Çivit (Parçalı Yıllar)

    – En İyi Kurgu:  Şöhret Tandoğdu& Deniz Çizmeci (Noir)

    – En İyi Sanat Yönetmeni: Tora Aghabayova (Tavşan İmparatorluğu )

    – En İyi Kadın Oyuncu: Leyla Tanlar (Erken Kış)

    – En İyi Erkek Oyuncu: Yetkin Dikinciler (Parçalı Yıllar)

    – En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Yıldız Kültür (Kanto)

    – En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Sermet Yeşil (Tavşan İmparatorluğu)

    – Film- Yön En İyi Yönetmen Ödülü: Seyfettin Tokmak (Tavşan İmparatorluğu)

    – Sungu Çapan Sinema Yazarları Ödülü: Tavşan İmparatorluğu (Seyfettin Tokmak)

    – Uluslararası Yarışma Jüri Özel Ödülü: İlahi Komedya/ Komedi İlahi (Yön: Ali Asgari)

    – Uluslararası Yarışma En İyi Kadın Oyuncu: Lea Drucker (Adam’s Sake)

    – Uluslararası Yarışma En İyi Erkek Oyuncu: Ubeimar Rios (A Poet)

    – Uluslararası Yarışma En İyi Yönetmen: Tereza Nvotva (Father)

    – Uluslararası Yarışma En İyi Film: A Poet (Simon Mesa Soto)

    – Sungu Çapan Sinema Yazarları Ödülü: İlahi Komedi/ Komedi İlahi (Yön: Ali Asgari)

    – En İyi Kısa Film: Ölüm Bizi Ayırana Dek (Yön: Deniz Koloş)

    – Kısa Film Jüri Özel Ödülü: Bimba (Yön:Sandra Peso)

    – En İyi Belgesel: Roman Gibi (Yön: Tayfun Belet)

    – Belgesel Jüri Özel Ödülü: Yerli Yurtsuz (Yön: Rıza Oylum)

    – En İyi Öğrenci Filmi: Tümseğin Uğultusu (Yön: Abdurrahim Karabulut / İstanbul Üniversitesi)

    – Öğrenci Filmi Jüri Özel Ödülü: Kusursuz Ölçü Nedir? (Yön: Eylül Babur/ Medipol Üniversitesi)

  • ERENLER BELEDİYESİ’NDE 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI COŞKUSU

    ERENLER BELEDİYESİ’NDE 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI COŞKUSU

    ERENLER BELEDİYESİ’NDE 29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI COŞKUSU

    Cumhuriyetin 102. yıl dönümü kutlamaları Erenler’de büyük bir coşku, gurur ve yoğun katılımla gerçekleşti. Erenler Belediye Başkanı Şenol Dinç, “Bizler, Cumhuriyetimizin değerlerine sahip çıkarak çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz” dedi.

    Erenler Belediyesi, Cumhuriyetin 102. yıl dönümünü büyük bir coşku, gurur ve yoğun katılımla kutladı. Belediye bahçesinde gerçekleştirilen törene Erenler Belediye Başkanı Şenol Dinç, siyasi parti temsilcileri, meclis üyeleri, muhtarlar, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, sivil toplum örgütleri, öğretmenler, öğrenciler ve çok sayıda vatandaş katıldı.

    BEĞENİ TOPLADI
    Program, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere, tüm şehitlerimiz anısına saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Ardından günün anlam ve önemine dair konuşmalar yapıldı. Öğrenciler tarafından sergilenen Cumhuriyet temalı şiirler, halk oyunları ve müzik dinletileri büyük beğeni topladı.

    29 EKİM
    Erenler Belediye Başkanı Şenol Dinç, törende yaptığı konuşmada Cumhuriyet’in önemine vurgu yaparak, “Cumhuriyet, milletimizin azim ve kararlılığıyla, büyük fedakârlıklar sonucunda kazanılmış en değerli mirasımızdır. 29 Ekim, yalnızca bir bayram değil; özgürlüğün, eşitliğin ve bağımsızlığın simgesidir. Bizler, Cumhuriyetimizin değerlerine sahip çıkarak çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum” dedi.

    COŞKU VE GURURLA
    Kutlama programı boyunca belediye tarafından katılımcılara Türk bayrakları ve çeşitli ikramlar dağıtıldı. Vatandaşlar, ellerinde bayraklarla marşlara eşlik ederek Cumhuriyet coşkusunu doyasıya yaşadı. Erenler Belediye Başkanı Şenol Dinç, etkinlik sonunda vatandaşlarla tek tek sohbet ederek 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutladı. Erenler Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, renkli görüntüler, büyük bir coşku ve gurur dolu anlarla sona erdi.

  • CHP Serdivan’dan Cumhuriyet Coşkusu

    CHP Serdivan’dan Cumhuriyet Coşkusu

    CHP Serdivan’dan Cumhuriyet Coşkusu
    Cumhuriyet’in 102. yılı dolayısıyla CHP Serdivan İlçe örgütü tarafından düzenlenen Cumhuriyet Balosu, Sen Otel’in balo salonunda yoğun katılımla gerçekleştirildi. Gecede katılımcılar, Cumhuriyet’in kuruluş coşkusunu gurur ve heyecanla yaşadı.
    Etkinlik, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına saygı duruşu ve ardından okunan İstiklal Marşı ile başladı. Ardından CHP Serdivan İlçe Başkanı Nalan Yedekçi Turhan açılış konuşması gerçekleştirdi. Yedekçi konuşmasında, Cumhuriyet’in sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bir bağımsızlık ve özgürlük iradesi olduğunu vurguladı.
    Gece boyunca vals ve zeybek gösterileri büyük beğeni toplarken, sahne alan teşkilat yöneticilerinin canlı performansları izleyenleri adeta büyüledi. Katılımcılar, ellerinde Türk bayraklarıyla Cumhuriyet marşlarına eşlik ederek coşku dolu anlar yaşadı.


    CHP Serdivan İlçe Başkanı Nalan Yedekçi Turhan, örgüt olarak Cumhuriyet’in 102. yılına yakışır bir etkinlik düzenlemekten mutluluk duyduklarını ifade ederken, “Cumhuriyet değerlerine sahip çıkan herkes bu salonda aynı heyecanı paylaştı” açıklamasında bulundu.
    Gece, “Yaşasın Cumhuriyet” sloganları ve alkışlar eşliğinde sona erdi.
    Geceye, CHP Parti Meclis Üyesi Ecevit Keleş, CHP Sakarya İl Başkanı Oğuz Can Curoğlu’da katılım sağladı.

  • ALTIN PORTAKAL YARIŞINDA BUGÜN BEYAZPERDEYE, HAYATTA KALMA HİKÂYELERİ YANSIDI

    ALTIN PORTAKAL YARIŞINDA BUGÜN BEYAZPERDEYE, HAYATTA KALMA HİKÂYELERİ YANSIDI

    Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Yarışma filmlerinden “Bağlar, Kökler ve Tutkular” ile “Doğudan Fragmanlar” bugün seyirci karşısındaydı. Biri; göçmen kimlikleriyle var olmaya, diğeri ise savaş ve doğa şartlarına karşı hayatta kalmaya çalışan insanların hikâyelerini anlatan iki filmin ekipleri, gösterimler sonrası seyircilerin sorularını cevapladı.

    62. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’ndeki Ulusal Yarışma filmlerinden “Bağlar, Kökler ve Tutkular”, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Aspendos Salonu’nda seyirci karşısına çıktı. Gösterim sonrası; yönetmen Sunay Terzioğlu, görüntü yönetmeni Serdar Özdemir, yapımcı Yaşar Harzadın ve ortak yapımcı Kemal Genel ile oyuncular Ushan Çakır, Ezgi Yaren Karademir, Barancan Eraslan ve Özgün Çoban seyircilerin sorularını cevapladı.

    Bindikleri mülteci botundaki kazadan kurtulan üç kişinin Türkiye’deki hikâyelerini beyazperdeye taşıyan filmin yönetmeni Terzioğlu, kendi göçmenlik geçmişinden de istifade ettiğini söyledi: “1992’de Bulgaristan’dan ailemle göç ettim buraya; 9 yaşındaydım. Beş yıl kaçak yaşadık. O yüzden bildiğim konular, bildiğim mekanlar. Karakterlerime yakın olduğuma ve filmi çekerken de karakterlerime doğru rehberlik ettiğime inanıyorum”

    Filmde ‘gerçekçiliğe’ özellikle dikkat ettiklerini ve bunu sağlamak için titizlikle çalıştıklarını belirten yönetmen, “Gerçek mekanlarda çektik, gerçek kostümler bulmaya çalıştık, hatta bit pazarlarını dolaştık, gerçek aksesuarlar aradık” diye konuştu.

    Bu ‘gerçekçi bakış’ı, filmin biçimsel özelliklerinde de sürdürmeyi amaçladıklarını dile getiren Terzioğlu, şunları söyledi: “Film montaj anlamında da farklı bir film; bakan bir göz gibi. Çünkü bu film 30 mm tek lensle çekildi. Çünkü belli bir mesafeden bakmak istedik. Ne yargılamak ne de uzak kalmak istedik. Hiç siyaha düşmüyoruz; başta açılıyor ve jenerikten sonra kapanıyor; gözün açılıp kapanması gibi”

    “Sanat tarihine layık bir şeyler çekmek istiyorum”

    Terzioğlu, çekimlerde ise gerilla taktiği ile çalışırken çok zorlandıklarından bahsetti: “Basmane’de çekim yaptık. Bir yandan oyuncularımızla çalışırken bir yandan kalabalığı kontrol etmeye çalışıyorduk. Çünkü gerçek mekanlarda, göçmenlerin yaşadığı evlerde çekim yaptık. Onlar odada gündelik hayatlarını yaşarken biz de yan tarafta çekimlere devam ediyorduk. Çekimlere İzmir’de başladık ama Erzincan’da bitirdik. İzmir’de aradığımız doğayı bulamadım. Şuna inanıyorum; sinema kaydedilen anlardır. Okuldan beri öğrendiğim ve yapmak istediğim şey, sanat tarihine layık bir şeyler çekebilmek”

    Filmdeki sorunların çözümüne dair fikri sorulan yönetmen, “Hiçbir zaman karamsar bakmadım. Öyle olsaydı şu an bu filmi çekmiş ve karşınızda olamazdım. Yönetmen olarak amacım bu konuyu düşündürtebilmek. Karakterleri bir noktada bırakıyoruz ve sonrasını bilmiyoruz” dedi.

    Oyuncu Ezgi Yaren Karademir ise kendi canlandırdığı Hazel karakteri üzerinden aynı soruyu şöyle cevaplandırdı: “Ben Hazel’in çok güçlü bir karakter olduğunu düşünüyorum çünkü başka bir seçeneği yok; güçlü durmak zorunda. Ablayken bir anda anne rolü yükleniyor. Bir yandan kendi özgürlüğünü ararken bir yandan hep engellerle karşılaşıyor. Bu bir son değil sadece onunla ilgilenmeyi bırakıyoruz ve seyirci, karakterin yolunu biraz kendi kafasında çiziyor”

    Sinema, hakikati arıyor: Doğudan Fragmanlar

    Günün diğer Ulusal Yarışma filmi “Doğudan Fragmanlar”ın gösterim sonrası söyleşisine ise yönetmen Kubilay Erkan Yazıcı, görüntü yönetmeni Vedat Oyan, kurgucu Umut Sakallıoğlu, yapımcı Mahpare Tanın ve oyuncular Güldestan Yüce, Turgay Atalay, Elvin Köse katıldı.

    Savaştan kaçan bir kadınla firarî bir Rus generalin birbiriyle kesişen hayatta kalma mücadelelerine tanıklık eden film, yönetmenin kendine özgü üslubuyla dikkat çekti ve yönetmene ilk olarak bu soruldu. Yazıcı, sinema üzerine düşüncelerini ve sinema dilini şöyle açıkladı: “Benim için film sanatı, sanat; özünde bir hikaye anlatma biçimi değil aynı zamanda bir zaman inşâ etme işi. Ben sinemadan zaman-mekân birlikteliği dediğimiz şeyi anlıyorum. Zamanı kronolojik bir akış olarak görmüyorum. Zaman; insanı, düşünmeye, hayal etmeye, hakikatle kendisi arasında bir bağ kurmaya iten bir metafizik varlık esasında. Zamanı yakalayabileceğimiz, ona dokunabileceğimiz tek sanat da sinema ve bu filmde esasen bunu yapmaya çalıştım. Zaman; bir kader alanı, hakikatin temsil bulduğu bir alan ve mekân da oyuncuların içinde gidip geldikleri bir çerçeve değil zamanı inşâ eden, ona gerçeklik kazandıran, onu varlık haline taşıyan bir yer”

    Yönetmenin sinema perspektifi doğrultusunda hazırlıkların da uzun sürdüğünü belirten yapımcı Mehpare Tanın, “Önce farklı mevsimlerde dört defa mekânları gezdik. Mekânların o mevsimlerde nasıl göründüğünü görmek istedi. Karın çok yoğun olabileceği, kardan çıkamama ihtimalimizi de öngörerek alternatif mekânlar belirledik” derken görüntü yönetmeni Vedat Oyan da birkaç ay süren bir ‘resim çalışması’ yaptıklarından bahsetti: “Referans aldığımız ressamlar vardı. Birçok ressamla başladık, eleyerek gittik ve günün sonunda Bruegel’i ayırdık. Bruegel’in tablolarında da karakter ve mekânın, zamanın içinde eridiğini, hiçliğin içerisinde gittiğini görürüz. Keza bizim karakterlerimiz de sürekli aynı mekânlarda dolanıp duruyor; sıfır çizgisine ulaşma ve bunun içinde erime hali var”

    Filmin aslında neredeyse her unsuru, özel olarak en baştan tasarlanmış. Kurgucu Umut Sakallıoğlu bunlardan şöyle anlattı: “Şunun altını çizmek lazım: Arka planda bir savaş meselesi, insanî meseleler var. Film dilinde bunun için o yabancılaşmayı, gerginliği ve tedirginliği hep canlı tutmaya çalıştık. Filmdeki müzik kullanımları da alıştığımız kullanımlardan farklı. Görsel, grafik ve yazı kullanımları da farklı. İç mekânlara girilmemesi de bunların hepsi gibi aynı amaca hizmet ediyor. Bizim sinemamızda çok panoramik resimler vardır ama bazen fon gibi kullanılır. Bu filmde manzaranın da farklı bir kullanımı var; manzara size bir haz veren bir şeyin ötesinde”

    Filmde sadece dış mekânlarının olmasının sebebine dair sorulan soruya ise yönetmen şu cevabı verdi: “Benim zihnimde gerçeklik alanı ve onun ötesinde hakikate dair bir tefekkür çizgisi var. Hayatta, algıladığımız gerçekliğin ötesinde hakikat dediğimiz bir şey var. Karakterler mekânların içine girdiğinde benim gerçeklik alanım sınırlanıyor. Var ya da yok, oluyor ya da olmuyor gibi bir duygunun içerisinde, izleyiciyi öncel tedirgin edip sonra görmeye zorlamak istedim. Bu, hakikate dair görme beklentim esasında. Kameramı dışarıda tutarak izleyiciye, o gerçeklikle ilgili sınır koyup ‘bunun ötesi hakikattir, buraya bakmamız gerek’ demek istedim”

    “Karakterimi çalışırken değil kara çıktığımda buldum”

    Oyuncuların, karakterlerine hazırlanırken yaşadıkları da seyircilerin merak ettiği konulardandı. Güldestan Yüce, “Safiye bugüne kadar oynadığım karakterlerden çok başka bir yerde. Bütün renkleri göğsünde taşıyıp mücadele eden ve inatla yürümeye devam eden bir kadın” şeklinde tarif ettiği karakterine dair en çok zorlandığı şeyin, istemeden de olsa birini öldürmek zorunda kalma fikri olduğunu söyledi.

    Elvin Köse ise karakterini tam olarak çalışmalar sırasında değil ‘kara çıktığı zaman’ bulduğunu dile getirdi: “Kara çıktığımızda yani doğanın, dağların ve soğuğun karakterime çok şey kattığını düşünüyorum. Mesela Zeynep’in kendini yıkadığı o sahnede; evet, oynuyorum ama bir yandan da aslında oynamıyorum”

    Anlattıklarına bakılırsa rol için kendini en çok zorlayan ve en çok zorlanan, general rolündeki Turgay Atalay’dı: “Bu general birçok savaşta vurulmuş, birçok insanı öldürmüş, kirli biri. Pek çok film, belgesel izledim, araştırdım, sonunda yönetmenimize ‘benden ne istiyorsunuz?’ diye sordum. Ondan sonra kendimi yönetmene ve doğaya teslim ettim. Artık diyaloglara bir aidiyetle oynamıyordum; ben bir generaldim! Sadece çok yoruldum. Yönetmenimiz, istediğini almak için çok uğraşıyordu”

    Güldestan Yüce ise en çok Safiye’den fakat asıl olaraksa kendini doğaya teslim etmekten destek gördüğünü dile getirdi: “Bir hikâyenin içindeyiz ve hikâyenin içindeki kahramanlar başka hikâyeler anlatıyor! Bu filme dair en sevdiğim şey bu. Ama şöyle enteresan bir şey oldu: Filme çalışırken Safiye benimle iletişime geçti, ‘akşamları bana yaz’ dedi. Bir defter tuttum. Hatta bir gün ben çok korkuyordum. Çünkü Mahpare Tanın; koşullar zor olacak, karın içinde olacağız, yükseklere çıkacağız, demişti. Safiye o zaman bana ‘Biz Allah’ın kızıyız Güldestan, bize hiçbir şey olmaz’ demişti. Ama, diğer arkadaşlarımın da söylediği gibi, doğa o kadar güçlü ki… Ben, doğanın bu kadar güçlü olduğunu ve insanın, doğa karşısında bu kadar çaresiz kaldığını bizzat orada deneyimledim. En basitinden; karda ses kayboluyor! Görüş mesafesini kapatmak gibi asla ses duyulmuyor”

    https://www.antalyaff.com/