Yazar: Sakarya54 Haber Merkezi

  • SESOB’da Alişan’dan veda mesajı

    Sakarya Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği Başkanı Hasan Alişan, 1991 yılından bu yana sürdürdüğü görevini 2026 yılı itibarıyla kendi isteğiyle bırakma kararı aldığını açıkladı.

    Göreve başladığı günden bu yana esnaf ve sanatkârların haklarını korumak, mesleki dayanışmayı güçlendirmek ve Sakarya ekonomisine katkı sunmak için yoğun çaba sarf ettiklerini belirten Alişan, bu süreçte birlikte çalıştığı oda başkanlarına, yönetim kurulu üyelerine ve tüm esnafa teşekkür etti.

    ADAY OLMAYACAK

    Alişan, 2026 yılında gerçekleştirilecek seçimlerde aday olmayacağını duyurarak, görevi yeni vizyonlara sahip isimlere devretmenin kurumun gelişimi açısından önemli olduğunu vurguladı. Süreçte ortaya konan görüşlerin ortak akıl ve istişare kültürünün bir yansıması olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

    DEMOKRATİK SÜREÇ VURGUSU

    Nihai kararın her zaman olduğu gibi demokratik irade ile şekilleneceğine inandığını belirten Alişan, görevi devralacak isimlere başarı dileklerini iletti. Sakarya esnaf ve sanatkârlarının gelecekte daha da ileriye taşınacağına inandığını kaydetti.

    “GURURLA DEVREDİYORUM”

    Görevini büyük bir gururla devrettiğini dile getiren Alişan, Sakarya esnaf ve sanatkârlarının her zaman daha iyisini hak ettiğini belirterek, birliğin güçlü temeller üzerinde yükselmeye devam edeceğine inandığını sözlerine ekledi.

     

  • ŞEKER FABRİKASININ TAŞINMASI, ARAZİ DÖNÜŞÜMÜ MÜ?

    Sakarya Büyükşehir Belediyesinin 13 Nisan 2026 tarihinde yapılan toplantısında Başkan Yusuf Alemdar ilk defa net bir açıklamada bulundu.

    • Yazar/

    • Haluk Akbay

    Şeker fabrikasının yerini almaya çalışıyorum. Fabrikanın yeri sanayi alanı. Şeker fabrikasını alıp şehre kazandırmak için mücadele ediyorum. Bu şehrin yarını için büyük bir park alanı, millet bahçesi olması için gayret gösteriyorum. Bu konuda fabrika sahipleriyle görüştük. Pamukova Belediye Başkanımızın önerdiği Mekece’deki 200 dönüm alanı alıp fabrikanın kapanmadan oraya taşınması için çalışma içerisindeyim. Şeker fabrikasının kapanmasından yana değilim, ben bu fabrikanın yine Sakarya sınırları içinde çalışmasından yanayım. Ben fabrikanın tekrar çalışması için zamanında mücadele eden bir insanım.”

    Adapazarı Şeker Fabrikası 1952 senesinde Türkiye’nin beşinci şeker fabrikası olarak 480 dönüm üzerinde kurulmuş, 11 Ekim 1953’te işletmeye alınarak üretime başlamıştır.

    Adapazarı Şeker Fabrikası, 17 Ağustos 1999 depreminde üretim binaları ve makineleri ağır hasar almış, 2004 yılında özelleştirme kapsamına alınmıştır.

    Adapazarı Pancar Ekicileri Kooperatifi (APEK), 2005 yılında Bank Asya’dan alınan kredi sonrasında kamuya ait %94,09 hisseyi 45 milyon 750 bin dolar karşılığında satın aldı.

    APEK ve fabrika yönetiminin başarısızlığı ile birlikte Şeker Kurumu’nun şeker kotasının düşürülmesi ve Sakarya sınırları dışındaki pancar temininin azaltılması sonucu APEK, Bank Asya’ya olan borcunu ödemekte zorlandı. 24 Eylül 2012’de Bank Asya, APEK’in borcuna karşılık şeker fabrikasını devraldı.

    24 Kasım 2013 itibarıyla 182 milyon TL karşılığında Yıldız Holding bünyesine satıldı. 2025 yılında 480 dönümün imara açılacağı Sakarya’da ilgili idareler tarafından hazırlanan imar planları Yıldız Holding’e sunulmuş; dev arsa için fabrikanın yeri adına başka bir yer takası ve imara açılacak yerin büyük bölümünün Yıldız Holding’e bırakılmasının ardından 2026 yılında başka bir senaryo gündeme gelince Yıldız Holding ön protokol imzalayarak üretimden çıktı.

    480 dönüm üzerinde üretim yapan Sakarya’nın Adapazarı ilçe merkezindeki fabrikanın sahiplik bakımından %50’si Sakaryalı iş insanı Davut Dişli ve oğlu Emir Haktan Dişli’ye, diğer %50’si ise FON’a aittir. Eğer Bor Şeker’den KAP’a yapılan açıklama doğrultusunda sürecin tamamlanması bekleniyor.

    Adapazarı Şeker Fabrikası, yüksek kapasitesi olan, daha düşük maliyetle üretim yapan, yan üretimleri ile yan gelirleri çok olan, uzun vadede çok daha kârlı; sadece fabrika değil, sanayi üssü olmaya müsait bir tesistir.

    Başkan Yusuf Alemdar’ın ifadesine göre Pamukova Belediye Başkanı’nın önerisiyle 200 dönüm Pamukova Mekece bölgesine taşınması önerisi mevcut olan Adapazarı Şeker Fabrikası’nın küçülerek kârlı bir üretim yapmasını mümkün kılmaz.

    Öncelikle Pamukova Ovası alanı yaklaşık 289 km²’dir. Pamukova, Sakarya Nehri’nin orta kısmında yer alır. Pamukova arazisi yılda 2 veya 3 sefer ürün alınacak verimli topraklara sahiptir. Pamukova’da seracılık ve süs bitkileri alanında oldukça iddialıdır. Hayvancılığın önemli bir yeri vardır. Süt ve süt ürünleri de Pamukova’da yaygındır. Doğal güzellikleri dikkat çekicidir.

    Şeker fabrikasının 200 dönüm yere taşınması demek, baştan düşük kapasiteyi kabul etmek demektir. Maliyet artar, genişleme imkânı yoktur, ayrıca modernizasyon zorlaşır. Burada fabrika büyümez; çünkü esas lazım olan 600 dönüm yerdir. Adapazarı 480 dönüm üzerinde çalışmıştır. Bu koşullarda fabrika rekabet edemez, kapanmakla yüz yüze gelir.

    Şeker fabrikaları sadece bina değildir.

    Tarım–lojistik–sanayi entegrasyonu ister. Eğer küçük seçilirse taşınma veya genişleme sorunu çıkar; yatırım yarım kalmış proje olur.

    Pamukova seçeneği çözüm değildir; lojistikten uzak, sanayi aksından kopuk, otoyol ve liman bağlantıları zayıf, maliyet ve zaman kaybı yüksektir.

    Akyazı–Hendek hattına şeker fabrikasının taşınması dezavantajlıdır. Öncelikle nakliye giderleri %30–40 artar, işçilik maliyetleri yüksektir, çevre yatırımları (filtre, arıtma tesisleri) maliyetleri yukarı çeker, ilk yatırım maliyeti yüksektir, kâr marjı düşer. Kampanya döneminde yüzlerce pancar kamyonu trafiği ve ulaşımı zorlaştırır. Ayrıca şeker fabrikaları su tüketir. Zaten var olan sanayi tarafından yer altı suları kullanılmaktadır. Şeker fabrikasına uygun yer değildir; arazi fiyatları da yüksektir.

    Söğütlü–Ferizli hattı en doğru yerdir. Fabrika kurmaya uygun araziler vardır. Kuzey Marmara Otoyolu bağlantısı vardır. Karasu Limanı vardır. Karasu–Adapazarı arasında demiryolu gelecek en önemli ulaşım aracıdır. Pancar ekimi olan bölge ve OSB’lerin bulunduğu bir bölgedir.

    Öncelikle şu soruya cevap bulmalıyız: Fabrikanın %50’sine sahip hissedarlar neden bu fabrikayı çalıştırmak istemiyor? Sayın Başkan bu şeker fabrikasına sahipleniyor. Başkanın da ifadesine göre imar durumu sanayi–endüstri alanıdır. Halka millet bahçesinin üretime katkısı yoktur.

    Bu şehir zaten kötü imar ile üst üste birinci sınıf deprem bölgesinde yaşıyor. Acaba fabrikayı oradan başka yere taşımak ile imar değişikliği “kamu yararı” tanımı değiştirilerek 49 yıllığına bir yatırımcıya verilmek, gerekirse 99 yıla kadar uzatılarak Bakanlık müsaadesi ile turizm ve sosyal tesis altyapı projelerine izin verilmek mi isteniyor? Dolayısıyla koruma alanı içinde betonlaşma ihtimali artar.

    Büyükşehir Belediyesi imar kararını sanayi alanından çıkarıp, kamu yararına millet bahçesi adı altında intifa hakkı ile şeker fabrikasının taşınması sonrası süreçte arazi kullanım maksadı değiştirilebilir. Burada alınacak kararlar; imar kararı, Bakanlık desteği, kamu yararı tanımı ve uzun süreli kullanım tahsis modeli ile doğa satılmıyor ama çok uzun süreli ekonomik kullanıma açılabilir.

    Koruma alanları zamanla koruma alanı olmaktan çıkıp kontrollü ticaret alanına dönüşebilir. Bu, şehrin toprak kullanım felsefesinin yeniden yazılmasıdır.

    Sağlıkla, sevgiyle, hoşça kalın.

  • Poyrazlar Gölü “Doğal Sit – Nitelikli Doğal Koruma Alanı” statüsüne alındı.

    Poyrazlar Gölü “Doğal Sit – Nitelikli Doğal Koruma Alanı” statüsüne alındı.

    Poyrazlar Gölü için yeni koruma statüsü

    Poyrazlar Gölü Doğal Sit Alanı’nın koruma statüsü Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından güncellendi. Alınan kararla birlikte bölge, “Doğal Sit – Nitelikli Doğal Koruma Alanı” statüsüne alındı.

    Bakanlık Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün kararı doğrultusunda yapılan düzenleme, 8 Nisan 2026 tarihli ve 15365067 sayılı Bakanlık Olur’u ile yürürlüğe girdi. Yapılan tescille birlikte Poyrazlar Gölü’nün doğal yapısının daha güçlü şekilde korunması amaçlanıyor.

    Söz konusu karar, 19 Temmuz 2012 tarihli ve 28358 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik” kapsamında değerlendirildi.

    Yetkililer, tescil sürecine ilişkin koordinat ve parsel bilgilerinin Bakanlığın resmi internet sitesi üzerinden kamuoyunun erişimine açık olduğunu bildirdi.

    Nitelikli Doğal Koruma Alanı, doğal yapısı değişmemiş veya çok az değişmiş, insan etkisinden uzak, ekolojik süreçlerin devam ettiği ve geleneksel yaşamın sürdüğü hassas kara/su alanlarıdır. Bu alanlarda; bilimsel çalışmalar, geleneksel balıkçılık, sınırlı tarım/hayvancılık gibi faaliyetlere, doğal yapıyı bozmamak şartıyla izin verilir.

    Nitelikli Doğal Koruma Alanı Özellikleri ve Kullanım Örnekleri
      • Tanım: Doğal yapısı bozulmamış, ender bulunan, peyzaj değeri yüksek alanlardır.
      • Faaliyetler: Kesin korunacak hassas alanlardan farklı olarak, burada doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin sürmesine izin verilir.
      • Yapılaşma: İmar planı gerektirmeyen, sökülüp takılabilir, denize girme-güneşlenme amaçlı hafif yapılar (büfe, iskele, duş) yapılabilir
        .
    • İzinli Kullanımlar: Tarımsal faaliyetler, geleneksel balıkçılık, çevre düzenleme planına uygun düşük yoğunluklu turizm ve rekreasyon alanları

    109 sayılı Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararı, 16.10.2019 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın çalışmaları doğrultusunda 30971 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. 07.12.2019 tarihli Resmî Gazete ilanı ile 05.01.2019 tarihli ve 99 sayılı Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararı yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece üç yeni koruma kategorisi doğal sit alanlarında uygulanmaya başlanmıştır. Bunlar:

    A) Kesin Korunacak Hassas Alanlar,
    B) Nitelikli Doğal Koruma Alanları,
    C) Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarıdır.

    Düzenlemedeki tanıma göre, Nitelikli Doğal Koruma Alanları, kayda değer şekilde etkilenmemiş; bir başka deyişle, doğal yapısı kısmen veya hiç değişmemiş, modernize olmuş yaşam yerine doğal süreçlerin sürdüğü, bu durum ve koruma maksadına uygun olarak bölge insanlarının alandaki doğal kaynakları kullanarak geleneksel yaşam şekillerini sürdürdüğü kara ve su alanlarıdır. Bu su alanları hem tuzlu su kaynakları (denizler gibi), hem de tatlı su kaynakları (göller gibi) alanları içerebilmektedir.

    Bu alanların jeolojik yapısına gerçekleşebilecek müdahaleleri engellemek adına madencilik faaliyetlerine izin verilmemektedir. Ayrıca toprağın yapısını değiştirebilecek faaliyetler olan taş, toprak ve kum alımı; bunun yanı sıra toprak, çöp ve sanayi atığı dökümü yasaklanmıştır. Yapılaşma konusunda ise, eğer alanın tescili yapılmadan önce yapılar mevcutsa, mevzuat yenilerinin yapımına izin vermese bile mevcut olanların ekonomik ömürlerinin sonuna kadar kullanımına izin vermektedir. Ayrıca, koşul, kapsam ve süresi Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonları tarafından belirlenmek koşuluyla çeşitli koruma koşulları, kullanım şartları veya koruma amaçlı imar faaliyetlerine izin verilebilir.

    Nitelikli Doğal Koruma Alanlarında yapılabilecek olan faaliyetleri özetlemek, bu kategoriyi anlamak adına yarar sağlayacaktır. Bu kategoride, Kesin Korunacak Hassas Alanlarda izin verilen faaliyetler gerçekleştirilebilir. Entegre tarım ve hayvancılığa izin verilmezken, kurum görüşleri alınarak sınırlı tarım ve hayvancılığa müsaade edilebilir. Koruma amaçlı ve mevcut kaynaklardan kaynaklı imar faaliyetlerine, örneğin bekçi kulübesi ve balıkçı barınağı, izin verilebilir. Mesire alanları ve kıyı mevzuatına uygun olmak şartıyla rekreatif alanlar yapılabilir. Yapılaşmaya gidilmeden avlak sahası ayrılabilir.

    Turizm yatırımları için ise, kadastrol yol cephesi bulunan parsellerde turizm tesislerinin belgelendirilmesine ve niteliklerine ilişkin yönetmelik dışına çıkmaksızın kamping alanları düzenlenebilmektedir. Alanların 10.000 metrekarenin altında olmama şartı koşulurken, kampçı ünitesi başına en az 200 metrekareden hesaplanması öngörülmüştür. Alanın büyüklüğünden bağımsız olarak ise, en fazla 150 kampçı ünitesine izin verilmektedir. Ülkemizde yaygın hâle gelen bungalov kampçı ünitesi için ise taban alanı 45 metrekare ve yüksekliği için 4.5 metre azami sınır olarak belirlenmiştir. Kıyı bölgelerinde, imar olmaksızın deniz turizmi ve kullanımı için sabit olmayan duşlar, gölgelikler, soyunma kabinleri, büfe ve tuvaletler; sökülüp takılır yapılar bulundurulabilir. Son olarak, zorunluluk hâllerinde altyapı hizmetleri, su arıtma tesisleri, su ve enerji iletim hatları, açık otopark, teleferik, telesiyej ve benzeri hizmetlerin imkânına izin verilmektedir.

    Doğal sit alanları, tabiat varlıklarından çeşitli açılardan ayrılmaktadır; bu sebeple farklı koruma kategorisine sahiptir. Doğal sit alanları, jeolojik devirlere ait ender özelliklerdeki yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan alanlardır. Tabiat varlıkları ise jeolojik devirlerle beraber tarih öncesi ve sonrası devirlere ait olabilir; korunmaları, enderliklerine ek olarak güzelliklerine de bağlı olarak gerçekleştirilebilir. Öte yandan, tabiat varlıkları mağara, anıt ağaç ve ağaç toplulukları gibi tikel varlıkları çağrıştırırken; doğal sit, doğal bir alanı ifade etmektedir. Ancak görev ve sorumluluğu büyük oranda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesindeki Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne ve onun bölge komisyonlarına düşmektedir.

  • FATİH Projesi Dünyaya Değil Örnek;  Baştanbaşa Hüsran ve İsraftır!

    FATİH Projesi Dünyaya Değil Örnek; Baştanbaşa Hüsran ve İsraftır!

    GençTek Zirvesi’nde yaptığı dünkü konuşmada “FATİH Projesi dünyaya örnek oldu” diye kamuoyunu yanıltıcı ve gerçekleri çarpıtan bir konuşma yapan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e “FATİH Projesi Türkiye eğitim tarihinin en büyük hüsranı, israfı ve kara deliğidir” diye cevap veren DESAM (Demokrasi ve Eğitim Etütleri Stratejik Araştırma Merkezi) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Avcı, şunları söyledi;

    FATİH Projesi Dünyaya Değil Örnek;

    Baştanbaşa Hüsran ve İsraftır!

    Değerli basın mensupları, kıymetli veliler, sevgili öğrenciler ve aziz milletimiz. Bugün karşınızda, bir kez daha gerçeğin sesi olmak ve milletimizi hakikatler ışığında bilgilendirmek için bulunuyorum. Sayın Bakan Yusuf Tekin, dün GençTek Zirvesi’nde “Fatih Projesi dünyaya örnek oldu” diye kürsüden güzellemelerde bulundu. Rakamlar verdi, fiber internetlerden, etkileşimli tahtalardan, EBA’dan, TEKNOFEST mucizesinden bahsetti.

    Peki Sayın Bakan, o rakamların arkasındaki hakikat ne, asıl gerçek ne? 16 yıldır süren bu “asrın projesi”nin faturası kaç milyar? Kaç ihale skandalı? Kaç âtıl tahta, kaç işe yaramaz tablet? Kaç milyarlık kamu kaynağı çöpe gitti? Ve en önemlisi: Bu proje, eğitimde fırsat eşitliği mi getirdi, yoksa eşitsizliği mi derinleştirdi?

    O yıllarda eğitim sendikası genel başkanıydım ve yıllardır da bu projenin peşindeyim. Sayıştay raporlarını, ihale dosyalarını, öğretmen ve veli şikayetlerini didik didik etmiş birisiyim. Bugün kamuoyunun bilgisine yalın gerçekleri sunuyorum: FATİH Projesi, Türkiye eğitim tarihinin en büyük hüsranıdır. Başarısızlıkla, israf ile, plansızlıkla, usulsüzlükle dolu bir kara deliktir. Ve Sayın Bakan Tekin, bu gerçeğin üzerini “dünyaya örnek” masalıyla örtmeye çalışmaktadır.

    Geliniz, gerçekleri tek tek ortaya koyalım: Birincisi: Maliyet ve israfın boyutları. Proje 2010’da “asrın projesi” diye başladı, 2014’te bitecekti. 2027’ye ertelendi. Bugüne kadar 10 milyar TL’yi aşan (o günün parasıyla) harcama yapıldı. 2024’te tek başına 9 milyar 930 milyon TL, 2025’te ise 4 milyar TL ek ödenek ayrıldı. Sayıştay raporları net: Yapılan yatırımların çoğu âtıl kaldı. Okullara altyapı kuruldu ama binlerce okulda etkileşimli tahta yok. Ağ altyapısı olmayan yerlerde tahtalar duvarda süs olarak duruyor. Okulların yüzde 30,6’sı hâlâ tahtasız! Sayın Bakan, bu milyarlar nereye gitti? Hangi firmaların cebine? Hangi iltisaklı-intisaplı firmalar zengin edildi! Hesabını verin!

    İkincisi: Adrese teslim ihale skandalları. 2011’de akıllı tahta ihalesi tam bir “X firmasına özel” operasyondur. X firması, ihale şartnamesi açıklanmadan önce akıllı tahtayı tasarladı, 1 Temmuz 2011’de patentini aldı. Şartname 27 Eylül 2011’de ilan edildiğinde, istenen özellikler X firmasının patentli tasarımının birebir aynısıydı. Rakip firmalar teklif bile veremedi; verseydi X firmasına telif ödeyecekti. Üstelik MEB bürokratı, Vestel’in tasarım ekibindeydi! Kamu İhale Kanunu’nun 12. maddesi ihlal edildi, KİK’e şikayetler yağdı. Bu, “adrese teslim”in kitabından bir sayfadır. Sayın Bakan, o günlerde Müsteşar olarak görevdeydiniz. Bu skandalın sorumlusu kim? Hâlâ aynı yandaş mantık devam ediyor mu?

    Üçüncüsü: Dağıtım ve kullanım faciası. MEB’in açıkladığına göre yüz binlerce tahta ve milyonlarca tablet dağıtıldığı iddia ediliyor, ancak aktif kullanım oranı ve atıl kalanlar Sayıştay tarafından sorgulanıyor. Peki kaçı aktif? Kaçı gerçekten derslikte kullanılıyor? Sayıştay soruyor: “Yeni yatırım yerine eksiklerin tamamlanması gerekmez mi?” Cevap yok. Öğretmenler “EBA içeriği müfredatla uyumsuz, tahta dersi engelliyor” diyor. Öğrenciler “kalitesiz cihaz, internet yok” diye şikâyet ediyor. Veliler “tablet tembelliğe yol açtı, başarı düştü” diyor. Dünya Ekonomik Forumu raporunda Türkiye okulların internet erişiminde 137 ülke arasında 72. sıradaydı. PISA’da gerileme devam ediyor. Fırsat eşitliği nerede Sayın Bakan? Doğu’da, kırsalda hâlâ “teknolojiye erişemiyoruz” çığlıkları yükseliyor.

    Dördüncüsü: Plansızlık, liyakatsizlik ve öğretmen ihmali. Sayıştay 2019 raporunda açıkça yazıyor: Milli eğitim müdürlüklerine atanan personelin yüzde 70’i liyakat dışı. 127 kişiden sadece 38’i ehil. Öğretmen eğitimi? Sıfır. Donanım dağıtıldı ama pedagojik destek, müfredat entegrasyonu, hizmet içi eğitim yok. Güney Kore’de, Finlandiya’da öğretmenler yıllarca eğitilirken bizde “al cihazı, kullan” mantığı hâkim. Sonuç: Milyarlar çöpe, eğitimde sıfır dönüşüm.

    Beşincisi: Propaganda ve örtbas. Sayın Bakan Tekin, Müsteşarlığı döneminde de “dünyanın en büyük projesi” diye övüyordu. Şimdi de “dünyaya örnek” diyor. Ama Sayıştay “atıl kaldı” diyor. MEB, soru önergelerine “süreklilik gerektiren dinamik proje” diye cevap veriyor; yani “bitmez, bitmeyecek, özeleştiri yok”. Gecikmeleri “ihale, mevsim, tedarik” diye bahane ediyor. Bu, 16 yıllık başarısızlığı kabul etmemektir. Cumhurbaşkanı’na yaranmak için masal anlatıyorsunuz. Gerçek eğitimciler, veliler, öğretmenler biliyor: Bu proje iflas etti. Karadelik gibi milletin parasını yutmaya devam ediyor.

    Sayın veliler, sevgili öğrenciler, ey milletimiz, FATİH Projesi ne fırsat eşitliği getirdi ne de bilişimde liderlik. Aksine, milyarlarca lira israf edildi, yandaş firmalara adrese teslim ihaleler yapıldı, eğitim kalitesi yerinde saydı. Çocuklarımız hâlâ çağın gerisinde. Bu, sadece bir proje değil; bir yönetim zihniyetinin iflasıdır.

    Hesap soruyoruz!

    1. Harcanan her kuruşun detaylı dökümünü kamuoyuna açıklayın.

    2. X firması ihalesi ve benzeri tüm usulsüzlükler için bağımsız soruşturma açın.

    3. Sayıştay raporlarındaki âtıl yatırımları tek tek tespit edin, sorumluları yargıya verin.

    4. Öğretmenleri ve öğrencileri dinleyin; gerçek bir özeleştiri yapın.

    5. İçi boş, altı boş siyasi propaganda yerine somut çözüm üretin: Gerçek dijital dönüşüm, eşitlikçi eğitim, liyakatli kadrolar.

    Yeter artık! Kasıtlı olarak cahil ve fakir bırakılmış, sürekli aldatılmış ve yalan söylenmiş ezgin ve mahzun milletimizin çocukları masallarla büyütülmeyecek. Eğitimde gerçek reform, ancak şeffaflık, hesap verebilirlik, liyakat, ehliyet, dürüstlük ve bilimle olur. Biz DESAM olarak, bu hesaplaşmayı sonuna kadar takip edeceğiz. Milletimizle birlikte, eğitimimizi kurtaracağız.

    Tarihi tavsiye:

    Sayın Bakan Yusuf Tekin’e sesleniyorum: Artık propaganda masallarını bırakın. 16 yıllık bu hüsranı örtbas etmek yerine, milletin vergileriyle harcanan her kuruşun hesabını verin. Gerçek bir muhasebe yapın. Eğitimde liyakati, şeffaflığı, demokratik ve pedagojik ilkeleri ve saf bilimi esas alın. Çocuklarımızın geleceğini yandaş ihalelere, siyasi yaranmaya kurban etmeyin. Tarih, masal anlatanları değil, milletin parasını ve çocuklarının geleceğini koruyanları kaydeder. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum: Bu kara deliği kapatmanın vakti çoktan geldi. Aksi takdirde, birtakım siyasetçi-bürokrat-işadamı troyka çetelerinin, iltisaklı firmaların karıştığı büyük yolsuzluklar, başarısızlıklar, beceriksizlikler, şaibeler, karanlıklar ve gölgelerle dolu bu proje Türkiye eğitim tarihine “en büyük israf ve başarısızlık” olarak geçecek ve gelecek nesiller bunu anacaktır.

  • HEDEF ANKARA’YI FESTİVAL KENTİ HALİNE GETİRMEK

    HEDEF ANKARA’YI FESTİVAL KENTİ HALİNE GETİRMEK

    Ankara Festival Şehri mi?

    Ankara Kent Konseyi (AKK) Kültür Sanat Meclisi, sanata dair düzenlediği çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda düzenlediği Ankara Festivalleri AKS Söyleşilerine devam ediyor.

    ALİ FİKRET /ANKARA

    Ankara Kent Konseyi (AKK) Kültür Sanat Meclisi, Başkentin sanat ruhuna katkı sağlamak için sürdürdüğü çalışmalar kapsamında, Ankara Festivalleri AKS Söyleşileri serisine kaldığı yerden hız kesmeden devam ediyor.

    AKS 101 Raporu Çalıştayı akabinde “Aksiyona Geç” Sloganıyla sürdürülen programın AKK Kültür Sanat Meclisi Başkanı Alper Kaya moderatörlüğünde gerçekleştirilen bu bölümünde, Sevda Cenap And Vakfı temsilcisi Pınar Alpay ve Uçan Süpürge Vakfı temsilcisi Halime Güner ‘Ankara Festival Şehri Mi?’ konusunu masaya yatırdılar.

    HEDEF ANKARA’YI FESTİVAL KENTİ HALİNE GETİRMEK

    Ankara’yı kültür- sanat beklentilerini karşılayacak ve festival kenti haline getirecek hedefle yola çıkan AKS Söyleşilerinin bu programına, AKK Başkanı Halil İbrahim Yılmaz, AKK Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı ve eski Milletvekili Şevket Bülent Yahnici, AKK Genel Koordinatörü Ömer Şan, İcra Kurulu ve Yönetim Üyesi Murat Akyüz, YİK Genel Sekreteri Engin Öktem, AKK Yürütme Kurulu Üyesi Arzu Balkan ve çok sayıda kültür sanata gönül vermiş Başkentli katıldı.

    Programda Ankara’nın festival kenti olmasına yönelik izlenebilecek yollar ve hedefler konuşulurken, Sevda Cenap And Vakfı ve Uçan Süpürge Vakfı’nın Başkentin sanatına üflediği ruh da ele alındı. Ayrıca yoğun genç seyirci katılımının sağlandığı programda, Ankaralı gençlerin sanata teşvik edilmesi de ele alındı.

    ANKARA’NIN RUHUNA FESTİVAL KATILACAK

    AKS 101 raporunda 21 maddenin hayata geçirildiğini ve 81 maddenin de belediye meclisine gittiğini belirten AKK Kültür Sanat Meclisi Başkanı Alper Kaya şu ifadeleri kullandı;

    “Bugün burada çok basit gibi görünen, aslında oldukça derin bir soruyu birlikte konuşmak için toplandık, Ankara Bir Festival Şehri mi? Bu sorunun cevabı sadece kültür sanatla ilgili değil, bir şehrin kimliğiyle, hafızasıyla, kurumsal hayatıyla ilgili.  Çünkü festival dediğimiz şey, bir film değil, bir şehrin nefesi, sokağa taşan bir kültür, o şehirde yaşayan insanların birbirine teması. Bugün Ankara’ya baktığımızda çok kıymetli bir tablo görünüyor bir yanda 30 yıldır varlığını sürdüren Uçan Süpürge Film Festivali, diğer yanda 40 yıldır devam eden Uluslararası Ankara Müzik Festivali, yani Ankara’da hafıza var, emek var. Ama şunu da sormamız gerekiyor, bu festival Ankara’nın ruhuna ne kadar karışıyor? Şehir bu festivalleri ne kadar hissediyor? Ve en önemlisi neden hala Ankara bir festival şehri gibi algılanmıyor? Bu söyleşiyi bir panel olarak değil, bir başlangıç olarak görmek istiyoruz.”

  • Dijital Medyada Telifin Geleceği İstanbul’da Masaya Yatırılıyor

    Dijital Medyada Telifin Geleceği İstanbul’da Masaya Yatırılıyor

    Dijital Medyada Telifin Geleceği İstanbul’da Masaya Yatırılıyor

    Dijital medya ve yapay zekâ ekseninde telif haklarının geleceği, İstanbul Ticaret Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenecek sempozyumda kapsamlı şekilde tartışılacak. Etkinlikte akademisyenler ve sektör temsilcileri, içerik sahipliğinin dönüşen yapısını değerlendirecek.

    İstanbul Ticaret Üniversitesi, dijitalleşme ve yapay zekâ çağında giderek daha fazla tartışılan telif hakları ve içerik sahipliği konularını kapsamlı bir sempozyumla gündeme taşıyor. İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Telif Hakları Derneği iş birliğiyle düzenlenecek Ulusal Dijital Medya ve Telif Hakları Sempozyumu, 16 Nisan 2026 tarihinde Sâdâbâd Kampüsü Sütlüce Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek.

    “Yapay zekâ çağında içeriğin gerçek sahibi kimdir?” sorusunu merkezine alan sempozyum, dijital medya alanında yaşanan hızlı dönüşümün hukuki ve etik boyutlarını çok yönlü biçimde ele almayı hedefliyor. Yapay zekâ destekli içerik üretiminin yaygınlaşmasıyla birlikte, yaratıcı emek, fikrî mülkiyet ve telif hakları kavramlarının yeniden tanımlandığı bir dönemde, alanın önde gelen akademisyenleri ve sektör temsilcileri önemli değerlendirmelerde bulunacak.

    DİJİTAL DÖNÜŞÜM VE TELİF HAKLARI MASAYA YATIRILACAK

    Sempozyum, gün boyunca dört ayrı oturumla devam edecek. İlk oturumda dijital medyada telif haklarının özel hukuk boyutu ele alınırken; ikinci oturumda medya endüstrisinin önde gelen yöneticileri ve profesyonelleri telifin geleceğine ilişkin görüşlerini paylaşacak.

    Günün ikinci yarısında ise yeni medya ekosisteminde telif haklarının dönüşümü ve yapay zekâ destekli üretim süreçlerinin sektörel etkileri değerlendirilecek. Son oturumda ise dijital telif ihlalleri ceza hukuku perspektifinden ele alınarak, güncel uygulamalar ve hukuki sorumluluklar tartışılacak.

    AKADEMİ VE SEKTÖR BİR ARADA

    Sempozyum, akademi ile sektör arasında köprü kurarak, dijitalleşmenin medya ve telif hakları alanına etkilerini disiplinler arası bir yaklaşımla ele almayı amaçlıyor. Alanında uzman akademisyenler, hukukçular ve medya profesyonellerinin katkılarıyla gerçekleştirilecek etkinlik, güncel tartışmalara akademik derinlik kazandırmayı hedefliyor.

    İstanbul Ticaret Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenecek sempozyum, dijital çağda içerik üretimi ile telif hakları arasındaki ilişkiye ışık tutan önemli bir platform olma özelliği taşıyor.

  • TOBB Sakarya Kadın Girişimciler Kurulu, “Kalite Kontrol Uzmanlığı” Programıyla Kadın İstihdamını Artırmayı Hedefliyor

    TOBB Sakarya Kadın Girişimciler Kurulu, “Kalite Kontrol Uzmanlığı” Programıyla Kadın İstihdamını Artırmayı Hedefliyor

    TOBB Sakarya Kadın Girişimciler Kurulu, “Kalite Kontrol Uzmanlığı” Programıyla Kadın İstihdamını Artırmayı Hedefliyor

    Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası bünyesinde çalışmalarını yürüten TOBB Sakarya İl Kadın Girişimciler Kurulu, “Kalite Kontrol Uzmanlığı Programı” eğitimleri başladı.

    TOBB Kadın Girişimciler Kurulu tarafından ulusal olarak yürütülen “Sanayide Kadın Eli” projesinin Sakarya ayağı yürütücüsü TOBB Sakarya İl KGK’nın öncülük ettiği “Kalite Kontrol Uzmanlığı Programı” kapsamında eğitimler Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi’nde devam ediyor.

    Gerçekleştirilen kalite kontrol eğitimlerini yakından takip eden TOBB Sakarya İl Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Elvan Bilgehan Dikici ve beraberindeki icra kurulu üyeleri, katılımcılarla bir araya gelerek eğitim hakkında bilgiler aldı ve kadın istihdamına verdikleri önemin altını çizdi.

    Eğitimler hakkında konuşan TOBB Sakarya İl KGK Başkanı Elvan Bilgehan Dikici, “TOBB’un kadın nezdinde girişimleri her dönem olduğu gibi devam ediyor. Sanayi’de Kadın Eli Projesi de bunlardan biri. Bu kapsamda çalışmalar yapmak istedik. Kalite kontrol uzmanlığı alanında kadın istihdamı eksikliğinin olduğu ve artabileceği yönünde önemli geri dönüşler aldık. Hızlıca reaksiyon alıp bu eğitimi organize ettik ve faydalı olmasını, kıymetli kursiyer kadınlarımıza önemli bir beceri ve de altın bilezik kazandırmasını ümit ediyoruz. Bununla birlikte bağlı olduğumuz TOBB Kadın Girişimciler Kurulumuzca yürütülen Sanayide Kadın Eli projesi kapsamında birçok meslek dalına yönelik de faaliyetlerimize devam yeni uzmanlık programlarını hayata geçirmeyi amaçlıyoruz.

    TOBB Sakarya İl KGK olarak kadınlarımızın hem fikirlerinin karşılık bulacağı girişim hikayesi yazmalarına hem de istihdamda daha da aktif rol almaları için sahadaki çabalarımıza devam edeceğiz. Programdaki iş birlikleri için de Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitemize teşekkür ediyoruz.” dedi.

  • TİGAD SAKARYA’DA SABAHATTİN BİRİNCİ DÖNEMİ: MEDYA DEVİNE USTA BAŞKAN!

    TİGAD SAKARYA’DA SABAHATTİN BİRİNCİ DÖNEMİ: MEDYA DEVİNE USTA BAŞKAN!
    Mardin’de gerçekleştirilen 11. Dijital Habercilik ve Medya Çalıştayı, tarihi bir atamaya sahne oldu. Sakarya medya dünyasının güçlü kalemi, Fısıltı Haberleri Genel Yayın Yönetmeni Sabahattin Birinci, TİGAD Sakarya İl Başkanı olarak göreve getirildi.

    TİGAD SAKARYA’DA SABAHATTİN BİRİNCİ DÖNEMİ: MEDYA DÜNYASINDA YENİ VİZYON!

    Mardin’de gerçekleştirilen 11. Dijital Habercilik ve Medya Çalıştayı, Türk medyasının geleceğine ışık tutarken, Sakarya basın camiası için de tarihi bir ana tanıklık etti. Fısıltı Haberleri Genel Yayın Yönetmeni, usta gazeteci ve araştırmacı-yazar Sabahattin Birinci, Türkiye İnternet Gazeteciliği Derneği’nin (TİGAD) Sakarya İl Başkanı olarak resmen atandı.

    MARDİN’DE MEDYA ZİRVESİ: DİJİTAL DÖNÜŞÜM MASAYA YATIRILDI

    Türkiye İnternet Gazeteciliği Derneği (TİGAD) tarafından düzenlenen ve Mardin Haber’in ev sahipliğinde Bilen Otel’de gerçekleştirilen dev organizasyon, Türkiye’nin dört bir yanından gelen medya temsilcilerini, akademisyenleri ve sektör profesyonellerini bir araya getirdi. “Dijital Habercilik ve Medya Çalıştayı” kapsamında internet gazeteciliğinin mevcut durumu, yasal düzenlemeler ve yapay zeka destekli habercilik gibi kritik konular derinlemesine ele alındı.

    Zirvenin en dikkat çeken anlarından biri ise TİGAD’ın Türkiye genelindeki teşkilatlanma hamlesi oldu. Sakarya’nın medya gücünü temsil etmek ve dijitalleşme sürecine öncülük etmek amacıyla, şehrin deneyimli ismi Sabahattin Birinci’ye önemli bir görev tevdi edildi.

    MAZBATASINI GENEL BAŞKAN OKAN GEÇGEL’DEN ALDI

    Sakarya basınının duayen kalemi Sabahattin Birinci, TİGAD Sakarya İl Başkanlığı mazbatasını TİGAD Genel Başkanı Okan Geçgel’in elinden aldı. Tören sırasında duygularını paylaşan Birinci, Sakarya’da internet gazeteciliğinin standartlarını yükseltmek, meslek etiğini korumak ve dijital dönüşümde şehri öncü bir noktaya taşımak için kararlılıkla çalışacaklarını vurguladı.

    Genel Başkan Okan Geçgel ise atama sonrası yaptığı açıklamada; Sakarya’nın medya potansiyeline dikkat çekerek, Sabahattin Birinci’nin tecrübesi ve vizyonuyla TİGAD’ın Sakarya’daki gücüne güç katacağını belirtti.

    HABERİN AYRINTILARI VE SEKTÖREL YANSIMALARI

    Sakarya’da Yeni Bir Dönem: Sabahattin Birinci’nin başkanlığıyla birlikte, Sakarya’daki internet gazetecilerinin tek bir çatı altında daha güçlü temsil edilmesi hedefleniyor.

    Dijitalleşme Odaklı Vizyon: Çalıştayda alınan kararlar doğrultusunda, Sakarya basınında dijital içerik üretimi ve teknolojik entegrasyon konularında eğitim ve projelerin hız kazanması bekleniyor.

    TİGAD’ın Gücü: Türkiye genelinde hızla büyüyen TİGAD, Sakarya atamasıyla birlikte Marmara bölgesindeki en güçlü kalelerinden birini inşa etmiş oldu.

    Sakarya basınında yıllardır tarafsız ve araştırmacı kimliğiyle tanınan Sabahattin Birinci’nin bu yeni görevi, şehirdeki medya profesyonelleri arasında büyük bir heyecan ve memnuniyetle karşılandı.

  • Minikler Ayçiçek Vadisi’nde dolu dolu bir gün yaşadı

    Minikler Ayçiçek Vadisi’nde dolu dolu bir gün yaşadı

    Minikler Ayçiçek Vadisi’nde dolu dolu bir
    gün yaşadı

    Büyükşehir Belediyesi’nin Ayçiçek Bisiklet Vadisi’nde minik öğrenciler ağırladı.
    Öğrenciler, okçuluk, tiyatro, spor ve robotik kodlama atölyeleriyle dolu dolu bir gün
    geçirdi. Farklı alanlarda yeni deneyimler kazanan çocuklar, etkinliği kitap okuma
    etkinliğiyle tamamlayarak hem eğlendi hem öğrendi.
    Sakarya Büyükşehir Belediyesi, çocukların erken yaşta sporla, sanatla ve bilimle tanışarak
    çok yönlü gelişimini destekleyen etkinliklerine aralıksız devam ediyor. Bu kapsamda
    Ayçiçek Bisiklet Vadisi’nde düzenlenen programda ilkokul öğrencileri bir araya geldi, gün
    boyu süren etkinliklerde hem eğlendi hem de yeni deneyimler kazandı.
    Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik
    Eğitimi Şube Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen etkinlikte öğrenciler, alanında uzman
    eğitmenler eşliğinde çeşitli atölye ve aktivitelerde yer aldı.
    Okçuluk
    Çocuklar okçuluk alanında yay ve ok kullanmayı öğrendi. Eğitmenler eşliğinde hedefe
    nasıl odaklanacağını öğrenen öğrenciler, dikkat ve koordinasyon becerilerini geliştirdi. Ok
    atışı yaparken heyecan yaşayan çocuklar, okçuluk sporunu yakından tanıma fırsatı buldu.
    Tiyatro ve drama atölyesi
    Çocuklar tiyatro ve drama atölyesinde çeşitli canlandırmalar yaptı. Eğitmenler eşliğinde
    yeteneklerini sergileyen çocuklar, kendilerini ifade etme fırsatı buldu.
    Spor Etkinlikleri
    Çocuklar spor alanında çeşitli aktiviteler keyifli vakit geçirdi. Koşu, oyun ve parkur
    çalışmasına dayalı etkinliklerle enerjilerini attı ve sağlıklı yaşamın önemini öğrendi.
    Teknoloji Atölyesi
    Çocuklar teknoloji atölyesinde Robotik kodlama çalışmaları yaptı. Uzman eşliğinde
    gerçekleşen çalışmada çocuklar robotik kodlamanın temel bilgilerini öğrenerek birebir
    uygulamalı çalışmalar gerçekleştirdi.
    Kitap okuma ile kapanış
    Gün boyunca çeşitli etkinliklere katılan çocuklar günün yorgunluğunu kitap okuyarak attı.
    Birbirinden seçkin ve renkli etkinlikler sonrası farklı okullarda okuyan öğrencilerle kitap
    okuyan çocuklar hem sosyalleşti hem de faydalı bir etkinliğe imza attı.

  • Sapanca’da Larva ile Mücadele Çalışmaları

    Sapanca’da Larva ile Mücadele Çalışmaları

    Sapanca’da Larva ile Mücadele Çalışmaları

    Sapanca Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü ekipleri, bahar aylarının gelmesiyle birlikte
    ilçe genelinde larva ilaçlama çalışmalarına başladı. Yaz aylarında artış gösteren sivrisinek ve
    haşere oluşumunun önüne geçmek amacıyla yürütülen çalışmalar, belirlenen program
    dahilinde aralıksız sürdürülüyor.
    Çalışmalarda, insan sağlığına ve çevreye zarar vermeyen biyolojik ürünler tercih
    ediliyor
    Ekipler tarafından; dere yatakları, göletler, sulak alanlar, mazgallar ve durgun su
    birikintilerinde düzenli olarak ilaçlama yapılırken, larvaların henüz oluşum aşamasında yok
    edilmesi hedefleniyor. İlçenin farklı mahallelerinde eş zamanlı olarak sürdürülen çalışmalarla,
    özellikle haşerelerin üreme alanları kontrol altına alınıyor. Çalışmalarda, insan sağlığına ve
    çevreye zarar vermeyen biyolojik ürünler tercih edilirken, doğal yaşamın korunmasına da
    özen gösteriliyor. Uzman ekipler tarafından yürütülen ilaçlama faaliyetleri, belirli periyotlarla
    tekrarlanarak etkinliğin artırılması hedefleniyor.
    Vatandaşların da duyarlı olmalarını istedi
    Yetkililer, larva döneminde yapılan mücadelenin, yaz aylarında oluşabilecek yoğun haşere
    probleminin önüne geçilmesinde büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, vatandaşların da açık
    alanlarda su birikintisi oluşturmamaları konusunda duyarlı olmalarını istedi. Özellikle saksı
    altlıkları, kullanılmayan kaplar, bidonlar ve su depolayabilecek alanların düzenli olarak
    kontrol edilmesinin mücadeleye önemli katkı sağlayacağı ifade edildi.