Kentlerin İçindeki “Sessiz Tehlike” Sanayi Tesisleri ve Seveso Sınavı

Kentlerin İçindeki “Sessiz Tehlike” Sanayi Tesisleri ve Seveso Sınavı Falckon’dan sanayi tesislerine “proaktif güvenlik” çağrısı İSTANBUL, 2026 – Şehirlerin hızla büyümesiyle bir zamanlar kent çeperlerinde kurulan kimya, üretim ve depolama tesisleri bugün konutlar, okullar, hastaneler ve yoğun yaşam alanlarıyla iç içe geçmiş durumda. Bu yakınlaşma; yangın, patlama ve kimyasal sızıntı gibi endüstriyel kazaların etkisinin tesis sınırlarını […]
ana manset - 25 Ağustos 2026 08:27 A A

Kentlerin İçindeki “Sessiz Tehlike” Sanayi Tesisleri ve Seveso Sınavı

Falckon’dan sanayi tesislerine “proaktif güvenlik” çağrısı

İSTANBUL, 2026 – Şehirlerin hızla büyümesiyle bir zamanlar kent çeperlerinde kurulan kimya, üretim ve depolama tesisleri bugün konutlar, okullar, hastaneler ve yoğun yaşam alanlarıyla iç içe geçmiş durumda. Bu yakınlaşma; yangın, patlama ve kimyasal sızıntı gibi endüstriyel kazaların etkisinin tesis sınırlarını aşarak geniş yerleşim alanlarına yayılma riskini artırıyor. Olası büyük endüstriyel kazalara karşı en önemli güvenlik kalkanını ise Avrupa Birliği’nin Seveso III Direktifi ile Türkiye’de uygulanan BEKRA mevzuatı oluşturuyor.

Türkiye’nin ilk ve tek endüstriyel itfaiye şirketi Falckon’un Genel Müdürü Anıl Yamaner, özellikle tehlikeli kimyasallarla çalışan, yüksek miktarda yanıcı, parlayıcı veya patlayıcı madde bulunduran işletmelerin Seveso III ve BEKRA yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi gerektiğini belirterek, mevzuata uyumun tesis bazında proaktif yangın güvenliği uygulamalarıyla desteklenmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.

Şehirler büyüdü, emniyet mesafeleri daraldı

Sanayileşme döneminde şehir merkezlerinin dışında kurulan fabrikalar, akaryakıt depolama tesisleri, kimya fabrikaları ve tehlikeli madde depoları; hızlı nüfus artışı ve kontrolsüz kentleşmeyle birlikte zaman içerisinde yerleşim alanlarının ortasında kaldı.

Bu durum, olası bir endüstriyel kazanın sonuçlarını tesis sınırlarının ötesine taşıyor. Kimyasal bir sızıntı, patlama veya büyük çaplı yangın yalnızca meydana geldiği işletmeyi değil, komşu tesisleri ve yakın çevrede yaşayan binlerce kişiyi de etkileyebiliyor. Özellikle birbirine yakın yüksek riskli tesislerde bir kazanın diğerini tetiklemesiyle ortaya çıkan “domino etkisi”, kent güvenliği açısından en ciddi risklerden biri olarak öne çıkıyor.

Bu tehlikenin dünyadaki en çarpıcı örneklerinden biri 1976 yılında İtalya’nın Seveso bölgesinde yaşandı. Bir kimya tesisindeki kaza sonucunda geniş bir alanın toksik maddelerden etkilenmesi, Avrupa’nın endüstriyel güvenlik yaklaşımında köklü değişikliklere yol açtı.

Bugün yürürlükte bulunan Seveso III Direktifi (2012/18/EU); tehlikeli maddelerin miktar ve özelliklerine göre tesislerin sınıflandırılmasını, büyük endüstriyel kazaların önlenmesini, olası kazaların etkilerinin azaltılmasını ve arazi kullanım planlamasında güvenlik kriterlerinin dikkate alınmasını öngörüyor.

Türkiye’nin Seveso kalkanı: BEKRA

Türkiye’de Seveso yaklaşımı kapsamında uygulanan Büyük Endüstriyel Kazaların Önlenmesi ve Etkilerinin Azaltılması Hakkında Yönetmelik (BEKRA), tehlikeli maddelerin belirli eşik değerlerin üzerinde bulunduğu sanayi tesislerine kapsamlı güvenlik yükümlülükleri getiriyor.

Tesisler, bulundurdukları tehlikeli maddelerin türü ve miktarına göre “Alt Seviyeli” veya “Üst Seviyeli” kuruluş olarak sınıflandırılıyor. Özellikle üst seviyeli kuruluşlarda risklerin belirlenmesi, sistematik güvenlik yönetiminin oluşturulması, acil durum hazırlıklarının yapılması ve mevzuat kapsamında gerekli güvenlik dokümantasyonunun tamamlanması kritik önem taşıyor.

Yasal süresi içerisinde gerekli güvenlik raporunu hazırlamayan veya yapılan denetimlerde gerekli güvenlik şartlarını karşılamadığı belirlenen tesisler açısından mevzuat, faaliyetin durdurulmasına kadar uzanan yaptırımlar öngörüyor.

Sanayi tesislerinin konut ve yaşam alanlarıyla giderek yakınlaşması ise konuyu yalnızca işletme güvenliği olmaktan çıkararak doğrudan kent güvenliğinin bir parçası haline getiriyor. Uzmanlar, yüksek riskli sanayi alanlarının uzun vadeli şehir planlaması kapsamında değerlendirilmesi, yeni imar kararlarında endüstriyel risklerin dikkate alınması ve tesislerle yaşam alanları arasındaki güvenlik mesafelerinin titizlikle korunması gerektiğine dikkat çekiyor.

2025’te 755 endüstriyel yangın ve patlama

Mevzuat ve teknolojik gelişmelere rağmen endüstriyel yangın ve patlamalar Türkiye’de yaşanmaya devam ediyor.

Kimya Mühendisleri Odası (KMO) İstanbul Şubesi’nin tespitlerine göre 2025 yılında Türkiye’de 755 endüstriyel yangın ve patlama meydana geldi. Bunların 700’ünü endüstriyel yangınlar, 55’ini ise endüstriyel patlamalar oluşturdu.

Bu olaylarda 20 işçi hayatını kaybederken 173 işçi yaralandı. Ayrıca yüzlerce kişi yangınların ardından ortaya çıkan duman ve zararlı gazlardan etkilenerek olay yerinde müdahale gördü.

Yangın ve patlamaların sektörel dağılımında metal sektörü yüzde 19 ile ilk sırada yer alırken; ağaç, kâğıt ve mobilya yüzde 18, tekstil yüzde 17, kauçuk ve plastik yüzde 12, gıda sektörü ise yüzde 9 pay aldı.

Veriler, endüstriyel yangın riskinin yalnızca kimya ve petrokimya tesisleriyle sınırlı olmadığını, üretimin hemen her alanında ciddi bir can güvenliği ve ekonomik kayıp riski oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Mevzuat tek başına yetmez, insan faktörü belirleyici

Falckon Genel Müdürü Anıl Yamaner, Seveso III ve BEKRA kapsamında belirlenen yükümlülüklerin eksiksiz uygulanmasının büyük endüstriyel kazaların önlenmesinde temel şart olduğunu ancak güvenliğin yalnızca mevzuata uygun bir tesis kurmakla sağlanamayacağını belirtti.

İnsan faktörünün endüstriyel kazalardaki kritik rolüne dikkat çeken Yamaner, şunları söyledi:

“Tehlikeli kimyasal bulunduran, üreten veya işleyen bütün tesislerin Seveso Direktifi ve BEKRA yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi gerekiyor. Aksi halde büyük felaketlere davetiye çıkarılmış olur. Ancak mevzuata uygun bir tesis kurmak tek başına yeterli değil. Çalışanların ve yöneticilerin güvenlik prosedürlerini doğru uygulaması, risklerin sürekli izlenmesi ve ekiplerin olası bir acil duruma her an hazır olması gerekiyor. Büyük yangın ve patlamalarda insan faktörünün hâlâ en kritik başlıklardan biri olduğunu görüyoruz.

Endüstriyel yangına endüstriyel uzmanlık

Fabrikalar, üretim tesisleri, depolar, enerji tesisleri ve kimyasal proseslerin bulunduğu işletmelerde meydana gelen yangınlar, standart bina yangınlarından çok farklı riskler taşıyor. Yangına neden olan maddenin özellikleri, üretim prosesi, tesiste bulunan kimyasallar, basınçlı sistemler ve enerji kaynakları müdahale yöntemini doğrudan belirliyor.

Bu nedenle yüksek riskli tesislerde yalnızca yangın çıktıktan sonra müdahaleye odaklanmak yerine, yangının çıkmasını önlemeyi ve başlangıç aşamasında kontrol altına almayı esas alan proaktif endüstriyel yangın güvenliği yaklaşımı önem kazanıyor.

Türkiye’de genel itfaiye hizmetleri belediyeler ve kamu kurumları tarafından yürütülürken; yüksek risk taşıyan sanayi tesisleri, organize sanayi bölgeleri, limanlar, havalimanları ve büyük üretim komplekslerinde tesisin risklerine özel eğitim almış endüstriyel itfaiye ekiplerine duyulan ihtiyaç artıyor.

Bu ekiplerin görevi yalnızca yangını söndürmek değil; riskleri önceden tespit etmek, önleyici kontroller yapmak, çalışanları eğitmek, düzenli tatbikatlar gerçekleştirmek ve olası bir yangına henüz başlangıç aşamasındayken müdahale ederek can kaybını, tesis hasarını ve üretim kesintisini en aza indirmek.

Fabrika yangınlarında ilk dakikalar kritik

Endüstriyel yangınlarda müdahale süresi, olayın boyutunu belirleyen en önemli faktörlerden biri. Yangının başlangıç aşamasında yapılacak hızlı ve profesyonel müdahale, küçük bir olayın bütün tesisi etkileyen büyük bir felakete dönüşmesini engelleyebiliyor. Yangın büyüdükçe sıcaklık ve duman yoğunluğu artarken müdahale koşulları da giderek zorlaşıyor.

Bu nedenle yüksek riskli işletmelerde müdahale kapasitesinin tesis içerisinde veya tesise çok yakın konumda bulunması, ekiplerin üretim proseslerini, risk noktalarını ve kullanılan tehlikeli maddeleri önceden tanıması büyük önem taşıyor.

Türkiye’nin endüstriyel yangınlarla mücadelede “olay olduktan sonra müdahale” modelinden “olay meydana gelmeden önleme” modeline geçmesi gerektiğini belirten Yamaner, şöyle konuştu:

“Endüstriyel itfaiyeciliğin temel amacı yangını söndürmekten önce yangının çıkmasını engellemektir. Yangın meydana gelmişse hedef, olaya mümkün olan en erken aşamada doğru ekip ve doğru yöntemle müdahale ederek büyümesini önlemektir. Her fabrikanın üretim prosesi ve risk haritası farklıdır. Bu nedenle her endüstriyel yangına aynı yöntemle müdahale edilemez. Tesisi, kimyasalları ve üretim süreçlerini bilen uzman ekiplerin sürekli hazır bulunması hem can güvenliği hem tesisin sürekliliği hem de ülke ekonomisinin korunması açısından kritik önem taşıyor.”

Proaktif güvenlik artık bir tercih değil

Kentlerin sanayi tesisleriyle giderek daha fazla iç içe geçtiği günümüzde endüstriyel güvenlik, yalnızca fabrikaların kendi sınırları içerisindeki bir iş güvenliği konusu olmaktan çıkarak şehirlerin afet dayanıklılığının ve kamusal güvenliğin temel unsurlarından biri haline geliyor.

Seveso III ve BEKRA kriterlerinin eksiksiz uygulanması, güvenlik mesafelerinin şehir planlamasında korunması, yüksek riskli tesislerin düzenli denetlenmesi ve çalışanların sürekli eğitilmesi kadar, tesisin kendi risklerine göre oluşturulmuş profesyonel yangın önleme ve müdahale sistemlerinin kurulması da önem taşıyor.

Yamaner, endüstriyel güvenlik anlayışındaki değişimi şu sözlerle özetliyor:

“Kentlerin içinde kalan sanayi tesislerinde artık temel soru ‘Yangın çıkarsa nasıl söndürürüz?’ değil, ‘Yangının çıkmasını ve büyümesini nasıl engelleriz?’ olmalı. Proaktif güvenlik artık bir tercih değil, zorunluluk.”

ana manset - 08:27 A A
BENZER HABERLER