Dolar : Alış : 7.5096 / Satış : 7.5231
Euro : Alış : 8.9643 / Satış : 8.9804
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya9°CYağışlı

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11350 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Yeryüzünde Yaşam Sona Eriyor. Binlerce Tür Yok Oluyor

08 Ocak 2017 - 1 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Yeryüzünde Yaşam Sona Eriyor. Binlerce Tür Yok Oluyor
Yeryüzünde Yaşam Sona Eriyor. Binlerce Tür Yok Oluyor

Yeryüzünde Yaşam Sona Eriyor. Binlerce Tür Yok Oluyor – Robert J. Burrowes

Sizin bu yazıyı okuduğunuz gün, yeryüzünde 200 türün ( bitki, kuş, hayvan, balık, amfibi, böcek, sürüngen ) varlığı ortadan kalkmış olacak. Ertesi gün bir 200 tür daha sonsuza kadar yok olmuş olacak.

Yeryüzünde yaşama yönelik, insanın yaptığı bu acımasız yıkımın gezegen tarihinde emsali görülmemiştir. Dünya, türlerin kitlesel yok oluşuna altıncı kez tanık oluyor ve bu seferkinin müsebbibi insan. Ayrıca bu toptan yok oluş giderek hızlanıyor ve etkisi o kadar büyük ki Birleşmiş Milletler, uluslararası kuruluşlar ve hükümetlerin aldığı bölük pörçük önlemler ancak dostlar alışverişte görsün kabilinden oluyor.

Ve durum şu anda, yalnızca böcekler, amfibiler ve bir şekilde tanımlandığını ve insanlar tarafından isim verildiğini varsaydığımız, hakkında hiçbir şey duymadığımız hayvanlardan oluşan ‘görünmez’ türlerin yok oluşu değil.

Sen ve ben, şu anda yaşayan en ikonik türlerden bazılarının neslinin tükenmesine neden olmak üzereyiz. Bazıları  ‘son derece kritik bir eşikte’ olan türlerden oluşan fotoğraf galerisine bakmak isterseniz, bakınız ‘Resimlerle, insanlar tarafından sınırlarına getirilmiş doğal yaşam’ ( ‘World’s wildlife being pushed to the edge by humans – in pictures’).

Türlerin neslinin tükenmesine ilişkin daha fazla fikir edinmek istersen, yakınlarda yayınlanan raporlara bakabilirsin: ‘Doğal Yaşama Karşı İşlenen Suçlar Raporu: Koruma Altındaki Türlerin Ticareti ( World Wildlife Crime Report: Trafficking in protected species)’ ve ‘2016  Yaşayan Gezegen Raporu ( Living Planet Report)’ .  Yaşayan Gezegen Raporunda şu cümleler yer alıyor: ‘Raporda yer alan en önemli istatistik, 1970-2012 yılları arasında % 58’lik bir düşüş olduğunu ortaya koyuyor. Bu veri, hayvan popülasyonunun kırk iki yılda yarıdan daha azına indiği anlamına geliyor.’

Ve dünyadaki okyanuslarda ne olup bittiğini öğrenmek istersen BM’nin yayınladığı yeni rapor bu konuda kafa yormana neden olacaktır: ‘Yeni BM raporunda denizlerde çöplerin sekiz yüzden fazla türe zarar verdiğini ve bunun ülkelere maliyetinin  milyonları bulduğu belirtiliyor.’ 

image002

Elbette ki, bunların bir kısmı süregitmekte olan iklim felaketiyle alakalı ve bu cepheden hiç iyi haberler gelmiyor. Bunun için, ‘Kuzey Kutbunda Meydana Gelenler Akıllara Durgunluk Veriyor’ (‘What’s Happening in the Arctic is Astonishing’)   isimli yazıya bakınız.

Fakat, iyi gitmeyen şeylerin hepsini de tam olarak bilmiyoruz. Örneğin, toprağın da canına okuduğumuzu biliyor muydunuz? Öyleyse ‘Bu Şekilde Toprak Bozulmaya Devam Ederse Tarım Yapmak İçin Son 60 Yıl’ (‘Only 60 Years of Farming Left If Soil Degradation Continues’) isimli yazıya bakınız.

Ve bugün azotun bile devasa problem olduğunun farkında mısınız? ‘Bilim İnsanları Göz Ardı Edilen Azot Tehlikesine Dikkat Çekiyorlar’ (‘Scientists shine a spotlight on the overlooked menace of nitrogen’ ) adlı yazıyı okuyunuz.

Şüphesiz, askeri şiddet de, doğal kaynaklar için savaşırken toprağı, suyu ve atmosferi tahrip ederek ( insanları öldürmekten söz etmiyoruz ) yeryüzünün ekosistemleri üzerinde yıkıcı etkiye neden oluyor. Şu makaleleri okumak hiç de keyif vermeyecek: ‘Petrol cehennemi Irak – eko-terörizme karşı hükümet hiçbir şey yapmıyor’ (‘Iraq’s oil inferno – government inaction in the face of eco-terrorism’ ) ya da Savaş Projesinin Toksik Kalıntıları ( Toxic Remnants of War Project) adlı internet sitesi. 

Fakat her bir askeri harcama eninde sonunda yıkım için kullanılır. Başka bir işlevi yoktur.

Oysa, dünyada 2.5 milyar insan yeteri kadar besin alamıyor. Bakınız:  ‘Her üç kişiden biri yetersiz besleniyor ve bunun küresel ekonomiye maliyeti yılda 3.5 trilyon dolar’ (‘One in three people suffers malnutrition at global cost of $3.5 trillion a year’)

Bunların hepsini okuduğunuzda ‘Hayır sorumlu ben değilim’ diyebilirsiniz! Ama yanılıyorsunuz. Sorumlu olmanız için, hayatta kalmak amacıyla dişleri için filleri öldüren yoksul bir Afrikalı olmanız gerekmez, sentetik zehirlerle toprağı öldüren bir çiftçi olmanız da gerekmez, insanları öldüren ve yok eden bir asker ya da küresel şirket için çalışan, öyle ya da böyle köylüleri topraklarından eden bir kişi olmanız da şart değil.

Sorumlu olmanız için askeri ihtiyaçlar için vergilerini ödeyen, küresel seçkinler tarafından yürütülen küresel şiddet ve sömürü düzenine hiç itiraz etmeden katılırken, dünya kaynaklarından üzerine düşen hisseden daha fazlasını tüketen  ‘sıradan’ bir şahıs olmanız yeterlidir.

‘Peki neden?’ diye sorabilirsin.

İnsan kaynaklı bu kitlesel yok oluşta en önemli etmen, korkunç bir şey olsa da bazı insanların belli türleri avlamasına benzer nedenler değildir. İşin aslı, türleri uçurumun kenarına iten yalnızca iki sebep var: karada yaşayan canlıların  habitatını, – ormanlar, meralar, sulak alanlar, turbalıklar, mangrovlar* … –  insanın yararı için ( ister yerleşim alanı olarak, ister ticari amaçlı, ister maden için, ister tarım amaçlı isterse de askeri amaçlı olsun ) bitmek tükenmek bilmeyen bir çabayla yeryüzünün doğal alanlarını her defasında daha fazla işgal ederek sistematik olarak yok etmemiz  ve su kanallarını, okyanusları; radyoaktif atıklar, karbondioksit, envai çeşit zehir ve kimyasal atıklar ve hatta plastik atarak yok etmemiz.

Ve bu karada ve suda yaşam alanlarını yok etmede asıl etmenin ne olduğunu biliyor musunuz? Tamamı, genelde sizin yaşadığınız yere uzak olan kara ve su yaşam alanları kullanılarak üretilen ürünler ile bu yaşam alanlarından elde edilen kaynaklara olan talebiniz. Yiyecek ve kıyafet gibi en temel ürünler zaman zaman yağmur ormanları yağmalanarak yaratılan tarım alanlarında üretilir ya da aşırı avlanma yüzünden küresel balık stoklarının tükendiği okyanuslardan çıkarılır. Fakat bu kaynakları kullanırken toprağın, okyanusun ve su kanallarının kendini yenileme için gerekli olan girdilere ve zamana olan ihtiyacını hesaba katmayız.

Ayrıca; yoksul insanları, hayatlarını sürdürebilmeleri için marjinal arazilerde tarım yapmaya ya da nesli tükenmekte olan hayvanları avlamak zorunda bırakan, kaynakların adaletsiz bir şekilde dağıtılmasından oluşan sisteme sorgusuz sualsiz dahil olmaya da devam ediyoruz.

Bu yüzden arkanıza yaslanıp oturarak Birleşmiş Milletlerden, uluslar arası kuruluşlardan ya da hükümetlerden bu sorunu çözmek için mucize yaratmalarını beklemeyin. Zaten, şirket kârlarını ve askeri şiddeti insanların eşitliğine ve ekolojik sürdürülebilirliğe yeğ tutan geçerli paradigmayla iş gören örgütlerle bunun olması mümkün değildir.

Onca tersi söyleme rağmen bu örgütler sanayileşmiş toplumları aşırı tüketime teşvik ediyorlar ve gelirin ve zenginliğin adaletsiz bir şekilde dağıtılmasına olanak tanıyorlar, çünkü bu durum bu örgütleri, kuruluşları ve hükümetleri yönetenlerin çıkarına yarıyor: bu kudurmuş şirket elitleri  ‘bilançodaki son toplam’ dışında herhangi bir değeri görebilme yeteneğinden mahrumlar. Bakınız ‘Küresel Seçkinler Kudurdu’ ( ‘The Global Elite is Insane’) 

Eğer insanlığın yüz yüze kaldığı bu en büyük felakete karşı harekete geçmek istersen, –biyosferimizle uyumlu ve diğer insanlarla eşitlik içinde yaşamayı öğrenerek kendi yok oluşumuzu önlemek – seni kişisel sorumluluk alma konusunda yüreklendirebilirim.

Eğer yapacaksan hemen harekete geçmen gerekiyor. En basitinden kişisel tercihlerinin bazılarında zor fakat çok değerli değişikliklere gidebilirsin. Tıpkı vegan ya da vejetaryen olmak gibi, organik ya da biyodinamik gıda ürünleri satın alabilir ya da üretebilir ve kararlı bir şekilde hangi zehir türü olursa olsun  kullanmayı, araba sürmeyi ya da uçağa binmeyi reddedebilirsin.

Fakat daha bütüncül bir yaklaşımda bulunmak istiyorsan da en etkili yol, dışarıya bağımlı olmadan kendi kendine yetebilme becerini geliştirirken,  kişisel tüketimini sistematik olarak azaltmandır. Anita McKone ile ben ‘The Flame Tree Project to Save Life on Earth’( Yeryüzündeki Yaşamı Kurtarmak için Alev Ağacı Projesi) ismiyle yayınladığımız on beş yıllık bir strateji tasarladık.

Ayrıca, dostumuz olan diğer türlere karşı şiddeti de içeren ‘The People’s Charter to Create a Nonviolent World’ ( Şiddetsiz Bir Dünya Yaratmak için Halklar Sözleşmesi) isimli sözleşmeye internet üzerinden imza atmayı da düşünebilirsin.

Modern insan varlığının gizli trajedilerinden birisi de olan bitenlerden kişisel olarak sorumlu olmadığımıza inanarak yılgınlığa düşmemizdir. Bakınız  ‘The Delusion “I Am Not Responsible”‘ ( ‘ ” Bu Durumdan Ben Sorumlu Değilim”  yanılgısı’) .

Daha kapsamlı bir açıklama için bakınız  ‘Why Violence?’ (‘Neden Şiddet?) ve ‘Fearless Psychology and Fearful Psychology: Principles and Practice’ ( ‘ Korkusuz ve Korku Dolu Psikoloji: İlkeler ve Uygulamalar’ ). 

Çok az kişi fark yaratabileceğine inanıyor ama bu doğru değil.

Ve, hiç bir şey yapmamaya ya da yapılması gerekenleri başkalarına  bırakmaya karar verdiğin her defasında, başkalarının da neden hiçbir şey yapmadığını göstermiş oluyorsun.

Yok oluş bize el sallıyor. Ne yapmayı düşünüyorsun?

Robert J. Burrowes bütün ömrünü insanın uyguladığı şiddeti anlamaya ve sona erdirmeye adamıştır.1966’dan beri insanoğlunun neden şiddet uyguladığını anlama çabası içinde kapsamlı araştırmalar yapmaktadır ve 1981’den beri de şiddet karşıtı bir aktivisttir. ‘Why Violence?‘http://tinyurl.com/whyviolence ( Neden Şiddet? ) adlı kitabın yazarıdır. Mail adresi  flametree@riseup.net ve internet sitesi http://robertjburrowes.wordpress.comdur.

Bu metnin orijinali Global Research’de yayınlanmıştır.

Copyright © Robert J. Burrowes, Global Research, 2016

*Mangrov: Gelgit sonucu oluşan haliçlerde, tuzlu bataklıklarda ve çamurlu kıyılarda sık ormanlar oluşturan bazı ağaç ve çalı türlerine ve oluşturdukları ormanlara verilen isim.

Çeviri: Özgür Girişen

Who Am I?

My father had two brothers: his older brother, Robert, and his twin brother, Thomas. Both were killed in World War II.

Bob was a soldier in the 34th Fortress Engineers of the Australian Imperial Force (AIF). He was captured during the fall of Rabaul on 22 January 1942, held prisoner and half-starved at the Malaguna Road camp until he was put on the Japanese prisoner-of-war ship Montevideo Maru in late June. On 1 July 1942, the unmarked and unescorted Montevideo Maru was torpedoed off Luzon by the USS Sturgeon. The ship sank in six minutes. All 1,053 Australian prisoners of war were killed: it was Australia’s largest single loss of life in a single incident during the entire war. You can read Bob’s final letter by clicking on ‘Final Letters’ in the sidebar. I am named after this uncle.

Robert Burrowes 1918-1942

Robert Burrowes 1918-1942

Tom was a wireless air gunner on a Beaufort Bomber (popularly but irreverently known as ‘flying coffins’) in the RAAF’s 100 Squadron. He was shot down over Rabaul on his first mission on 14 December 1943. You can read Tom’s final letter by clicking on ‘Final Letters’ in the sidebar. My brother is named after this uncle.

Thomas Burrowes 1923-1943

Thomas Burrowes 1923-1943

My great uncle, Thomas Ince Farrell, was a soldier in the 16th Battalion of the AIF in World War I. He was killed in action at Pope’s Hill, Gallipoli ‘on or about’ 2 May 1915.

Another great uncle, Leslie Burrowes, was a trooper in the 10th Light Horse Regiment of the AIF in World War I. He was wounded in action three times at Gallipoli and died prematurely some years after the Great War.

In 1966, the year I turned 14, I decided that I would devote my life to answering two questions – Why are human beings violent? How can this violence be ended? – and taking action based on the learning that I would do by seeking answers to these two questions. This is more than a life passion: It is why I live.

Apart from three decades of involvement in nonviolent action campaigns, therefore, I have been engaged in an ongoing research effort since 1966 to find answers to these two questions.

The most important documents that have arisen from this research and nonviolent activism are as follows. Together they constitute an integrated and comprehensive strategy to end human violence and prevent human extinction:

The People’s Charter to Create a Nonviolent World The Nonviolence Charter was launched simultaneously around the world on 11 November 2011; it invites all people to join a worldwide movement to end violence in all of its forms.

Why Violence? This document offers a comprehensive explanation of why human beings are violent. It took me 41 years to learn the central insight that generated this document, now in its 8th edition. It is the primary outcome of 14 years of deep psychological investigation undertaken, while living in seclusion, by my soulmate and research colleague, Anita McKone, and myself from 1996 until 2010. Anita’s website, which includes her explanation of our process during this period – ‘Fearless Psychology and Fearful Psychology’ – and her songs of nonviolence, can be viewed here: AM.

The Flame Tree Project to Save Life on Earth This document outlines a comprehensive strategy to end human violence (including environmental destruction) and prevent human extinction. It was written in conjunction with Anita.

The Strategy of Nonviolent Defense: A Gandhian Approach This book explains how to resist and defeat any form of military violence by using a strategy of nonviolent defence. I have presented the essence of this strategic thinking on the Nonviolent Defense/Liberation Strategy website. You can learn how to plan and implement a nonviolent defense or liberation strategy from this website.

Nonviolent Campaign Strategy This website describes how to plan and implement a nonviolent strategy to achieve a peace, environmental or social justice outcome.

The Political Objective and Strategic Goal of Nonviolent ActionsThis article explains the vital distinction, which is virtually never understood, between the political objective and the strategic goal of all nonviolent actions. It was originally published in Nonviolence Today 48, January-February 1996. pp. 6-7 but was republished in 2014. It will give you a taste of the strategic thinking mentioned above.

Nonviolent Action: Minimizing the Risk of Violent RepressionThis article explains 20 things that nonviolent activists can do to minimise the risk of military, police and provocateur violence at nonviolent actions. It was originally published under the title Minimising the Risk of Police Violence in Nonviolence Today40, September-October 1994. pp. 17-18 but was revised for republication in 2014.

Nonviolent Intervention in Interpersonal Conflict This article explains how to safely and nonviolently intervene in violent conflicts between other individuals/groups. It was published in Nonviolence Today 44, May-June 1995. pp. 4-6.

You can see a more complete list of my publications by clicking on ‘Publications’ in the sidebar.

I spent five years working (full-time) as Honorary State Secretary of The Royal Life Saving Society – Australia, Victoria Branch from 1975-1981, during which I developed the philosophy and core content of what became known, in 1982, as the ‘Swim and Survive’ learner swimmer scheme. This scheme has substantially reduced the drowning toll in Australia.

One of the many instructive experiences of my life was the time I spent working in the Shagarab East 2 Refugee Camp in eastern Sudan in 1985. This camp held 20,000 Tigrayan refugees who had just fled the Ethiopian war and famine. I was part of a Community Aid Abroad (Oxfam in Australia) refugee health team. Despite our best efforts, 5 people died in our camp every day. On one occasion, I was urgently summoned to perform cardio-pulmonary resuscitation (at which I had been expertly trained during my years as a lifesaver) on an emaciated three month old baby while her distraught parents looked on. I could not save her.

Since 1981, I have been involved in many nonviolent action campaigns in relation to peace, environmental and social justice issues. These include refusing to vote (since 1981), the Franklin River Blockade (1982-1983), the campaign to end nuclear warship visits to Australian ports (1987-1988), the campaign to remove US military bases from Australian soil (1989), campaigns to halt the destruction of old-growth forests in south-eastern Australia (1989-1990) and the campaign to end duck shooting (1989-1990).

My involvement in these and other campaigns has led to my arrest on about 25 occasions and to brief terms of imprisonment on about 15, including one in which I was imprisoned in a psychiatric ward and forcibly injected with ‘anti-psychotic’ drugs. During each of these terms of imprisonment, I have fasted until it was time for my release or I was given the organically/biodynamically grown, vegetarian wholefood that I had requested. There have been many other outcomes from my involvement in these campaigns, including the learning I did which enabled me to write and publish strategic analyses of many of them: see relevant articles in the list of publications.

Apart from the campaigns just mentioned, however, the three campaigns in which I have been most heavily involved are as follows:

War Tax Resistance: I have been a conscientious war tax resister since 1983. Among many outcomes, this has led to the seizure of my bank account in 1984, my bankruptcy in 1991, my conviction for contempt of court (because of my conscientious refusal to cooperate with the bankruptcy trustee) in 1992, and the seizure of my passport in 1993. You can read my defence presentation to the Federal Court of Australia during my bankruptcy trial by clicking on ‘Court Defence’ in the sidebar.

Melbourne Rainforest Action Group: I was heavily involved in the nonviolent action campaign of the Melbourne Rainforest Action Group in 1988-1990. This campaign was extremely effective, substantially reducing Australia’s imports of rainforest timber from South East Asia, thus slowing rainforest destruction in that region. There is a video of this campaign, which includes graphic footage of nonviolent actions and a brief explanation of the group’s nonviolent strategy by me:

Gulf Peace Team: I was a member of the international Gulf Peace Team – the 73 people from 16 countries who camped on the border between Iraq and Saudi Arabia in an attempt to prevent the Gulf War in January 1991. I wrote a strategic analysis of this experience in ‘The Persian Gulf War and the Gulf Peace Team’ in Yeshua Moser-Puangsuwan and Thomas Weber (eds.) Nonviolent Intervention Across Borders: A Recurrent Vision (Honolulu: University of Hawai’i, 2000). I also wrote the typology of nonviolent intervention on which this book is based: ‘Cross-border Nonviolent Intervention: A Typology’. I did a television interview about the Gulf Peace Team on 1 February 1991, just hours after we arrived in Amman from Baghdad:

Apart from the websites mentioned above, I maintain the Global Nonviolence Network (GNN) website. The GNN lists nonviolence organisations by region and country around the world: GNN.

So who am I? I am my two uncles and hundreds of thousands of Iraqis killed in war. I am the refugees who died in the Shagarab East 2 Refugee Camp. And I am the wildlife and trees destroyed in the rainforests of South East Asia. Who else could I be?

The purpose of violence is to suppress awareness of the truth.

…..

Acknowledgements

Beryl 1943

Beryl 1943

James Burrowes 1942

James Burrowes 1942

I would like to express my deep gratitude to my parents, Beryl & James, veterans of World War II, who have never failed to find the love and financial support that I have needed to undertake my life’s work.

They are truly the greatest parents of all.

Beryl & James Burrowes

Beryl & James Burrowes

Many others have helped at times and I deeply appreciate their support. If you would like to help Anita’s and my work to end human violence, please consider financially supporting us by clicking on ‘Financial Support’ in the sidebar.

Robert J. Burrowes
P.O. Box 68
Daylesford
Victoria 3460
Australia
Email: flametree@riseup.net

Robert J. Burrowes

Robert J. Burrowes

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar