Dolar : Alış : 7.3708 / Satış : 7.3841
Euro : Alış : 8.9420 / Satış : 8.9581
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya8°CYağışlı

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11285 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

“Uğur öldü oğlum”

23 Ocak 2021 - 0 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»“Uğur öldü oğlum”
“Uğur öldü oğlum”

Uğur Mumcu’ya saygıyla anıyoruz.

“Uğur öldü oğlum”

Murat AĞIREL

Vicdan Sustu,
Hukuk sustu,
İnsanlık sustu,
Göz göre göre öldürüldük,
Ey Halkım unutma bizi…
Böyle yazıyordu, Fethiye Belediyesinin Heykeltraş Onur Fırat Fen’e yaptırdığı Uğur Mumcu anıtının üzerinde.
Beni de davet ettiler açılışa…
Açılışta konuşmalar yapılırken hani anılar bir film şeridi gibi gözü önüne gelir ya benim de geldi.
Babam, Türk Elektrik Kurumunda çalışan bir işçiydi. Vardiyalı çalışıyordu. İş çıkışında bir gün öncesinin gazetelerini getiriyordu.  Çok okumazdı. Hatta sadece bir kişiyi okurdu. Bana da büyük bir saygı ve büyük bir gurur ile anlatırdı. Çok haber dinler ve izlerdi…
Her çocuğun babası elbette kahramanıydı. Babamı bu kadar derinden etkileyen kişi çoktan benim de kahramanım olmuştu. Babam seviyorsa kötü biri olamazdı.
Okumaya başladım…
Ortaokuldaydım daha…
Merak ediyordum…
Hiç görmedim Uğur Mumcu’yu ama bir o kadar yakınımda hissediyordum.
Babam çok duygularını belli etmezdi. Bir defa ağlarken görmüştüm onu, o da abisinin vefatında.
Sabah babamın nöbetten gelmesini bekliyordum. Normalde geç kalmazdı…
Bir terslik vardı…
Çok geç geldi…
Gözleri kıpkırmızı ve suratı çok üzgündü…
Ne oldu demeye korktuk. Kesin birine bir şey olmuştu.
Bana baktı…
“Uğur öldü oğlum” dedi…
Uğurları düşünmeye başladım. Ailemizde Uğur da yok. Kimdi bu Uğur?
Öyle ya Uğur Mumcu ölmezdi, ölemezdi…
Annem, “Hangi Uğurdedi.
Babam, “Yiğit Uğur diye karşılık verdi.
Sadece sessizlik ve babamı ikinci kez ağlarken gördüm.
Evde artık matem vardı. Kapısını çekip saklanıp ağlayabileceğim bir odam yoktu. Ama mutfağın balkonuna gittim oturup saatlerce ağladım.
Adana’da temsili tören yapıldı. Herkesin dilinde ve gözünde aynı hüzün vardı. Esnafı, işçisi, memuru, sağcısı, solcusu hepsi bir yiğit için saygı duyuyor ve gözyaşı döküyordu.
Elimde gazete.
Manşet: “Susturamazlar”
İşte o gün karar verdim hangi yola baş koyacağıma.
Kimi örnek alacağıma…
Söz verdim kendime onun gibi olacağım diye.
Ne mümkün!
Çünkü Uğur Mumcu olunamazdı.
Mustafa Balbay’ın kitabında okumuştum…
“Sütun” sözcüğünün iki anlamı var: Taş ya da betondan yapılmış taşıyıcı direk ve gazetelerde yukarıdan aşağı yazılara ayrılmış bölümler.
Gazete yazarlarına ikinci anlama dayalı olarak, “sütun sahibi” de denir.
Uğur Mumcu’nun yazıları her iki anlama da girer.
Uğur Mumcu’nun sütunları gazeteciliğin özünü, halkın mutlu yaşadığı bir demokrasi için mücadele etme enerjisini,emperyalizme karşı durmanın bilincini, yurtseverliğin heyecanını, Atatürkçülüğün ruhunu ayakta tutmaya devam ediyor.
Anıta bir daha baktım ve açılışa katılan insanların yüzlerindeki ifadeye baktım.
Uğur Mumcu’nun verdiği kavgayı, yüreğinin en derinliğinde halkına karşı duyduğu sorumluluğun 28 yıl sonra bile farkındaydılar.
Mumcu’nun bütün kavgası aydınlık yarınlar içindi. Kemalist, antiemperyalist kimliği, tam bağımsızlık inancı kavgasında güç veriyordu.
Hiç gölgelere saklanmadı, kaçak dövüşmedi…
Sorumlu bir aydına bir yurttaşa düşen en büyük görevin yılmadan usanmadan, eğilmeden, bükülmeden halktan taraf olarak mücadele etmek olduğunun bilincindeydi.
Mumcu, bugünün karanlığının, dünün hesaplaşması olduğunu görmüştü.
Gericilik ve emperyalizmin çıkarları doğrultusunda kol kola geçerek devamlı laik, demokratik ilerici ve aydınlanmacı devrimlerin başarıya ulaşmaması için olağan gücü ile çalıştığını anlattı.
Kurtuluş Savaşımızın kökeninde yatan bağımsızlık bilinci ve Cumhuriyet devrimlerini yaşatmak, ileri taşımaktan bahsetti.
Uğur Mumcu gazeteciydi.
Bizim kutup yıldızımız oldu.
Yarın 28’inci ölüm yıldönümü.
Öldürerek susturulabileceğini sandılar, ardından yüzlercesi onun yolunda yürüyüşe çıktı.
Yürüyeceğiz…

Uğur Mumcu’nun Hayatı

 

22 Ağustos’ta Kırşehir’de doğdu. Tapu kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey ile Nadire Hanımın dört çocuğunun üçüncüsü.

 

1949 – 54

Ankara Ulus’taki Devrim İlkokulunda başladığı ilköğrenimini Bahçelievler’deki Ulubatlı Hasan İlkokulunda tamamladı.

 

1957 – 61

Ankara Cumhuriyet Ortaokulunu ve Ankara Deneme Lisesini bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi.

 

1962

Yazmaya öğrencilik yıllarında başladı. Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanan “Türk Sosyalizmi” başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülünü aldı.

 

1963

Fakültede Öğrenci Derneği Başkanı seçildi.

 

1965

Hukuk Fakültesini bitirdi ve Cemal Reşit Eyüpoğlu’nun yanında bir süre avukatlık yaptı.

 

1965 – 66

18 Haziran 1965’te “Biz Anayasayı Savunuyoruz. Ya Siz?” başlıklı makalesiyle Yön Dergisinde yazmaya başladı. 27 Mayıs Devriminin özgürlükçü ortamında “İnsanlar sadece konuştuklarından değil sustuklarından da sorumludurlar” diyerek Doğan Avcıoğlu’nun yönetimindeki Yön Dergisinde yazdığı makalelerle bir yandan Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerini, tam bağımsız bir Türkiye’yi savundu.

 

1967

30 Haziran’da “Kitap Toplatmak Anayasaya Aykırıdır” başlıklı yazısıyla Kim Dergisinde yazmaya başladı.18 Ağustos’ta “Anayasa Mahkemesine Saldıranlara: Anayasaya Saygı” başlıklı yazısıyla Akşam Gazetesinde incelemeleri yayımlanmaya başladı.

 

1968

Dil öğrenmek için İngiltere’ye gitti. Yazılarına oradan devam etti. 25 Şubat’ta Akşam Gazetesindeki inceleme yazılarının sonuncusu yayımlandı.1 Mart’ta Kim Dergisindeki son yazısı, Londra’dan yolladığı “Yeter Artık Beyler” oldu. 25 Mart’tan itibaren aralıklarla Türk Solu Dergisinde yazmaya başladı.

 

1969

31 Ocak’ta Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Profesörü Tahsin Bekir Balta’nın asistanı oldu. 15 Temmuz’dan sonra incelemeleri, Milliyet Gazetesinde yayımlanmaya başladı. Asistan olduktan sonra, 13 Kasım’da Ankara Barosu Levhasından kaydını sildirerek avukatlığı bıraktı.

 

1969 – 71

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yazıları yayımlandı.

 

1970

Ant Dergisi ile Cumhuriyet Gazetesinde makale ve incelemeleri yayımlandı. 24 Mart’tan itibaren Devrim Dergisinde yazmaya başladı.

 

1971

12 Mart’ta gerçekleşen darbenin aydınlara yönelik baskıcı tutumundan o da payına düşeni aldı. 17 Mayıs’ta gözaltına alındı. Ayrıntı “Kitaplarımı İsterim”. Bir ay sonra serbest bırakıldı.

12 Temmuz’da Ortam’da yazıları yayımlanmaya başladı. Dergi, 29 Kasım’da çıkan sayısından sonra kanun dışı baskıları protesto etmek amacıyla yayın hayatına son verdi. 27 Ekim’de Devrim Dergisine son kez yazdı.Askerliğini yapmaya hazırlandığı sırada, orduya hakaret etme savıyla tutuklandı. Pek çok aydınla birlikte, Mamak Askeri Cezaevinde bir yıla yakın kalan Uğur Mumcu, açılan davada 7 yıl hapse mahkûm edildi ancak, kararın Yargıtay’ca bozulmasının ardından serbest bırakıldı.

 

1972

10 Ekim’de serbest bırakılmasının ardından hemen askere alındı.

 

1973

Tuzla Piyade Okulunda 10 Ocak’a kadar süren üç aylık eğitimden sonra, okul yönetimi tarafından “kötü hal ve düşünce sahibi” diye suçlanarak “er” çıkarıldı ve Patnos’a yollandı.

 

1974

31 Ocak’ta askerliğini sakıncalı piyade eri olarak, Ağrı’nın Patnos ilçesinde tamamladı. Bu yaşadıklarını “Evet, evet ne olursa olsun, ben Patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında, on binlerce lira para alan orgeneral olmaya değişmem!” diyerek, yedek subaylık hakkı ve aylıkları için sadece maddi tazminat isteğiyle açtığı davayı kazandı ve yedek subaylık hakkını elde etti.

Askerlikten sonra üniversitedeki görevinden ayrıldı ve gazeteciliğe profesyonel olarak, 25 Şubat’ta Yeni Ortam Gazetesinde “Anarşist!..” başlıklı yazısıyla başladı.

Yazılarında, hem sorunları dile getirdi hem de hukuka aykırı ve yasadışı uygulamaların üstüne gitti. “Tek bir tahrikçi ajan adı veremezsiniz” diyen Demirel’e “Bir Hikâyemiz Var” başlıklı yazısında, onlarca provokatörün adını belgeleriyle açıklayarak, tüm antilaik, antidemokratik oluşumları uygulamalarıyla belgeledi.
“Sormayalım mı?” yazısı için tıklayınız.

 

1975

12 Mart’ta “Ayrılırken” başlıklı yazısıyla Yeni Ortam Gazetesinden ayrıldı.

18 Mart’ta “Denklem” yazısıyla Cumhuriyet Gazetesindeki ‘Gözlem’ başlıklı köşesinde düzenli olarak yazmaya başladı. Aynı zamanda da Anka Ajansında çalışmaktaydı.

Nisan ayında 12 Mart dönemini sergilediği makalelerinden oluşan Suçlular ve Güçlüler kitabı yayımlandı.

Ekim ayında, Anka Ajansında çalışırken Altan Öymen’le birlikte hazırladıkları, Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’in hayali mobilya ihracatını konu edinen, Mobilya Dosyası adlı kitap yayımlandı. Böylece “hayali ihracat” kavramı kamuoyunun gündemine girmiş oldu.

 

1976

Mayıs ayında Güldal Homan ile nişanlandı. 19 Temmuz’da evlendiler.

 

1977

Anka Ajansından ayrılarak Cumhuriyet Gazetesinin kadrolu yazarı oldu.

Terörün toplumu korkuya, karamsarlığa ittiği günlerde, kalemiyle teröre karşı durdu. Taksim’deki 1 Mayıs katliamının ardından, bu olayı ve bu tür olayları irdeleyen yazılar yazdı. Mayıs ayında oğlu Özgür dünyaya geldi.

Sakıncalı Piyade ve Bir Pulsuz Dilekçe kitapları yayımlandı.

 

1978

12 Mart döneminde yaşadıkları, gülmece ustaları için bulunmaz bir malzemeydi. Kendisi de yazı ve konuşmalarında gülmece öğelerini sık sık kullanırdı. Bu dönemi anlattığı Sakıncalı Piyade adlı yapıtını, Rutkay Aziz ile birlikte, tiyatroya uyarladı. Sakıncalı Piyade Tiyatro ilk olarak Ankara Sanat Tiyatrosu’nca (AST) sahneye kondu ve700 kez sahnelendi.

Aralık’ta, siyasal yaşamda adı duyulan, belli dönemlere damgasını vurmuş birçok ünlünün yaşam öykülerini, siyasal geçmişlerini, bir güldürü zenginliğiyle anlattığı kitabı Büyüklerimiz yayımlandı.

 

1979

Terörün yeniden tırmandığı, gencecik insanların sokak ortasında kurşunlandığı, kahvelere, evlere bombaların atıldığı bir ortamda, tarihin boş yere tekrar etmesini önlemek ve ders alınmasını sağlamak amacıyla, 12 Mart öncesi ve sonrası gençlik liderlerinin yaşadıklarını kendi ağızlarından yansıttığı ve silahlı eylemlerle bir yere varılamayacağına dikkat çektiği kitabı Çıkmaz Sokak Temmuz ayında yayımlandı.

 

1980

1980’li yıllar başlarken 70’li ve 60’lı yılları da incelediği, yenilmeyen gücün, halkın örgütlü gücü olduğunu anlattığı yazıları Tüfek İcat Oldu başlığı altında Şubat ayında yayımlandı.

12 Eylül darbesi oldu. “Bundan Sonra”.

12 Eylül’ü gerçekleştiren generaller tarafından partilerin, birçok kitle örgütünün kapatılması gibi sorunların yaşandığı bu dönemi ve uygulamalarını eleştirdi.

“Terörsüz Özgürlük”

 

1981

Kendi deyişiyle, “..terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak…” için yazdığı Silah Kaçakçılığı ve Terör adlı inceleme kitabı Mart ayında yayımlandı.

13 Mayıs’ta Mehmet Ali Ağca, Papayı öldürme girişiminde bulundu. “Yine Ağca” . Daha önce 1979 yılında Abdi İpekçi’nin katili olarak yakalanan Ağca üzerine çalışma ve araştırmalar yapmıştı, Papa olayı sonrasında irdemelerini yoğunlaştırdı.

Haziran ayında kızı Özge doğdu.

“Bu kitap ile yalnızca, parlamento çalışmalarını engelleyen, kürsülerde yurt ve dünya sorunlarının özgürce konuşulmasını engelleyen sorumsuz bir azınlığın sergilediği çirkinlikler eleştiri konusu yapılmıştır.” dediği Söz Meclis’ten İçeri’nin ilk baskısı Ekim ayında yapıldı.

Resim

1982

Ağca Dosyası kitabının ardından Kasım’da Terörsüz Özgürlük adlı makale derlemesi yayımlandı.

Barış Derneği kapatıldı. Yöneticileri ve üyeleri 141. ve 142. maddelerden suçlanarak tutuklandı. Barış Derneği Davası, 12 Eylül döneminde, Türk aydınlarına karşı topluma göz dağı vermek için açılmış bir davaydı. Mumcu pek çok yazısında bu konuyu ele aldı.

 

1983

Genel seçimler yapıldı. Birçok politikacının yasaklı olduğu bu dönemde, ekonomik ve toplumsal çarpıklıkları, hukuk dışı uygulamaları gözönüne seren araştırmalar yaptı. “Lozan ve Sevr” yazısı için tıklayınız.

Şubat’ta Ağca ile cezaevinde röportaj yaptı. Bu röportajın NBC’de yayımlanmasını isteyen NBC yöneticilerine, hazırladığı röportajı o sırada kapalı olan gazetesi Cumhuriyet’ten başka bir yerde yayımlamayı düşünmediğini söyledi.

 

1984

Mart ayında, ülkedeki olumsuzlukların dile getirildiği, yazar Aziz Nesin öncülüğünde bir grup tarafından Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığına sunulan ancak, Kenan Evren’in imzalayanları “vatan hainliği” ile suçlayarak dava açtığı “Aydınlar dilekçesi”nin hazırlanmasına katıldı.

Sakıncasız adlı oyunu yazdı. Basındaki yozlaşmanın ve döneklerin sergilendiği, 12 Eylül döneminde aydınlara yapılan işkencelerin anlatıldığı oyun, 3 Nisan – 7 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Hodri Meydan Kültür Merkezi’nde ve 10 – 27 Mayıs tarihleri arasında da Ankara Sanat Evi’nde sahnelendi.

Uzun ve yorucu bir araştırmanın ürünü olan Papa-Mafya-Ağca kitabı Haziran ayında yayımlandı.

Resim

1985

Haziran’da Liberal Çiftlik ve Devrimci Demokrat adlı kitapları yayımlandı.

Roma’ya gitti. Papa davasında uzman tanık olarak bilgisine başvuruldu.

 

1986

Mehmet Ali Aybar’la Türkiye İşçi Partisi (TİP) olgusu ve Marksizm üzerine yaptığı Aybar ile Söyleşi kitabı Temmuz ayında yayımlandı.

 

1987

Şubat’ta, yakın tarihimize ışık tutacağını düşünerek, 27 Mayısçılardan Osman Köksal’ın anı ve mektuplarına yer verdiği kitabı İnkılap Mektupları yayımlandı.

Milliyet Gazetesinden Örsan Öymen ile birlikte, Federal Almanya’da, eski Adana Müftüsü Cemalettin Kaplan ile cemaati önünde görüştü. Bu görüşme, 10 Şubat’ta Cumhuriyet Gazetesinde yayımlandı.

Mayıs ayında araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabıta ve Kasım’da da 12 Eylül Adaleti adlı kitapları yayımlandı.

 

1988

Ağustos ayında Eski Türkiye İşçi Partisi (TİP) Başkanı Behice Boran’la yaptığı söyleşiyi içeren Bir Uzun Yürüyüş yayımlandı. Yine Ağustos ayında, günümüzde de etkinliğini hiç yitirmediği görülen üçlü arasındaki ilişkileri belgeleriyle anlatan yazılarından derlediği Tarikat-Siyaset-Ticaret adlı kitabı yayımlandı.

 

1989

Özal hükümeti döneminde Milli Savunma Bakanlığına getirilen Ercan Vuralhan, Dışişleri Bakanlığı İdari ve Mali İşler Daire Başkan Yardımcısı iken, diplomatlar ve dış görevdeki personelin güvenliğini sağlamak için aldırılan zırhlı araçlar konusundaki yolsuzluklar üzerine yazılar yazdı.

 

1990

“Yakın tarihimizin pek aydınlanmayan bir bölümünü oluşturuyor..” diye düşündüğü 40’lı yılların siyasal çerçevesini çizmek ve koşullarını yansıtmak amacıyla yaptığı araştırma çalışmalarını 40’ların Cadı Kazanı adlı kitabında topladı. Ağustos’ta da diğer bir kitabı Kâzım Karabekir Anlatıyor yayımlandı.

 

1991

Temmuz ayında en önemli araştırmalarından biri olan Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925 yayımlandı.

6 Kasım’da onaylamadığı gelişmeler üzerine, 80 arkadaşı ile birlikte, Cumhuriyet Gazetesinden ayrıldı.

 

1992

1 Şubat – 3 Mayıs tarihleri arasında Milliyet Gazetesi’nde yazdı. Buradaki yazılarında Kürt sorununu sıklıkla gündeme getirirken yurtdışındaki PKK yayınlarını yakından izledi. 3 Mayıs’ta Milliyet Gazetesindeki son yazısı “Gazeteci” ydi.

Şubat ayında, ilk kez yayımlanan belgelerin yer aldığı Gazi Paşa’ya Suikast adlı kitabı basıldı.

7 Mayıs’ta Cumhuriyet Gazetesi’nde yapılan yönetim değişikliği üzerine yeniden Gazetesine döndü.

Hizbullah, PKK ve kontrgerilla konularını irdeleyen makaleler yazdı.

“Hizbulkontra!..”

 

1993

13 Ocak’ta İstanbul’da Harp Akademilerinde gazetecilik üzerine bir konferans verdi. Konuşma metni için Gazetecilik.

Öldürülmeden önce, PKK ile Kürt sorunu birbirinden ayırdığı bir bakış açısıyla, konu üzerinde çalışmalar yapmaktaydı.

Detaylı bilgi için son çalışması: Kürt Dosyası

Son yazısı ise “Zeyilname” olmuştur.

 

Resim

24 Ocak 1993

Pazar günü arabasına yerleştirilen bomba ile öldürüldü.

Resim

Resim

Resim

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar