Dolar : Alış : 7.3877 / Satış : 7.4010
Euro : Alış : 8.9635 / Satış : 8.9797
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya7°CKar Yağışlı

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11081 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Sertifikalı organik tarım

11 Nisan 2016 - 2 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Sertifikalı organik tarım
Sertifikalı organik tarım

ADNAN ÇOBANOĞLU / Üzüm-Sen Genel Başkanı

1960’lı yılların başlarında laboratuvar koşullarında tohumların üretilmesi, tohumların şirketlerin eline geçmesi sürecini hızlandırdı.“Yeşil Devrim” adı verilen bu süreçte tarımsal üretimde makine kullanımının artmasının yanı sıra toprağı kirleten kimyasal gübre üretimi ve kullanımı, kimyasal tarım ilaçları kullanımı doğal dengeyi ve insan sağlığını süratle bozmaya başlamıştır. Kimyasal tarım ilaçların canlıların yaşamını olumsuz etkilediğinin ve ölümcül hastalıklara neden olduğunun açığa çıkmaya başlamasıyla da, gıda ve ilaç şirketleri de kendi yarattıkları olumsuz etkileri fırsata dönüştürerek tüketicilere “sertifikalı organik ürünler” adı altında ürünler sunmaya başladılar.

Tüketiciler “sertifikalı organik ürün” adı altında bir gıda maddesi satın aldığında “sağlıklı, ekolojik, doğayla dost” bir ürün satın aldığını sanıyor. Kısa bilgiler vererek “sertifikalı organik ürünler”in endüstriyel şirket tarımının bir başka biçimi olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Öncelikli olarak “sertifikalı organik ürün” yetiştirilmek isteniyorsa sertifika vermeye yetkili şirketlerden birisiyle (Türkiye de şu anda 42 yetkili şirket var) sözleşme yapıp para ödemek gerekiyor ama küçük üreticilerin bu parayı ödeyebilmesi olanaklı değil.

Bu üretim tarzı ‘tohumun’ yani ‘yaşamın’ patentlenmesini ön koşul kabul ediyor. “Organik tarım sertifikası” alabilmenin ilk koşulu “organik sertifikalı tohum” kullanmaktır. Bu da üreticilerin tohum şirketlerine bağımlı olması demektir. “Organik sertifikalı tohum”u dünyada üreten tohum şirketi sayısı ise bir elin parmaklarını geçmez. Bu da gıda tekellerinin, üreticilerin “Gıda Egemenliği”ne her yönden saldırmasının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.

Tohum şirketlerinin tohumlarını kullanma zorunluluğu aynı zamanda biyoçeşitliliğin yok olması demektir. Ekolojik sisteminden kopartılarak üretilmiş bu tohumların farklı ekosistemlerde tektip tohum olarak kullanılması farklı çeşitlilikte bitkisel ürün yetiştirilmesini de engellemektedir.

manisa

Bitkisel üretimdeki bu çeşit daralmanın ekolojik sisteme olumsuz etki bırakacağını şimdiden söyleyebiliriz.

Organik ürün satmak isteyen gıda şirketleri yan yana bitkisel üretim yapan üreticileri sözleşme imzalatıp sözleşmeli üretim yaptırıyorlar. Bu sözleşme ile üreticinin ve ailesinin iş gücünü, tarlasını işlemeye yarayan alet ve edevatını şirketler kiralamış oluyor. Üreticinin ne üreteceğini, hangi ilaçları kullanacağını şirketler belirliyor. Yani üretici “modern maraba”(*) haline getiriliyor.

Endüstriyel tarımda kullanılan kimyasal ilaçları üretip satan firmalarda ,”organik tarım ilaçları”nı üretip satan firmalarda aynı firmalardır. “Sertifikalı organik bitkisel üretim”de yönetmeliklerin izin verdiği ticari (inorganik) gübreler, sentetik organik maddeler, ilaçlar kullanılabilmekte ve mevzuatlara göre üretilen ürünün “organik”olma özelliği ortadan kalkmamaktadır. Bu ürünler “organik sertifikası”nı alırlar.

6. “Organik hayvan” yetiştiriciliğinde de bitkisel ürün üreticiliğine benzer prosedürler işlemektedir. “Organik hayvan” işletmesi kurmak ve işletmek de yetkili “Sertifikasyon firmaları”nın denetimine tabidir. Onlarda bu denetimleri ücret karşılığı yaparlar. Birkaç hayvan yetiştiren küçük üreticinin bu ücretleri karşılayabilmesi mümkün değildir.

“Organik hayvan” işletmelerinin Endüstriyel hayvan yetiştiricilerinin ahır ve kümeslerinden farkları kapalı alanın yanı sıra hayvanların gezinebileceği ¾ oranında açık alanında olması zorunluluğudur (otlak, mera vb. değil sadece gezinebilecekleri açık alan). Birkaç hayvanı olan bir köylü hayvanlarını otlak ve merada serbest dolaştırarak, sadece doğal bitkilerle beslese bile, onun yetiştirdiği hayvanların yetiştirilmesi süreci mevzuatlara uymadığından dolayı “organik hayvan” sertifikası alamaz.

“Organik hayvan çiftlikleri”nde yemlerin ve klasik yem ham maddelerinin de sınırlı oranda da olsa kullanılmasına izin verilmiştir. Vitaminlerin, provitaminlerin ve kimyasal açıdan tam tanımlanmış benzer etkisi bulunan maddelerin bazılarının da kullanımına izin verilmiştir. Sentetik vitaminlerin kullanım şartlarını da sertifikasyon kuruluşu belirlemektedir. Ayrıca özellikle “organik kanatlı hayvan ve yumurta” yetiştiriciliğin de de firmalar çiftçilere “sözleşmeli üretim” yaptırmaktadırlar.

Kısacası bu üretim biçimi de endüstriyel üretimin bir parçasıdır. Ekolojik, doğal üretim değildir ve ekosisteme, küresel iklim değişikliğine olumsuz katkıları söz konusudur.

(*) Maraba: En yaygın biçimiyle maraba toprak sahibinin gösterdiği evde oturan, onun verdiği tohumu ona ait araçlar ve çift hayvanlarıyla ekip biçen ortakçıdır. Modern marabalıkta ise toprağın sahibi üreticidir, kendine ait araç ve gereci vardır ama ne ekip biçeceğini, ne tür tohum ve ilaç kullanacağını sözleşme yaptığı gıda şirketi karar verir, üretici zamanında ürünü teslim etmek zorundadır ve bunun içinde ailenin diğer fertleri de ürünü zamanında teslim edebilmek için iş gücünü harcar.

  ÜZÜM’ÜN KISA TARİHÇESİ

  Üzüm üretimi binlerce yıldır Anadolu’da yaşayan çiftçilerin baş uğraşlarından biri olmuştur ve bugün de olmaya devam etmektedir.
Yeryüzünde bağcılığın tarihçesi M.Ö. 5000 yılına kadar dayanır. Asmanın anavatanı olarak bilinen bölgeler içerisinde olan Anadolu  hem çeşit zenginliğine, hem de geniş bağ alanlarına ve üzüm üretimine sahip dünya üzerindeki önemli bağcılık merkezlerinden birisidir.
Üzüm, meyve türlerinin içinde  en fazla çeşide sahip olanlardan birisidir. Dünyada 10.000’nin üzerinde üzüm çeşidi olduğu tahmin edilmektedir. Ülkemiz ise asmanın anavatanı olması nedeniyle 1200’ün üzerinde üzüm çeşidine sahiptir. Fakat bunlardan ancak 50-60 kadarının ekonomik değeri vardır. Ekonomik değeri olan ve  geniş çapta yetiştirilen üzüm çeşidinin başında da çekirdeksiz üzüm gelmektedir. Dünya çekirdeksiz kuru üzüm üretiminin %30’nu  Türkiye’deki çiftçiler üretmektedir.Ülkemiz bu alandaki  Dünya sıralamasında  ABD’ den sonra ikinci ülke konumundadır. Bu nedenle üzüm ülkemiz tarımsal ihracatı  açısından da stratejik ürünlerin başında yer almaktadır.Bu nedenle 20 yüzyılın başlarından itibaren yabancı tefeci-tüccarlara karşı üreticilerin korunması için bir çok önlemler alınmış, teşviklerle desteklenmiştir. Çiftçi kooperatiflerinin örgütlenmesi de  bu önlemlerin başında gelmektedir.

TARİŞ’in  Kuruluşu:

20. yüzyılın başlarında Ege Bölgesi ’nde çiftçiler  bin bir güçlükle yetiştirdikleri ürünlerini satma zorluğu çekmeye başlar. Çiftçilere borç para veren  tefecilerde fiyatlarla istedikleri gibi oynarlar. Ege’deki  incir alıcıları da düşük fiyatlarla mal alabilmek için tıpkı şarap fabrikası sahiplerinin bugün  yaptıkları gibi kendi aralarında anlaşıp  tröst  oluşturur ve ürün fiyatlarını düşük belirler. Bu durumu kabullenemeyen üreticiler ise çözüm yolları arayışına girerler. Üreticiler  şirketlerle mücadele etmek, kendi haklarını korumak, çare aramak için bir araya gelerek çalışmalara başlarlar.
29 Ocak 1912 ’de Germencik ’te, 4 Şubat 1912 ’de ise Aydın’da Ege’li incir üreticilerinin gerçekleştirdiği üretici kongreleri ile Ege Bölgesi’nde Tarım Satış Kooperatifleri’nin kuruluşuna gidilecek ilk adımı atarlar.
Ege Bölgesi üreticilerini kooperatifçilik ilkeleri doğrultusunda örgütleyen ilk kuruluş, Milli Aydın Bankası’nın bir kolu olarak, “Kooperatif Aydın İncir Müstahsilleri Anonim Şirketi” ismiyle 21 Ağustos 1915 tarihinde kurulmuştur. Bu tarih bugün “Tariş’ in kuruluş günü” olarak kabul edilmektedir.Zaman içinde İncir üreticilerinde başlayan bu uyanış üzüm başta olmak üzere Ege’deki diğer önemli tarımsal ürünlere de sıçrar. 1931 yılında ilk olarak Alaşehir’de daha sonra 1932 yılında Manisa’da,1933 yılında Turgutlu ve Salihli de Bağcılar Kooperatifi kurulur.
9 Ekim 1935 tarihinde çıkartılan 2834 sayılı yasa ile “Tarım Satış Kooperatifleri” ve bunların Birlikleri kurulur. Kanunun1937 yılında yürürlüğe girer. Böylelikle de Tariş’in bugünkü yapısı ortaya çıkmaya başlar.                           .
Çiftçilerin piyasa koşullarına teslim olmaması açısından Tariş yıllarca önemli görevler üstlenir, devletin  destekleme alımları yapmasının aracısı olarak da görevlendirilir. Tariş yıllar içinde elde ettiği karlarla ve üye aidat kesintileri ile ülkenin en güçlü ekonomik kuruluşlarından birisi haline gelir.1980’lere gelindiğinde ise uygulanmaya konulan “24 Ocak Kararları” ile birlikte  tüm Tarımsal KİT’lerde ve Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri’nde olduğu gibi geri sayım başlamıştır.

AMAÇLARI ÜZÜM YEMEK DEĞİL BAĞCIYI DÖVMEK

1980’den itibaren hükümete gelen her parti, yurttaşların karnını doyuran, sırtını giydiren tarım ve hayvancılık sektörüne acımasızca saldırmıştır.
Oysa,Türkiye’de kırsal kesimde yaşayanlar, (uygulanan tarım politikalarının tüm olumsuz etkilerine ve her yıl % 2 civarında azalmalarına  rağmen) halen nüfusun yüzde  28,4’ünü, toplam işgücünün  yüzde 40’ını oluşturuyor. Bu kesimin  sadece ekonomik nedenlerle değil, sosyal bakımdan, toplumun “gıda güvencesi” ni ve “gıda güvenliği” ni  sağlamaları açısından da desteklenmeleri gerekiyor.
“Tarım destekleme fiyatları nedeniyle battık. Çiftçiye havadan para ödeniyor” laflarını söyleyenler biliniz ki Türkiyeli üreticileri ile tüketicilerinin değil çokuluslu  şirketlerin sözcülüğünü yapıyorlar; Türkiye’nin toprak ve insan yapısını, ekonomik durumunu göz önünde  bulundurmuyorlar, bulundurmak istemiyorlar.
Avrupa Birliği Türkiye’de tarım sektöründen geçinenlerin  Avrupa standartlarına çekilmesini  yani %6-7 lere düşürülmesini istiyor.
Seçim meydanlarında bu aksaklıkların tamamını düzelteceği sözünü vererek çiftçilerin oyunu toplayan ve iktidara gelen AKP’nin de diğerlerinden farklı olmadığını birlikte yaşayarak gördük. Biz çiftçiler olup bitenlerden kazançlı çıkanların kimler olduğunu  biliyoruz. Kendi hükümetlerimiz eliyle büyük tarım ve gıda şirketlerine nasıl pazarlandığımızı, bizlerin nasıl feda edildiğini de yaşayarak öğrendik, öğreniyoruz. Çiftçinin aleyhine olan yasa ve uygulamalar hızlı bir şekilde yaşamımızın bir parçası oluyor. Çiftçilerin kooperatiflerini (Tariş v.b.) aradan çıkarmaya,çiftçilerin karşısında şirketlerin durumunu sağlamlaştırmaya çalışıyorlar. Tüccar-Tefeci sömürüsünden kurtulmak için dayanışmak amacıyla üretici ortaklığı olarak kurulan Tariş üreticiden üzüm almak istemiyor, kooperatif olma özelliğini tamamen terk etmeye,  şirkete dönüşmeye çalışıyor. Bunu adım adım uyguluyor..Tariş Üzüm Birliği altı yıla yakın bir süredir yeni üye bile almıyor.Tariş Üzüm Birliği Tat’la,Tariş Zeytin Birliği de Otacı A.Ş gibi şirketlerle  ortaklıklar  kurarak şirket alternatifi olarak kurulan  birliklerinin olanaklarını   şirketlere teslim ediyorlar.
Fındıkta yaşananları hepimiz gördük. Dünyanın en büyük fındık üreticisi ve ihracatçısı olmamıza rağmen, fındık üreticisinin hakkını koruyamadıkları gibi yok etmek için uğraşıyorlar. Fındık üreticilerinin örgütü  Fıskobirlik’e  “işletmelerini ve mal varlıklarını sat” dediler,. Fıskobirlik’e kongreye götürüp yönetimini tam teslim almaya çalıştılar. Fıskobirlik   çiftçilerin aidatları ve paralarıyla sahip olduğu bazı mal varlıklarını satılığa çıkardı.
Fındık üreticisinin ve Fıskobirlik’in başına gelenler biz üzüm üreticilerinin ve Tariş’in de başına gelmeye başladı. Bilindiği gibi daha üzüm hasadı başlamadan “üzümde arz fazlası var” propagandasına başladılar,  fiyatları düşürmek istediler. Arz fazlası diye ifade edilen kuru üzüm miktarının ise 25-30 bin ton civarında olduğu hesaplanmakta. Halbuki ABD’nin elinde kuru üzüm stoku kalmadı,. İran’da ise 35-40  bin tonlara düşmüş durumda. Güney Afrika’da ise kuru üzüm stoku 25 bin ton civarında. Oysa Temmuz başında Tariş’in elindeki stok 20 bin ton civarında idi. Tüccarların ise elinde stok kalmamıştı. Bu nedenle Tariş tüccarlara kendi stoklarının kapılarını açarak tüccarlara kuru üzüm satmaya başlamıştı. Haziran ayında “Üzüm Borsası” nda kilogramı 1.60-1.65 YTL’ye kadar çıkan kuru üzüm fiyatları Dünya ihracatçılarının Türkiye’den kuru üzüm almak zorunda kalacakları bir dönemde (tıpkı fındıkta olduğu gibi) üreticilerimiz rekolte fazlalığı konusunda ürkütülerek üzüm fiyatları alabildiğine düşürülmeye başlandı. Bu gün  çekirdeksiz kuru üzümün  1 kg mı 90Ykr ile 1 YTL arası dolaşıyor. Maliyetini ise bağbozumlarından önce Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) olarak açıklamıştık; 1kg çekirdeksiz kuru üzümün maliyeti 1,25 YTL-  1,30 YTL dir. Yani çiftçiler sattıkları her kuru üzümün her kilogramı için maliyet üzerinden 35-40 Ykr zarar etmekte. Henüz üzümünü kurutamamış bağcılarımız ise daha da mağdur durumda. Üzüm sezonu ilk açıldığında  yaş üzüm fiyatı 40-50 Ykr tu (Eski para hesabıyla 400-500 bin Lira) .Sirke yapımı için alım yapan tüccarlar bile 20-25 Ykr’dan ( Eski paraya göre 200-250 bin Lira)  alım yapıyorlardı şimdi ise aynı üzümü 6-7 Ykr’tan ( Eski paraya göre 60-70 bin lira)  alım yapıyorlar. Hava koşullarının üretici aleyhine erken bozulması, bağlarda henüz hasat edilmemiş durumda olan üzümlerin korunmasını zorlaştırdı. Bu durum haliyle çiftçilerde paniğe yol açıyor, tüccarlar da bundan faydalanıyorlar.

     Hani Tariş çiftçinin üzümü değerlensin/para etsin diye Rakı fabrikası kurmuştu?

              Tariş-Tat ortaklığının kurduğu rakı fabrikası üreticiden doğrudan yaş üzüm alımı yapmıyor, aracı kullanmayı tercih ediyor. Sendikamız Üzüm-Sen yöneticisinin de içinde bulunduğu  bir çiftçi heyetinin  “istediğiniz kadar yaş üzümü biz çiftçiler sağlarız, tüccar yerine çiftçiden yaş üzüm alın” önerisi fabrika yönetimi tarafından kabul görmedi.  Rakı fabrikası yöneticileri tüccarlardan (toplam sayısı bir elin parmakları kadar olan tüccarlardan) yaş üzüm alımı yapmaya devam edeceklerini belirttiler. TARİŞ Üst Birlik yönetimine sesleniyoruz: Hani Tariş çiftçinin üzümü değerlensin/para etsin diye rakı fabrikası kurmuştu? Hani TARİŞ bağcının örgütüydü? Bağcının üzümü asmada çürürken tüccarlardan üzüm almak kimin işine yarar? Rakı fabrikası tüccarlardan üzümün kilosunu 15 Ykr’tan, tüccarlar ise üreticiden üzümün kilosunu 7-8 Ykr’ tan satın alıyor. Üzüm üreticileri zarar ederken tüccarların kazancı ise tam iki misli.TARİŞ Üst Birlik yönetimi de üreticiden yana ağırlık koymayarak bu duruma çanak tutuyor. Özelleştirilmiş olan Tekel Alkol Fabrikası da aynı politikayı izliyor; üretici yerine tüccardan alım yapıyor. Amaç ortada: küçük üreticiyi iflas ettirerek üretimden vazgeçirmek,  toprağından  koparmak.

Tariş Üst Birlik Yönetiminin küçük çiftçi aleyhine çalışması bu kadarla da kalmış değil:

        Tariş ,ortaklarından “bandırmalı kurutma” yapılmış üzüm alımını durdurdu.Şu an sadece Tariş’e kredi borcu olan üreticiden kuru üzüm alıyor.Yani bağcılara faizle verdiği parayı kurtarma derdinde. Tam bir tefeci mantığıyla hareket ediyor,”Tariş’e ne kadar borcun var o kadar üzüm alırım, gerisine karışmam” diyor. Üzüm üreticilerini yanlış yönlendirmesi de sıkıntıyı çoğalttı. 2 yıl önce üreticilere  ısrarla “natürel kurutma” öneren Tariş 2006 yılı başlarında fikir değiştirerek “natürel kurutma” alımlarından zarar ettiğini belirti ve 2005 yılı mahsulü natürel kurutulmuş  üzümleri almakta isteksiz davrandı, fiyat kırdı. Bu nedenle bir çok üretici ürününü “natürel kurutma”ya uygun yetiştirmedi. Ama Tariş 2006 Eylül  ayı başlarında  “bandırmalı kurutma” sistemiyle kurutulmuş üzüm almayı durdurup “natürel kurutma” yapılmış üzüm alımına başladı.Bilindiği gibi üzüm natürel kurutulmak istendiğinde daha sıcak hava ve daha az nem  gerekmekte  ve geç kurumaktadır. Tariş ise  “natürel kurutma” nın olanakları ortadan kalkmaya başladığında ortaklarına “natürel kurutma yapın,  üzümünüzü alırız” demeye başladı.
Şaraplık üzüm üreticileri de benzeri sıkıntılar içinde.Tarımda bir planlamanın olmaması nedeniyle başka ürünleri üretmekten vazgeçen üreticilerin şaraplık üzüme yönelmeleri ve bu durumun şarap fabrikaları tarafından teşvik edilmesi hızla şaraplık üzüm bağlarının artmasına neden oldu.2000 yılı başlarında  800 bin dekar civarında olarak ifade edilen bağ alanlarının 2006 yılı verilerinde  1 milyon dekara yükseldiği görülmekte.Şarap fiyatları pahalılığını korurken şaraplık üzüm fiyatları düşmekte.

                Şaraplık Üzüm Üretenler de Batıyor

         İki yıl önce Üzüm-Sen olarak  Şaraplık üzüm yetiştiricilerini bekleyen tehlikelere dikkat çekmiş, açıklamalarda bulunmuştuk;”Türkiye’nin birçok üzüm üretim bölgesinde bu yöntemin dayatılması çiftçiler için gizli bir tuzak hazırlıyor. Çünkü, bugün fiyatı oldukça yüksek olan üzüm cinslerinin birçok bölgede ekilmesi ve 5 yıl sonra ürün vermeye başlamasıyla birlikte, üzüm fiyatlarında düşüş yaşanacak, fiyatların düşmesiyle birlikte de çiftçi, yüksek faizle aldığı kredi borcunu ödeyemeyecek” demiş,  “çiftçiler 5 yıl emek vererek  yetiştirdikleri ve yetiştirecek oldukları üzüm bağlarını, satmak zorunda kalacaklar, büyük tekeller de hazır, yetiştirilmiş bağları  ele geçirilecekler.” diyerek olabilecek tehlikelere  dikkat çekmiştik. Çiftçilerin yaşayacakları bu mağduriyeti önlemek için  hükümetin önlem alması gerektiğini belirtmiştik. Ama Türkiye tarımını ve çiftçisini yok etmek isteyenler her konuda olduğu gibi bu konuda da önlem almadılar.Aksine diğer ürünleri yetiştirmekten vazgeçmek zorunda kalan  çiftçilere şaraplık üzüm bağları dikmelerini  çözüm olarak sundular. Sertifikalı bağ çubuğu dikenlere maddi destek bile verdiler. Bu gün gelinen sonuç ortada;. Şaraplık üzüm üreten çiftçilerimiz 2005 yılı fiyatlarının %50- %60  altında bile alıcı bulamıyorlar.Şarap fabrikaları ortak davranış gösteriyor, fiyatları alabildiğine aşağıya çekiyor.Hatta sözleşme yaptıkları bağcıların üzümlerini bile almıyorlar.Kendi aralarında örgütlü olan  alıcılar karşısında örgütsüz çiftçilerin tek tek yapmış oldukları  bu sözleşmeler çiftçilerin elini,ayağını bağlıyor. Şirketler yaptıkları sözleşmelere koydukları tazminatlarla üreticilerin üzümlerini başka alıcılara satmalarını da engelliyorlar.Çiftçilerin örgütleri aracılığıyla “Toplu sözleşme” yapamamış olmaları mağduriyetlerini arttırıyor.

            Çiftçinin kendi ürününü işleyip pazara sunmalarına da engeller konuluyor.

            Yabancı yatırımcıyı kızdırmak istemeyen siyasi iktidar ise küçük çiftçinin şarap piyasasında binde 1’lik bile hacmi olmayan “ev şarabı” üretimine karşı oldukça sert önlemler aldı.Kendi geleneksel yöntemlerini kullanarak ev yada küçük atölyelerde şarap üreten şaraplık üzüm üreticileri  yoğun takibata uğratıldı.  Yüksek para cezalarına çarptırıldı. Özellikle 2004-2005 yıllarında ( Tekel’in Alkollü içkiler bölümü özelleştirildikten sonra) üzümünü kendisi işleyerek değerlendirmek isteyen ve evde şarap üreten üreticilerin  şaraplarına el konuldu ve para cezalarına çarptırıldılar. Şarap tekelleri bir yandan “şarap kültürü” geliştirmeye, pazarlarını genişletmeye  çalışılırken öte yandan hükümet yaptığı uygulamalarla  “ev şarapçılığı”nı  piyasadan silmek için elinden geleni yapmakta. Hükümetler çiftçilerin ürününü işlemelerini  ve işlediği ürününü de tüketiciye ulaştırmalarını  engelliyorlar. Çiftçilerin üretimden-pazara kadar olan zinciri ortadan kaldırmak için gerekli olan her şeyi hükümetler ve TARİŞ yapıyor. Üreticinin  ürününü şarap yapımında değerlendiremeyeceğini bilen şarap fabrikaları da aralarında anlaşıp alım fiyatlarını alabildiğine düşürüyorlar.Ülkeyi yönetenler bunları görmüyor  mu? Elbette görüyorlar,ama onlar tercihlerini çiftçilerden yana değil şirketlerden yana kullanıyorlar. Çünkü; İMF, Dünya Bankası ve Avrupa Birliği  öyle emrediyor; ”Küçük üreticileri ortadan kaldırın” diyor.Bu nedenle de  Türkiye tarımını yok etme politikalarının etkileri  artarak sürüyor.  Her geçen gün daha da zor koşullar altında ve daha pahalıya mal ederek  üretmek zorunda kaldığımız ürünlerimizin fiyatları her geçen gün daha da düşüyor/ düşürülüyor. 2003 yılında 1kg kuru üzüm fiyatı 1,40-1,45 YTL iken 2004 yılında 0,65-0,70 YTL ye kadar düştü.2005 yılında tüccarın 1 kg kuru üzümü  “üzüm borsası”nda 1,60-1,65 YTL  den işlem görürken  çiftçi en fazla  1,25-1,30 YTL para alabildi, 2006 yılında da kuru üzüm kilosu 0,90 –1 YTL arasında alıcı buluyor.
Başbakan Ordu ve Giresun’da doğruları söylemeyerek fındık fiyatının 7.45 YTL den 2-2,5 YTL ye düşmesine neden oldu.Şu an fındık fiyatları 2,8-3 YTL civarında oynuyor. Zeytincilerin  geleceğinin de fındıkçıdan ve  üzümcüden farklı olmayacağı şimdiden görüldü.Daha yeni hasat alımı  başlamadan,  geçen yıl 4.5 YTL olan Gemlik zeytinleri için Marmarabirlik 2.25 YTL baş fiyat açıkladı. Tüm tarımsal ürün çeşitlerinin üreticileri ve onların Birlik’leri aynı zamanda hızlı bir şekilde saldırıya uğramış durumda. Hükümet Birlik’leri zora sokmak,onları A.Ş lere dönüştürmek  için elinden geleni yapıyor. Birlikler zora girdikçe üretici ile bağını koparacak,şirketlerin himayesine girecek.Birlik’leri ile bağları kopan çiftçiler de yoksullaşarak iflas edecek ve mesleklerini  terk edecektir. Mesleklerini  terk eden çiftçilerin yerini şirketler alacaktır. Açıkçası hükümet  şirketlerin yararına bir politika izleyerek çiftçilerin aleyhine şirketlerin lehine tercih kullanmaktadır.
Biz çiftçiler yaşayarak öğrendik,olup bitenlerin de farkındayız. Olup bitenlerden kazançlı çıkanların kimler olduğunu da biliyoruz. Kendi hükümetlerimiz eliyle büyük tarım ve gıda şirketlerine nasıl pazarlandığımızı,  bizlerin nasıl feda edildiğini de yine birlikte yaşayarak öğrendik, öğreniyoruz. Başbakan bir konuşmasında “Ülkeyi pazarlamak da bizim işimiz” demedi mi? Açıkçası bizler, kendi hükümetlerimiz eliyle büyük tarım ve gıda şirketlerine pazarlanıyoruz.

Şimdi sesimizi yükseltme zamanı

15 Ağustos 2006 da Alaşehir’de Üzüm-Sen olarak üyelerimizle birlikte alanlara çıktık. Hükümeti ve Tariş’i uyardık. Hükümet de  Tariş de  uyarılarımıza kulak tıkamaya devam ediyor. Bir yıl önce de Tariş’le   görüşmüş, Tariş yöneticilerinin tutumunun  üzüm üreticilerini ve Tariş’in kooperatif olarak geleceğini etkileyeceğini  söylemiştik.Ve demiştik ki:
“Hükümetlerin uygulamak istedikleri ‘Tarım Politikaları’ ne olursa olsun Tariş ortaklarının ve üreticilerin menfaatlerini koruyacak tutum ve davranışların içine girmeli. İMF,Dünya Bankası ve DTÖ’nün dayattığı ‘Tarım Politikaları’na boyun eğmemelidir. Çünkü Türkiye çiftçisinin çiftçilik yapabilme haklarının elinden alınmaması bu politikaların uygulanamamasına bağlı” dır.TARİŞ’in ortaklarının çıkarlarını koruyup kolladığını göstermesinin yolu “İMF,Dünya Bankası ve DTÖ ‘nün dayattığı ‘Tarım Politikaları’nı  reddederek çiftçilerin sesine kulak vermesinden geçer. Tariş  bize dedelerimizin mirasıdır “miras yedi’ olmayalım. Mirasımıza sahip çıkalım. Dayatmalara boyun eğmeyelim. Sendikamız Üzüm-SEN bu konudaki mücadelede Tariş’in yanında olacak,ona gerekli desteği verecektir.” Ancak Tariş yönetimi tam bir “miras yedi” gibi davranıyor; Emperyalist tekellere karşı çiftçi dayanışması olarak kurulan bir kooperatifin tasfiye edilmesi girişimlerine yardımcı oluyor. Yeni üye kaydı yapmıyor, varolan üyelerini de azaltmaya çalışıyor. Üzüm Birliği  Tat’la, Zeytin Birliği de Otacı A.Ş v.b şirketlerle   ortaklık kurarak şirket alternatifi olan bir birliği şirketleştiriyorlar. Kooperatif olma özelliklerini kaybettiriyorlar.Çiftçileri uluslar arası gıda tekellerinin karşısında tek başlarına savunmasız bırakıyorlar.

Çiftçinin tohumunu da elinden almak istiyorlar.

       Avrupa Birliği uyum paketi içersinde görüşmeye açılan “Tohumculuk Yasası” nın çıkması halinde kamu tohumculuğu her alandan çekilecek ve onun yerini şirketler alacaktır. Tüketiciler ise çocukluklarında yedikleri o nefis ve lezzetli sebze ve meyveleri unutmak zorunda kalacaklardır. Yasa taslağının 15. maddesinde bahsedilen yetki devriyle birlikte kamu üretimi, tohumun sertifikalandırılması , ticareti ve denetimini  uluslar arası dev tarım şirketlerine bırakacaktır. Böylelikle de ülkemizin  “gıda güvenliği” ve “gıda güvencesi” bir avuç uluslararası gıda tekelinin denetimine  geçecektir.
Üzüm üreticileri de, yaşlı bağlarını söküp gençleştirmek   veya üzüm çeşidini arttırmak  istediklerinde dikecekleri asma çubuklarını “sertifikalı çubuk” olarak satın almak zorunda kalacaklar. Ne kendi bağlarından ürettikleri çubukları, ne de komşusundan aldıkları çubukları toprağa dikemeyecekler, diktiklerinde de cezai yaptırımlarla karşılaşacaklardır. Yeni “Tohumculuk Yasası” ile birlikte  5000 yıldır Anadolu topraklarında yetişen asma fidelerinin sahibi Üzüm üreticileri değil, uluslar arası tohum ve gıda tekelleri olacaktır.

            “Tarım Sigortası Yasası”  çiftçi için mi çıkartıldı?
Yoksa Sigorta Şirketleri için mi?
 Yeni çıkartılan “Tarım Sigortası Yasası”n da sigorta priminin yarısını devlet ödeyecekti ve sigorta içeriği daha kapsamlı olacaktı. Çiftçiler daha az prim ödemesi yapacaklarını düşünürken sigorta şirketleri primlerine 2,5 kat yükselttiler.Bu durumda devlet sigorta  primin yarısını ödeyecek olsa bile çiftçi sigorta şirketine eski priminden daha fazla ödeme yapacak. Uygulanan tarım sigortalarının kapsamları da yetersiz.İklim koşulları ve yağışlar nedeniyle kalitenin  düşmesi ve ürünün satılamaz hale gelmesi sigorta kapsamı dışında.İlaç tekellerinin piyasaya sürdüğü ilaçların ürünlere verebileceği zararlar da sigorta kapsamı dışında. Gene tüccarların üreticilere vereceği zararlar, hırsızlıklar v.b de kapsam dışında. Halbuki müteahhitlerin inşaatları bile olabilecek risk ve zararlara karşı sigortalanabiliyor. Üzümler kesilip sergide  kurutulmaya  bırakıldıktan sonra olabilecek zararlar da  kapsam dışı sayılıyor. Kısacası çiftçilerin yaşayabilecekleri risklerin büyük bir çoğunluğu kapsam dışında tutulmaya devam ediyor. “Tarım Sigortası Yasası” ile çiftçiler değil aslında şirketler desteklenmiş oluyor.

 Sonuç olarak :

                  2006 da kuru üzümün bize kilo başına maliyeti 1,25 ile 1,30 YTL arasıdır.Yani geçen yıl Tariş’in bize reva gördüğü fiyat bizim maliyet fiyatımızdır.Bu yıl ise maliyetinde altında olan fiyatlarla karşılaşıyoruz.Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. 2006 yılında kuru üzümün taban fiyatı maliyet + %25 kar + insanca yaşam payı(%15) olarak hesaplandığında en az  1,75-1,80 YTL olmalıdır.  Üzüm üreticilerinin emeğinin hakkını alabilmesi, gelecek yıl çiftçilik yapabilmesi, üzüm üretebilmesi ancak açıkladığımız bu , “referans fiyat”la (taban fiyatla) mümkündür. Aksi durumda birçok bağcı borç batağından kurtulamayıp batacak,tarımsal üretimden vazgeçecektir.

Üzüm-Sen’ e göre sorunların çözüm önerileri

•  AKP hükümeti çiftçinin sesine kulak vermeli. Destekleme alımları devam etmelidir,
• Hükümet Kooperatifler yasasını yenileyerek demokratik hale getirmelidir.
•  Sendikalar yasası düzenlemelerinde de; Çiftçi Sendikaları için iç hukuk düzenlemeleri gündeme alınmalı ve düzenlenmelidir.
•  Çiftçi sendikalarının kamu ve özel sektörle toplu pazarlık yapabilmeleri önündeki engeller kaldırılmalı, çiftçilerin sendikalılaşması teşvik edilmelidir.
• “Tohumculuk Yasa” taslağı geri çekilmeli,tüm ürünlerde patent yasası ortadan kaldırılmalıdır
• Devlet tarımı  desteklemeye devam etmeli, Doğrudan gelir desteği yükseltilmeli ve doğrudan gelir destekleri diğer desteklerin yanında ek destek olarak  toprak sahibine değil üreticiye verilmeli, taksitler halinde değil defaten verilmelidir.
• Çiftçilerin, ortaklaşa kullanabilecekleri, yaş üzümlerini paketleyip koruyabilecekleri işletme ve soğuk hava tesislerinin kurulması teşvik edilmeli ve desteklenmelidir.
• Tarım sigorta yasası  çiftçilerin yaşayabilecekleri risklere göre daha kapsamlı ve primi daha ucuz olarak  yapılandırılmalıdır.
•  Hükümet, çiftçilerin ürünlerini işleyerek korumasını sağlayacak olan“Ev Şarapçılığı” üretimini teşvik etmeli; bunun için gerekli teknik eğitim, gerekli araç ve gereçleri temin etme, düşük faizli kredi v.b  kolaylıkları sağlamalıdır.
• Kuru ve yaş üzüm fiyatları piyasa da açıkladığımız referans fiyatının altına düşmüştür, devlet Tariş’e kuru üzüm alımı yaptırarak aradaki fiyat farkını  telafi edici ödeme adı altında Tariş’e ödemelidir.
• Tariş, ortaklarının ve üreticilerin menfaatlerini koruyacak tutum ve davranışların içine girmelidir.
• Tariş, yeni üye alımına gitmeli, daha fazla üreticinin kooperatifine sahip çıkabilmesi sağlanarak ve demokratikleştirilerek üretenin yönettiği bir kooperatif haline gelmelidir.
•   Kooperatifler şirketlere alternatif kurulmuş örgütlerdir. Birliklerin mevcut yönetimleri şirketlerle ortaklık kurmak yerine ortaklarının ve üreticilerin menfaatlerini koruyacak tutum ve davranışların içinde olmalıdırlar.Çünkü birlikler  biz üreticilerindir.Tariş Üzüm Birliği de biz üzüm üreticilerinindir.

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar