- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11836 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Tantan”Namuslu insanların bir araya  gelmesi gerekiyor”

07 Eylül 2017 - 2 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Tantan”Namuslu insanların bir araya  gelmesi gerekiyor”
Tantan”Namuslu insanların bir araya  gelmesi gerekiyor”

Habervole Genel Yayın Yönetmeni Fehmi Duman -Dernektürk Genel Yayın Yönetmeni Necla Bakan-Sakarya Medyası Genel Yayın Yönetmeni Mehmet SAĞLAM  ile bir araya gelen Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan,Namuslu insanların bir araya  gelmesi gerekiyor”dedi

Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan’ın misafiriyiz şu anda. Sapanca’dayız. Genel başkanımızdan öğreneceğimiz çok şey var. Bunları birlikte öğreneceğiz. Nelerin cevabını alacağımızı göreceğiz.

11 Eylül’den  sonra  istihbaratlar yeniden yapılandı.

Anayasa  askıya  alındı

Yatırımlar engelleniyor

Güven  ortamı  sarsılmıştır. Uluslarası arena güvene  bakar.Komşularla  iyi  geçinmek  şart.

Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküntü vardır.

Her ilerlemenin ve kurtuluşun anası hürriyettir

” Enerji Savaşlarını Türkiye  Kaybetti.

“Batı  Dünyası  ve   Küresel Güçler Kültür ve Sanat Değerlerimizi  Yok ederek  Toplumları Kimliksizleştiriyor

“Türk Halkı siyasetten kaçıyor,siyaset çakalların eline  geçiyor

“Mafyanın olduğu ülkelerde  Halk  Köleleştirilir

“Eğitimci  öğretmen  almıyoruz,Zihinsel,Fiziksel Altyapımız  Yetersiz.

“Aile  eğitimi,Cemiyet Eğitimi,Okul  eğitimi  çok önemlidir.Ezberci Eğitimle  karşı karşıyayız.,

“İmam Hatip Okulları insanları Dinden Uzaklaştırdı

“Atatürk Meclise eğlemde  bulunanları soktu.Konuşanları  Sokmadı

Biz  15  Yıldır  Kirli siyasetle  Mücadele  ediyoruz.

Hem iktidara  hem muhalefe  ihtiyacımız  var.

Türkiye’yi AK Parti  yönetmiyor.Çıkarcılar  Yönetiyor

Türkiye’de  eğitim  öğretim yok Cemaatlerin eline  düştük.Milli  Kimliği Kaybettik .İnanç  değerlerimizi kaybettik.

İktidar 15 Temmuz’ın  açığa  çıkmasını  istemiyor.

Namuslu insanların bir araya  gelmesi gerekiyor

Karakterini  satmayanların biraraya  gelmesi  gerekiyor.

Fehmi DUMAN Sayın başkanım şu anda dünya insanlığı ciddi bir tramva yaşıyor. Bu tramvanın altında öyle şeyler var ki, Arakan’daki durumu da göz önünde bulunduracak olursak, küresel güçlerin bunda bir eli var. İslam dünyası buna ses çıkarmıyor ve pasif kalıyor. Buradan başlayalım, sonrasını getiririz.

Sadettin TANTAN “Küresel tehditler uzun yılların bir yansımasıdır. Bu, hem o ülkelerdeki siyasi mali ve ekonomik anlamda, ulusal anlamda her şeye egemen olmak istiyorlar.

Egemenliği ikame ettiği ülkelerde, hukuk ve demokrasi hep rafta kalıyor. İslam ülkeleri açısından bakıldığında, bu ülkelerdeki yer altı ve üstü zenginliği ve nüfus zenginliği küresel güçlerin takibinde ve onlara cazip gelmektedir.

Birinci dünya savaşından öncesinde de böyleydi ve şimdi de böyle bu durum. Teknolojinin zirve yaptığı, bilginin sınır tanımadığı çağda, daha da felaket getirici bir tehdit.

İşin acı tarafı, bu hangi halkı ulusu olursa olsun, bunu engelleyebilir.

Ama neden engellemiyorlar?

Bu coğrafyalara baktığımızda, rejimlerin batı emperyalizmin himayesinde olduğu görülüyor. Oradaki halkların yapabileceği pek bir şey yok. Kendi halkına sahip çıkacaksın. Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki, peygamberleri bile size tebliğci olarak gönderiyoruz.

Sizin gelişmeniz, sizin refah ve huzur içinde yaşamanız, takva sahibi olmanız için onları size tebliğci gönderiyorum.

Ancak biz ne yapıyoruz? Kendi nefsimizi tebliğ etmek yerine, başka insanlara dayatmaya yapıyoruz.

Nefis terbiyesi yapmak gerekir. İnsanların yaşadığı coğrafyaya, ülkesine sahip çıkarak, her alanda bunu uygulaması gerekir. İslam coğrafyası bu yönden bozulmuş vaziyette. Bunları sonra konuşacağız.

Gelecek en büyük tehlike, şu anda Arakan’da batılılarca istikrarsızlaştırılması var. Buralarda insanlar birbirine düşürülüyor. Bizler bunun farkındayız ancak bize anlatmak istemiyorlar.

Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan; “Yeni kimlikli, temiz siyasetçilerin ortaya çıkıp ülkeye sahip çıkmasının zamanı gelip geçmekte. Bir an önce yeni siyasi oluşumlar gerçekleşmeli” dedi.

Türk siyasetinin, bugün Milli Mücadele’nin nasıl yapıldığının ve nasıl kazanıldığının bile farkında olmadığını savunan Tantan, “O kadar büyük tarihi cehalet var ki. Tarihi cehalet insanlara hem bugünü kaybettiriyor hem de geleceği. Türk halkının kendisini bu cehaletten, bilgisizlikten ve kendisini kimliksizleştiren bu siyasi tutsaklıktan arındırması gerekiyor. Maalesef bugünkü dini kullanan siyasi anlayış insanları Allah’tan uzaklaştırıyor. Eğitimde, ticarette, hukukta hemen her zeminde cemaatleri öne çıkararak kendi çıkarını önde tutan bir tabiliği dikte ettiriyor ve Türk halkını mahkum ettiriyor” dedi.

Halka siyasete girmeleri çağrısı yapan Tantan şu uyarılarda bulundu:

“Halk, bu kirli ve kimliksiz siyasetin tutsaklığından kendisi siyasete girmeden, birileri gelsin kendilerini kurtarsın diye beklerse kaybeder. Kaybetmeye devam eder. Televizyon, gazeteler ve sosyal medyadan sürekli kendi zihinlerini kirleten insanlardan medet beklemesinler. Yüce Türk Milleti’nin ülkeyi yönetebilecek kapasitede yetiştirdiği binlerce insan var. Ama maalesef bu insanlar halkın hizmetine giremiyor. İç ve dış güç odakları onları engelliyor. Hala ABD’den icazet almış, ‘Türkiye’nin beka sorunu var’ diye halkı korkutan siyasetçiler var. Bu çok acı bir şey. Enerji savaşlarında enerji kaynakları ve yollarına hakim olmak isteyen küresel güçlerin, bu bölgedeki insanları bir köle gibi kullandıkları gerçeğini bilmelerine rağmen böyle davranıyorlar. İç ve dış güç odakları, Türk insanını kölelikten kurtaracak, Türk insanının önünü açacak kimlikli insanların siyasete girmesini engelleyecek bir çaba içindeler.

Türkiye’ye dayatılan eğitim-öğretim sistemiyle Türk insanının nasıl cahil ve kimliksiz bırakıldığı ortada. Özellikle insanların beyinlerinin tutsak alınıp kendi dinini bile bilemedikleri ve o dinin insanoğluna vermiş olduğu zenginliğin farkında olmadan saplantıya sürüklendiği, tutuculuğun ve cehaletin öne çıktığı bir dönemi yaşıyoruz. Esasında Türkiye’yi yönetmeye talip olan her zemindeki insanlar Türkiye’ye dayatılan radikalizme karşı, özellikle cemaatleşmeye karşı, gençlerin ve insanların cemaatlere adeta mecbur bırakılmasına karşı, bu gidişi durduracak organize bir yapıya ulaşması gerekli. Halkı bu tuzaklara karşı aydınlatmalı. Televizyon, gazete ve sosyal medyada  yaygın bir şekilde bu tehdite karşı, bir program dahilinde toplum bilgilendirilmeli. Halka kirli bilgi dayatmak değil, doğru bilgilerle Türk insanı o büyük oyunu bozabilecek şekilde bilinçlendirilebilir. Türk insanı bu coğrafyada bu oyunu bozabilecek tek halktır.”

Tantan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kirli ve kimliksiz yapıyı iktidar muhalefet partilerinin içindeki çoğu insan biliyor. Fakat kendi kirliliği ve kimliksizliği ortaya çıkacak diye sessiz kalıyor. Türkiye, gerek NATO’nun askeri kanadı bakımından, gerek sivil kanadı bakımından ilişkilerini yeniden gözden geçirmeli. Türkiye’nin, uluslararası alanda itibarsızlaştırılmış bir siyasi yapıdan arındırılması için yeni kimlikli siyasetçilerin ortaya çıkarak ülkesine sahip çıkması zamanı gelip geçmekte. Bir an önce bu yeni siyasi oluşumların gerçekleşmesi gerekmekte. Bu tehditi ortadan kaldıramazsak, Türkiye kaybediyor. Halkı bu konuda bilgilendirecek, Türkiye’nin önünü açacak namuslu insanları çıkarın sahneye. Bunu mevcut partiler ve yeni oluşturulacak partiler bakımından da söylüyorum.”

TÜRKİYE ENERJİ SAVAŞINDA KULLANILAN BİR ÜLKE OLDU

Osmanlı Devleti’nin yıkılışının nedenlerine bakıldığında Osmanlı coğrafyası içindeki enerji kaynaklarının o günkü emperyal güçler tarafından işgal edilmesi gerçeğinin görüldüğünü kaydeden Yurt Partisi lideri Sadettin Tantan şunları kaydetti:

“O dönemde haritalar da onlar tarafından belirlenmiştir. 200 yıl sonra yine aynı coğrafyada emperyal güçler ve onların hizmetkarları, yeniden enerji yataklarına el koymak ve enerji güvenliğini kendilerinin sağlaması peşindeler. Türkiye bu enerji savaşlarında kullanılan bir ülke olduğunu, neden kullanıldığını, kimlerin kullandığını gerek siyasi zihniyette, gerekse halk zihniyetinde acaba ne kadar anlayabilmiştir. Siyasi zihniyette anlayamadığı başta Cumhurbaşkanı olmak üzere siyasetçilerin söylemlerinden anlaşılıyor. Özellikle son günlerde Cumhurbaşkanı’nın ‘PKK’yı, YPG’yi, Fethullah’ı ABD hala niye destekliyor, anlayabilmiş değilim’ söyleminden de bu anlaşılıyor. İktidar sahipleri, bu enerji savaşları kapsamında neler olduğunu devletin arşivini açıp, baksaydılar Türkiye kaybeden ülke olmazdı. Müttefikleri hakkında bu soruları da sormazdı.”

“Yanlış politikalar ABD’nin işine yaradı”

Orta Doğu’da izlenen yanlış politikalar nedeniyle ABD’nin bölgeye yerleşirken, Türkiye’nin kaybettiğini belirten Tantan, “Türk donanması casusluk davalarıyla ve casusluk suçlamalarıyla etkisiz hale getirildi ve tasfiye noktasına sürüklendi. Oysa bunun bir amacı vardı. Karadeniz’in güvenliği için Türkiye’nin Karadeniz’den uzak tutulmasıydı” şeklinde konuştu.

ABD’nin Türk donanmasını Karadeniz’e sokmak istemediğini ve bunu başardığını ifade eden Tantan, “Ardından da Türk askerini başta Karadeniz olmak üzere kendi bölgelerinden uzak tutup göstere göstere bizim üzerimizden bölgeye yerleştiler” dedi. Tantan, ABD’nin Asya ve Afrika’yı eşgüdümlü olarak kontrol edebilmesi ve bölgeye yerleşmesi için üslerle kuşatmaya ihtiyacı olduğuna dikkat çekti. Tantan, şunları anlattı: “Bunları da sağlıyor ABD. Kıta Afrika ile kıta Asya’yı kontrol edebilmek için Doğu Akdeniz Havzası, Karadeniz havzası, Hürmüz Boğazı ve Bab-ül Mendep boğazını kontrol etmesi gerekir. Bunlar çok önemli. ABD özellikle Kıbrıs politikası ile hem hava ve deniz üssü aldı Türkiye’yi sıkıştırarak. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de ve münhasır alanlarda hareket bölgeleri kalmadı. Güney sınırlarına ABD ve Rusya yerleşti. Rusya ve ABD’nin üsleri var, özel kuvvetleri var. Karadeniz havzasında da Romanya ve Bulgaristan’da NATO üslerini kullanıyor. Kazakistan, Gürcistan ve Azerbaycan bölgesinden de Hazar havzasına geçiyor. Yoğun bir faaliyet içinde.”

“TÜRKİYE KAYBEDERKEN…”

İngiltere’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölgeye geri döndüğüne de işaret eden Tantan, Doğu Akdeniz’in zengin enerji kaynaklarını hangi şirketlerin kontrol edeceği üzerine bölgede ekonomik bir savaş olduğunu belirtti. Tantan, “Bu şirketler arama faaliyetlerine başladı. Biz taşeron bile olamadık. Üçlü sismik araştırma gemisini yeni aldık ancak daha kullanamıyoruz araştırmalarda. Hükümet bir şey yapmak istiyor Akdeniz ve Karadeniz havzasında ama aramalarda neticeye varamıyor. Ege’deki adaların Kıbrıs müzakerelerinden dolayı ses çıkarılmayıp, Yunanistan tarafından işgal edilip Türkiye’nin ses çıkaramaması da bir başka projeyi gösteriyor. Türkiye kaybeden oluyor” diye konuştu. Türkiye Cumhuriyeti’nin bölgesinde oynanan oyunlarla ilgili olarak yapabileceği çok şey olduğunu kaydeden Tantan, ancak tek kişiye teslim ettiği mutlak güç ile bir şey yapamadığına vurgu yaptı. BOP’un iki kilit ülkesinin Libya ve Suriye olduğunu aktaran Tantan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu iki ülkenin rejimi ve silahlı kuvvetlerini darmadağınık ederek Libya üzerinden Afrika’ya, Suriye’den de Orta Doğu’ya açıldı. Batı emperyalizmi yerel güçleri kullandı ve istediğini aldı. Türkiye bunu öngörebildi mi? Türkiye’yi yönetenler başka hesaplarla buna müdahale edemedi mi, bunu şimdilik bilemiyoruz. AKP iktidarının söylem, davranış, eylem, yaptığı yasal düzenlemeler, mali ekonomik anlamdaki ilişkiler bakımından ABD-İngiltere ve İsrail’e yarıyor. Onlarla kavgalı gibi görünse de Türkiye kaybederken, bu ülkeler kazanıyor. Çelişki burada.”

ÇÖZÜM EĞİTİM SİSTEMİNDE…

Sadettin Tantan, Türkiye’nin gelecek stratejisi olmadığı için oyunu bozamadığını dile getirerek, “Şu anda iktidar ve muhalefet partileri kendi aralarında kavga ediyor. Silahlı kalkışma projesini bile iyi anlayamadılar. Silahlı kalkışmaya giden süreçte istihbarat alt yapınız bunu okuyamıyorsa siz bunu önleyemiyorsanız, sorun hâlâ engellenemiyor demektir. Batılı güçler Irak’ta soykırım yaparken bir şey yapamıyorsan, bu Türkiye’nin içeriden işgalini de beraberinde getirir ki bunu göremediniz demektir” dedi. Türkiye’yi yönetenlerin terör örgütleriyle mücadelede yetersiz kaldıklarına da değinen Tantan, sözlerini şöyle tamamladı: “Silahlı kalkışmaya karşı alacağınız önlemler OHAL ile aldığınız yetkileri, gerçek bilgilerle donatmaktan geçiyor. Mahkeme aracığıyla, FETÖ, IŞİD, PKK ortadan kaldırılamaz. Yapılması gereken öncelikle milli eğitim sistemini milli bir bilinçle yeniden inşa etmektir.”

Sadettin Tantan

Sadettin Tantan, 2001 yılında da Anavatan Partisi’nden istifa ederek Yurt Partisi’ni kurdu. 25 Ağustos 2002 tarihinde de partinin genel başkanlığına getirildi.

Sadettin Tantan, 1 Ocak 1941 tarihinde Sakarya’nın Sapanca ilçesinde doğdu. Polis Enstitisü ve Eskişehir İktisadi-Ticari İlimler Akademisi İşletme Bölümü’nde öğrenim gördü. Bursa İş İdaresi Enstitüsü’nde de master eğitimi aldı. 1966 yılında da komiser yardımcısı olarak Emniyet Genel Müdürlüğü’nde çalışmaya başladı. Bu dönemde Eskişehir, Bursa, İstanbul, Giresun ve Tekirdağ gibi çeşitli şehirlerde görev aldı. Bunun yanında İstanbul Güreş İhtisas Kulübü Başkanlığı ile Türkiye Güreş Federasyonu Başkanlığı da yaptı. 1990 senesinde de Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu İstanbul Bölge Başkanlığı’na tayin edildi. 1994’de de emekliye ayrılarak Anavatan Partisi’ne (ANAP) katıldı. 21. Dönem’de de İstanbul milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi. DSP-MHP-ANAP koalisyonunun kurduğu 57. Hükümette de içişleri bakanı olarak vazifelerde bulundu. 2001 yılında da Anavatan Partisi’nden istifa ederek Yurt Partisi’ni kurdu. 25 Ağustos 2002 tarihinde de partinin genel başkanlığına getirildi.

YURT PARTİSİ

Ülkemizde uzun bir süredir temel sorunlar giderek ağırlaşmakta, pahalılık, işsizlik ve yoksulluk artmakta, eğitim, adalet, sağlık sistemleri işlevlerini yitirmektedir. Toplumumuzun kendine olan güveni azalmakta, ahlaki değerler çöküntüye uğramakta, yolsuzluklar ve çeteler devleti sarmakta, insan hakları ihlal edilmekte, gelecek için umut yerini umutsuzluğa bırakmaktadır. Türkiye sürekli olarak içte ve dışta itibar yitirmektedir. Kısacası, Türkiye iyi yönetilmemekte ve derinleşen bir yönetim krizi yaşamaktadır.

Türkiye ‘Nil yönetim krizinin temelinde mevcut siyasi partilerin yapılanmaları ve iktidara gelme yöntemleri ve nedenleri yatmaktadır. Demokratik rejimlerde siyasi partiler değişim öncüsü, çözümlerin sunucusu konumunda olmak durumundadır. Siyasi partilerin iyi çalışmadığı demokratik rejimler başarıya ulaşmakta zorluk çekerler. Köklü yapısal ve toplumsal değişimlerin gerekli olduğu Türkiye’de ise siyasi partiler değişime kapalıdır ve iyi çalışmamaktadırlar. Yapılanmaları ülke sorunlarını çözmek üzerine değil belirli bir yönetici grubunun ve onların arkasındaki güçlerin iktidarlarını ve çıkarlarını kollamak üzerine kurulmuştur. Halkın hesap sorma mekanizmalarının olmadığı ve yargı sisteminin iyi işlemediği bir ortamda bu partiler iktidara geldiklerinde kendilerini iktidara getiren etkili güçlerin güdümünde hareket etmekte, ülke sorunlarını çözmek yerine diyet borçlarını ödemek için toplumun büyük bir kesiminden küçük bir azınlığa gelir transferinde bulunmakta, gelir dağılımını giderek adaletsizleştirmektedirler. Üretim ekonomisi yerine rant ekonomisinin egemen olması sorunların giderek ağırlaşmasına yol açmaktadır. Kamu bankalarından ucuz krediler, teşvikler, vergi istisnaları ve muafiyetleri, haksız kamu ihaleleri, ucuza kapatılan kamu arazileri ve tesisleri, tekel oluşturmalar ve kayırmalar şeklinde dağıtılan rantlar siyasetin de yozlaşmasına neden olmaktadır.

Rant paylaşım 1990’lara kadar olan dönemde sol-sağ ayrımı kullanılmak suretiyle örtülmeye çalışmaktadır.  Toplumsal ve ekonomik açılardan aynı koşullardan gelen geniş halk kesimleri ve özellikle 1970’lerde gençler birbiriyle kavga ederken neyi paylaşamadıklarını hiç düşünmemişlerdir.1989 yılında Sovyetler birliğinin çökmesiyle laik olanlar olmayanlar ayrımı sağ-sol ayrımının yerini almış ve rant paylaşımı bu örtünün arkasında yapılmaya başlanmıştır.

Açıktır ki laik olanlar olmayanlar çatışması Türkiyecin temel sorunlarını çözmek yerine ağırlaştırmakta, sadece çok küçük bir azınlığa yarar sağlamaktadır. Türkiye nez aman pahalılığı ortadan kaldırırsa yoksulluğu yok ederse eğitim adalet ve sağlık sistemlerini işler hale getirirse,yani nez aman üretim ekonomisine geçerse demokrasisini geliştirirse hukuk devletini kurarsa laik olanlar olmayanlar çatışması gündemden düşecektir. Ülkemizde küçük bir azınlık ellerindeki medya ve sermaye güçleriyle bu çatışmayı ve siyasi partilerini canlı tutmaya çalışmaktadırlar. Rant paylaşımından zara gören geniş halk kesimleri ise asıl çözümün bu ayrımları besleyen mevcut düzen partileri yerine ülkemizin sorunlarını çözecek yeni bir siyasi partinin ortaya çıkması olduğu konusunda birleşmektedirler.

İşte giderek sorunların altında ezilen, çözülen Türkiye’nin geçtiği tarihsel dönemeç budur. Türkiye’de değişimin zamanı gelmiştir.

Çözüm

Bu dönemecin başarıyla aşılması çatışma yerine uzlaşmaya dayanan rant ekonomisi yerine üretim ekonomisini amaçlayan ayrımcılığı öne çıkaran ideolojik yaklaşım yerine ülkenin sorunlarını çözecek bir demokratik değişim programını yaşama geçirmek için kurulan yurt partisinin iktidara gelmesiyle mümkün olmaktır.

Yurt partisi siyasi partilerin demokrasilerde değişimin öncüsü olması gerektiği anlayışını yaşama geçirmek ve Türkiye’nin önün açarak değişimleri gerçekleştirmek için kurulmuştur. Yurt partisi siyaset anlayışı örgüt yapısı kadrosu ve demokratik değişim programı ile mevcut siyasi partilerden farklıdır.

İki Çıkış Noktası

Farklı siyaset anlayış ve yapısını yaşama geçiren yurt partisinin iki temel çıkış noktası vardır. Birincisi, Türkiye’de “Demokratik Değişimin” gerekliliğidir.  Bugün “demokratik değişim” Türkiye için tarihsel açıdan Atatürk ve arkadaşlarının 1920’lerde gerçekleştirdiği “cumhuriyet devrimi” kadar önemlidir. “Cumhuriyet Devrimi” Türkiye’nin imparatorluktan ulus devlete ümmetten millete geçişini sağlamıştır. Laiklik sayesinde Türkiye çağdaşlaşma yolunda çok önemli adımlar atmıştır. Ancak, Türkiye “ Demokratik Değişimi” gerçekleştiremediği için bugün Cumhuriyet devriminin kazanımlarını kaybetme ve çözülme tehdidiyle karşı karşıyadır. Türkiye’de, demokrasiye devlet yerine özgür birey ve sivil toplum örgütlerinin sahipleneceği ve hesap veren bir devlet anlayışını yerleştirecek bir “ Demokratik Değişim programının “uygulanmasına ihtiyaç vardır. Böyle bir demokratik değişim, temel insan hak ve özgürlüklerinin hukuk devleti güvencesine kavuşturulmasına ve 21. Yüzyıla çağdaş, kalkınmış ve güçlü bir ülke olarak girilmesine olanak verecektir.

Yurt Partisinin ikinci çıkış noktası ülkeyi bugünkü bunalıma sürekleşen mevcut siyasi kadrolardan partilerden ve anlayıştan medet ummanın doğru olmadığıdır. Türk iyede değişimin önündeki en büyük engel mevcut siyasi kadrolar, partiler ve anlayıştır. YURT-P rant paylaşımına dayalı mevcut siyaset anlayışının ve kadrolarının demokratik yoldan zor olduğu inancından doğmuştur.

Yurt partisinin temel özellikleri, üretkenliğin ön plana çıkması çözüm önerilerinin katılımcı ve uzlaşmacı temele oturmasıdır. Siyasi anlayışta üretkenliğin temel olması kendisini sürekli yenileyebilen uzmanlığa ve insanın gelişmesine öncelik veren çağdaş bir yapıyla mümkündür. Bu anlayışta yerel sorunların çözümünde sivil toplum örgütleriyle proje temelinde yakın işbirliği ulusal sorunların çözümünde ise toplumun çeşitli kesimlerinin uzlaşmasını sağlamak önem kazanmaktadır.

Demokratik Değişim Programı: Çerçeve

Yurt partisi “yepyeni bir Türkiye “amacına ulaşmak için “demokratik Değişim Programını” yaşama geçirecektir. “demokratik değişim programı” yurt partisinin değişim anlayışını ve vizyonu ’nu ortaya koymaktadır.

Demokratik Değişim Programının amacı, kendisini bütün yönleriyle geliştirebilen özgür bireylerden oluşan, sorunları ve refahı paylaşan sorumlu bir toplum ile vatandaşına hesap veren, etkin ve şeffaf bir devletin gerçeklik kazandığı güçlü, Yepyeni bir Türkiye’yi kurmaktır. Yurt partisi bu amacını Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri olan laik, demokratik, sosyal ve hukuk devlet ilkelerini tam anlamıyla yerleştirerek gerçekleştirecektir. YURT-P, rekabetçi piyasa ekonomisiyle güçlü bir sosyal devletin varlığının ülke kalkınması için gerekli olduğuna inanmaktadır. Gelişmenin süreklilik kazanması için ekonomik ve siyasi gücün rantiyeci küçük gruplar yerine, toplumun elinde yoğunlaşmasını yaşamsal görmektedir.

Demokratik Değişim Programının üç temel unsuru vardır; özgür birey, sorumlu toplum ve şeffaf devlet anlayışı. Bu unsurlar sırasıyla yeni bir demokrasi anlayışını yeni bir ahlak ve toplum anlayışını ve yeni bir yönetim anlayışını sergilemektedir. Birey, toplum ve devlet arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir şekilde yeniden düzenlenmesinde ortak payda bu üç unsurun sürekli değişen koşullarda kendilerini yenileyebilecek bir niteliğe kavuşmasını sağlamaktır.  Böylece değişim yumuşak bir şekilde derin krizlere girmeden, kendiliğinden sürekli gerçekleşmesi amaçlanmaktadır. Türkiye’de geleneksel kurumsal yapı ve anlayışın artık sürdürülemeyeceğini, kendisini yenileyebilen, performansı sorunlara çözüm bulma yeteneği ile ölçülen ve hesap veren bir kurumsal yapılanmanın gerekliliği ortadadır.

Özgür Birey- Tam demokrasi anlayışı

Özgür birey unsuru demokratik değişim programının demokrasi anlayışını ortaya koymaktadır. Demokrasi bireylerin kendilerini her konuda geliştirebilecekleri bir özgürlük ortamını ifade etmelidir. Özgür birey yaklaşımı, bireyin ekonomik, siyasal, toplumsal, kültür ve inanç açısından özgürlüğünü savunmaktadır. Aslında özgür birey yaklaşımı demokrat olmanın aslını oluşturmaktadır. Türkiye’de bugüne kadar demokrasi kültürünün gelişmemesinin altında yatan temel nedenlerden biri demokrat insanların azlığı ve demokrat anlayışın eksikliğidir. Türkiye’de siyasi partiler, çeşitli özgürlüklerden sadece birine bağlı olarak kendilerini tanımlaya gelmişlerdir. Yani, Türkiye’de sağcı olmak, ekonomik alanda büyük sermayeyi ve kuralsızlığı yeğleyen serbest girişimciliği desteklerken, siyasal özgürlükler alanında kısıtlamalardan yana olmaktır. Solcu olmak ise devletçi bir anlayış içinde siyasal özgürlükleri öne çıkarırken özel girişimciliğe karşı olmak ile özdeşleşmiştir. Dinci görüş ise sadece bazı grupların inanç özgürlüğünü savunmayı kullanarak, siyasal ve ekonomik alanlarda devletçi olarak ortaya çıkmıştır. Kısacası, Türkiye’de siyasi yelpazenin hangi kanadında olunur ise olunsun kısıtlı bir demokrasi anlayışı söz konusudur. Özgür birey yaklaşımın iddiası Türkiye’de, tam demokrasi anlayışını yerleştirmektir. İnsanı siyasi, ekonomik, inanç yönleriyle bir bütün olarak ele alarak, bütün özgürlüklerini yaşamasını savunmaktır.

Bu iddiayı gerçekleştirirken devlet ile demokrasi arasındaki ilişkiye de dikkat etmek gerekmektedir. Bugüne kadar siyasi partiler devleti hep kendi açılarından kullanmaya çalışmıştır. Sağ iktidarlar siyasi özgürlüklerin karşısında devlet gücü ile çıkarken, sol iktidarlar ekonomik konularda devletçiliği ön plana çıkarmışlardır. Aslında özgürlükçü bir yaklaşım, ister ekonomik, isterse inanç alanlarında olsun devletçi yaklaşımla bağdaşmaz asıl olan, devletin mutlak gücünü hukuk devleti anlayışı ve sivil toplumun gelişmesi ile sınırlandırılmasıdır. Türkiye’de hukuk devleti anlayışının yerleşmemiş olmasının temelinde siyasi partilerin devlet gücünü kendi çıkarları doğrultusunda sınırlanmadan kullanmak istemeleri yatmaktadır.

Benzer şekilde, siyasi partiler savunur göründükleri kendi kısıtlı özgürlük anlayışı çerçevesinde sivil toplumun gelişmesini bir tehdit unsuru olarak görerek engellemeye çalışmışlardır. Çünkü devletin mutlak gücünü kullanmak onlar için her zaman demokrat olmaktan önce gelmiştir. Örneğin, Anayasa’dan, dernekler kanununa, seçim Yasasına, Ceza kanununa kadar her vesile ile düşünce özgürlüğüne, toplanma özgürlüğüne, katılım özgürlüğüne kısıtlamalar getirmeye çalışmışlardır.

Demokrasinin gerçek sahibi özgür bireyler ve onların örgütlediği sivil toplum kuruluşları olmalıdır. Devlet demokrasinin gelişmesini kısıtlayan bir araç olarak değil, demokrasiyi sahiplenecek sivil toplum örgütlerinin gelişmesine yardımcı olan bir kurum olarak işlev görmelidir. Devlet bu ortamı sağlamaya çalıştığı ve hesap verdiği ölçüde demokratik olabilir. Demokrasiyi devlet sahiplenemez ve tanımlayamaz. Aksi takdirde seçimlere rağmen Türkiye’de olduğu gibi  keyfi ve otoriter bir devlet söz konusu olabilir. Demokrasi de devleti seçimler yoluyla ele geçiren siyasi grupların kendi görüşlerini zorla kabul ettirme aracı haline gelir.

Demokratik değişim Programı, özgür birey yaklaşımı ile sadece Türkiye’de gerçek demokrasi anlayışını yerleştirmek değil, demokrasi eksikliğinden kaynaklanan sorunları demokrasi içinde doğal çözüme kavuşturmak ve onun ötesinde insanımızı 21. Yüzyıla hazırlamak iddiasındadır. 21.yüzyıla hazırlık ise bilgi toplumuna geçişi zorunlu kılmaktadır.

Özgür Birey ve Bilgi Toplumu

Özgür birey ve bilgi toplumu arasında çok yakın bir ilişki vardır. Bireyin özgür olmadığı bir toplum bilgi toplumuna geçişi gerçekleştiremez. Bilgi toplumunda bilgi üreten bireydir. Bilgi ancak eleştirel düşünebilen ve yaratıcı olan bireylerce üretilebilir. Bireyin özgür olması yaratıcı olabilmesi için gereklidir. Bireyin eleştirel düşünmesini ve yaratıcılığını kısıtlayacak herhangi bir engel bilgi üretimini de olumsuz olarak etkileyecektir.

Bireyin yaratıcılığının ancak gerçek bir demokrasi içinde gelişme olanağı bulabileceği saptamasını yaparken, demokrasinin toplumun tüm katmanlarına yayılmış olmasını da içerdiğini belirtmek gerekmektedir. Birey, çocukluğunda ailesinden başlayarak okulunda mahallesinde yani etkileşimde bulunduğu bütün toplum düzeylerinde, düşüncelerini ifade edebilme eleştirebilme ve yeni düşünceler geliştirebilme olanağını bulabilmelidir. Kısacası, demokrasi kültürünün yerleşmesi için uygun bir ortam yaratılması gerekmektedir.

Bilgi toplumu, sürekli olarak teknolojide yeni bilgi üreten toplumdur. Yani artık fiziksel sermayenin niceliğinden çok, insan sermayesinin niteliği önem taşımaktadır. Bu anlamda sanayi toplumunun üretim araçlarına sahip olanlar olmayanlar ayrımı ortadan kalkmakta, bilgiye sahip olanlar olmayanlar ayrımı belirleyici hale gelmektedir. Yurt Partisi, bu ayrımın ortadan kalkması için tüm vatandaşların eğitim, sağlık gibi temel hizmetlerden yararlanmasında fırsat eşitliğini sağlar; insana yatırımı en büyük öncelik olarak kabul eder.

Sorumlu Toplum Yeni bir toplum ve ahlak anlayışı

Sorumlu toplum, demokratik Değişim Programının toplumsal dayanışma ve ahlak anlayışı boyutunu özetlemektedir. Yani, sorumlu toplum anlayışı, toplumun dokusunu oluşturan bireylere, değerlere kültüre ve geleneklere sahip çıkarak, bireysel yalnızlaşmayı önleyerek, bireyin değerlerinin gelişmesinin sağlayacak dayanışma ortamını yaratmasının önemini vurgulamaktadır. Aslında, sağlıklı gelişmenin temelinde, kendi toplumsal sorumluluğunun bilincine varmış birey vardır.

Sorumlu toplum anlayışı, toplumun geleneksel dayanışma ve ahlak anlayışının günün koşulları içinde değerlendirilmesini ve güçlendirilmesini gerektirmektedir. Türkiye’de “ serbest piyasa ideolojisinin toplumsal yansıması “köşeyi dönmek “ anlayışı şeklinde ortaya çıkmıştır. 1980’lerin siyasal anlayışı tarafından desteklenen bu anlayış, toplumun geleneksel değer ve ahlak ölçülerinin alt üst olmasına yol açmış, değer yargılarının yok olması, insanları boşluğa itmiştir. 1900’li yıllardan beri hızlanarak artan yolsuzluk, rüşvet, sorumsuzluk, cinayet, çete, geçimsizlik, intihar olayları ve toplumsal umursamazlık, aslında, yeni değer yargılarını oluşturamamanın sonuçlarıdır.

İşte, sorumlu toplum anlayışı, bu yıkılan değer yargılarını toplumsal düzeyde, siyasal alanda, günü koşullarına göre, üretkenlik ve verimlilik temelinde, yeniden inşa etme çabasıdır. Toplumumuzda giderek zayıflayan aile, komşuluk mahalle dayanışmasını güçlendirmek yanında, sivil toplum örgütlerinin de aktif katılımıyla, giderek yalnızlaşan ve işsizlik gibi sorunları tek başına çözemeyen bireye, her alanda yalnız olmadığı mesajının verilmesidir. Sivil toplum örgütlerinin gelişmesi ve geleneksel dayanışma mekanizmalarının yerini alması önem kazanmaktadır. Burada Yurt Partisinin rolü, yeni toplumsal dayanışma mekanizmalarının, sivil toplum örgütleri yoluyla geliştirilmesinde koordinatörlük görevi üslenmektir. Bu çok farklı bir siyaset anlayışıdır. Sempatizanlarının vaatler yoluyla değil, somut projeler bazında, devlet yardımı olmadan, sivil toplum ile birlikte çözümler üreterek ve toplumsal dayanışma mekanizmalarını yaşama geçilerek kazanmaya çalışan bir anlayıştır. Aynı zamanda, siyasetin yaşamın bütün kesitlerinde geçerli olduğunu gösteren, çözüm üretmeye yönelik eğitici bir siyaset anlayışıdır. Toplumsal dayanışma, bireylerin daha güvenli ve huzurlu bir şekilde topluma katkıda bulunmalarını sağlayacaktır.

Toplum, aile birimin sağlıklı yapıda korunmasına özen gösterebilmelidir. Bireyin kişiliğinin oluştuğu, toplumsal değerleri özümsediği ve dayanışma zevkini tattığı ilk ortam olarak aile büyük bir önem taşımaktadır. Ancak günümüzde aileler büyük bir baskı altındadır. Adaletsiz gelir dağılımın yarattığı çelişkiler, geçim sıkıntısı, işsizlik, artan rekabet, bireysel yalnızlık, medyanın abarttığı aşırılıklar aile içi dengeyi bozacak niteliktedir. Toplum olarak bu olumsuzlukları giderebilmek için güçlü dayanışma ilişkileri kurmak önem kazanmaktadır. Siyasetçiler hem resmi alanda devlet aracılığıyla, hem de sivil toplum örgütleriyle insanların aile içi sorunlarına duyarlı olabilmelidir. Çocuklara sağlıklı bir barınma ortamı sağlayacak girişimlerde, ailelerin çocuklarına iyi bir eğitim sağlamak için katlandıkları sıkıntıları hafifletmeye kadar birçok faaliyet yapılmalıdır.

Şeffaf Devlet- Yeni bir yönetim anlayışı

Demokratik Değişim Programının üçüncü unsuru şeffaf devlettir. Şeffaf devlet yaklaşımı yeni bir yönetim anlayışını yansıtmaktadır. Devletin ekonomideki rolünün ne olduğu, devletin nasıl yönetilmesi gerektiği sorularının cevapların şeffaf devlet yaklaşımı ile açıklanmaktadır. Devlet, topluluk halindeki insanların iç ve dış güvenlik, adalet, altyapı gibi toplu olarak tükettikleri hizmetleri karşılamak ihtiyacından doğmuş bir kurumdur. Devlet, bu hizmetleri yerine getirmek için, toplumu oluşturan insanların kazançlarından adaletli bir şekilde topladığı vergileri verimli değerlendirdiği ölçüde işlevini yerine getirmiş olur. Sosyal devlet, bireylere fırsat eşitliği tanıyarak toplumsal adaleti göz önüne alarak, devletin asıl işlevinin güçlendirilmesine yardımcı olur.

Şeffaf devletin önemli bir özelliği ticarete konu olan mal ve hizmetlerin üretimden çekilmesi, rekabetçi yapının çalışmasını ve kurallara uyulmasını sağlayacak düzenleyici ve denetleyici bir konumda olmasıdır. Böylece devletin rant sağlama ve dağıtma aracı olma özelliği ortadan kalkacak, devlet kamusal hizmetlerin daha iyi verilmesi konusunda yoğunlaşır iken, rekabetçi piyasa ekonomisinin yerleşmesinde de güçlü bir denetleyici konumunda olacaktır. Stratejik ve bölgesel planlar yoluyla kaynakların verimli kullanılmasına, bölgesel gelişmenin hızlanmasına yardımcı olacaktır.

Şeffaf devlet, her şeyin bireyin hizmetinde olan bilgi veren, hesap veren, kuralara uyulmasını denetleyebilen devlettir. Şeffaf devlet, bir birim kamu hizmetini üretmek için ne kadar kaynak harcadığını ve bu kaynakların nereden ve nasıl bulduğunu açıklayan ve sürekli kendini yenileyebilen devlettir. Şeffaf devlet yaklaşımın temel ilkeleri; bilgide açıklık, yerinden yönetime dayanmak, basit, herkesin anlayabileceği yapı ve kurallar ile yönetilmek; performans ölçümü ve denetimi ön plana çıkarmaktır. Bu ilkelere dayanan bir devlet, hem kendini yenileyebilen esnek bir yapıya hem de sürekli hesap verebilecek bir konuma gelecektir.

 ı) Bilgide Açıklık

Şeffaf devlet anlayışının en temel ilkesi, bütün kamu birimlerinin yaptığı faaliyetlerin, gelirin ve harcamaların vatandaşın bilgisine açık olmasıdır. Vatandaş kamuyu ilgilendiren bütün bilgi ve belgelere kolayca ulaşacaktır. Vatandaşa bilgi vermemek suç sayılacaktır.  Bilgide açıklık olmadığı zaman, vatandaşın verdiği vergi paralarını devletin nasıl harcadığını denetlemesi mümkün olmayacağı gibi, devletin, hukuk devletiyle bağdaşmayan uygulamalar içine girmesi de önlenemeyecektir.

ıı)  Yerinden Yönetim İlkesi

Şeffaf devlet yapısını gerçekleştirmenin diğer önemli bir ilkesi, yerinden yönetime geçmektir. Sağlık, eğitim gibi alanlarda yerinden yönetime geçilirken, turizm ve trafik gibi hizmetler yerel yönetimlerce gerçekleştirilecek, yerel meclislerin yerel nitelikli vergilerin oranlarını değiştirme yetkisi olacaktır. Merkezi hükümet standartları belirleyecek ve bu standartlara uyulmasını performans açısından denetleyecektir. Yerel yönetimlerde geri çağırma, vatandaş girişimleri, referandum gibi demokratik denetim mekanizmaları geliştirilerek, şeffaf devletin kurulmasında vatandaşın demokratik katılımı sağlanacaktır.

ııı) Kurumlaşmada ve kurallarda Basitlik ve Bütünlük

Gerek merkezi hükümet gerekse yerel yönetimler dâhil olmak üzere bütün kamu birimleri ve faaliyetleri herkesin kolayca anlayacağı şekilde düzenlenmelidir. Basitlik ilkesinin önemli bir unsuru bir hizmetin çeşitli kuruluşlarca değil, mümkünse sadece bir tek kuruluş tarafından yerine getirilmesidir.

ıv) Verimlilik Ölçüsü ve Denetimi 

Şeffaf devlet uygulamasının amacı kamu hizmetlerinin en verimli bir şekilde vatandaşın hizmetine sunulmasıdır. Bu açıdan, verimlilik denetimi, kamu yönetiminin en temel ilkeleri arasında yer almalıdır. Bunun için de her şeyden önce, verimlilik ölçütlerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu verimlilik ölçütleri kamu tarafından açıklanacak, kamu hizmetlerinin genişletilmesinde veya sona erdirilmesinde, kamu görevlilerinin yükselmesinde ve görevlerinin sona erdirilmesinde en önemli değerlendirme aracı olması sağlanacaktır.

Demokratik Değişim Programı: Uygulama

Yukarda temel yaklaşımı ortaya koyulan Demokratik Değilim Programı, ülkemizin sorunlarına kendi içinde tutarlı ve çok boyutlu çözümler getirmektedir. YURT-P ülkemizin enflasyon, işsizlik, gelir dağılımında adaletsizlik, eğitim, sağlık, adalet, tarım, kentleşme, yoksulluk, çeteleşme ve diğer sorunlarının birbirinden ayrılmadığının ve birlikte çözülmesi gerektiğinin inancındadır.

Yolsuzluklar ve Çeteler

Türkiye’de 1980 sonrasından yargının giderek zayıflaması ve devletin halk denetiminden uzaklaşması sonucunda, devlet içindeki yolsuzluklar ve çeteler giderek büyümüştür. Bunun yanında kamu ihalelerindeki yolsuzluklar, kamu bankalarının soyulmaları yaygınlaşmış, Türkiye adeta özel ve resmi çetelerin istilasına uğramıştır. YURT-P, yargı sisteminin hızla işler hale getirilmesine ve Türkiye’de hukuk devleti ilkesinin ödün vermeden uygulanmasına yaşamsal bir öncelik vermektedir. Bunun yanında milletvekili ve memur dokunulmazlıklarının sınırlanması ve hesap veriri konuma gelmeleri gerekmektedir. Kamu ihale sistemi yeniden düzenlenecektir. Güneydoğu sorunun çözümü ise, Türkiye’de ağırlığı giderek artan uyuşturucu parasının sistemi satın alarak, gücünü arttırmasına daha fazla olanak vermeden yaşama geçirilmesidir. Yurt Partisinin tam demokrasi anlayışı,  güneydoğu sorununun çözümü için siyasi ortam yaratmada yardımcı olacağı gibi, vatandaşın devletine güvendiği, devletin de vatandaşına güven duyduğu bir anlayışın yerleşmesiyle sonuç alacaktır.

Devletin Yeniden Yapılandırılması

Devletin yeniden yapılandırılması ülke sorunlarına çözüm üreten etkili bir devlet yapısının kurulması için gereklidir. Devlet yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrılığı ve bağımsızlığını koruyacak şekilde yeniden yapılandırılacaktır. Bu yeniden yapılandırmada şeffaf devlet anlayışı dört temel ilkesi olan bilgide açıklık, yerinden yönetim, kurallarda ve kurumlarda basitlik ve bütünlük, verimlilik denetimi yaşama geçirilecektir.

Yurt Partisi milletvekili sayısının 400’e indirilmesi, seçimlerin dört yılda bir yapılması, ülke barajlarının kaldırılması ve seçim yasasında temsilde adalet ilkesinin gerçekleştirilmesinden yanadır. Milletvekili dokunulmazlığının kürsü dokunulmazlığıyla sınırlandırılmasını istemektedir. Milletvekilliğinin bir meslek olarak değil, mesleklerinde başarılı olmuş olan insanların bu mesleklerindeki birikimlerini kamuya aktarma hizmeti olarak görür. Bu bağlamda lojman tahsis, iki yılda emeklilik, yüksek maaş gibi milletvekili ayrıcalıklarını iktidara gelir gelmez kaldıracaktır. Seçilme yaşının 25’e indirilmesini savunur. TBMM komisyonlarının güçlendirilmesinin ve teknik destek sağlayacak birimlerin kurulmasının önemine işaret eder. TBMM ‘de siyasi ahlak komisyonu kurularak milletvekillerinin siyasi ahlak kurallarına uygun hareket etmesini isterken, milletvekillerinin yürütmenin ve büroksinin işleyişine kişisel müdahalelerine karşıdır.

YURT-P Bakanlar kurulunun uzman kişilerden kurulmasını, eğer milletvekili olanlar varsa bu görevlerinden istifa etmesi ve bu amaçla Anayasa’da yedek milletvekilliği uygulamasının getirilmesini savunmaktadır. Bakan olanların milletvekili olmamaları hem yürütme ile yasama arasındaki güç ayrılığına katkı sağlarken hem de bakanların sadece yürütmeye zaman ayırmalarına olanak verecektir. Devlet bakanlıklarının kaldırılarak hizmet bakanlıklarına dönüştürülmesi, bakanlık sayısının 16’ya indirilmesi ve başbakanın koordinatör konuma gelmesi YURT-P’nin hemen yaşama geçireceği uygulamalardır. Personel rejimi verimlilik temelinde yeniden düzenlenerek, eşit işe eşit ücret ilkesine de geçerlilik kazandırılacaktır.

Yerel nitelikteki hizmetlerin yerel yönetimlerce yerine getirilmesi sağlanarak hizmetlerde bürokrasinin azalması, verimliliğin artması, demokratik denetim gerçekleştirilmesi ve merkezi hükümetin rant paylaşım yeri olmaktan çıkarılması mümkün olacaktır. Yerel yönetimler turizm, trafik gibi yerel hizmetleri üstlenirken; yerel vergileri referandum yoluyla düzenleme gibi yetkilerde sahip olacaktır. Yerel yönetimlerin denetimi geri çağırma, vatandaş girişimi ve referandum gibi mekanizmalarla demokratik bir şekilde gerçekleşecektir.

Yargının bağımsızlığı güvence altına alınırken, yargı görevlilerinin özlük hakları bir an önce iyileştirilecektir. Geciken adaletin adalet olmadığı anlayışı ile yargılamanın çabuklaştırılması için tahkim usulü genişletilecek, bölge temyiz mahkemeleri kurulacak, adli kolluk gücü yaşama geçirilecektir. Avukatların yetki ve sorumlulukları arttırılırken, meslek standartları yükseltilecektir. Yargı birliği gerçekleştirilecektir. Mahkemeler çağdaş bina ve donanımlara sahip olacaktır.

Enflasyon

Türkiye’de enflasyonun temel nedeni üretim ekonomisi yerine rant ekonomisinin egemen olmasıdır. Verimlilik yerine üretmeden rant paylaşmanın ön plana çıkması son 25 yılda olduğu gibi enflasyonu sürekli kılmaktadır. Devlet adeta bir rant dağıtım ve paylaşım aracı haline gelmiştir. Ucuz banka kredileri, teşvikler, vergi istinaları ve muafiyetleri haksız kamu ihaleleri, ucuza kapatılan kamu arazileri ve tesisleri tekerler ve kayırmalar şeklinde dağıtılan rantlar devletin giderlerinin arttırdığı gibi gelirlerin azalmasına, israfın artmasına ve üretkenliğin azalmasına neden olmaktadır. Rantların paylaşım kavgası üretkenliğin olmadığı, verimliliğin düşük olduğu bir ortamda enflasyona neden olmaktadır. Enflasyonun temel nedeni olan rant ekonomisi aynı zamanda gelir dağılımında büyük eşitliğe yol açmaktadır. Rant ekonomisi yerine verimliliğe ve rekabete dayanan üretim ekonomisinin kurarak YURT-P enflasyonu ortadan kaldırdığı gibi gelir dağılımda adaletsizliklerimde önleyecektir. Devletin gelirleri ile giderleri arasında büyüyen açıklar boşlanmayı ve faiz yükünü arttırmıştır. Faiz yükü GSMH’nin yüzde 20’sine ulaşmıştır. Devletin bu yükten kurtarılması için gelir ve gider politikalarının yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Her şeyden önce devletin elindeki kaynakları verimli kullanması gerekmektedir. Bu devletin yeniden yapılanması ve harcamalarda yolsuzluk ve israfın önlenmesi ile mümkün olabilir. İsrafların önlenmesine devletin en yukarısında başlanacaktır. Örneğin YURT-P bakan sayısını önemli ölçüde azaltacaktır. Yerinde yönetim ilkesiyle bakanlıkların merkez ve taşra örgütlenmeleri etkin hale getirilecektir. Bunun yanında bölgesel kalkınma politikaları kaynakların verimliliği yatırımlara aktarılmasını sağlayacaktır. Gelir politikasını temelini ise düşük oranlı basit bir vergi sistemi ile etkin bir vergi idaresini kurulması oluşturacaktır.  Enflasyon muhasebesi getirilirken, vergi istisna ve muafiyetleri kaldırılacaktır.

Kamuda performans yönetimi verimliliği artıracak, enflasyonun düşürülmesini sağlayacağı gibi devletin hızla değişen dünya koşullarına ayak uydurmasını sağlayacaktır. Örneğin enerji alanında performans yönetiminin uygulanmasıyla kayıplar azaltılacak ve özel sektör yatırımların da devreye girmesiyle hem enerji sıkıntı ortadan kaldırılacaktır, hem de sanayimizin dünya fiyatlarıyla elektrik alması mümkün olacaktır.

Sosyal Güvenlik, İşsizlik Özürlüler ve Yoksulluk

YURT-P devletin bütün vatandaşlarına insanca yaşam sağlamakla yükümlü olduğu inancındadır. Bugün çok büyük boyutlara varmış olan sosyal güvenlik sisteminin açıklarını kapatılması için gerekli önlemlerin alınması yanında emeklilere rahat bir yaşam düzeyi sağlayacak şekilde sistemin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir kaçak işçiliğin önlenmesi, prim ödemelerinin gerçekçi bir düzeye getirilmesi, çalışma süresinin özendirilmesi, fon yönetiminin iyileştirilmesi işsizlik sigortasının geliştirilmesi gibi önlemler yanında özerk bir yapıya kavuşturulmuş sosyal güvenlik sisteminin her türlü siyasal kaygıdan uzak bir şekilde yönetilmesi gerekmektedir.

Kamu çalışanlarının toplu sözleşmeli ve grevli sendikal haklarına kavuşması yanında siyasal katılım alanındaki kısıtlamalarının kaldırılması için çalışılacaktır. Haftalık çalışma saatleri tüm çalışanlar için azaltılacaktır.

YURT-P’in enflasyonu indirerek sağlayacağı istikrar yerli ve yabancı işletmelerin önlerini görmelerini ve yatırımlarını arttırmalarını özendirecektir. Türkiye’de siyasi ve ekonomik istikrar sağlandığı zaman, yerli ve yabancı yatırımları çok büyük ölçüde artırmak mümkündür. Ekonomik istikrarın sağlandığı bir ortamda spekülatif nitelikteki yatırımlar istihdam yaratan ve verimliliği artıran yatırımlara dönüşecektir. Büyüme oranı artıkça istihdam artacaktır. İnsanımıza düşünmeyi öğretecek ve beceri kazandıracak eğitim reformunda büyümenin atmasına ve işsizliğin azalmasına büyük katkıda bulunacaktır. İstihdamın engelleyen vergi yasaları ve kaynak kullanım kesintileri kaldırılacaktır. Turizm gibi emek-yoğun sektörlerde hızla gelişmeyi önleyen alt yapı dar boğazlarının bir an önce çözülerek geniş iş olanaklarının yaratılması hemen sağlanacaktır.

Türkiye özürlülerine sahip çıkmamış, kentleşmeden, yasalara ve sosyal programlara kadar özürlülerini ihmal etmiştir. Yurt Partisinin felsefesinin temeli insandır, insana saygı ve onun toplum içinde öne çıkmasıdır. YURT-P toplumsal yaşamın tüm kesimlerinde özürlüleri toplumu ayrılmaz parçası olarak ele alacak ve her alanda temsili yanında ihtiyaçlarının yerine getirilmesini sağlayacaktır.

Yoksulluğun en büyük nedeni işsizlik ve gelir dağılımda ki adaletsizliktir. Rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçme ve işsizlere iş olanağı sağlanması süreci içinde; devletin yoksullara sahip çıkması, onların yaşama inancını ve topluma güvenini canlı tutacak programları uygulamasına ihtiyaç vardır. Bunlar barınmadan, yiyecek, giyecek, sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçların karşılanmasına kadar birçok hizmeti içermektedir. Özellikle sokak çocuklarıyla, gelir sahibi olmayan dul ve yetimlerine devlet sahip çıkacaktır.

Eğitim ve Sağlık

YURT-P eğitime ve sağlığa GSMH’den ayrılan payları ilk aşamada iki katına çıkaracağı gibi bu iki alanda yerinden yönetim ve toplam ve kalite uygulamasına geçecektir. Okullar kendi kendilerini yönetecek öğretmenler doğrudan okullara başvuracaklardır. Öğretmenler en son bilgiler ışığında 5 yılda bir ulusal yeterlilik testinden geçecek ve bu testlerde aldıkları sonuçlarla istedikleri okullara başvuracaklardır. Okullar, başvuran öğretmenler arasından en yüksek notu alanları seçeceklerdir. Okulların yönetiminde yöneticiler yanında öğretmenler, veliler ve yörenin yerel yönetim, iş ve işçi temsilcileri bulunacaktır. İlçe eğitim müdürleri ilçe düzeyindeki okulları performanslarının denetleyen; il eğitim müdürleri ise, ilçe eğitim müdürlüklerinin performanslarını denetleyen bir konuma gelecektir. Bakanlık ise performans ölçülerini ortaya koyan, eğitim programlarını sürekli yenileyen bir işlev üstlenecektir. İlköğretimde kitaplar ihtiyacı olan öğrencilere parasız olarak bakanlıkça dağıtılacak ve yılsonunda geri alınacaktır.

Türkiye’de ilk ve orta öğretimde ki yetersizlik ve bozukluk sonucu dershaneler ortaya çıkmıştır. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle çarpık bir gelişme söz konusu değildir. YURT-P eğitim reformu ile düşünmeyi ve beceri kazandırmayı sağlayarak dershanelerin işlevini ortadan kaldıracaktır. Üniversitelerin kalitesi yükseltilirken, meslek okulları ağırlık kazanacaktır. Öğretmenliğin cazip hale gelmesini sağlayacak bütün maddi ve manevi koşullar hazırlanacaktır.

Eğitim sistemimizde ilkokuldan başlayarak görerek, uygulayarak, anlayarak, sorgulayarak öğrenme temel ilke olacaktır. Öğretim kuruluşların ulusal düzeyde belirlenmiş standartlara ulaşmasını teşvik için, ulusal düzeyde standart yeterlik sınavları uygulaması yürürlüğe konulacaktır. Eğitim planlamasında, geleceğin iş sahaları ve ülkenin ihtiyaçları düşünülerek, öğretimin ilk aşamalarından itibaren ciddi bir yönlendirmeye gidilecektir. Özellikle üniversitelerde üretilen bilgilerin, ekonomimize ve toplumumuza doğrudan katkısı olacak bir biçimde teşvik edilmesi gereklidir. Ülkemizin kıt olan yetişmiş insan ve sermaye kaynakları ülkemizin acil ihtiyaçlarını gözetir bir biçimde değerlendirilecektir. Kısacası, üniversite-sanayi iş birliği sanayimizin açıklarını giderecek bir biçimde örgütlenecektir. Son olarak, üniversite yönetim yapılanması, üniversitelerin bilgi üreten ve aktaran kurumlar olduğu temelinde bir an önce yenilenecektir.

Eğitim sistemimizin reformunu iki temel ayağı olacaktır. Bir yandan yeni teknolojileri üretecek yaratıcı insanları yetiştirileceği seçkin kurumların oluşmasına yardımcı olurken diğer yandan teknolojiyi üretime uygulayacak nitelik iş gücünü hazırlayacak eğitim kurumlarının iyileştirilerek yaygınlaşmasını sağlayacak önlemler geliştirilecektir. Bu bağlamda sürekli eğitim anlayışı eğitim sistemimizin bir parçası haline getirilecektir.

Sağlık alanında ise hastaneler sağlık işletmelerine dönüştürülerek kendilerini yönetir ve sağlık personelini gözetir konuma geleceklerdir. Sağlık bakanlığı koruyucu hekimlikten, ileri araştırmalara kadar performans belirleyen koordinatör rolünde olacaktır. Türkiye’de sağlık sektöründe israfa son verilecek hem sağlık personelinden hem de teçhizattan daha verimli olarak yararlanılacaktır. Tüm vatandaşlarımızın kaliteli sağlık hizmetlerinden yararlanması için ulusal sağlık sigortası geliştirilecek, geliri olmayan ve düşük gelirlerin sigorta masrafların devlet tarafından karşılanacaktır.

Kentleşme, Yerel Yönetimler, Çevre ve Kültür  

YP kentleşmeyi ekonomik ve toplumsal gelişmenin en önemli süreçlerinden biri olarak görmekte, imar, yönetim, sanat ve kültür boyutlarıyla bir bütün olarak ele almaktadır. Gelişmiş ve gelişmemesi ülkeler arasındaki en büyük fark kentleşmede ortaya çıkmaktadır. Kentleşmenin sadece sosyal ekonomik bir gelişme değil; yerel yönetimler yoluyla demokrasinin yeşerdiği, sanat ve kültürün geliştiği, çevrenin korunduğu bir süreç olması gerekir. Ülkemizdeki çarpık kentleşme süreci çevrenin tahribatına, sanayinin kontrolsüz gelişmesine, tarımın yok edilmesine, gecekondulaşmaya kültür yozlaşmasına ve sanatın yok olmasına yol açmış, yerel yönetimler demokrasi değil yolsuzluk yatağı haline gelmiştir.

Kentleşme bir bütün olarak ele alınarak kendi başına bir bakanlık şeklinde örgütlenecek imar planlamasından kültürel gelişmeye kadar faaliyetler yerel düzeyde örgütlenecek, merkezi yönetim ise danışmanlık ve destek hizmetleri verme görevini üstlenecektir. Bu anlayış çerçevesinde yerli yönetimler içişleri bakanlığının vesayetinden kurtarılarak kentleşmeye yerel yönetimler bakanlığının görev alanı içinde olacaktır.

Kentlerin, özellikle birbiriyle yarışan bir kültür ve sanat merkezleri olmaları arttırılırken kamu denetimi yerine özerk kurumların gelişmesi sağlanacaktır. Yeni iller kurulmasında kültür ve sanat faaliyetlerinin varlığı önemli bir ölçüt olarak aranacaktır. Kültürün yerel olarak sahiplenilmesi ve gelişmesi destelenecektir.

Çevre konusu tarımdan, sanayileşmeye kadar birçok alanı ilgilendirmektedir. Çevrenin korunması ve geliştirilmesi temel hedef alınacaktır. Çünkü çevre sorunlarına duyarsızlık çoğu kez geri dönülemez yeni dev sorunlar yaratacak özellikler taşımaktadır. Enerji üretimde ve sanayileşmede yenilenebilir kaynaklar ve çevre dostu teknolojiler kullanılacaktır. Gecekondu bölgeleri çok katlı, yeşil alanlı sitelere dönüştürülecektir. Metro ve yaylı ulaşım sistemleri desteklenecektir. Çevre konusunda en önemli ilerleme yöre insanlarının bilincini artırma ve yerel yönetimler yoluyla kendi oturdukları yörelerde çevreleri üzerinde tam denetimlerini sağlamakla olmalıdır. Merkezi yönetim ulusal standartların koyulması ve ulusal politikaların geliştirilmesinden sorumlu olacaktır. Bu standartların uygulanmasında sivil toplum örgütlerinin belirleyici konuma gelmesi sağlanacaktır.

Kadın

Ülkemizde nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınlar siyaset başta olmak üzere birçok alanda eksik temsil edilmekte, en önemlisi kadınların potansiyelinden ülkemiz yeterince yararlanamamaktadır. YP ilk önce kendi örgüt yapısından başlayarak kadınların eşit temsiline çalışacaktır.

Kadınlarımızın önünü açacak yasal değişikliklerin yanı sıra kadının katılımını sağlayacak kültür ortamını yaratılması önem kazanmaktadır. Özellikle kadına karşı şiddetin önlenmesi için eğitim çalışmalarına öncelik verilecektir. Bunun yanında kadının çocuk yaşta anne olması ve eğitimsiz kalmasının önüne geçilecektir. YP kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmasına yardımcı olacak hizmetleri ve girişimcilik projelerini yaşama geçirilecektir.

Gençlik Türkiye çok genç bir nüfusa sahip olmasına rağmen, ülke yönetiminde gençler yoktur. YURT-P’nin değişim programının itici gücü bu programda en fazla yarar sağlayacak ve önleri açılacak gençler olacaktır. Ülkemizde gençliğin kendini geliştirmesi için çok geniş olanaklar harekete geçirilecektir. Eğitim sistemimizde yapacağımız değişiklikler gençlerin kendi potansiyellerini geliştirme olanağı sağlayacak en önemli araç olacaktır. Bunun yanında gençlerin okul çağında bile yarı zamanlı iş edinmeleri sağlanarak mali açıdan kendilerine yeterli konuma gelmeleri, özgürlüklerini yaşamaları ve güven kazanmaları önemlidir. Kültür, sanat, turizm ve spor faaliyetlerini yaygınlaştıran hizmetler uygulamaya konulacak gençlik merkezleri kurulacaktır. Gençlerin sivil toplum örgütleri yoluyla sorumlu vatandaşlar olarak toplumsal projelerde çalışmasına yardımcı olunacaktır. Gençlerin ülke sorunlarının çözümüne katılmaları desteklenecektir.

Tarım

Türkiye tarımın çok önemli yapısal sorunları bulunmaktadır. Tarımda verim düşüklüğü ve çalışan nüfusun yüksekliği tarımsal sektörde gelirinde düşük olmasını yol açmaktadır. Türkiye’de bugüne kadar tarım siyasi partiler tarafından sadece oy deposu olarak görülmüş ve taban fiyatlarıyla bu oy deposunu kendilerine çekme çabası öne çıkmıştır ama bu süreç içinde Türkiye tarımda kendine yeter ülke konumdan ithal eden ülke durumuna düşürülmüş, hayvancılık gerilemiş, köylümüz yoksullaşmıştır bunun yanında günümüzde ne verimli tarım topraklarını sanayiye açma, tarımsal ürünlerimizi işleyen TEKEL gibi kuruluşları zarar ettirme ve ormanlarımızın yok etme çabaları yoğunlaşmaktadır. Yakın bir zamanda dikte ettirilen tütün ve şeker yasaları ile ülkemizde tarımın yok edilmeye çalışıldığı açıkça ortaya çıkmıştır.

Türk tarımının en önemli sorunu verimliliği artırmak, gelişmiş teknoloji girdilerde yararlanmaktır. Devletin destekleme politikaları bu alanlara yönelirken, tarımsal işletmelerin gelişmesini ve tarımsal ürünleri işleyecek sanayi yatırımlarının yapılmasını teşvik edecek alt yapıyı sağlamalıdır. Tarımsal kesimde sulamaya önem verirken gıda teknolojisinin geliştiren projeler desteklenecektir. Tarımsal alanlarda eğitim faaliyetleri yöresel ürünlerin değerlendirmesini yapacak becerileri geliştirme üzerine kurulmalıdır. Ürün temelinde teknoloji geliştirme ve Pazar faaliyetleri desteklenmelidir. Ormancılığımızın gelişmesi için orman köylüsüyle yakın bir iş birliği içinde olmak gereklidir.

Rekabetçi Piyasa Ekonomisi için

Kurumsal ve Sektörle Öncelikler

Türkiye’de rekabeti teşvik eden bir kurumsal yapının kurulması, finansal sistemin reformundan, rekabetin korunması konusunda yapılacak düzenlemelere ve vergi reformunun yaşama geçirilmesine kadar birçok alanı kapsamaktadır. Rekabeti teşvik edecek kurumsal yapı yeni girişimcilerin çeşitli sektörlere girişini gerek kaynak, gerek hukuksal ve gerekse yapısal açılardan kolaylaştırılacak bir biçimde olmalıdır. Finansal sistemde bankalarda holdinglerin ilişkilerini belirli bir mesafede tutacak bir reforma bir ihtiyaç vardır. Sermaye piyasanın gelişmesi de ancak bankalarla-holdinglerle arasındaki bağların çözülmesinden sonra mümkün olabilecektir. Bugünkü uygulamada sermaye piyasası, hatalı olarak sadece talep acısından desteklenerek, sermaye piyasasının ekonomiye katkısı ortadan kaldırılmakta ve sermaye piyasası kısa dönemli spekülatif bir yatırım aracı haline getirilmektedir. Vergi sisteminin basitleştirilmesi, istisna ve muafiyetler ile istihdam ve kaynak kullanım vergilerinin kaldırılması küçük ve orta işletmeleri özendirecek ve büyük şirketlerle olan rekabetlerini kolaylaştıracak önlemlerdir. Esnafımız da bürokratik engellemelerden kurtarılarak, rahatça büyümelerini sağlayacak bir ekonomik ortam yaratılacaktır.

Türkiye’de özellikle esnafımıza ve KOBİ’lere yönelik hizmetlerin ve kurumların iyileştirilmesine ihtiyaç vardır.  Bu bağlamda KOSGEB ve İGEME’nin KOBİ’lere verdiği hizmetlerin gözden geçirilmesinde yarar vardır. Küçük ve orta büyüklükteki girişimcilere teknik, finansal ve yönetim danışmanlığı hizmetlerinin etkin bir şekilde verilmesi gereklidir. Bunun yanında, teknolojik gelişmeleri yakından takip eden esnafımıza ve girişimcilere çok az bir ücret karşılığı bu gelişmeleri sunan birimlerde yaşama geçirilecektir. Girişimcilerin sorunları yakından takip edilecek ve periyodik olarak yürütme ve yasama organlarına iletilecektir. İşletme kurma ve geliştirmede, vergi ödeme kurallarının basitleştirilmesi ve bürokrasinin en aza indirilmesi KOBİ’lere sağlanacak teşviklerin başında gelmektedir. IGEME ise KOBİ’lerin ihraç potansiyelini değerlendirebilmeli, KOBİ’lere dış pazarlar konusunda danışmanlık yapmalıdır.

YP devletin ticarete konu olan mal ve hizmet üretiminden çekilerek rekabetçi piyasa ekonomisi içinde düzenleyici olmasını savunur. Devlet doğal ve sektörle tekerlerin olduğu ve denetim mekanizmalarının kurulmadığı alanlarda rekabeti sağlamak amacıyla mülkiyet sahibi olabilir. Özelleştirmenin temel amacı verimliliği ve rekabeti artırmak sermayeyi tabana yaymak olacaktır. Çalışanlar mağdur olmayacaktır. Özelleştirmeyi KİT’ler bağlı bulundukları bakanlığın koordinasyonunda kendileri yapacaklardır. Özelleştirme idaresi yeniden yapılandırılacak sadece teknik danışmanlık hizmetleri veren bir kuruluş haline gelecektir kamu bankalarının hemen özelleştirilmesi bankacılık sektöründe rekabeti artıracağı gibi devleti ucuz kredi şeklinde rant dağıtmak yükünden kurtaracaktır. YURT-P, enerji dağıtımı gibi doğal tekel olan alanlarda ise etkili bir denetim mekanizması kurulmadan özel tekeller yaratılmasına karşıdır. Eğitim ve sağlık gibi kamusal hizmetlerde devletin etkin olmasının yanı sıra özel sektör girişimciliği hizmetlerinin ödenebilir ve kaliteli olmasından yanadır. Yabancı sermayeninim özelleştirilecek kuruluşlara talip olması halinde sahip olma yüzdesi sektörün özelliğine göre belirlenecektir. Bugün KİT’lerin özelleştirilmesinin en etkin ve çabuk yolu çalışanlara ve yöre halkına satılmasıdır. Bir iyileştirme programından gecen KİT’lerin uygun fiyatla çalışanlara ve yöre halkına satılması sermayenin tabana yayılarak sermaye piyasasının gelişmesine katkıda bulunacağı gibi bölgesel tekellerin oluşmasını önleyecek, rekabetçi piyasa ekonomisinin yerleşmesine yardımcı olacaktır.

Sektörle politikalar teknolojik acıdan öncelikleri belirleyen yaklaşımlardır. Bu sektörlerin özelliği diğer sanayiler için altyapı oluşturma nitelikleridir. Nitekim Türkiye’nin teknolojik atılım yapabilmesi için aşağıdaki alanlara öncelik verilecektir:

  1. Ulusal enformasyon şebekesinin kurulması,

  2. Ulaşımda demiryolu, metro, raylı sistemlere ve denizciliğe ağırlık verilmesi,

  3. Esnek üretim/esnek otomasyon teknolojilerine ülke sanayinin uyarılması,

  4. Uzay ve havacılım ve savunma sanayilerinde alan ve ürün bazında yatırım ve gelişme stratejisi,

  5. Biyoteknolojide ARGE üzerinde odaklanma,

  6. Çevre dostu ve enerji tasarrufu sağlayıcı teknolojiler,

  7. İleri malzeme teknolojileri,

Bölgesel Kalkınma Politikaları

Türkiye’de kalkınma politikalarının bölgesel planlama boyutu bugüne kadar ihmal edilmiştir. Bu ihmal sonucu Türkiye, sağlıksız bir kentleşme ve bölgesel dağılımındaki eşitsizliğin yaratığı büyük sorunlar ile karşı karşıya kalmıştır. Bölgesel politikalar Türkiye’nin rekabet gücü sanayileşme atağı acısından önemlidir. Altyapı harcamaları özellikle bölgesel planlama ışığından gerçekleştirilecektir. Türkiye’de bölgesel planlama bakımından ilk aşamada beş bölgede uygulamaya geçilecektir.

1.Marmara bölgesi: Bu bölgede var olan  sanayi yapısı içinde İstanbul’un bir uluslar arası finans,turizm ve kültür merkezi haline gelmesine çalışılacaktır.bu sektörler dışındaki faaliyetler bu bölgede desteklenmeyecektir.

2.İç Anadolu Bölgesi: Bu bölgenin savunma sanayi yatırımlarının ve teknoloji üretim merkezlerinin yoğunlaştığı bir bölge olarak gelişmesi planlanacaktır. Özellikle Ankara çevresinin ARGE merkezi olması için alt yapı kritik kütle mevcut bulmaktadır.

3.Güneydoğu Anadolu Bölgesi: Bu bölge Türkiye’nin orta Doğu’ya açılan ihracat merkezi olarak değerlendirilmelidir. Özellikle GAP sonrası tarıma dayalı sanayi planlaması tüm orta doğu bölgesinin ihtiyaçları doğrultusunda yapılmalıdır. Türkiye’nin dış politikası böyle bir sanayileşme stratejisi göz önüne alınarak tespit edilmelidir.

4.Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi: Bu bölge Kafkasya ve Orta Asya’nın bölgesel sanayi merkezi olma amacını gütmelidir. 21.yüzyılın bu bölgeye tanıyacağı fırsatları değerlendirme açısından bu bölgede bu özellikle ulaştırma sektörü yatırımlarına öncelik verilmelidir.

5.Ege-Akdeniz Bölgesi: Bu bölgenin turizm ve tarım potansiyelinin yanı sıra tarıma dayalı sanayi ve hafif sanayileri özelikle Avrupa Birliği pazarını hedeflemelidir.

Kişilikli ve Aktif Dış Politika

Türkiye içinde bulunduğu balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu, Karadeniz, ege denizi ve Akdeniz bölgesinde hem tarihsel geçmişi hem de potansiyeli dolayısıyla çok önemli bir ülkedir. Türkiye iç sorunlarını çözerken, bölgedeki tarihsel önderlik sorumluluklarını da yerine getirecek, demokrasi ve ekonomi konularında örnek olacak, bölgesinde sorunların çözümünde etkin bir yol oynayacaktır. Komşu ülkelerde olan bağlarını ekonomik işbirliği yoluyla zenginleştirecektir.

YURT-P, Türkiye’nin Avrupa Birliğine eşit ve onurlu bir üye olarak katılımından yanadır. Eşit üyelik Türkiye’nin Avrupa birliğinin bölgesel kalkınma, uyum ve diğer mali fonlarından diğer üye ülkeler kıstasları ölçüsünde yararlanması, 1985’ten beri tanınmayan serbest dolaşım hakkının tanınması ve Türkiye’nin nüfusu ölçüsünde siyasi ağırlık kazanmasıyla mümkün olabilir. Aksi takdirde, YURT-P üçüncü sınıf onursuz bir üyeliğin karşısındadır.

YP Türkiye dışında, özellikle Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın haklarının korunması için kurumsal düzenlemelere gidilecektir. Özellikle Kafkaslarda ve orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleriyle ilişkiler geliştirilirken, Rusya ile işbirliği arttırılacaktır.

Kıbrıs konusunda iki devletin egemenliğinin tanındığı bir yapıdan başka çözüm olmadığı ortadadır. Avrupa Birliğinin taraf haline geldiği Kıbrıs konusunda biran önce kalıcı çözüm sağlanması için girişimlerde bulunulacaktır.

Türkiye’nin 1950’li yıllardan beri izlediği pasif dış politika yerine ülkenin çıkarlarını koruyan, karşılıklılık ilkesine dayalı kişilikli ve aktif bir dış politika uygulanacaktır.

Sonuç

Demokratik Değişimin Programının uygulaması ile toplumda barış ve huzur sağlanarak hızlı bir kalkınma ortamı yaratılacaktır. Türkiye zengin potansiyelini yaşama çevirmeye başlayacaktır. Türkiye işsizlik, hızlı gecekondulaşma, yüksek enflasyon, yolsuzluk ve çete, gelir dağılımındaki bozukluk, Güneydoğu Sorunu, işlemeye eğitim, adalet ve sağlık sistemleri gibi temel sorunları çözmeye başlayacaktır, insan hakları ve demokrasi konusunda örnek olacaktır. 25 yıldır yüksek enflasyon ile boğuşan Türkiye, vergi oranlarını düşüren ve vergi tabanını genişleten gelir politikalarının yanı sıra, yolsuzluğu ve israfı önleyen ve verimliği artıran harcama politikasıyla kimsenin bugün hayal bile edemediği düşük düzeyde bir enflasyon ile yüksek büyüme oranını yakalayacaktır. İç ve dış yatırımlar büyük bir hızla artacak, işsizlik azalırken, gelir dağılımı iyileşmeye başlayacak, sosyal güvenlik sistemi herkesi kapsayacak sağlıklı bir kentleşme gerçekleşecektir. Türkiye özelleştirme tartışmaları geride bırakacak, rekabetçi piyasa ekonomisinde devletin denetleyici rolü öne çıkacak, bilgi toplumunun altyapısı tamamlanacaktır. Şeffaf devlet anlayışı ile rüşvet, yolsuzluk ve çetelerin önüne geçecek, temiz siyaset özleminin gerçekleşmesine yardımcı olacaktır. Halkımız ülkenin potansiyelini gördükçe politikacıların bugüne kadar Türkiye’ye verdiği zararın boyutunu hem maddi hem de manevi açıdan değerlendirmek olanağı bulacaktır. Türkiye Balkanlardan, Kafkaslara, Ortadoğu’ya kadar olan geniş bir alanda barışın, demokrasini, kalkınmanın örneği olacak bir güç konumuna gelecektir.

Herkesin barış ve huzur içinde zenginliği adaletli bir şekille paylaştığı, özgürlüğünü doğasıya yaşadığı, toplumsal dayanışmanın mutluluğunu hissettiği, dış dünyanın saygı duyduğu “Yepyeni bir Türkiye “ kadını, erkeği, genci ve yaşlısıyla hem birlikte gerçekleştireceğimiz bir değişim projesidir.

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar