Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Yazıcık beldesinde açılması planlanan bentonit madeni projesinin ruhsatı, köylülerin ve avukat İsmail Hakkı Atal’ın yürüttüğü hukuk mücadelesi sonucunda Tokat İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi. Kararda çevresel ve teknik risklere dikkat çekilirken, Solhaber’de davayı değerlendiren Atal, madencilik faaliyetlerinin bölgede yaşayanları mülksüzleştirmeyi hedefleyen küresel bir kuşatma olduğunu vurguladı.
Tokat İdare Mahkemesi, MAPEG tarafından Cemil Benli isimli şirkete 10 yıllığına 900 bin TL’ye satılan işletme ruhsatını iptal etti. Mahkeme kararında çevresel etkiler, teknik eksiklikler, orman ve su varlıkları üzerindeki riskler ile yerleşim alanlarına yönelik tehditlere dikkat çekildi.
Davanın avukatı İsmail Hakkı Atal, ruhsat alanının yanı başındaki Hacı Gölü’nde endemik nilüfer çiçeğini koparmanın cezasının 557 bin TL olduğu bir düzende, koskoca maden sahasının cüzi bir fiyata satılmasına tepki gösterdi. Atal, mahkeme kararının içeriğinden de anlaşılacağı üzere dava konusu ruhsatın 15 ayrı noktadan delik deşik olduğunu belirtti.
HUKUKA UYGUN DEĞİLDİ
İsmail Hakkı Atal, Türkiye genelinde yürütülen madencilik ve enerji faaliyetlerini bölgede yaşayanları mülksüzleştirmeyi hedefleyen küresel bir stratejinin parçası olarak nitelendiriyor.
Kamulaştırma adı altında gerçekleştirilen işlemlerin aslında hukuken ve içerik olarak uygun olmadığını belirten Atal, “Ortada kamu idaresi vasıtasıyla yürütülen bir kamu hizmeti olmadığı için bu tür örneklerde işlem kamulaştırma olamaz. Çünkü mevcut durumda yaşanan açık bir mülkiyet gaspıdır ve halkın mülkiyetine el konulmasıdır. Şirketler bu faaliyeti sadece para kazanmak amacıyla yapıyorlar” sözleriyle tepkisini dile getiriyor.
Atal, halk sağlığı ile ekosistemi tahrip eden bu sorunun asıl çözümünün devletleştirme adımlarıyla sağlanabileceğini ifade ediyor.
PROJELER TARIM VE HAYVANCILIĞI BİTİRDİ
Atal aynı zamanda AKP hükümetinin çıkardığı yasalar aracılığıyla “Anadolu coğrafyasının kimliksizleştirildiğini, ‘Türksüzleştiildiğini’ ve yeraltı kaynaklarının emperyalist güçlere aktarıldığını” ifade ediyor.
Tokat’ta Günçalı ve Çal Baba özelindeki durumu değerlendiren Atal, “Çal Baba ibadet alanında birbirinin üstüne çakışan dört tane siyanürlü altın madeni ruhsatı var. Maden şirketlerinin sahaları birbirine geçmiş durumda” diyor.
Maden sahalarındaki Alevi Türkmen kimliğinin toprağına sahip çıkışının önemine değinen Atal, projeler yüzünden tarım ve hayvancılığın bittiğini belirterek şunları söylüyor:
“Bu uygulamalar ile Türkmen Alevilerin yaşam alanlarını, köylerini ve inanç merkezlerini yok etmek istiyorlar. Türkmen Alevilerin yaşam ve ibadet alanlarının yok edilmesi, Anadolu’nun kimliksizleştirilmesi projesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Buradaki insanlar, köylüler, tarımla uğraşan, hayvancılıkla uğraşan insanlar göçe zorlanıyor. Bir manasıyla buralar Türk köylüsünden arındırılmak isteniyor.”
GÜVENLİK SORUNU
Türkiye’de 400 bini aşkın maden ruhsatı verildiğini ve ülke topraklarının büyük bir kısmının maden sahası ilan edildiğini belirten Atal, bu durumu bir güvenlik sorunu olarak tanımlıyor aynı zamanda.
Tehlikenin boyutunu anlatan Atal, “MAPEG’in emperyalist şirketlere ve yerli işbirlikçilerine vermiş olduğu 400 bin maden ruhsatı bu milletin yaşamını, bekasını ve mülkiyetini tehdit eden milli güvenlik sorunudur” diyor.
Fırat Nehri’ne karışan siyanürlü atıklara ve artan kanser vakalarına da değinen Atal, “Harran Ovası’nda şu anda Türk milletinin Kürt, Arap, Tatar, Çerkes kökenli tüm yurttaşları, seyreltilmiş siyanürlü ve sülfürik asitli suyla sulanmış buğday tarlalarından elde edilen ekmekle besleniyor” sözleriyle halk sağlığının çökertildiğini ifade ediyor. Diğer yandan da uzun zamandır Türkiye’de kanser verilerinin kamuoyuyla paylaşılmamasına da dikkat çekiyor.
‘TEK ÇÖZÜM DİRENİŞ’
Yargı bağımsızlığının yitirildiğini ifade eden Atal, hukuki mücadelenin ancak toplumsal direnişle desteklendiğinde sonuç verebileceğini vurguluyor.
Akbelen direnişi sürecinde açtıkları davalardan sonuç alamadıklarını hatırlatan Atal, “Davayı kazanabilmek için sokağa çıkıp toprağınıza ve suyunuza sahip çıkmanız, yüzlerce hatta binlerce insanın demokratik sınırlar içinde tepkisini dile getirmesi ve AKP genel merkezden hakimlere talimat gitmesi gerekiyor” diyerek tek başına dava açmanın yeterli olmadığını, örgütlü bir toplumsal tepkinin zorunlu olduğunu belirtiyor.
‘TAHRİBATTAN KURTULDU’
Yazıcık halkının bu kazanımı, sadece bir mahkeme kararından ibaret değil; aynı zamanda toprağın, suyun ve kültürel kimliğin sermayenin kâr hırsı karşısındaki somut zaferi olarak kayıtlara geçti. Bentonit madeni projesinin iptaliyle birlikte, Hacı Gölü’ndeki endemik nilüferlerden orman varlığına ve su kaynaklarına kadar tüm ekosistem büyük bir tahribattan kurtarıldı.
Köylüler, birleşerek sergiledikleri bu direnç sayesinde sadece geçim kaynakları olan tarım ve hayvancılığı güvence altına almakla kalmadı, aynı zamanda bölgeyi insansızlaştırmayı hedefleyen politikalara karşı kendi yaşam alanlarını ve kültürel kimliğini de korumuş oldu. Bu sonuç, mülkiyet gaspına ve sömürge madenciliğine karşı toplumsal muhalefetle birleşen hukuki mücadelenin nasıl aşılmaz bir kalkan oluşturabileceğini tüm Türkiye’ye bir kez daha kanıtladı. Yazıcık köylüleri, vatan toprağının kaderine terk edilemeyeceğini göstererek hem bugünü hem de geleceği kazandı.
Tokat’ta köylülerin yıllara yayılan direnişi, mücadelelerindeki artan etkisinin sonuç getirdiğini ifade eden Avukat İsmail Hakkı Atal, emperyalist şirketlerin Türkiye’de yaptığı yıkıma karşı halkın birlikte vereceği mücadeleyle kazanım sağlanacağını belirtti.


