Dolar : Alış : 7.3877 / Satış : 7.4010
Euro : Alış : 8.9635 / Satış : 8.9797
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya5°CKarla Karışık Yağmur

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11079 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Liberal Demokrasi eksiksiz ve çelişkisiz bir siyasi felsefedir

19 Mart 2016 - 6 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Liberal Demokrasi eksiksiz ve çelişkisiz bir siyasi felsefedir
Liberal Demokrasi  eksiksiz ve çelişkisiz bir siyasi felsefedir

Türkiye’deki en büyük politik sorunlardan biri liberal demokrasinin tam olarak ne olduğunun bilinmemesidir. Kimileri liberal demokrasiyi sadece ekonomik bir ideoloji olarak görürken, kimileri de belli bir sınıf veya zümrenin ideolojisi olarak görürler. Halbuki liberal demokrasi siyasi ve ekonomik söylemeleriyle eksiksiz ve çelişkisiz bir siyasi felsefedir. Temel amacı istisnasız tüm bireylerin toplum içinde mutlu ve özgürce yaşaması için devletin görev ve yetkilerininin ne olması gerektiğini ortaya koymaktır.

Klasik liberal demokrasinin 4 temeli vardır.

Bunlar;

Bireycilik 

İnsan ilişkilerinde ortaya çıkan düzeni, bireysel eylemlerin öngörülmemiş, önceden hesaplanmamış bir sonucu olarak görmek ve bireyi bir araç değil, bir amaç, kendi başına bir son olarak kabul etmektir. Hatta liberal demokrasi için bireyci bir toplum sistemidir denebilir.

Özgürlük 

Liberal teoride kesinlikle negatif özgürlük esas alınır. Yani bireye bir şey sağlanması değil, onun dış baskılara, zorlamalara maruz bırakılmaması esastır. Liberal demokrasi sabvunduğu özgürlük anlayışında bir önkoşul yoktur. Bireyin sahip olduğu seçenekler ne olursa olsun, dışarıdan zorla müdahale yok ise birey özgürdür. Vicdan, düşünce ve inanç hürriyeti, zevk ve uğraşılarda dilediğini yapma hürriyeti, toplanma hürriyeti ve mülk edinme hürriyeti gibi birçok kavram liberal demokrasinin temeli, ve insanlığa hediyesidir. Özgürlükte tek koşul vardır; o da bir başkasının hürriyetini kısıtlamamak.

Bu özgürlüklere bütünüyle saygı gösterilmeyen hiçbir toplum, hiç bir millet, hiç bir ülke özgür değildir. Bu bağlamda liberal demokraside bireyin rızası olmadan, çoğunluğun yahut toplumun tümünün rızasıyla bireysel özgürlüklerden birinin bile kısıtlanması diye bir kavram söz konusu olamaz. Çünkü liberal demokrasi, temel hak ve özgürlüklerden birinin dahi çoğunluğun rızasına kurban edilmesini kabullenmez.

Hukukun üstünlüğü ve sınırlı devlet 

Liberal bir ülkede, yasalar herkese eşit tatbik edilir, hiç bir bireye veya zümreye yönelik yasa çıkarılamaz, geçmişe dönük uygulanamaz ve en önemlisi hükümet dahil herkesi bağlar. Devletin amacı sadece ve sadece bireyin özgürlüklerini fiziksel olarak korumaktır.

Kendiliğinden doğan (spontan) düzen ve serbest piyasa ekonomisi 

Klasik bir ifadeyle, mülkiyet hakkının -ki diğer bireylere karşı korunan bireysel özgürlük alanının maddi kısmıdır, kişiler arasında serbestçe değis tokuşu esasına dayanan de facto durumun günümüzde aldığı biçimdir; liberal ekonomik öğretinin özünü oluşturur.

CEMBEY2

LDP Anayasa Önerisi

Biz, Türkiye Cumhuriyeti Halkı, Cumhuriyetimizin kurucusu büyük Atatürk’ün gösterdiği doğrultuda, uygar yaşama elverişli bir toplum oluşturmak, adaleti hakim kılmak, iç huzuru sağlamak, dış tehditlere karşı ortak bir savunma sağlamak, genel refahın artmasına müsait bir düzen yaratmak ve özgürlükçü demokrasinin bütün nimetlerinden faydalanmak üzere ortaya koyduğumuz bu Anayasayı kabul ve tesis ederiz.

BİREY HAKLARI

Bent 1. Anne ve babasından herhangi biri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, veya anne ve babasından herhangi biri en az on yıldır Türkiye’de yaşayan ve Türkiye’de doğmuş her insan, geri alınamaz bir hakla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır.

Bent 2. Din ve Devlet işleri ayrıdır. (Laiklik Prensibi.) Devlet dini vecibelerin icrasını sınırlayacak veya herhangi bir dini vecibenin icrasını mecburi kılacak hiç bir tasarrufta bulunamaz. Hiç bir dini vecibenin icrası, o icraya bazı bireyleri gönülsüz olarak dahil ediyorsa veya gönüllü de olsa katılan ve fakat yaşları 18 yaşından küçük olanlara fiziki eziyeti içeriyorsa; böyle bir icra, bu bent dışında belirtilen ve dini vecibelerin icrasının sınırlandırılamaması ile ilgili hükmün kapsamı dışına çıkar ve konuyla ilgili bütün kanunların kapsamına girer.

Bent 3. Devlet ifade özgürlüğünü kısıtlayacak herhangi bir tasarrufta bulunamaz. Bireyler ve özel kurumlarla ilgili kasten hilaf-ı hakikat ifadede bulunanlar, bu eylem gerçekleştikten sonra ilgili kanunlarla kovuşturmaya uğratılabilirler, ancak böyle ifadeler yapılmadan önce veya sonra ifade özgürlüğüne mani olacak hiçbir kısıtlama getirilemez. Savaş halinde Devlet sadece askeri haberlerin yayınlanmasına sınır getirebilir.

Bent 4. Bireylerin barışçı bir şekilde toplanmalarına, şikayetlerini yazılı ve sözlü belirtmelerine hiç bir sınırlama konulamaz.

Bent 5. Herkes, kendi yaşamını uygun gördüğü şekilde sürdürmek, üretmek, mübadele etmek ve mülkiyet edinmek hakkına sahiptir. Bir kimse yaşamından, özgürlüğünden veya mülkiyetinden, sadece kanunun gösterdiği yollardan geçerek mahrum bırakılabilir. Toplumsal yaşamın gereği olarak başka bireylerle koordinasyonu zorunlu olan ve kanunlarda açıkça belirtilen bazı fiziki eylemlerde özgürlüklerin ve mülkiyetin kullanımı, bir kamu otoritesinin tanzimine sokulabilir.

Bent 6. Hiç bir kimsenin mülkiyeti, adil karşılığı verilmeksizin kamulaştırılamaz.

Bent 7. Kanunla açıkça yasaklanmışlar dışında hiç bir malın üretim ve mübadele özgürlüğü sınırlandırılamaz. Devlet adalet, asayiş ve savunma konuları dışında hiç bir üretim ve mübadele alanında bilfiil girişimci olamaz.

Bent 8. Bir hak, bir insanın davranma özgürlüğünün ifadesidir; bir takım mal veya hizmetleri, o mal ve hizmetlere karşılık olarak onları üretenlerce belirlenen değerleri sunmadan karşılıksız olarak elde etmek değildir. Hiç kimse, başka bir kimsenin mal ve hizmetlerinden sahibinin rızası olmaksızın yararlanamaz.

Bent 9. Özel hayatı bireye aittir. Yargıç kararı veya suçüstü hali olmaksızın; hiç bir kimsenin üstü, meskeni ve eşyaları aranamaz; özel hayatının ve haberleşmesinin gizliliğine dokunulamaz.

Bent 10. Kimse eylemin yapıldığı anda kanunda suç olarak tanımlanmamış bir fiilden dolayı suçlanamaz. Suçluluğu hakkında kuvvetli belirtiler olan bir kişi, kaçma veya delillerle oynayabilme ihtimallerinin bulunması halinde ancak yargıç kararıyla tutuklanabilir. Suçüstü halinde veya gecikmesi halinde sakınca olan ve kanunla belirtilen şartlarda yargıç kararı olmaksızın yakalanan bir kişi, her hâl ve şartta, en çok yirmi dört saat içinde yargıç karşısına çıkarılır ve yargıcın tutuklamaması halinde aynı isnattan dolayı yeni deliller dahi ortaya çıkmış olsa en az kırk sekiz saat geçmeden yargıç kararı olmaksızın tekrar yakalanamaz. Tutuklanan veya yakalanan kişiye· suçlanma sebebi derhal söylenir. Herkes yer veya suç çeşidi itibariyle, isnat edilen eyleme, eylem tarihinde bakan mahkeme dışında bir mahkeme önüne çıkarılamaz. Tutuklu kişinin tutukluluk halinin yargıç tarafından gözden geçirilmesini isteme hakkı ve yargıcın, tutuklu kişinin mahkeme önüne getirilmesini emretme yetkisi hiç bir hal ve şartta sınırlandırılamaz. Herkes ilgili olduğu mahkeme davalarının hızla bitirilmesi hakkına sahiptir. Suçluluğu ispat edilene kadar herkes masum addedilir. Kimse, kendisi, anne-babası, eş veya çocuklarıyla ilgili ifade vermeğe zorlanamaz. Herkes mahkeme önünde tanıklarla yüzleşmek, kendi lehine olan tanıkları zorla mahkemeye getirtmek, avukat tutmak veya maddi gücü yetersizse kamu avukatlığı hizmetlerinden yararlanmak hakkına sahiptir. Kimse aynı suçtan ikinci defa hürriyeti bağlayıcı ceza mahkumiyeti alacak biçimde yargılanamaz. Kimse zalimane ve eşi görülmemiş bir şekilde cezalandırılamaz.

Bent 11. On sekiz yaşını bitirmiş herkes siyasi seçimlerde oy kullanma hakkına sahiptir.

Bent 12. Herkes, doğuştan veya sonradan edindiği hususiyetlerine bakılmaksızın kanun önünde eşittir.

Bent 13. Hiç bir grup, içindeki bireylerin her birinin sahip olduğundan daha büyük bir hakka sahip değildir. Hiç bir grubun bireyi, o gruptaki bireylerin tamamının veya bir kısmının, niteliksel veya niceliksel özelliklerinden dolayı, yaptıklarından veya yapmadıklarından dolayı, daha az veya daha çok hakka sahip değildir.

Bent 14. On sekiz yaşından küçük bireyler. zihnen ve bedenen gelişmelerini mümkün kılacak olanaklara sahip olmak ve zihin ve bedenlerine yönelecek tehditlerden korunmak hakkına sahiptir.

Bent 15. Devlet bu maddedeki birey haklarının başka bireylerce veya Devlet görevlilerince ihlalini önleyecek tedbirler alır.

YASAMA

Bent 1. Yasama kuvveti Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir.

Bent 2. Meclis, en az 25 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından, dört yılda bir, dört yıl görev yapmak üzere, kanunla belirlenecek dar bölgelerden, oyların %50’den fazlasını alarak seçilmiş, 300 milletvekilinden oluşur. Hiç bir adayın %50’den fazla oy alamaması halinde, en çok oy alan iki adayla seçim iki hafta sonra tekrarlanır.

Bent 3. Meclis kendi başkanını ve diğer görevlilerini seçer, çalışma usullerini kanunla belirler.

Bent 4..Milletvekilliği hakkını kaybetme sadece ölüm, istifa veya Anayasal Tard ile mümkündür.

Bent 5. Anayasal Tard, görevden alınması Anayasal Tarda bağlı bir devlet görevlisinin, vatana hıyanet, rüşvet ve kanunda belirtilen diğer suç ve kabahatlerden dolayı mahkum olması ve bu mahkumiyetin Meclis üye genel sayısının 2/3’ünce onaylanmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti Başkanının Anayasal Tardında, bu işlemle ilgili Meclis oturumlarına Yüksek Mahkeme Başkanı başkanlık eder.

Bent 6. Meclis üye genel sayısının %25 eksilmesi halinde yenileme seçimleri yapılır.

Bent 7. Milletvekilleri, Meclisteki konuşmalarından dolayı takibata uğratılamazlar, Meclis oturumu sırasında veya oturuma giderken tutuklanamazlar.

Bent 8. Milletvekilleri bu görevleri dolayısıyla Anayasal Maaş alırlar ve başka hiç bir Devlet memuriyetine atanamazlar.

Bent 9. Anayasal Maaş, yüksek bir yaşam seviyesi sağlayan ve satın alma gücü görev süresince mümkün olduğunca sabit tutulacak şekilde kanunla düzenlenen ödemedir.

Bent 10. Bütün kanun tasarıları Mecliste teklif edilir ve üye genel sayısının çoğunluğuyla kabul edildikten sonra, on gün içinde veto edilebilir kaydıyla Başkana sunulur. Başkanın onaylamasıyla tasarı kanunlaşır. Başkan onaylamaz ve on gün içinde veto da etmezse tasarı kanunlaşır. Başkanın veto etmesi halinde tasarı Meclise geri gönderilir. Veto edilmiş bir tasarı Meclisin üye genel sayısının 2/3’ünce kabul edilirse kanunlaşır.

Bent 11. Meclis aşağıdaki yetkilere sahiptir:

  • Yüksek mahkeme altındaki mahkemeleri kurmak.
  • Yerel Yönetim teşkilat kanunları yapmak, ki bu kanunlar Yerel Yönetim birimlerinin Başkan, Başkan Yardımcısı ve Meclislerinin seçim esasları, tur sayısı, dar bölgelerin tayini, %50’den fazla oyla seçilme, görev süresi şartları açısından – Türkiye Cumhuriyeti Başkanı, Başkan Yardımcısı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim esaslarına uygun olarak düzenlenmelidir.
  • Vatandaşların Birey Haklarını iç ve dış tehditlere karşı korumak için kanunlar koymak ve bu hizmetlerde kullanılmak üzere savaş hali dışında bireylerin veya kurumların net gelirlerinin %10’unu geçmemek üzere vergi toplamak.
  • Sadece savaş halinde yabancı ülkelerle ticareti düzenlemek.
  • Savaş ve Barış ilan etmek.
  • Geçerliliği ancak o yasama döneminden sonraki ikinci seçimde başlamak üzere, seçim kanunları ve Anayasal Maaş kanunları çıkarmak.
  • Geçerliliği ancak o yasama döneminden sonraki ilk seçimde başlamak üzere, üye genel sayısının 2/3’ünce kabul edilen Anayasa değişiklikleri yapmak.

YÜRÜTME

Bent 1. Yürütme kuvveti, Türkiye Cumhuriyeti Başkanına aittir. Başkan ve bir Başkan Yardımcısı, en az 35 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından, dört yılda bir, dört yıl görev yapmak üzere, oyların %50’den fazlasını alarak seçilir. Hiç bir adayın %50’den fazla oy alamaması halinde, en çok oy alan iki adayla seçim iki hafta sonra tekrarlanır. Başkan, seçimden bir ay sonra aşağıdaki yeminle göreve başlar:

“Türkiye Cumhuriyeti Başkanlık görevlerini , yeteneklerimin el verdiği en üst düzeyde yerine getireceğime, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını sadakatle koruyacağıma bütün mukaddesatım üzerine and içerim.”

Bent 2. Başkanlık makamı ancak ölüm, istifa veya Anayasal Tard ile boşalır.

Bent 3. Başkanlık makamının boşalması halinde, Başkan Yardımcısı görevi üstlenir. Her ikisinin aynı zamanda yukarıdaki sebeplerle görev dışı kalmaları halinde, Meclis bir ay içinde, üye genel sayısının çoğunluğuyla, görev dışı kalan Başkanın dönemini tamamlayacak bir süre için yeni bir Başkan ve Başkan Yardımcısı seçer.

Bent 4. Başkan ve Başkan Yardımcısı bu görevleri dolayısıyla Anayasal Maaş alırlar ve başka hiç bir Devlet memuriyetine atanamazlar.

Bent 5. Başkan Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun Başkomutanıdır.

Bent 6. Başkan, Yüksek Mahkeme Üyelerini, Kabine Üyelerini, Genel Kurmay Başkanını, Kuvvet Komutanlarını, Büyükelçileri, Valileri ve tayini henüz kanunla düzenlenmemiş bütün Devlet görevlilerini tayin eder ve Yüksek Mahkeme Üyeleri dışındakileri görevden alabilir. Meclis herhangi bir atamayı, bir ay zarfında, üye genel sayısının 2/3’üyle reddetme yetkisini haizdir. Meclis bu maddede sayılanlar dışındaki Devlet görevlilerinin tayinini, kanunla düzenleyebilir.

Bent 7. Başkan, Büyükelçileri kabule, bir ay zarfında Meclis üye genel sayısının çoğunluğunca reddedilebilmek kaydıyla anlaşmalar yapmaya yetkilidir.

Bent 8. Başkan bütün kanunlara riayet edilmesini sağlar.

YARGI

Bent 1. Yargı kuvveti, bir Yüksek Mahkemeye ve Meclis tarafından kanunla kurulan diğer alt mahkemelere aittir. Yüksek Mahkeme bütün kanunların Anayasaya uygunluğunu ve alt mahkemelerin kararlarını denetlemeğe yetkilidir.

Bent 2. Yüksek Mahkeme, biri başkan olmak üzere on üç üyeden kuruludur.

Bent 3. Yüksek Mahkeme üyeleri ve bütün yargıçlar, istifa etmedikçe, Anayasal Tarda uğramadıkça veya yüksek Mahkemenin 2/3’ünce yaşlılık ve sağlık hali gerekçeleriyle görevden alınmadıkça ömür boyu görevde kalırlar. Meclis, Yüksek Mahkemenin yaşlılık ve sağlık hali gerekçeleriyle görevden alma kararlarını, bir ay zarfında, üye genel sayısının 2/3’üyle reddetme yetkisini haizdir.

Bent 4. Yüksek Mahkeme üyeleri ve bütün yargıçlar Anayasal Maaş alırlar ve başka hiç bir Devlet memuriyetine atanamazlar.

Bent 5. Yargı kuvveti, yapılmış ve yapılacak bütün kanunları ve anlaşmaları,vatandaşlar arası, vatandaş Devlet görevlisi arası, Devlet görevlileri arası bütün davaları kapsar.

Başkanlık Sistemi

Başkanlık Sistemi

Son yıllarda içinde yaşadığımız siyasi istikrarsızlık, parlamenter sistemin zafiyetini iyice belirgin hale getirmiştir. Seçim akabinde kimin seçildiği belli olmadığı gibi; bin bir çaba sonucu kurulan hükümetlerin de, daha güvenoyu aldığının ertesi günü, başka kombinasyonlarla düşürülme çabalarına maruz kaldığını biliyoruz. Bu şartlarda çalışan hükümetlerden istikrarlı bir yönetim beklemek gerçekçi olmaz.

Böyle olunca, zaten geleneksel olarak vatandaşların ekonomik faaliyetlerine, yüksek vergileriyle, bürokrasisiyle ayak bağı olan Devlet, vatandaşa karşı temel görevlerini de aksatmakta ve bunun sonucu gayri-memnun büyük bir vatandaşlar kitlesi ortaya çıkmaktadır. Yani, bugünkü siyasi sistem, en iyimser tabirle, işlemez haldedir. Başkanlık Sistemi, siyasi sistem sorunumuzu kökünden halletmektedir.

800px-Cem_Toker3

Başkanlık Sistemi nedir?

Bu soruya verilen cevap bazen bu sistemin asli özelliklerini yeterince açıklığa kavuşturmamakta; böyle olunca, Başkanlık Sistemi olduğundan başka türlü algılanabilmektedir.’

Bir kavram olarak “Başkanlık Sistemi” nedir, Nasıl tanımlanmalıdır?

Bu soruya cevap vermeden önce şu hususu hatırlatmakta fayda vardır. Bir siyasi sisteme verilen ad, herhangi bir maddi varlığa verilen ad gibi her zaman çerçevesi çok aşikar bir oluşuma işaret etmez. Mesela, “aspirin” diye adlandırdığınız kimyevi madde, aslen daima belirli bir formüle sahiptir. Gayri-asli katkı maddelerinde olabilecek farklılıkları saymazsak, İngiliz aspirini de Türk aspirini de aynı formüle sahiptir. Oysa, “sosyalizm” gibi, “kapitalizm” gibi siyasi kavramlar her ülkede farklı şekillerde tezahür edebilir. Ama, yine de, uygulamalarda farklılık gösterebilen bu karmaşık siyasi oluşumların ortak noktalarının bulunması, dolayısıyla tanımlarının yapılması mümkündür. Özellikle, belirli bir ülkede tezahür eden bir siyasi sistemin tanımını yapmak daha da kolaydır.

Başkanlık Sistemini savunanlar, savunduklarının aslen Amerikan Başkanlık Sistemini model aldığını genellikle söylemişlerdir. Bu Başkanlık Sisteminin tanımı nedir? Tanım, bir kavramla işaret edilen maddi veya zihni varlığın tabiatını tesbit eden bir cümledir. Başka bir deyişle; tanım, o varlığı içinde bulunduğu cins içindeki diğer bütün varlıklardan ayırt eden karakteristik(ler)i ortaya koyan cümledir. İnsanın tanımını ele alarak örnek verelim: “İnsan akıllı hayvandır”. Bu tanım; insanı, hayvanlar cinsindeki diğer bütün türlerden ayırt eden karakteristiğin “akıllı olmak” olduğunu ortaya koyar. “Başkanlık Sistemi” kavramının da içinde bulunduğu varlıklar gurubu (cins) “siyasi sistemler”dir.

Siyasi sistemler içinde (Amerikan) Başkanlık Sistemini ayırt eden karakteristikler nelerdir?

Başkanın, halk tarafından seçilmesi mi? Şimdi Türkiye’nin bugünkü parlamenter sistemi içinde de Cumhurbaşkanını halka seçtirmek, ona meclisi feshetme yetkisi vermek, ama sistemde başka değişiklik yapmamak mümkündür. Bu Başkanlık Sistemi olur muydu? Hayır çünkü hükümet başkanı yine meclisten çıkacaktı ve meclisin güven oyuna ihtiyaç duyacaktı. O halde Başkanın halk tarafından seçilmesi, Başkanlık Sisteminin gerekli bir unsuru fakat tek başına ayırt eden karakteristiği değildir.

Tarih boyunca; devlet kuvvetleri (yasama, yürütme, yargı) içinde, yargı kuvvetinin diğer kuvvetlerden büyük ölçüde ayrı tutulabildiği çeşitli sistemler olmuştur. Yasama ve yürütme kuvvetlerinin birbirinden ayrılması da, Roma İmparatorluğunun cumhuriyet dönemlerinde olduğu gibi zaman zaman denenmiştir. Amerikan Başkanlık Sisteminin başardığı yeni şey; tarihi deneylerin hepsinin incelenmesinden çıkan derslerle, devlet kuvvetlerinin birbirinden ayrıldığı ama onların herhangi birinde diktatoryal bir kuvvet birikmesini önleyecek denetleme ve dengeleme mekanizmalarının yaratıldığı bir siyasi sistem kurmasıdır.

Amerikan Başkanlık sistemini, diğer bütün siyasi sistemlerden ayırt eden karakteristik, işte budur: Kuvvetler Ayrılığı ilkesinin hayata geçirilmesi. Bu genel karakteristik, pratikte dört vasıtayla hayat bulur:

1. Yürütmenin başını (Başkan ve Yardımcısı) halk tarafından seçilmesi ve bir dahaki seçimlere kadar yasama tarafından düşürülemeksizin bu görevi sürdürmesi.

2. Yürütme başının kabinesini oluştururken yasamaya doğrudan muhtaç olmaması (yasama üyelerinin bakan olamaması).

3. Yasama görev süresinin ne yürütme tarafından ne de yasamanın kendisi tarafından değiştirilememesi (Başkanın Meclisi feshedememesi ve Meclisin erken seçim karan alamaması.)

4. Başta Başkanın kanun veto gücü ve Meclisin, Başkanın yaptığı tayinleri reddedebilmesi gücü olmak üzere çeşitli denetleme ve dengeleme mekanizmalarının yaratılması.

Yargı bağımsızlığı, başka sistemlerle de sağlanabileceğinden Başkanlık Sisteminin ayırt edici karakteristiği değildir.

Parlamenterizm, yani meclisin (yasama) hükümet (yürütme) çıkarması, kuvvetler ayrılığı ilkesinin yasama-yürütme ayrılığı bacağını ihlal eder.

Yarı Başkanlık

Bu bilgiler ışığında yan-başkanlık diye adlandırılan sisteme bakalım. Bu sistemin üç karakteristiğini inceleyelim:

1. Halk tarafından bir Başkan seçilir ve kendisine yürütmenin bazı yetkileri verilir.

2. Başkan (yürütme), meclis (yasama) içinde güven oyu alacak bir lidere (Başbakan) hükümet kurma görevi (yürütme) vermek zorundadır.

3. Başkan (yürütme) Meclisi (yasama) feshetme ve yeni seçime gitme yetkisine sahiptir.

Şimdi; yarı-başkanlık sistemini diğer parlamenter sistemlerden ayırt eden karakteristik nedir? Başkanın halk tarafından seçilmesi mi? Hayır. Diğer şeyler ayrı kalmak şartıyla, Başbakanı da halka seçtirebilirsiniz; ama, bu yine bir tür parlamenterizm olur.

Yan-başkanlık sistemini ayırt eden karakteristik, yürütme yetkilerinin Başkan ve Başbakan arasında paylaşılmasıdır.

Başkan ve Başbakan aynı partiden olursa, bu iki görev özdeş görülebilir ve bu sistem, Başkanın (veya Başbakanın) halk tarafından seçildiği bir parlamenterizm olur.

Başkan ve Başbakan farklı partilerden olursa, bu iki görevli Devleti iki farklı türde yönetmeye girişir ve bu sistem, Başkanın halk tarafından seçildiği, Başbakanın meclis tarafından seçildiği, iki başlı yürütmesi olan yani yürütme kuvveti etkinliksiz ve istikrarsız hale getirilmiş, yozlaşmış bir parlamenterizm olur.

Özetle; asli karakteristikleri açısından bakıldığında; Yan-başkanlık Sistemi diye adlandırılan sistem, bir Başkanlık Sistemi türü değil; bazı anayasa hukukçularının sınıfladığı gibi, bir Parlamenter Sistem türüdür.

Başkanlık sistemi hakkında mitler

Başkanlık Sistemi hakkındaki bazı yarılış telakkiler, sahip olduğumuz Parlamenter Sistem ile Başkanlık Sistemi kıyaslanırken ortaya çıkar.

Başkanlık Sisteminin savunucusu olarak katıldığım münazaralarda veya bu konuda dinlediğim tartışmalarda enteresan bir yaklaşım hep dikkatimi çekmiştir. Bir konuşmacı, sözü alarak, uzun uzun bugünkü sistemin bütün kepazeliklerini gözler önüne serer. Baştan hangi tarafta olduğunu bilmeseniz; bu konuşmacı, alternatif bir sistemin, yani Başkanlık Sisteminin, savunmasını yapacaktır zannedersiniz. Ortaya koyduğu tablo, iflah olmaz bir sistemin resmidir. Fakat, sözlerini bağlarken şuna benzer bir formülle bitirir:

“Bugünkü durum böyledir ama;

1. P-tipi tedbirler alınırsa Parlamenter Sistem gayet iyi yürütülebilir;

2. Parlamenter Sisteme alternatif olan Başkanlık Sistemi, halledilmesi mümkün olmayan b-tipi problemlerle malûldür.”

Oysa, gerek Parlamenter Sistemi işler kılacağı zannedilen p-tipi tedbirler, gerekse Başkanlık Sisteminin tabiatında mevcut olduğu iddia edilen b-tipi problemler birer mittirler.

Mitler, bazılarınca gerçek zannedilen masallardır.

Parlamenter Sistemi işler kılacağı zannedilen tedbirlerden en önde geleni, “Liderlik sultası”nın ortadan kaldırılabileceği mitidir. “Liderlik sultası”nın, parlamenter sistemin tabiatında mevcut olduğunu, onsuz bir parlamenter sistemin neden imkânsıza yakın olduğunu göstermek bir konferansın kapsamını hayli aşar. “Liderlik sultası”nın Türk politikasına özgü bir şey olduğunu, dolayısıyla sadece bizdeki bir arıza olduğunu, yani sistem değişikliğine gitmeden düzeltilebileceğini zannedenlere bazı olguları hatırlatalım.

Bilindiği gibi İngiltere, Almanya ve İtalya parlamenter sistemlerle yönetilirler. Churchill Birinci Dünya Savaşı başında bir bakandır, yani parti liderliğinde bulunan bir isimdir; İkinci Dünya Savaşı sonunda da başbakandır. Arada 30 yıl vardır. Diğer ülkelerin liderlerini de incelerseniz, liderlikte 25-30 senelik süreler bulursunuz. Brandt, Kohl, Craxi, Moro, vs. Yani, parlamenter sistemin “liderlik sultası” yaratmadan varolabileceği iddiası bir mittir.

Bazıları bu itirazınıza başka bir mitle cevap verirler, “ama, Avrupa ülkelerindeki liderler, dürüst, büyük adamlardır; halkla ilişkilerini, etraflarını bir yağcılar kadrosuyla çevirerek kesmemişlerdir; sulta kurmamışlardır.” Churchill’in doğumundan ölümüne kadar elbisesi bile uşaklarca giydirilen halktan uzak bir aristokrat olduğunu; diğer anlı şanlı bir çok Avrupalı liderin sülalerini zengin ettiklerini, rüşvetten mahkûm olabildiklerini, parti içinde diktatör olduklarını ya bilmezler ya da bilmezden gelirler.

Başkanlık Sisteminin tabiatında mevcut olduğu iddia edilen problemlerden en önde geleni de “diktatör yaratır” mitidir. Başkanlık Sisteminin, gerçek bir kuvvetler ayrılığı sistemi olduğu, dolayısıyla diktatörlüğe karşı panzehir olduğu gerçeğinin ortaya konması da, daha derin bir inceleme konusu olmalıdır. Ama; bazı tarihi olgulardan bahsederek bir takım mitleri çürütmek mümkündür.

Önce şu basit soruyu soralım:

Başkanlık Sistemiyle gelen hangi ünlü diktatörü tanıyorsunuz? Ben hiç tanımıyorum. Cevap:???

Peki, şöyle bir soru soralım:

Nazizm, Faşizm, Bolşevizm, yani Hiıtler, Mussolini, Lenin ve Stalin, hangi politik sistemler ertesi geldi?

Cevap: Hepsi Parlamenter Sistemler ertesi.

Bir tartışmada, olgular yerine masallar kullanılıyorsa; neyin tartışıldığı da anlaşılmaz; o tartışma da bitmez. Parlamenter Sistemin “lider sultası”z olamayacağı ve Başkanlık Sisteminin “diktatör yaratma”yacağı, bazı mantık argümanlanyla ispatlanmalıdır ve ispatlanabilir; ama, bu konudaki mitler, basit tarihi olgularla çürütülebilir.

Başkanlık Sisteminin, neden diktatörlüğe daha kapalı bir sistem olduğuna biraz değinelim.

Diktatörlüğe en müsait ortam, Devletin üç temel kuvvetinin (Yasama, Yürütme ve Yargı) aynı elde bulundurulmasıdır. En eski despotluklardan, en son faşist ve sosyalist diktalara kadar, yaygın rastlanan pratik şudur: Diktatör, bu üç kuvveti de bünyesinde toplar. Yürütme zaten kendisidir, Yasama organı üyelerini o seçer, yargıçlar Hitler veya Stalin’e sadakat yemini yaparak işe başlar.

İnsanlık tarihinin önemli bir ilerlemesi; yasama organının, yürütmeden ayrılmasıyla gerçekleşmiştir. Yargının bağımsızlığının da bu sıralarda veya ülkesine göre bundan önceye denk gelmesi başka bir mutluluk olmuştur.

Fakat, insana en uygun sistem olarak; bu üç kuvvetin gerçekten birbirinden ayrılması, ilk çağlardan beri ima edilegelmekle birlikte, en tutarlı biçimde Fransız düşünür Montesquieu (1689-1755) tarafından formüle edilmiş ve tarihin ilk Anayasal Demokrasisi olan Amerika Birleşik Devletlerinde hayata geçmiştir (1787).

Başkanlık sistemi hakkındaki bir başka yanılgı burada ortaya çıkar: Kuvvetlerin birbirinden tam bağımsız olmasının gerekliliği savunulur. Oysa; kuvvetlerin birbirinden çok fazla ayrılması durumunda; her birinin derebeyleşmesi, yani bir yerine üç gurup diktatörün yaratılması ihtimali ortaya çıkabilir. Bunu, yani kuvvetlerin herhangi birinde diktatoryal bir iktidar yoğunlaşması önlemek için, kuvvetlerin birbirlerini denetlemesi ve dengelemesi mümkün kılınmalıdır. Mesela; kuvvetlerin, özellikle yasamanın, diğer kuvvetler üzerinde maaş baskısı yaratmasını önlemek üzere, yasama üyelerine, yürütmenin başına ve yargıçlara alış gücü indirilemeyen bir maaş sistemi getirilmelidir. Yasama üyeleri, Başkan ve yargıçlar başka hiçbir göreve atanamamalıdır. (Mesela, Temsilciler kabine üyesi olamamalıdır.) Başkanın, yasama üyelerinin, yargıçların suç ve kabahatlerden dolayı görevden alınmalarında; bir kuvvetin karan; en az başka bir kuvvet tarafından denetlenmeli ve yeterince büyük bir oranla reddedilebilmelidir. Başkan, yargıç atayabilmeli ama görevden alamamalıdır.

Bütün bu tedbirlerle birlikte düşünülecek bir Başkanlık Sisteminin, diktatörlüğe sebep değil, panzehir olacağı açıktır.

Güney Amerika’da ortaya çıkan ve diktatörlüğe dönüşen çeşitli oluşumların hiç biri bu açılardan Başkanlık Sistemi olarak nitelenemez. Ya seçim sistemleri farklıdır; ya başkana haddinden fazla yetki tanımışlardır; ya da devlet kuvvetleri arasında gerekli denetleme ve dengeleme mekanizmaları kurmamışlardır. Hele hele, yönetime darbeyle el koyan operet generali kılıklı bir diktatörün kendisine “Signor El Presidente” yani “Başkan Hazretleri” dedirtmesinin, o sistemi Başkanlık Sistemi yapmadığını bilmezden gelmek Başkanlık Sistemi aleyhine demagoji yapmaktan başka bir anlama gelmemektedir. Yok eğer, o diktatör gelmeden önceki sistemi “Başkanlık Sistemi” diye suçluyorsanız; o zaman, Nazi, Faşist ve Sovyet Komünist rejimleri gibi tarihin en korkunç diktatörlükleri de parlamenter sistem ertesi geldi diye, “parlamenter sistem diktatörlüğe dönüşür” suçlaması getirmeniz gerekir.

Demokrasi ve Başkanlık Sistemi

Başkanlık sistemi konusu, siyasi tartışmaların gündemine gelince, ortaya öyle bir söylem çıkıyor ki; sanki, parlamenter sistem, demokratik yönetimin doğal sistemidir de; zaman zaman bazı ülkelerde, bir anomali olarak, başkanlık sistemi ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’ye Başkanlık Sisteminin önerilmesi, çok istisnai olan, yan etkileri çok fazla olan, kuvvetli bir ilacın reçete edilmesi gibi sunuluyor.

Oysa, demokrasiye doğal olan sistem, parlamenter sistem değil, başkanlık sistemidir.

Bu tezin ispatını; demokrasinin, parlamenter sistemin ve başkanlık sisteminin tarihinde bulabiliriz.

Bugün, “demokrasi” kavramıyla işaret edilen sistemler, Asya ülkelerinin bazıları da dahil olmak üzere, Batı dünyasında var olan, çok partili hayatın olduğu, azınlıklıkların ezilmediği, temel hakların anayasal koruma altında olduğu, iktidarların düzenli seçimlerle değiştiği, siyasi yönetimlerdir. Yoksa, bu kavramın ilk doğduğu eski Yunan Medeniyetindeki hali, bugün anladığımız “demokrasi” kavramından hayli uzaktır. Bir kere, sadece köle sahipleri azınlığı içinde var olan bir demokrasi söz konusuydu. Üstelik, bu azınlık içinde bile, birey haklarının tanınmadığını söyleyebileceğimiz, bir çoğunluk diktatörlüğü halindeydi.

Bugünkü modern demokrasi, Lincoln tarafından “halkın, halk tarafından, halk için idaresi” olarak veciz bir şekilde tanımlanmıştır. Ama bu tanımın hayata geçmesi için, bir anayasanın varlığı gerekli. Ülke, “halk tarafından” nasıl yönetilecektir sorusunun cevabı, devletin yapısının, yani devletin üç kuvvetinin seçim tarzı ve yetkilerinin dercedildiği anayasa maddelerinde verilir. “halk için” kavramı ne anlama gelir sorusunun cevabı da, yine anayasada dercedilen birey haklan maddelerinde verilir.

Hulasa, bugün bir ülkede modern demokrasinin varlığından bahsetmek için, bunun ilkelerinin, birer kutsal hüküm gibi, anayasaya girmiş olması gerekir.

İşte bu anlamda tarihin ilk modern demokrasisi, Amerika Birleşik Devletleridir. Ve bu ilkenin siyasi sistemi de, anayasasının kabul edildiği ilk günden beri, başkanlık sistemidir. Yani, başkanlık sistemi, demokrasi tarihi içinde bir çıkıntılık değil; bugün demokrasi diye bildiğimiz kavramın, tarihte ilk hayata geçişinin sistemidir. Başka bir deyişle, modern demokrasi, tarihte ilk defa, başkanlık sistemi halinde boy göstermiştir.

Oysa; parlamenter sistem, demokrasinin zıddı olan bir sistemin, mutlak monarşi denen diktatörlük şeklinin, biraz yumuşamasının bir ifadesi olarak tarih sahnesinde ilk defa boy göstermiştir. “Devlet benim!” anlayışındaki hükümdarın yetkilerini kısıtlamak ve onu, bazı konularda halka danışmaya mecbur bırakmak için icat edilmiş bir alettir. Ve parlamenter sistemin tarihi, bu hükümdarın parlamentoyu feshedip, kendi mutlak diktatörlüğünü yeniden ilan etmesi hadiseleriyle doludur. Zaman zaman da, parlamentonun, bir lider etrafında ayaklanıp hükümdarı halletmesi ve yeni bir mutlak monarşiye kadar, bir süre o liderin diktatör olması hadiseleri görülür.

Halbuki, 1788’de hayata geçtiğinden bu yana, Amerikan Başkanlık Sistemi, ne o hükümdarlara tekabül eden Başkanın, parlamentoyu feshedip diktatörleşmesine; ne de parlamentonun ayaklanıp Başkanı devirmesine sahne olmuştur.

Özetle parlamenter sistemin tarihi, zorbalık ve savaşla doludur Amerikan Başkanlık Sisteminin tarihi ise, huzur ve barışla doludur. Başkanlık sistemini kötülemek için öne sürülen Güney Amerika örnekleri, bir çarpıtmadan başka bir şey değildir. Birincisi; hiç birindeki sistem, Amerikan Başkanlık Sistemine özdeş değildir. İkincisi; bu Güney Amerika rejimleri de, Amerikan Başkanlık Sistemine benzedikleri ölçüde, benzer tarihi şartlara sahip olan, ama parlamenter sisteme göre yönetilen çoğu ülkeye nazaran da, bütün inkıtalara rağmen, daha demokratik ve huzurlu olmuşlardır..

Bu tarihi gerçekler ortada dururken, hangi sistem, demokrasinin doğal sistemi olma payesine layıktır? Başkanlık sistemi mi, parlamenter sistem mi?

İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde var olan haysiyetin ve bunların eşit ve devir kabul edilmez haklarının tanınması hususunun özgürlüğün, adaletin ve dünya barışının temeli olmasına;

İnsan haklarının tanınmaması ve hor görülmesinin insanlık vicdanını isyana yönelten vahşete neden olmuş bulunmasına; dehşetten ve yoksulluktan kurtulmuş olacakları bir dünyanın kurulmasını en yüksek amaç olarak ilân etmiş bulunmasına; insanın baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için, insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasının bir zorunluluk olmasına;

BM halklarının Anlaşma’da insanın temel haklarına, insanın haysiyet ve değerlerine, erkek-kadın eşitliğine olan imanlarını bir kere daha ilân etmiş olmalarına; sosyal ilerlemeyi kolaylaştırmaya, daha geniş özgürlük içinde, daha iyi yaşam şartları kurmaya karar verdiklerini beyan etmiş bulunmalarına;

Üye devletlerin BM ile işbirliği içerisinde insan haklarına ve temel özgürlüklerine bütün dünyaca gerçekten saygı gösterilmesinin teminini taahhüt etmiş bulunmalarına;

Bu haklar ve özgürlüklerin herkes tarafından aynı şekilde anlaşılmasının, yukarıdaki taahhüdün yerine getirilmesi için son derece önemli bulunmasına göre;

BM Genel Kurulu insanlık topluluğunun bütün fertleriyle organlarının bu Bildirge’yi daima göz önünde tutarak; öğretim ve eğitim yoluyla bu haklar ve özgürlüklere saygıyı geliştirmeye; gittikçe artan ulusal ve uluslararası önlemlerle dünyaca tanınmasını ve uygulanmasını sağlamaya gayret etmeleri için, işbu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni ilân eder.

Madde 1

Bütün insanlar özgür; hak ve haysiyetler bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik zihniyeti ile hareket etmelidirler.

Madde 2

Herkes ırk, renk, cins, dil, siyasi veya diğer herhangi bir akide, ulusal veya sosyal köken, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin, işbu Bildirge’de ilân olunan tüm haklardan ve tüm özgürlüklerden yararlanabilir.

Bundan başka, bağımsız ülke uyruğu olsun, vesayet altında bulunan, sair egemenlik kayıtlamasına tâbi ülke uyruğu olsun; bir şahıs hakkında uyruğu bulunduğu ülke veya ülkenin siyasi, hukuki veya uluslararası statûsû bakımından hiçbir ayrılık gözetilmeyecektir.

Madde 3

Yaşamak, özgürlük ve kişi güvencesi her insanın hakkıdır.

Madde 4

Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her şekliyle yasaktır.

Madde 5

Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ve haysiyet kırıcı zalim cezalara veya muameleye tâbi tutulamaz.

Madde 6

Herkes, her nerede olursa olsun, hukuk kişiliğinin tanınması hakkına sahiptir.

Madde 7

Kanun önünde herkes eşittir ve farksız olarak, kanunun eşit korunmasından yararlanma hakkına sahiptir. Herkesin işbu Bildirge’ye aykırı her türlü ayırt edici muameleye karşı ve böyle bir muamele için yapılabilecek her türlü kışkırtmaya karşı korunma hakkı vardır.

Madde 8

Her şahsın kendisine anayasa ve kanun ile tanınan temel haklara aykırı muameleye karşı füli sonuç verecek şekilde ulusal mahkemelere müracaat hakkı vardır.

Madde 9

Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonulamaz veya sürülemez.

Madde 10

Herkes haklarının, vecibelerinin veya kendisine karşı cezai nitelikte herhangi bir isnadın tespitinde, tam bir eşitlikle, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir.

Madde 11

1. Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli bütün imkânların sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile, kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe, masum sayılır.

2. Hiç kimse, işlendikleri sırada ulusal ve uluslararası hukuka göre suç teşkil etmeyen fillerden veya ihmallerden ötürü mahkûm edilemez. Bunun gibi, suçun işlendiği sırada uygulanan cezadan daha şiddetli bir ceza verilemez.

Madde 12

Hiç kimse, özel hayatı, ailesi, meskeni veya yazışması hususunda keyfi karışmalar, şeref ve şöhretine karşı tecavüzlere maruz kalamaz. Herkesin, bu karışma ve tecavüzlere karşı korunma hakkı vardır.

Madde 13

1. Herkes, herhangi bir devletin arazisi dahilinde serbestçe dolaşmak ve ikamet etmek hakkına sahiptir.

2. Herkes, kendi ülkesi dahil olmak üzere, herhangi bir ülkeyi terketmek veya ülkesine tekrar dönmek hakkına sahiptir.

Madde 14

1. Herkes zulüm karşısında başka ülkelere iltica etmek ve bu ülkeler tarafından mülteci muamelesi görmek hakkına sahiptir.

2. Bu hak, adi bir suç veya BM prensip ve amaçlarına aykırı faaliyetlere gerçekten dayanan kovuşturmalar halinde ileri sürülemez.

Madde 15

1. Her ferdin bir vatandaşlık hakkı vardır.

2. Hiç kimse keyfi olarak vatandaşlığından veya vatandaşlığını değiştirmek hakkından mahrum edilemez.

Madde 16

1. Evlilik çağına varan her erkek ve kadın, ırk, vatandaşlık veya din bakımından hiçbir kayda veya sınırlamaya tâbi olmaksızın evlenmek ve aile kurmak hakkına sahiptir.

2. Evlenme akdi ancak, müstakbel eşlerin serbest ve tam rızası ile yapılır.

3. Aile, toplumun tabü, temel unsurudur; toplum ve devlet tarafından korunma hakkına sahiptir.

Madde 17

1. Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mülk sahibi olma hakkına sahiptir.

2. Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden mahrum edilemez.

Madde 18

Her şahsın fikir, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak din ve kanaat değiştirme özgürlüğünü; dinin veya kanaatin, tek başına veya topluca, açık olarak veya özel biçimde öğretim, uygulama, ibadet ve ayinlerle ortaya koyma özgürlüklerini gerektirir.

Madde 19

Her ferdin fikir ve ifade özgürlüklerine hakkı vardır. Bu hak, fikirlerinden ötürü rahatsız edilmek, ülke sınırları konu edilmeksizin, bilgi ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını gerektirir.

Madde 20

1. Her şahıs barışçıl biçimde toplanma veya dernek kurma ve derneğe katılma serbestisine sahiptir.

2. Hiç kimse bir derneğe mensup olmaya zorlanamaz.

Madde 21

1. Her şahsın doğrudan doğruya veya serbestçe seçilmiş temsilciler vasıtasıyla ülkesinin kamu işleri yönetimine katılmak hakkı vardır.

2. Her şahsın ülkesinin kamu hizmetlerinden eşitlikle yararlanmak hakkı vardır.

3. Halkın idaresi hükümet otoritesinin esasıdır. Bu irade gizli şekilde veya serbestliği sağlayacak benzer bir usul ile cereyan edecek ve eşit oy verme yoluyla yapılacak olan devri ve dürüst seçimlerle ifade edilir.

Madde 22

Her şahsın toplumun bir üyesi olması nedeniyle, sosyal güvenliği, haysiyet için ve şahsiyetinin serbestçe gelişmesi için zorunlu olan ekonomik, sosyal ve kültürel hakların ulusal gayret, uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin teşkilâtı ve kaynaklarıyla uygunluk içinde gerçekleştirilmesine hakkı vardır.

Madde 23

1. Her şahsın çalışmaya, işini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizlikten korunmaya hakkı vardır.

2. Herkesin, hiçbir fark gözetmeksizin, eşit çalışma karşılığında, eşit ücrete hakkı vardır.

3. Çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine, insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtalarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.

4. Herkesin çıkarlarının korunması için, sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.

Madde 24

Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle, çalışma süresinin makul biçimde sınırlanmasına ve belirli devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.

Madde 25

1. Her şahsın gerek kendisi, gerekse ailesi için yiyecek, giyim mesken, tıbbi bakım, gerekli sosyal hizmetleri dahil olmak üzere, sağlığını ve refahını temin edecek uygun bir yaşam düzeyine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, ihtiyarlık veya geçim imkânlarından iradesi dışında mahkûm bırakacak diğer hallerde güvenliğe hakkı vardır.

2. Analık ve çocukluk özel ihtimam ve yardım görmek hakkına sahiptir. Bütün çocuklar, evlilik içinde veya dışında olsunlar, aynı sosyal korumadan yararlanır.

Madde 26

1. Her şahsın eğitime hakkı vardır. Eğitim parasızdır; hiç olmazsa ilk ve temel eğitim aşamalarında böyle olmalıdır. İlk eğitim zorunludur. Teknik ve mesleki öğretimden herkes yararlanabilmelidir. Yüksek öğretim liyakatlerine göre, herkese tam eşitlikle açık olmalıdır.

2. Eğitim insan şahsiyetinin tam gelişmesini ve insan haklarıyla, temel özgürlüklere saygının güçlendirilmesini amaçlamalıdır. Bütün uluslar ırk ve din grupları arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu teşvik etmeli ve BM’in barışın devamlılığı yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.

3. Ana, baba çocuklarına verilecek eğitim türünü tercihen seçme hakkına sahiptirler.

Madde 27

Herkesin toplumun kültürel faaliyetlerine serbestçe katılma veya sanat eserlerinden doğan manevi ve maddi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.

Madde 28

Herkesin işbu Bildirge’de öngörülen hak ve özgürlüklerin uygulanmasını sağlayacak bir sosyal ve uluslararası düzene hakkı vardır.

Madde 29

1. Her şahsın şahsiyetinin serbest ve tam gelişmesi ancak, bunun içinde yaşamasıyla mümkün olacağı topluluğa karşı yükümlülükleri vardır.

2. Herkes haklarını kullanmak ve özgürlüklerinden yararlanmak hususunda ancak, kanun ile sırf başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınmasını ve bunlara saygı gösterilmesini sağlamak amacıyla ve demokratik bir toplumda ahlâk, düzen ve genel refahın haklı icaplarını karşılamak için saptanmış kayıtlamalara tâbidir.

3. Bu hak ve özgürlükler hiçbir yönüyle BM amaç ve prensiplerine aykırı olarak kullanılamaz.

Madde 30

İşbu Bildirge’nin hiçbir hükmü içine, ilân olunan hak ve özgürlükleri bir devlet, zümre veya fert tarafından yok edilmesini güden bir faaliyete, girişime veya bilfiil bunu işlemeye, herhangi bir hak gerektirir biçimde yorumlanamaz.

İLKELER

I. Devlet Yönetimi

Siyasetin önce insan, sonra toplum, sonra da tüm insanlık âlemine hizmet için yapılması gerektiği; amaç toplumsal ve küresel refah ve mutluluk ise, aracın birey olduğuna; bireysel refah ve mutluluğun öncelikle insan haklarına saygılı toplumsal düzenden geçtiğine inanıyoruz.

Liberal Demokrat Parti birey hak ve özgürlüklerini tam anlamıyla teminat altına alan; ifade, din ve girişim özgürlüklerinin vazgeçilmez olduğu; toplum iradesinin kayıtsız şartsız egemen olduğu; devletin gerek ekonomik, gerek sosyal, gerekse kültürel yaşama müdahalesinin asgari düzeyde bulunduğu; çağdaş, demokratik hukuk devletinin tesisini başlıca görevi olarak görmektedir.

Bu devlet, toplum düzenini, adaleti, iç ve dış güvenliği sağlamak ve çevre ile tüketici hakları gibi, bireyin düzenlemesi zor olan alanları sahiplenmekle yükümlüdür.

Devlet icra etmez, yönetir. Devletten ayrılan sosyal ve ekonomik kurumlar, bireyin, halkın yaratıcı gücü ile yeniden şekillenecek ve gelişecektir. Böylelikle, devlet hantallığından kurtulup, etkin ve dinamik bir yapıya kavuşacaktır.

Liberal demokratik sistemde devlet ekonomide rekabete dayalı ortamın oluşması ve gelişmesi gereğine inanır çünkü, böylelikle kaynak dağılımı, yatırımlar ve üretim optimum esaslarda gerçekleşecektir.

Liberal demokraside devlet din ve vicdan hürriyetlerini ve laikliği birbirini tamamlayan unsurlar olarak görür.

Temel Sorun

1946′ dan bu yana uygulanan çok partili parlâmenter sistemin, toplumumuz ve insanımız için Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile amaçlanan sonuçları vermemiş olmasının temelinde, yürürlüğe konulan hiçbir anayasanın, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez koşulu olan kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsememiş olduğu gerçeği yatmaktadır.

Yargı, yürütme ve yasama olarak ifade edilen bu üç güç, demokratik hukuk devletinde birbirinden bağımsız ve fakat, yargı ağırlıklı olarak, birbiri ile koordineli biçimde çalışırlar.

Oysa, ülkemizde bu üç güce, hiç kuşkusuz, yasama (Parlâmento) egemen olagelmiştir. Örneğin:

Aslında yürütmenin (Hükümet) başı olması gereken, Devlet Başkanı’nı (Cumhurbaşkanı) toplum iradesi değil, Parlâmento belirlemekte yani, tarafsızlığı öngörülen bu makam, Parlâmentoda çoğunluk oyuna sahip siyasi irade tarafından seçilmektedir. Parlâmentoda çoğunluk oyuna sahip siyasi iradenin seçtiği Devlet Başkanı’nın (Cumhurbaşkanı’nın), öngörülen tarafsızlığı bu nedenledir ki, her zaman tartışma konusu olmuştur.

Öte yandan, yürütmenin (Hükümet) başı yani, Başbakan, yine yasama organı (Parlâmento) tarafından belirlenmekte ve/veya onaylanmaktadır; yani, Parlâmentodaki siyasi iradeye tâbidir, onun temsilcisidir. Oysa, yürütme toplum bütününe karşı sorumludur; Parlâmento’da oy çokluğuna sahip bir siyasi iradeye değil ve dolayısıyla, toplum tarafından seçimle belirlenmelidir.

Yargıçlarımızın karar aşamasında çok veciz biçimde ifade ettikleri üzere (“Yaz kızım, Türk milleti adına…”) yargı gücünün de yine toplum adına kullanılması için, toplumsal iradenin ürünü olması yani, toplum tarafından seçimle belirlenmiş olması gerekir. Türkiye’de yargının Parlâmento’da çoğunluğu bulunan siyasi iradenin seçtiği bir Başbakan ve onun belirlediği Adalet Bakanı’na bağlı olması, yargı bağımsızlığını tartışılır kılmaktadır.

Özetle: Yargı ve yürütme, topluma doğrudan sorumludur. Dolayısıyla, bu iki gücü toplum adına kullanan organlar, toplumsal iradenin ürünü olmak yani, toplum tarafından mutabakatla belirlenmek zorundadırlar.

Yasama ise, doğaldır ki, toplum bütününü oluşturan karşıt demokratik grupların çıkar iradelerine dayanarak seçtikleri vekillerden değil, temsilcilerden oluşur. Bu nedenle de, doğaldır ki, Parlâmento bir toplumsal mutabakatın ürünü değildir; olması da beklenemez. Yasama organının (Parlâmentonun) üyeleri millet bütününe değil, mensup oldukları siyasi partilere oy vermiş olan vatandaşlara karşı sorumludurlar.

Zaten bu nedenledir ki, Liberal Demokrat Parti yasama organını Temsilciler Meclisi; bu organın üyelerini ise Temsilci olarak anmaktan yanadır.

Dördüncü Güç

Çağdaş demokratik hukuk devletinde yukarıda sözü edilen üç güce bir yenisi eklenmiştir: Medya.

İletişim teknolojisindeki akıl almaz gelişmeler sonucu ulaştığımız Bilgi Çağında medya (kitle iletişim organları) bireylerin ve toplumun liberal anlayışla gelişmesinde son derece etkin rol oynayabilir, oynamaktadır, oynamalıdır.

Bu anlayışla, medyayı dördüncü güç olarak görmekte ve bu gücün, devletin işleyişindeki rolünün, anayasada ifade bulan özel sorumluluk gerektirdiğini ve görevi olduğunu düşünmekteyiz.

Toplumsal Sözleşme

Yukarıda özetlenen anlayışın ifade bulacağı ilk metin, bir toplumsal sözleşme niteliği taşıyan Anayasa `dır.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir demokratik hukuk devleti olarak devamlılığını teminat altına almak üzere, köklü değişiklikleri öngören bu Anayasanın aşağıda belirtilen hususları gözeten, çok kısa bir metin olması gerektiğine inanıyor; bir referandum ile yürürlüğe konulmasını öneriyoruz.

Demokratik hukuk devletinin tesisi için önerilen ve yeniden yapılanmanın temel taşlarını belirleyecek olan yeni Anayasa ile öngördüğümüz ilkelere, programın bu ilk bölümünde yer verilmektedir.

Bu Anayasa çerçevesinde devletin asli görevleri olarak belirlenen yargı ve adalet, toplum düzeni ve iç güvenlik, dış politika ve savunma konularına da, programın yine ilk bölümünde yer verilmektedir.

I.1 Anayasa

I.1.1. T.C. Anayasası, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez özelliği olan kuvvetler ayrılığı ilkesi uyarınca, yasama, yürütme ve yargının birbirinden tamamen bağımsız şekilde işlemesini temin eden hükümlere yer verecek; birbirlerini denetleyen ve dengeleyen bu güçlerin, birbirleri ile işbirliği ve koordinasyon esaslarını belirleyecektir.

I.1.2. T.C. Anayasası, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez özelliği olan kuvvetler ayrılığı ilkesinin işlerliğini temin etmek için, yürütme gücünün (hükümetin) iki turlu seçimle millet bütünü tarafından seçilen ve asgari %50+1 oy alan bir Başkana ve bu Başkanın belirleyeceği bir Kabine’ye verilmesi ilkesine ve Başkanlık Sistemi olarak adlandırılan bu yapının işleyiş esaslarına yer verecektir.

I.1.3. T.C. Anayasası, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez özelliği olan kuvvetler ayrılığı ilkesinin işlerliğini temin etmek için, yargının Başkan ve üyelerini toplumsal iradenin belirleyeceği bir Yüksek Mahkeme’ye ve bu makama bağlı etkin bir adli mekanizmaya verilmesi ilkesine ve bu yapının işleyiş esaslarına yer verecektir.

I.1.4. T.C. Anayasası, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez özelliği olan kuvvetler ayrılığı ilkesinin işlerliğini temin etmek için, yasamanın (Parlâmento) dar bölge ve iki turlu seçimle asgari %50+1 oy alan siyasi parti temsilcilerinin oluşturduğu Temsilciler Meclisi ile yürütüleceği ilkesine ve bu yapının işleyiş esaslarına yer verecektir.

I.1.5. T.C. Anayasası çağdaş demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez özelliği olan insan hak ve özgürlükleri bağlamında, T.C. Devleti tarafından zaten kabul edilmiş bulunan, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi iIkeIerine tam anlamıyla sadık kalınacağı; aynı konuda uluslararası anlaşmalarda ifade bulabilecek tüm gelişmelerin peşinen kabul edileceği hükmüne yer verecektir. Anayasa bu konuda Türkiye ve Türk toplumuna özel başka hiçbir hükme yer vermeyecektir.

I.1.6. T.C. Anayasası çağdaş demokratik hukuk devletinin dördüncü gücü olarak kabul edilen medyanın (kitle iletişim organları) liberal anlayış çerçevesinde ve çağdaş demokratik hukuk devletine saygılı hizmet vermesini esasa bağlayan ilkelere özel bir yer verecektir.

I.1.7. T.C. Anayasası, demokratik hukuk devletinin gereği olarak, anayasanın onaylanması ve/veya değiştirilmesi hakkının Devlet Başkanı’nın önerisi ile, toplum iradesine tanıdığı ilkesine yer verecektir.

I.2. Adli Sistem

I.2.1. Anayasa Mahkemesi kaldırılacaktır. Yerine, önemli konularda son kararı toplum iradesinden aldığı yetki ve güçle veren bir Yüksek Mahkeme kurulacaktır. Adli mekanizma,Devlet Başkanın atayacağı, Meclisin onaylayacağı, ömür boyu görev yapacak üyelerden oluşan bu Yüksek Mahkemeye bağlanacaktır.

I.2.2. Adli mekanizmanın parasal ihtiyaçları, bu amaca hizmetle oluşturulacak bağımsız bir fondan karşılanacaktır. Bu fonun temel girdisini, günün şartlarına uygun, gerçekçi biçimde belirlenen adli harçlar oluşturacaktır. Adli sistem içinde görevli yargıçların ve diğer personelin gelir düzeyleri her zaman görevin önemine uygun düzeylerde tutulacaktır.

I.2.3. İdari yargı kaldırılacak; görev normal mahkemelerce yerine getirilecektir.

I.2.4. Her türlü konuda bireyin beyanı esas alınacak, yalan beyanda bulunanlar ağır bir şekilde cezalandırılacaktır.

I.2.5. Çevre koruma, çocuk ve tüketici hakları konularında özel ihtisas mahkemelerinin etkin işlemesi sağlanacaktır.

I.2.6 Adli sistem hızlı ve etkin hizmet verecek şekilde yeniden yapılandırılacak; mahkemelerin kuruluş ve işleyiş esaslarını belirleyen kanunlar yeniden ele alınacak; mevzuat ve usul düzenlemeleri yapılacaktır.

I.3. Temsil

I.3.1. Yasama organı (Parlâmento) dar bölge sistemi ve iki turlu seçimle, asgari %50+1 oy alan siyasi parti temsilcilerinden oluşacak; bu organın adı Temsilciler Meclisi olarak değiştirilecektir.

I.3.2. Temsilciler meclisi üyelerinin Devlet Başkanı tarafından Kabine’ye atanmaları halinde, üyelikleri düşecektir.

I.3.3. Temsilciler Meclisi üyelerinin meclis dışı dokunulmazlıkları kaldırılacak; suç işlediği öne sürülen bir temsilcinin sorgulanması ve yargılanması, her T.C. vatandaşına uygulanan esaslar ve yasalar çerçevesinde yapılacaktır.

I.3.4. Temsilciler Meclisi’nin verimli bir şekilde çalışmasını temin etmek için, teknolojinin tüm imkânlarından yararlanılacaktır.

I.3.5. Seçim Kanunu’nda yapılabilecek değişikliklerin bir sonraki seçimde uygulanabilirlik esası getirilecektir.

I.3.6. Siyasi partilerin işleyişi, parti üyelerine güven esasına oturtulacaktır. Ön seçimler, parti üyeleri arasında ve yargı organlarının denetiminde yapılacak; delege sistemi kaldırılacaktır.

I.3.7. Siyasi partilere üye olabilmek için 18 yaşını bitirmiş olmak yeterli olacaktır.

I.3.8. Seçme yaşı 18, seçilme yaşı 25 olarak belirlenecek; Temsilciler Meclisi’ne adaylık, sekiz yıl temel eğitim almış olmak koşuluna bağlanacaktır.

I.3.9. Yurt dışında yerleşik T.C. vatandaşlarının elçilik ve konsolosluklar aracılığı ile oy kullanmalarına imkân sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.

I.4. İdari Yapı

I.4.1. İl sayısı asgariye indirilecek; ilçeleri il yapma savurganlığına son verilecektir.

I.4.2. Valiler ilde en yüksek mülki amir sıfatıyla, merkezden atama yoluyla görevlendirilecek ve yetkileri yeniden gözden geçirilecektir.

I.4.3. Seçimle gelen belediyelerin yerel parlâmentolar şeklinde, görev almalarına imkân tanıyan yetki ve sorumlulukla donatılmaları sağlanacaktır.

I.5. Toplum Düzeni ve İç Güvenlik

I.5.1. T.C. vatandaşlarının temiz bir çevrede, tüketici hakları korunarak, güvenli, adaletli, sağlıklı, huzurlu, çağdaş bir şekilde yaşamalarını temin etmek, devletin asli görevidir.

I.5.2. Bu amaca hizmetle, çevre ve tüketici haklarını korumaya dönük geniş kapsamlı, günün koşullarına uygun özel yasalar çıkartılarak; özel ihtisas mahkemelerinin etkin çalışması sağlanacaktır.(bk.l.2.4.)

I.5.3. Kadın-Erkek eşitliği ilkesine sadık kalınarak mevcut sistemde özellikle kadınların istismarına yol açan mevzuat kaldırılacak; kadınların, çocukların ve ailenin korunması konularına önem verilecektir.

I.5.4. Fırsat eşitliği tesis edilecektir. Devletin bu alana doğrudan katkısı sınırlı kalacak (ör. fakir ve aciz olduğunu beyan eden vatandaşlarına eğitim bursu vermek) ancak, fırsat eşitliği, uygulanan liberal ekonomik ve sosyal politikalarla teşvik edilecektir.

I.5.5. Liberal demokrasinin olmazsa olmaz unsurlarından dernekler ve vakıfların işleyişi yeni yasalarla daha geniş kapsamlı ve çağdaş yapıya kavuşturulacaktır.

I.5.6. SSK, BAĞ-KUR gibi kurumlar kaldırılacak, sağlık ve sosyal güvenlik hizmetlerinin vakıflar ve özel kuruluşlar vasıtasıyla etkin biçimde yerine getirilmesi sağlanacaktır. Sigorta sektörü, finans sektörünün bir parçası olması nedeniyle, vergi muafiyeti tanınarak, teşvik edilecektir. (bk. II.2.l., II.2.6.)

I.5.7. SSK ve BAĞ-KUR’un emeklilere olan görev ve sorumlulukları devletin özel bir bütçesinden ve fakat, yine vakıflar ve özel kuruluşlar aracılığı ile, çok daha etkin biçimde yerine getirilecektir.

I.5.8. Devlet hastaneleri vakıf kuruluşları şeklinde özelleştirilecek; etkin ve çağdaş hizmet vermelerini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.

I.5.9. Kıdem, ihbar tazminatları kaldırılacak, iş ve iş güvenliği yasaları gözden geçirilecektir.

I.5.10. Özürlü vatandaşların yaşamlarını kolaylaştırıcı tüm önlemler kanunlarla belirlenecek; aciz durumda olanlara devletin özel bir bütçesinden yardım, sosyal güvenlik hizmetleri vermek üzere oluşturulan vakıflar ve özel kuruluşlar aracılığı ile sağlanacaktır (bk. II.2.1.,II.2.6.)

I.5.11. Devlet nüfus plânlaması politikası gütmeyecektir. Nüfus plânlaması Türk halkının sağ duyusuna ve bu konuda faal özel kurum ve kuruluşların becerisine bırakılacaktır.

I.5.12. Çalışma hayatı iş barışının temini ve sürekliliği sağlanacak kanunlarla düzenlenecek; işveren ve işçi ilişkileri karşılıklı saygı, sevgi, anlayış ve toplumsal sorumluluk temeline oturtulacaktır.

I.5.13. Oda ve sendikalara mecburi üyelik kaldırılacak; gönüllü üyelik ihdas ve teşvik edilecektir. Şu anlayışla ki, oda veya sendikanın görevi, üyeliğini talep ettiği kişi ve/veya kuruluşa hizmet vermektir. Ve bu hizmetin mükemmeliyeti oranında üye kayıt edebilir ya da üye sayısını artırabilir.

I.5.14. İç güvenlik güçlü, eğitimli, her türlü teknik ve teknolojik donanıma sahip bir polis örgütünce sağlanacaktır. Polisin ve polis örgütünün vatandaşla saygı ve sevgi bağları sıkılaştırılacaktır.

I.5.15. Polis örgütünde görev yapan personelin gelirleri, görevin önemi uyarınca, her zaman doyurucu düzeylerde tutulacaktır.

I.5.16. Jandarma iç güvenlikten sorumlu bir kurum olarak, kırsal polis örgütü halinde İçişleri Bakanlığı bünyesinde yeniden organize edilecektir.

I.5.17. İç güvenlik sorunlarında askeri birlikler hiçbir şekilde görev almayacaklardır.

I.6. Dış Güvenlik ve Savunma I.6.1. Liberal Demokrat Parti dış güvenlik ve savunmayı devletin asli görevlerinden bir diğeri olarak değerlendirmektedir.

I.6.2. Bu anlayışla, Türk ordusu çağın en gelişmiş teknolojik imkânları ile donanımlı; küçük ve fakat, dinamik, güçlü, profesyonel bir caydırıcı güç olarak hizmet vermek üzere, yeniden yapılandırılacaktır.

I.6.3. Ordumuz sadece ülkenin dışa karşı güvenliğinden sorumlu tutulacak; olası sıkıyönetim vb. hallerde yurt içi görevde kullanılmayacaktır.

I.6.4. Devletin savunma sanayi yatırımları özel sektöre devredilecektir. Devlet, prensip olarak, yerli savunma sanayi geliştirme gibi bir politika gütmeyecektir. (bk. II.5.7.)

I.6.5. Türk ordusu, dünya barışını temin etmek için NATO ve ülkemizin dahil olacağı tüm benzeri ittifaklarda aktif rol alacaktır.

I.6.6. Liberal Demokrat Parti NATO’nun Birleşmiş Milletler’in vurucu gücü olarak, yeniden yapılanması gereğine inanmaktadır (bk. I.7.4.)

I.7. Dış Politika

I.7.1. Liberal Demokrat Parti tüm öz kaynakları ile (bk. Genel Değerlendirme) Türkiye’nin dünya politikasında ağırlıklı bir ülke olduğuna inanmaktadır. Bu durum hangi siyasi partinin iktidarda olduğu ya da ülkemizin ekonomik durumu vb gerçeklerden bağımsızdır. Türkiye Cumhuriyeti dünya üzerindeki bu konumunun gereğini yerine getirmek; dünya barışının tesisi bağlamında bu konumunun dayattığı sorumluluğu üstlenmek zorundadır.

I.7.2. Ülkemizin Birleşmiş Milletler’ e bağlılığı, güçlendirilerek sürdürülecek; bu örgütün daha da güçlendirilmesine katkıdabulunulacaktır

I.7.3. Bu anlayışla, ülkemizin BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı olan daimi üye olması gerektiğine inanıyoruz. Şöyle ki: Türkiye, dünya barışının temini bağlamında, BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin) en az ikisinin (Fransa ve Çin) çok ötesinde siyasal öneme sahiptir.

I.7.4. Liberal Demokrat Parti NATO’ nun, Birleşmiş Milletler’in vurucu gücü olarak, yeniden yapılanması gereğine inanmaktadır. Bu örgüt, bugüne kadar dünya barışına büyük katkıda bulunmuştur. Bundan böyle, misyonuna daha büyük ve insani perspektif kazandırılmalı; NATO, insan haklarının tesisi bağlamında, Birleşmiş Milletler’in vurucu gücü olarak görev yapacak şekilde, yeniden yapılandırılmalıdır. Böyle bir gelişmenin tüm dünya ülkeleri için barışın teminatı olacağına inanmaktayız.

I.7.5. Liberal Demokrat Parti, Türkiye’nin sınır komşuları ile ilişkilerini sağlam ve sağlıklı temellere oturtmayı devletin öncelikli görevlerinden biri olarak değerlendirmektedir.

I.7.6. Bu anlayışla, sınır komşularımızı ilgilendiren sorunlarda Türkiye’nin, herhangi bir diğer ülkeden daha sorumlu hareket etmesi gerektiğine inanmaktayız. Örneğin, Türkiye, Azerbaycan-Ermenistan sorununun çözümünü ABD ve Rusya’ya bırakmamalı ya da en az bu iki ülke kadar sorumluluk ve yetki üstlenmelidir.

I.7.7. Türkiye, bu sorumluluk ve yetkiyi üstlenirken, komşularına kesin sınır garantisi verecektir.

I.7.8. Liberal Demokrat Parti, ülkemizin dış politikasını yürütmekle yükümlü bürokratik kadroların, günümüzde gelişen sosyal, kültürel, ticari, spor vb. ilişkiler gereği dışişleri bakanlığı kökenli olmayan ve fakat, ulusal ve uluslararası düzeyde başarısı kanıtlanmış kişilerce desteklenmesi ilkesini benimsemektedir. Bu yaklaşımın işleyiş esasları, yasalarla belirlenecektir.

cemtokerimizvar

Cem Toker, Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı. 1957 yılında İstanbul’da doğdu. Orta öğrenimini İstanbul İngiliz Lisesinde bitiren Cem Toker, yüksek öğrenimini Arizona Üniversitesi Ekonomi Bölümünde tamamladı. Amerika’da finans sektöründe çalıştı ve uluslararası danışmanlık, rehberlik ve dil hizmetleri veren bir şirket kurdu. 1996 yılında Liberal Demokrat Parti’ye katıldı. Liberal Demokrat Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu üyeliği, İstanbul İl Başkanlığı, Genel Sekreter Yardımcılığı ve Genel Sekreterlik görevlerinde bulunduktan sonra 20 Haziran 2005 tarihinde Liberal Demokrat Parti Genel Başkanlığına seçildi. Arizona Türk – Amerikan Derneği ve Liberal Demokrasi Enstitüsü kurucu üyesidir.

CEM_TOKE12CEM_TOKE11CEM_TOKE1cem_toker7cem_toker4cem_toker1fehmicemtoker12fehmicemtoker5fehmicemtoker1cemtokersakaarya9cembey3cembey2cembey4

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar