Dolar : Alış : 7.3708 / Satış : 7.3841
Euro : Alış : 8.9420 / Satış : 8.9581
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya14°CParçalı Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11268 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

KKTC Gazisi Tuğgeneral Dr. Nihat İlhan yaşamını yitirdi

24 Kasım 2016 - 1 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»KKTC Gazisi Tuğgeneral Dr. Nihat İlhan yaşamını yitirdi
KKTC Gazisi Tuğgeneral Dr. Nihat İlhan yaşamını yitirdi

KKTC Gazisi Tuğgeneral Dr. Nihat İlhan yaşamını yitirdi

23 Aralık 1963 günü Lefkoşa Hastanesi’nde görevi başında iken oturdukları Türk mahallesinin Rum çetesi tarafından basılması sonucu, Kıbrıs Türk tarihine Banyo Katliamı olarak geçen saldırıda, 3 çocuğu ve eşi Mürüvvet Hanım’ı kaybeden KKTC Gazisi Tuğgeneral Dr. Nihat İlhan 23 Kasım 2016 tarihinde, 92 yaşında yaşamını kaybetti.

Yapılan açıklamaya göre, Dr. Nihat İlhan’ın cenazesi Elazığ İzzetpaşa Camisinde kılınacak öğle namazı sonrası Elazığ’da toprağa verilecek.

Dr. İlhan’ın Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan adında bir oğlu ve Başkent Üniversitesi Fizyoloji Anabilim Dalında Öğretim Görevlisi olan Dr. Ayşe Şebnem İlhan adında bir kızı bulunuyor.

nihat___lhan-11924 yılında Harput’ta doğan Dr. İlhan, 1951 yılında Tıp Fakültesinden mezun oldu. Dr. İlhan, 1951-1952 yılları arasında Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisinde Tabip Stajyer olarak staj yaptı ve 1952 yılı haziran ayında Tabip Üst Teğmenliğe yükseltildi. Yüzbaşı, daha sonra da Binbaşı rütbesine terfi eden Dr. İlhan, 20 Mart 1963 yılında Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı Baş Tabipliğine Genel Cerrahi ve Ortopedi Uzmanı olarak tayin edildi. Dr. İlhan, Tuğgeneral rütbesi ile emekli oldu.

rauf-dektas-4

Eşi ve 3 çocuğu 1963’te Rumlar tarafından katledilen dönemin Tabip Binbaşısı Nihat İlhan, “Kanlı Noel’i Türkler gerçekleştirdi” diye yayın yapan Kıbrıs Rum ve KKTC basınına yanıt için 44 yıl sonra Ada’ya geldi. “Bu yalanlar beni kahre-diyor” diyen emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan, Ada’ya ikinci evliliğini gerçekleştirdiği eşi ve çocuklarını da getirdi.

KIBRIS’ın yakın tarihine kanlı harflerle yazılan Rumların 1963’teki ’Kanlı Noel Kumsal Katliamı’nın simgeleşen ismi ’Binbaşı’ Nihat İlhan, dinmeyen acısını kalbine gömerek 44 yıl aradan sonra ilk kez adaya geldi. Rumların eşi ve 3 çocuğunu banyo küvetinde hunharca katlettiği emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan, son dönemde Rumların ’Kumsal katliamını Türkler yaptı’ iddialarına isyan ederek adaya geldiğini söyledi. Emekli general Nihat İlhan ailesini kaybettiği 1963’teki katliamın ardından adaya bir daha adımını atmadı. Ancak son dönemde Rum ve KKTC medyasında ’Kumsal katliamını Türkiye’nin müdahalesini sağlamak amacıyla Türk askerleri yaptı’ iddialarına isyan ederek 44 yıldır sürdürdüğü ’Kıbrıs’a gelmeme’ kararını değiştirdi ve 18 Mart Şehitleri Anma Günü’nde Lefkoşa’ya adımını attı.

BENİ ÖNCE KARA TAHTADA YAKTILAR

Katıldığı törenlerde, gezdiği Lefkoşa sokaklarında kimi zaman gözyaşlarını tutamayan İlhan, 44 yıl önce, 24 Aralık 1963’teki Rum vahşetinin “Kanlı Noel”ini yeniden yaşadı. Nihat İlhan yaşadığı acılı günleri ve 44 yıl sonra gerçekleştirdiği hazin randevuyu Hürriyet’e anlattı.

“Türkiye’de askeri tıp akademisinden mezun olduktan sonra bir helikopter ile Kıbrıs Türk Alayı’na baştabib olarak geldim. O dönemde Türk alayı ile Rum alayı birbirlerinden yüz metre mesafedeydi. Birçok yaralı geliyordu. Eşimi, küçük iki çocuğum ile 3 aylık oğlumu Lefkoşa’nın Kumsal adı verilen bölgesinde kiraladığımız bir eve yerleştirmiştim. Alaya su sağlayan borular önce Rum alayına sonra Türk alayına geliyordu ve suyu sürekli kesiyorlardı. 1960 anlaşmalarına göre de Yunan, İngiliz ve Türk subaylar sürekli biraraya geliyorduk. Rum askerleri oduncu kıyafeti ile gizlice yakınımıza gelip sürekli bizim alay hakkında istihbarat topluyordu. Rum askerleri de Yunan alayının üniformaları içinde geliyor ve bilgi topluyorlardı. Bir defasında Türk ve Rum askerlerine tıp dersleri verirken Rumlar tahtaya benim karikatürümü yaptı. Bu karikatürde ateşin üzerine beni oturtmuşlardı ve ’Beni yakacaklarını’ söylediler.

Sonra ailemin katledildiği 24 Aralık 1963 tarihinde askeri hastaneye yaralı Türkler gelmiş onlarla ilgileniyordum. Katliam olduğu zaman birkaç gündür eve uğramamış ve ailemden haber alamamıştım. Evimizin yakınında kalan bir Türk çoban geldi ve alay komutanının da bulunduğu bir ortamda Rumların Türk subaylarının ailelerine saldırdığını söyledi. Ne olduğunu anlamadık. Hemen eve gitmek istedim ama alay komutanı izin vermedi. Alay komutanı benden o gün yaşayacaklarımla ilgili asker sözü vererek soğukkanlı olmamı istedi. Ben hala ailemin katledildiğini fark etmiyordum. Zırhlı bir araçla Türkiye elçiliğine gittik. Subay eşleri ve elçilik görevlileri doluydu. Kadınlar ağlıyorlardı. Hala ailemin öldürüldüğünü anlamadım. Üzerim çok kirliydi ’sıcak suyla banyo yapabileceğim bir yer var mı’ diye sordum. Banyo yaptım. Ardından Türkiye büyükelçisi beni çağırdı. Bana ’başın sağolsun, eşin ve çocuklarını Rumlar katletmiş’ dedi. Katliamın üzerinden 3 gün geçmiş ve benim haberim yeni oluyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. İlk sözüm ’Vatan sağolsun’ oldu.

YALAN YAYINLAR BENİ KAHREDİYOR

Birkaç yıl önce Kostas Yennaris adlı bir Rum gazeteci, Kumsal katliamına, Türkiye’nin müdahalesini sağlamak için Türk askerlerinin yaptığı yalanını ortaya attı. Son günlerde ise yine bu yalanı destekleyen KKTC medyasında yayınlar oldu. Kıbrıs meselesini Türkiye’den takip ediyordum. Kahroldum bu yalanlara. Böyle bir şey olabilir mi… İkinci eşim, kızım ve oğlumu alarak 44 yıl sonra adaya geldim.”

Doğru Ankara’ya gelirsen yeni bir 6-7 Eylül olayı olur

Nihat İlhan anlatıyor: Telefon bağlantısı kuruldu ve daha sonra Cumhurbaşkanı olan o dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay beni aradı. Kumsal katliamında ailemin katledilmesinin yanı sıra 35 kişi de yaralanmıştı. Katliam, “Kanlı Noel” diye tarihe geçti. Cevdet Sunay önce geçmiş olsun dedi ardından ’Biliyorsun Türkiye’de 6-7 eylül olayları yaşandı. Bir çok Rum ve yabancının evleri yağmalandı, bu olaylar durdurulamadı. Şimdi sen doğrudan Ankara’ya gelirsen, burada halk ayaklanmış durumda. Kara Eylül’ün bir benzeri yaşanabilir’ dedi. Bu nedenle Ankara’ya gelmememi istedi.

Rum vahşetini gençler unutmuş, biz unutmayız

Burada (Lefkoşa) askeri törenlere katıldım. Kumsal katliamında benim evimde bulunan ve Rumlar’ın saldırısından yaralı olarak kurtulan 3 Kıbrıslı Türk’le de karşılaştım. O günleri sanki yeniden yaşadım. Kıbrıs çok değişmiş. Çok gelişmiş ama izlediğim kadarıyla Kıbrıslı gençler Kıbrıs sorununda artık farklı düşünür olmuş… Rum’un neler yaptığını ve nasıl bir millet olduğunu bilmiyorlar… Unutmuşlar, ama biz unutamayız.

Çıkarma plajında: Boşuna ölmediniz

Kıbrıs tarihine kanlı harflerle geçen Kumsal katliamının kurbanı emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan, 1974’te Mehmetçiğin Kıbrıs’a ilk çıktığı Girne’deki çıkarma plajına gitti ve anıt mezarda yatan şehitlere ellerini açarak dua etti. 82 yaşındaki Nihat İlhan, “Ne benim eşim, ne de çocuklarım, ne de sizler boşuna ölmediniz. Bu bayrak dalgalandıkça Kıbrıslı Türkler de sahip çıktıkça bu topraklar sonsuza kadar Türklerin olacaktır, Ruhunuz şad olsun, vatan sağolsun” dedi. Nihat İlhan, Ada’ya doktor olan ikinci eşinden çocukları Mustafa ve Şebnem’i de getirdi. olayları Hürriyet’in Lefkoşa temsilcisi Ömer Bilge’ye değerlendirdi.

Eğer esir alsaydılar işkence yapardılar

Eşimi esir alsalardı Rumlar ona neler yapmazdı ki, çocuklarımı esir alsalardı, ya işkence yaparlar ya da çok kötü şartlar altında ya çoban yaparlar ya da sakat bırakırlardı. En azından esir olmadıklarını öğrenmiş oldum. Ölmüşlerdi ama esir olmamışlardı. ’Vatan sağ olsun’ dedim, acımı kalbime gömdüm. O günlerde Türkiye ile telefon haberleşmesi kesikti. Ailemin cenazelerini Erzincan’da doğduğum yerde toprağa vermek istedim. Büyükelçi bana Türkiye ile telefon bağlantısı olmadığını söyledi. Dolayısıyla uçak gelemiyordu. Haber veremiyorduk.

ÇOCUKLARIMI KENDİM YIKADIM

Sonunda Türkiye’den iki uçak geldi ve yaralılar ile cenazeleri aldı. Ardından cenazeleri Erzincan’a götürdük. Çocuklarım hala kanlar içindeydi. Ellerimle yıkadım. Aile kabristanına çocuklarımı ve eşimi gömdüm. Küçük bir anıt mezar da yaptım. Daha sonra Kıbrıs’a adım atmadım. Değişik rütbelerde görevler yaptım. Tuğgeneral rütbesiyle emekli olduktan sonra Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanlığı gibi bir çok görevde yer aldım. Yeniden evlendim ve iki çocuğum oldu.

İngiliz komutan cenazelerimi Londra üstünden gönderecekti

İngiliz üslerinin komutanını aradım. Onunla dostluk kurmuştuk. Olayı anlattım ve çok üzüldüğünü söyledi. 1960 anlaşmalarına göre üs bölgelerinden Türkiye’ye kalkacak uçak veremeyeceğini söyledi. Ama bana başka bir formül sundu. Hemen İngiliz üs bölgelerine cenazeleri getirmemi ve buradan İngiltere’ye gidecek bir uçak emrime vereceğini söyledi. Ben ona, cebimde ’500 Kıbrıs lirası var Londra’da ne yaparım’ karşılığını verdim. İngiliz komutan, ’Merak etme, Londra’da Kraliyet Hava Kuvvetleri Komutanı ile konuşacağım ve seni hemen karşılayıp Türkiye’ye götürecekler’ dedi.

nihat24 Aralık bizim için çok önemli, önemli olduğu kadar da hüzünlü bir hadisenin yıl dönümüdür.

İnsanlık adına, insanlıktan utanılacak kadar, dünyada eşi ve benzeri olmayan, dünya durdukça o hadiseden daha onursuz, daha haysiyetsiz, daha kişiliksiz bir olayın yaşanmayacağı bir hadisenin yıldönümüdür.

Bu günün unutulmaması ve unutturulmaması için 29 Aralık 2008 tarihinde bu sütunda aynı başlıkla yazdığım bir yazıyı yeniden yayınlama ihtiyacını duydum.

20 Mart 1963’te Kıbrıs Türk Kuvvetleri alayı baştabipliği ve cerrahlığına tayin edildim. Aynı gün özel uçakla Kıbrıs’a giderek göreve başladım. Kıbrıs’a ilk başta eşimi ve oğullarımı götürmedim. Mayıs ayında üçüncü oğlum Hakan dünyaya geldi. Kıbrıs’ta Kumsal mevkiinde bahçe içinde tek katlı bir ev kiraladım ve eşim ile üç çocuğumu Kıbrıs’a aldırdım. Anavatandan  uzak olsak da yavruvatanda mutlu bir yaşantımız vardı.

1963 yılı aralık ayında “Kanlı Noel”de Makarios ve EOKA’CI Grivas,huzur ve düzeni bozma gayretine girdiler.18 Aralık perşembe günü Türk Kuvvetleri alayı teyakkuz durumuna geçti. Aynı gece alaya, görevimin başına gittim. Müteakip günlerde alay, Gönyeli’ye intikal ettirildi. İlkokulu revir haline getirerek, çevreden gelen yaralıları tedavi ettik.

24 Aralık çarşamba gecesi Kumsal’daki evimin dış kapısının kilidi Rumlar tarafından taranmış. Rumlar evimize girince, eşim üç oğlumuzu yanına alarak banyoya sığınmış, çocuklarımızı küvete koyarak vücudunu üzerlerine siper etmiş. Vicdansız, insafsız, gözü dönmüş yaratıklar  eşimi ve çocuklarımı makineli tüfeklerle taramışlar, küvet kan gölüne dönmüş ve hepsi o anda şehit olmuşlar.

 

İşte o yazı:

***

Sene 1963!..

24 Aralık’ı 25 Aralık’a bağlayan gece. Hıristiyan inanışına göre Hz. İsa’nın doğum günü, yani Noel. Hıristiyanlar o gece, bu Noel’i kutlayacaklar; ama nasıl?

Noeller en iyi şekilde nasıl kutlanır?

Türkleri katletmekle,

Kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden masum insanları kurşuna dizmekle.

***

İşte o gün dünya durdukça hiçbir tarihin bu kadar onursuzca, bu kadar canavarca işlenmiş bir katliamı yazamayacağı bir katliam yapılıyor. Hiçbir insanın, hatta hatta hiçbir hayvanın yapamayacağı insanî ve merhamet duygularından uzak, hayâsızca ve alçakça bir katliam yapılıyor.

Bu katliamı, o katliamı yaşayan bir sabır timsali insandan, bir doktor babadan, bir paşadan dinleyelim. Biz bu hadiseyi daha doğrusu bu katliamı unutturmamak adına iki yıl önce bu tarihte Elazığ’a gelen Nihat İlhan Paşa’nın AKM’ de gözyaşları ile anlattığı o meş’um geceye dönelim

***

Tarih, 24 Aralık 2008.

Yer, Fırat Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi.

Protokol sırasında:

Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,

Elazığ Valisi Muammer Muşmal,

Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu,

Doğu Akdeniz Üniversitesi rektörü Ufuk Taneri,

Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Harid Fedai,

Prof. Dr. Ata Altun, Rektörümüz Feyzi Bingöl, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Başkanı Ahmet Göksan ile Kıbrıs’tan ve diğer şehirlerimizden gelen çok değerli misafirler.

Sahnede bir sabır abidesi, “Çocuklarımın yaralarını saramadım.” diyen bir cerrah, bağrı yanık bir baba ve bir asker, bir emekli paşa, Tuğgeneral Nihat İlhan.

Nihat İlhan salonu dolduran Elazığlılara hitap ederken o koca salonda çıt çıkmıyordu. Nihat İlhan anlatıyor, anlattıkça o acı günleri yeniden yaşar gibi oluyordu. Bir ara dudakları titredi. Kelimeler boğazında düğümlendi ve o güngörmüş, savaş görmüş, acı görmüş Paşa“Asker üşümez, asker acıkmaz, asker ağlamaz.” söylemine sadık kalmak için gözyaşlarını saklıyordu. Bir müddet titreşen cümlelerle sözlerine devam etmek istedi ise de daha fazla başarılı olamadı. Hiçbir zaman hiçbir güç karşısında yenilmeyen Nihat Paşa gözyaşlarına yenik düşüyor, ağlıyordu. Sadece o mu ağlıyordu? Dinleyenlerin yüzde yüzü ağlıyordu. Ben ağlıyordum, yanımdakiler ağlıyordu.

Salonda bayılanlar oluyordu.

Şayet ağlamayacaksanız Nihat Paşa’nın söylediklerine dönelim:

***

kara“Rumlar, Kıbrıs Türklerine karşı hunharca bir saldırı başlatmıştı. 24 Aralık akşamı Lefkoşa’nın batı kesimindeki evimizi de bastılar. Eşim Mürüvet Hanım, birisi daha altı aylık, diğeri dört, bir diğeri ise yedi yaşanda olan üç oğlunun pijamalarını giydirmiş, yatağı henüz açmıştı. Rumlar geldi… Mürüvet Hanım, kapının önündeki Rumca konuşmaları duyar duymaz, çocuklarını kaptığı gibi banyoya koştu. Oğullarını küvetin içine doldurdu; sarmaladı, bağrına bastı. O gece evde bulunan ev sahibi Hasan Efendi ile eşi Feride Nineyi tuvalete sakladı, kendisi de bir köşeye büzüldü. Feride”nin kız kardeşi beş aylık bebeği Işıl’la banyonun bir köşesine sığındı.

Evdekiler saklanmaya çalışırken kapı kırıldı, makineli tüfekler çalışmaya başladı. Rumlar çocuk, yaşlı, kadın demeden savunmasız körpecik bedenlere otomatik silahlarla ateş ettiler. Eşim üç çocuğumu banyodaki küvetin içerisine koydu. Kendisini yüzükoyun onların üzerine örtü yaptı. Rumların ellerindeki ölüm kusan otomatik silahları adeta kan kusuyordu. Çocuklarımın içerisinde olduğu küvet bir kan gölüne dönüşmüştü. Kendisini çocuklarına siper eden annenin sırtından giren yirmi yedi mermi göğsünden çıkarak kanadı altındaki yavrularının körpe bedenlerine saplanmıştı. Orada insanlık adına bir vahşet ve alçakça işlenen bir cinayet vardı.”

Nihat Paşa kırk beş yıl sonra o acıları yeniden yaşar gibiydi. “Ünlü bir cerrah olmama rağmen çocuklarımın yaralarına bakamadım.” diyordu. Gözlerinden akan yaşları göstermemeye özen gösterse de başarılı olamıyordu. Konuştuğu kürsünün üzerinde bulunan bir bardak sudan bir iki yudum aldı. Belli ki su bile boğazından gitmiyordu. Salonda derin bir sessizlik vardı. Bir ara yerimden kalkıp Atatürk’ün elini öpme şerefine nail olan o koca çınarın ellerinden öpmek geldi içimden. Bir süre dinlenir gibi gözlerini tavana dikti. Belli ki yıllar öncesine, o hüzün dolu, o çile dolu yıllara gitmişti. Kendine döndü bir salona, bir salondaki pür dikkat kendisini dinleyen gözü yaşlı insanlara baktı ve sözlerine kaldığı yerden devam etti.

Dudakları titriyordu. Kelimeler cümleler titriyordu. Ağzından çıkan sözler ağlıyor, dinleyen misafirler ağlıyordu. AKM soğuk olmasına rağmen insanları ter basıyor, efkâr basıyordu. Böyle bir ayıptan insanlık ağlıyordu.Nihat İlhan Paşa’nın gözyaşları bize bağımsızlığın, bize hürriyetin, bize Cumhuriyetin önemini o kadar güzel anlatıyordu ki!

Sözlerinin burasında bir müddet suskun kaldı Nihat Paşa. Gerilere, çok gerilere gitti. “Ben zaten biliyordum.” diyerek sözlerine devam etti:

“Evet, ben biliyordum. Onların şehit olacaklarını görmüştüm. Hem de bir gece evvel! Karıma bir beyaz tuvalet diktirmiştik. Onu giymişti, Murat ve Kutsi’nin ellerinden tutmuştu. ‘Hakan nerede?’ diye sordum. Gökyüzünü gösterdiler. Uçuyordu. Sonra onlar da uçmaya başladılar. Beşparmak Dağlarını aştılar, Adana’ya, oradan da şimdi gömülü oldukları memleketim Elazığ’a doğru gittiler.”

***

Bu gidişi gören Yazar ve Şair dostum Doktor Ahmet Tevfik Ozan “Dört Güvercin, Beş Sevinç” şiirinde bakın nasıl değerlendiriyor bu mübarek olayı.

Dört Güvercin Beş Sevinç

*

Paşam, ne ki; can dediğin Dünya’da..
Bir bahar da yeşerecek dört çiçek!
Melekleri görmek olmaz, rüyada
Hakan, bulutları yalnız geçecek…

Denize kavuşmuş balıklar gibi
Çağırsan; gelecek, çıkmayacaklar!
Rüya diyeceksin, gözlerin yaşlı
Sırrını, denizin açmayacaklar…

Harput Kalesi’ni seyreden beyaz
Güvercin kanatlı, yalnız bulutlar..
Şehitler kervanı, içinden geçen
Rüzgârı rüyada, nurlu kanatlar…

Bir gün, dört güvercin; kapıyı çalar
Beş olur sevinçler, bulutlar akar..
Feza, derinlerde bir nokta olur
Harput sırtlarına o gün, nur yağar…

Paşam, ne ki, can dediğin dünyada
Bir baharda yeşerecek dört çiçek!
Melekleri görmek olmaz rüyada
Hakan, bulutları yalnız geçecek…

***

Biz de Hakan’ın bulutları yalnız geçtiğine inanıyoruz. Hakan bulutları yalnız geçecek. Çocuklarına örtü olan o mübarek annenin bedenine yirmi yedi kurşun isabet edecek. Üç yavrunun bulunduğu küvet kan gölüne dönüşecek ki bunlar Cennet’te Peygambere komşu, 253 bin Çanakkale şehidine yoldaş olsunlar.

Bunlar olacak ki vatan olsun.

Bunlar şehit olacak ki vatan kurtulsun.

1963 Aralık ayındaki o kanlı Noel’de eşini ve üç evladını toprağa verirken “Vatan sağ olsun!” diyen Nihat İlhan Paşamın kırk beş yıl aradan sonra o acıları aynı duygularla, aynı tazelikle yeniden yaşarken ayakta dimdik duruşu bize cesaret vermiş, bu duruş bu vatanın nasıl vatan olduğunu bir kere daha gözler önüne sermiştir.

Şehitlerime rahmet olsun, şehit ailelerinin başı sağ olsun.

“VATAN SAĞOLSUN!”
ogret1

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar