Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sakarya’da düzenlenen CHP Grup Toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:
HABER CANLI YAYIN FEHMİ DUMAN FOTOĞRAF NECLA BAKAN
Bugün 13 Eylül. Bugün Sakarya Meydan Muharebesi’nin 101’inci yılı. 101 yıl önce bu topraklarda bayrağımız ve vatanımız için, ülkemizin bağımsızlığı için 22 gün, 22 gece bir savaşı yaşadık. Bu savaş, bizim kurtuluş mücadelemizin en önemli savaşlarından birisiydi. 22 gün, 22 gece mücadele verildi ve düşman püskürtüldü. Arkasından 9 Eylül’e kadar süren bir safhayı hep birlikte o dönem gazilerimiz, şehitlerimiz yaşadılar.
Sakarya Meydan Savaşı’nın milli kurtuluş tarihi açısından önemi, bunun kilit bir savaş olmasıydı. Mutlaka ne olursa olsun başarmak zorunda olduğumuz bir savaştı ve bu savaş başarıldı. O nedenle bu topraklarda yaşayan şehitlerimiz, kanlarını döken şehitlerimiz, gazilerimiz; onlara çok şey borçluyuz, onlara minnet duyuyoruz. Onlar bize güzel bir ülke bıraktılar huzur içinde yaşayalım diye, birisinin gölgesi üstümüze düşmesin diye. Eğer bir gölge düşecekse o gölge al bayrağımızın gölgesi olmalıydı. Bunun mücadelesini verdiler onlar.
Aynı zamanda bugün Ahilik Haftası’nın birinci günü. Ahi Evran, Horasan’dan geldi Anadolu’ya, Horasan erenlerindendir. Anadolu aydınlanmasını sağladılar Anadolu erenleri. Onlara da çok şey borçluyuz. Onlar bize iyiliği öğrettiler, kin tutmamayı öğrettiler, sevgiyi öğrettiler, çalışmayı öğrettiler, alın terinin ne kadar değerli olduğunu öğretiler ve bugün esnaflarımızın, sanatkarlarımızın piri Ahi Evran’dır. Ahi Evran’ı da rahmetle analım. Esnafımızın ve sanatkarımızın alın terinin karşılığının verilebileceği bir Türkiye umuduyla sözlerime başlamış olayım.

Efendim, havai fişek fabrikasında mağdur olan ailelerin yanına gittim sabahleyin. O fabrikada çalışan 7 kişi hayatını kaybetti, 128 kişi yaralandı. Onlar adalet istiyorlardı ama bu kardeşiniz ve Cumhuriyet Halk Partisi kim adalet istiyorsa, hep onun yanında olduk. Kimliğine bakmadık, inancına bakmadık, yaşam tarzına bakmadık; bir mağduriyet varsa, bir haksızlık varsa onun yanında durma felsefesini bize, Gazi Mustafa Kemal Atatürk öğretti. O nedenle onların yanına gittik.
Olay 2 yıl önce oldu, sahipleri kendilerini daha güçlü hissediyorlar. “İstediğimiz kararı aldırtırız” diyorlardı. Baskılar kuruyorlardı ama bizim milletvekili arkadaşlarımız, gönüllü avukatlar bu haksızlık karşısında susmadılar, onlara sahip çıktılar. Sahip çıkmaya da devam ediyoruz. Orada sabahleyin ailelerden bazıları konuştu. Hâlâ haksızlıklarının giderildiğini düşünmüyorlar. Hâlâ haklarının teslim edilmesi gerektiğini söylüyorlar. Şunu söyledim; devlet dediğiniz kurum, adalet üzerine inşa edilir. Devletin dini adalettir. Adaletin olmadığı bir yerde devlet olmaz, devletin saygınlığı olmaz; orada hoşgörü olmaz, sevgi olmaz. Mutlaka adalet olmalıdır, olmak zorundadır adalet. Adaleti sağlamak zorundayız ve o insanlar hâlâ diyorlar ki: “Hâlâ adalet gelmedi. Fabrikanın denetiminin yapılması lazım. Mahkeme tutanakları var. O tutanaklarda itiraflar var. Denetim yapılmadı. Denetimi yapmayan kimse, onlardan hesap sorulmalıdır” diye. Ama bugüne kadar tek bir kişi dahi, yargının önüne denetim yapmadınız diye çıkarılmadı. Buradan o ailelere ve Adapazarlılara sözüm var. Bu kardeşiniz nerede bir haksızlık varsa, haksızlığın karşısında dimdik duracaktır. Kim adaleti istiyorsa adalet isteyenlerin yanında olacağım. Ailelere söyledim; hiç meraklanmayın, sonuna kadar yanınızdayız, sonuna kadar ve biz bu kararlılığımızı her yerde ve her koşulda sağlayacağız. Dolayısıyla denetimi yapmayanlar, siyasi otoriteden talimat alıp denetimden kaçanlar, hepsinin burnundan Allah nasip eder iktidar olduğumuzda fitil fitil getireceğim. Hiç kimse endişe etmesin.
Sakarya deyince tabi aklımıza spor da gelir. Sporsuz bir Sakarya’yı düşünmek mümkün değildir. Sakaryaspor büyük başarılara imza attı. Sapanca Gençlikspor, o da büyük başarılara imza attı. Hiç endişem yok, Sakaryaspor’un yeri Süper Lig’dir. İnşallah orada göreceğiz, inşallah göreceğiz orada.
Evliya Çelebi, Sakarya’yı “ağaç denizi” olarak tanımlar. Her taraf ağaç, toprak bile görünmüyor. Burayı gezerken Sakarya’yı ağaç denizi olarak tanımlamış ve kendi anılarında böyle yazmıştır. Ağacın olduğu yerde huzur vardır. Ağacın olduğu yerde bereket vardır. Ağacın olduğu yerde hayat vardır. Dolayısıyla ağacın olduğu yerde insanlar dinlenirler, çalışırlar, alın teri dökerler, alın terinin karşılığını alırlar. Dolayısıyla Sakaryalı da çalışkandır. Sakaryalı üretir. Sakaryalı gerçekten de toprağıyla barışıktır, insanıyla barışıktır. Buraya gelmeden önce yerli kültürle ilgili, kendi yerli kültürlerini yaşatmakla ilgili bir derneği ziyaret ettim. “Kendi kültürümüzü yaşatmaya çalışıyoruz” dedi. Çok sayıda farklı kültürlerden gelen Sakaryalı kardeşlerim var. Sakarya’da tamamı barış içinde yaşıyorlar, huzur içinde yaşıyorlar. Birbirlerine saygı duyuyorlar. Kültürlerini kavga nedeni olarak değil, zenginlik olarak görüyorlar. O nedenle bütün Türkiye’nin yeri gelirse Sakaryalıları örnek alması lazım bu konuda.
Üreten Sakarya, çalışan Sakarya, alın teri döken Sakarya… Sakarya, ayva üretiminde Türkiye 1’incisi, fındık üretiminde Türkiye 3’üncüsü, balkabağı üretiminde Türkiye 4’üncüsü, mısır üretiminde Türkiye 7’ncisi. Yani Sakarya aynı zamanda bir tarım kenti, bir sanayi kenti, bir üniversite kenti, bir kültür kenti Sakarya. Sakarya’ya böyle bakmak lazım. Sakarya aynı zamanda Milli Kurtuluş Savaşı sırasında en kanlı mücadelenin verildiği bir kenttir; Sakarya Savaşı’dır, Sakarya galibiyetidir.
Şimdi gelelim bu kadar bereketli topraklar üzerinde kurulu bir Sakarya ve o bereketli toprakları işleyen, alın terini döken Sakaryalılar var. Sakaryalılar memnun mu? Ayvayı satacak yer yok şu anda; var ama ayvayı kime satacak, yer yok. Devlet sahip çıkmıyor. Allah nasip eder, iktidar olduğumuzda çiftçi şunu görecek. Ürettiğiniz her ürünün karşılığını, alın terinin karşılığını alacaksınız. 6’lı masanın taahhüdüdür bu, Millet Masası’nın taahhüdüdür bu, bunu alacaksınız…
Fındık üretiminde Türkiye 3’üncüsü. Fındığı tekellere teslim ettiler. Ferrero diye bir şirket, İtalyan şirketi geldi, fındık bahçeleri satın alıyor, fındık taban fiyatını veriyor; yani tekel konumunda. Tekelleri kırmak bu kardeşinizin görevidir. Hiçbir tekel, çiftçinin, fındık üreticisinin alın terini sömürmeyecektir. Nokta! Sömürtmem… Kazanacaksa bizim çiftçi kazanır. Dışarıdan geleceksin, burada fındık bahçeleri satın alacaksın, fabrikalar kuracaksın, taban fiyatı belirleyeceksin, çiftçinin alın terini sömüreceksin; e bunu da Bay Kemal seyredecek. Yemezler, seyretmem; yakalarım, hesabını sorarım. Hiç kimse endişe etmesin.
Niye söylüyorum? Fındık sanayinin özellikle gıda başta olmak üzere toplam cirosu dünya genelinde 120 milyar dolar civarında. 120 milyar dolar. Ya 120 milyar dolarlık bir ciro var, bir sanayi var, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin buradan aldığı para 2-2,5 milyar dolar. 120 milyar dola, 2,5 milyar dolar… Ya bu iş mi Allah aşkına? Üstelik fındıkta dünya birincisiyiz. Hem dünya birincisi olacaksın, hem fındığı üreteceksin, hem başkaları kazanacak, sana bir parmak bal ağzına çalacaklar. Fındığı tekellerden kurtaracağız, fındık üreticisine hakkını teslim edeceğiz, bunu herkesin bilmesini isterim. Bu çerçevede 1938 yılında kurulan FİSKOBİRLİK vardı. FİSKOBİRLİK’i yeniden ayağa kaldıracağız. FİSKOBİRLİK, fındık üreticisinin kara gün dostu olacak.
Çiftçi kardeşlerim, üretici kardeşlerim, balıkçı kardeşlerim; asla çiftçinin zarar edeceği bir modele izin vermeyeceğiz. Buradan bir daha söyleyeyim: Ziraat odaları, tarım birlikleri, dernekler, esnaf kefalet, tarım kredi kooperatifleri, kim olursa. İster buğday üret, ister çay üret, ister fındık, ister arpa, ister mercimek, ister yulaf, ne üretiyorsan… Formülümüz gayet açık ve gayet net: Maliyet, artı makul kâr, eşittir taban fiyat olacak. Bütün çiftçi kardeşlerimin bu formülü ezberlemesini isterim. Hiçbir çiftçi ektiği ürün dolayısıyla asla ve asla bu topraklarda zarar etmeyecek.

Adam yata biniyor, krallar gibi geziyor, keyfine bakıyor, koy koy geziyor, deniz deniz geziyor. Mazot? ÖTV’siz, KDV’siz. Çiftçi? Hem ÖTV’yi ödeyeceksin, hem KDV’yi ödeyeceksin. E bunu yer mi Kılıçdaroğlu? Bunu da yemeyiz. Çiftçiye de mazotu ÖTV’siz ve KDV’siz vereceğiz. Ya çiftçi traktöre binip gezmeye mi gidiyor? Hayır. Eğlenmeye mi gidiyor? Hayır. Sabahın köründe tarlaya gidecek ya, üretecek bu insan. Hadi şehirde diyelim ki mazota zam geldi, arabaya binmezsiniz, metroya binersiniz, otobüse binersiniz, 3-4 arkadaş bir arabaya binersiniz. E çiftçi ne yapacak? Tarlayı ekmese aç kalacak. Kırmızı mazot, unutmayın kırmızı mazot uygulaması getireceğiz. Çiftçiye kırmızı mazotu ÖTV’siz ve KDV siz vereceğiz. Böylece çiftçi ektiği ürünü daha makul bir koşulda elde etmiş olacak, kazanmış olacak.

Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesi… Bakın çiftçi kardeşlerim, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu ülkenin çalışanına, üretenine sahip çıktı. 2006’da bir Tarım Kanunu çıktı. 21’inci maddesi diyor ki: “Her yıl milli gelirin en az yüzde 1’i oranında çiftçiye destek verilir.” Her yıl en az yüzde 1 oranda milli gelirin destek verilir. Bugüne kadar hiçbir şekilde yüze 1 oranında destek verilmedi. En son binde 28’e düşmüş durumda. Bunu yapacağız, yüzde 1’i koyacağız. Ziraat Odaları Birliği Başkanını davet edeceğiz. Gel kardeşim, bütçede yüzde 1 var mı, yok mu? Bu para yerinde harcandı mı, harcanmadı mı? Hesap vereceğiz, kime? Çiftçiye vereceğiz, çiftçi kuruluşlarına vereceğiz. Niçin? Çünkü eğer bir kanun çıkmışsa, kanunu önce biz uygulayacağız başkaları değil.




7























