Dolar : Alış : 7.5096 / Satış : 7.5231
Euro : Alış : 8.9643 / Satış : 8.9804
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya9°CYağışlı

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11350 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Kamu Hastanelerindeki Kargaşa Özel Hastaneleri Besliyor

22 Aralık 2016 - 0 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Kamu Hastanelerindeki Kargaşa Özel Hastaneleri Besliyor
Kamu Hastanelerindeki Kargaşa Özel Hastaneleri Besliyor

Hasta ; Esenliği yerinde olmayan, sağlığı bozuk olan, organlarından herhangi birinin işleyişinde bir bozukluk duyumsayan insana  denir.

Hastane  ;hasta olanların yatırılarak sağaltımlarının yapıldığı sağlık kurumu
Sağlığınız  bozulunca ne yapıyorsunuz  En yakın  Hastaneden Randevu almak için İnternete  başvuruyorsunuz.Randevular  Dolu   15  günlük   dolu  takip edin sıranızı  alın.Vatandaş Hasta   nereye   gidecek  Hastahane  cevap  vermiyor. Özel Hastahaneye  yönelmeler  başlıyor.
  
21 Aralık  2016  Çarşamba  Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Korucuk Ek Binası Korucuk Kampüsünde  SİSTEM  ÇÖKTÜ  Muayene yok
22 Aralık 2016  Perşembe  Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi  Denetleme  var Hasta  kabulü Yok. Tüm Hastalar Özel   Hastanelere   Demek ki   Bu Hastaneleri  Yönetemiyorlar.  Hastalar için  vaziyet planları Yok. Kendileri  ne  derse   ona  göre  çalışma  ortamı var.  

Hastanemiz, 1951 yılında Sakarya Devlet Hastanesi ismiyle 100 yataklı olarak hizmet vermeye başlamıştır.

Bakanlığımızın Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğünün 10.11.2006 tarih ve 6625 sayılı yazısı ile hastanemiz, İstanbul Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesine bağlı genel nitelikli eğitim ve araştırma hastanesi niteliğine sahip olarak Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi adını almıştır.

Ardından 05.06.2009 tarihinde imzalanan işbirliği protokolü ile Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi için Uygulama ve Araştırma Hastanesi olarak da hizmet vermiştir.

05.08.2011 tarihinde Sağlık Bakanlığı ve Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi arasında yapılan protokol ile T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI SAKARYA ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ olarak birlikte hizmet vermeye başlamıştır.

2014 yılı Eylül ayında Sakarya Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi ile birleşerek Hastanemiz Merkez kampüs, Korucuk kampüs, Doğumevi kampüs ve Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezi (TRSM) olarak dört kampüste hizmet vermeye devam etmektedir.

Toplamda 21.717  M2 alan üzerine kurulmuş, 110.522  M2 kapalı alanı olan 3. seviye sağlık hizmeti sunan bir sağlık kuruluşudur.

120 adet yoğun bakım hasta yatağımız olmak üzere toplamda 935 hasta yatağımız ile  canla başla çalışarak fedakarca Sakarya halkına, çevre il ve ilçelerimize  hizmet vermekten gurur duyuyoruz.

Hastanemiz gerek personel kadrosu gerekse yatak sayısı ve de tıbbi donanım olarak gelişmesine devam etmektedir. Halen 56 branşta 44 Profesör, 26 Doçent,  46  Yardımcı Doçent ve 199  uzman doktoru ile hizmet vermektedir.

Acil Tıp Kliniği, Üroloji, Plastik Cerrahi, Çocuk Cerrahi, Dahiliye, Kardiyoloji, Kalp Damar Cerrahisi, Nöroloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Anestezi ve Reanimasyon, Ortopedi ve Travmatoloji, Enfeksiyon Hastalıkları, Genel Cerrahi, Onkoloji,  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, KBB, Dermatoloji, Gastroenteroloji ve Romatoloji, Psikiyatri,  Labaratuvarlar (Mikrobiyoloji, Biyokimya, Patoloji, Genetik),Radyoloji, gibi birçok dalda eğitim kliniği olarak ve hemen bütün branşlarda sağlık hizmeti vermekteyiz.

sedir-agaci-antalya6 (1)sedir-agaci-antalya6AGACLARdevlethastanesi4

HASTANELERIN TANIMI

Dünya Saglik Teskilati (WHO) hastaneleri,

”müsahede teshis, tedavi ve rehabilitasyon olmak üzere gruplandirilabilecek saglik hizmetleri veren, hastalarin uzun veya kisa süreli tedavi gördükleri, yatakli kuruluslar”

olarak tanimlamaktadir. Benzer bir tanimin yer, aldigi SSYB Yatakli Tedavi Kurumlari Isletme Yönetmeligi’nde ise hastaneler,

”hasta ve yaralilarin, hastaliktan süphe edenlerin ve saglik durumlarini kontrol ettirmek isteyenlerin, ayaktan veya yatarak müsahade, muayene, teshis, tedavi ve rehabilite edildikleri; ayni zamanda dogum yapilan kurumlar”

olarak tanimlanmaktadir . Özünde ayni, birbirini tamamlar nitetikteki bu iki tanimda hastaneler, esas islevleri, olan ”Hasta ve yaralilarin, tedavisi” faaliyetieri ile tanimlanmaktadir. ”Egitim” ”arastirma ve gelistirme” ile ”toplumun saglik seviyesinin yükseltilmesine katkida bulunma veya toplumsal saglik programlarina katilma” olarak adlandirilan ve yine hastanelerde yürütülen diger islevler dikkate alindiginda, yukaridaki tanimlarin eksik oldugu söylenebilir. Ancak eskiden beri hastanelerin degismeden gelen esas islevi, tedavi hizmetinin verilmesi olmustur. Sözü edilen diger islevler, tedavi islevinin iyi bir sekilde yerine getirilmesini saglayan veya kolaylastiran ve esâs islevin türevleri diyebilecegimiz islevlerdir . Bu açidan bakildiginda ”hasta tedavisi”, diger islevleri zimmen içeren, dolayisiyla yukaridaki tanimlarin yeterli olmasini saglayan bir islevi olorak düsünülebilir.

Yukaridaki tanimlar islevsel tanimlardir. Hastaneleri sistem yaklasimiyla elealip tanimlamak da mümkündür. Buna göre hastaneler dinamik, degisken bir çevre içinde, aldiklari girdileri dönüstürme süreçlerinden geçirerek, çiktilarinin önemli bir kismini gene ayni çevreye veren, geribildirim mekanizmasina sahip sistemlerdir (organizasyonlardir). Hastanenin girdileri hastalar, insangücü, malzeme, fiziksel ve parasal kaynaklardir. Çiktilari (elde edilmesi istenen sonuçlar) ise, hasta ve yaralilârin tedavisi, personelin hizmet-içi egitimi,ögrencilerin klinik egitimleri, arastirma-gelistirme faaliyetleri ile toplumun saglik seviyesinin yükseltilmesine katkida bulunmadir. Dönüstürme süreçleri, sözü edilen sonuçlara ulasabilmek için hastanedeki çesitli hizmet birimlerinin kendi alanlariyla ilgili olarak gerçeklestirdikleri planlama, örgütleme, yürütme ve denetleme faaliyetlerini ifâde etmektedir.

Bir bütün olarak hastane sistem yaklasimiyla tanimlanabildigi gibi, hastane içindeki çesitli hizmet birimleride birer alt sistem olarak tanimlanabilmektedir. Çünkü; hastanedeki her hizmet biriminin hastane islevlerinin yürütülmesine katkisi olan alt islevleri ve bu alt islevleri gerçeklestirmek üzere bir âraya getirilerek organize edilmis elemanlari ve kaynaklari bulunmaktadir. Ayrıca, hatanenin esas islevi olan hasta tedavisi faaliyetlerini yürüten elemanlar topluluğu da ”hasta tedavi sistemi” olarak ele alınabilmektedir. Hastanedeki tıbbi yardımcı tibbi ve hemsirelik hizmetlerini yürüten saglik personeli ile bir kısım destekleyici personel bu sistemin elemanlarini olusturmaktadir. Hastanedeki diğer alt sistemler ise bu sistemin isleyişini kolaylaştıran ve/veya iyileştiren sistemler olmaktadır.

hastane3hastane2hastanden1hastane5

HASTANELERIN SINIFLANDIRILMASI

Hastaneler verdikleri tedavi hizmetlerinin türüne, yönetim ve kontrolarina, finansal kayriaklarinin türüne (mülkiyet türüne), büyüklüklerine (yatak kapasitelerine), hastalarin hastanede kalis sürelerine,kadrolu personelinin kompozisyonuna göre siniflandirilabilmektedir. Fakat yapilan siniflandirmalarda genellikle, ”verilen tedavi hizmetinin türü”, ”hastalarin hastanede kalis süreleri”, ”finansal kaynaklarin türü yani mülkiye türü” ve ”büyüklükleri” esas alinmaktadir.Verilen tedavi hizmetinin türüne göre hastaneler iki grupta toplanmaktadir: Genel ve özel dal hastaneleri. Genel hastaneler, her türlü acil vaka ile yas cinsiyet farki gözetilmeksizin, bünyesindeki mevcut uzmanlik dallariyla ilgili hastalarin kabul edildigi hâstanelerdir. Özel dal hastaneleri ise, belirli bir yas veya türde hastalarin kabul edildigi hastanelerdir. Sözgelisi, çocuk hastaneleri ve dogumevleri bu gruba girmektedir. Bu ayirima bagli, olarak yapilan baska bir ayirim da, egitim hastaneleri ile egitim vermeyen hastaneler seklindedir. Egitim hastaneleri, ögretim, egitim ve arastirma yapilan uzman ve ileri dal uzmanlari yetistirilen genel ve özel dal hastaneleridir. Burada sözü edilen egitim, hekimlere uzmanlik kazandirmayi amaçlayan egilimdir. Pek çok hastanede yardimci tip personeli ve ögrenci hemsirelere verilen klinik egitim, bu hastanelerin egitim hastaneleri olarak siniflandirilmasi için yeterli olmamaktadir.Diger bir siniflandirmada ise ”hastalarin hastanede kalis süreleri” esas alinmaktadir. Buna göre hastanelar kisa süreli hastaneler ve uzun süreli hastaneler olarak ikiye ayrilmaktâdir. Kisa, süreli hastaneler hastalarinin %50’den fazlasinin 30 günden az hastanede kaldigi, hastanelerdir. Türkiye’deki Devlet Hastaneleri bir gruba örnek olarak gösterilebilir. Uzun süreli hastaneler ise, hastalarinin yaridan fazlasinin bir aydan daha fazla hastanede kaldigi hastanelerdir. Sözgelisi, psikiyatri hastaneleri ve tüberküloz hastaneleri bu gruba girmektedir.

Finansal kaynaklarin türüne diger bir deyisle mülkiyet esasina göre siniflandirma baska bir siniflandirma türüdür. Burada hastanelerin, mülkiyetinin hangi kurum ve kuruluslara ait oldugunu veya kurum ve kuruluslarin niteligine göre siniflandirma yapilmaktadir. Bu esastan hareket edildiginde Türkiye’deki hastaneler SSYB’na, SSK’ya, IDT’ne, Tip Fakültelerine, Belediyelere yabancilara, azinliklara derneklere, SSYB disindaki Bakanliklara ve özel kesime ait hataneler olarak siniflandirilabilmektedir. Hastanenin mülkiyetine sahip kurum veya kuriilus , genellikle hastaneyi yönetme ve kontrol yetkisine de sahiptir. Bu nedenle ”mülkiyet’‘,ve ”yönetim ve kontrol” esaslarina göre yapilan siniflandirmalar çogunlukla ayni siniflandirma olmaktadir. Fakat, ABD’de kar amaci gütmeyen hastanelerde oldugu gibi yönetimle mülkiyet ayrilabilmektedir. Hastanelerin mülkiyet esasina göre siniflandirilmalari hastane organizasyonu açisindan önem tasimaktadir. Çünkü mülkiyete sahip kurum veya kuruluslar, yönetim ve kontrol yetkilerine de sahip olduklari takdirde, hastanenin üst kademe yönetim organlari olarak organizasyon içinde yer olmaktadirlar.

Orgonizasyon açisindan diger bir önemli siniflandirma da; hastanelerin büyüklüklerine (yatak kapasitelerine) göre siniflandirilmasidir. Çünnkü hastane büyüdükçe bazi yeni hizmet birimlerine ihtiyaç duyulacagi gibi diger bazi birimler de yeterli büyüklüge ulasacaklarindan organizasyonlarinda degisiklikler olacak; böytece hastane içindeki idari kademelerin ve pozisyonlarin sayisinda artislar olabilecektir. Büyüklüklerine göre hastaneler 25, 50, 100, 200, 400, 600, 800 ve üstü yatak kopasiteli hastaneler olarak siniflandirilmaktadir.

Hastaneler tanimlanirken zorunlu olarak islevlerden söz edilmistir. Günümüzde bu islevler genellikle, ”hasta ve yaralilarin tadavisi”, ”egitim” ”arastirma ve gelistirme” ile ”toplumun saglik seviyesinin yükseltilmesine katkida bulunma (koruyucu saglik hizmetleri)” olarak siniflandirilmaktadir.

HASTA VE YARALILARIN TEDAVISI OLARAK HASTANE KURUMUNUN EVRIMI

Hasta olma hali insanda psikolojik ve/veya firyolojik açidan bagimlilik yaratmaktadir. Bu nedenle hekim tarafindan yalnizca hastaligin teshisi ve tedavisi için de tibbi rejimin belirlenmesi yeterli olmamaktadir. Hastanin korunup gözlenmeye, kisacasi çesitli türde ilgiye ve bakima ihtiyaci bulunmaktadir. Dolayisiyla, hastalarin tedavisi ekip halinde çalismayi gerekli kilmistir. Hasta tedavi etmek amaciyla bir araya gelen bu ekip dünyanin ilk biçimsel organizasyonlarindan biridir ve günümüz hastanesinin baslangicini olusturmaktadir.Ilk hastanelerin nerede, ne zaman kuruldugu kesin olarak bilinmemektedir. Eskl Yunanistan’da Titanus’da M.Ö. 1134 Yilinda Easculapius adli hir mabedde hastalarin tedavi edilmekte oldugu bilinmektedir. Sonraki yillarda bu tür mabedler tüm Eski Yunanistan’da ve Roma’ya yayilmistir. Ayni yillarda Çin’de hüküm süren Çu Sülalesi döneminde birçok hastane yaptirilmistir. Eski Misir’da da hastanelerin bulundugu ve bunlara Kopth ad verildigi bilinmektedir. M.Ö. 437 yillarinda BUDDHA ve oglu UPATISO tarafindan Seylan adasinda birçok hastane yaptirilmistir.

Günümüz modern hastanesinin öncüleri olan bu kuruluslar, dini inançlarla, tanrilara adanarak insa ettirilmistir. Buralarda genellikle yoksul, korunmasiz ve yasli kisiler tedavi edilip, barindirilirdi. Çagin yasayisina uygun olarak kullanilan tedavi usulleri de dini inançlarin etkisinde idi. Tedavi hizmetleri ile sihirbaz, efsuncu; ,üfürükçü adi verilen kişiler ve ayni zamanda dinadami olan hekimler ugraşmışlardır.

 Tibbin Laiklesmesi

Tedavi hizmetlerinin bu niteligi Hiristiyanlikdan sonra, Islamiyetin yayildigi tarihlere kadar sürmüstür. Ilk kez Islamiyeti kabul eden toplumlarda tedavi hizmetleri laiklesmis, din adamlari tedavi isleriyle ugrasmamislardir. Böylece tibbin bagimsiz,bir meslek haline gelmesinde çok önemli bir adim atilmistir. Bati’da ise, tibbin laiklesmesi ancak Arab tibbinin Avrupa’ya nüfuz ettigi yillar olan Orta Çagin ortalarinda gerçeklesebilmistir. Fakat, bu laiklesme hareketi, tedavinin büyüden ve hurafeden tamamiyle kurtarilmis oldugu anlamina da gelmemektedir. Uzun yillar, Osmnnlilarda oldugu gibi, hekimlikle müneccimlik birlikte yürütülmüstür .

Tedavide kulanilan araçlarin ve usullerin her türlü hurafeden ve din disi bos inançtan kurtârilmasi için Rönesans sonrasinda Aydinlanma Çagini beklemek gerekmistir. Bu dönemde, tip dahil pek çok bilim dalinda sayisiz buluslar, yapilmis, teoriler gelistirilmis, insanlarin dünyaya bakis tarzlarinda köklü degisiklikler olmustur . Cerrahi ile hekimlik arasindaki ayirima son verilmesi, bazi laboratuvar testlerinin gelistirilmesi, röntgenin teshis islemlerinde kullanilmaya baslamasi, antiseptik olarak karbolik asitin kullanilmasi ve ameliyatlarda anestezik olarak eterden yararlanilmasi, bu dönemin tibla ilgili önemli gelismeleridir. Tifo, lepra, kolera, difteri, veba gibi önemli hastaliklarin ilk kez tanimlânmasi ve PASTEUR’ün pasterizasyon olayini bulmasindan sonra art arda kuduz, difteri, tifo, kölera ve veba asilarinin bulunmasi yine bu dönemin önernli buluslarindandir .

Bu gelismeler sayesinde hastanelerde yapilan ameliyat sayisinda büyük artislar olmus, enfeksiyondan kaynaklanan ölüm oranlari düsmüstür. Böylelikte, yüzyillardir, yalnizca yoksul, korunmasiz ve yasli hastalarin tedavi edildikleri veya bulasici hastaliklara yakalanmis olanlarin ve akil hastalarinin tecrit edildikteri yerler durumunda olan hastaneler, toplumun diger kesimlerinden insanlarin da basvurduklari tedavi merkezleri durumuna gelmeye baslamistir. Avrupa’da 18. ve 18. yüzyillarda ortaya çikan hizli endüstrilesme ve kentlesme hareketleri de bu süreçte etkili olmustur.

18. ve 19. yüzyillarin hastaneler açisindan diger bir önemi, bilim ve meslek olarak hekimligin artik hastanelerde gelistirilmeye baslanmis olmasidir. Daha önceki çaglarda, yalnizca kütüphanelerde yapilan çalismalarla gelistirilmeye çalisilan hekimlik, bu yüzyillarda hastanalerde gelistirilmeye baslanilmistir. Çünkü hastanelerde hasta sayisi giderek artmis, klinik gözlem ve otopsi için daha önce bulunamayan vakalara sahip olma olanagi dogmustur. Böylece hastaneler, malzemesi bol laboratuvarlar haline gelmistir. Bu gelismeler sonucunda tibdâ ”hastane tibbi” olarak adlandirilan bir dönem baslamistir.

Teshis ve tedavi usullerinin gelismesini saglayan yenilikler 20. yüzyilda daha büyük bir hizla devam etmistir. Elektrokardigoyrafinin elektroensefalografinin, ultrasonografinin; termografinin, endoskopinin, radyoskopinin, scintigrafinin, kompütürlestirilmis eksensel tomografinin, biostereometriksin, gammografinin, emiscannerin, sulfa ilaçlari ve penisilinin ve benzeri diger antibiyotiklerin bulunusu kemoterapide saglanan gelismeler, organ nakilleri ve yapay organ nakilleri yüzyilimizin söze deger yenilikleridir.

HEMSIRELIK HIZMETLERI

Bilim ve meslek olarak hekimlikte görülen bu gelismelerin yani sira; tedavi hizmetlerinin önemli bir unsuru olan hemsirelik bakiminda da modernlesme hareketleri 19. yüzyilda baslamistir. Hemsirelik hizmetleri, ilk çaglarda kabile baskanlari, sihirbazlar ya da din adamlari tarafindan yürütülmüstür. Hiristiyanliktan sonra ise, rahiplere gönüllü olarak yardim eden kadinlar, genellikle 45’ini asmis dullar tarafindan yürütülmüstür. Islâmiyeti benimsemis toptumlarda hemsirelik hizmetleri dini inanislâr nedeniyle büyük ölçüde erkekler tarafindan yürütülmüstür. Hemsirelik hizmetinin verilmesinde çok uzun bir süre hiçbir formel egitim alinmadan, yalnizca hekimlerin direktiflerine uyulmustur.Hemsirelik bakimi, konusunda ilk egitim 1633’de Paris’te verilmistir. Rahibelere kurs verilmesi seklindeki bu egitime benzer girisimler 1809 yillarinda ABD’de de gerçeklestirilmistir. Ilk hemsirelik okulu ise 1838’de Almanya’da Theodor FLIEDNER tarafindan kurulmustur. Florance NIGHTINGALE bu okuldan yetismistir. Sonraki yillarda Avrupa ve ABD’de birçok hemsirelik okulu açilmistir. Fakat hemsireligin rahiplikte ve rahibelikte bir statü durumundan çikarilarak meslek haline gelmesi Florance NIGTHTINGALE’nin katkilari ile gerçeklesmistir. Bu nedenle, Florance NIGTHTINGALE modern hemsireligin kurucusu olarak kabul edilmektedir.

Hemsirelik egitimi ve uygulamalari uzun yillar yalnizca hastanin fiziksel bakimina yönelik olarak sürdürülmüs, hastadan ziyade hastaliga önem verilmistir. Ülkemizde hala yaygin olan bu anlayis, Bati hastanelerinde yerini hastaliga degil, bir insan olarak hastanin kendisini esas alan yaklasima birakmistir. Hastayi fiziksel, ruhsal ve kültürel bir bütün olarak ele alan bir anlayis, hemsirelik egitimi ve uygulamasinda disiplinlerarasi yaklasimizorunlu kilmistir. Bu nedenle hemsirelik egitiminde hastanin fiziksel bakimiyla ilgili bilgilerin yani sira anotomi, fizyoloji. Psikoloji, sosyoloji… gibi alanlarda da temel bilgiler verilmeye baslanmistir. Öte yandan, tibdaki kliniklesmeye paralel olarak hemsirelikte de pediatri hemsireligi, psikiyatri hemsireligi gibi kliniklesme ortaya çikmistir. Bu gelismelerin sonucu olarak hemsirelik hizmetlerinin etkililigi artmis, hemsirelerin tedavi ekibi içlndeki rolleri giderek güçlenmistir.

Tedavi Ekiplerinin (Mediks) olusması

Hastanelerdeki tedavi hizmetlerinin yürütülmesiyle ilgili önmeli bir gelisme de, hemsire ile hekim arasinda yer alan ve uzman hemsire, hekim yardimcisi, saglik asistani ve mediks olarak adlandirilan hemsirelerin tedavi ekibine dahil olmalaridir. Mediksler, hastanin anemnezini alabilen, fizik muayenesini yapabilen, gerekli labaratuvar testlerini yaptiran, elde edilen dulgulari belirli bir düzen içinde hekimin tetkikine sunan, daha önceden belirlenip tanimlanmis vakalarin tedavisini ve koruyucu bakimini yapabilen, hekimin direktiflerine göre terâpötik tedbirleri uygulayabilen, özellikle kronik vakalarda hastadaki gelismeleri gözleyen ve verilen hizmetin kayitlarini eksiksiz olarak tutan saglik personelidir. Cografi daglimi itibariyle hekim yetersizligini gidermek ve hekimlerin etkinliklerini artirmak amaciyla hekim yardimcisi olarak yetistirilen bu saglik personeli, tedavi ekibindeki elemân sayisinin, giderek artmasinin 1960 sonrasindaki yehi bir örnegidir.

Tedavi hizmetleriyle ilgili bu gelismeler sonucu hastanelerde bulunan personel ve donanim varlikli kisilerin bile kendi olanaklariyla temin edemiyecekleri bir duruma gelmistir. Böylece hastaneler, toplumun her kesiminden hastalarin zorunlu otarak basvurduklari kurumlar olmustur. Tadavi hizmetlerinin merkezi sekilde yürütülmesi, hekimlerin hastalarina gidip gelme sirasinda ulasimda harcadiktari zaman kaybinin önlenmesi; hekimlerin tibbin mevcut teknolojik arâçlarindan daha genis ölçüde yararlanabilmeleri ve diger hekimlerle daha siki isbirligine gidebilmeleri, tedaviye iliskin tedbirlerin standartlara uygun ve sistamatik biçimde yürütülüp, denetlenebilmeleri, hastanelerin tedavi merkezleri heline gelmesinde rolü olan diger etmenlerdir.

 EGİTİM

Hastaneler ayni zamanda birer egitim kurumudur. Hastanelerde verilen ya da hastanelerden beklenen egitim hizmetleri, hastalarin ve yakinlarinin egitimi,ögrencilerin egitimi, hastane personelinin hizmet-içi egitimi ile saglik konularinda, kamuoyunun egitimi olarak siralanabilir.Hastanelerin kurulusunda esas amaç, hasta ve yaralilarin tedavisidir. Bu esas amaca ulasilabilmesi için tedavi hizmetlerinin hasta ve yakinlarinin egitimi ile bütünlestirilmesi gerekmektedir. Çünkü hastaneye yatan hastalrin önemli bir kismi kronik hastaliklardan sikayetçidir ve hastanede hastaligin akut , safhasi tedavi edilmektedir. Baska bir deyisle hasta taburcu olurken tamamiyle iyilesmemistir. Tedavisi bir ömür boyu sürecek, en azindan sagligi ile ilgili birtakim hususlara dikkat etmesi gerekecektir. Bu yüzden, hastanin klinik sonrasi dönemde tedavisi ve kontrollarinin nasil ve kimler tarafindan yapilacagi önem tasimaktadir. Ayrica klinik dönemde de egitim gören hastalarin daha kisa sürede iyilesip hastaneden taburcu olduklari gözlenmistir. Bu nedenlerle hastaya ve yakinlarina hataligin mahiyeti özellikleri ve tedavisi ile ilglii bilgiler verilmekte, bu konuda egitilmektedirler. Bu egitim, yalnizca hastanin tedavisi açisindan degil, ayni zamanda hastane masraflarinin uzaltilmasi ve toplumun saglik düzeyinin yükseltilmesi açisindan da önem tasimaktadir.

Hastanede verilen ikinci tür egitim, ögrencilerin egitimidir. Bu ögrenciler, tip ve hemsirelik ögrencileri ile yardimci tip personeli sinifina giren ögrencilerden alusmaktadir. Labaratuvar asistanligi, eczaci kalfaligi, hemsire yardimciligi gibi egitim süresi bir yil ya da daha kisa olan dallarda egitimin tamami, hekimlik, yüksek hemsirelik, diyetisyenlik gibi lisans egitimi gerektiren alanlarda da ögrencinln klinik egitimleri hastanelerde yapilmaktadir. Bugün birer meslek haline gelen hastane idareciligi ve biomedikal mühendisliginde de egitimin uygulamaya dönük kismi hastanelerde yapilmaktadir.Daha önce bahsedilmis olan ”tibda hastâne döneminin” baslangici, hastanelerdeki mesleki egitimin de baslangici sayilabilir. Bu tarihferden itibaren kurulan tip fakülteleri ve hemsirelik okullari, ögrencilerine klinik egitim verilebilmek amaciyla ya bir hastaneyle birlikte; ya da bir hastaneye bagli olarak kurulmustur. Böylece hekim ve hemsire olacak ögrencilerin okuldaki kuramsâl egitimlerinin yani sira, hastanede klinik gözlem ve uygulama yapabilme ve tecrübe kazanabilme olanagi saglanmistir. Anamnez alma fizik muayene, laboratuvar incelemeleri, hastayla iliski kurabilme, toplanan verileri yorumlama, problemin teshisi ve çözûmü, tibbi müdahalede bulunma ve tibbi araçlari kullanma olarak ifade edilen klinik ve teknik beceriler hastanede kazanilmaktadir.

Personelin hizmet-içi egitimi hastanede verilen bir baska egitim türüdür. Tibdaki ve tibbi teknolojideki hizli gelismeler ile hekim ve hemsire açigi hastanelerdeki hizmet-içi egitim faaliyetlerine önem kazandirmistir. Hastaneye alinan yeni personelin ise alinmasini saglamak, mevcut personelin bilgilerini tazelemek, yeni bilgiler edinmelerini saglamak ve becerilerini gelistirmek için yapilan hizmet-içi egitim, hekimlikte sürekli tip egitimi olarak adlandirilmaktadir. ABD gibi gelismis ülkelerde, hekimlerin sürekli tip egitimlerine yardimci olunmak üzere ”tip egitimi komiteleri” olusturulmustur. Yine bu amaçta hastane kütüphanelerinin kitap, dergi, video-teyp bandlari ve slaydlar bakimindan zenginlestirilmesine, periyodik olarak seminerler ve konferanslar düzenlenmesine özen gösterilmektedir. Sürekli tip egitimi, ulusal düzeyde tip egitimi politikasinin bir konusu olmakla birlikte, hekimlere gerekli kolayliklarin ve olanaklarin saglanmasi açisindan, hastane içinde yâpilabilecek birtakim faaliyetler de bulunmaktadir.

Hizmet-içi egitimin önem tasidigi diger bir saglik personeli de hemşirelerdir. Hastane personelinin önemli bir kismini, yaklasik üçte birini hemsireler olusturmaktadir. Hem eski bilgilerini tazeleyebilmeleri, hem de hasta bakiminda ve tedavi usullerinde ortaya çikan yenilikleri ögrenebilmeleri için hemsirelerin iyi programlanmis bir hirmet-içi egitimleri gelistimeleri zorunludur. Hemsire personeli içinde hemsire yordimcilari ve hastabakicilar için ”hizmet-içi egitim”, görebilecekleri yegane egitim oldugundan ayrica önem tasimaktadir. Bu nedenlerden hareketle, hemsireler belirli araliklarla kurslar, seminerler ve konferanslar seklinde düzenlenen hizmet-içi egitim programina alinmaktadirlar.

Hizmet-içi egitimde giderek önem kazanan diger bir konu hastane eczacilarinin egitimidir. Eczacinin hastanede yalnizca hap sayan ve gelen-giden ilaçlarin kayitlarini tutan kisiler durumundan çikartilarak, hastanin ilaç anemnezini alan, ilaç profilini çikaran, hekim ve hemsirelere ilaçlarin dozlari, bilesimleri, yan etkileri, reaksiyon meydana getirme durumlari hakkinda bilgi veren klinikler haline getirilmesi için hizmet-içi egitim verilmektedir. Bu egitimde, eczacilarin tedavi ekibinde fonksiyonel hale getirilerek büyük miktarlara ulasan ilaç sarfiyatinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadir.

Yukarida sözü edilen bu üç tür egitim disinda hastanelerden beklenen diger bir egitiim hizmeti de toplum sagligi ile igili konularda kamuoyunun egitimidir. Bu tür bir egitimden amaçlanan ve topluma verilmek istenen hususlar sunlardir. Hastanede verilen hizmetler konusunda komuoyunun bilgilendirilmesi, insanlarin periyodik saglik kontrolü yaptirmalari ve bu kontrollarda hastaneyi kullanmalari konusunda tesvik edilmeleri, hastaneden korkan insanlara bu korkularini yenmelerine yardimci olunmasi, devlete ait hastanelerde politik etkilerin ve müdahalelerin azaltilmasi, hastane standartlarinin neler oldugu bu standartlarin neden ve nasil gelistirildiginin kamu, oyuna açiklanmasi. Bu amaçlarla yürütülecek egitim faailyetlerinin basariya ulasabilmesi için, diger hastanelerle çesitli kamu kuruluslariyla, mesleki örgütlerle, gönüllülerle ve hastaneden sifa bularak taburcu olmus hastalarla isbirligi yapilmasi, onlarin desteginin saglanmasi gerekmektedir.

 Arastirma ve Gelistirme Faaliyetleri

Hastanelerdeki arastirma ve gelistirme faaliyetleri biri tibbi, digeri idari olmak üzere iki türlüdür. Tibbi arastirma faaliyetleri de klinik arastima ve geçmise dönük (retrospective) arastirma olmak üzere ikiye ayrilmaktadir. Klinik araştırma, hasta ya da deney hayvanları üzerinde yapılan araştırmadır. Geçmişe dönük araştırma ise, hasta dosyalarına dayanılarak yapılan araştırmadır.

İdari araştırma, hastanedeki işletmecilik sorunlarının saptanıp, çözümüne yönelik arastirmadir. Bati’da, özellikle ABD’de hastane endüstrisi büyük endüstriler arasinda yer aldigindan, hastanelerde idari arastirmalara çok önem verilmektedir. Hastanenin verimliligini ve etkinligini artirmaya yönelik bu arastirmalar, ya hastane içinden bir ekibe, ya da hastane disindan bir uzmanlar grubuna yaptiritmaktadir.

Toplumun Sağlık Seviyesinin Yükseltilmesine Katkıda Bulunma (Koruyucu Tip Hizmetleri)

Hastaneler yukarida sözü edilen işlevleri yürütürlerken dolaylı olarak toplumun sağlık seviyesini de yükseltmektedirler. Tedavi edici tip alanina giren bu faaliyetlerden baska, artik günümüzde hastanelerin koruyucu tip alaninda da hizmet vermeleri beklenmektedir. Kanser gibi, alkolizm veya trafik kazalari gibi, toplum sagligini tehdit eden hastaliklar veya tehditlerle mücadelede hastanelerin kendi baslarina yapabilecekleri oldukça kisitlidir. Fakat diger hastanelerle ve kamu kuruluslariyla birlikte yürütülecek egitim programlari, asi kampanyalari, röntgen taramalari bu amaçla gerçeklestirilebilecek faaliyetler arasindadir. Hastanelere basvurfan hastalarda diger bazi tetkiklerin yapilacak muhtemel hastaliklarin teshisi için alinacak tedbirler de koruyucu tip hizmetleri arasinda mütalaa edilmektedir.

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar