Dolar : Alış : 7.4952 / Satış : 7.5087
Euro : Alış : 9.0457 / Satış : 9.0620
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya3°CSoğuk

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11091 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

İstanbul’da Deprem olacak, şiddeti ayarlanıyor

23 Haziran 2016 - 1 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»İstanbul’da Deprem olacak, şiddeti ayarlanıyor
İstanbul’da Deprem olacak, şiddeti ayarlanıyor

İstanbul’da Deprem olacak, şiddeti ayarlanıyor

BİLİM DÜNYASI  ANLAŞTIĞINDA DEPREM  GERÇEKLEŞECEK

DEPREM NEDİR ?

Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayına “DEPREM” denir.

Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacağını ve üzerinde bulunan tüm yapılarında hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır.

Depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını, ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diğer konuları inceleyen bilim dalına “SİSMOLOJİ” denir.

DEPREMİN OLUŞ NEDENLERİ VE TÜRLERİ:

Dünyanın iç yapısı konusunda, jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık 70-100 km.kalınlığında oluşmuş bir taşküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve okyanuslar bu taşkürede yer alır.Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuşağa Manto adı verilir. Manto’nun altındaki çekirdegin Nikel-Demir karışımından oluştuğu kabul edilmektedir.Yerin, yüzeyden derine gidildikçe ısının arttığı bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının yerin çekirdeğinde yayılamadığı olgusundan giderek çekirdeğin sıvı bir ortam olması gerektiği sonucuna varılmaktadır.

Manto genelde katı olmakla beraber yüzeyden derine inildikçe içinde yerel sıvı ortamları bulundurmaktadır.

Taşküre’nin altında Astenosfer denilen yumuşak Üst Manto bulunmaktadır.Burada oluşan kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları nedeni ile, taş kabuk parçalanmakta ve birçok “Levha”lara bölünmektedir. Üst Manto’da oluşan konveksiyon akımları, radyoaktivite nedeni ile oluşan yüksek ısıya bağlanmaktadır. Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe taşyuvarda gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla levhaların oluşmasına neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayıda küçük levhalar vardır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların hissedemeyeceği bir hızla hareket etmektedirler.

Konveksiyon akımlarının yükseldiği yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta ve buradan çıkan sıcak magmada okyanus ortası sırtlarını oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aşağıya Manto’ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını oluşturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu ardışıklı olay tatkürenin altında devam edip gitmektedir.

İşte yerkabuğunu oluşturan levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları, birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları dünyada depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada olan depremlerin hemen büyük çoğunluğu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında dar kuşaklar üzerinde olusmaktadır.

Yukarıda, yerkabuğunu oluşturan “Levha”ların, Astenosferdeki konveksiyon akımları nedeniyle hareket halinde olduklarını ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden açıldıklarını ve bu olayların meydana geldiği zonların da deprem bölgelerini oluşturduğunu söylemistik.

Birbirlerini iten ya da diğerinin altına giren iki levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir.

İtilmekte olan bir levha ile bir diğer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket çok kısa bir zaman biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar.Bu dalgalar geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş yönünden uzaklaştıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve FAY adı verilen arazi kırıkları oluşabilir. Bu kırıklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey tabakaları ile gizlenmiş olabilir. Bazen de eski bir depremden oluşmuş ve yerüzüne kadar çıkmış, ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden oynayabilir.

Depremlerinin olusumunun bu sekilde ve “Elastik Geri Sekme Kuramı” adı altında anlatımı 1911 yılında Amerikalı Reid tarafından yapılmıştır ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanmıştır.

Bu kurama göre, herhangibir noktada, zamana bağımlı olarak, yavaş yavaş oluşan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı enerji, kritik bir değere eriştiğinde, fay düzlemi boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır. Bu olay ani yer değiştirme hareketidir. Bu ani yer değiştirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açığa çıkması, boşalması, diğer bir deyişle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır.

Aslında kayaların, önceden bir birim yerdeğiştirme birikimine uğramadan kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuğunda, üst mantoda oluşan konveksiyon akımları oluşturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır. İşte bu kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da tamamı giderilmiş olmaktadır.

Çoğunlukla bu deprem olayı esnasında oluşan faylarda, elastik geri sekmeler (atım), fayın her iki tarafında ve ters yönde oluşmaktadırlar.

FAYLAR genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara “Doğrultu Atımlı Fay”denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı blokun birbirlerine göreli olarak sağa veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sağ veya sol yönlü doğrultulu atımlı faya bir örnektir.

Düsey hareketlerle meydana gelen faylara da “Egim Atımlı Fay”denir. Fayların çoğunda hem yatay, hem de düsey hareket bulunabilir.

DEPREM TÜRLERİ :

Depremler oluş nedenlerine göre degişik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarıda anlatılan biçimde oluşmakla birlikte az miktarda da olsa baska doğal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadır. Yukarıda anlatılan levhaların hareketi sonucu olan depremler genellikle “TEKTONİK” depremler olarak nitelenir ve bu depremler çoğunlukla levhalar sınırlarında olusurlar.Yeryüzünde olan depremlerin %90’ı bu gruba girer. Türkiye’de olan depremler de büyük çoğunlukla tektonik depremlerdir. İkinci tip depremler “VOLKANİK” depremlerdir. Bunlar volkanların püskürmesi sonucu oluşurlar.Yerin derinliklerinde ergimiş maddenin yeryüzüne çıkışı sırasındaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda oluşan gazların yapmış oldukları patlamalarla bu tür depremlerin maydana geldiği bilinmektedir. Bunlar da yanardağlarla ilgili olduklarından yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar. Japonya ve İtalya’da olusan depremlerin bir kısmı bu gruba girmektedir. Türkiye’de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler olmamaktadır.

Bir başka tip depremler de “ÇÖKÜNTÜ” depremlerdir. Bunlar yer altındaki boşlukların (mağara), kömür ocaklarında galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu oluşan boşlukları tavan blokunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düşen meteorların da küçük sarsıntılara neden olduğu bilinmektedir.

Odağı deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde kıyılara kadar oluşan ve bazen kıyılarda büyük hasarlara neden olan dalgalar oluşur ki bunlara (Tsunami) denir. Deniz depremlerinin çok görüldüğü Japonya’da Tsunami’den 1896 yılında 30.000 kisi ölmüştür.

DEPREM PARAMETRELERİ :

Herhangibir deprem oluştuğunda, bu depremim tariflenmesi ve anlaşılabilmesi için “DEPREM PARAMETRELERİ” olarak tanımlanan bazı kavramlardan söz edilmektedir. Aşağıda kısaca bu parametrelerin açıklaması yapılacaktır. 

  • ŞİDDET : 

Herhangibir derinlikte olan depremin, yeryüzünde hissedildiği bir noktadaki etkisinin ölçüsü olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir deyişle depremin şiddeti, onun yapılar, doğa ve insanlar üzerindeki etkilerinin bir ölçüsüdür. Bu etki, depremin büyüklüğü, odak derinliği, uzaklığı yapıların depreme karşı gösterdiği dayanıklılık dahi değişik olabilmektedir. Şiddet depremin kaynağındaki büyüklüğü hakkında doğru bilgi vermemekle beraber, deprem dolayısıyla oluşan hasarı yukarıda belirtilen etkenlere bağlı olarak yansıtır.

Depremin şiddeti, depremlerin gözlenen etkileri sonucunda ve uzun yılların vermiş olduğu deneyimlere dayanılarak hazırlanmış olan “Şiddet Cetvelleri”ne göre değerlendirilmektedir. Diğer bir deyişle “Deprem Şiddet Cetvelleri” depremin etkisinde kalan canlı ve cansız herşeyin depreme gösterdiği tepkiyi değerlendirmektedir. Önceden hazırlanmış olan bu cetveller, her şiddet derecesindeki depremlerin insanlar, yapılar ve arazi üzerinde meydana getireceği etkileri belirlemektedir.

Bir deprem oluştuğunda, bu depremin herhangibir noktadaki şiddetini belirlemek için, o bölgede meydana gelen etkiler gözlenir. Bu izlenimler Şiddet Cetveli’nde hangi şiddet derecesi tanımına uygunsa, depremin şiddeti, o şiddet derecesi olarak değerlendirilir. Örneğin; depremin neden olduğu etkiler, şiddet cetvelinde VIII şiddet olarak tanımlanan bulguları içeriyorsa, o deprem VIII şiddetinde bir deprem olarak tariflenir. Deprem Şiddet Cetvellerinde, şiddetler romen rakamıyla gösterilmektedir. Bugün kullanılan batlıca şiddet cetvelleri değiştirilmiş “Mercalli Cetveli (MM)” ve “Medvedev-Sponheur-Karnik (MSK)” şiddet cetvelidir. Her iki cetvelde de XII şiddet derecesini kapsamaktadır. Bu cetvellere göre,şiddeti V ve daha küçük olan depremler genellikle yapılarda hasar meydana getirmezler ve insanların depremi hissetme şekillerine göre değerlendirilirler.

VI-XII arasındaki şiddetler ise, depremlerin yapılarda meydana getirdiği hasar ve arazide oluşturduğu kırılma, yarılma, heyelan gibi bulgulara dayanılarak değerlendirilmektedir. 

DEPREM ŞİDDET CETVELİ : 

Şiddet cetvellerinin açıklamasına geçmeden önce, burada kullanılacak terimlerin belirtilmesine çalışılacaktır. Özel bir şekilde depreme dayanıklı olarak projelendirilmemiş yapılar üç tipe ayrılmaktadır:

A Tipi : Kırsal konutlar, kerpiç yapılar, kireç ya da çamur harçlı moloz taş yapılar.

B Tipi : Tuğla yapılar, yarım kagir yapılar, kesme taş yapılar, beton biriket ve hafif prefabrike yapılar.

C Tipi : Betonarme yapılar, iyi yapılmış ahşap yapılar.

Siddet derecelerinin açıklanmasında kullanılan az, çok ve pekçok deyimleri ortalama bir değer olarak sırasıyla, %5, %50 ve %75 oranlarını belirlemektedir.

Yapılardaki hasar ise beş gruba ayrılmıştır :

Hafif Hasar : İnce sıva çatlaklarının meydana gelmesi ve küçük sıva parçalarının dökülmesiyle tanımlanır.

Orta Hasar : Duvarlarda küçük çatlakların meydana gelmesi, oldukça büyük sıva parçalarının dökülmesi, kiremitlerin kayması, bacalarda çatlakların oluşması ve bazı baca parçalarının aşağıya düşmesiyle tanımlanır.

Ağır Hasar : Duvarlarda büyük çatlakların meydana gelmesi ve bacaların yıkılmasıyla tanımlanır.

Yıkıntı : Duvarların yarılması, binaların bazı kısımlarının yıkılması ve derzlerle ayrılmış kısımlarının bağlantısını kaybetmesiyle tanımlanır.

Fazla Yıkıntı : Yapıların tüm olarak yıkılmasıyla tanımlanır.

Şiddet çizelgelerinin açıklanmasında her şiddet derecesi üç bölüme ayrılmıştır.

Bunlardan;

a) Bölümünde depremin kişi ve çevre,

b) Bölümünde depremin her tipteki yapılar,

c) Bölümünde de depremin arazi üzerindeki etkileri belirtilmistir.

  • MSK Siddet Cetveli : 
  • I- Duyulmayan
    (a) : Titreşimler insanlar tarafından hissedilmeyip, yalnız sismograflarca kaydedilirler.
     
    II- Çok Hafif
    (a) : Sarsıntılar yapıların en üst katlarında ,dinlenme bulunan az kişi tarafından hissedilir.
     
    III- Hafif
    (a) : Deprem ev içerisinde az kişi, dışarıda ise sadece uygun şartlar altındaki kişiler tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen hafif bir kamyonetin meydana getirdiği sallantı gibidir. Dikkatli kişiler, üst katlarda daha belirli olan asılmış eşyalardaki hafif sallantıyı izleyebilirler.
     
    IV- Orta Şiddetli
    (a) : Deprem ev içerisinde çok, dışarıda ise az kişi tarafından hissedilir. Sarsıntı, yoldan geçen ağır yüklü bir kamyonun oluşturduğu sallantı gibidir. Kapı, pencere ve mutfak eşyaları v.s. titrer, asılı eşyalar biraz sallanır. Ağzı açık kaplarda olan sıvılar biraz dökülür. Araç içerisindeki kişiler sallantıyı hissetmezler.
     
    V- Şiddetli
    (a) : Deprem, yapı içerisinde herkes, dışarıda ise çok kişi tarafından hissedilir. Uyumakta olan çok kişi uyanır, az sayıda dışarı kaçan olur. Hayvanlar huysuzlanmaya başlar. Yapılar baştan aşağıya titrerler, asılmış eşyalar ve duvarlara asılmış resimler önemli derecede sarsılır. Sarkaçlı saatler durur. Az miktarda sabit olmayan eşyalar yerlerini değistirebilirler ya da devrilebilirler. Açık kapı ve pencereler şiddetle itilip kapanırlar, iyi kilitlenmemiş kapalı kapılar açılabilir. İyice dolu, ağzı açık kaplardaki sıvılar dökülür. Sarsıntı yapı içerisine ağır bir eşyanın düşmesi gibi hissedilir.
    (b) : A tipi yapılarda hafif hasar olabilir.
    (c) : Bazen kaynak sularının debisi değişebilir.
     
    VI- Çok Şiddetli 
    (a) : Deprem ev içerisinde ve dışarıda hemen hemen herkes ratafından hissedilir. Ev içerisindeki birçok kişi korkar ve dışarı kaçarlar, bazı kişiler dengelerini kaybederler. Evcil hayvanlar ağıllarından dışarı kaçarlar. Bazı hallerde tabak, bardak v.s.gibi cam eşyalar kırılabilir, kitaplar raflardan aşağıya düşerler. Ağır mobilyalar yerlerini değiştirirler.
    (b) : A tipi çok ve B tipi az yapılarda hafif hasar ve A tipi az yapıda orta hasar görülür.
    (c) : Bazı durumlarda nemli zeminlerde 1 cm.genişliğinde çatlaklar olabilir. Dağlarda rastgele yer kaymaları, pınar sularında ve yeraltı su düzeylerinde değişiklikler görülebilir.
     
    VII- Hasar Yapıcı
    (a) : Herkes korkar ve dışarı kaçar, pek çok kişi oturdukları yerden kalkmakta güçlük çekerler. Sarsıntı, araç kullanan kişiler tarafından önemli olarak hissedilir.
    (b) : C tipi çok binada hafif hasar, B tipi çok binada orta hasar, A tipi çok binada ağır hasar, A tipi az binada yıkıntı görülür.
    (c) : Sular çalkalanır ve bulanır. Kaynak suyu debisi ve yeraltı su düzeyi değişebilir. Bazı durumlarda kaynak suları kesilir ya da kuru kaynaklar yeniden akmaya başlar. Bir kısım kum çakıl birikintilerinde kaymalar olur. Yollarda heyelan ve çatlama olabilir. Yeraltı boruları ek yerlerinden hasara uğrayabilir. Taş duvarlarda çatlak ve yarıklar oluşur.
     
    VIII- Yıkıcı 
    (a) : Korku ve panik meydana gelir. Araç kullanan kişiler rahatsız olur. Ağaç dalları kırılıp, düşer. En ağır mobilyalar bile hareket eder ya da yer değiştirerek devrilir. Asılı lambalar zarar görür.
    (b) : C tipi çok yapıda orta hasar, C tipi az yapıda ağır hasar, B tipi çok yapıda ağır hasar, A tipi çok yapıda yıkıntı görülür. Boruların ek yerleri kırılır. Abide ve heykeller hareket eder ya da burkulur. Mezar taşları devrilir. Taş duvarlar yıkılır.
    (c) : Dik şevli yol kenarlarında ve vadi içlerinde küçük yer kaymaları olabilir. Zeminde farklı genişliklerde cm.ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Göl suları bulanır, yeni kaynaklar meydana çıkabilir. Kuru kaynak sularının akıntıları ve yeraltı su düzeyleri değişir.
     
    IX- Çok Yıkıcı 
    (a) : Genel panik. Mobilyalarda önemli hasar olur. Hayvanlar rastgele öte beriye kaçışır ve bağrışırlar.
    (b) : C tipi çok yapıda ağır hasar, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda yıkıntı, B tipi az yapıda fazla yıkıntı ve A tipi çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Heykel ve sütunlar düşer. Bentlerde önemli hasarlar olur. Toprak altındaki borular kırılır. Demiryolu rayları eğrilip, bükülür yollar bozulur.
    (c) : Düzlük yerlerde çokça su, kum ve çamur tasmaları görülür. Zeminde 10 cm. genişliğine dek çatlaklar oluşur. Eğimli yerlerde ve nehir teraslarında bu çatlaklar 10 cm.den daha büyüktür. Bunların dışında, çok sayıda hafif çatlaklar görülür. Kaya düşmeleri, birçok yer kaymaları ve dağ kaymaları, sularda büyük dalgalanmalar meydana gelebilir. Kuru kayalar yeniden sulanır, sulu olanlar kurur. 
     
    X- Ağır Yıkıcı  
    (b) : C tipi çok yapıda yıkıntı, C tipi az yapıda yıkıntı, B tipi çok yapıda fazla yıkıntı, A tipi pek çok yapıda fazla yıkıntı görülür. Baraj, bent ve köprülerde önemli hasarlar olur. Tren yolu rayları eğrilir. Yeraltındaki borular kırılır ya da eğrilir. Asfalt ve parke yollarda kasisler olusur.
    (c) : Zeminde birkaç desimetre ölçüsünde çatlaklar oluşabilir. Bazen 1 m. genişliğinde çatlaklar da olabilir. Nehir teraslarında ve dik meyilli yerlerde büyük heyelanlar olur. Büyük kaya düşmeleri meydana gelir. Yeraltı su seviyesi değişir. Kanal, göl ve nehir suları karalar üzerine taşar. Yeni göller olusabilir.
     
    XI – Çok Ağır Yıkıcı  
    (b) : İyi yapılmış yapılarda, köprülerde, su bentleri, barajlar ve tren yolu raylarında tehlikeli hasarlar olur. Yol ve caddeler kullanılmaz hale gelir. Yeraltındaki borular kırılır.
    (c) : Yer, yatay ve düşey doğrultudaki hareketler nedeniyle geniş yarık ve çatlaklar tarafından önemli biçimde bozulur. Çok sayıda yer kayması ve kaya düşmesi meydana gelir. Kum ve çamur fışkırmaları görülür.
     
    XII- Yok Edici (Manzara Değişir) 
    (b) : Pratik olarak toprağın altında ve üstündeki tüm yapılar baştanbaşa yıkıntıya uğrar.
    (c) : Yer yüzeyi büsbütün değişir. Geniş ölçüde çatlak ve yarıklarda, yatay ve düşey hareketlerin yön miktarları izlenebilir. Kaya düşmeleri ve nehir versanlarındaki göçmeler çok geniş bir bölgeyi kaplarlar. Yeni göller ve çağlayanlar oluşur.

    Olası İstanbul depremi üzerine Kandilli Rasathanesi’nde yapılan araştırmayla ilgili Prof. Dr. Nurcan Meral Özel önceki gün açıklamalarda bulunmuş, Marmara’daki fayın segmentlerden oluştuğunu, bunun depremin düşük enerjili olmasını ve 7 büyüklüğünü aşmayacağını söylemişti. Meslektaşlarından bu açıklama için cevap geldi. Uzmanlar, 250 yıldır biriken enerjinin 7’den büyük deprem yaratacağını, açıklamanın da çalışma bitmeden sağlıklı ve etik olmadığını söylüyor.

    7.7’ de. 7’ yi aşacağı kesin.

    Bu da İstanbul’un felaketi olur

    meral

    Prof. Dr. Nurcan Meral Özel

    ist1

    okan

    Jeoloji Uzmanı Prof. Dr. Okan Tüysüz : Bu proje henüz bitmiş değil. Bitmemiş bir proje için açıklama yapmak hata. Bitirip verileri ortaya koyarlarsa bir eleştiride bulunmak mümkün. Şu an devam eden bir proje için konuşuluyor. Ki fayın boyu ne kadarsa oradan hesaplanır. Fay boyunda kısalma mı gördüler de böyle söylüyorlar bilemiyoruz. Fay parçalıdır dediler. 1999’dan sonraki çalışmalarda zaten bunu tespit etmiştik. Bu çalışma yeni bir şey söylemiyor. Ayrıca Tsunami 2 metre olur’ dediler. 1409’da surları aşmış bir Tsunamiden bahsediyoruz. Benzerinin olmayacağını nereden biliyorlar. Ki o zaman 2 metreyi de aşar. Le Suroit araştırmasından sonra 7.6 ölçüldü. 1912 depremi sonrası Tekirdağ açıklarına kadar fayın kırılmış olduğu belirlenmişti. Kısalmış olsa bile fay 7’yi aşacak.

    “BU SONUÇ SAĞLIKLI DEĞİL, AÇIKLAMA DA ETİK DEĞİL”

    gundogdu-

    Jeofizik Mühendisi Yrd. Doç. Dr. Oğuz Gündoğdu  : Depremler 250 yıllık periyotlarda devinim yaşar. 1766 depremini örnek aldıkları belli. 2016’dan hesap edersek 250 yıl eder. Örnek tamam ama sonuç yanlış. 250 yıllık bir enerji birikimi 7’den az bir deprem getirmez, 7’yi aşar. Kuzeydeki fayları segmentlere bölmüşler ve burada asıl beklediğimiz büyük deprem için bir şey diyememişler. Peki kırılmanın hangi segmentte olacağı veya duracağını nereden biliyorlar? Ardı ardına devam da edebilir. 7.5’ de olur 7.7’ de. 7’ yi aşacağı kesin. Bu da İstanbul’un felaketi olur. Sadece Adalar önü için konuşup 7’yi aşmaz demişler. Çalışmanın sağlıklı olmayan birçok yanı var. ‘Avcılar’da heyelanların kontrolü için çalışma yaptık’ dedi. Nurcan Hanım. (Prof. Dr. Nurcan Meral Özel) Ama Avcılar Belediyesi’nin de bizim de bilgimiz yok. Sonra Büyükşehir’den verileri aldıklarını söylemişler. Bu etik değil. Böyle bir açıklama yapılmamalıydı.

    “RASATHANE YENİ BİR ŞEY SÖYLEMİYOR”

    naci-gorur-

    Deniz Jeolojisi Uzmanı Prof. Dr. Naci Görür  : Çalışma yeni bir şey söylemiyor. % 99’u bilinenden farklı değil ama kesin olarak 7 büyüklüğünden fazla olmaz denmesi tartışılır. Bunu kesin olarak bilmek zor. Kaldı ki Orta Marmara çukurluğundan adalara kadar olan kesim deprem üretirse 7.2 en az. 7’yi aşar yani. Marmara Bölgesi tarihte 7 üstü depremler üretmiş. Bu açıklama rakamsal ifadeden çok İstanbul’da olası bir depremin ciddiyetinin altını çizmeliydi. Çünkü depremin tekerrür periyodunun sonlarına yaklaştık. 1766’dan bu yana 250 yıl geçti. Periyot doldu. Sadece Avcılar Beylikdüzü değil deprem, sahili içine alır. En fazla denize kıyısı olan yerler hisseder. İstanbul’da yapı stokunun % 60’ı kötü bu da 7 büyüklüğünde bir depremde bile büyük bir afet demek. İstanbul’da depremin ciddiyetinin farkında olmak lazım.

    HANGİ İLÇEDE KAÇ BÜYÜKLÜĞÜNDE OLACAK?

    Fransız Le Suroit Gemisi’nin deprem araştırmasında Prof. Xavier Le Pichon ilçelerde yaşanacak depremin büyüklüğünü şöyle açıklamıştı:

    -Kadıköy (Merkez üssüne uzaklığı 26 km): 6 büyüklüğünde

    -Eminönü (Merkez üssüne uzaklığı 16 km): 9 büyüklüğünde,

    -Fatih (Merkez üssüne uzaklığı 14-15 km): 9 büyüklüğünde,

    -Zeytinburnu (Merkez üssüne uzaklığı 12 km): 9 büyüklüğünde,

    -Bakırköy (Merkez üssüne uzaklığı 10 km): 9 bazı yerleri 10 büyüklüğünde,

    -Avcılar (Merkez üssüne uzaklığı 12 km): 9 büyüklüğünde,

    -Küçükçekmece (Merkez üssüne uzaklığı 14 km): 8 büyüklüğünde,

    -Büyükçekmece (Merkez üssüne uzaklığı 15.5 km): 8-9 büyüklüğünde,

    -Silivri ve Çatalca: 7 şiddetinde sarsılacak.

    LePichon-Xa

    Xavier Le Pichon

    Xavier Le Pichon (born 18 June 1937) is a French geophysicist.Among many other contributions, he is known for his comprehensive model of plate tectonics (1968). He is professor at the Collège de France, holder of the Chair of Geodynamics (1986–2008)

    Le Pichon holds a doctorate in physics. Professional career:

    1963: He began his scientific career as a scientific assistant at Columbia University, New York, United States.

    In 1969, he became head of the marine geology department of the oceanologic center of Brittany in Brest, France.

    In 1978, he became professor at Université P. et M. Curie (University of Paris VI).

    In 1984, he was head of the geology department at the École Normale Supérieure.

    In 1986, he became a professor at the Collège de France.

    Geçmişten Günümüze

    KOERI_old_logoOsmanlı İmparatorluğu’nda bilimsel astronomiyi medreseye ilk sokan Ali Kuşcu olmuştur. Ali Kuşcu, 1450 yılında Semerkand Rasathanesi’ni kurmuş olan Uluğ Bey’in öğrencisiydi. Semerkand Rasathanesi’nin müdürü olan Kadızade-i Rumi’nin ölümü üzerine gözlemevinin başına geçmiş, Zic-i Uluğ Bey’in (Uluğ Bey Zici) tamamlanmasına yardımcı olmuştur. Uluğ Bey’in öldürülmesinden sonra bir süre Tebriz’de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın yanında kalan Ali Kuşcu, hükümdar tarafından Osmanlılar ve Akkoyunlular arasında barışı sağlamak için elçi olarak Fatih Sultan Mehmed’e gönderilmiş ve Fatih Sultan Mehmed’den büyük ilgi görmüştür. Fatih Sultan Mehmed’in daveti üzerine ikinci kez ailesi ve çalışma arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’a gelmiş, kısa bir süre sonra da Fatih Sultan Mehmed kendisini Ayasofya medresesi müderrisliğine atamıştır. Fatih Külliyesi’nin ders programlarını Molla Hüsrev’le birlikte hazırlayarak astronomi ve matematik dersleri vermiştir. Ayrıca İstanbul’un enlem ve boylamını ölçmüş ve çeşitli güneş saatleri yapmıştır.

    1474’te ölümünden sonra uzun bir süre astronomi bilimiyle ilgilenen olmamış, astronomi sadece namaz vakitlerinin tespiti ve ezan saatinin ayarına uygulanmakla kalmıştır. Yani, gerçek astronomların yerini muvakkitler almıştır.

    Kopernik’in astronomi alanındaki devrimini (Kopernik “De Revolutionbus Orbium Coelestium-Gök Cisimlerinin Dolanımları Üzerine” adlı eserinde gökyüzü sisteminin merkezinin Güneş olduğunu açıklamıştı) geliştiren Tycho Brahé 1576’da Danimarka’da Uraniborg Rasathanesi’ni kurarken, uzun süredir bu alanda çalışmaların yapılmadığı Osmanlı İmparatorluğu’nda da neredeyse aynı tarihte (1577) III. Murad’ın izniyle Mısır Medresesi müderrislerinden Takiyüddin tarafından ilk rasathane kurulmuştur. 1521 Şam doğumlu olup 1571 yılında İstanbul’a gelen Takiyüddin, 1571 yılında Müneccimbaşılığa getirilmiştir. Takiyüddin daha önce Galata Kulesi’nde elverişsiz şartlarda yaptığı kişisel çalışmalarından sonra Tophane sırtlarında (“Frenk Galata Sarayı tarafından Firûze renkli bir yer…”), Fransız Elçiliği’ne komşu Pera tepesinde o yüzyılın neredeyse en önemli gözlemevlerinden birini kurdu. Bu alana daha önce hazırlamış olduğu aletleri için yapılan yerlerin yanı sıra basit bir merkez gözlemevi binası yapıldı. Gözlemevinin bir de kütüphanesi mevcuttu. Takiyüddin kendinden önce kullanılan aletleri küçülterek yapmanın yanı sıra yeni aletler de icat etmiş, Ay ve Güneş gözlemleriyle birlikte diğer gezegenlere ilişkin gözlemler de yapmıştır. Güneş ve mekanik saatler tasarlayan Takiyüddin, saati bir gözlem aracı olarak kullanmıştır. 11 Eylül 1577’den itibaren İstanbul’un gökyüzünde bir ay kadar görünen kuyruklu yıldız da Takiyüddin tarafından izlenmiş ve rasathanenin ilk bilimsel çalışmaları arasında yerini almıştır.

    Takiyüddin Padişaha bu olayın İran ordusuna karşı galibiyetinin habercisi olduğu yolunda kehanette bulunmuştur. 1578 yılında veba salgınında insanların ölümü üzerine Şeyhülislâm Ahmet Şemseddin Efendi’nin Sultana mektup yazarak verdiği fetva ile, rasathane 21 Ocak 1579 günü Kaptanı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından top ateşiyle yıkılmıştır. Ancak Takiyüddin ölümüne kadar kendi imkânlarıyla astronomi çalışmalarını sürdürmüştür.

    Observatoire Impérial Météorologique | “Rasathane-i Amire-i Alaimül-cev”

    Tanzimat’a kadar Osmanlı İmparatorluğu’nda medreselerde hâlâ ortaçağ astronomisi öğretiliyor ve eski ortaçağ kitaplarıyla yetiniliyordu. Mühendishane-i Berri’nin 1825’teki ve Harbiye Mektebi’nin 1845’teki reformlarından sonra özellikle 1838’de açılan rüştiyelerde ve 1869’da açılan idadilerde astronomi ciddiyetle okutulmaya başlanmış ve hatta astronomiye büyük önem veren Harbiye Mektebi’ne Avusturya’dan bir dürbün gelmiş, ancak Kırım Savaşı sırasındaki Harbiye Mektebi binasının yangınında bu dürbün tamamen tahrip olmuştur.

    Osmanlı döneminde ikinci rasathane astronomi rasathanesi olarak değil, meteoroloji merkezi olarak kurulmuştur. Bu merkezin kurulmasından önce, Tanzimat’tan (1839) başlayarak çeşitli tarihlerde, İstanbul, İzmir, Trabzon, Tekirdağ, Merzifon gibi şehirlerde gerek özel mahiyette gerek hükümet emrinde olmak üzere yabancılar tarafından birçok hava gözlemi yapılmıştır. Bilinen ilk sıcaklık ölçümleri Galata’da St. Benoît Manastırı’nda Rahip Dalmas tarafından 1839-1847 tarihleri arasında yapılan meteorolojik gözlemlerdir. Daha sonra, Kırım Savaşı’nda İstanbul’a gelen İngiliz William Lane Haydarpaşa İngiliz mezarlığında, Mekteb-i Fünun-i Şahane’de müdür olan W. Noe 1848 Beyoğlu yangınına kadar oturduğu Kalyoncukulluk’taki evde ve yine hükümet tarafından su işleri için getirtilen mühendislerden Fransız Ritter Kuruçeşme’de (1856-1860) meteorolojik gözlemler yapmışlardır. Erenköy’deki Thomson Çiftliği’nde 1875-1892 tarihleri arasında amatör bir gözlemcinin yağışlar ve nemle ilgili yaptığı gözlemler İstanbul iklimi için büyük önem taşımaktadır. Bu gözlemler 1928 yılında Budapeşte’de yayımlamıştır. 1891-1901 tarihleri arasında Büyükdere’deki yazlık Rus sefarethanesindeki özel meteoroloji istasyonunda yapılan sıcaklık, basınç ve nem konusundaki mükemmel ölçümler de Annales St. Petersburg’da yayımlanmıştır.

    XVII. yüzyılda termometre, barometre ve diğer ölçü aletlerinin bulunmasıyla fiziki anlamda atmosferin tanımlanması; yani sıcaklığı, basıncı, nemi, bulut tipini, güneşlenme derecesini, rüzgârın doğrultusunu ve şiddetini ölçmek mümkün olmuş, böylece birçok gözlem istasyonunda ve değişik yüksekliklerde veriler elde edilmiştir. Geniş bir alana yayılmış meteoroloji istasyonlarından elde edilen veriler hava tahmini yapmayı sağlasa da, istasyonlar arası bilgi alışverişi ancak telgrafın keşfinden sonra hızlanabilmiş, bu veriler haritalara işlenerek bölge üzerinde hava tahmini yapma ve meteorolojik koşulları takip edebilme olanağı sağlanmıştır.

    1848 yılında İngiltere’de bir gazete sahibi Greenwich Rasathanesi’nin meteorolojik ölçüm bilgilerini ilk kez telgraftan yararlanarak yayımladı. 1858 yılında Fransa hükümeti telgrafla veri aktaran ilk meteoroloji istasyonunu düzenledi ve bu istasyonun bir benzeri 1860 yılında İngiltere’de kuruldu. 1863 yılında Fransa’da meteoroloji bilgilerinin derlenmesiyle de Fransız Milli Meteoroloji Şebekesi çalışmaya başladı. 1868 yılında Fransız hükümetinin tavsiyesi üzerine, hava tahminlerinin telgrafla belirli merkezlere iletilmesi için de Rasathane-i Amire kurulmuştur. Avrupa’nın önde gelen fabrikalarından aletler satın alınmış ve gözlemevi ilk başta Pera’da, 74 metre yüksekliği olan bir tepenin üzerinde faaliyete geçti. İlk müdürü Osmanlı İmparatorluğu’nun telgraf şebekesini yenilemek için ülkeye gelmiş bulunan Aristide Coumbary’dir. (Fransa’ya ısmarlanan aletler İsveç Konsolosluğu’nun bahçesinin içinde evi bulunan Aristide Coumbary’nin evinde kurulmuş, rasathane büro hazırlandıktan sonra kendi yerine taşınmıştır.) Coumbary, rasathanenin kuruluşundan beş yıl sonra 1873’te Viyana’da düzenlenen ilk uluslararası meteoroloji kongresinde Türkiye’yi temsil etmiştir.

    Fransa’daki Milli Meteoroloji Merkezi ile aynı sistemde çalışan Rasathane-i Amire’nin 1968 (Ağustos-Kasım) gözlem defterlerinde, merkez istasyona bağlı istasyonların adları Soulina, Köstence, Varna, Burgaz, Valona, Elbassan, Durazzo, Beyrut olarak geçmektedir. Daha sonraki aylarda bunlara İzmir, Diyarbakır, Bağdat, Fao istasyonları da eklenmiştir.

    İstanbul’da yapılan ve diğer meteoroloji istasyonlarından alınan gözlemler, Observations Métérologique du Réseau Oriental adlı dergide düzenli bir şekilde yayımlanmıştır. Bu değerler aynı zamanda günü gününe sinoptik haritalara işlenmekteydi. Zor koşullar altında çalışan Rasathane-i Amire’nin elde ettiği gözlem sonuçları yayımlanmış olup bu veriler İstanbul iklimi hakkında bilgi verecek niteliktedir. Başlangıçta Telgraf Nezareti örgütü içinde yer alan Rasathane-i Amire, sonra Maarif (Eğitim) ve daha sonra da Nafıa Nezareti (Bayındırlık Bakanlığı) yapısı içinde yer almıştır. Bu kuruluş yıllarının kadrosu müdür Coumbary, haberleşme harita işlerinden sorumlu fizikçi Montani ile rasathaneye ait hesaplardan ve yıllığın hazırlanmasından sorumlu matematikçi Émil Lacoine Efendi’den ibaretti. Daha sonraki yıllarda bu kadroya bir kâtip ve PTT ile gazete idarelerine ulaştırılacak haberleri götürecek ve rasathanenin tüm aylık hizmetlerini yapacak bir odacı eklenmiştir.

    1880 yılında dünyada ilk kez deprem dalgalarının aletsel kayıtlarının yapılmasından bir süre sonra, 10 Temmuz 1894 tarihinde büyük İstanbul depremi olmuştur. İmparatorluk topraklarında sismik istasyon ve deprem konusunda uzman olmadığından, bu depremin sismik kayıtları yapılamamıştır.

    II. Abdülhamid 1894’de İstanbul’da meydana gelen büyük depremin bilimsel bir şekilde araştırılmasını istemiş ve bu amaçla Atina Rasathanesi Müdürü D. Eginitis’i İstanbul’a davet etmiştir. Araştırma ve incelemelerin daha kolay ve daha süratli yapılabilmesi için özel bir vapur tahsis edilmiş, ayrıca İstanbul Rasathane Müdürü Coumbary ve yardımcısı Emil Lacoine Éfendi de kendisine eşlik etmişlerdir. Bu kurul tarafından sahada yapılan incelemeler ve valiliklerden gelen telgraflar yoluyla elde edilen birçok bilgiye dayanılarak, çeşitli bölgelerde depremin devam ve büyüklüğüne ilişkin ayrıntılı bir rapor hazırlanmış ve 20 Ağustos 1894 tarihinde Padişah’a sunulmuştur.

    1894 büyük İstanbul depreminden sonra rasathanede depremle ilgili sismik ölçüm araçlarının eksik olduğu anlaşılmış, alet alımı için girişimlerde bulunulmuş, araştırmalar sonucunda sismograflar İtalya’ya sipariş edilmiştir. Tanesi 3.200 Frank’a mal olan sismograflardan iki tane alınmış, biri Rasathane-i Amire’ye, diğeri ise Sultan II. Abdülhamid’in ikametgâhı olan Yıldız Sarayı’na yerleştirilmiştir. Bu sismografların kurulması ve işletilmesi için Roma Rasathanesi Müdürü Tacini’nin tavsiyesi üzerine Roma Rasathanesi Deprem Müdürü İtalyan sismolog G. Agamennone, o zamanki hükümet tarafından İstanbul’a resmen davet edilmiştir. Agamennone İstanbul’da kaldığı iki yıl süresince Rasathane-i Amire’nin kadrosuna dahil edilmiştir. Bu bilim insanı İstanbul’da bir grup sismograf kurarak sismolojiyi gençlere öğretmiş ve “Osmanlı İmparatorluğu Zelzele Servisi”ni kurarak bu servis adına 1894-1895 yıllarına ve 1896 başlangıcına ait sismik notlar içeren bir bülten yayımlamıştır.

    Agamennone imparatorluğun hemen her yerindeki demiryolları, limanlar ve telgraf ofisleri, il hükümet vekaletleri ve yabancı konsolosluklarda gözlemcilerden oluşan geniş bir ağ kurmuştur. Bu makrosismik gözlemler ağı, Agamennone’un 1897’de İstanbul’dan ayrılmasından sonra kısa bir sürede çökmüştür. Meteoroloji gözlemlerinde olduğu gibi, sismik gözlemler de resmi makamlar dışında yine Türkiye’de bulunan yabancılar tarafından yapılmıştır. Pére Guerovich 1801-1906 tarihleri arasında Türkiye’de meydana gelen depremlerle ilgili basılmamış verilerin bir koleksiyonunu yapmıştır. St. Benoît Lisesi’nde korunan bu koleksiyon lise tarafından yürütülen sismograf ölçümlerinin bültenlerini ve daha önce meydana gelmiş depremlerle ilgili diğer notları içeriyordu. Bütün bu malzeme Osmanlı ordusunun 1914 yılında okulu işgal etmesi sırasında kaybolmuştur. 1905-1909 yılları arasında Harput’taki Fırat Akademisi’nin Müdürü Rigg tarafından okulun sismik istasyonunda yapılan deprem kayıtları ise Anadolu’daki sismik hareketler için önemli bilgiler içermekteydi.

    Her ne kadar meteoroloji rasathanesi olarak kurulmuş olsa da, eldeki evrak ve basılı eserlerden Rasathane-i Amire’nin astronomi ve sismoloji rasathanesi olma çabaları içinde olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin, 26 Haziran 1896 yılında Rasathane Müdürü Coumbary’nin dönemin sadrazamına yazdığı arîza dikkat çekicidir. Coumbary burada Rasathane’nin dünya rasathaneleri arasında önemli bir yeri olduğunun uzmanlarca ve yayınlarla onaylandığını belirtmiş ve rasathanenin resmi görevi olan meteoroloji gözlemleri dışında diğer doğa olaylarıyla da ilgilendiğini ifade etmiştir. Bu bağlamda İstanbul’da saatlerin doğru ve bilimsel bir yöntemle ayar edilmesi amacıyla bir adet sarkaçlı yıldız saatle teodolit alımını gündeme getirmiştir. Yine Coumbary imzasını taşıyan, 1872 yılında yayımlanan Rasathane-i Amire Salnamesi bir astronomi takvimi olup gezegenler, kuyruklu yıldızlar, yıldızların ışık yılı uzaklığı, yıldız zamanının güneş zamanına dönüştürülmesi, yıldız yüksekliklerinin belirlenmesi, enlem tayini vb. konulardan bahsetmektedir. Coumbary’nin kendisi de bir deprem kataloğu yayımlamış, Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli bölgelerinden rasathaneye bildirilen depremlerin bir dosyasını tutmuş, Avrupa’daki diğer meslektaşlarıyla bu bilgileri paylaşmıştır.

    Coumbary’nin ölümünden sonra Rasathane-i Amire müdürlüğüne matematikçi Salih Zeki Bey atanmıştır. Salih Zeki Bey’in müdürlüğü sırasındaki gelişmeler çok iyi bilinmemektedir. Ancak, 1899’da Nazilli-Uşak-Aydın ve Malazgirt-Muş bölgesinde yaşanan iki depremin ardından Salih Zeki Bey’in bölgede inceleme yapmak için Maarif Nezareti’nden izin istediği ve rasathane kâtibi Said Bey ile birlikte kendisinin Aydın’a gönderilme iradesinin çıkmış olduğu bilinmektedir. Müdürlüğü sırasında da Darüşşafaka’da, Mülkiye Mektebi’nde ve Darülfünun’da ders vermiştir.

    Salih Zeki Bey’in 1906’da Darülfünun Umum Müdürü olmasından sonra, Kâtip Bedii Bey tarafından rasathane Maçka’da, Topçu Okulu’nun karşısındaki telgrafhaneden sismograflarının bulunduğu odaya taşınmıştır. Rasathane Maçka’ya taşınmadan önce de kısa bir süre Beyoğlu Parmakkapı tarafında ahşap bir binada çalışmasını sürdürmüştür. Salih Zeki Bey’in Darüşşafaka’dan hocası olan Émil Lacoine ile birlikte meteoroloji gözlemlerini yapan Makridi Bey de burada çalışmıştır.

    31 Mart Vakası (12 Nisan 1908) sırasında ayaklananlar gözlem aletleri ve sismograflarla birlikte rasathaneyi tahrip etmişlerdir. Toplanan alet parçaları korunmak üzere Kabataş Lisesi’ne teslim edilmiştir. Liseye verilen alet parçaları arasında 8 cm. çaplı bir dürbün de bulunmaktaydı. Dönemin Padişahı Merkür gezegeninin güneşin önünden geçişini Yıldız Sarayı’ndan muhtemelen bu dürbünle gözlemlemiştir.

    Kandilli Rasathanesi

    31 Mart Vakası’nın bastırılmasından sonra kurulan hükümetin Maarif Nazırı Emrullah Efendi Salih Zeki Bey’in tavsiyesi üzerine 21 Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden biri olan Fatin Hoca (Gökmen)’yı yeni kurulacak olan rasathanenin müdürlüğüne tayin etti. Fatin Hoca’nın amacı, önceleri meteoroloji istasyonu olarak kurulan rasathaneyi bir astronomi ve jeofizik kurumu haline getirmekti. Fatin Gökmen rasathanenin kuruluşu için bugünkü Vaniköy üzerindeki İcadiye tepesini uygun görmüştür. O zamanlar bu tepede eski İcadiye Kasrı’nın arazisinde bulunan Boğazlar Komutanlığı’na bağlı bir topçu birliğinin yanısıra, İstanbul Şehremaneti’ne bağlı köşkçüler (yangın haber veren memurlar) tarafından kullanılan ve bir kâgir kule ile iki odadan oluşan bir bina bulunmaktaydı. Bunun dışında, atların barındığı bir ahırdan başka bina yoktu. Eylül 1910’da eski sakinleri burayı boşaltmaya başladılar, Milli Eğitim Bakanlığı’nca verilen 500 altın lirayla mevcut binanın tanzimine başlandı ve Fransız Meteoroloji Birliği Müdürü Prof. Dr. Angot ile temasa geçilerek, birinci sınıf bir meteoroloji istasyonu için gerekli aletlerin siparişi verildi.

    31 Mart Vakası’nda tahrip edilen Maçka’daki Rasathane-i Amire’den sağlam kalabilen iki deniz kronometresi, eski bir geçiş aleti, ufak bir teodolit ve iki elektrikli duvar saati de yeni kurulan rasathaneye verilmiştir.

    1 Temmuz 1911’den başlayarak, meteoroloji faktörlerinin sürekli ve sistematik bir biçimde ölçüm ve kaydına başlandı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi. İlk yıllarda adı Rasathane-i Amire olan kuruluşun kadrosu bir müdür, iki kâtip ve iki hizmetliden ibaretti. Eski kule ve iki odalı binada yürütülen rasathane çalışmaları sonucunda İstanbul için günlük hava tahmin raporları hazırlanıyor, sekstant ile yapılan gözlemlerle kronometreler ayarlanıyor, saat ayarları PTT ve DDY idarelerine telefonla bildiriliyordu.

    1912 yılında, müttefik Almanya’nın askeri uçaklarının hareketini düzenlemek üzere meteorolojik bilgilerin sağlanması amacıyla bir Umum Havaiye Müfettişliği kurulmuş, başına da Serno Bey getirilmiştir. Alman uçak filolarının uçuş güvenliğini sağlamak için hava tahmini yapmak ve yüksek hava tabakalarının hız ve yönlerine ait durumu bildirmek üzere Rasadati Havaiye adında bir meteoroloji şebekesi kurulması için Prof. Hergesel çağrılmış ve verdiği rapor üzerine Beyazıd Camii karşısındaki Dişçilik Okulu binasında Feldwettercentrale adıyla özel bir daire kurulmuştur. Daha sonra bu daire Kuruçeşme üzerindeki Caferağa köşküne taşınmıştır. Askeri faaliyetin yanı sıra bilimsel çalışmalara da yer verilmişse de, savaşın sona ermesiyle Almanlar gitmiş ve daire ortada kalmıştır.

    Bu merkeze bağlı her istasyonda gözlem için barometre, barograf, termograf, hidrograf, plüviyometre ve anemometre bulunmaktaydı. Eskişehir, Konya, Ankara, Edirne, Gelibolu, İzmir, Seydiköy, Vaniköy (Kandilli Rasathanesi), Zonguldak, Sinop, Sivas, Adana, Beyrut, Kudüs askeri meteoroloji istasyonlarında yapılan meteoroloji gözlemlerinin sonuçları da, Memalik-i Osmaniye Askeri Rasad Ahvali Havaiye Mecmuası’nda Türkçe ve Almanca olarak yayımlamıştır. Bu gözlem noktalarında Almanlarla birlikte çalışacak olan Türk subaylarına, Rasathane-i Amire’nin müdürü olan Fatin Hoca da ders vermiştir.

    Maarif Nezareti Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminde sivil ihtiyaçları karşılamak üzere kurduğu “Tetkikat-ı İklimiye Müfettişliği”ni Rasathane-i Amire’ye bağladı. Türkiye’den ayrılan Almanların yerine bu sefer işgal güçleri Türkiye’nin çeşitli yerlerine meteoroloji istasyonları kurarak gözlemler yaptılar. İşgal kuvvetlerinden İngilizler rasathaneye el attılar ve binasını yakıp çevredeki fıstık ağaçlarına zarar verdiler. Bunun üzerine Fatin Hoca işgal kuvvetleri komutanlığına şikayette bulunarak askerlerin rasathaneden çekilmelerini sağlamıştır.

    1912 yılında iki Leroy kronometresiyle iki sekstant alınarak Rasathane’deki saatlerin (bir saniye hatayla) doğru ayarı sağlandı. Meteoroloji gözlemlerinin yanı sıra astronomi gözlemleri de yapmak için 1918 yılında Carl Zeiss Jena firmasına büyük bir ekvatoryal dürbün sipariş edildiyse de, dürbün ancak Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra, 1925’te rasathaneye getirildi. 1924 tarihinde Yıldız dergisi için yapılan bir röportajda Fatin Hoca bu dürbün için görüşlerini şöyle dile getiriyordu:

    “Avrupa’dan dürbün aldık, bu bize 23 bin liraya mal oluyor. 15 gün önce yola çıkarılmıştır, bu dürbün için bir bina projesi hazırladık. Üç-dört oda ve 10 metre yüksekliğinde bir de kule olmak şartıyla bu bina 35 bin liraya yapılabilecektir. Para verilmez ise dürbünden maalesef faydalanılamayacaktır. Rasathanelerin 3 çeşit dürbünü vardır. Birisinin çapı 20 santime, diğerinin 50 santime, üçüncüsünün de 110 santime kadardır. Biz ancak 20 santimliğini aldık. Bu dürbünle heyet-i fiziki tetkikleri yapılır, yıldızların fotoğrafları alınır, ışık ölçümü tetkiklerinde bulunulur. Bu dürbüne sahip olmakla Türk Rasathanesi de uluslararası teşkilata girecektir. Çünkü örneğin, Avrupa’dan bize şu yıldıza bakınız diyecekler. Biz de tetkiklerimizi yaparak telsiz telgrafımızla yanıtlayacağız. Yalnız, dürbünümüz küçük ölçüdedir. Bulgaristan bu dürbüne 15 yıl önce sahip olmuştur.”

    Her ne kadar 1920 yılında ahşap olan Meteoroloji binasına güney tarafından üç oda eklenmiş ve meteoroloji bahçesinin etrafı duvarla çevrilmişse de, Cumhuriyet dönemine kadar rasathanede genel olarak bir gelişme kaydedilmemiştir.

    Rasathanenin meteoroloji birimi, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün 1929’da düzenli gözlemlere başlanmasına kadar ülkede meteoroloji ile ilgili gözlem ve tahmin yapan tek kuruluş olma ünvanını korumuştur.

    Cumhuriyet Dönemi

    Rasathane-i Amire Cumhuriyet döneminde önemli değişiklikler geçirerek bugünkü halini almıştır. Başlangıçta eski adını korurken yazı devriminden sonra “Maarif Vekaleti, Hey’et ve Fiziki Arzi İstanbul Rasathanesi”, 1936 yılında ilk kez Kandilli Rasathanesi ve kırklı yıllarda “Kandilli Astronomi ve Jeofizik Rasathanesi” adını almıştır.

    Rasathane’de uzun süre meteoroloji gözlemleriyle ilgilenilmiş olsa da, amaç bu değildi. 1923’te hükümete verilen bir tebliğle Memleket Meteoroloji Şebekesi’nin Kandilli Rasathanesi dışında kurulması teklif edilmiştir. Sonuç alınamayınca Belçika’nın Uccle Rasathanesi örnek alınarak çalışmalar bir Astronomi ve Jeofizik külliyesinin kurulmasına doğru yönelmiştir. Fatin Gökmen, 11 Aralık 1924 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na yazdığı yazıda, zamanın incelikle tayini ve muhafazası için alınacak alet ve yapılacak tesislerin teklifinin yanı sıra deprem ve mıknatıs tesislerinin kurulmasını önermekteydi. Aynı yazıda Türkiye’de ilk defa osenografi sorunu Kandilli Rasathanesi tarafından ele alınmıştır.

    Yine aynı yıl, Maarif Vekaleti Müdürler Encümeni aldığı bir kararla, Kandilli Rasathanesi’nin bir Genel Müdürlüğe dönüştürülerek Darülfünun’a (İstanbul Üniversitesi) bağlanmasını kararlaştırmıştır. Ancak, Fatin Gökmen Kandilli Rasathanesi’nin bir rasat merkezi olduğunu belirterek bu karara karşı çıkmış, ayrı bir rasathane müdürlüğü kurulmasını önermiştir.

    26 Aralık 1925 tarih ve 698 sayılı “Takvimde Tarih Mebdeinin Tebdili Hakkında Kanun” ile kameri aybaşları ve dini günlerin saptanması görevi Kandilli Rasathanesi’ne verilmiştir.

    Cumhuriyet Döneminde Kandilli Rasathanesi’ndeki Gelişmeler

    Cumhuriyet hükümeti inşaat, tesisat ve alet alımı için 1925’ten itibaren her yıl yüklü miktarda para vererek kurumun gelişme yolunu açmıştır. Nihayet 1925 yılında İstanbul’a gelen ekvatoryal dürbün için sağlanan tahsisatla 1926 yılında dürbün binasının temelleri atılmış ve atölye ile kütüphane binaları tamamlanmıştır. 1928 yılında dürbün binasının duvarları yapılmış ve deprem binası tamamlanmıştır. Ancak alınan tahsisatla yapılan çalışmalar sonucunda ekvatoryal dürbünün yerleştirilmesi ve dürbün binasının hizmete açılması 1935 yılında mümkün olabilmiştir. On iki odadan oluşan bu binada sürekli olarak güneşin aktivitesine yönelik güneş leke gözlemleri yapılmaktadır.

    1930 yılında temeli atılan, 1934 yılında bitirilebilinen Sismoloji binası ve laboratuvarı, İcadiye tepesinin Bebek’e karşı olan yamacına inşa edilmiştir. İki bölümden oluşan bina kâgir ve iki katlıdır. Birinci bölüm binanın ön tarafındaki idari bürolardan oluşmakta, ikinci bölüm ise raf aletlerin bulunduğu dört oda ve sismograf aletlerinin bulunduğu büyük salondan oluşan “kav”dır. Kavdaki havayı yenilemek için binanın karşısına, ufak bir kulübeye vantilatör konulmuştur. Buradan sağlanan temiz hava, biri binanın sağından diğeri solundan dolaşarak yeraltından geçirilen 10 cm.’lik iki pik boruyla kavın içine ulaştırılmaktadır. Bu hava kanalları bugün hâlâ mevcuttur.

    Sismografların bulunduğu salon ve iki karanlık oda blok halinde toprak içindedir. Kavın zemini çevreden gelecek titreşimleri engellemek üzere tasarlanmıştır. Aletlerin altındaki beton pilyeler kalker blokların üzerine inşa edilmiştir. Bu pilyelerin etrafı 5 cm. aralık bırakılarak yarım tuğla duvarla çevrilmiştir. Bu beton pilyelerin üzerine 5 cm.’lik mermer levhalar yerleştirilmiş ve sismograf aletleri de bunların üzerine konmuştur. 1934 yılında tamamlanan binaya sismograflar yerleştirilerek deprem kayıtlarına başlanmıştır. Bu tarihi bina 2006’da müze olarak tekrardan düzenlenmiş ve sismograflar da kavda ilk yerleştirildikleri noktalarda sergilenmeye başlanmıştır.

    1937 yılında mıknatıs ayar binası ile varyometrelere ait kavın inşaatına başlanmış, 1938 yılında tamamlanmış ve daha sonraki yıllarda kayıt alınmaya başlanılmıştır. Bugün Jeodezi Ana Bilim Dalı olarak kullanılan Zaman Astronomisi binasının inşasına 1945 yılında başlanmış, bina 1946 yılında tamamlanmışsa da ancak 1947 yılında hizmete açılmıştır. Saat servisi de bu binaya taşınarak İngiliz usulü saniye kontaklarının Osmaniye Telsiz İstasyonu aracılığıyla Türkiye geneline yayınlanmasına başlanılmıştır. Zaman Astronomi binası aynı zamanda 1947’den 1970 yılına kadar müdürlük ve yönetim binası olarak da kullanılmıştır.

    İki katlı ve on iki odalı olan bu bina da sismoloji binası gibi farklı teknik özelliklere göre inşa edilmiştir. Temeli betonarme kirişlere dayanan betonarme kolonlara oturtularak, üst katın bodrum katından bağımsız olarak çalışması sağlanmıştır. Bodrum katın her odasının tavanında kapaklı havalandırma bacaları vardır. Pandüllü saat odasının zemini temelden yalıtıldıktan sonra üstüne bir tabaka cam döşenmiştir. Bu cam tabakanın üzerine yine 20 cm. kalınlığında bir kum tabakası atılmış ve bastırılmıştır. Bu tabakanın üstüne hem binanın duvarlarından hem de birbirlerinden ayrı 2,5 m3’lük beton bloklar dökülmüş ve pandüller bu blokların döşemeden yukarı çıkmış bölümlerine bağlanarak aletlerin çevreden gelen titreşimlerden engellenmesine çalışılmıştır. Binanın hemen yanında bulunan iki gözlem pavyonu tamamlanmış, birine Zenith teleskobu ve daha sonra da Danjon astolabı, diğerine de Askania geçiş aleti (meridyen) yerleştirilmiştir. Bugün her iki pavyon da işlevlerini kaybetmiştir. Askania geçiş aleti Kandilli Rasathanesi Müzesi’nde sergilenmektedir .

    1969 yılında yıktırılan eski meteoroloji binasının yerine ihtiyaçları karşılayacak yeni bir kule ile bina inşa edilmiş ve gözlem aletlerinin bulunduğu bahçe yeniden düzenlenmiştir. Aynı yıl Danjon pavyonu tamamlanmış ve Danjon astrolabı yerine yerleştirilmiştir.

    1923 -1947 döneminde Kandilli Rasathanesi’ne alınan bazı önemli aletler:

    Rasathane’de zaman tayini konusuna çok önem verildi. Başlangıçta sekstant ile yapılan zaman tayininin daha modern aletlerle yapılması için 1925 yılında kısa ve uzun dalga alıcı radyolar ile prizmalı astrolab, 1926’da bir takım küçük model Wichert sismografı, 1927 yılında ise zaman laboratuvarını tamamlamak üzere Ap 90 Askania meridyen geçiş aleti alındı. 1928’de Ankara Belediyesi tarafından iki adet Mainka sismografı hediye etti. 1931 yılında zaman laboratuvarının geliştirilmesine devam edildi ve sabit basınç altında çalışan sarkaçlı bir saat ile, Onogo saat işaretlerini veren aletler getirtildi (Bugün bu saatler 2006 yılında açılan Kandilli Rasathanesi Müzesi’nde sergilenmektedir). Bu arada Zenith teleskobu binası tamamlandı ve 1934’te Zenith teleskobu binaya yerleştirildi.

    1934’te Sismograf binası tamamlandı, sismograf aleti kurulduve düzenli deprem rasatlarına başlandı. 1936’da Askania-Schmidt modeli büyük mıknatıs teodoliti ve Askania varyometreleri satın alındı. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla, savaşın bitimine kadar Rasathane’ye hiçbir alet girmemiştir.

    1923 – 1949 döneminde yapılan bilimsel çalışmalar

    Kandilli Rasathanesi kuruluş yıllarından itibaren uluslararası yöntemlere uygun olarak meteoroloji gözlem ve kayıtları yapmıştır.

    Fatin Gökmen bir mıknatıs laboratuvarı kurmak için 1924 yılında Maarif Vekaleti’ne başvurmuş, bu başvurusunu 1925 yılında yenilemiş, ancak bir cevap alamamıştır. Bunun üzerine Rasathane’nin bütçesinde kısıtlama yaparak artırılan parayla doğrudan aletler alınabilinmiştir. Kandilli Rasthanesi’nde 1927 yılında Fransa’dan alınmış olan Chasselon-Brunner manyetik teodoliti ve bir eğim ölçerle ilk manyetik ölçüm de Fatin Gökmen tarafından yapılmıştır. Daha sonra bu rasatlar 1936-1947 yıllarında O. Necip Sipahioğlu tarafından yapılmış, sistematik ölçümlere ancak 1947’den sonra başlanılabilmiştir.

    1932 yılında Alman Prof. Dr. Boltz Harita Genel Müdürlüğü çalışmalarını modern astronomi-jeofizik metotlarına çevirmek amacıyla Türkiye’ye davet edilmiş ve Rasathane işbirliğiyle Balıkesir, Turguteli ve rasathane arazisi çevresindeki Talimhane’de üç nirengi noktası kurulmuştur. Fatin Gökmen 1932’de Milli Eğitim Bakanlığı’na yazdığı bir yazıda, güneş lekeleri ve oluşumuyla ilgili bilimsel incelemeler yapıldığını belirterek bu çalışmaların geliştirileceğinden bahsetmiştir. Ancak bu gözlemlerin nitelikleriyle ilgili günümüze herhangi bir bilgi ulaşmamıştır. Kandilli Rasathanesi’nde ele alınan ilk Güneş Fiziği çalışması, 19 Haziran 1936’daki Uludağ’da gözlenen tam Güneş tutulması olmuştur. Bu olayla ilgili tam tutulma hattı hesapları yayımlanmış, ekvatoryal dürbün de korona resimleri çekmek için Uludağ’a götürülmüştür. Bu rasatın sonuçları rasathanenin ilk Güneş yayını olarak basılmıştır. 1936 yılındaki Uludağ gözlemini Fatin Gökmen, Kemal Erkman, O. Necip Sipahioğlu’ndan oluşan Kandilli Rasathanesi ekibi gerçekleştirmiştir.

    1938 yılında meydana gelen Kırşehir depremini incelemek üzere bölgeye bir ekip gitmiş, bu tarihten sonra meydana gelen deprem hareketleri için de rasathaneden bir uzman ekip gönderilerek yerinde incelemeler yapılmıştır. Kandilli Rasathanesi’nin ilk resmi yayını, 1934 yılında “Meteoroloji ve Sismoloji Rasadı” adlı altında yayımlanmıştır.

    1947 yılında Güneş üzerindeki leke ve meşale gözlemlerine, 1949 yılında da Zeiss prizmalı spektroskopuyla ilk kez renkküre gözlemlerine başlanmıştır. 1936 yılında İstanbul (Kandilli Rasathanesi)-Postdam (1933 yılına kadar Einstein’ın çalıştığı rasathane) arasında izafi yerçekim ivme ölçümleri yapılmıştır. 1937 yılında Uşak, Kütahya, Balıkesir ve Manisa’da manyetik ölçümler yapılmıştır. 1947 yılında memleket yerçekim ivmesi baz şebekesinin ölçülmesine başlanmış ve Sterneck sarkacıyla yedi noktada ölçümler yapılmıştır. Bu ölçümler Rasathane Müdür Yardımcısı Yakub Elbek tarafından gerçekleştirilmiştir. Elbek daha sonra bu ölçümleri Padova (İtalya)-İstanbul arasında tekrarlamıştır.

    Fatin Gökmen’in 1932 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderdiği “Rasathane teşkilat ve tesisatı hakkında malumat” başlıklı yazıda dönemin faaliyetleri şöyle özetlenmektedir:

    “Rasathane dört şubei ilmiye ile bir idare şubesi ve bir de atelye dairesinden ibarettir. Şubei ilmiyeler şunlardır:

    1. Hey’et Şubesi (Astronomi)
    2. Hey’et Fizikiye Şubesi (Astrofizik)
    3. Sismograf ve Mıknatıs Şubesi (Sismoloji ve Manyetizma)
    4. Alaimi cevviye ve elektrikiyeti nesimiye Şubesi, (Meteoroloji ve Atmosfer elektriği)
    5. İdare Şubesi
    6. Atelye Dairesi”

    Kandilli Rasathanesi ile özdeşleşmiş ve soyadını da buna uygun olarak almış olan Fatin Gökmen otuzlu yıllarda rasathane müdürü iken, 1933 yılında dönemin ünlü dergilerinden Yedigün Dergisi’nde yapılan bir görüşmede de belirtildiği üzere, halkın gündelik sorularının ayrılmaz bir parçası, bir tür zamanın Marko Paşa’sı olarak sunulur:

    “Birçok kimselerin gözünde, Fatin Bey burçların, mevsimlerin hâkimidir. Üşüyünce ona söylenirler, ıslanınca ona öfkelenirler, terleyince ona kızarlar. Bir yandan da istikbale ait bütün kehanetler kendisinden beklenir. Rasathanenin telefonları harıl harıl çalar. Yağmuru, doluyu, zelzeleyi sorarlar.”

    1946 yılında varyometreler kurulmuş ve yer manyetizma çalışmalarına tam bir şekil verilmiştir. Rasathane, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden alet edinmeye başlamıştır. 1948 yılında Kuartz saati, büyük Belin Kronografı, 18 lambalı büyük alıcı radyo, Grenet sismografı ve La Cour varyometreleri ısmarlanmıştır. Bu aletlerin tümü 1949 yılında gelmişse de, kuartz saatinin kristalinin üzerinde oynandığı için alet istenen şekilde çalıştırılamamıştır. 1949 yılında üç takım Mainka sismografı satın alınmış, ancak bunlardan hiçbiri hizmete sokulamamıştır. 1951 yılında stardart alıcı radyosu ve 1952 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi döner sermayesinden 750 watt’lık bir radyo vericisi satın alınmıştır.

    1952 yılından itibaren rasathane malzeme alımı bakımından durgun bir evreye girmiştir. Ancak rasathanede eğitici ve öğretici kadro olmamasına rağmen kadroya giren gençler ellerindeki olanakları en iyi şekilde değerlendirerek bilimsel çalışmalar ve yayınlar yapmışlardır. Kandilli Rasathanesi en önemli gelişme dönemine, 1964 yılından sonra modern bina ve tesislerinin tamamlanmasıyla girmiştir.

    Planlı Dönemde Yapılan Çalışmalar

    1964’ten 1980 yılına kadar planlı dönemde tamamlanan tesis ve binalar şunlardır: Kandilli Rasathanesi’nin kesintisiz 24 saat çalışmasını sağlayan dört daireli rasathane personeli lojmanı, rasathane aletlerinin tamiri ve yenilenmesini sağlayacak modern aletlerle donatılmış atölye ve binası, garaj, meteoroloji binası ve gözlem kuleleri, Deprem Araştırma Merkezi, yer kabuğunun gel-git olayına bağlı alarak alçalıp yükselmesinin incelendiği yermağarası binası ve aletlerin bulunduğu kav binası, Güneş fiziği binası ve konferans salonu, Güneş fiziği misafirhanesi, zaman astronomisi gözlem lojmanı, Danjon astrolab pavyonu, yer yüzeyine yakın hava hareketlerinden kurtulmak için yüksekliği 15 metre olan “Fatin Hoca Güneş kulesi” ve laboratuvarı, durgun bir atmosferik ortam meydana getiren, dolayısıyla net güneş resimleri elde etmeyi sağlayan havuzlu güneş gözlem laboratuvarı, radyo astronomi pavyonu, Vaniköy marograf pavyonu, lokanta binası, Paleomayetizma laboratuvarı, elektronik-optik alet yapım laboratuvarı ve müze-kütüphane binası.

    Bu binaların inşaat süresince yerleştirilecek gözlem ve araştırma araçları sağlanmış ve çalışır duruma getirilmiştir.

    Kandilli Rasathanesi 1970’li yıllarda uzay ve yerbilim konuları üzerinde araştırma, gözlem ve hizmetiçi eğitim yapan bölümlerle gözlem ve araştırma istasyonlarından oluşan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı, kuruluş geleneğine uygun olarak düzenlenmiştir.

    Uzay Bilimleri Bölümü

    1. Güneş fiziği
    2. Zaman astronomisi
    3. Radyo astronomisi (yaşama geçmemiştir)
    4. Optik-elektronik araç üretimi

    Yer Bilimleri Bölümü

    1. Sismoloji
    2. Jeomagnetizma
    3. Meteoroloji

    şubelerinden oluşan bilimsel bir kurum olmuştur.

    Bu dönemde rasathane kadrosunda 105 personel çalışmaktadır. Bu personelin yirmialtısı bilimsel kadroda, diğerleri teknisyen ve idari kadrodadır.

    Kandilli Rasathanesi 1947 yılına kadar çalışmalarını İstanbul Üniversitesi’nin Heyet (Astronomi) ve Fizik Enstitüsü’nün çalışmalarına paralel olarak yürütüyordu. Yurtdışı bilim insanlarıyla geliştirilen ilişkiler, rasathaneye kurulan laboratuvarlar ve satın alınan modern aletler, güneş fiziğinin özelliklerini ortaya koyacak çalışmaların oluşmasını sağladı. Özellikle 1962 yılından sonra rasathanede yapılan çalışmalar önemli yabancı bilim dergilerinde yayımlanmaya ve yabancı bilim insanları tarafından referans gösterilmeye başlanmıştır.

    Bu çalışmalar arasında şunları sayabiliriz: Kandilli Rasathanesi ve İstanbul Üniversitesi Jeofizik Bölümü’nün birlikte hazırladığı, olumlu bir şekilde tamamlanan ve sonuçları Japonya’da yayımlanan “Erdek Sismo Tektonik Projesi”; 1970 yılında başlayan UNESCO’nun desteklediği, “Balkan Ülkeleri Sismisite Etüdleri Projesi” (bu proje kapsamı içinde Batı Anadolu’da kurulması planlanan beş sabit istasyon 1973 yılı içinde tamamlandı); Kandilli Rasathanesi Güneş Fiziği Bölümü’nün de yer aldığı, Uluslararası Astronomi Birliği’nin desteklediği CINOF ve PROTON projeleri; 1975 tarihinde Kandilli-British Geological Survey arasında Marmara Denizi ve çevresinin sismik hareketlerini kaydetmek üzere geliştirilen MARNET projesi.

    1982’den Bu Yana

    Faaliyetlerini 1982 yılına kadar Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğretim Müdürlüğü’ne bağlı olarak yürüten Kandilli Rasathanesi, 28.3.1983 tarih ve 2809 sayılı kanunla yasalaşan 41 sayılı kanun hükmünde kararnameyle Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde “Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü” adı altında rektörlüğe bağlı bir enstitüye dönüştürüldü. Bu tarihten itibaren yapılanmasında yenilenme, görevlerinde genişleme oldu, enstitü bünyesinde lisansüstü eğitim faaliyetleri yer aldı ve enstitüye bağlı hizmet merkezleri kuruldu.

    Enstitünün bugünkü yapısı:

    AKADEMİK BİRİMLER: Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı, Jeodezi Anabilim Dalı, Jeofizik Anabilim Dalı ve buraya bağlı Manyetik Laboratuvarı.

    MERKEZLER: Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi (BDTİM), Belbaşı Nükleer Denemeleri İzleme Merkezi (NDİM), İznik Deprem Zararlarını Azaltma Merkezi.

    LABORATUVARLAR: Astronomi Laboratuvarı, Meteoroloji Laboratuvarı. Ayrıca Enstitü Müdürlüğü’ne bağlı olarak çalışan bir Afet Hazırlık Eğitim Birimi bulunmaktadır.

    Depreme yönelik çalışmalar enstitünün ilk hedefi olmuş ve araştırma uygulama çalışmaları Deprem Mühendisliği, Jeodezi ve Jeofizik anabilim dallarında yüksek lisans ve doktora eğitimiyle bütünleştirilmiştir. Enstitü bu şekilde deprem konusunda gözlem, eğitim, araştırma ve uygulama faaliyetlerini tek bir bünye altında toplayan ilk kuruluş olma özelliğini kazanmıştır.

    Bu çerçevede; Ulusal Deprem İzleme Merkezi Türkiye’nin pek çok bölgesinde yeni deprem istasyonları kurmuş ve Türkiye deprem şebekesini sürekli geliştirmiştir. Bu deprem şebekesinden Kandilli’ye gelen sürekli bilgi vasıtasıyla, yurdun herhangi bir bölgesinde meydana gelen bir depremin yeri ve büyüklüğü çok kısa bir sürede belirlenip gerekli mercilere bildirilmektedir. Halihazırda uydu hattı, telefon hattı, İnternet, şebeke, kiralık hat ve alt ağ bağlantılı sabit deprem istasyonu sayısı 122’ye ulaştırmıştır. Ayrıca Kıbrıs’ta da üç adet istasyon bulunmaktadır.

    Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü aynı zamanda uluslararası işbirliği çerçevesinde nükleer patlamaları denetleyen bir kuruluş olup bu konuyla ilgili Ulusal Veri Merkezi görevini de yürütmektedir. Bu amaçla Türkiye’de kısa ve uzun dönemli dizinler (array) çalıştırmakta, elde edilen verileri Uluslararası Veri Merkezleri’ne göndermekte, nükleer patlamaları belirleyerek yeni yöntemler denemekte ve gerekli altyapıyı kurmaktadır.

    2002 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı bünyesinde İstanbul Deprem Acil Müdahale ve Erken Uyarı Sistemi kurulmuştur. Sistem kapsaminda yerleştirilen 110 adet kuvvetli yer hareketi istasyonu aracılığıyla depremin hemen öncesinde erken uyarı sinyalinin üretilmesi ve depremin hemen ardından İstanbul’da hasar görmüş bina dağılımlarının belirlenmesi mümkün olmaktadır. İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Ayasofya Müzesi, Süleymaniye Camii ve Fatih Camii’nin yanısıra değişik yüksek bina ve endüstriyel tesislerde 60 adet kuvvetli yer hareketi istasyonu şebekesi çalıştırılmakta ve ayrıca deneysel çalışmalar ve süreli uygulamalar için 40 adet kayıtçı bulundurulmaktadır.

    Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı bünyesinde yeralan Sarsma Masası Laboratuarı’nda ise 3x3m tek eksenli, 1x1m üç eksenli sarsma masası, ivme ve deplasman ölçerler ile veri toplama cihazları yer almakta, titreşimle ilgili TSE ve diğer referans testler yapılmaktadır.

    Rasathane-i Âmire’den Günümüze Rasathane Müdür ve Müdür Yardımcıları

    Rasathane Bilim Tarihi

    YORUMLAR

    BENZER HABERLER

    KÖŞE YAZARLARI

    Tüm Yazarlar