Dolar : Alış : 7.3708 / Satış : 7.3841
Euro : Alış : 8.9420 / Satış : 8.9581
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya14°CParçalı Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11268 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Hac, İslam tarihine can verir, hayat verir ve bize o tarihi yaşatır…

09 Eylül 2016 - 0 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Hac, İslam tarihine can verir, hayat verir ve bize o tarihi yaşatır…
Hac, İslam tarihine can verir, hayat verir ve bize o tarihi yaşatır…

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Hac, İslam tarihine can verir, hayat verir ve bize o tarihi yaşatır…

Mekke’den canlı olarak yayınlanan ‘Özel Yayın’da soruları yanıtlayan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, içinde bulunduğumuz hac mevsimi, yaklaşan Kurban Bayramı ve haccın hikmetine dair açıklamalarda bulundu.

Sözlerine yaklaşan Kurban Bayramının tüm İslam alemine hayırlar getirmesini dileyerek başlayan Başkan Görmez, haccın yeniden dirilişin bir provası olduğunu kaydederek, “Hac ibadeti daima bir umut ve diriliştir, müminler topluluğuna hayat veren bir umut ve diriliştir” dedi.

Haccın çelişkilerimizi ortaya koyan bir ayna olduğuna da değinen Başkan Görmez, Mekke’den gerçekleştirdiği yayında şunları söyledi;

“Hac ibadeti, Müslüman olma ve Müslüman kalma bilincimizi diri tutan simgelerden oluşuyor…”

Hac ibadeti İslam’ın emrettiği diğer ibadetler gibi pek çok yönü olan muhteşem bir ibadet. Hac ibadeti Kur’an’ın ifadesiyle şeairlerden oluşuyor. Müslüman olma ve Müslüman kalma bilincimizi diri tutan simgeler demektir ve İslam’ın bütün ibadetlerini içine alır, namazı içine alır, kurbanı içine alır, yeri geldiğinde oruç tutulur, orucu içerisine alır, infakı içerisine alır, hem bedenen, hem kalben, hem ruhen, hem mali olarak yapılan bir ibadet. Onun için, öncelikle hac ibadeti diğer ibadetler gibi zaman zaman bir tehlikeyle karşı karşıya kalıyor. O da, ibadetlerin ruhundan ve arkasında saklı olan o büyük manalardan, o ibretlerden, hikmetlerden uzaklaştırılarak sadece şekli birtakım unsurlara indirgenmesi. Bu ibadetler için ve de Müslümanlar için en büyük tehlike.

“Hac kalbin eylemidir…”

Hac iç içe geçen 6 büyük yolculuktur. Bunlardan birisi ve en önemlisi, insanın kendi iç dünyasına, kendi kalbinin derinliklerine yaptığı yolculuk, çünkü hac kalbin eylemidir aynı zamanda. Hac sadece bedensel olarak yürümek, koşmaktan ibaret değil, hac gaye demektir, en yüksek, en yüce gaye demektir. Gaye-i kusvadır hac ve hac kalbin eylemidir. Kalbin eylemi olan haccın bizde gerçekleştirmek istediği ilk büyük yolculuk, kalbin derinliklerine yolculuk. Biz beden ülkesine ruhumuzu hapsetmişiz ve kalbimizi ihmal ediyoruz. Halbuki insan daima zaman zaman içe dönerek, o derununa dönerek içe doğru bir yolculuk yapmadığı zaman, iman yolunda, İslam yolunda, ahlak yolunda mesafe kat etmesi güçleşir. Bu açıdan baktığımızda hac ibadetine, ihramından mikat mahalline kadar, oradan Kabetullah’a ki bizim irfan geleneğimiz Kabe ile kalp arasında daima bir ilişki kurar. Çünkü Kabe Allah’ın nazargahıdır. Allah’ın evidir. Ama insanın sinesinde taşıdığı kalp de Allah’ın evidir, nazargahıdır. Arafat, sa’y’i, her birisinin kalple ilgili bir boyutu var, kendi iç dünyamıza bize yolculuk yaptırır.

“Hac ibadeti, insanı bu dünya ile öte dünya arasında doğru ilişkiler kurmaya sevk eder…”

İkinci yolculuk, ahrete yolculuk. Hac ibadeti bize aynı zamanda bizi hapseden dünyamızdan alır ve hepimizin gideceği o ebedi dünyaya, o bizim ahiret hayatımıza bize bir yolculuk yaptırır. Bu şekilde okuduğunuz zaman, o zaman ihram kefen olur. Mikat bir nevi mezar olur. Siz kendinizi hesaba çekmeye başlarsınız. Tavaf Rabbin huzurunda bir sorgulama olur. Ona vuslat olur. Arafat’tan sonraki tavaf da vuslat olur. Allah’a ulaşmak olur. Arafat mahşer olur. Sa’y’deki o halimiz o mahşere gitmeden önceki ebedi hayatta insanların o telaşı olur. Yani aynı zamanda hac ibadeti bize bir ahiret yolculuğu yaptırarak tekrar dünyaya dönmemizi sağlar ve insanı bu dünya ile öte dünya arasında doğru ilişkiler kurmaya sevk eder.

“Hac, İslam tarihine can verir, hayat verir ve bize o tarihi yaşatır…”

Üçüncü yolculuk, tarihe yolculuk. Tarih derken, Hz. Adem ile başlayan, Hz. İbrahim ile yenilenen, sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa ile süreklilik kazanan o muhteşem İslam tarihine can verir, hayat verir ve bize o tarihi yaşatır. İbrahim’in izine gidersiniz, Makamı İbrahim’de namaz kılarsınız, İsmail’in izlerini sürersiniz, sevgili Peygamberimizin Arafat’ta Veda Hutbesi okuduğu yere gidersiniz, orada vakfeye durursunuz. Yani bütün bu tarihi bize yaşatır. Bizim bu tarihe ait olduğumuzu bize öğretir aynı zamanda.

trt

“Hac ibadeti her türlü ırk, renk, bölge ayrımını ortadan kaldırarak dünyadaki bütün kardeşlerimizle bizi buluşturan bir ibadettir…”

Dördüncü yolculuk, kardeşlerimize yolculuk. Çünkü hac ibadeti aynı zamanda her türlü ırk, renk, bölge ayrımını ortadan kaldırarak dünyadaki bütün kardeşlerimizle bizi buluşturan bir ibadettir. Acaba dünyada böyle başka bir etkinlik var mıdır bilmiyorum. Dünyanın her tarafından farklı insanları aynı gaye etrafında biraya getiren bir ibadet. Biz kardeşlerimizle buluşuruz. Renkleri, ırkları farklı, ama gayeleri aynı olan kardeşlerimize doğru bir yolculuk yapmış oluruz, İslam’ın o kardeşlik ruhunu tatmış oluruz.

“Kabe, tevhidin merkezidir…”

Beşinci yolculuk, tabi ki Kabe’ye yolculuk. Çünkü Kabetullah bizim kıblegahımız, dualarımızı gönderdiğimiz yer, bize yön tayin eden, istikamet gösteren yer. Kabe, tevhidin merkezidir. Hz. İbrahim Kabetullah’ı tevhidin merkezi olarak inşa etti. Herkesin ayağına gittim, ama kimse iman etmedi, ama Rabbimiz ona öyle bir lütufta bulundu ki, sen tevhidin merkezini inşa et ve sonra bütün insanları çağır, herkes oraya gelsin. Hatta ayette şöyle buyruluyor: ‘İnsanların kalbi buraya aksın’ diyor. Gerçekten kalpler buraya aktı ve o günden bugüne insanlar buraya akın akın gelmeye başladılar, dolayısıyla Kabetullah’a yolculuk. Başta da ifade ettiğim gibi, haccın sözlük manası en yüce gaye demektir. En yüce gaye, bu 5 yolculuğun ötesinde 6’ncı yolculuktur, o da eve değil evin sahibine yolculuk, Kabe’ye değil Kabe’nin Rabbine yolculuk. Haccın bütün erkanını, bütün menasikini, hacda yaptığımız bütün ibadetleri değerlendirdiğimizde, her birinin bu yolculuklardan birisine yönelik bir yönü olduğunu, insanoğluna bu 6 yolculuğu gerçekleştirdikten sonra kemale ermesini sağlar, kamil bir mümin olarak, günahsız bir mümin olarak kendi hayatına ve dünyasına yeniden dönmesini sağlayan çok muhteşem bir ibadet.

“Hac, müminler topluluğuna hayat veren bir umut ve diriliştir…”

Hac ibadeti daima bir umut ve diriliştir, müminler topluluğuna hayat veren bir umut ve diriliştir. Hac ibadeti diğer dünyaya aslında şöyle der: İslam ümmeti kıyamet sabahına kadar baki kalacak ve daima onlar her sene Kurban Bayramında dünyadaki bütün temsilcilerini buraya göndererek burada yeniden dirilişin provasını yaşayarak dünyayla ahireti birleştirecek, kardeşlik hayatını inşa edecek bir topluluk olmaya devam edecektir. Haccın bize kazandırmak istediği büyük hasletler bunlardır.

“Haccın aynasından Müslümanlara ve İslam dünyasına baktığınızda bir çelişkiler yumağı görüyorsunuz…”

Hac aynı zamanda bir aynadır. Haccın aynasında kendimizi görebiliriz. Bütün o fıtratımıza bulaşan yanlışlıkları, kötülükleri, günahları haccın aynasında görmek mümkün, haccın aynasından dünyayı izlediğimiz dünyanın bütün ahvalini görmeniz mümkün. Haccın aynasından İslam coğrafyasına, Müslümanlara, İslam dünyasına baktığınızda bir çelişkiler yumağı görüyorsunuz. Hac ibadeti bize hiçbir canlıya dokunmamayı öğretir. Börtü böceğe dokunamazsınız. Karıncayı çiğneyemezsiniz. Sivrisineğe dahi gelip konduğunda vuramazsın. Vurduğunda bir cezası var bunun. Bu muhteşem bir şey, yani müminlere can taşıyan bütün varlıklara karşı şefkatli ve merhametli olmayı öğreten bir mektep hac. Bu aynadan İslam dünyasına baktığımızda, can yakıyoruz, insanlar öldürüyoruz, çocuklar öldürüyoruz. Çocuklar ölüyor, kadınlar, yaşlılar ölüyor. Dolayısıyla burada öğrendiğimizi, Rabbimizin burada öğrettiğini biz kendi dünyalarımızda tatbik etmiyoruz ve aksini yapıyoruz.

“Hac, renklerin, ırkların, dillerin farklılığının Allah katında herhangi bir üstünlük vesilesi olamayacağını öğretiyor…”

Hac bize ihramla birlikte eşitlik kavramını öğretiyor. Bize bütün makam, mevki, şöhret, para, zenginlik, hepsini, dünyaya ait olan her şeyi geride bırakmamızı öğretiyor ve hep birlikte tıpkı ahirete giderken nasıl ki iki parça bez sarılıyoruz, aynen o provayı yaparak hep birlikte Allah’ın huzurunda eşit olduğumuzu göstererek yola çıkıyoruz. Yalın ayak, başı açık olacak ve sadece iki bez parçası olacak üzerinizde, bize aynı zamanda makam ve mansıp bakımından insanların tasnif edilemeyeceğini öğretiyor. İnsanların sınıflara ayrılamayacağını öğretiyor. Renklerin, ırkların, dillerin farklılığının Allah katında herhangi bir üstünlük vesilesi olamayacağını öğretiyor hac. Peki, İslam dünyasına gittiğimizde ne görüyoruz? Hala ırkçılık belası, hala insanlar birbirlerini ötekileştiriyor, hala cinsiyet ayrımcılığı, hala ırk ayrımcılığı kol geziyor, dolayısıyla buradan da bir çelişki görülüyor.

“Hac bir umuttur, hac bir muştudur…”

Hac ibadetine baktığımız zaman bize ahiretimizi yaşatıyor. Dünya hayatının çok geçici olduğunu gösteriyor. Haccın her esası, her rüknü eğer Kabetullah’ın etrafını böyle kuşatılmış o dünya varlıkları şöyle biraz zihnen de bir tarafa bırakacak olursak, bize ahireti yaşatıyor. Ama buradan bizim dünya ahvalimize yahut coğrafyamıza, dünyamıza baktığımızda, dünyevileşme girdabında dönüp dolaşıyoruz, haşa Allah yokmuş gibi hareket ediyoruz, görmüyormuş gibi davranıyoruz, dünyaya dalarak ahireti unutuyoruz. Bütün bu açılardan baktığımızda, tabi ki haccın aynasından İslam coğrafyasına baktığımızda maalesef bütün bu çelişkileri görüyoruz. Hac bize kardeşliği öğretiyor, biz kardeşliği yaşamıyoruz. Hac bize tabiata, kainata karşı şefkatli, merhametli olmayı öğretiyor, çünkü harem bölgesinde bir bitki de koparamazsınız, bir bitki koparamıyorsunuz, kopardığınızda cezası oluyor, ama tabiatı kendi dünyamıza döndüğümüzde hoyratça kullanıyoruz. Onun için maalesef haccın aynasından baktığımızda çelişkiler görüyoruz. Ama buna rağmen, başta da ifade ettiğim gibi hac bir umuttur, hac bir muştudur. Hac, bize daima yeniden diriliş imkanı veriyor, kendimize dönmemizi sağlıyor; bu yönüyle baktığımızda da seviniyoruz. Aynadan bakıp kendi halimizi gördüğümüzde üzülüyoruz, ama haccın içerisindeki o hala bizi ayakta tutan ki Rabbimizin öncülüğünde, rehberliğinde, emri altında biz bunları yapıyoruz, o zaman umudumuz yükseliyor, aşkımız, heyecanımız yükseliyor. Hac bize umut veriyor, bize yeni bir hayat aşılıyor.

“Arafat marifettir…”

Haccın en büyük rüknü, birinci sıradaki rüknü Arafat’tır. Arafat olmadığı zaman hac olmaz. Bütün müminlerin buluştuğu tek nokta Arafat’tır. Biz tavafta münavebeli olarak bulunabiliyoruz, yani herkes gidiyor tavafını yapıyor, gidiyor Sa’y’ini yapıyor, ayrılıyor. Ama Arafat’ta aynı anda hepimiz bulunmak zorundayız. Sınırlı bir mekan. Muhteşem bir tarihi var. Mübarek bir mekan. Bütün Peygamberlerin dualarına sahne olmuş bir mekan. Cenabı Hakk özel bir yer veriyor ve müminlerin burada birlikte dua etmeleri, birlikte yalvarmalarına Cenabı Hakk değer vermiş. Arafat, aynı zamanda marifettir. Arafat marifettir. Yeryüzünde varlığımızın sebebi marifetullahtır. Biz Allah’ı tanımaya geldik yeryüzüne, Rabbimizi tanımaya geldik. Ve bir mümin için en yüksek makam marifetullaha ermektir, Allah’ı hakkıyla tanımaktır. Kendisini tanımadan da insan Rabbini tanıyamaz. Rabbini tanımanın yolu kendisini tanımaktan geçer. Arafat, aynı zamanda itiraftır, yani itiraf kelimesi de Arafat kelimesinden gelir. Çünkü itiraf yeridir orası. Bizim itiraflarımız, başka bir dinin günah çıkarmasına benzemez. Herkes kendi itirafını kendisi yapar ve Arafat’ta olduğumuz halde herkes kendi Rabbine kendi itirafını kendisi yapar, kendisini takdim eder. Günahlarından mağfiret ister, af ister. Arafat böyle bir yer. Yani hem bir irfan boyutu var bize, kalbimize marifet, irfan kazandırır, bizi arif yapar. Hem bize marifet kazandırır, marifetullaha erdirir, eriştirir. Hem de bütün bunlara ulaşabilmek için de bir itiraf mekanı olarak biz kendi günahlarımızı Rabbimize itiraf ederiz, affımızı isteriz.

trt2

“Bu seneki hac ibadetimizi adeta şehitlerimize adayacağız…”

Benim duam ve temennim, biz 15 Temmuz’da millet olarak çok büyük bir işgal ve ihanet ile karşı karşıya kaldık. Biz bu sene hac ibadetimizi adeta şehitlerimize adayacağız dedik. Tavafta, sa’y’ide, Arafat’ta dualarımızda hep onlar olacak. Ben öncelikle bütün şehitlerimize rahmet diliyorum. Nasıl ki bizim tarihimizde bir Çanakkale ruhu, bir İstiklal Savaşı ruhu söz konusuysa, bizden sonraki nesiller artık bir 15 Temmuz ruhu diye bir manevi ruhtan bahsedeceklerdir. O ruh bizim birlik ruhumuzdur, birlik mayamızdır. Benim bu mübarek topraklardan, dini duyguların en yoğun olarak yaşandığı mekandan milletimize göndereceğimiz, aziz milletimize, mensubu olmakla iftihar ettiğimiz milletimize söyleyeceğim mesaj, bu ruhu, bu birlik ruhunu bizim daima ayakta tutmamız gerekiyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki bu birlik ruhu başka dünyalarda da mazlumun umudu olmaya devam ediyor. Yüzde 99’u Müslüman olan toplumun ‘ben Müslümanım’ diyen herkesi Müslüman kabul ederek, dindar-dindar olmayan, şucu-bucu diye hiçbir tasnife kapılmadan kardeşliğimizi yeniden güçlü bir şekilde inşa etmeliyiz. Allah’ın Rabbimizin bize lütfettiği o cennet vatan üzerinde varlığımızı, birliğimizi, beraberliğimizi, imanımızla, İslam’ımızla, ezanımızla, bayrağımızla birlikte daim kılmak için her birimize büyük görevler düşüyor.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Arafat öncesi Mekke’de kafile başkanlarıyla bir araya geldi…

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Arafat öncesi Mekke’de kafile başkanlarıyla bir araya geldi.

Mekke’de Laba Otel’de düzenlenen ‘Arafat’a intikal ve Arafat’tan Dönüş Planlama ve Koordinasyon Toplantısı’nda konuşan Diyanet İşleri Başkanı Görmez, sözlerine “Bugün burada, vahyin indiği mekanda, Mekke’de, Hz. İbrahim’in, Hz İsmail’in mekanında, Hz. Peygamberin izinde, Hira Nur’un yanı başında bizleri buluşturan, yüce bir gaye etrafında birleştiren Allah’a hamdolsun” sözleriyle başladı.

Kutsal topraklarda hacılara rehberlik etmenin Allah’ın bir nimeti olduğunu kaydeden Başkan Görmez, şöyle konuştu;

“Hacılara rehberlik etmek Allah’ın bizlere bir nimetidir…”

Bizler ne kadar şükretsek azdır. Allah bize Kitabı’nı, dinini öğrenmeyi lütfetti, öğrenmekle kalmadık öğretmek görevini de verdi. Bugün buralara Rahman’ın misafirleri olarak geldik. Bunun yanında Allah bizlere misafirlerine hizmet etme lütfunu da bahşetti. Bu Allah’ın bir nimetidir.

“Vazifelerimizi ihlas ve samimiyetle yapmalıyız…”

Her sene hac için yeni bir başlangıç yapıyoruz. Bunun bilgi boyutu vardır ancak her şey sadece bilgi ile olmaz. İhlas, samimiyet, bilginin mahiyeti, usulü, metodolojisi son derece önemlidir. Gayretlerimizi çok daha fazla artırmamız gerekiyor. Gayretlerimiz noktasında kendimizi bir kez daha hesaba çekmek zorundayız. Her sene bir önceki seneye göre daha iyi olmak için çalışmalıyız. Eksiklerimizi tamamlayıp varsa kalan eksiklerimizi görebilmeliyiz.

“Hac bir eğitimdir…”

Haccı bir eğitime dönüştürmeliyiz. Hacılarımızı annesin doğmuş birer hacı gibi ülkesine yollamak gerekiyor. İhmal etmeden hizmetin en güzeliyle onlara hizmet etmek gerekiyor. Arafat’ta öncelikle kendimizi daha sonra hacılarımızı irşad ederek oradan faydalanmış bir şekilde inmelerini sağlamak bizim görevimiz olmalıdır. Arafat’tan inişte hastalarımız, yaşlılarımızı incitmeden bu görevlerimizi yerine getirmemiz gerekiyor. Tüm ekiplerimizin üzerine düşen görevi en iyi şekilde yerine getireceğine inanıyorum. Allah haccımızı mebrur eylesin.

“Hüznü ve sevinci birlikte yaşıyoruz…”

Bir hac ibadeti yaşıyoruz. Müslümanlar olarak sevinçliyiz ve umutluyuz. Sevinçliyiz çünkü vahyin nazil olduğu mekanlardayız. Vahyin kalbindeyiz. Mekke’deyiz. Bir tarafta Hira var. İlk vahyin geldiği yer. Bir tarafta Kabe var. Peygamberimizin arkadaşları ile mücadele verdiği yerdeyiz. Kurban Bayramı geliyor sevinçliyiz. Kurban yakınlaşma bayramıdır. Rabbimiz ile kendimiz ile olan mesafeleri kaldırmak için olan bir bayram yaşayacağız. Hep birlikte marifete ulaşmak için Arafat’a çıkacağız. Aynı zamanda hüzünlüyüz, içimiz buruk. Sevinçlerimiz gölgeli. Çünkü Hz. İbrahim Peygamber tarafından kurulan ve Peygamberimiz tarafından kıyamet sabahına kadar süreklilik kazanan İslamiyet bir hazan mevsimi yaşıyor. Hüzünlüyüz çünkü İslam beldelerinde viraneler var, harabeler var. Hüzünlüyüz iman beldeleri eman beldeleri olmaktan çıktı. Hüzünlüyüz İslam beldelerinde selam yok oldu. İslam beldeleri virane olduğu için üzgünüz. Bayramları buruk geçiriyoruz. Çünkü can almaya devam ediyoruz. Kan dökmeye devam ediyoruz. İslam beldelerinde kan dökülüyor.

“Haccın aynasından İslam coğrafyasına baktığımızda çelişkiler görüyoruz…”

İslam’ın üç büyük düşmanı olan cehalet, tefrika ve sefalet Müslümanları bırakmıyor. Müslümanların yaşadığı bütün çelişkileri görüyoruz. Haccın aynasından dünyayı ve insanlığı okumakta mümkün. Ama haccın aynasından Müslümanlara baktığımız zaman bütün çelişkileri, bütün yönleri ile acı bir şekilde müşahede ediyoruz. Hac bize hiçbir canlıya dokunmamayı öğretiyor. Börtü böceğe, sivrisinek ve karıncaya dokunmamayı öğretiyor. Bildiğiniz gibi ihramlı iken hiçbir canlı varlığa zarar veremiyorsunuz. Hac ibadeti bize bu terbiyeyi veriyor. Ancak biz insanın canına kast etmeye devam ediyoruz. Kabe bize giydiğimiz kıyafet ile bütün vasıfları etiketleri bırakmayı sağlıyor. Hac ibadetinin bize öğrettiği husus eşitliktir. İhram eşit olmayı öğretiyor. Irk, statü farklarına şahit oluyoruz. Hac bize aynı kıblede aynı istikamette buluşmayı öğretiyor. Haccın aynasından İslam dünyasına baktığımızda hale mezhepçilik, meşrebcilik üzerinden ihtilafların, savaşların varlığına şahit oluyoruz. Bundan dolayı üzgünüz.

Planlama ve koordinasyon toplantısına Başkan Görmez’in yanı sıra Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hasna Kamil Yılmaz, Hac ve Umre Hizmetleri Genel Müdürü Dr. Dursun Aygün, Din İşleri Yüksek Kurulu eski Başkanı Dr. Hüseyin Kayapınar ve Diyanet İşleri Başkanlığı Hac Organizasyonu yetkilileri, ekip başkanları ve kafile başkanları katıldı.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Mekke hastanesini ziyaret etti…

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Mekke’de sağlık hizmeti veren Diyanet İşleri Başkanlığı Mekke hastanesini ziyaret etti.

Mekke hastanesinde tedavi gören hastaları ziyaret eden onlarla sohbet eden Diyanet İşleri Başkanı Görmez, hastaları tek tek ziyaret ederek, Sağlık Ekip Başkanı Mahmut Türk ve Başhekim Dr. Doğan Akdoğan’dan hastalar hakkında bilgi aldı. Yatarak tedavi gören hastaların Arafat’a intikalleri konusunda bilgi alan Başkan Görmez, yatan hastalardan birinin ağlaması üzerine, “Üzülme, hep birlikte Arafat’a çıkacağız. Orada birlikte dua edeceğiz. Arafat’a çıkıp o manevi atmosferi yaşayacağız” dedi.

Poliklinikleri gezen Başkan Görmez, ardından acil servise inerek ayakta tedavi gören hastaların şikâyetlerini dinledi.

Ziyaretin ardından açıklamada bulunan Başkan Görmez, hac mevsiminin bütün dünya hacıları için hayırlara vesile olmasını diledi.

Diyanet İşleri Başkanlığı olarak hac organizasyonunda en önem verdikleri hizmetin hacıların sağlığı olduğuna dikkat çeken Başkan Görmez, “Hacılarımızın ibadetlerini en güzel şekilde yapabilmeleri için sağlıklı olmaları gerekir. Biz hacılarımızı Allah’ın ve ülkemizin birer emaneti olarak görüyoruz. Bu yüzden onların sağlığıyla sıhhatiyle ilgilenmemiz gerekiyor” dedi.

Medine ekibinin de dahil olmasıyla bugün itibarıyla 545 sağlık personelinin hizmet verdiği Mekke hastanesi ziyaretinde Başkan Görmez, sağlık ekibine özverili çalışmalarından dolayı teşekkür ederek, “Burada her sene sağlık görevlilerimiz hac ibadeti içinde ayrı bir hac yapıyorlar. Bir taraftan kendileri Allah’ın misafiri olarak geliyorlar. Diğer taraftan Allah’ın misafiri olarak gelen hacılarımızla en güzel şekilde ilgileniyorlar. Onları sıhhat içinde Arafat’a taşıyoruz. Arafat’ta bir günlüğüne kurulmuş çadır hastanemiz var. Hacılarımızın ibadetlerini en güzel şekilde yapabilmeleri için her türlü yardımı gösteriyorlar” dedi.

Mekke hastanesinde uzman ve pratisyenlerden oluşan 111 doktorla birlikte 545 sağlık personeli hizmet veriyor. Arafat’ta ise 4 çadır hastane ve 9 gezici ambulans hacılara hizmet verecek.

YORUMLAR

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar