Dolar : Alış : 8.2694 / Satış : 8.2843
Euro : Alış : 9.9576 / Satış : 9.9755
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya25°CParçalı Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11855 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Fehmi DUMAN Ulaşım -İş Genel Başkan Yardımcısı Cihad KORAY ile Konuştu

02 Temmuz 2018 - 1 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Fehmi DUMAN Ulaşım -İş Genel Başkan Yardımcısı Cihad KORAY ile Konuştu
Fehmi DUMAN Ulaşım -İş Genel Başkan Yardımcısı Cihad KORAY ile Konuştu

Habervole  Genel  Yayın  Yönetmeni  Fehmi DUMAN   Ulaşım – İş  Genel Başkan Yardımcısı  Cihad KORAY  ile  Konuştu

Batı Emperyalizmin en önde gelen strateji uzmanlarından biri olan Profesör Samuel Huntington dur. Huntington ; “Medeniyetler çatışması ve Dünya düzeninin yeniden yapılanması” adlı kitabında Türkiyeyi medeniyet ve kimlik bazında “bölünmüş” ve “kararsız” ülke olarak göstermişti. Gerekçesi ise, Osmanlı döneminde halkın toplumsal yapısı farklı medeniyetlere mensup insanlardan oluşan monarşik sistemde federatif ülke durumundayken Atatürk 1923 yılında ulus devleti kurarak batılılaşma, çağdaşlaşma ve modernleşmeye yönelik devrimler yapmasıydı.

“Cumhurbaşkanı baş danışmanı yeni siyasal yönetim sistemini yazan kendisini muhafazakar kominist olarak tanımlayan Mehmet UÇUM’ da Fuller ve Huntington gibilerden farklı düşünmüyordu. Bu düzenlemeye en fazla destek veren ise pkk davasından 15 yıl hapis yatmış Kurtuluş Teyiz olmuştur.
Mehmet Uçum , 16 nisan referandumu sonrası yaptığı açıklamada ” 1923 ün dayatmacı halkın geçmişini yok sayan sistem yıkılıyor halk gümbür gümbür devrimini gerçekleştiriyor” açıklamasını yapmıştı.”

Mustafa Kemal ATATÜRK Türkiye gibi bir İslam ülkesinde döneminin en çağdaş ve modern Devletini kurması batı emperyalizmi için kabul edilebilecek bir şey değildi. Bu durum Yüz yıllardır Orta doğu ve İslam coğrafyasındaki topluluklara inancınız , sosyal ve kültürel kökleriniz sebebiyle “siz ne yaparsanız yapın sosyal, siyasal ve kültürel alanlar başta olmak üzere yaşam tarzınız, giyiminiz, yönetim şekliniz bireysel haklar ve özgürlükler hususunda asla batı normlarında çıkamayacaksınız.” Ne kadar isterseniz isteyin asla batı toplumlarındaki gibi Demokratik bir sistem kuramazsınız. Siz farklısınız, farklılığınız ile yaşamalısınız düşüncesini yıkmıştı. Atatürk’ü İslam ülkelerinde batı normlarına uygun siyasal yönetim sistemi ile yönetilen devlet kurulamayacağı yönünde yüzlerce yıllık bu kanaati yıkan diğer İslam halklarına iyi, emperyalizme kötü örnek teşkil eden devrimci bir şahsiyet haline getirmişti. Doğal olarak Mustafa Kemal ATATÜRK ve kurduğu modern Türkiye Cumhuriyeti batı emperyalizminin bir numaralı hedefi haline getirmiştir.

Bu batı emperyalizminin kabul edeceği bir durum değildi. 1923 de kurulan laik, sosyal ve hukuk devleti yıkılmalı, üniter devlet anlayışından vazgeçilmeliydi. Diğer Orta doğu ülkelerine uygun gördükleri sözde İslami usul ve kaidelere dayalı orta doğu benzeri toplumsal yaşam kurulmalı ve buna uygun siyasal sisteme geçilmeliydi. Batı Emperyalizmi Atatürk’ün vefatı sonrası bu yönde çabalarına hız vermiş Atatürk gibi kitleleri arkasından sürükleyecek, Catonistpropaganda yöntemini ve dinsel argümanları çok iyi kullanabilecek bir lider arayışını girmişti..

Batı emperyalizmi Cumhuriyetin temel ilkeleri ve kurumlarına karşı başlatacağı mücadele öncesi ilk iş olarak kendisine yardımcı olacak, arzu ve istekleri yönünde hareket edecek kurum, kuruluş ve kişileri belirlemek oldu. Seçilen en önemli argüman din ve milli manevi duyguların istismarıydı. En önemli yardımcı kurumlar ise medya, STK lar, cemaat ve tarikatlar ile elbette kurulan siyasi partilerdi Bunların tek ve ortak görevi ;

“Atatürk gerçekleştirdiği devrimler ile ülkenin İslami geçmişinin ret ettiğini, diniyle, mirasıyla, kültürü ve kurumlarıyla Müslüman olan bir toplumun kendi isteği ve talebi olmadığı halde tek partili dönemde CHP ile bu değişim ve dönüşümleri halka zorla dayatmıştır. Halkı özünden uzaklaştırmış modern ve batılı kılmaya çalışmıştır. Bu devrimleri halka rağmen halk adına yapmıştır.” Algısını oluşturmak ve bunu toplumun genel kanaati haline getirmekti.

Bu projelerinde başarılı olduklarını toplumun sosyal, kültürel alanlarda ve mantalitesinde meydana gelen değişikliler ile görüyoruz. Türk halkının değer yargıları, yaşam şekli ve biçimi hızla Orta doğu halklarına benzemeye başladı.. Toplumsal hayatta ki değişimin ve dönüşümün geldiği seviye yeterli görülmüş olacak ki batı emperyalizminin yıllardır Türkiye için uygun gördüğü siyasal yönetim sisteme geçiş için düğmeye basıldı ve 16 Nisanda referanduma gidildi. Sistem değişikliklerine referandum usulü ile halkın isteği görüntüsü verilerek devam edildi. Referandumda evet çıkması ile Batı emperyalizmin 100 yıllık mücadelesinin sonuna gelinmiş oldu. Son bir adım kaldı. O adımda 24 Haziranda yapılacak seçimler ile atılacaktır.

24 Haziran günü sandığa ülkeyi yönetecek parti ve kişileri seçmenin ötesinde siyasal yönetim sisteminin tercihini yapmak için gideceğiz. Batının gelişmişliğinde çok önemli katkı sağlamış siyasal yönetim sistemi olan yasamanın ve yürütmenin TBMM ye ait olduğu Demokratik parlamenter siyasal sistem dönemi tamamen kapanacaktır. Ortadoğu ülkelerindeki siyasal yönetim sistemine benzeyen ve 16 Nisan referandumu ile önü açılan tekli hükumet sistemi denilen tek adama dayalı yönetim sistemine geçilecektir.

Yada Atatürk’ün Türk Milletine en uygun gördüğü parlamenter sisteme dönüş süreci başlayacaktır.

24 Haziran seçimlerinin elbette en büyük favorisi 16 yıldır girdiği seçimlerin tamamını kazanan toplumun çok büyük bölümünü oluşturan yıllardır cemaat ve tarikatlarda evrileştirilen gelenekçi, mütedeyyin ve dinsel sofuluğa dayanan muhafazakar dünya görüşünü benimseyen anti elitisizm ve anti entelektüalizm kesimi kibirli ve agresif bir üslubu mükemmel şekilde kullanarak kendisine yönlendiren ve alternatifi olmayan bir iktidar projesi olarak yığınlara inandıran sayın Cumhurbaşkanıdır. Sayın Cumhurbaşkanını Türk Siyasi tarihinde 1950 den sonra sahne almış diğer liderler ile arasında farkındalık yaratan bu başarısının sebebi bence iki önemli hususta gösterdiği beceridir.

İlki, 2002 seçimleri öncesi yıllarca aktif siyasetin dışında kalmayı terciy etmiş cemaat ve tarikatları partisine kanalize etmekle kalmamış en sadık ve bağlı kurumlar haline getirmiştir. Bu alandaki başarısı kendilerini ve partisini 16 yıldır alternatifsiz kılmıştır.

İkincisi, 16 Nisan Referandumu öncesi yıllardır NEO Osmanlıcılık ve NEO İslamcılık ile beslenen Milliyetçi, muhafazakar, siyasal İslamcı seçmeni bir araya getirerek Türk siyaset tarihinde görülmemiş en geniş ve en güçlü sağ seçmen blokunu oluşturmasıdır. Bu alandaki başarısı da, onu oluşturduğu blokun doğal ve tartışılmaz başkanı olarak kabul edilmesinin önünü açmıştır.

Bu siyasi başarıyı gerçekçi şekilde tahlil etmeyip bunu bir kaç torba kömüre, makarnaya, bulgura bağlama sığlığından kurtulunamayınca kadar yapılacak her seçimin galibi Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN olmaya devam edecektir. Bu seçimide o kazanacaktır. Çünkü Türkiye seçimlerin demokratik teamüller içinde yapılamayan ülkeler arasındadır. Bu seçim katılma oranı en yüksek seçim olacaktır. Daha doğrusu öyle sunulacaktır. Aslında katılımcıların sayısı yükselmeyecek özellikle doğu ve güneydoğuda, şehirlerin şimdi adı mahalle olan uzak köylerinde Akp/mhp için sandıklara atılacak toplu oy pusulaları katılımcı sayısını artacaktır.

Gün gelecek siyasi yelpaze içerisinden bir isim ile seçim kazanılmayacağı kanaat haline gelecek ve yeni arayışlara gidilecektir. Siyasetin dışında popülaritesi yüksek isimlere yönelinecektir. Örneğin 3 büyük kulübün başkanı ülkenin büyük kesimince en çok tanınan ve popülaritesi yüksek şahsiyetlerdir. Hele hele birde ülkenin en tanınmış ve en büyük sanayi kuruluşuna sahip aileye mensupsa.. Yazın bir kenara…
Cihad KORAY.

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar