Dolar : Alış : 7.4952 / Satış : 7.5087
Euro : Alış : 9.0457 / Satış : 9.0620
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya3°CSoğuk

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11091 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Erzurum-İspir karayolunda Otobüs devrildi 27 yaralı

06 Mayıs 2016 - 0 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Erzurum-İspir karayolunda Otobüs devrildi 27 yaralı
Erzurum-İspir karayolunda Otobüs devrildi  27 yaralı

Erzurum’da yolcu otobüsünün devrilmesi sonucu 27 kişi yaralandı. Erzurum’dan İspir ilçesine giden Hasan Ceylan yönetimindeki 25 SF 195 plakalı yolcuotobüsü, Erzurum-İspir karayolunun 70. kilometresinde, sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu devrildi.

29 YOLCUDAN 27’Sİ YARALI

Kazada, otobüsteki 29 yolcudan 27’si yaralandı.Yaralılar, Erzurum’daki çeşitli hastanelerde tedavi altına alındı.

yolcu-otobusu-

A)Etimoloji
Yerleşim, Herodotos tarafından “Saspeir”, Ksenophon’da “Hesperit”, Bizanslı Fastus tarafından ise “Sber/Sper” diye adlandırılmıştır. Şehrin adının, Çoruh nehri kıyısına yerleşmiş bir Saka toplumunun adından geldiği de ileri sürülmektedir.
B)Tarihçe
İlçemiz ve çevresi, Doğu Anadolu’yu Doğu Karadeniz kıyılarına ve Kafkaslara bağlayan, tarihin çeşitli dönemlerinde askeri ve ticari amaç ile kullanılan doğal ve tarihi yollar üzerindedir. Adını Saka Türklerinin Sasper Boyu’ndan aldığı iddia edilen İlçemiz; Hurri, Urartu, Saka (İskit), Med, Pers, Roma, Bizans, Sasani, Emevi, Abbasi, Selçuklu, İlhanlı, Karakoyunlu, Timurlu, Akkoyunlu, Gürcü Krallığı ve Osmanlı medeniyetlerinin yerleşim alanı olmuştur. İlçemiz ve çevresi Urartular’a ait çivi yazılı belgelerde Kulka (Qulha) adıyla geçmektedir
         
1514 Çaldıran Seferi sonrasında Osmanlı hakimiyetine giren İlçemiz, 1515 tarihinde sancak olan, aynı yıl içerisinde yeni kurulan Diyarbakır Beyler Beyliğine, 1520 yılında da Rum Eyaletine‘ ne bağlanmıştır. 1535 yılında yeni kurulan Erzurum Vilayetine’ ne bağlı bir sancak olmuştur. 1642 Tarihli Avarız Defterinde İlçemizde 12 Müslüman hane, 17 Gayrimüslim hane, 139 asker ile 10 din görevlisi bulunmaktaydı. İlçemiz toplamında ise 531 Müslüman ile 286 Gayrimüslim hane bulunuyordu. 1835 tarihli nüfus yoklama defterine göre İlçemiz merkezi ile birlikte 152 yerleşim alanı bulunmaktadır. Bu sayımda İlçemiz merkezi ve köylerinde yaşayan toplam erkek sayısı 11.308 kişi olup, bunun 10.691’i Müslüman erkek geri kalan 617 erkekte gayrimüslim nüfusu oluşturmaktaydı.
        
1839 tarihli kaynaklarda İlçemiz nahiye olarak kayıtlara geçmiştir. 1880 yılına kadar Erzurum merkez sancağına bağlı kaza olmuş, bu tarihte yeni sancak yapılan Bayburt’a bağlanmıştır. Bayburt’ un kaza statüsüne düşürülmesi üzerine İlçemiz 1888 yılında yeniden Erzurum merkez sancağının bir kazası oldu. 1892-1898 yıllarında 143 köyü olan kaza konumundaydı. 1895-1896 yıllarında yerleşime telgraf hattı gelmiştir. 1900 yılında Bayburt ile İlçemiz arası posta sürücülüğü hizmete geçmiştir. Gene 1900 yılında yeni “Hükumet Konağı” hizmete açılmıştır.
         
1916–1918 yılları arasında Rus egemenliğinde kaldıktan sonra 25 Şubat 1918’de Kazım Karabekir komutasındaki 1. Kafkas Kolordusuna bağlı birliklerce geri alınmıştır.
C) Coğrafya
     
İlçemiz, Erzurum il merkezinin 143 km kuzeyinde yer almaktadır. İlçenin yüzölçümü 2244 km²’dir. İlçe sınırları içerisinde 2400 ile 3900 metre arasında yükseklikte irili ufaklı çok sayıda dağ bulunmaktadır. Kaçkar, Mescit Dağı 3240 m, Deve Dağı 3363 m, Bozan Dağı 2924 m, Sandık Dağı 3186 m, Yassı Dağ 2500 m, Kazancık Dağı 2750 m, Korga Dağı 2364 m Ayazöldüren Dağı 2500 m, Asniyar Dağı 3040 m, Dilek Dağı 3549 m, Hasan Dağı 2900 m ve Nevse Dağı 3114 m bu dağlardan önemli olanlardır. Dünyanın en hızlı akan nehirlerinden birisi olan Çoruh Nehride de İlçemizden doğmaktadır..
           
2014 yılı verilerine göre İlçemiz, sahip olduğu 76.865 hektar orman arazisi ile Erzurum ilindeki en fazla orman arazisine sahip ilçe durumundadır.
D) Kültür ve Sosyal Yapı
İlçemiz tarihsel yapısı ve önemli bir geçit noktası olduğundan kültürel anlamda zengin bir coğrafyadır. Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinin geçiş noktasında bulunduğundan birçok kültürü bir arada barındır. Erzurum ve Doğu kültürü mevcuttur. İlçemizde Horon ve bar oyunları geleneksel halk danslarını oluşturur. Tulum yöremizde ağırlıklı olarak çalınan enstrümandır. Bununla beraber davul ve zurnada kullanılmaktadır.
E) Nüfus
1990’lı yıllardan itibaren İspir nüfusu özellikle Türkiye’nin batısındaki kentlere göç vermeye başlamıştır.
Yıl
Toplam
Şehir
Kır
1965
55.050
2.294
52.756
1970
54.741
2.638
52.103
1975
55.565
3.929
51.636
1980
54.084
7.257
46.827
1985
52.267
8.042
44.225
1990
34.172
8.032
26.140
2000
29.337
11.188
18.149
2007
18.381
7.670
10.711
2008
17.622
6.784
10.838
2009
16.885
6.548
10.337
2010
16.741
6.331
10.410
2011
16.551
6.257
10.294
2012
16.338
6.570
9.768
2013
16.248
16.248
2014
16.869
16.869
F) Ekonomi
 İlçemiz meyve ve sebze bakımından zengindir. Dut ve dut mamulleri (pestil, kuru dut, pekmez, köme vs.) en önemli geçim kaynaklarından biridir. Bölgede fasulyeyetiştiriciliği yaygındır ve “İspir Fasulyesi” yurt genelinde meşhurdur.
           
Tarıma elverişli alanların dar ve az olması nedeniyle bölgemiz halkı iş bulmak amacıyla gurbet işçiliğine çıkmaktadır. Genelde fırıncılık işi yaparlar. Son yıllarda seracılık ve özellikle arıcılıktan da ilçe ekonomisine girdi sağlanmaktadır. İlçemizde birkaç yerde suni balıkçılık yapılmaktadır.
G) İklim
İlçemiz, Kuzey Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgesinin kesiştiği alanda bulunur. Ayrıca İlçemizin kuzey ve güneyi çok yüksek dağlarla çevrilidir. Karasal iklim ve deniz iklimi arası bir geçiş yeri olup, ağırlıkla karasal iklim özellikleri görülmektedir. Bu nedenle ilçemizde hakim iklim, karasal iklim ile deniz iklimi arasında bir geçiş iklimidir. Bu iklim özeliği neticesinde aynı anda farklı iklimlerin oluşmasına yol açmaktadır. Erzurum’un diğer ilçelerine nazaran kışlar daha ılıman geçmektedir. Ancak kış ve yaz ile gece ve gündüz sıcaklık farkları hayli fazladır. İlçemiz sınırları içinden vadi ve havza oluşturarak geçen Çoruh nehri boyunca İklim özellikleri daha da farklılıklar göstermektedir. Bu vadide Yusufeli ilçesine doğru gidildikçe mikroklima iklim özellikleri hakim olmaya başlar. İşte bu mikroklima yapı hayvansal ve bitkisel çeşitliliği de çoğaltmıştır. Vadinin bir kısım yerlerinde özellikle ; Çamlıkaya Mahallemizden Yusufeli İlçesine doğru pirinç, çeltik ve nar gibi sıcak iklim özelliklerinde yetişebilen bitkilerin buralarda yetiştirilmesi, bu geçiş ikliminin özelliğinin göstergesidir. Ayrıca bu vadi iklimsel olarak göçmen kuşların tercih ettiği göç yolları üzerindedir ve kuş türleri buralarda yerleşme ve barınma imkanları bulmaktadır.

Ziya Paşa

Ziya Paşa İspir’in Karap(Yedi Göze) köyünden olan Galata Gümrüğü Katibi Feriüddin Efendinin oğludur. 1825 yılında İstanbul’un Kandilli semtinde doğan sanatçının asıl adı Abdülhamid Ziyaeddin’dir.

Öğrenim hayatına Kandilli’de başladı. Klasik edebiyat üzerine eğitim alarak Arapça ve Farsçayı öğrendi. Sonra da Fransızca konusunda kendini geliştirdi. Encüme-i Şuara topluluğuna katıldı.

Sultan Abdülaziz Han devrinde, Reşit Paşa’nın ölümü üzerine Sadrazam olan Ali Paşa’yla anlaşamadı. Ali Paşa onu saraydan uzaklaştırarak zaptiye müsteşarlığına tayin ettirdi. Ali Paşa ile geçinemeyen Ziya Paşa böylece sık sık görev değiştirdi. Bu durumu saraya bildirerek çözüm ister. Birinci Meşrutiyetin kurulmasına çalışan Yeni Osmanlılar Cemiyetine katıldı. Bu durum anlaşılınca Namık Kemal’le birlikte Paris’e kaçtı. Bu devrede Mustafa Fazıl Paşa’nın maddi desteğini aldı. Ancak Abdulaziz’in Paris’i ziyareti üzerine Fransız hükümeti tarafından sınır dışı edildi. 1868’de Londra’ya geçerek Namık Kemal ile Hürriyet gazetesini çıkardı. Ancak kısa süre sonra Namık Kemal ile anlaşamayarak gazeteyi tek başına çıkarmaya başladı. Gazete bir süre sonra kapandı.

1872 yılında İstanbul’a dönerek Anayasa çalışmaları komisyonunda görev aldı. Yeni Osmanlılar Cemiyetinin üyelerinden olduğu için de sürekli sürgün hayatı yaşadı. Ziya Paşa, 1880 yılında vali olarak çalıştığı Adana’da siroz hastalığı nedeniyle hayata gözlerini kapadı.

ESERLERİ
Zafername
Eser kaside, tahmis ve şerh olmak üzere üç bölümden oluşur. Nazım-nesir karışımı bir eserdir. Ziya Paşa’nın 1866’da Girit’teki Rum isyanı ve dönemin Sadrazamı Ali Paşa’nın bu isyanı önleme çabalarını hicvettiği eseridir.
Harabat
1875 yılında basılmıştır. Ziya Paşa’nın Avrupa’dan döndükten sonra yazdığı bir divan edebiyatı antolojisidir. Türk, Arap, İran şairlerinin şiirlerinden seçilmiş üç ciltlik bir eserdir.
Eş’ar-ı Ziya
Ölümünden sonra basılmış bir kitaptır. Bu eserde Ziya Paşa’nın Divan edebiyatı tarzındaki şiirleri vardır.
Terci-i Bend
1859 yılında basılmıştır. Eser onar beyitlik bentlerden oluşur.
Terkib-i Bend
1870 yılında basılmıştır. Bu eser Bağdatlı Ruhi2nin Terkib-i Bendi’ne bir naziredir. Eserde adalet ve felsefe ele alınmıştır.
Şiir ve İnşa
Hürriyet gazetesinde yayınladığı uzun makalede Ziya Paşa edebiyat hakkındaki görüşlerini yazmıştır. Bu eserde Ziya Paşa yeni edebiyat saflarındadır. Divan edebiyatının hem dilini hem de halktan kopukluğunu eleştirmiştir.
Defter-i Amal
Ziya Paşa’nın, Rousseau’nun “İtiraflar” adlı eserinin etkisiyle yazdığı, çocukluk anılarını anlattığı, yarım kalmış bir eserdir. Defteri Amal Batılı anlamda anı türünün ilk örneklerindendir.
Rüya
Türk edebiyatındaki röportaj (mülakat) türündeki ilk nesir olarak kabul edilir. Ziya Paşa “Rüya”yı karşılıklı konuşmalar biçiminde yazmıştır. Yine bu eserinde Sadrazam Ali Paşa’yı eleştirmiş, onun görevden alınması gerektiğini aile getirmiştir.

Hazık Mehmed Efendi

Edebi çevrelerce bilinen en eski İspirli şairdir. Asıl adı Seyyid Mehmed, mahlası Hâzık olup ömrünün çoğunu Erzurum’da geçirdiği için daha ziyade Erzurumlu Hâzık diye tanınır. Erzurum Feyziye Medresesi müderrislerinden olan ve Kara Bekir lakabıyla tanınan babası Karabağ’dan gelip İspir’e yerleşmiş olmalı ki (Ziyâeddin Fahri, s. 46) kaynaklarda İspirli Ebûbekir Efendi adıyla anılmaktadır.

İlk eğitimini babasından alan Seyyid Mehmed, daha sonra İhlâsiye Medresesi müderrisi Müftü Ömer Efendi ve Kazâbâdî Ahmed Efendi gibi âlimlerden okudu. Tahsilini tamamladıktan sonra mülâzım oldu. Başta İbrâhim Paşa Medresesi ile Hatuniye Medresesi (Çifte Minareli Medrese) olmak üzere Erzurum’un çeşitli medreselerinde müderrislik yaptı. Erzurum’da elli yıl kadar ilim ve irfan hayatı içinde bulunan, çok iyi Farsça bilen ve klasik edebiyatla da meşgul olan Hâzık hocalığı süresince birçok öğrenci yetiştirdi. Peygamber soyundan geldiği için Erzurum nakîbüleşraflığı, ardından da 1170’te (1757) getirildiği Erzurum müftülüğü görevini ölümüne kadar sürdürdü. Bazı kaynaklarda Erzurumlu İbrâhim Hakkı’ya Farsça hocalığı yaptığı (Osmanlı Müellifleri, I, 280) veya İbrâhim Hakkı’nın onun Farsça hocası olduğu (Mehmed Nusret, s. 103) kaydedilmişse de İbrâhim Hakkı’nın mektuplarından aralarındaki ilişkinin bir dostluktan ibaret bulunduğu anlaşılmaktadır. Vefat tarihi Esad ve Râmiz tezkirelerinde, Kāfile-i Şuarâ’da 1181 (1767), Sicill-i Osmânî’de 1188 (1774), hâlen Erzurum müzesinde bulunan kabir taşında ise 1176 (1763) olarak gösterilmiştir. Ancak İbrâhim Hakkı’nın şairin ölümü için söylediği, “Hakk’a yöneldi Hâzık Efendi” mısraının gösterdiği 1177 (1764) yılı daha doğru olmalıdır. Kabri bugün mevcut olmayan Erzincankapı Mezarlığı’nda idi.

Şiirlerinden İstanbul, Çıldır ve bugün Türkiye sınırları dışında kalan Ahıska’da (Gürcistan) bulunduğu, bilhassa İstanbul’u çok sevdiği anlaşılmaktadır. Divanının kasideler bölümünde mahallî şahsiyetler ve yapılar hakkında yazdıkları dikkat çekicidir. Bunlar arasında Erzurum Beylerbeyi Çetecizâde Abdullah Paşa, Erzurumlu Şeyhülislâm Feyzullah Efendizâde Mustafa Efendi, Beylerbeyi Mustafa Paşa, Erzurum’un imarında önemli hizmetleri bulunan Beylerbeyi Yazıcızâde İbrâhim Paşa, Çıldır valilerinden Ahmed ve Yûsuf paşalar hakkında şiirlerle saray olarak adlandırdığı Erzurum Vali Konağı, Ahıska ve Erzurum’daki cami, çeşme ve medreseler için tarih manzumeleri bulunmaktadır.

Kasidelerinde hemşehrisi Nef‘î’nin, gazellerinde Nâbî’nin etkisi altında kalan Hâzık kasidelerinin birçoğunu Nef‘î’ye nazîre olarak yazmıştır. Bazı şiirlerinde Erzurum ve yöresinde kullanılan deyim ve tabirlere rastlanan Hâzık Efendi mahallî özellikleri koruyan bir divan şairi karakteri gösterir. Mânayı ön planda tutmak şartıyla klasik mazmunları ustaca kullanmıştır. Tasavvufî aşkla beraber dünyevî aşk da şiirlerinin konusunu teşkil etmiştir.

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar