Dr. Serdar Korucu AYM-Yargıtay krizini değerlendirdi - Sakarya54 – Sakarya’nın gür sesi

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 20482 İçerik Bulunuyor.

Dr. Serdar Korucu AYM-Yargıtay krizini değerlendirdi

20 Kasım 2023 - kez okunmuş
Ana Sayfa » Etkinlik»Dr. Serdar Korucu AYM-Yargıtay krizini değerlendirdi
Dr. Serdar Korucu AYM-Yargıtay krizini değerlendirdi

Dr. Korucu AYM-Yargıtay krizini değerlendirdi

Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü
Dr. Öğretim Üyesi Serdar Korucu, Sabahattin Zaim Konferans Salonu’nda ‘’Anayasa
Mahkemesi – Yargıtay Krizi ve Yargısal Aktivizm Tartışmaları’’ konulu bir konferans verdi.
Konferansa, Siyasal Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı
Prof.Dr. Köksal Şahin, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Bölüm Başkanı Doç.Dr.
Dilşad Türkmenoğlu Köse, akademisyenler, üniversite personeli ve öğrenciler katıldı.
Moderatörlüğünü SAÜ Siyasal Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm
Başkanı Prof. Dr. Köksal Şahin’in yaptığı konferansta konuşan Anayasa Hukukçusu Dr.
Öğretim Üyesi Serdar Korucu, yargısal aktivizm kavramı ve Türkiye’nin gündemindeki
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay arasındaki krize neden olan Can Atalay davasına ilişkin
değerlendirmelerde bulundu.
DİJİTAL AKTİVİZMİN TARİHÇESİ
Etkili bir sunumla dijital aktivizm üzerine konuşan Dr. Korucu, ‘yargısal aktivizm’
kavramının ilk kullanımının 1947 yılında Fortune dergisinde yayınlanan bir makaleyle
oluştuğunu belirterek,
‘‘Akademik bir iddiası olmayan bu makalenin yazarı Arthur M. Schlesinger, makalesinde,
arzu edilen toplumsal sonuçları elde etmek için yargısal gücün kullanılabileceğine inanan
yargıçları ‘yargısal aktivist’ olarak nitelemiş; bu yaklaşımı benimseyen yargıçları da ‘kendini
sınırlama’ taraftarları olarak adlandırmıştır.
Anayasa yargısının anavatanı sayılan ABD'de, hukuki denetim sınırlarını aşan yargı
kararlarını nitelemek üzere yargısal aktivizm kavramı kullanılmaktadır. Bu kavram ülkemizde
de benimsenmiş ve son yıllarda giderek artan bir yoğunlukla kullanılmaya başlanmıştır.
Bununla birlikte; güncel siyaset ve hukuk tartışmalarında yaygın bir biçimde kullanılmasına
rağmen yargısal aktivizmin kavramsal içeriği hakkında net bir fikir edinebilmek kolay
değildir. Türk Anayasa Mahkemesi'nin siyasete müdahale niteliğindeki kararlarının aktivist
bir tutumu yansıttığına dair yaygın bir kanaat söz konusudur; ancak hangi kararın, hangi
gerekçelerle aktivist sayılması gerektiği konusunda tatmin edici çalışmalar yapılmamaktadır’’
dedi.
DİJİTAL AKTİVİZMİN ÇEŞİTLİ TANIMLARI
Akademik çalışmalarda yargısal aktivizmin, genellikle yargının olağan denetim sınırlarını
aşması biçimde tanımlandığını ve farklı tanımları da bulunduğunu belirten Korucu,
‘‘Mahkemelerin yargı organı gibi hareket etmek bakımından başarısız olmaları… Başka bir
tanımda da; mahkemeden çok yasama organı gibi hareket etmeleri deniyor…
Yargısal aktivizm denince şöyle tartışmasız bir şey var; anayasada yer alan genel ve soyut
kavramlı ifadeler, anayasaya uygunluk denetiminde yargı organları tarafından belli biçimlerde
somutlaştırılıyor. Bu somutlaştırma faaliyeti aslında yargısal aktivizm tartışmalarının da

başlangıç noktası oluyor. Örneğin; bir kamu yararı, genel sağlık, genel ahlak, kamu düzeni
gibi kavramların her biri geneldir, soyuttur ve farklı siyasi tercihlerle içeriğini farklı şekillerde
doldurabileceğiniz kavramlardır. Örneğin ‘Bilim ve sanat özgürlüğü genel ahlaka aykırı
olamaz’ şeklinde bir anayasa kuralı var. Peki, bir dava söz konusu olduğunda sanat
özgürülüğünün o dava için kullanım biçimi genel
ahlaka aykırı mı değil mi? Burada mahkeme üyeleri ister istemez genel ahlaktan neyin
anlaşılması gerektiği konusuna bir kavramının içerisini doldurmak zorundalar. Bu da yargısal
aktivizmin başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Yargısal aktivizm denildiğinde genellikle ilk
akla gelen anayasa mahkemelerinin yasama işlemlerini iptal etmesi oluyor.En yalın haliyle
yargısal aktivizm, yargının olağan denetim sınırlarının aşılması durumudur.
ATALAY DAVASINI DEĞERLENDİRDİ
Gezi Parkı davasında yargılandıktan sonra 2022'de 18 yıl hapis cezasına çarptırılan ve 2023
genel seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi’nden Hatay milletvekili seçilen Can Atalay ile ilgili,
Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 8 Kasım'da, “hak ihlali” kararı veren Anayasa Mahkemesi
(AYM) üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması Türkiye'de yargı krizine neden oldu…
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ve dokunulmazlık konularının yeniden tartışılmasına
yol açan bu olayla ilgili değerlendirmede bulunan Dr. Serdar Korucu, ‘’Bu şu ana kadar
yüksek yargı organları arasında hiç yaşamadığımız ölçüde büyük bir kriz aslında. Ancak bu
kriz sadece bu kararla ortaya çıkmış bir kriz değil. Bundan öncesinde Mustafa Balbay,
Mehmet Haberal, Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Leyla Güven gibi pek çok isimle ilgili kararda,
milletvekili seçilenlerin tutuklu yargılanmaları söz konusu olduğunda Yargıtay ile Anayasa
Mahkemesi hep karşı karşıya gelmiştir.
Bu son kararla ortaya çıkan kriz aslında daha önceki kararlarda su yüzüne çıkan gerginliğin
adeta zirve noktası oldu’’ dedi.
AYM’DE 2010 SONRASI OLUMLU DÖNÜŞÜM
Anayasa mahkemesinin 2010 yılından sonra geçirdiği dönüşümü ve tutumunu olumlu
değerlendirdiğini belirten Korucu, ‘‘Devletçi vesayet anlayışının terk edilerek hak eksenli
yorum anlayışının benimsenmesini çok olumlu buluyorum. Hatta Anayasa Mahkemesinin bu
konuda cesaretlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu noktada, kendisini anayasanın
da üzerinde bir uluslararası mahkeme şeklinde konumlandırmasını da hatalı buluyorum.
Toplumsal ve siyasi meselelerde çok net kutuplaşma ve çok net bir tavır belirleme gibi bir
hata içerisine düşüyoruz. Bu tutum, beni bir vatandaş ve bir anayasa hukukçusu olarak,
ülkenin bu kadar kutuplaşmış bir siyasi atmosfer içerisinde olması rahatsız ediyor. Çok keskin
bir tutum benimsemeyi doğru bulmuyorum. Her zaman soğukkanlı ve sağduyulu olmaya
çalıştım’’ diye konuştu.
‘KURUMLAR ARASI İSTİŞARE ZORUNLU’

Konferansın son bölümünde bir değerlendirme yapan Korucu, ‘‘AYM ve Yargıtayın karşılıklı
olarak birbirini besleyen hatalı tutumları neticesinde bu kriz ortaya çıkmıştır. Ancak bu kriz
iddia edildiği anayasal düzeni sonuna geldik şeklinde kap kara bir tablo elbette değildir. Ama
bu durum, kurumlar arasında bir takım istişarelerin artık zorunlu olduğunu ve bu iki
kurumdan birinin bir geri adım atması gereken bir noktaya geldiğimizi de gösteriyor.
Herhangi bir mahkemenin yanında otomatik tutum almak gibi bir tutum içerisine girmek
yerine her iki mahkemenin de yorumlarını temel argümanları ile bilmek, her zaman yapmaya
çalıştığım gibi doğruya doğru, yanlışa yanlış demek bu mesele bakımından da çok önemli’’
ifadelerine kullandı.
GÜNDEMLE İLGİLİ SORULARI YANITLADI
Konferansını tamamlayan Anayasa Hukukçusu Dr. Serdar Korucu, ‘‘Bu vesile ile bana bu
imkanı veren başta bölüm başkanımız Prof. Dr. sayın Köksal Şahin olmak üzere, bölüm
başkanlığına, bölüm hocalarıma, buraya katılan tüm değerli öğrencilerime tek tek teşekkür
ediyorum’’ dedi.
Korucu, verdiği konferans sonunda öğrencilerden gelen soruları yanıtladı.Konferansın
gündeme ışık tutan çok verimli bir içeriği olduğunu belirten akademisyen ve öğrenciler,
Korucu’ya verdiği bilgiler için teşekkürlerini ifade etti.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

YORUMLAR

İlgili Terimler :