Depremzede göçü: Her an yıkık kente geri dönecek gibi

Antakya’dan Eskişehir’e göçen depremzede aile yaşadıkları sorunları anlattı.

Latife KARTAL
Eskişehir

Kahramanmaraş’dan Sakarya’ya göçen depremzede aile yaşadıkları sorunları anlattı.

Depremin yaşandığı illerde bulunan depremzedelerin güvenli şehirlere göçü devam ediyor. Göç yaşanan illerden biri Eskişehir. Eskişehir’e gelen depremzedeler kaymakamlıklara kayıt yaptırdıktan sonra Emek ve Demokrasi Platformu Koordinasyonu ve yerel yönetimlerle iletişim kurarak destek alıyor.

Akrabaları Eskişehir’de olduğu için Antakya’dan buraya göçen depremzede bir ailenin evine misafir olduk. Kente geleli henüz birkaç gün olmuş. Antakya’da bir aile apartmanında yaşıyorlarmış, binaları yıkılmamış ama hasar büyük. Göçük altında kalmadıkları için şanslı hissediyorlar. Fevziye teyze ve Abdo amca ile kızları Meryem, gelinleri Gülay, Gülay’ın 10 yaşındaki oğlu Umut, 14 yaşındaki kızı Zeynep sığınmışlar aynı eve.

‘NE YARDIM NE YETKİLİ, BİR BAŞIMIZA KALDIK’

Deprem sonrası 10 gün boyunca arabada yaşamışlar hep birlikte. İlk gün felaketin boyutunu tam anlamadıklarını anlatıyor Gülay; “Arabanın benzini yoktu, benzin almak için sokaktan ayrılınca asıl acıyı gördük. Etrafta depremzedelerden başka kimse yoktu. İnsanların ne yiyecek bir şeyi ne içecek suyu vardı. Yıkılan bakkallardan, marketlerden yiyecek içecek almaya başladı insanlar. Çaresizdi insanlar. Arabası olanlar şanslıydı, arabalarında kaldılar. Birçok insan sokaklarda soğukla baş başa kaldı. İlk iki gün bir başımızaydık, ne yardım, ne bir yetkili…” diyor. İki gün sonra tırların gelmeye başladığını söyleyen Gülay, “Gelenler halkın dayanışma için gönderdikleri. Devlet yine ortada yoktu. Çadırlarsa beşinci günden sonra ve yetersiz kuruldu” diye ekledi.

HAYVANLARI YARI FİYATINA SATIP ÇIKTILAR

Neden 10 gün beklediklerini sorduğumuzda anlıyoruz ki ayrılmamak için direnen Fevziye teyze olmuş. “İneklerim vardı” diyor, “Nasıl bırakayım?” Eşi Abdo amca düşüp belinden sakatlanınca gelmek zorunda kalmışlar. Deprem sonrası ne yem ne su verebildikleri hayvanları çaresiz yarı fiyatına satmışlar. Aslında hiçbiri kentten vazgeçememiş.

Antakya’nın yeniden yaşanılabilir bir hale gelmesinin çok zor olacağını biliyorlar ama Eskişehir’e kalıcı yerleşmeyi de şimdilik düşünmüyorlar. Bu konuda da devletten hiç umutları yok. “Antakyalılar Antakya’ya sahip çıkarlarsa belki o zaman eskiye dönebiliriz” diyorlar. Çocukları okula yazdırmışlar ama hâlâ her an Antakya’ya dönecek gibi bir ruh halindeler.

‘KOCA DEVLET BİR KAZAK GÖNDEREMEDİ Mİ BİZE?’

Sohbet sürerken kapı çalıyor. Gelen depremin hemen ardından Eskişehir’e gelen Abdo amcanın oğlu Mustafa ve ailesi. Depremden sonra ilk karşılaşmaları. Mustafa’nın bir kızı özel bir hastanede hemşire, damadı da özel bir bankada çalışıyor. İkisini de çalışmaya çağırmışlar. Daha üç buçuk aylık bir bebekleri var; “Nasıl gideriz oraya, nasıl yaşarız” diye soruyorlar. “Size konteyner ayarlarız” demişler.

Mustafa’nın eşi Gül bir başlarına bırakılmalarına, koskoca devletin bu felakette yanlarında olmamasına kızgın: “İlk iki saat içerisinde bize ulaşması gerekirdi devletin. Koskoca devletimiz iki gün hiç ortada görünmeyecek, sonra da yarım yamalak, eksik gedik, koordinasyonsuz olacak kadar aciz mi? En çok da neye kırıldım biliyor musunuz? Geçen gün Kızılay ikinci el giysi dağıtıyordu. Sen Kızılaysın, kamu kurumusun. Devlet bize yeni kazaklar, montlar alamadı mı? Kendimi çok değersiz, çok önemsiz, çok yalnız hissettim” diyor.