Dolar : Alış : 7.3797 / Satış : 7.3930
Euro : Alış : 8.9778 / Satış : 8.9939
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya18°CSağanak Yağışlı

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11124 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Erdoğan dediğini yaptı! Kılıçdaroğlu’nu muhatap almadı

25 Nisan 2016 - 1 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Erdoğan dediğini yaptı! Kılıçdaroğlu’nu muhatap almadı
Erdoğan dediğini yaptı! Kılıçdaroğlu’nu muhatap almadı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AYM’nin 54. Kuruluş Yıl Dönümü Törenine Katıldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 54. kuruluş yıl dönümü münasebetiyle düzenlenen törene katıldı.

Anayaya Mahkemesi binası girişinde AYM Başkanı Zühtü Arslan tarafından karşılanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra törenin yapıldığı salona geçerek, AYM’nin 54. yıl dönümü münasebetiyle yapılan konuşmaları dinledi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman, Başbakan Ahmet Davutoğlu, bazı bakanlar ve diğer yetkililerin de hazır bulunduğu törenin sona ermesiyle AYM’den ayrılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yine AYM Başkanı Arslan tarafından uğurlandı.

Anayasa Mahkemesinin 54. Kuruluş Yıl Dönümü Etkinlikleri

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin 54. Kuruluş Yıl Dönümü Açılış Töreni, Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Zühtü ARSLAN’ın Yüce Divan Salonunda yaptığı açılış konuşması ile başlamıştır.

Kuruluş Yıl Dönümü etkinlikleri kapsamında düzenlenecek “Bireysel Başvuru Kararlarının Etkileri” konulu uluslararası sempozyum, 23 ülkeden gelen Anayasa Mahkemesi Başkanları, üyeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Konseyi ve Venedik Komisyonu temsilcilerinin katılımıyla 25-26 Nisan 2016 tarihleri arasında Ankara’da Anayasa Mahkemesi Yüce Divan Salonunda gerçekleştirilecektir.

BaşkanProf.Dr. Zühtü ARSLAN

 

 

1 Ocak 1964 tarihinde Yozgat ilinin Sorgun ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Sorgun’da tamamladı. 1987 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını İngiltere’de Leicester Üniversitesi Hukuk Fakültesinde “İnsan Hakları ve Sivil Özgürlükler” alanında, Doktorasını da aynı Fakültede anayasa hukuku alanında yaptı. 2002 yılında Doçent, 2007 yılında ise Profesör unvanını aldı.

2001 yılında bir süre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde çalıştı. Ayrıca, 23 Aralık 2010 tarihinden itibaren Basın İlan Kurumu Genel Kurul üyeliği görevini yürüttü. 2009 yılında Başkanlığına atandığı Polis Akademisi’nde uzun yıllar lisans ve lisansüstü düzeyde “Anayasa Hukuku”, “İnsan Hakları”, “Devlet Kuramları” gibi dersler verdi. Ayrıca, 2000-2003 yılları arasında Bilkent Üniversitesi’nde “Turkish Public Law” dersini, 2003-2009 yılları arasında da Başkent Üniversitesi’nde “Hukuk ve Siyaset” dersini verdi.

Anayasa Teorisi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde Din Özgürlüğü ve Türk Parlamento Tarihi 1957-1960 (3 Cilt) adlı kitapları vardır. Bunun yanında, Constitutional Law of Turkey başlıklı bir ortak kitabı ve ABD Yüksek Mahkemesi Kararlarında İfade Özgürlüğü adlı bir derleme eseri bulunmaktadır. Ayrıca, anayasa yargısı, insan hakları, özgürlük-güvenlik ilişkisi ve siyasi partiler hukuku gibi alanlarda Türkçe ve İngilizce yayınlanmış makaleleri ve bildirileri vardır.

Arslan, Yükseköğretim Genel Kurulunca gösterilen üç aday arasından Sayın Cumhurbaşkanı tarafından 17 Nisan 2012 tarihinde Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçilmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 10.02.2015 tarihinde yapılan toplantısında Anayasa Mahkemesi Başkanlığına seçilmiştir.

Evli ve dört çocuk babasıdır.

Başkan Vekilleri

 

Üyeler
Emekli Üyeler

T.C. Anayasa Mahkemesi Bina Gündüz

Tarihsel Bilgi

Kuruluş

Türkiye’de Anayasa Mahkemesi ilk kez 1961 Anayasası ile kurulmuştur. Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri, yargılama ve çalışma usulü ile kararlarının niteliği 1961 Anayasası’nın 145 ila 152. maddelerinde düzenlenmiş, buna bağlı olarak 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 22/4/1962 tarihinde kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesine ilk kuruluşunda, kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzükleri’nin Anayasa’ya şekil ve esas”bakımından uygunluğunu denetleme görevi verilmiş, bu görevin yanı sıra görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Anayasa’da sayılan kişileri Yüce Divan sıfatıyla yargılamak, siyasi partilerin kapatılması hakkındaki davalara bakmak, siyasi partilerin gelir kaynakları ile giderlerine ilişkin hesapları incelemek ve Anayasa ile verilen diğer görevleri yerine getirmekle de yetkili kılınmıştır.

1961 Anayasası’nın 145. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, on beş asıl ve beş yedek üyeden oluşacak şekilde kurulmuş, üyelerden dördü Yargıtay, üçü Danıştay, biri Sayıştay Genel Kurulu tarafından, üç üye Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki üye Cumhuriyet Senatosu, iki üye ise biri Askeri Yargıtaydan olmak üzere Cumhurbaşkanınca seçilmekteydi.

1961 Anayasası’nda 1971 Anayasası ile yapılan değişiklikle, kanun hükmünde kararnameleri şekil ve esas bakımından, anayasa değişikliklerini ise Anayasa’da gösterilen şekil şartları bakımından denetleme görevi verilerek Anayasa Mahkemesinin görev alanı belirgin hale getirilmiştir.

1982 Anayasası

1982 Anayasası, Anayasa Mahkemesini 146 ila 153. maddelerinde düzenlemiştir. 1982 Anayasası döneminde Anayasa Mahkemesine ilişkin ilk kanuni düzenleme, 10/11/1983 tarih ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile yapılmıştır.

1982 Anayasası’nda Anayasa Mahkemesine, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetleme, Anayasa değişikliklerini ise sadece sınırlı sayıdakişekil eksiklikleri yönünden inceleme görevi yanında, ayrıca,Anayasa’da sayılan bazı kişileri görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılama ve siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara bakma görevi de verilmiştir.

1982 Anayasası’nın ilk hâlinde Anayasa Mahkemesi, on bir asıl ve dört yedek üyeden oluşacak şekilde kurulmuştur. Cumhurbaşkanı, iki asıl ve iki yedek üyeyi Yargıtay, iki asıl ve bir yedek üyeyi Danıştay, birer asıl üyeyi Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay Genel Kurulunca kendi Başkan ve üyeleri arasından, üye tam sayılarının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; bir asıl üyeyi ise Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri içinden göstereceği üç aday arasından; üç asıl ve bir yedek üyeyi ise üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından seçmekteydi. Anayasa’ya göre Anayasa Mahkemesine seçilen üyeler 65 yaşını doldurunca emekli olmaktaydılar.

2010 Anayasa Değişiklikleri

Anayasa’nın 146 ila 149. maddelerinde değişiklik getiren 7/5/2010 tarih ve 5982 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik yapılması Hakkında Kanun’un 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan halkoylamasıyla kabul edilmesiyle birlikte Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. Bu Anayasa değişikliğinin ardından kabul edilen 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile de Anayasa Mahkemesinin çalışma usul ve esasları yeniden belirlenmiştir.

Anılan değişiklik ile üye sayısı on yediye çıkartılan Anayasa Mahkemesinin, iki bölüm ve genel kurul halinde çalışması benimsenmiş; Mahkemeye mevcut görevlerinin yanı sıra bireysel başvuruları karara bağlamak ve bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesini yapmak üzere komisyonlar oluşturulmasına imkân tanınmıştır.

Siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılmakta, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanmaktadır.

Ayrıca 12 Eylül 2010 tarihide yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesine, Yüce Divan sıfatıyla, “görevleriyle ilgili suçlardan”” dolayı Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini yargılama görevine ilave olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanını yargılama görevi de verilmiştir.

2010 Anayasa değişikliği ile birlikte, Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresi on iki yıl ile sınırlandırılmış; üyelerin yeniden seçilememesi esası da getirilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Beraberindeki Heyetin Anıtkabir Ziyareti

Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 54. Yıldönümü nedeniyle Mahkeme Başkanımız Sayın Zühtü Arslan ile Başkanvekilleri, Üye ve Raportörlerince Anıtkabir ziyaret edilmiştir. Heyet Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi huzurunda İstiklal Marşı ve saygı duruşunun ardından Misak’ı Milli müzesine geçip, Anıtkabir Defteri’ni imzaladıktan sonra Anıtkabir’den ayrılmıştır.

Sayın Arslan, Anıtkabir Özel Defteri’ne şunlara yazdı:

“Büyük Atatürk,

Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 54. Yıldönümü nedeniyle, üyelerimiz, raportörlerimiz ve raportör yardımcılarımızla birlikte huzurundayız.

Anayasa Mahkemesi olarak, kurduğunuz ve emanet ettiğiniz Türkiye Cumhuriyeti’nde anayasal hak ve özgürlüklerin korunmasına ve hukukun üstünlüğünün tam olarak sağlanmasına yönelik Anayasa ve kanunların verdiği görevleri yerine getirmeye azim ve kararlılıkla devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.

Ruhun şad olsun

Cumhurbaşkanı Erdoğan Azerbaycan’a Gitti

Cumhurbaşkanı Erdoğan Azerbaycan’a Gitti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Medeniyetler İttifakı’nın 7. Küresel Forumu’na katılmak üzere Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye gitti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Esenboğa Havalimanı’ndan Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga, TBMM İdare Amiri Salim Uslu, Ankara Valisi Mehmet Kılıçlar ile diğer yetkililer uğurladı.

Azerbaycan ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a eşi Emine Erdoğan, bazı bakan ve bürokratların bulunduğu bir heyet de eşlik ediyor.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Mülteci Krizi Çözülmüş Değil”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Mülteci Krizi Çözülmüş Değil”

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir basın toplantısı düzenleyen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Suriye’de ilan edilen ateşkese rağmen ihlallerin sürdüğünü belirterek, “3 milyonu aşkın insanı ülkemizde misafir etmeye ve açık kapı politikamızı da uygulamaya devam edeceğiz. Buradan herhangi bir geri dönüş söz konusu değil. Sorunun kaynağı Suriye’dedir. Suriye’deki savaş devam ettiği müddetçe, bu kanlı yıkım devam ettiği müddetçe mülteci krizi de maalesef derinleşerek devam edecektir” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir basın toplantısı düzenledi. Gündemdeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, basın mensuplarının sorularını da cevapladı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, kamuoyu ile canlı olarak da paylaşılan toplantıda şunları söyledi:

“CUMHURBAŞKANLIĞI KÜLLİYESİ’NDE TÜRK VE DÜNYA ÇOCUKLARI MİSAFİR EDİLDİ”

“Gündemimizdeki bazı konuları sizlerle paylaşmak istiyorum. Daha sonra da sorularınızı cevaplamaya çalışacağım. Öncelikle 23 Nisan kutlamaları ile başlamak istiyorum. Bildiğiniz gibi iki gün önce de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Sayın Cumhurbaşkanımız, hem Türkiye’den, hem dünyadan gelen çocukları misafir ettiler. Burada eski tabirle ‘hâkimiyet-i milliye’ yeni tabirle ‘ulusal egemenlik’ ruhuyla çocuklarımızla birlikte olduk. Hemen ardından bildiğiniz gibi 24-25 Nisan Çanakkale Kara Savaşları’nın 101. yıldönümü programı yapıldı. Geçen sene hatırlarsanız 100’e yakın ülkenin katılımıyla Çanakkale’de, Sayın Cumhurbaşkanımızın da iştirakleriyle büyük bir anma programı yapılmıştı. Bundan sonra da tabii 101’inci, 102’inci yıl anma programları yapılmaya devam edecek.

KUT-ÜL AMARE ZAFERİ’NİN 100. YILI ANMA PROGRAMI

Burada bununla bağlantılı olarak bir başka konuyu dikkatinize getirmek isterim. Önümüzdeki Cuma günü 29 Nisan’da da Kut-ül Amare Zaferi’nin 100. yılı münasebetiyle İstanbul’da büyük bir anma programı yapacağız. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde, üst düzey katılımla, Kut-ül Amare’yi de bu yıl ilk defa en üst düzeyde anacağız. Zira 1. Dünya Savaşı’nın en önemli zaferlerinden birisidir bildiğiniz gibi Kut-ül Amare. Bugün Irak sınırları içinde bulunan Kut bölgesindedir. Ve orada yazılan destan, bizim yakın tarihimizin en önemli dönüm noktalarından bir tanesidir.

Devletin birçok imkânsızlıklar içerisinde olduğu, Anadolu insanının büyük zorluklar yaşadığı bir dönemde Kut gibi bir yerde böyle bir zaferin kazanılmış olması hakikaten bir bütün olarak bu coğrafyadaki bütün insanların, Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Çerkez’iyle, Giresunlusuyla, Bağdatlısıyla, Muğlalısıyla, Trabluslusuyla nasıl asil bir ruha, bir asalet duygusuna sahip olduğunu göstermesi açısından büyük önem arz ediyor. Bu program münasebetiyle Irak’tan da misafirlerimiz olacak, Kut Bölgesinden de. Böylece atalarımızın orada verdiği büyük mücadeleyi ve yazdıkları kahramanlık hikâyesini 100 yıl sonra anma imkânımız olacak. Bugünlerde gerek Çanakkale, gerek 23 Nisan, gerek Kut’ül Amare ruhu karşı karşıya bulunduğumuz meydan okumalar, sınamalar açısından da büyük önem arz ediyor.

“BİRİLERİ SOYKIRIM YALANLARIYLA TÜRKLERİ VE ERMENİLERİ BİRBİRİNE DÜŞÜRMEK İSTEYEBİLİR”

Yine bu çerçevede bildiğiniz gibi dün 24 Nisan tehcir kararının da yıl dönümüydü. Bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımız 2014 yılından beri yaptığı gibi bir mesaj yayınlayarak bu olaylar sırasında, Birinci Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybeden Ermeniler dâhil bütün Osmanlı vatandaşları için taziyelerini ifade ettiler.

Dün İstanbul’da Ermeni Kilisesi’nde yapılan, Ermeni Patrikhanesinin Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’nde yaptığı ayine de gönderdiği mesajlarında Sayın Cumhurbaşkanımız, burada yaşananın bir orak acı olduğu ve bir adil hafıza perspektifinden ele alınması gerektiğinin altını çizerek şöyle dediler: “Ortak tarihleri ve benzer gelenekleri olan iki komşu halkı nefret ve düşmanlık söylemleriyle birbirinden uzaklaştırmak isteyenlere ve tarihi siyasileştirenlere karşı dostluk ve barış hedefiyle çalışmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

Bu kararlılığımızı aynen devam ediyor. Birileri soykırım iddialarıyla, soykırım yalanlarıyla Türkleri ve Ermenileri birbirine düşürmek isteyebilir, kendilerince siyasi husumet yaratmak isteyebilir; ama biz buna karşı ortak acı perspektifiyle aynı acıları paylaştığımızın altını çizmeye devam edeceğiz. Nitekim dün Erivan’da da birtakım etkinlikler yapıldı, Türk bayrağına yapılan o saygısızlığa rağmen biz vakur bir şekilde asaletimizden ve ciddiyetimizden taviz vermeden o dönemde yaşananları andık, anmaya da devam edeceğiz.

“TEK TARAFLI BİR TARİH PERSPEKTİFİ EMPOZE EDİLMEYE ÇALIŞILMAKTA”

Yine bu çerçevede dün Washington’da, Kanada’da, Ottowa’da ve dünyanın değişik yerlerinde bildiğiniz gibi bu meseleyle ilgili Türk vatandaşların ve diğer milletlerden bireylerin de katılımıyla büyük destek gösterileri ve yürüyüşleri yapıldı. Bunun giderek her yıl ivme kazanıyor olması da memnuniyet vericidir. Zira burada hiç de adil olmayan tek taraflı bir tarih perspektifi empoze edilmeye çalışılmakta. Ama artık buna karşı daha adil, daha büyük perspektiften bakabilen yaklaşımların yer bulduğunu, bu seslerin daha fazla duyulmaya başladığını görüyoruz ki bu da memnuniyet verici bir gelişme. Ve ümit ediyoruz, 100 yıl önce yaşanan bu acıların artık geride bırakılması, geleceğe bir dostluk ve birliktelik perspektifinden bakılması noktasında da önemli bir katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

BAKÜ’DE BM MEDENİYETLER İTTİFAKI FORUMU 7. TOPLANTISI

Yine bu çerçevede bu konuyla ilgili olarak arkadaşlar, bildiğiniz gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın bugün Azerbaycan’a bir ziyareti olacak ve burada da daha önce bizzat kendisinin İspanya Başbakanıyla başlattığı Birleşmiş Milletler Medeniyetler İttifakı Forumu’nun 7. toplantısı Bakü’de Azerbaycanlı kardeşlerimizin ev sahipliğinde yapılacak. Bu yılkı forumun üst başlığı ‘Bir Sınama ve Bir Hedef Olarak Kapsamlı Toplumlarda Bir Arada Yaşama.’ Bu forum çerçevesinde uzmanlar, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, elbette resmî yetkililer, devlet başkanları, bakanlar, Birleşmiş Milletler yetkilileri bu forumda birlikte olacaklar.

Bugün Bakü’de şu anda da bir gençlik oturumu yapılmakta. Bu özellikle bizim için de ayrı bir önem arz ediyor. Zira Sayın Cumhurbaşkanımızın çok önem verdiği konulardan birisi, özellikle gençlikle ilgili bu tür çalışmaların gerek medeniyetler ittifakında, gerek İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde desteklenmesi. Bu konudaki destek çalışmalarımızı da devam ettireceğiz. Forumun resmî açılışı da yarın sabah inşallah Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Aliyev’in ve diğer yetkililerin katılımıyla gerçekleşecek.

Bu arada unutmadan da söyleyeyim, Azerbaycan’dan da Hırvatistan’a geçeceğiz. Hırvatistan’a da resmî bir ziyaretimiz olacak. Orada da ikili ilişkiler, bölgesel konular, Türkiye-AB süreci ve diğer konuları birlikte ele alacağız, bir dizi anlaşmanın da bu ziyaret vesilesiyle imzalanması planlanıyor.

Bu uluslararası ziyaretlerin yanı sıra Sayın Cumhurbaşkanımızın il ziyaretleri de bundan sonra devam edecek. Yakınlarda bildiğiniz gibi EXPO münasebetiyle Antalya’ya bir ziyareti oldu, dün Adana’daydı, bundan sonra da il ziyaretlerimiz devam edecek.

“TERÖRLE MÜCADELE KONUSUNDAKİ KARARLILIĞIMIZ DEVAM EDİYOR”

Burada bu vesileyle, bu sabah Mardin’in Nusaybin ilçesinde PKK’lı teröristler tarafından bırakılan bir bomba düzeneğinin patlaması sonucu şehit olan iki askerimize Allah’tan rahmet, yaralanan iki askerimize de acil şifalar diliyoruz.

Terörle mücadele konusundaki kararlılığımız aynen devam ediyor. Gördüğünüz gibi bu alçak terör örgütü belli yerlerden çekilirken bile geriye bomba düzenekleri bırakmak suretiyle terörün çirkin yüzünü, alçak yüzünü göstermeye devam ediyor. Ama buna karşı bizim kararlılığımız devam edecektir. Terörün hiçbir türünün, şeklinin, biçiminin kabul edilmesi asla söz konusu değildir. Çeşitli şekillerde gündeme getirilen ‘mutabakat’ gibi, ‘müzakere’ gibi, ‘anlaşma’ gibi kavramların hiçbir karşılığının olmadığı açıkça ortadadır.

“TERÖRÜN ŞU VEYA BU GEREKÇELERLE AKLANMAYA ÇALIŞILMASINI KINIYORUZ”

Nitekim dün de Sayın Cumhurbaşkanımız Adana’da yaptığı konuşmada böyle bir mutabakatın söz konusu olmadığını ve olmayacağını ifade etmişlerdir. Bu vesileyle PKK terörünün ve diğer terör türlerinin şu veya bu gerekçelerle aklanmaya çalışılması, temize çıkartılmaya çalışılması yönünde yapılan bütün faaliyetleri net bir şekilde reddettiğimizi ve kınadığımızı da ayrıca ifade etmek istiyorum.

Bu arada geçtiğimiz hafta Etiyopya’da meydana gelen birtakım olaylar vardı biliyorsunuz, burada da 182 kişi hayatını kaybetti. Bu vesileyle biz de Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak taziyelerimizi dile getiriyor ve bu tür olayların yaşanmaması için bölgesel ve Afrika genelindeki girişimleri desteklediğimizi ifade etmek istiyorum.

“CUMHURBAŞKANLIĞI BİSİKLET TURU, HER AÇIDAN ÖNEMSEDİĞİMİZ BİR ETKİNLİK”

Bir diğer önemli konu, dün bildiğiniz gibi 52. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu İstanbul’da start aldı. Yaklaşık 50 kusur yıldır yapılan ve bu yıl da 52’ncisi yapılan Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu dün İstanbul’da başladı, finali de Efes etabıyla tamamlanacak ve orada da turnuvaya katılan 16 takım ve 123 sporcudan kazananlara madalyaları verilecek. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu, bizim her açıdan önemsediğimiz bir etkinliktir, gerek bisiklet sporunun desteklenmesi, gerekse ülkemizdeki vatandaşlarımızın, her yaştan insanımızın, gencinden ihtiyarına kadar bisiklet sporuyla ilgilenmesi anlamında önem verdiğimiz bir faaliyettir. Bu sene ilk defa bugün şu anda, konuştuğumuz şu dakikalarda Nevşehir Kapadokya’da, Kapadokya etabı şu anda devam ediyor. Daha sonra Aksaray, Konya, Seydişehir, Alanya, Alanya-Kemer, Kumluca, Elmalı, Fethiye, Marmaris etapları gerçekleşecek ve 1 Mayıs’ta da Selçuk’ta sona erecek. Ülkemizin tanıtımı açısından da büyük önem arz eden bu bisiklet turunun da başarıyla neticelenmesini temenni ediyoruz.

İstanbul Cup Finali’nde Karadağlı rakibini yenerek bir WTA turnuvasını kazanan ilk Türk tenisçimiz olan Çağla Büyükakçay’ı da bu vesileyle tebrik ettiğimizi ifade etmek istiyorum.

“SURİYE KONUSUNDA CENEVRE’DE YAPILAN GÖRÜŞMELER ARZU EDİLEN HIZDA İLERLEMİYOR”

Son olarak, bölgemizdeki gelişmelerle ilgili birkaç konuya temas etmek istiyorum. Bildiğiniz gibi Suriye’deki durum hassasiyetini korumaya devam ediyor. İlan edilen ateşkes ya da çatışmasızlık haline rağmen Esed rejiminin, Suriye rejiminin Rusya Federasyonu’yla beraber Suriye topraklarındaki ihlalleri devam ediyor, hâlâ onlarca sivil insan ölmeye devam ediyor. Dahası, gene varılan anlaşma çerçevesinde insani yardımların ulaştırması gerekirken bunların ulaştırılmadığını, yüz binlerce Suriyeli insanın hâlâ insani yardımlar noktasında büyük sıkıntılar çektiğini görüyoruz.

Bu arada, tabi Suriye’de siyasi bir geçiş sürecinin sağlanması amacıyla Cenevre’de yapılan görüşmelerin de maalesef arzu edilen hızda ilerlemediğini görüyoruz. Son olarak BM Temsilcisinin yaptığı açıklamalar, Suriye Yüksek Müzakere Heyeti’nin yaptığı açıklamalar da buradaki müzakerelerin bir hayli zor devam ettiğini gösteriyor. Bunun temel sebebi, rejimin iki temel konuda; bir, siyasi geçiş sürecinin sağlanması, İki, insani yardımların şu anda ulaştırılması konusunda ayak diremesi ve yardımcı olmamasından kaynaklanıyor.

SURİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜN MUHAFAZA EDİLMESİ

Bu noktada Suriye’deki çatışmaların durması ve siyasi geçiş sürecinin sağlanması, aynı zamanda Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve Suriye’nin demokratik çoğulcu bir siyasi düzene geçmesi büyük önem arz ediyor. Türkiye’nin pozisyonu temelde Suriye’nin bu toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesi, fiili durumların asla kabul edilmemesi noktasında aynıdır. Bu konudaki kararlılığımız diğer müttefiklerimizle beraber devam etmektedir.

İnsani yönden de bildiğiniz gibi ülkemizdeki Suriyeli mülteciler, 3 milyonu aşkın insan ülkemizde misafir edilmeye devam ediyor ve biz bunları ülkemizde misafir etmeye ve açık kapı politikamızı da uygulamaya devam edeceğiz. Buradan herhangi bir geri dönüş söz konusu değil. Çünkü daha önce de müteaddit kereler ifade ettiğimiz gibi, ülkesinden kaçan bu insanlar, yani 2.7 milyon Suriyeli, bunun üzerine 300 bine yakın Irak ve diğer ülkelerden gelen mülteciler de var, bu 3 milyona yakın insan macera olsun diye, meraktan yahut turistlik gerekçelerle değil; savaştan, ölümden, kandan kaçtıkları için ülkemize sığınıyorlar ve biz imkânlarımız ölçüsünde bu insanları ülkemizde ağırlamaya devam edeceğiz.

“SURİYE’DEKİ SAVAŞ DEVAM ETTİKÇE, MÜLTECİ KRİZİ DE DERİNLEŞEREK DEVAM EDECEK”

Bu noktada Avrupa Birliği’yle yapılan anlaşma çerçevesinde Türkiye-AB eylem planı da hayata geçiriliyor. Bildiğiniz gibi Yunan adaları üzerinden Avrupa’ya geçiş yapmaya çalışan kayıt dışı, illegal göçmenlerin sayısı konusunda ciddi bir düşüş gerçekleşti. Bu tabi memnuniyet verici her açıdan. Öncelikle Avrupa’ya gidecek olan Suriyelilerin kayıt altına alınması önem arz ediyor.

İkincisi; insan kaçakçılarının elindeki kozların ortadan kaldırılması ve bunların önlenmesi noktasında büyük önem arz ediyor. Yine bu çerçevede son dönemde özellikle bizim Sahil Güvenlik güçlerimiz insan kaçakçılığının önlenmesi konusunda çok sıkı tedbirler aldılar ve geçtiğimiz Ekim ayında günde 6-7, hatta 7500 insan Yunan adaları üzerinden Avrupa’ya geçmeye çalışırken, bugün itibarıyla bu sayı adeta sıfırlanmış durumda. Bu tabii memnuniyet verici bir durum… Ama daha önce de ifade ettiğimiz gibi, sorun ne Türkiye’nin Ege sahillerinde, ne Yunan adalarında; sorunun kaynağı Suriye’dedir ve Suriye’deki savaş devam ettiği müddetçe, bu kanlı yıkım devam ettiği müddetçe mülteci krizi de maalesef derinleşerek devam edecektir.

Yani mültecilerin Yunan adaları üzerinden Avrupa’ya gidişinin azalmış olması mülteci sorununun ortadan kalktığı anlamına asla gelmez, bu gerçeği görmemiz lazım. Bu Avrupalıları rahatlatmış olabilir, geçiş sürecindeki birtakım sıkıntıları ortadan kaldırmış olabilir, ama işin özünde mülteci krizi çözülmüş değil, çünkü Suriye’deki savaş devam ediyor ve bu insanlar, yani Suriyeli mülteciler kadınıyla, çoluğuyla çocuğuyla, yaşlısıyla, genciyle nefes alabilecekleri bir merci aramaya devam ediyorlar.

DAEŞ’LE MÜCADELE KAPSAMINDA ALINAN ÖNLEMLER

Yine bu çerçevede son olarak terörle mücadele bağlamında, Suriye bağlamında özellikle yürüttüğümüz çalışmalar hakkında son bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum. Özellikle DAEŞ’le mücadele bağlamında bildiğiniz gibi biz gerek kendi sınırımızda, gerek sınırlarımız içerisinde yoğun tedbirler aldık ve bunları da etkin bir şekilde uygulamaya devam ediyoruz. Son günlerde Kilis bağlamında yaşanan hadiselerde bildiğiniz gibi birçok insanın hayatına mal oldu, Suriye tarafından Kilis’e düşen roketler neticesinde. Bununla ilgili de şu anda en üst düzeyde tedbirler alınıyor.

Bugün itibarıyla, özellikle bu DAEŞ’le irtibatlı olduğundan şüphelenilen yabancı terörist savaşçılar bağlamında 3300’den fazla yabancı uyruklu kişi makamlarımız tarafından sınır dışı edilmiştir. Yine bu çerçevede bugün itibarıyla yaklaşık 41 bin yabancı uyruklunun ülkemize giriş yasağı konmuştur. Bunlar bir şekilde DAEŞ terör örgütüyle ilişkisi olduğundan şüphelenilen kişilerdir. Yine bu süreç içerisinde risk analiz gruplarımız tarafından yaklaşık 9500 yabancı, kontrolden geçirilmiş ve bunlardan 2000’den fazlasının ülkemize girişine izin verilmemiştir.

Yine ülkemizde yürütülen DAEŞ’le ilgili operasyonlar bağlamında da 1232’si yabancı uyruklu olmak üzere, toplam 2770 kişi gözaltına alınmış, bunlardan 954 kişi ise tutuklanarak adli süreçleri başlatılmıştır. Bunların da şu anda adli süreçleri devam etmektedir.

DAEŞ’le mücadele bağlamında bildiğiniz gibi zaman zaman ülkemize düşen bu tür roketler ya da sınır ihlali türü olaylar olduğunda da Silahlı Kuvvetlerimiz derhal karşılık vermektedir. Bu konudaki tavrımız da aynı netlikle ve kararlılıkla bundan sonra da devam edecektir.

“IRAK VE SURİYE’DEKİ TÜRKMENLERE HER TÜR YARDIMI YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Son olarak, Irak Tuzhurmatu’da meydana gelen son hadiselerle ilgili bir hususu sizinle paylaşmak istiyorum: Orada son günlerde KYB’ye bağlı Peşmerge güçleriyle oradaki Haşdi Şabi denenen milis güçler arasında bir güç ve kontrol mücadelesi yaşandığı ve çıkan çatışmalarda da insanların öldüğü görülmektedir. Bunlar Tuzhurmatu şehrinin içinde değil, etrafında meydana gelen çatışmalar. Tabii burası aynı zamanda bir Türkmen şehri olması itibarıyla da bizim için özel bir hassasiyet arz ediyor.

Biz tabii Irak’ın içinden geçtiği bu hassas dönemde yeni ayrışmalara yol açacak bu tür hadiselerin yaşanmasını asla tasvip etmiyoruz. Zira bu tür olaylar ancak ancak DAEŞ gibi örgütlerin elini güçlendirecektir. Esasen Irak’ta yaşanan sorunların temelinde de bir önceki hükûmetin izlediği politikaların zehirlediği sosyal, siyasi ortam bulunmaktadır. Mezhepsel ve etnik fay hatlarının da bir anlamda kesiştiği Tuzhurmatu’daki gerilimin Irak’ın batısında DAEŞ’in körüklediği mezhepsel radikalleşmeye ilave olarak ülkenin doğusunda bir tür etnik çatışmaya dönüşme riski bulunmaktadır. Bunun önüne geçmek için biz de Irak makamlarıyla gerekli girişimleri şu anda başlatmış bulunuyoruz.

Türkmenlerin güvenliği bizim için büyük arz ediyor. İster Irak’ta, ister Suriye’de olsun, Türkmenlere her tür yardımı bundan sonra da yapmaya devam edeceğimizi bu vesileyle de ifade etmek isterim.”

“TERÖR ÖRGÜTÜNÜ AKLAMAYA YÖNELİK ÇALIŞMALARIN GAZETECİLİKLE BİR İLGİSİ YOK”

Soru: “Terör örgütü liderlerinden biri uluslararası basına, BBC’ye verdiği bir mülakatta, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere ile doğrudan temasın ötesinde bir diyalog içerisinde olduklarını söyledi. Böyle bir bilgi var mıdır sizde? Varsa acaba bir önlem alınmakta mıdır? İkinci sorum da, İsrail’le diyalog kapsamında, Mavi Marmara olayından sonra son dönemde Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu İsrailli mevkidaşlarıyla birkaç görüşmede bulundu. Yaz ayları tamamlanmadan bir barış süreci, yani ilişkilerin normalleştirilmesi bekleniyordu. Yakın vadede yeni bir temas olacak mı, belli midir tarihi?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: “Birinci sorunuzla ilgili; bu iddia daha önce de terör örgütü liderleri tarafından dile getirildi ve ilgili devletler tarafından reddedildi. Biz tabi ki o devletlerin yaptığı resmî açıklamaları esas alıyoruz burada.

Fakat burada ilginç olan şudur: Bu terör örgütünün ne tür arayışlar içinde olduğunu, kimlerden medet umduğunu, belki de açıktan veya gizli kimlerle ilişki içerisine girmeye çalıştığını göstermesi açısından dikkat çekici bir husus.

Basına verdikleri bugün de yansıyan beyanatlar çerçevesinde de şunun altını çizmek isteriz: Bu tür terör örgütünü aklamaya yönelik çalışmaların gazetecilikle bir ilgisi yoktur, bu terör propagandasına verilmiş dolaylı bir destekten başka bir şey değildir. Bakın, benzer bir şeyi diyelim ki İngiltere’de terör saldırısı 2007 yılında hatırlayın, metro saldırısını yapan El Kaide terör örgütünün mensuplarıyla bir başka ülkenin vatandaşlarının vergileriyle finanse edilen bir haber ajansı gidip böyle bir mülakat yapsaydı ve o terör örgütünün başındaki kişiyi makul ve meşru bir aktörmüş gibi göstermeye çalışsaydı, acaba bu ülkelerin, bu haber ajanslarının buna tepkisi ne olurdu?

Şimdi burada çok benzer bir durumla karşı karşıyayız. PKK’nın şu sözcüsü, bu lideri vesaireyle gidip oralarda, buralarda görüşmeler yapıp, ondan sonra da PKK örgütünün söylemlerini makul ve meşru taleplermiş gibi empoze etmeye çalışmak, dediğim gibi dolaylı olarak terör propagandasına yardımcı olmaktan başka bir şey değildir. Terör örgütü çok açık bir şekilde kendi örgüt gündemini Türk vatandaşlarımızın meselesiymiş gibi empoze etmeye çalışıyor. Bu yalana hiç kimse inanmıyor, hiç kimse de inanmayacak bundan sonra. Ve biz terörle mücadele konusunda, bunlar ister basın üzerinden, ister başka kaynaklar üzerinden kendilerine ne tür alanlar açmaya çalışırlarsa çalışsınlar en kararlı bir şekilde bu mücadeleyi devam ettireceğiz.

“DAEŞ’LE MÜCADELE EDİYOR BAHANESİYLE, TERÖR ÖRGÜTÜ MEŞRU GÖSTERİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

DAEŞ’le mücadele ediyoruz bahanesiyle terör örgütüne alan açmaya çalışmak, herhalde ne gazetecilikle, ne ifade özgürlüğüyle, ne de doğru bir siyasi analizle bağdaştırılabilir bir durumdur, daha önce de biz bunu ifade ettik. DAEŞ’le mücadele ediyor diye falanca örgütü siz meşru göstermeye çalışırsanız, hele hele Avrupa Birliği’nin ve Amerika’nın terör örgütü ilan ettiği bir grubu, ‘Kürt savaşçılar, militanlar’ vesaireler diye estetize etmeye, sempatik göstermeye çalışırsanız burada çok ciddi bir sorun var demektir.

Dolayısıyla gerek bu terör örgütü liderinin verdiği mesajlar, gerekse bu yayın kuruluşunun yaptığı yayın açısından ortada sadece ve sadece teröre hizmet eden bir durum vardır. Ama buna asla Türkiye razı olmayacaktır, terörle mücadelemiz kararlı bir şekilde devam etmektedir. Şu anda bu operasyonlar son noktasına kadar götürülecek ve bütün bu terör belasından, terör örgütlerinden, bunların düzeneklerinden, saldırılarından, planlarından, hendeklerinden vesaireden kurtulana kadar da, oradaki vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği ve özgürlükleri temin edilene kadar da bu mücadele kararlı bir şekilde devam edecek ve bundan asla geri adım atılmayacaktır.

İSRAİL İLE İLİŞKİLERİN NORMALLEŞME SÜRECİ

İkinci sorunuzla ilgili olarak, İsrail’le bildiğiniz gibi bir müddettir devam eden müzakerelerin son aşamasına doğru geliyoruz. Türkiye’nin ortaya koyduğu şartlar çerçevesinde yürütülen bir müzakere vardır ve artık bunun son aşamasına geliyoruz. Yakın bir zamanda yeni bir temasın olması planlanıyor. Bildiğiniz gibi tazminat ve ablukayla ilgili son 2 madde üzerinde de nihai mutabakat sağlandıktan sonra anlaşmanın imzalanması ve ilişkilerin normalleşme sürecinin başlaması planlanıyor.

Yine bu çerçevede bizim açımızdan büyük önem arz eden Gazze ve Filistin topraklarındaki insani durumun iyileştirilmesine yönelik adımların da hızla atılacağını bekliyoruz. Bu çerçevede Türkiye’nin son yıllarda bildiğiniz gibi gerek Gazze’ye, gerekse Batı Şeria’ya, Filistinlilere ulaştırdığı yardımlar bir hayli yekûn tutmakta. Gerek insani tıbbi malzemeler; gerekse yıkılan evlerin, hastanelerin, okulların yapılmasıyla ilgili bu yardımlarımız bundan sonra da devam edecektir.

“FİLİSTİN HALKINI YOK SAYAN TAVIR VE TUTUMLAR DEVAM EDİYOR”

Tabii genel olarak Orta Doğu barış süreci ve Filistin meselesi açısından baktığımızda da, bizim orada iki devletli çözüm noktasındaki tutumumuz bellidir, aslında bütün dünyanın bu konudaki tutumu çok nettir. Fakat maalesef herkes iki devletli çözümün olması gerektiğini lafzen söylüyor; ama fiilen bunu uygulamaya geldiği zaman sanki böyle bir mutabakat yokmuş gibi, sanki böyle bir gerçeklik ortada yokmuş gibi adeta Filistin halkını yok sayan tavır ve tutumların zaman zaman devam ettiğini görüyoruz.

Filistin topraklarında bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması, Doğu Kudüs’ün bu bağımsız ve egemen devletin başkenti olması ve Filistinlilerin en az diğer halklar kadar temel haklarına kavuşana kadar bir kere bu sorunun çözülemeyeceği ortadadır. Dolayısıyla iki devletli çözümün hayata geçirilmesi, nasıl İsrail kendi vatandaşlarının can ve mal güvenliğini düşünüyorsa, aynı şekilde Filistin halkının da, gerek Gazze’de, gerek Batı Şeria’da can ve güvenliğinin sağlanmasına kadar bu sürecin tamamlanmasını biz arzu ediyoruz. İki devletli çözüm konusundaki tavrımız net. Bununla ilgili de bir normalleşme süreci olduktan sonra da bizim yapabileceğimiz bir katkı, kolaylaştırıcı bir rol olursa bununla ilgili çalışmalarımız elbette devam edecek.

Nitekim bu çerçevede bildiğiniz gibi İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi marjında Cumhurbaşkanımızın Filistin Devlet Başkanı Sayın Mahmut Abbas ile bir görüşmesi oldu. Orada da bu konuları etraflı bir şekilde ele aldık. Bu yakın bir zamanda Fransa’nın ilan ettiği yeni bir konferans teklifi var, şu anda bunun detaylarını göreceğiz, bu yeni bir kapı açar mı, sorunların çözümü noktasında bir katkı sağlar mı; biz de bunu yakından takip edeceğiz.”

SURİYE SINIRINDA GÜVENLİ BÖLGE OLUŞTURULMASI

Soru: “Suriye konusunda Türkiye’nin en başından beri dile getirdiği, sınırın Suriye tarafında oluşturulacak bir güvenli bölge konusunda, bazı somut bilgiler yansıdı, özellikle Amerika’yla varılan mutabakat çerçevesinde. Afrin-Celabrus, Münbiç olarak belirlenen 90 kilometrelik hattın tamamen temizlenmesi ve buraya bazı füze bataryalarının yerleştirilmesi konusunda. Bunun gibi ve bunun dışında bazı adımlar atılacak mı? Güvenli bölge konusunda hayata geçecek somut plan var mı?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: “Suriye’de terör örgütlerinden arındırılmış güvenli bir bölgenin kurulması konusunda biz görüşlerimizi yaklaşık 2-2,5 yıldır her platformda dile getirdik, getirmeye devam ediyoruz. Bunun amacı nedir? Bir, kendi sınırımızı bir derinlik içerisinde güvence altına almak. İkincisi, buradaki bütün terör örgütlerini, DAEŞ’tir, PYD’dir, YPG’dir her neyse, bunlardan arındırmak. Üçüncüsü, Suriyeli mülteciler ve vatandaşlar için, sadece mülteci diye de düşünmeyin, çünkü bu bölgede de yaşayan on binlerce Suriyeli insan var, onlara bir güvenli bölge sağlanması. Güvenli bölgeden kastımız nedir? Saldırıya uğramadığı, işgale uğramadığı, havadan bombalanmadığı günlük insani yaşamlarını sürdürebildiği bir bölgeden bahsediyoruz, biz bunu hep dile getirdik.

Zaman zaman müttefiklerimizden ‘evet, bu iyi fikir’ gibi açıklamalar geldiği dönemler oldu biliyorsunuz. Nitekim son olarak Sayın Merkel’in bu yönde açıklamaları oldu, Sayın Obama’nın da buna benzer ‘prensipte karşı değilim’ şeklindeki açıklamaları oldu. Ama mesele bunu uygulamaya geldiği zaman ortada güçlü bir iradenin olmadığını görüyoruz. Biz bu konuda bu teklifimizi yapmaya devam edeceğiz. Aslında gerek mülteci krizi, gerek DAEŞ terörünün buralara yayılmış olması, gerek rejimin ihlalleri, bu güvenli bölge konusundaki tezimizin, pozisyonumuzun ne kadar haklı olduğunu bir kez daha gösterdi.

“ULUSLARARASI İRADE VE KOORDİNASYON GEREKLİ”

Belki 2 yıl önce bu güvenli bölge orada kurulmuş olsaydı mülteci akını bu kadar yoğun bir şekilde yaşanmayacaktı, terör örgütleri buralarda kendilerine yer bulamayacaklardı ve mülteciler veya ölen insanlar hayatlarını belki kaybetmeyeceklerdi. Dolayısıyla bizim bu teklifimiz hâlâ bakidir, bunun uygulanması için tabii ki bir ortak uluslararası iradenin ve koordinasyonun yapılması gerekiyor. Türkiye bunu tek taraflı olarak yapmayacak. Bunu müttefiklerimizle, uluslararası koalisyon bağlamında yapacağız.

Zira sadece karadan bir güvenli bölge sınırının çizilmesi yeterli değil aynı zamanda orada havadan bir korumanın da sağlanması ve bunun da uluslararası mutabakatla yapılması gerekiyor. Yani rejime de, orada uçuş yapan Rusya Federasyonu’na da, diğer koalisyon güçlerine de bu söylenecek; ‘burası güvenli bölgedir buraya girmeyeceksin.’ Bu şartlar sağlandığı takdirde orada güvenli bir bölgenin kurulması, hâlâ birçok acının önlenmesi ve mülteci akımının sınırlandırılması noktasında büyük katkılar sağlayacaktır.”

Soru: “Kilis’le ilgili son dönemde yaşanan gelişmeler çerçevesinde ‘en üst düzey önlemler alıyoruz’ demiştiniz. Oradan gerçekleşen bu roketli saldırılara karşı farklı bir güvenlik konsepti geliştirilmesi planlanıyor mu? Zira bunların mobil cihazlar üzerinden atıldığı ve buna karşı hava operasyonu yapılmadan herhangi bir önlem alınamayacağı yönünde yorumlar var. Buna ilişkin spesifik bir önlem söz konusu mudur? İkinci sorum ise; Rusya’yla yaşanan bir kriz süreci var ve Ocak ayından bu yana bir ambargo söz konusu. Ama yarın itibariyle anladığımız kadarıyla yeni bir gelişme yaşanacak. Tarım Bakanlığı’ndan bir heyet gidiyor Rusya’nın talebi üzerine ve yaş meyve-sebze ihracatı üzerine bir görüşme yapılacak. İlişkilerde yeni bir dönemin başlaması mümkün mü yakın zamanda?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: “Şimdi Kilis’le ilgili durumu arkadaşlar o büyük fotoğrafın içinde görmemiz lazım. Bizim 911 kilometrelik uzun bir sınırımız var Suriye’yle. Çatışmaların olduğu o bölge, bu 80-90 kilometrelik sınır hattında da çok kaotik, karmaşık bir durum var. O yüzden biz bu güvenli bölge meselesini bu bağlamda da kendi ulusal güvenliğimiz açısından da önemsiyoruz. Zira orada yaklaşık 90 kilometreye 45-50 kilometre derinliği olan bir güvenli bölgenin kurulması, bizi bu tür saldırılardan, bu tür roket vesaire olaylarından da koruyabilecektir. Bu derinliğin tabii ki sağlanması için de bir koordinasyon gerekiyor. Ama bunu bekleyecek halimiz yok tabii ki, biz Türkiye olarak kendi tedbirlerimizi almaya devam edeceğiz, bu tedbirleri daha da artıracağız. Zaten bu tür olaylar olduğu zaman biliyorsunuz Silahlı Kuvvetlerimiz derhal bunlara karşılık veriyor. Operasyonel detaylara burada girmeyeceğim bunun nasıl yapıldığı, yapılacağı konusunda. Ama özellikle o bölgede, o noktalarda bu tür hadiselerin tekrar yaşanmaması için gerekli tedbirleri almaya devam edeceğiz.

“TÜRK-RUS İLİŞKİLERİ BİR HADİSEYE KURBAN EDİLECEK KADAR ÖNEMSİZ DEĞİL”

Rusya meselesiyle ilgili olarak da bizim baştan beri yaptığımız, ‘bu sorunu diplomatik müzakere yoluyla çözelim’ çağrısı devam ediyor, bu teklifimiz de hâlâ bakidir. Zaman zaman Rus tarafından yapılan haksız, temelsiz, Türkiye’yi itham eden açıklamaları da tabii ki üzüntüyle takip ediyoruz. Öle her yapılan her açıklamaya çok fazla karşılık vermeyi gerekli de görmüyoruz.

Devlet ciddiyetine yakışır bir şekilde bu sorunların çözümü için adımlar atılacak olursa Türkiye buna hazırdır. Tabii ki bir tarım heyetinin Rusya’ya gidecek olması memnuniyet vericidir. Buna benzer alt-orta düzeyde bir trafiğin olduğunu görüyoruz. Umarız bu trafik biraz daha artar. Zira Türk-Rus ilişkileri daha önce de ifade ettik, sadece bir hadiseye kurban edilecek kadar önemsiz yahut sınırlı bir ilişki değildir, onun bir derinliği vardır. Özellikle son yıllarda, son 10-15 yılda yakaladığımız ivme noktasında gerek işadamlarımızın, gerek sivil toplum kuruluşlarımızın, gerek resmî makamlarımızın çok farklı düzeylerde yürüttüğü ilişkiler aslında bu krizi aşabilecek derinliği bize sağlıyor.

Ama maalesef 24 Kasım 2015 tarihinde meydana gelen uçak hadisesinden beri Rus tarafının sürekli Türkiye’yi itham eden, ilzam eden, kara propaganda ve ucuz propaganda yollarına başvuran tavrı, bu süreci şu ana kadar kilitledi, engelledi. Umarız bundan sonra bir yeni imkânların ortaya çıkmasını sağlayacak adımlar atılır, Türkiye olarak biz buna hazırız.”

KİLİS’E YÖNELİK FÜZE SALDIRILARI

Soru: “Tekrar Kilis konusuna döneceğim ve spesifik bir soru sormak istiyorum: Katyuşa füzelerinin düştüğü ifadesi yer alıyor haberlerde. Ama az önce arkadaşım da vurguladı, o füzelerin bilinçli atıldığı iddiası da var. Bununla ilgili herhangi bir istihbarat var mı?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: “Bize ulaşan bununla ilgili bir bilgi yok; yani bunun bilinçli olarak yapıldığı-yapılmadığı… Tabii Suriye tarafında dediğim gibi kaotik bir savaş ortamı var. Bunların bir kısmı yanlışlıkla geliyor olabilir, bir kısmı kasıtlı atılmış olabilir. Son tahlilde karşımızda aynı zamanda bizim de mücadele ettiğimiz bir terör örgütü var ve biz DAEŞ’le farklı zeminlerde -demin rakamları sizinle paylaştım- bu mücadeleyi yoğunlaştırdıkça tabii ki DAEŞ ve benzeri terör örgütleriyle Türkiye’ye karşı daha farklı eylemlere girişebilirler. Ama bu bizim mücadele azmimizi hiçbir zaman ortadan kaldırmayacaktır.”

“HEDEFİMİZ, TÜRK VATANDAŞLARININ AVRUPA’YA VİZESİZ SEYAHATİNİ SAĞLAMAK”

Soru: “Avrupa Birliği ile göçmen anlaşması çerçevesinde vize anlaşmasının zamanında yürürlüğe girmeyebileceği yönünde batı medyasında yapılan yorumlar var, bu konuda bir endişeniz söz konusu mu?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: “Arkadaşlar, basında çıkan o açıklamalarla ilgili, yani bizim resmî kanaldan, resmî ağızdan bir cevap vermemiz uygun olmaz. Bizim resmî makamlarla yürüttüğümüz müzakereler bellidir. Resmî yetkililerin yaptığı açıklamaları burada esas almak gerekir. Bununla ilgili yürüyen teknik bir süreç var bildiğiniz gibi. Yani vize serbestiyetinin hayata geçmesi için ve bizim Schengen vize sistemine dahil olmamız için, yerine getirilmesi gereken pasaportlarla ilgili, bunların çipli olması, sisteme entegre edilmesi, sınır güvenliği ve benzeri konularla ilgili yürüyen teknik bir çalışma var. Bu kriterler şu ada hızlı bir şekilde Türkiye tarafından yerine getiriliyor. Bunların yarıdan fazlası şu anda tamamlandı. Bunların bir kısmı yasal düzenleme gerektiriyor. Dolayısıyla 1 kısmı Meclis’ten geçiyor. Bir kısmı mevzuatla ilgili düzenlemeler, ilgili kurumlarımız bu çalışmalarını yürütüyorlar.

Hedefimiz bildiğiniz gibi Haziran ayının sonuna doğru bu süreçlerin tamamlanması ve Türk vatandaşlarının Avrupa’ya artık vizesiz seyahatini sağlayacak adımın atılmasıdır. Bunun aksini gösteren ya da ima eden bir gelişme yok. Sadece basında çıkan birtakım haberleri görüyoruz. Ama dediğim gibi resmî yetkililerle yaptığımız müzakerelerde şu an itibariyle, yani bugün itibariyle öyle bir problem öngörülmüyor.”

CENEVRE MÜZAKERELERİNDE SURİYELİ KÜRTLERİN TEMSİLİ

Soru: “BM Suriye Özel Temsilcisi Mistura’nın PYD terör örgütüyle temasa geçmeye çalıştığı, onları da Cenevre’de masaya oturtmaya çalıştığı yönünde iddialar var. Sizde de bu yönde bir bilgi mevcut mu? Bu yönde bir görüşme, PYD ile görüşme olursa Ankara’nın, Türkiye’nin tavrı ne olacak? Mistura’yla bir temasa geçme durumu söz konusu mu?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: “Arkadaşlar, bildiğiniz gibi Esed rejimi ve Rusya Federasyonu bir müddettir PYD’nin de Cenevre’deki müzakere masasında yer alması için baskı yapmaktadır; bunu biliyoruz. Bizim bu konudaki tavrımız da çok net; biz bunu BM yetkililerine de, Suriye Muhalefeti Yüksek Müzakere Heyeti’ne de diğer müttefiklerimize, Amerika Birleşik Devletleri, Suudi Arabistan, Katar gibi müttefiklerimize de ilettik. Bu konuda şu anda bizim müttefiklerimizde de farklı bir görüş söz konusu değil. Orada fiili durum yaratan, bir tarafta Esed rejimiyle, bir tarafta PKK terör örgütüyle iş birliği içerisinde olan örgütlerin, terör örgütlerinin, o masada herhangi bir temsil kabiliyeti olmadan yer alması asla söz konusu değildir.

Şunun da altını çizeyim: ‘PYD yoksa Suriye Kürtleri Cenevre’de temsil edilmiyor’ propagandası da sadece PYD ve PKK’nın bir propagandasından ibarettir. O müzakere heyetinde Kürtler de vardır, Suriyeli Kürtler de bulunmaktadır. Ve onlar Suriye’nin toprak bütünlüğü ve demokratik çoğulcu bir yapısını teminat altına alacak bir siyasi geçiş süreci için müzakere ediyorlar. Şu örgütün, bu örgütün birtakım özyönetim, kanton fantezilerini uluslararası sistem üzerinden meşrulaştırmak için orada bulunmuyorlar.

Cenevre müzakerelerin de amacı, dediğimiz gibi bu siyasi geçiş sürecini sağlamaktır. Bunun üzerinden PYD, YPG ve benzeri örgütlerin kendilerine bir meşruiyet alanı açmasına, bizim izin vermemiz elbette mümkün değil. Böyle bir gelişme olması halinde zaten sıkıntılı bir şekilde yürüyen Cenevre müzakereleri daha büyük sıkıntıya girer ve bu netice alıcı bir adım asla olmaz. Zaten Suriye Muhalefeti Yüksek Müzakere Heyeti Başkanı Riyad Hicab’ın da bu yönde yaptığı açıklamalara bakarsanız muhalefetin de bunu kabul etmesi asla söz konusu olmayacak.”

YORUMLAR

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar