Kategori: Tüm Yazarlar

  • Zeytin Ağacı: Yasa Değil Vicdan Korur

    Zeytin Ağacı: Yasa Değil Vicdan Korur

    Türkiye’nin dört bir yanındaki zeytinlikler, artık yalnızca tarımsal alanlar değil; birer mücadele hattı, birer sınav sorusudur.

    Bu soruyu geçemeyen bir toplum, sadece doğasını değil, kültürel sürekliliğini de kaybeder.

    Zeytin kesildiğinde sadece bir ağaç değil; bir halkın sesi, bir sofranın bereketi, bir ülkenin vicdanı da susturulmuş olur.

    Zeytin ağacı, yalnızca bir Akdeniz bitkisi değildir; o, insanlığın ortak vicdanına kök salmış, toprağın belleğiyle konuşan bir canlıdır. Barışın taşıyıcısı, sabrın öğretmeni, köklülüğün simgesidir. Onun her kıvrımı, her çentiği, binlerce yıllık bir zaman defterinin yaprağı gibidir. Sessizdir ama suskun değildir. Gövdesiyle geçmişi, dallarıyla geleceği anlatır. İnsan türünün belleği zayıf olabilir; ama zeytin unutmamıştır. Ne tufanı, ne savaşı, ne kuraklığı, ne de ihaneti. Bu yüzden onun gölgesinde yalnızca insanlar değil, medeniyetler dinlenmiştir.

    Zeytin Ağaçlarının Binlerce Yıllık Yoldaşlığı

    Zeytin ağacıyla insan arasındaki ilişki, yabanıl doğayı evcilleştirmenin ötesindedir. İlk kez Anadolu’da evcilleştirilen bu ağaç, Mezopotamya’dan Girit’e, Yunanistan’dan Roma’ya, Endülüs’ten Latin Amerika’ya dek uzanan uzun bir yürüyüşün canlı tanığıdır. İnsan zeytine sarındıkça, savaşlar barışa evrildi, karanlık yerini ışığa bıraktı. Çünkü zeytin, yalnızca meyve değil; barış, gölge, ışık ve birlikte yaşamanın maddi ve manevi sembolüdür. İspanya’nın Katalonya bölgesindeki Farga d’Arió ağacı, lazer perimetresiyle yapılan ölçümlere göre MS 314 yılına, yani Roma İmparatoru Konstantin’in dönemine tarihlendirilir.

  • ANLATACAK HİKÂYESİ KALMAYANLAR…

    ANLATACAK HİKÂYESİ KALMAYANLAR…

    AHMET BERHAN YILMAZ

    İçten içe çürüdüklerini fark ettiklerinde,

    Yalanlarının artık eskisi gibi alıcı bulmadığını gördüklerinde,

    Anlatacak hikâyeleri, söylenecek sözleri kalmadığında,

    Sözlerinin ağırlığını kaybettiğini, artık kendilerine güvenilmediğini ve itibarlarının iflas ettiğini anladıklarında,

    Pişman olmazlar, geri çekilmezler, kendilerini temizlemeye çalışmazlar, tövbe etmezler. Nerede hata yaptık da bu duruma düştük, bu hale geldik demezler.

    Kendi suçlarını ve kötülüklerini örtbas etmek için hedef aldıkları kişilere iftira atarak, onları karalayarak hedef şaşırtırlar ve kendilerini temiz göstermek için başkalarını kirletmeye başlarlar.

    Çünkü artık anlatacak hakikatleri yoktur ama kaybedecekleri itibarları vardır.

    Artık onlar için mesele doğruyu söylemek değil, karşıdakini kötü göstermektir.

    Mesele haklı olmak değil, haklı görünmek, temiz olmak değil, temiz görünmek, doğruyu savunmak değil, yalanlarla karşıdakini çürütmektir.

    Ve bu noktadan sonra kimin daha kötü olduğu yarışı başlar.

    Ve bu yarışın kazananı yoktur çünkü herkes, her şey biraz daha kirlenir.

    Hangi taraftan olursa olsun bunu yapanlar çok iyi bilir ki; insanlar gerçeği araştırmaz, çoğu duyduğuna inanır ve bu yüzden yalanı büyütürler, şüpheyi yayarlar, iftiranın dozunu artırırlar.

    Çünkü insanları kandırmak kolay, kalabalıkları yönlendirmek mümkün, algılarla oynamak basittir.

    Fakat unuttukları bir şey vardır.

    Kalplerin içini, niyetleri okuyan, her şeyi gören, bilen Allah vardır ve Allah’ın adaleti şaşmaz.

    Ve her ne niyetle olursa, kime hizmet etmek için veya ne amaçla olursa olsun, doğrular ne kadar gizlenirse gizlensin, yalanlar ne kadar süslenirse süslensin, haksız yere ne kadar başkaları suçlanırsa suçlansın,

    Kimin içinde ne varsa, kim kime ne kötülük etmişse, kim kime ne zarar vermişse, kim kimin hakkını yemişse, iftira atmışsa bir gün önüne konur.

    Ve o gün geldiğinde, söylenen sözler değil, niyetler tartılır, görünen yüzler değil, saklanan kalpler açılır, niyetler ortaya dökülür, alkışlar, övgüler, yalanlar değil, doğrular konuşur, hesaplar görülür.

    Gerçeklerle, herkesin kendi gerçeğiyle baş başa kaldığı o gün kimse kimseyi suçlayamaz. Kimse kendisini başkasıyla, başkasının kötülüğüyle aklayamaz.

    En büyük yanılgı olan “ben kötü değilim, çünkü o benden daha kötü” yanılgısı “başkasının kötülüğü, senin masumiyetin değildir” hakikatine dönüşür.

    Ve her kim sürekli başkalarını karalıyor, iftira atıyor, dedikodu yapıyor, yalan söylüyor ve başkalarının kötülüğünü istiyorsa şunu itiraf ediyor ve haykırıyordur: “Benim anlatacak herhangi bir hakikatim kalmadı, yalanlar, iftiralar ve kötülükler içinde boğuluyorum.”