Kategori: Sür Manşet

  • Köprü ve otoyollar bayram tatilinde ücretsiz olacak

    Karayolları Genel Müdürlüğünün işletmesindeki köprü ve otoyolların cumartesi sabah itibarı ile bayram tatili sonuna kadar 9 gün ücretsiz olacağı açıklandı.

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Ankara-Niğde Otoyolu Ana Kontrol Merkezi’nde bayram tedbirlerine yönelik basın toplantısı düzenledi. Bayramda 30-35 milyon arasında vatandaşın yurt çapında seyahat edeceğini öngördüklerini aktaran Bakan Uraloğlu, “Karayolu, demiryolu, havayolu ve diğer ulaştırma modlarıyla gidiş- dönüş seyahatleriyle yaklaşık 100 milyon ayrı yolculuk yapılacağını düşünüyoruz. Milyonlarca vatandaşımızın seyahatiyle memleketimizde bir nevi ‘kavimler göçü’ yaşanacak” dedi.

    9 günlük bayram tatili süresi boyunca köprü ve otoyolların ücretsiz olacağını duyuran Uraloğlu, şunları söyledi:

    “Bu bayramda da Karayolları Genel Müdürlüğünün işletmesindeki köprü ve otoyollar Cumhurbaşkanımızın kararıyla cumartesi sabah itibarı ile bayram tatili sonuna kadar 9 gün boyunca ücretsiz olacak. Trafiğin yoğun olduğu karayolu güzergâhlarımızda yol çalışmalarına ara verdik. Trafiği yoğun olan tatil bölgelerinde ek önlemler aldık. Tatil süresince devam eden yol yapım, bakım ve onarım çalışmalarını asgari seviyede tutacağız. Bakım-onarım gibi nedenlerle şerit sayısında eksilme bulunan yolları da gözden geçirerek mümkün olan şeritlerin tamamını trafiğe açtık. Böylece uzun trafik kuyruklarının oluşmasını engelleyeceğiz.”

    FAHİŞ FİYATLARLA OTOBÜS BİLETİ KESEN FİRMALARA İDARİ PARA CEZASI

    Otobüs terminallerinde denetimleri sıklaştırdıklarını aktaran Uraloğlu, “Fahiş bilet fiyatları gibi durumlarda mağduriyet yaşanmaması için firmalara uyarılarda bulunduk. Otobüs firmalarına turizm taşımacılığında kullanılan otobüsleri kullanmalarına yönelik izin verdik. Ek seferler konulmak suretiyle taleplerin karşılanması için talepte bulunduk. Korsan taşımacılık yapan, sefer izni olmadan faaliyet gösteren, izinli olmayan yerlerde yolcu indiren veya bindiren ve fahiş fiyatlarla otobüs bileti kesen firmalara idari para cezası keseceğiz” ifadelerini kullandı.

    METRO HATLARI DA BAYRAM BOYUNCA ÜCRETSİZ OLACAK

    İstanbul’da; Marmaray, Sirkeci-Kazlıçeşme Raylı Sistem Hattı, Gayrettepe-İstanbul Havalimanı-Arnavutköy Metro Hatları, Ankara’da; Başkent Ray ve İzmir’de İzban’ın ücretsiz olacağı duyuruldu

  • Asbest Farkındalık Haftası: Her nefeste asbest soluyoruz

    Kentsel dönüşüm ve depremlerin ardından yaşanan yıkımlara dikkat çeken ÇMO İzmir Şubesi Teknik Sorumlusu Selma Akdoğan, asbest risklerin belediye ve bakanlıkların sorumluluğunda olduğunu söyledi.

    Ramis SAĞLAM
    İzmir

    Dünyada ve ülkemizde 1-7 Nisan tarihleri arasında asbest risklerine dikkat çekmek, uluslararası düzeyde asbest mağdurlarıyla dayanışmayı artırmak için “Asbest Farkındalık Haftası” etkinlikleri düzenleniyor.

    Gündelik hayatımızda her an karşımıza çıkabilecek asbest, insanlık için bilinen en önemli kanserojen faktörlerinden biri olan tehlikeli bir kimyasal olarak varlığını koruyor. Türkiye’de asbest kullanımı 2004 yılında sınırlandırılırken, 2010 yılında tümüyle yasaklandı. Ancak 2010 yılına kadar geçen 10 yılda 130 bin ton asbest ithal edildiği resmi kayıtlara yansıdı.

    Eski sanayi ürünleri ile çalışan ortamlarda, gemi tamir, araba tamir-fren balata, inşaat yıkım, kaynakçılık, izolasyon, yangın önleme, jeneratör çalışanlarında ve belki de kayıt dışı olarak küçük sanayi alanlarında asbest tehlikesi hâlâ devam ediyor. Asbest maruziyeti ve çevresel faktörlerine dikkat çeken Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şube Teknik Sorumlusu Selma Akdoğan ile “Asbest Farkındalık Haftası”nda asbest maruziyetini konuştuk.

    ASBEST GÜNLÜK HAYATIMIZDA VARLIĞINI SÜRDÜRÜYOR

    Mevcut yapılardaki asbestli yapı ürünlerinin varlığı çevre sağlığı açısından tehdit oluşturmaya devam ediyor. Asbest lifleri akciğer zarlarında yaraların oluşmasına ve akciğerin sertleşmesine neden olurken, bu hastalığa da asbestoz adı veriliyor. Asbestin neden olduğu bir diğer hastalık ise akciğer zarı ve karın zarı kanseri olan mezotelyoma. Maruz kalındıktan 10 yıl veya 20 yıl sonra hastalıklar ortaya çıkabiliyor.

    Ülkemizde bina yıkımlarında asbest güvenliğinin sağlanmasına yönelik halen yürürlükte olan mevzuat hükümleri bulunduğunu belirten Akdoğan, belediyelerin imar mevzuatı kapsamında yıkım ruhsatı safhasında asbest envanterinin istenmesine yönelik düzenlemeler bulunduğuna dikkat çekti.

    Yıkım uygulamalarında gerekli envanter çalışması yapılmadığını söyleyen Akdoğan, “Gerekli önlemler alınmadan yıkım çalışmaları gerçekleştirildiğini görüyoruz. Binaların kontrolsüz ve plansız yıkımı ile ortaya çıkacak asbest maruziyeti, ilgili belediye ve bakanlıkların ortak sorumluluğundadır. Asbest tespitine yönelik envanter çalışması yapılarak tehlike ve risk analizleri yapılmalıdır” dedi.

    “ATIK YÖNETİM PLANLARI HAZIRLANMALIDIR”

    Atık yönetim planları hazırlanması gerektiğinin altını çizen Akdoğan, yıkım faaliyetlerinin ilgili uzmanların kontrolünde ve denetiminde gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.

    Asbest ve diğer tehlikeli maddelerin ayrıştırılması için seçici yıkım gerçekleştirilmesi gerektiğine vurgu yapan Akdoğan, “Atıkların uygun olarak ortamdan uzaklaştırılarak bertaraf edilmesi gerekir. Yıkım ve bertaraf safhasında gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmalı, kişisel koruyucu ekipmanlar kullanılmalı, yıkım ve nakliye aşamasında tozların çevreye yayılmaması için gerekli önlemler alınmalıdır” uyarısında bulundu.

    DEPREM BÖLGESİNDE ASBEST MARUZİYETİ DEVAM EDİYOR

    6 Şubat depreminin üzerinden geçen sürede deprem ve yıkıntı atıkları ile birlikte asbest tehlikesi de gündemdeki yerini koruduğunu belirten Akdoğan, deprem sonrası yıkım kaynaklı asbest ve diğer toksik kimyasal gazları içeren tozun solunması ile kanser riskinin arttığına dikkat çekti. Akdoğan, “Yıkım çalışmaları boyunca bölgede yaşayanlar ve çalışan personelin koruyucu güvenlik ekipmanlarına sahip olmaları sağlanmalıdır. Enkaz kaldırma ve yıkım çalışmalarının toz oluşturmayacak biçimde, oluşacak toz etkisinin ve yönünün kontrol edilerek gerekli önlemleri alınarak gerçekleştirilmelidir. Yıkım işleminin gerektirdiği yıkım sırasında binaya ve alana yönelik alınması gereken tedbirler, işçi sağlığı ve güvenliği, atık yönetimi, yıkım sonucu oluşan toz ve içeriğindeki bina kaynaklı kimyasal gazlara karşı alınması gereken tedbirlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi ve izlenmesi dolayısı ile yıkım işlemlerini gerçekleştiren firmaların ilgili yetkinliğe, uzmanlığa, yeterli uzman teknik kadroya sahip olması gerekmektedir” diye konuştu.

    ASBEST RİSKİNE KARŞI ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER

    • Enkaz alanında çalışanlar ve bölgede yaşayanlar asbest riski ve alınması gereken tedbirler konusunda bilgilendirilmelidir.
    • Çalışmalar asbest söküm uzmanı kontrolünde ve eğitimli personel tarafından yürütülmelidir.
    • Çalışma süresince mümkünse uygun filtreli tam yüz maskesi, eldiven, tulum, göz koruyucu gibi kişisel koruyucu donanım kullanılmalıdır.
    • Enkaz kaldırma ve hafriyat çalışmaları esnasında ortamda bulunanların ve çalışanların FFP2/N95 ya da FFP3/N99 tipi, en yüksek koruyucu maske kullanması sağlanmalıdır.
    • İşçiler tek kullanımlık tulum ve tek kullanımlık eldiven kullanmalıdır.
    • Kullanım sonrası yıkanabilir çizme giymeli ve her kullanım sonrası çizmeler yıkanmalıdır.
    • Asbest içeren malzeme yığınları, güvenli bir şekilde depolanana veya imha edilene kadar, branda veya plastik tabakalarla örtülü tutulmalıdır.Atıkların taşınmasından bertarafına kadar tüm işlemler doğru şekilde planlanmalı, atıkların belirlenen uygun depolama ve bertaraf alanları dışında alanlara dökülmesine izin verilmemelidir.
  • Adapazarı  Şemsiyeli Park otopark oldu

    Adapazarı Şemsiyeli Park otopark oldu

    Adapazarı  Şemsiyeli Park otopark oldu

    Şehirde duyarsız sürücülerin araçlarını gelişigüzel kaldırımlara park etmesi, yayaları zor durumda bırakıyor.

    Siyasi  Parti üyeleri,Belediye Personellerinin  otomobillerini  park  ettikleri mekan  oldu

    Otopark planlamasız şehirleşme olmaz

    Cadde, sokaklar ve kavşaklar şehrin ulaşım can damarlarıdır. Cadde ve sokaklar otopark olarak kullanılıp tıkanırsa trafiği tıkar, hatta felç eder.

    Otopark alanları basit bir ifadeyle bir yılın yüzde 2,85’sini hareketli geçiren, yüzde 97,15’ini ise hareketsiz geçiren araçların park halinde bulunduğu yerler olarak tanımlanmıştır.

    Ticari taşıtlar hariç hane halkının günlük hareketliliğinin olduğu 1-3 saatte otomobillerin kullanılmasının dışında günün kalan 21-23 saatini kapsayan zaman dilimi otomobilin parklanma yaptığı durumu ifade etmektedir.

    Bir otomobilin miadı süresinin yüzde beşi hareket halinde geçmekte, geri kalan süreyi ise parklanmada geçirmektedir.

    Bu parklanma halinin bir ekonomisi olduğu unutulmamalıdır. Bu yüzden, ulaşımda otomobillerin daha verimli kullanılabilirliği geliştirecek teknolojiler ve uygulamalar geliştirilmelidir.

    Bir araba satın almak yerine, ihtiyaç olduğunda bir sürüş satın (kiralama) alma sistemi geliştirilebilir.

    Bu değişim en azından sokaklarda devrim yapma potansiyeline sahiptir. Böylece hareket halindeki araçlar daha az parklanma yeri gerektirir.

    Kentlerde, motorlu taşıtların sayısının büyük bir hızla artmasının karşısında trafik tıkanıklıkları ortaya çıkmakta, bu da ulaşımı kötü yönde etkilemektedir.

    Motorlu taşıt sayısı artışı, caddelerde trafik akışının düşmesi, otoparklarda yer bulamayan otomobillerin görülmesiyle kendini göstermiştir.

    Bugün özellikle büyük şehirlerde otopark alanı bulmak ve otopark tesis etmek büyük bir problem olarak karşımızdadır.

    Bunda en büyük etken olarak, planlarda otopark alanı olarak ayrılan alanların, başka fonksiyonlara tahsis edilmiş olması; otopark alanı ayrılması gereken binalarda belediyelere otopark için gerekli miktarın ödenmesi ile, otopark yapımından vazgeçilmesi gösterilebilir.

    Otopark ihtiyacı tam olarak planlanmayan yerlerde daha sonra otopark yapmaya çalışmak çok büyük ekonomik yük getirecek, hatta bu amaçtan vazgeçmeye kadar gidilecektir.

    Bunu için yeni yapılaşmalarda otopark yeri bırakmak mecbur tutulmalı, yeni gelişen alanlarda yapılan parselasyon planlamasında otopark yeri ayrılmalıdır.

    Otopark alanları planlanırken, plan içinde kapasite çok iyi hesaplanmalı, otoparklar yürüme mesafesi (15 dakika gibi) içinde kalmalıdır.

    Türkiye’de araç sayısı hızla artarken araç park etme alanı aynı oranda artmamaktadır.

    Her yıl inşa edilen otopark sayısı, trafiğe çıkan yeni araç sayısı ile doğru orantılı ilerlememektedir.

    Otopark alanları, bir arazi kullanım kararı olarak şehirlerde ulaşım ağının vazgeçilmez bir parçasıdır.

    Zaten yetersiz olan otopark alanlarında, her yıl ihtiyacın katlanarak artması sorunu daha da büyütmektedir.

    Otopark sorunun yaşandığı şehirlerde trafiği oluşturan araçların yüzde 30’u, 20 ila 25 dakikasını park yeri arayarak geçirmekte, litrelerce yakıt tüketmekte, özellikle şehir merkezlerinde trafik akışını yavaşlatma ve trafik kazaları artmaktadır.

    Otopark problemi çözülmeyen şehirlerde ulaşımda yüzde 20-30 daha fazla yakıt tüketilmekte, hava kirleticileri ve sera gazı CO2 salımı o oranda artmaktadır.

    Otopark planlamasız şehirleşme olmaz. Araç park etme yeri planlaması olmadan şehir planlaması yapılamaz. Olursa o şehirde;

    • Yol üstleri araç parklanma yerlerine dönüşür.
    • İllegal ulaşım maliyeti artar.
    • Trafik tıkanıklığı ve kargaşası oluşur.
    • İllegal otopark yerleri artar.
    • Park etme yeri bulmak için aşırı yakıt tüketimi artar ve zaman israfına yol açar.
    • Otopark alanları hayatı daha çok meşgul eder.
    • Hava kirliliği artar.

    Sokaklar, otopark değildir ve otopark olarak kullanılmamalı.

    Otopark planlama çalışması ve uygulaması ile sokakları parklanma yeri olmaktan çıkartmak gerek.

    Yol dışı parklanmanın yeterli olduğu yerlerde yol üstü parklanma ücreti özellikle yüksek tutulmalı ve yaptırımı ağır olmalı.

    Taşıt hareketlerine ayrılmış arazi şeritleri olan yollar otopark haline geldiğinde; bağlantı, erişim ve hareket fonksiyonlarını icra edemeyen bir sistem haline dönüşür.

    Sonuçta da gerekli akışın sağlanamadığı bir ulaşım ağında, önlenemez tıkanıklıklar ve darboğazlar meydana gelir.

    Taşıt sayısındaki artışa karşılık, sunulmayan her park yeri, yolları tekrar otopark haline dönüştüren bir etki oluşturmaktadır.

    Problemin çözümünün iki ayağı olan “park yeri yapımı” ve “sürücülerin bu park yerlerine park etmesinin sağlanabilmesi” birbiri ile doğrudan ilişkilidir.

    Yol üstü park etme, çözüm değildir. Özellikle park etme sorunu yaşanan bölgelerde yol üstü park etme yerlerin alternatifleri geliştirilmeli;

    • Atıl haldeki küçük ve normal arsaların üzerine ve altına “çok katlı mekanik ve otomatik otopark” yapmak,
    • Yerleri uygun olan TEM, E-5, cadde ve meydanların altlarına otopark inşa etmek,
    • Yerleri uygun olan 500 metrekare üzerinde binaları çevreyle uyumlu asansörlü katlı otoparklara dönüştürmek,

    çözüm olarak ortaya çıkmaktadır.

    Otopark politikası olan belediye başkanları, mevcut durumu ve gelecek otopark ihtiyacını planlayarak şehrinde entegre ulaşım sistemi ile uyumlu otopark ihtiyacını belirler, çözüm yolları geliştirir, otopark sorunundan dolayı trafik sıkışıklığına son verebilir.

    Belediyeler, trafiğin yoğun olduğu merkezlere kolay ulaşım için;

    • Yürünebilir yolları ve bisiklet yolları yaygınlaştırabilir ve kullanımı artırabilir.
    • Hareketliliği artırabilir.
    • Araç bağımlılığını azaltabilir.
    • Toplu taşıma altyapısı güçlendirilir.
    • Merkezlerde otopark bedellerini yüksek tutulabilir.
    • Toplu taşıma tarifesini düşük tutulabilir.
    • Hava kalitesi iyileşir.

    Büyük kapasiteli parklanma yerleri ile toplu taşıma sistemi entegre edilebilir.

    Otoparklar verimli çalıştırılabilir ve trafik tıkanıklığı azaltılabilir.

    Belediye başkanları, araç bağımlılığını azaltmak için işe yürüyerek, bisiklete binerek ve toplu taşıma kullanarak gidilebilecek altyapı oluşturarak insanları bu tür uygulamaya yönlendirebilir.

    Ulaşım, zorlaştırarak değil kolaylaştırarak çözülmeli.

    Şehirlerde hareketliliği artıran otoparklaşma sistemi geliştirilmeli.

    Park etme “dozu” arttıkça araç kullanma ihtimali artar.

    Türkiye’de şehirleşme kadar otopark problemlerini çözmek için yeni otopark teknolojilerini geliştirmek gerekir.

    Şehirlerde otopark problemi çözülmeden trafik sıkışıklığı sorunu giderilemez.

    Otopark problemlerini çözmeyen belediye başarılı değildir.

    Belediyeler, trafik akışını aksatmayacak şekilde yol üstü parklanma yerleri oluşturarak parkmetre ile kontrol altına alabilir. Yol üzeri park etme genelde kısa süreli (40-50 dakika) olup park metre/park bilet makinesini esas alır.

    Belediyeler, ciddi denetleme sistemi ile, yol üstü ve yol dışı illegal otopark işletmeciliğine son vermeli.

    Herkesin araç sahibi olması ile şehrine zarar vermesi yerine insanların işi, okula ve alışverişe kolay, pratik ve ekonomik ulaşımını sağlayıcı altyapıyı belediyeler oluşturmalı ve kurmalı.

    22 Şubat 2018 tarihinde resmi gazetede yayınlandıktan sonra 5 defa revize edilen/yürürlük tarihleri değiştirilen Otopark Yönetmeliği yürürlüğe girerse;

    • Halen her 3 daireye 1 otopark zorunluluğu her 1 daireye en az 1 otopark olacak. Belediyelerin otopark planlama ve ihtiyaç durumuna göre bu sayıyı artırabilmelerine imkan sağlanmakta.
    • Her otopark yerinin, ait olduğu bağımsız bölümün eklentisi olarak tapuda belirtilebilmesi getirilmekte.
    • Binaların bodrum katlarında yapılacak bina ihtiyacının 2 katı kadar otopark alanı emsal hesabı dışında tutulmakta. Bu sayede bina bahçelerinin otopark olarak kullanımının da azalması hedeflenmekte.
    • İlçe belediyeleri hesabında toplanan otopark meblağı, büyükşehir belediyelerince o ilçe sınırları içerisinde yapılacak veya yaptırılacak bölge veya genel otoparkları için kullanılacak.
    • Bodrum katlarda yer alan ve açığa çıkamayan (tamamen gömülü) otoparklar ise alan sınırı olmadan tamamen emsal harici tutulmakta.
    • Ön bahçe genişliği en az 7 metre olan parsellerde, binaya en az 2 metre mesafe bırakmak kaydıyla otopark yapılabilme imkânı getirilmekte.
    • Zeminin altında kalmak kaydıyla yan ve arka bahçelerin tamamının altı, ön bahçenin ise yola 3 metre kalana kadar altı tamamen otopark yapılabilir hale getirilmekte.
    • Bitişik 2 parselin anlaşması halinde aradaki duvar kaldırılarak bu alan geçiş yolu olarak düzenlenmek kaydıyla bu geçiş yolunun 2 tarafına (bina yan bahçelerine) otopark yapılabilme imkânı getirilmekte.
    • Alan kısıtlılığı olan parselde dikey mekanik otopark yapma imkânı getirilmekte. Böylece mekanik ve akıllı otopark sistemi yaygınlaştırılmakta.
    • Belediyeler, akıllı otopark yeri bulma sistemini geliştirerek;
    1. Zaman ve yakıt israfına son verebilir.
    2. Zamanı israf etmeden randevu al devam et sistemini geliştirebilir.
    3. Otoparkları disiplin altına alabilir, illegal yapılanmaya son verebilir.
    4. Otopark alanlarından elde edilecek gelirleri yeni otopark alanları geliştirmek/yapmak için kullanabilir.
    • Parselinde otopark yapılamayan durumlar sınırlandırılmakta. Mekanik ve otomatik park sistemleri de kullanılmasına rağmen yine de otopark teşkil edilemeyen yapılar ile tarihi binalar ve cephesi çok dar olup asgari otopark alanı teşkil edilemeyen yapılar haricindeki tüm binalarda otopark zorunlu olmakta.
    • Otopark teşkil edilemeyen binalarda ise yürüyüş mesafesindeki (500 metre) başka bir otoparktan yer gösterilmesi ve tapuya şerh edilmesi zorunlu hale getirilmekte. Böylece belediyelerin apartman tipi otopark sistemini geliştirmeleri/yapmaları sağlanmakta.
    • Otopark bedeli alınan parsellere mutlak suretle binanın iskânından önce otopark yapılması zorunluluğu getirilmekte. Bu sayede otopark bedeli ödemek suretiyle otopark yapımından imtina edilmesinin önüne geçilmekte. Vatandaştan alınan otopark bedelleri başka amaçlar için kullanılamayacak.
    • Ticaret bölgeleri ile ticaretin teşekkül ettiği konut bölgelerinde otopark yapımını teşvik etmek adına bu alanlarda plan değişikliği yapılmaksızın otopark yapılabilmesi sağlanmakta.
    • Küçük sanayi tesislerinde, toptancı hallerinde, kamu kurum ve kuruluşları, halkın toplu kullanımına açık alışveriş merkezlerinde, hastanelerde, otellerde, stadyum ve kapalı spor tesislerinde, üniversitelerde, yüksek okullar ve düğün salonlarında, eğlence merkezlerinde, otopark ihtiyacının; mutlak surette parselinde ya da parselinde otopark teşkilinin mümkün olmaması halinde komşu parsellerde karşılanması zorunlu hale getirilmekte.
    • Oteller, eğlence merkezleri, barlar ve düğün salonları vb., yolları otopark olarak kullanamayacak.
      • Ayrıca zemin katı dükkan yapılabilen, ticaretin teşekkül ettiği konut alanlarında, yapılacak dükkanın işlevine göre gereken otopark yeri ayrılması zorunluluğu getirilmekte.
      • Araç trafiğinin şehrin merkezine yönlenmesinin engellenmesi amacıyla, ulaşım ana planlarında şehrin çeperlerinde ve ana toplu taşıma ve aktarma istasyonlarına en fazla 500 m yürüme mesafesinde “park et – devam et” otopark yerleri ayrılması ve yapılması zorunluluğu getirilmekte.
    •  Ana arter yolların altına (meydanların, caddelerin, E-5 ve TEM) otopark yapılmasına imkan sağlanmakta

    Okul bahçelerinin altına, gerekli tüm emniyet koşulları sağlanmak, giriş çıkışı okuldan ayrı olmak kaydıyla otopark yapılma imkanı sağlanmakta

    • Yine getirilen yenilik ile meydanların üst dokusu ve ekolojisi bozulmadan altına otopark yapılabilmesi getirilmekte.
    • Otoparkların; yüzde 1’inin bisiklet, yüzde 5’inin engelli ve yüzde 2’sinin elektrikli araçlar için düzenlenmesi hükmü getirilmekte.
    • Açık otoparklarda, yağmur sularının yüzeysel akışa geçmesini azaltmak ve toprağın nefes almasını sağlamak amacıyla yüzey kaplamalarının geçirimli beton ve benzeri malzeme ile yapılması esası getirilmekte.

  • Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali, 19-25 Nisan Tarihlerinde Gerçekleşecek.

    Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali, 19-25 Nisan Tarihlerinde Gerçekleşecek.

    Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk ve dünya çocuklarına birer armağan olarak sunduğu 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Dairesi Başkanlığı (İBB Kültür) tarafından yine Türk ve dünya çocuklarının bir araya geleceği bir etkinlikle kutlanıyor! 19-25 Nisan 2024 tarihleri arasında bu yıl ilk kez gerçekleştirilecek Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali, dünya genelinde 16 ülkeden çocuk halk dansları topluluğunu İstanbul’da ağırlayacak. Şehrin 11 farklı noktasında gerçekleşecek yedi günlük festival kapsamında dans gösterilerinin yanı sıra tiyatro oyunları, kortej yürüyüşü, konserler, akrobasi, sirk ve illüzyon gösterileri de çocuklarla buluşacak.

    İBB Kültür tarafından 19-25 Nisan 2024 tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali, dünya çocuklarını İstanbul’da buluşturacak. Festivale Almanya, Bulgaristan, Çin Halk Cumhuriyeti, Gürcistan, Macaristan, Kuzey Makedonya, Meksika, Kolombiya, Kosova, Litvanya, Polonya, Sırbistan, Slovakya ve Ukrayna‘nın yanı sıra kardeş Filistin halkı ve Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti’nden çocuk halk dansları toplulukları katılacak. Dünyanın dört bir yanından misafirlerin yanı sıra Türkiye‘den de Ağrı, Gaziantep, Hatay, Malatya, Trabzon’dan halk dansları toplulukları İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin ilk kez ev sahipliği yapacağı bu renkli festivalde yer alacak. Ev sahibi kent İstanbul adına ise İBB Kültür Sanat Eğitimleri ile oluşan gruplar ve İstanbul’u temsil eden ekipler Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali‘ne katılacak.

    Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu, Artİstanbul Feshane, Baruthane, Bayrampaşa Atatürk Parkı, Çubuklu Silolar, Çatalca, Sancaktepe Yaşam Vadisi, Turşucuzade Konağı, Tuzla, Üsküdar Sahil Meydanı ve Beyoğlu olmak üzere şehrin 12 ayrı noktasında gerçekleşecek.

    16 ülkeden çocukları İstanbul’da buluşturacak Uluslararası 23 Nisan Çocuk Festivali ile ülkemizde 1979’dan bu yana düzenlenen ancak son yıllarda kamuoyu ilgisinin uzağında kalan uluslararası çocuk şenliği konsepti, İstanbul ölçeğinde ve kültür sanat odağında yeniden can bulacak. İstanbul’un dünya genelinde geleceğin kuşaklarına tanıtılmasını ve festival kapsamında ağırlanan çocukların birer İstanbul, Türkiye ve barış elçisi olmasını amaçlayan festival ile aynı zamanda hem İstanbul’un yeni bir uluslararası festival kazanması hem de Türk ve dünya çocuklarının sanat yoluyla bir arada yaşama kültürüne katkı sunulması hedefleniyor.

  •  Kanser Tedavi Edilebilir Hastalıklar Arasında Yerini Almaya Başladı…

    Kanser Haftası

     Kanser Tedavi Edilebilir Hastalıklar Arasında Yerini Almaya Başladı…Günümüzde gerek insanların hayatlarına mal olması gerekse tanı ve tedavi üzerinde sürekli gelişmelerin yaşanması nedeniyle kanser, her daim gündemin ana konularından biri olmaya devam ediyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bala Başak Öven, tedavide yaşanan tüm ilerlemelere rağmen, olumsuz yaşam alışkanlıkları ve erken tanıya yeterli özenin gösterilmediğini söyledi. Kanser Haftası dolayısıyla bazı noktaların altını çizen Prof. Dr. Öven, erken tanıyla özelikle bazı kanser türlerinin tedavi edilebilir hastalıklar arasında yer aldığını belirtti. 
    Kanser türleri, çevresel etkenler, farklı yaşam koşulları, alışkanlar, hormonal farklılıklar nedeniyle kadın ve erkekler arasında farklılıklar gösteriyor.  Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bala Başak Öven, kadınlarda en sık görülen kanserlerin sırasıyla, meme, akciğer ve kolon kanseri iken, erkeklerle prostat, akciğer ve kolon kanseri olarak sıralandığını anlattı. Bu noktada özellikle sigara kullanımının artmasına bağlı olarak akciğer kanserinin kadınlarda da erkekler kadar sık görüldüğüne dikkat çekti.YAPILAN DOĞRU YA DA YANLIŞLAR RİSKİ BELİRLİYOR!Halen kanserin kesin nedeninin bilinmemekle birlikte özellikle değiştirilebilir risk faktörleri olarak tanımlanan yaşam tarzına bağlı hataların kanserin oluşmasında önemli bir etken olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Öven, sözlerini şöyle sürdürdü: “Meme kanserinde olduğu gibi cinsiyet, akciğer ve prostat kanserindeki gibi ileri yaş hastalığın ortaya çıkmasında değiştirilemez risk faktörleri olduğunu biliyoruz. Ancak bununla birlikte, değiştirebileceğimiz risk faktörlerini düzenleyerek kanserden korunabiliriz. Bunların başında sigarayı bırakmak geliyor. Sağlıklı beslenme, sebze meyve tüketimini artırmak, hayvansal gıdaların, özellikle işlenmiş et tüketimini azaltmak, egzersiz yapmak, obeziteden uzak durmak kanser riskini azaltmak için yapılması gerekenler arasında yer alıyor.

    HASTALIĞA DEĞİL HASTAYA ÖZEL TEDAVİ UYGULANMALI

    Tedavinin en önemli unsurları, hastalığa göre, hastalığın yaygınlığına göre, kişiye göre, yaşa göre tedavi değişiyor” diyen Prof. Dr. Öven, “Erken yakalanan kanserlerin bir kısmında hala cerrahi ön planda. Bunun yanında onkologlar olarak biz de kemoterapi sürecinde bu multidisipliner tedavi yaklaşımında yer alıyoruz. Hastalığın tekrar etme riskini azaltmak için cerrahi sonrası koruyucu kemoterapiler verdiğimiz gibi, sıçramalı hastalıklarda hastalığı kontropl altına almak için kemoterapi dışında, özellikle son yıllarda immünoterapi ve akıllı ilaç olarak tanımladığımız hedefe yönelik tedavilerin onkolojide adeta çığır açtığını söylemek mümkün.” diye konuştu.“KANSER TEDAVİ EDİLEBİLİR HASTALIKLAR ARASINDA”Kanser hala hayata mal olan bir hastalık olmakla birlikte erken tanıyla bugün kanseri tedavi edilebilir bir hastalık olarak nitelendirmenin mümkün olduğunu söyleyen Prof. Dr. Bala Başak Öven, sözlerine şöyle devam etti:“Artık kesinlikle kanseri de tedavi edilebilir bir hastalık olarak nitelendirebiliriz. Elbette bu noktada tarama yöntemleri ile erken tanı koymak önemli. Meme kanseri, bağırsak kanseri, rahim ağzı kanseri hatta akciğer kanseri için tarama yöntemleri ile hastalık erken saptanıp tedavi edilebilirse, ölüm oranlarının azaldığını biliyoruz.HASTANIN YAŞAM KALİTESİNİ KORUYARAK TEDAVİ MÜMKÜNAkıllı ilaçlar ve immünoterapinin kemoterapi gibi yaşam kalitesini bozmadan etkili olurken, hem yaşam süresini uzattığını hem de hastaneye bağımlılığı azalttığını anlatan Prof. Dr. Öven, “Bu üç tedavi yönteminin kullanım amaçları, hedefleri birbirinden farklıdır. Dolayısıyla her hastalık ve hasta için tedavi yöntemleri farklılaşmaktadır” dedi. Prof. Dr. Öven sözlerine şöyle devam etti: “Metastatik hastalıkta ya da ameliyat olmuş lokal tedavisi tamamlanmış, tam iyileşmiş hastalarda koruma tedavisi olarak kemoterapiler kullanılır. Bunun yanında akıllı ilaçlar veya vücudun kendi bağışıklık sistemini artırarak kanserle savaşmasını sağlayan tedavi yöntemi olan immünoterapiler de kullanılan tedavi yöntemleri arasında yer almaktadır. Akıllı ilaçlar arasında ağızdan alınan tipleriyle hastaneye bağımlılığın azalması özellikle hastalar açısından çok önemli. Bununla birlikte baş edilebilir yan etkileri sayesinde de hastanın yaşam kalitesi korunduğu için tedavi sırasında hastanın psikolojisi de korunabiliyor.Uzun yıllardır kullanılmasına karşın immünoterapinin de özellikle son 5 yıldır gündemde olduğunu söylemek mümkün. Çünkü bütün kanser türlerinde kullanılıyor. Vücudun kendi bağışıklık sistemini arttırarak, kanserle savaşmasını sağlayan bu tedavi bugün neredeyse bütün kanser türlerinde kullanılıyor. Üstelik yan etkileri de gribal semptomlar ya da cilt döküntüleri gibi tolere edilebilir etkilerdir.”BAZI İŞARETLER UYARICI OLMALIProf. Dr. Öven, bazı kanser türleri için tarama yöntemlerinin bulunmakla birlikte bazılarında böyle bir imkanını da olmadığını hatırlatarak vücudumuzda görülen bazı işaretlerin uyarıcı olması gerektiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Öven konuyla ilgili şunları anlattı: “Meme, kolon, akciğer gibi bazı kanserlerde tarama yöntemiyle sağ kalımın uzadığı gösterilmiş. Örneğin 40 yaşından sonra yıllık yapılan mamografi ile, meme kanserine bağlı yaşam kaybı yüzde 40 azaltılmış. Ancak pankreas için böyle bir taramadan söz etmek mümkün değil. Bu durumda da semptomların farkında olmak lazım. Örneğin geçmeyen, tedaviye rağmen iyileşmeyen öksürükler, tedaviye rağmen iyileşmeyen öksürük. Kilo kaybı. Sonradan tespit edilmiş kansızlık. Vücutta ele gelen kitleler tespit edilmesi gibi durumlarda vakit kaybetmeden hekime başvurulmalı.”TANIYI HASTADAN GİZLEMEYİNÖzellikle daha ileri yaşlarda ortaya çıkan kanserlerde toplum yapımızdan dolayı aile bireylerinin hastalığı gizlemeye çalıştıklarını ancak bunun doğru bir yaklaşım olmadığını söyleyen Prof. Dr. Öven, “Aslında tam aksine hastalığı, tedaviyi ve olabilecek yan etkiler konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıklarında yaşayabilecekleri konusunda daha fazla endişe duyuyor. Tam aksine hastalar bilgilendirildiklerinde tedaviyi ve olabilecek yan etkileri çok daha iyi tolere ediyor. Çünkü tedavi sırasında düzenli uyku, stres gibi motivasyonun da önemli olduğunu biliyoruz.” Diye konuştu.“MEVSİMİNE GÖRE BESLENMELİ”Tedavi sırasında kanser hastasının da her sağlıklı bireyin dikkat etmesi gerektiği gibi sağlıklı yaşam tarzına özellikle sağlıklı beslenmeye dikkat etmesi gerektiğinin altını çizen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bala Başak Öven, uyarılarını şöyle aktardı: “Özellikle kanser açısından risk oluşturacak faktörlerinden uzak durmalı. Bunun başında sigara geliyor. Hastalara, sigaradan uzak durmasını, düzenli uyumasını, günde en azından 2-3 litre su tüketmesini öneriyoruz. Sağlıklı beslenme adına mevsiminde mevsimine göre yemek yenmeli. Tedavi alan hastalarda bağışıklık sistemi daha düşük olabileceği için özellikle enfeksiyon riski olabilecek açıkta kalmış yiyeceklerin bol su ile yıkanmasını tavsiye ediyoruz. Bunun yanında paketlenmiş, işlenmiş gıdadan uzak durulmalı ve hormon içermeyen taze meyve sebze tüketilmeli. Hastalara özellikle “şunu yemeyin bunu yemeyin” demiyoruz ama yara yerini iyileştirmesi ve bağışıklık sistemini artırmak açısından protein içeriği yüksek gıdalarla beslenmesini tavsiye ediyoruz. Yani kuru baklagiller, yumurta, et, süt, peynir öğünlerinde yer almalı. Ayrıca, hem sindirim sistemine hem de bağırsak mukozasına daha iyi geleceği için lifli beslenmeye özen göstermesi de yarar sağlıyor. Ancak bunların dışında özellikle yemesi ya da yememesi gereken gıdalar gibi bir liste söylemek, kural koymak söz konusu değil.”ŞEKER HASTALIĞI BESLEMEZ, KİLOYU ARTIRIR!Prof. Dr. Bala Başak Öven, tedavi sırasında hastaların en sık sorduğu ve merak ettiği konulara dikkat çekerek şu açıklamalarda bulundu: “Hastaların en çok sorduğu sorulardan biri de şeker tüketimi. Bu konuya da açıklık getirmekte fayda var. Şeker tüketimi hastalığı beslemez. Ancak bunun yanında özellikle prostat, meme, bağırsak kanseri gibi bazı kanser türlerinde göbek etrafında yağlanma yani kilo artıyı hastalık açısından risk oluşturabildiği için hastanın kilo almaması önemli. Dolayısıyla kilo almayı engellemek için rafine şeker tüketimini azaltmak gerekir. “Ben dondurma yedim, çikolata yedim hastalığım tetiklenir mi” elbette ki münferit olarak bu besinleri tüketmek hastalığı tetiklemez. Önemli olan nokta hastanın günlük enerji ihtiyacını karşılayacak şekilde dengeli bir beslenme düzenine sahip olmasıdır.”

  • 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde Türkiye Otizme Kırmızı Işık Yaktı!

     Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde Türkiye Otizme Kırmızı Işık Yaktı!

    Tohum Otizm Vakfı, otizmli bireylerin ihtiyaçlarının daha iyi anlaşılması ve tüm farklılıklarıyla beraber herkesle eşit haklara sahip olmalarıadına toplumsal farkındalığı artırmak için‘’Otizme Kırmızı Işık Yak’’çağrısını bu yıl da yineledi.

    Otizmli çocukların hala nitelikli eğitime erişmede zorluk yaşadığını, otizmli bireylerin iş yerlerinde kabul görmediğini, sosyal hayatın dolayısıyla yaşamın bir parçası olmak için mücadele etmek durumunda kaldıklarını vurgulayan Vakıf, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü’nde herkesi otizme kırmızı ışık yakmaya davet etti.

    Ünlü isimlerden “Otizme Kırmızı Işık Yak”kampanyasına destek

    Otizmli bireylerin tüm farklılıklarıylatoplumda kabul görmelerini sağlamak için odağını farkındalıktan kapsayıcılığa çevirenTohum Otizm Vakfı’na aralarında Ahu Orakçıoğlu, Ayla Turan, Ayşe Arman, Almila Ada,Alper Saldıran, Başak DizerTatlıtuğ, Bennu Yıldırımlar, Burak Deniz, Burcu Kara, Büşra Arslantaş, Ceyhun Yılmaz, Çağla Şıkel, Didem Balçın Aydın, Doğa Rutkay Kamal, Ebru Şallı, Ebru Akel, Ece Vahapoğlu, Ela Rumeysa Cebeci, Güçlü Mete, Hülya Hökenek, Itır Esen, İlker Karagöz, İsmail Küçükkaya, Murat Güloğlu, Özge Özder, Seda Sayan, Selçuk Tepeli, Sema Şimşek, Şükran Ovalı, Yeşim Salkım ve Yunus Günce’nin de olduğupek çok ünlü isim“Otizme Kırmızı Işık Yak”mesajını paylaşarak kampanyaya destek verdi.

    2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü akşamı başta İstanbul’daki köprülerimiz olmak üzere,Tophane Meydan Çeşmesi, Eskişehir Masal Şatosu, İzmir Saat Kulesi, Ankara’da TOBB İkiz Kuleleri, Metropol İstanbul AVM, Bomonti Ada, Hilton Bomonti, Tekfen Tower, QNB FinansBank, Avrasya Tüneli, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlük, Dolmabahçe Okulları,Sabancı Holding Binası,Espark AVM, Wyndham Grand Levent, Sanovel İlaç, River Plaza ve Zorlu AVM’nindebulunduğu birçok özel sektör binası ve simgesel yapıkırmızı ışıkla aydınlatıldı. Ayrıca Tohum Otizm Vakfı’nın çağrısı ile birçok belediye, eğitim kurumu, sivil toplum kuruluşu, kent konseyive spor kulübüotizmin farkındalığını artırmaya yönelik etkinlikler düzenledi ve#otizmekırmızıışıkyaketiketi altında buluştu.

    Otizmlilerinhayatın her alanında farklılıkları ile kabul gördükleri ve kendilerini rahatlıkla ifade edebildikleri bir dünya için çalışmaya devam ediyoruz

    Tohum Otizm Vakfı Genel Müdürü Burçak Karakaya “Tohum Otizm Vakfı olarakçağrımıza kulak veren vesesimize güç katan herkese desteklerinden dolayı çok teşekkür ediyoruz.Otizmlilerin hayatın her alanında farklılıkları ile kabul gördükleri ve kendilerini rahatlıkla ifade edebildikleri bir dünya için çalışmaya devam ediyoruz.” dedi.

    Tohum Otizm Vakfı Hakkında

    Tohum Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı, otizm spektrum bozukluğu” olan çocukların erken tanısının konulması, özel eğitimi ile topluma kazandırılmasına öncülük edilmesi ve bunun yurt çapında yaygınlaştırılması amacı ile 15 Nisan 2003 tarihinde kurulmuştur. Otizm Spektrum Bozukluğu tanısı alan çocuklar, gençler ve ailelerinin yanı sıra kaynaştırma ortamlarında hizmet alan diğer özel eğitim gerektiren çocuklar, gençler ve aileleri için de her biri alanında uzman profesyoneller tarafından eğitimler sağlamakta ve bu alanda farklı projeler geliştirmektedir.
    Özel Tohum Otizm Vakfı Özel Eğitim Okulu, ABDde bulunan Princeton Çocuk Gelişim Enstitüsü’nün (Princeton Child Development Institute-PCDI) bir yaygınlaştırma koludur ve 2006’dan beri eğitim vermektedir.
    Özel Tohum Vakfı Özel Eğitim Uygulama Okulunda yürütülen yoğun özel eğitim hizmetleri, başta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olmak üzere pek çok ülkede 70 yılı aşkın süreli bir geçmişi olan uygulamalı davranış analizi (ABA-AppliedBehavior Analysis) modeline dayalıdır. Okulda bugüne kadar 2.510 çocuk eğitim almıştır. 1.115 çocuğa burs desteği sağlanmıştır.

    BAĞLANTILAR

    Tohum Otizm Vakfı Web Sitesi

     

  • Dünya Sokak Hayvanları Günü’nde SemtPati Vakfı’ndan İş Dünyasına Çağrı: Sahipsiz Köpekler İçin Birlikte Harekete Geçelim

    Dünya Sokak Hayvanları Günü’nde SemtPati Vakfı’ndan
    İş Dünyasına Çağrı: Sahipsiz Köpekler İçin Birlikte Harekete Geçelim

    Sokak hayvanlarının insanlarla uyum, sevgi ve güven içinde yaşadıkları bir dünya yaratmak ve hak ettikleri sevgi ve saygıyı görmelerini sağlamak amacıyla kurulan SemtPati Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı İpek Kıraç, 4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü vesilesiyle iş dünyasını sahipsiz köpekler için harekete geçmeye davet etti: “İş dünyasının sahip olduğu tesislerde yaratacağı küçük yaşam alanları, bugün sokakta hayatta kalma şansı olmayan binlerce köpeğin ömürlük yuvası olabilir.”

    SemtPati Vakfı’nın kurucusu İpek Kıraç, İstanbul Gönüllüleri ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birlikte yürüttükleri Sahiplen İstanbul projesi kapsamında bugüne kadar farklı ölçeklerdeki pek çok şirket ve kurumun köpek sahiplendiğini iletti. Bu modelin sokakta hayatta kalma şansı olmayan köpekler için nihai bir kurtuluş olduğuna dikkat çekti.

    İpek Kıraç sahiplenilen köpeklerden bazılarının şirketlerin maskotu olduğunu, bazılarının ise geceleri fabrika arazisini koruma görevi üstlendiğini söyleyerek konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Şirketlerde çalışan binlerce kişi bir köpekle belki hayatında ilk kez bağ kurdu. Şirketlerden aldığımız geri dönüşlerde bizi en mutlu eden şeylerden biri, çalışanlarının bu köpeklerle kurmuş olduğu muazzam bağın, hayatlarının geri kalanında da pozitif dönüşüme yol açması. Bu proje sayesinde köpek dostlarımız yalnızca ömürlük bir yuvaya kavuşmakla kalmıyor, aynı zamanda insanlarla kurdukları bağlar sayesinde bir dönüşüme de vesile oluyorlar.

    “Eskiden sokakta bir köpekle karşılaştığımda yolumu değiştirirdim. Şimdi mahallede bir köpeğin başına bir şey geldiğinde yardımcı olmam için beni arıyorlar.” 

    “Onlar ofise geldiğinden beri en büyük neşe kaynağımız oldular. Öğle arasında koşarak yanlarına gidip onlarla zaman geçirdiğimde bütün stresim geride kalıyor.”

    “Onunla şirkette tanışıp zaman geçirdikten sonra ben de barınaktan bir köpek sahiplendim. Eğer o şirkete gelmemiş olsaydı, bir köpekle birlikte yaşamaya cesaret edemezdim.” 

    “Gece güvenliğinden ben sorumluyum. Artık akşamları tesisin etrafında can dostumla birlikte turluyoruz. Kendimi hiç yalnız hissetmiyorum.”

    “Çocukluğumdan beri köpeklerden çok korkardım. Aslında onları hiç tanımıyormuşum. Şimdi gördüğüm her köpeğe korkmadan yaklaşabiliyorum.” 

    Bunlar şirketlerden gelen ve bizi çok mutlu eden olumlu geri bildirimlerinin sadece birkaçı. Proje kapsamında şirketler, Semtpati Vakfı’nın rehberliğinde yaşam alanları oluşturuyor ve işletmenin kapasitesine göre belirlenen sayıda köpeği resmi olarak sahipleniyor. Aynı yaşam alanını paylaşacak köpekler birbirleriyle uyumlu yaşayabilecek köpekler arasından dikkatle seçiliyor.”

    Sahiplendirilen köpeklerden en az bir tanesinin engelli köpek olmasının hedeflendiğini söyleyen Kıraç, köpeklerin günlük rutin bakım sorumluluğunu üstlenecek çalışanlara gerekli eğitimin Semtpati Vakfı tarafından sağlandığını belirtti. İpek Kıraç “Projemiz hakkında bilgi almak ve tesislerini yuvaya dönüştürmek isteyen tüm kurumları SemtPati Vakfı’yla iletişime geçmeye davet ediyorum,” diyerek sözlerini bitirdi.

  • TKG’den Tam Bağımsız Türkiye için NATO’ya Karşı Yürüyüş

    TKG, kuruluşunun 75. yılında NATO’ya karşı Dolmabahçe’de yürüyüş gerçekleştirdi. 6. Filo’ya bağlı ABD askerlerinin denize döküldüğü yerde son bulan yürüyüşün ardından basın açıklaması yapıldı.

    Türkiye Komünist Gençliği (TKG), emperyalizmin savaş aracı olarak 75 yıl önce kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) karşı yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirdi.

    “Bağımsız bir Türkiye için NATO’dan çıkılması, güvenli bir Dünya için NATO’nun dağıtılması gerektiğini biliyor ve ilan ediyoruz: Sermayenin muhafızlığına soyunanlara karşı komünistler var, yurtseverler var” çağrısıyla gerçekleştirilen eylem, bugün saat 17.30’da Dolmabahçe’de başladı.

    Yürüyüş boyunca NATO ve ABD emperyalizmine karşı sıkça ‘‘NATO defol, bu memleket bizim!’’, ‘‘Denizlere sözümüz devrim olacak’’ ve ‘‘Emperyalistler, işbirlikçiler, korkun TKP görev başında’’ sloganları atıldı.

    1968 yılında ABD 6. Filosu’na karşı düzenlenen protesto eylemleri kapsamında ABD askerlerinin denize döküldüğü yerde son bulan yürüyüşün ardından basın açıklaması gerçekleştirildi.

    ‘Amerikan askerlerini denize bu ülkenin yurtseverleri, devrimcileri döktü’

    Basın açıklamasını gerçekleştiren TKP Merkez Komite Üyesi Berkay Kemal Önoğlu, “56 yıl önce boğaz açıklarına demirlemiş 6. Filo’ya karşı ülkenin yurtsever, devrimci gençleri ayağa kalktılar ve Amerikan askerlerini işte burada denize döktüler.” diyerek sözlerine başladı.

    “Bugün dahi Amerikan karşıtlığını istismar etmeye çalışan sağcılar, o zaman nutuk çekmeye kalktılar ama Amerikan askerlerini denize bu ülkenin yurtseverleri, devrimcileri döktü” diyen Önoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “56 yıl önce devrimci ağabeylerimiz, ablalarımız 6. Filo karşıtı bildiriler yazdılar. O bildirilerde ne yazıyormuş? ‘6. Filo, 54 tane ikili anlaşma, 101 tane ABD üssünün bekçisidir ve halkımıza dost değil, düşmandır’ demişler. ‘6. Filo tüm yeraltı kaynaklarımızı soyan yabancı şirketlerin düzenini beklemektedir’ demişler. Kısaca 6. Filo’nun çürümüş ve halk düşmanı düzenin bekçiliğini yaptığını söylemişler.

    Ülkenin çıkarları için NATO üyeliğini savunmaya kalkanlara soruyoruz: NATO kimin çıkarları için kurulmuştur? NATO bu ülkede yoksul işçinin, topraksız köylünün çıkarını mı savunuyor, yoksa bu ülkede para babalarının malını mülkünü mü savunuyor?”

    ‘NATO’dan çıkacak ve tam bağımsız Türkiye’yi kuracağız’

    Önoğlu, Türkiye sınırları içinde 16 adet ABD üssü, ABD’ye ait 5 tane füze ve nükleer bomba kontrol merkezi, 7 adet nükleer silah deposu ve NATO’ya ait 15 radar üssü olduğunu hatırlatarak şöyle konuştu:

    “Bunlar bizim ülkemizdeki işgal kuvvetlerine ait. Bunlar kimin çıkarı için ülkemizi işgal ediyor? Bunlar kimin düzenini koruyor? Ama emperyalistler, işbirlikçiler merak etmesinler, biz de görevimizin başındayız.

    Bugün tam bağımsız Türkiye yolunda canını feda eden devrimciler için, yurtseverler için de buradayız. NATO operasyonlarıyla, kirli faili meçhul cinayetlerde öldürülen gazetecilerimiz, aydınlarımız için de buradayız.

    Bir kez daha söz verelim: Onlar nutuk çeker, denize yine biz dökeriz. Ülkemizdeki tüm yabancı üssler kapanacak, NATO’dan çıkılacak ve son Amerikan askeri de diğer bütün yabancı askerler gibi ülkesine yollanacak. Türkiye Komünist Gençliği görev başında. Yarın gerçekten de bu ülke NATO’dan çıkacak ve tam bağımsız Türkiye’yi kuracağız.”

    Açıklama sonrasında NATO bayrağı yakılarak ‘‘Kahrolsun NATO’’ sloganları atıldı. Sloganların ardından eylem son buldu.

  • Büyükşehir’de hizmet bayrağı artık Yusuf Alemdar’da

    Büyükşehir’de hizmet bayrağı artık Yusuf Alemdar’da

    Büyükşehir’de hizmet bayrağı
    artık Yusuf Alemdar’da: “Bizim
    yarışımız, hizmet yarışıdır”

    Seçmen kararını verdi ve Sakarya’da AK Parti Belediyeciliği’nde yeni bir dönem
    başladı. Sandığın iradesiyle göreve seçilen ve mazbatasını alan Yusuf Alemdar,
    başkanlık makamını Ekrem Yüce’den devraldı. Sakarya’da hizmet yarışı için yola
    çıktıklarını ifade eden Alemdar, “Bu şehirde taş üstüne taş koyan herkesten Allah
    razı olsun. Tüm dinamiklerimizle Sakarya’ya hizmet etmeye, vatandaşın sesine kulak
    vermeye hazırız. Unutmayın bizim yarışımız, sadece hizmet yarışıdır.” dedi.
    Yerel seçimlerin ardından mazbatasını alan Yusuf Alemdar, resmen Sakarya Büyükşehir
    Belediye Başkanı oldu. Oldukça kalabalık bir grup eşliğinde İl Seçim Kurulu’na gelen
    Alemdar, mazbatasını Hâkim Ethem Özkan’ın elinden aldı. Programda TBMM KEFEK
    Başkanı Çiğdem Erdoğan, İl Başkanı Yunus Tever, İl Kadın Kolları Yasemin Turan, ilçe
    belediye başkanları ve meclis üyeleri yer aldı.
    Yüce görevi Yusuf Alemdar’a devretti
    Mazbata töreninin ardından Büyükşehir Belediyesinde gerçekleşen devir teslim töreninde
    Başkan Yüce görevi Yusuf Alemdar’a devretti. Karşılıklı çiçek takdimin ardından konuşan
    Yüce, “Bugün malum her birimiz için kutlu bir gün. 5 yıl evvel buradaki görevi alıp
    Sakarya’nın her noktasına hizmet götürmenin mutluluğunu yaşadık. Şimdi bu görevi Yusuf
    başkanımıza veriyorum. Bu bir bayrak değişikliği. Hafızamda bu şehrin her noktası ve
    sokağında hatırlarım var, hüzünlerim var, mutluluklarım var. Gönül belediyeciliği
    çerçevesinde bize bu görevi uygun gören Sayın Cumhurbaşkanımızı selamlıyorum.
    Sakarya bizim yuvamız, sevdamız burada. Her şey Sakarya için, her şey Sakaryalılar için
    diyorum ve yeni dönemin hayırlı olmasını diliyorum” şeklinde konuştu.
    Katılımın oldukça yüksek olduğu törene KEFEK Başkanı Çiğdem Erdoğan, Sakarya
    Milletvekilleri Murat Kaya ve Ali İnci, İl Başkanı Yunus Tever, İl Kadın Kolları Başkanı
    Yasemin Turan, ilçe belediye başkanları, Büyükşehir Belediyesi bürokratları, STK
    temsilcileri, basın mensupları ve çok sayıda vatandaş katıldı.
    Milletimizin tercihi sandıkta tecelli etti
    Törende konuşan Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, “5 yıllık
    hizmetleriniz dolayısıyla sizleri tebrik ediyor, her şey için teşekkür ediyorum. Malumunuz
    seçimler demokrasimizin vazgeçilmezidir. Her zaman olduğu gibi milletimizin tercihleri
    sandıkta tecelli etti. Bizler de bugüne kadar siyasi hayatımız boyunca Sakarya’da birçok
    görev de bulunduk. Son olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle Büyükşehir
    Belediye Başkan Adayı olduk. Akabinde 31 Mart’ta seçimlerini de milletimizin teveccühü
    ile galip tamamladık. Ben bu vesile ile tüm Sakaryalı hemşehrilerimize teşekkür ediyorum”
    dedi.
    Bizim anlayışımızda hizmet yarışı vardır
    Alemdar konuşmalarını şu sözlerle sürdürdü, “73 günlük zorlu bir süreçte elimizden
    geldiğince çalışarak seçimlerimizi kazandık. Şunu belirtmeliyim ki, bizim anlayışımızda

    hizmet yarışı vardır. Bir şeyi her zaman vurguladık, bizde
    giden kötü olduğu için, gelen de çok iyi olduğu için gelmez dedik. Bu bir
    bayrak yarışıdır ve bizler bu şehir için taş üstüne taş koyan herkese
    minnettarız. İnşallah yeni dönemde tüm dinamiklerimizle şehrimizi hizmet etmeye ve
    hemşehrilerimizin beklentilerine cevap vermeye devam edeceğiz. Her sokağa, her
    mahalleye ve her caddeye tüm imkanlarımızla hizmet etmek için çalışacağız. Rabbim
    hepimizin hakkında hayırlısını nasip etsin. Herkese tekrar çok teşekkür ediyorum” diye
    konuştu.

  • Başkan Altuğ’dan Kadir Gecesi Mesajı

    Başkan Altuğ’dan Kadir Gecesi Mesajı

    Başkan Altuğ’dan Kadir Gecesi Mesajı

    Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı A. Akgün Altuğ, Kadir
    Gecesi vesilesiyle bir mesaj yayımladı.
    Başkan Altuğ, bin aydan daha hayırlı olduğu kabul edilen mübarek kadir gecesinde
    tüm İslam Alemi’nin manevi iklimi beraber yaşamanın sevinci içerisinde olduğunu
    belirterek bu gecede edilen duaların kabul edilmesini temenni ettiği mesajında şunları
    dile getirdi:
    “Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluş olan mübarek
    Ramazan ayının son günlerindeyiz. Kadir Gecesi, bu mübarek ayın bereketi ile de
    taçlanmaktadır. Bu özel gecede adaleti, ahlakı, fazileti anlatan, iyiliği ve kötülüğü fark
    etmemizi, hatayı sevaptan ayırt etmemizi, sağlayan Yüce Kitabımızı anlamaya ve
    yaşamaya azmedelim.
    Bu duygu ve düşüncelerle hemşerilerimiz, üyelerimiz başta olmak üzere tüm İslam
    Âleminin Kadir Gecesi’ni kutluyor; Kadir Gecesinin sunduğu fırsatlar çerçevesinde;
    tüm İslam Aleminin huzur ve sükûnete, barış ve sakinliğe, dirlik ve düzene erişmesini
    Cenab-ı Allah’tan diliyorum.