Kategori: Haberler

Haberler

  • Başkan Burak Sel: “Gençlerimizi Bağımlılıklardan Koruyamazsak Geleceğimizi Kaybederiz”

    Başkan Burak Sel: “Gençlerimizi Bağımlılıklardan Koruyamazsak Geleceğimizi Kaybederiz”

    DEVA Partisi Bilecik İl Başkanı Burak Sel, Türkiye’de gençler arasında hızla yayılan bahis ve uyuşturucu bağımlılığına dikkat çekerek acil önlemler alınması gerektiğini söyledi. Sel, ekonomik sıkıntılar ve gelecek kaygısının gençleri farklı bağımlılıklara yöneltebildiğini belirterek bu durumun toplum açısından ciddi bir tehlike oluşturduğunu ifade etti.

    GENÇLERDE BAĞIMLILIK TEHLİKESİ ARTIYOR

    Son yıllarda gençler arasında özellikle dijital bahis oyunlarının ve uyuşturucu kullanımının ciddi bir sorun haline geldiğini belirten Burak Sel, bunun aileler üzerinde de büyük yıkımlara yol açtığını söyledi.

    Sel, “Gençlerimiz arasında özellikle bahis ve benzeri bağımlılık yapan oyunların hızla yayıldığını görüyoruz. Bu durum sadece bireyleri değil aileleri de derinden etkileyen ciddi sorunlara yol açıyor.” dedi.

    BAĞIMLILIK YAŞI GİDEREK DÜŞÜYOR

    Gençlerin bu tür zararlı alışkanlıklara çok kolay ulaşabildiğine dikkat çeken Sel, bağımlılık yaşının giderek düştüğünü ifade etti.

    “Bugün televizyonlarda neredeyse her gün uyuşturucu operasyonlarına ilişkin haberler görüyoruz. Çok sayıda kişi gözaltına alınıyor. Ancak bu sorunun kökten çözülmesi için sadece kullanıcılarla değil, bu ağları kuran ve yöneten kişilerle de kararlı mücadele edilmesi gerekiyor.”

    ACİL ÖNLEM ÇAĞRISI

    Gençlerin korunması için devlet kurumlarının daha güçlü ve koordineli bir mücadele yürütmesi gerektiğini belirten Sel, toplumun tüm kesimlerinin bu konuda sorumluluk taşıdığını söyledi.

    “Gençlerimizi bu zehirlerden uzak tutmak zorundayız. Bahis ve uyuşturucu gençlerimiz için çok büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu konuda çok daha güçlü ve acil önlemler alınması gerekiyor.”

    ESNAFIN VE ÜRETİCİNİN GÜNDEMİ EKONOMİ

    Burak Sel, sahada yaptıkları görüşmelerde esnaf ve üreticilerin de ciddi ekonomik sıkıntılar yaşadığını ifade etti.

    “Esnafımızla ve üreticilerimizle konuştuğumuzda en çok dile getirilen konular artan maliyetler, düşen alım gücü ve ekonomik belirsizlik oluyor. İnsanlar işlerini ayakta tutabilmek için büyük bir mücadele veriyor.”

    DEVA Partisi Bilecik İl Başkanı Burak Sel, gençlerin korunması, esnafın desteklenmesi ve ekonominin güçlendirilmesi için kapsamlı politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek Türkiye’nin geleceği için gençlere ve üretime yatırım yapılmasının şart olduğunu ifade etti.

  • Şiddet eğilimi bazı belirtiler verebiliyor!

    Şiddet eğilimi bazı belirtiler verebiliyor!

    Şiddet eğiliminde genetik faktörlerin bir noktaya kadar belirleyici olduğunu belirten uzmanlar, çoğunlukla çevresel faktörlerle şekillendiği söylüyor.

    Doğru değerler kazandırıldığında çocuğun şiddet eğilimini kontrol etmeyi öğrenebileceğine dikkat çeken Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Şiddete eğilimli olabilecek çocuklarda bazı erken sinyaller gözlemlenebilir. Bu tür durumlarda problemi görmezden gelmek yerine bir uzmandan destek almak önemlidir.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Kilit, tüm yaş dönemlerinde dengeli ebeveyn tutumu ve doğru disiplinin kritik olduğunu vurguladı.

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, ekran kullanımının çocukların bağlanma, gelişim ve davranış süreçleri üzerindeki olumsuz etkileri ile sağlıklı ebeveyn tutumunun önemini hakkında bilgi verdi.

    Çocukta  şiddet eğilimi sinyalerine dikkat! 

    Şiddet eğiliminin çoğunlukla çevresel faktörlerle şekillendiğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Genetik yatkınlık söz konusu olsa bile, doğru değerler kazandırıldığında çocuk bu eğilimleri kontrol etmeyi öğrenebilir.” dedi.

    Şiddete eğilimli olabilecek çocuklarda bazı erken sinyaller gözlemlenebileceğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Kilit, şöyle devam etti:

    “Sınırları kabul etmeme, akranlarına karşı saldırgan davranışlar, zorbalık, hayvanlara karşı duyarsızlık, yenilgiyi kabullenememe, öfke patlamaları, tehditkâr konuşmalar, intikam içerikli ifadeler  ve dijital oyunlara aşırı bağımlılık bu belirtiler arasında yer alır. Bu tür durumlarda problemi görmezden gelmek yerine bir uzmandan destek almak önemlidir. Ebeveynlik, öğrenilen bir süreçtir ve herkes bu süreçte dengeyi bulmaya çalışır. Çocuğa sınırsız özgürlük tanımak kadar aşırı sert tutumlar da gelişimi olumsuz etkiler. Sağlıklı disiplin; kararlı, tutarlı ve sevgi temelli bir yaklaşım gerektirir.”

    Ekranla meşguliyet, ebeveyn–bebek bağını zayıflatıyor! 

    Dijital dünyanın hayatımıza yoğun biçimde girmesinin, çocuk gelişiminin birçok aşamasını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Bu nedenle her gelişim dönemini doğru anlamak ve bu dönemlerde çocuğun ihtiyaçlarını sağlıklı şekilde karşılamak büyük önem taşıyor.” dedi.

    İnsan hayatının ilk yılının, temel güven duygusunun oluştuğu en kritik evre olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Bu dönem ‘bağlanma dönemi’ olarak adlandırılır. Bebek, öncelikle anneyle, ardından babayla güvenli bir bağ kurarak dünyayı güvenli bir yer olarak algılamayı öğrenir. Ancak ebeveynlerin bu süreçte sürekli ekranla meşgul olması, bebekle kurulan göz teması, temas ve duygusal iletişimi zayıflatabilir. Bu durum da güvenli bağlanmanın sağlıklı şekilde gelişmesini engelleyerek ilerleyen yıllarda psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir.” şeklinde konuştu.

    Ekran karşısında geçirilen uzun süreler, çocuğun farkındalık kazanmasını zorlaştırıyor!

    2 ila 3 yaş arası dönemin, çocuğun özerklik kazanmaya başladığı bir evre olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Tuvalet eğitiminin de bu döneme denk gelmesi tesadüf değildir. Çocuk bu süreçte kendi bedensel farkındalığını geliştirir; açlık, tokluk ve tuvalet gibi temel ihtiyaçlarını tanımayı öğrenir.” dedi.

    Ancak ekran karşısında geçirilen uzun sürelerin, çocuğun bu farkındalıkları kazanmasını zorlaştıracağına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, şunları söyledi:

    “Aynı şekilde ebeveynin de sürekli telefonla meşgul olması, çocuğun rehberlik alma sürecini sekteye uğratır. 3 ila 6 yaş arası ise ‘oyun çağı’ olarak tanımlanır. Bu dönemde çocukların hayal gücünü geliştiren oyunlar oynaması son derece önemlidir. Evcilik gibi sembolik oyunlar, çocuğun duygusal ve sosyal gelişimine katkı sağlar. Buna karşın, şiddet içerikli dijital oyunlara maruz kalmak, hayal gücünün gelişimini sınırlandırabilir. Bu yaşlardan itibaren çocukların disiplinle tanışması, kreş ortamında yaşıtlarıyla etkileşim kurması ve paylaşmayı öğrenmesi gerekir. Sürekli şiddet içerikleriyle büyüyen bir çocuğun empati ve vicdan gelişimini sağlıklı şekilde tamamlaması ise oldukça güçleşir.”

    Sanal ve kolay başarı algısı gelişimi zayıflatıyor! 

    7 ila 11 yaş arası dönemin, okul çağı olduğunu ve çocukların bu dönemde başarıya yöneldiklerine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Akademik, sportif ya da sanatsal alanlarda takdir edilmek, özgüvenlerinin temelini oluşturur. Ancak günümüzde çalışmadan kazanma fikrinin öne çıkarılması, çocukların emek ve üretim kavramlarından uzaklaşmasına neden olabilmektedir. Oysa bireyin kendini değerli hissetmesi, ürettiğini görmesi ve bir işe katkı sağladığını fark etmesiyle mümkündür. Bu dönemde sorumluluk bilinci kazandırmak da önemlidir. Gerçek sorumluluklar yerine sanal dünyaya yönelen çocuklar, hayatın gerçek dinamiklerinden kopabilir.” dedi.

    Ergenlik sürecinde ise bireyin kişiliğinin daha belirgin hale geldiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “Bu dönemde iki temel unsur öne çıkar: Aile ve çevre tarafından şekillenen üst benlik ile toplumun bireyden beklentileri. Eğer çocukluk döneminde sağlıklı bir değer sistemi oluşturulmamışsa ve toplum da kolay yoldan başarı, dış görünüş odaklılık gibi mesajlar veriyorsa, genç birey ciddi bir kimlik karmaşası yaşayabilir.” diyerek sözlerini tamamladı.

  • Okul saldırıları, sosyal hizmetin zorunluluğunu bir kez daha gösterdi!

    Okul saldırıları, sosyal hizmetin zorunluluğunu bir kez daha gösterdi!

    Prof. Dr. İsmail Barış: 

    “Okul sosyal hizmeti artık zorunluluk!”

    Türkiye’de yaşanan iki okul saldırısının ardından önemli uyarılarda bulunan Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Barış, şiddetin önlenmesi için yalnızca bireysel tedbirlerin yeterli olmadığını vurguladı.

    Prof. Dr. Barış, okul sosyal hizmeti birimlerinin kurulması, silaha erişimin sıkı denetlenmesi ve erken uyarı sistemlerinin hayata geçirilmesi gerektiğini belirterek, “Bu iki olay, bize okul sosyal hizmetinin zorunluluk olduğunu göstermektedir. Çünkü sosyal çalışmacı, ailelerdeki silah varlığını, şiddet öyküsünü, ruh sağlığı sorunlarını ev ziyaretiyle tespit edebilecek en yetkin meslek elemanıdır.” dedi.

    Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Sosyal Hizmet Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Barış, son iki gün içinde yaşanan okul baskını niteliğindeki şiddet olaylarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

    14 ve 16 Nisan tarihlerinde, 48 saat içinde Türkiye’de iki ağır okul saldırısının yaşandığını hatırlatan Prof. Dr. Barış, “Her iki olay için de İçişleri Bakanlığı ‘bireysel hadise, terör bağlantısı yok’ açıklaması yaptı. Soruşturmalar sürüyor ve yayın yasağı getirildi. Kahramanmaraş’ta eğitime iki gün ara verildi” dedi.

    Silaha erişim ve ev içi güvenlik zafiyeti!

    Olayların en dikkat çekici yönlerinden birinin faillerin evdeki silahlara kolayca erişebilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Barış, “Bu ciddi bir sorun, evinde silah bulundurma hakkı olan yetişkinler, bu silahlarını evdeki diğer kişilerin bilhassa küçüklerin ulaşamayacağı özel yerlerde mesela çelik kasalarda bulundurmaları gerekir.” diye konuştu.

    7/24 kriz hattı ve acil eylem sistemleri çağrısı

    Yalnızca bireysel önlemlerin değil, sistematik çözümlerin de devreye girmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Barış, “Sosyal medya tehditleri ve akran ihbarları için 7/24 kriz hattı kurulmalıdır. Özellikle okullar ve toplu yaşam alanları için acil eylem sistemleri oluşturulmalıdır. Okullara her türlü silahla girişin engellenebilmesi için mekanizmalar kurulmalı ve fiziki güvenlik önlemleri etkinleştirilmelidir” ifadesinde bulundu.

    Riskli öğrencilerin erken tespiti için izleme mekanizması olmalı

    Psikososyal risklerin erken tespitine dikkat çeken Prof. Dr. Barış, “Psikososyal risk taşıyan öğrencilerin zamanında tespit edilebilme için tüm okullarımızda okul sosyal hizmet birimi   kurularak gerekli alt yapı oluşturulmalı ve meslek elemanları olan sosyal çalışmacılar ivedilikle görevlendirilmelidir. Bu birim, her okulda tam zamanlı sosyal çalışmacılar ve psikolojik danışmanlar vasıtasıyla çocukların tamamını bireysel, ailesel, çevresel ve psikolojik yönden izleyerek okul içi akran zorbalığından tutun da her türlü şiddeti engelleme ve asgari düzeye indirmeye çalışmalıdırlar.” şeklinde konuştu.

    Sosyal çalışmacıların önleyici rolü ve saha müdahalesi şart

    Sosyal çalışmacıların rolüne özel vurgu yapan Prof. Dr. Barış, “Bu iki olay, bize okul sosyal hizmetinin zorunluluk olduğunu göstermektedir. Çünkü sosyal çalışmacı, ailelerdeki silah varlığını, şiddet öyküsünü, ruh sağlığı sorunlarını ev ziyaretiyle tespit edebilecek en yetkin meslek elemanıdır. Akran zorbalığı, dışlanma gibi riskleri erken fark edip müdahale planları hazırlayıp uygulayabilir böylece ikincil önleme programları ve uygulamaları ile şiddeti önlemeyi gerçekleştirebilirler.” dedi.

    Yasal düzenleme ve dijital denetim çağrısı!

    Eğitim ve öğretim kurumlarının en güvenli mekanlar olması için her kesimin bu hususta azami gayreti göstermesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Barış, “Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yitirdiğimiz evlatlarımız ve öğretmenimiz için milletçe yastayız. Hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet yakınlarına ve milletimize sabırlar diliyorum.

    Son söz olarak da TBMM’de kurulması planlanan Araştırma Komisyonu hızla çalışmalı. Okul sosyal hizmeti yasal zemine kavuşturulmalı, her okula kadro tahsis edilmeli. Şiddeti özendiren dijital platformlar etkin bir şekilde denetlenmelidir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

  • Nalan Yedekçi: Serdivan’da Miting Hazırlıkları Kapsamında Sahadayız Hemşehrilerimizi Dinliyoruz

    Nalan Yedekçi: Serdivan’da Miting Hazırlıkları Kapsamında Sahadayız Hemşehrilerimizi Dinliyoruz

    Nalan Yedekçi: Serdivan’da Miting Hazırlıkları Kapsamında Sahadayız Hemşehrilerimizi Dinliyoruz

    Cumhuriyet Halk Partisi Serdivan İlçe Başkanı Nalan Yedekçi, 26 Nisan Pazar günü Genel Başkan Özgür Özel’in katılımıyla gerçekleştirilecek miting öncesi saha çalışmalarına hız verdiklerini açıkladı.

    Yedekçi, Serdivan’ın farklı mahallelerinde vatandaşlarla bir araya gelerek hem davette bulunduklarını hem de talepleri dinlediklerini ifade etti.

    “HEMŞEHRİLERİMİZLE BİREBİR TEMAS KURUYORUZ”

    Cumhuriyet Halk Partisi Serdivan İlçe Başkanı Nalan Yedekçi, miting öncesi yürütülen saha çalışmalarının önemine dikkat çekti.

    Yedekçi, Dağyoncalı, Kızılcıklı, Uzunköy, Mahmudiye, Meşeli ve Beşevler mahallelerinde vatandaşlarla birebir temas kurduklarını belirtti.

    “DAVET EDİYORUZ VE DİNLİYORUZ”

    Cumhuriyet Halk Partisi Serdivan İlçe Başkanı Nalan Yedekçi, saha çalışmalarının yalnızca davet amaçlı olmadığını vurguladı.

    Yedekçi, hemşehrilerin sorunlarını, beklentilerini ve önerilerini dinleyerek sürece dahil ettiklerini ifade etti.

    “MİTİNG BİRLİK VE DAYANIŞMA GÜNÜ OLACAK”

    Cumhuriyet Halk Partisi Serdivan İlçe Başkanı Nalan Yedekçi, 26 Nisan’da gerçekleştirilecek mitingin güçlü bir birlik ve dayanışma mesajı vereceğini belirtti.

    Yedekçi, Genel Başkan Özgür Özel’in katılımıyla gerçekleşecek buluşmanın Serdivan ve Sakarya için önemli bir organizasyon olacağını dile getirdi.

    “TÜM SERDİVAN HALKINI DAVET EDİYORUZ”

    Cumhuriyet Halk Partisi Serdivan İlçe Başkanı Nalan Yedekçi, tüm vatandaşları mitinge katılmaya davet etti.

    Yedekçi, “Hemşehrilerimizle omuz omuza, daha güçlü bir gelecek için bir araya geleceğiz. Tüm vatandaşlarımızı bu önemli buluşmada aramızda görmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

  • Adli Tıp raporu açıklandı…Simge Sağın’ın testlerinde uyuşturucu maddeye rastlanmadı. 

    Adli Tıp raporu açıklandı…Simge Sağın’ın testlerinde uyuşturucu maddeye rastlanmadı. 

    Simge Sağın hakkındaki iddialara Adli Tıp noktayı koydu.

    Yürütülen soruşturma kapsamında müvekkil Simge Sağın hakkında alınan Adli Tıp Kurumu raporu doğrultusunda, müvekkilin uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmadığı hususu açık ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmuştur.

    Bu gelişme, daha önce kamuoyu ile paylaştığımız açıklamalarımızla da uyumlu olup müvekkilin anılan iddialarla herhangi bir ilgisi veya dahli bulunmadığını teyit eder niteliktedir.

    Buna rağmen, gerçeğe aykırı şekilde yapılan haber ve yorumlara karşı tüm yasal haklarımızın saklı olduğunu bir kez daha hatırlatırız.

    Kamuoyunun bilgisine sunulur.

    Simge Sağın Vekili

    Av. Eda Salman

  • DESAM Başkanı Gürkan Avcı“Milli eğitim iflas bayrağını çekti!

    DESAM Başkanı Gürkan Avcı“Milli eğitim iflas bayrağını çekti!

    Siverek ve Kahramanmaraş’taki okullarda düzenlenen silahlı saldırılarla tüm ülkeyi sarsan olaylarla ilgili, “Milli eğitim iflas bayrağını çekti! Kindar Gençlik Hayali Çöktü, Ruhsuz Eğitim Cinayet İşliyor!” diyen DESAM (Demokrasi ve Eğitim Etütleri Stratejik Araştırma Merkezi) Yönetim Kurulu Başkanı Gürkan Avcı, şunları söyledi:

    OKULDA ÖLÜM SIRASI KİME GELDİ?
    Gençliğimiz Yalnız ve Öfkeli! Eğitim Sistemi Cinayet İşliyor!

    Değerli basın mensupları, sevgili anne-babalar, öğretmenler ve öğrencilerimiz,

    Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta yaşanan iki acı olay, hepimize acı bir gerçeği yüzümüze vurmaktadır: Milli ve manevi kültürümüzü gençlerimize hakkıyla aktaramadığımızın, onları ruhen ve ahlaken güçlü bireyler olarak yetiştiremediğimizin en acı delilidir bu yaşananlar. “Kindar ve dindar gençlik yetiştireceğiz” söylemiyle başlayan eğitim anlayışı, bugün tam anlamıyla iflas etmiştir.

    Spora, sanata, kültüre ve sağlıklı sosyal faaliyetlere yönlendirilmesi gereken; ruhen, zihnen ve bedenen enerjilerini olumlu mecralarda deşarj etmeleri gereken genç beyinlerimiz, çarpık, baştan savma ve sığ bir eğitim sisteminin kurbanı hâline getirilmiştir.

    Çocuklarımızı ve ailelerini doğru şekilde yönlendirme, rehberlik etme kabiliyetinden yoksun, ruhsuz ve vizyonsuz bir eğitim anlayışı, gençlerimizi sosyal medyanın karanlık sokaklarına, olumsuz mecralara terk etmiştir. Orada kendilerini ispat etme, dikkat çekme ve değer görme arayışına itilen gençlerimiz, maalesef şiddet, kin ve yıkım ile yüzleşmektedir.

    Bugün DESAM Genel Merkezi’nde, okul güvenliği, akran zorbalığı, mobbing ve şiddet önleme alanlarının önde gelen uzmanlarıyla bir araya geldik. Ülkemizin yüreğini dağlayan bu iki trajediyi derin bir üzüntü, bilimsel titizlik ve ulusal sorumluluk duygusuyla masaya yatırdık. Çünkü artık vakit kaybetme lüksümüz kalmamıştır. Okullarımızdaki şiddet zincirine son vermek için; erken uyarı, bilimsel koruma ve köklü bir ulusal dönüşüm zamanıdır!

    Bu olaylar, “münferit asayiş hadisesi” olarak nitelendirilemeyecek kadar ciddi ve birbirini tetikleyen bir sistemik uyarıdır. Artık gözlerimizi kapatamayız. Bu açıklamamız, sadece bir eleştiri değildir; Türkiye’nin eğitim sistemini 2030’lara taşıyacak, dünya çapında örnek gösterilecek vizyoner bir yol haritası sunmaktadır.

    Çünkü on yıllardır süren uluslararası araştırmalar net bir gerçeği ortaya koymaktadır: Okul şiddeti tesadüf değildir. Erken sinyaller kaçırıldığında, sosyal medya üzerinden taklit etkisiyle hızla bulaşır. “Bekle-gör” yaklaşımı her yeni kurbanı doğurur. Artık zaman, cesur, bilim temelli ve sistemli bir değişim zamanıdır.

    Olayların Gerçek Boyutu: “Münferit” Değil, Sistemik Bir Kırılmadır

    Bu iki büyük olay arasında yalnızca 24 saat var. Bilimsel veriler açıkça gösteriyor: Okul saldırıları ortalama 13 günlük bir bulaşma penceresi içinde birbirini tetikliyor. Sosyal medyada fail görüntüleri, “devamı gelecek” paylaşımları, akran zorbalığına dayalı kin dili ve intikam söylemleri zehirli bir döngü yaratıyor.

    Sorun, tek bir gencin “kötü” olması değildir. Sorun, okul ikliminin bozulması, akran mobbing’inin normalleşmesi, dijital taklit etkisinin büyümesi ve silah erişiminin kolaylaşmasıdır. Okullarımıza “Güvenli okul” tabelası asmak yetmez. Dinamik risk değerlendirmesi, erken uyarı mekanizmaları ve bütünsel bir koruma modeli artık zorunludur. Aksi takdirde kelebek etkisiyle yarın başka bir ilde, başka bir okulda aynı tabloyla yüzleşeceğiz.

    Acil Eylem Planı: Bilimsel Zorunluluk Olarak 2 Günlük Standart Ara Verilmelidir

    Hemen bugün, tüm Türkiye genelinde en az 2 tam gün (gerekirse 4 gün) eğitime ara verilmelidir. Bu karar panik yaratmak için değil, bilimsel bir zorunluluktur. Bu kısa süre içinde Milli Eğitim Bakanlığı şu adımları atmalıdır:

    • Olay yeri incelemesi ve delil toplama tamamlanmalı,
    • Dijital tehdit taraması ve sosyal medya izleme yapılmalı,
    • İkinci fail veya yardımcı ihtimali titizlikle dışlanmalı,
    • Psikososyal destek ekipleri hazır hale getirilmeli,
    • Fiziki güvenlik kontrolleri (kamera kör noktaları, giriş-çıkış prosedürleri, servis ve arka kapılar) yeniden yapılmalı.

    Kırmızı bayraklar varsa — açık tehdit, silah paylaşımı, eski öğrenci bağlantısı, “yarın sıra bizde” paylaşımları, şüpheli dolaşım veya keşif davranışı — ilgili okul kesinlikle açılmamalıdır. Siverek’te uygulanan 4 günlük ara doğru adımdır; Kahramanmaraş’ta da aynı standart derhal ve kararlılıkla hayata geçirilmelidir.

    Erken Uyarı Sistemleri: Hayat Kurtaran 5 Katmanlı Bilimsel Koruma Kalkanı

    Uluslararası kanıtlar gösteriyor ki, okul saldırılarında %80’inden fazlasında fail, niyetini (leakage) birine sızdırıyor. Bu sinyalleri yakalamak için 5 katmanlı erken uyarı sistemi derhal kurulmalıdır:

    1. Akran ve Yetişkin İstihbaratı: Öğrencilerin “şaka gibi” tehditleri, kin dili, silah fotoğrafı paylaşımları ve intikam söylemleri tek bir ulusal havuzda toplanmalı. Anonim ihbar hatları (Say Something benzeri) her okulda zorunlu olmalı.
    2. Rehberlik ve Disiplin Verileri Entegrasyonu: Son 30 günde gelen tehdit, kavga, uzaklaştırma, devamsızlık ve sosyal medya ihbarları yapay zekâ destekli tek platformda risk haritasına dönüştürülmeli.
    3. Dijital Tehdit Taraması: Sosyal medya keyword analizi, “okul krokisi”, “silah temini” ve “katliam övgüsü” gibi ifadeler anında alarm vermeli. Gizlilik kuralları içinde, yapay zekâ + insan doğrulaması bir arada çalışmalı.
    4. Tek Komuta Zinciri Kriz Masası: Her okulda müdür, millî eğitim, rehberlik ve kolluktan oluşan “Tehdit Değerlendirme Ekibi” 5 adımlı karar ağacıyla (transient vs. substantive tehdit ayrımı) çalışmalı. Tehlike seviyesi belirlendikten sonra anında müdahale protokolü devreye girmeli.
    5. Psikososyal ve Aile Desteği: Erken sinyal yakalandığında ceza değil, destek devreye girmeli: Bireysel danışma, aile ziyareti ve sosyal-duygusal öğrenme seansları.

    Bu sistem, uluslararası araştırmalarda saldırıları %70-90 oranında önleme potansiyeli taşımaktadır.

    Uluslararası Başarılı Modeller ve Türkiye’ye Uyarlaması: Dünya Standartlarını Yakalayalım

    Dünya, bu sorunu çözdü. Norveç’te Olweus Zorbalık Önleme Programı (OBPP) zorbalığı %18-19, kurbanlaşmayı %15-16 azalttı; okul iklimini kökten değiştirdi. ABD Virginia’da Comprehensive School Threat Assessment Guidelines (CSTAG) modeli binlerce okulda uygulandı: Tehditlerin %99’u şiddet olmadan çözüldü, okuldan uzaklaştırma oranları dramatik düştü, ırksal ayrımcılık ortadan kalktı ve öğrenciler “okul daha güvenli” dedi.

    Finlandiya’da KiVa Programı ve ABD’de bütünsel SEL (Sosyal-Duygusal Öğrenme) yaklaşımları, akran mobbing’ini %40-50 azalttı. Bu modellerin ortak noktası: Bütün okul yaklaşımı, erken müdahale ve veri odaklı karar alma.

    Türkiye bu modelleri uyarlayarak kendi ulusal hibrit sistemini yaratabilir: Olweus’un iklim değişikliği + Cornell’in tehdit değerlendirmesi + yerli yapay zekâ ve akran istihbaratı. 2027’ye kadar pilot illerde uygulansın, 2028’de tüm ülkeye yayılsın.

    Pedagojik Gelecek Projeksiyonu: Türkiye’yi Dünya Okul Güvenliği Modeli Haline Getirmeliyiz

    Bu kriz, aynı zamanda büyük bir fırsattır. Türkiye, “bekle-gör” modelinden çıkıp “erken sinyal – hızlı tehdit değerlendirmesi – geçici koruma arası” modeline geçerse, 2027 eğitim yılına kadar dünyada örnek gösterilen bir sistem kurabilir:

    • Her okulda Tek Komuta Zinciri altında dijital destekli Tehdit Değerlendirme Kriz Masası kurulacak.
    • Ulusal “Okul İklimi ve Güvenlik Endeksi” ile her okula dinamik risk notu verilecek; basit “güvenli” etiketi yetmeyecek, sürekli iyileştirme zorunlu olacak.
    • Akran zorbalığı ve mobbing’e karşı bütünsel program devreye girecek: Sosyal-duygusal öğrenme (SEL) müfredatı, aktif müdahaleci öğrenci kültürü ve veli-öğretmen-öğrenci ortaklığı ile zorbalık oranları %40-50 oranında düşürülecek.
    • Yapay zekâ destekli erken uyarı sistemi devreye alınacak: Sosyal medya paylaşımları, rehberlik notları ve tehdit kelimeleri anında tek havuzda toplanacak.
    • Her öğretmen her yıl zorunlu “travma farkındalığı, tehdit algısı ve akran istihbaratı” brifingi alacak.
    • Velilere tek merkezden dijital ve yazılı “güvenlik ortaklığı” paketi gönderilecek: “Çocuğunuzdan duyduğunuz her tehdidi ihbar edin” çağrısı net olacak.

    Bu vizyon gerçekleşirse Türkiye, 2030’da OECD ülkeleri arasında okul şiddeti en düşük ilk 3 ülke arasına girebilir. Çocuklarımız korkmadan okula gidecek, öğretmenlerimiz motive ve güvende çalışacak, velilerimiz huzurlu olacak. Bu, sadece güvenlik meselesi değil; eğitimde ulusal bir sıçrama, geleceğimize yapılan en büyük yatırımdır.

    Öğrencilerimize: Sizler Kahramansınız

    Sevgili gençler, sizler bu ülkenin umudu ve geleceğisiniz. Okulunuzda bir arkadaşınızın “şaka gibi” bir tehdit savurduğunu, kin dolu sözler söylediğini veya silah fotoğrafı paylaştığını duyarsanız lütfen sessiz kalmayın. Ekran görüntüsünü hemen bir yetişkine gösterin. Faili övmek yeni kurbanlar yaratır; birbirinizi korumak ise gerçek kahramanlıktır. Siz izleyici değil, aktif müdahaleci olabilirsiniz. Bir tehdidi rapor etmek, bir hayat kurtarmaktır. Sizlerin sesi, okullarımızı daha güvenli kılacaktır.

    Velilerimize: Siz Okulların En Güçlü Halkasısınız

    Değerli anne-babalar, çocuğunuz “okula gitmek istemiyorum”, “korkuyorum” veya sessizleştiğinde lütfen dinleyin. Evinizde silah erişimini sıkı kontrol edin. Kin dili, intikam söylemi, silah fotoğrafı veya “intikam alacağım” ifadeleri gördüğünüz anda okul yönetimi ve kollukla hemen paylaşın. Sizler sistemin en güçlü halkasısınız. Erken müdahale ile şiddetin %40’ı önlenebilir. Panik yapmayın; sistemli, sorumlu ve duyarlı olun. Çocuklarınız önce size emanettir.

    Öğretmen ve Okul Yöneticilerimize: Destek ve Teşekkür

    Sizler ön cephesiniz. “Kim sorunlu çocuk?” değil, “Kimden endişe duyuluyor ve neden?” sorusunu sorun. Akran istihbaratını, devamsızlık listelerini, kantin ve bahçe dinamiklerini, “şaka gibi” tehditleri ciddiye alın. Kamera kör noktalarını, arka girişleri yeniden kontrol edin. Yalnız değilsiniz. Ulusal destek timleri ve kriz masaları sizlerin yanında olmalıdır. Sizlerin fedakârlığı ve gözlem gücü, birçok felaketi önleyebilir.

    Yetkililere İvedi Tembihlerimiz: Şimdi Gerçek Liderlik Zamanı

    Sayın Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e:
    Dün açıkladığınız güvenlik protokolü güncellemesi önemli bir adımdır ancak yeterli değildir. Hemen şu adımları atın:
    • Ulusal Tehdit Değerlendirme Kılavuzu’nu 30 gün içinde tüm okullara zorunlu hale getirin.
    • Her ile “Tehdit Destek Timi” kurun.
    • Sosyal medya yayın kısıtlaması ve faili övücü içerik yasağı yönetmeliğini çıkarın.
    • 2 günlük standart “tehdit değerlendirme tatili” prosedürünü yasal hale getirin.

    Cumhurbaşkanlığı Eğitim Politikaları Kurulu’na ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a:
    Sayın Cumhurbaşkanı, bu iki olay sizden güçlü bir liderlik bekliyor. Lütfen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile “Okul Güvenliği ve İklimi Ulusal Stratejisi” ni ilan edin. Bütçede öncelik verin. Bu stratejiyi “eğitimde vizyoner reform” olarak sahiplenin. Çocuklarımız size emanettir. Türkiye’yi güvenli okul ikliminde dünya modeli yapmak sizin elinizdedir.

    Değerli basın mensupları, bu öneriler bir uyarı değil, umut ve eylem çağrısıdır. Kelebek etkisiyle olaylar yayılmadan, umut etkisiyle güveni yeniden inşa etmeliyiz. Türkiye, bu vizyoner modelle yarınlara daha güvenli, daha güçlü ve daha aydınlık bakabilir. Bilim, pedagoji ve ulusal vicdan adına…

  • OTOMOBİLLERİN ARAÇ MUAYENE MALİYETİ 3 BİN 748 TL’Yİ BULUYOR

    PALANDÖKEN, “ARAÇ MUAYENEDE ÇİFT ÜCRETLENDİRME ADİL DEĞİL”

    -“EGZOZ VE MUAYENE ÜCRETİ AYRI AYRI ALINMAMALI”

    -“ARAÇ BİR BÜTÜNDÜR, MUAYENE DE TEK KALEM OLMALI”

    -“10-15 DAKİKALIK İŞLEM İÇİN ARAÇ MUAYENE ÜCRETLERİ ÇOK YÜKSEK”

    -“OTOMOBİLLERİN ARAÇ MUAYENE MALİYETİ 3 BİN 748 TL’Yİ BULUYOR”

    ANKARA- Araç muayene ücretlerinin yüksekliği ve uygulamadaki çift ücretlendirme sistemine değinen TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Araç muayene istasyonlarında yapılan muayenelerde, bilindiği üzere aracın periyodik çalışır haldeki durumunun bakılması yanında, diğer tarafta da emisyonla yapılan muayene var. Bu çifte bir fiyatlandırma oluyor. Bunun miktarı da 3 bin 750 TL civarında oluyor. Aynı işlevi yapan muayene istasyonunda ayrıyeten emisyon için de ayrı bir ücret almıyor. Bununla da kalınmıyor. Maliye Bakanlığı’nın tahakkümlerine göre kredi kartlarından ayrıyeten komisyon alınması yasak. Ama bunlar münhasırdan ayrı bir statüye tabi tutuluyor. Götüreceksiniz 3 bin 750 TL’yi cebinizde taşıyacaksınız. Nakit verirseniz bu komisyondan kurtulacaksınız. 21. yüzyılın sonunda yapay zekanın olduğu bir dönemde ancak bunun yapılması esnafa eziyet. Saatlerce hem trafikte çalışma saatinizi durdurup orada sıraya girmek için kuyruk bekleyeceksiniz. Gittiğiniz zaman da söylediğim bu eziyetlerle karşı karşıya kalacaksınız. Bu hakkaniyetli değil” dedi.

    -“TRAFİKTEKİ ARAÇ SAYISI 33 MİLYONU GEÇTİ”

    Araç muayene işlemleri süreci için yeni bir düzenlemenin yapılması gerektiğini ifade eden Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Bunun için yapılması gereken şey aynı şekilde daha önce olduğu gibi muayene istasyonlarındaki yapılan sistemde araçların gerçekten de alınan paranın miktarıyla bugün karşılaştırdığınız zaman astronomik bir rakam çıkıyor. Bunu da bir tarafa koyun. Trafikteki araç sayısı 2007’den bugüne kadar 2. 5 kat artmış. 13 milyon araç 33 milyon araca dönüşmüş. Yani trafikte şu anda kamyon, kamyonet, binek, ticari olmak üzere 33 mil yon vasıta karayolları üzerinde çalışıyor. E şimdi 2007 ile 19 yıl arasındaki bu artışı hesap ettiğiniz zaman bir düzenlemenin acilen yapılması lazım. Devir işlemleri yapıldıktan sonra istasyonları farklı gruplar yönetecekler. En azından bu süreç içerisinde bu komisyonun kalkması, ücretlerin neye göre ayarlandığı, 3 bin 750 lira gibi bir rakamın niçin alındığını, 5 dakikalık muayene için, 450 lira niçin emisyon ücretinin alındığını hesap ettiğiniz zaman gerçekten de esnaf üzülüyor. Esnaf değil, vatandaşa da aynı şeyler oluyor. Bilindiği üzere aracınız varsa bu şekilde hem muayenede hem emisyon ücretinde hem kredi kartında çifte katlamayla bu adil olmayan uygulamanın bir an evvel kaldırılması lazım” diye konuştu.

     

    -“ESNAFIN MAĞDURİYETİNİN ÖNÜNE GEÇİLMELİ”

    Özellikle ulaştırma sektöründeki esnafın bu konudaki mağduriyetinin giderilmesi gerektiğini vurgulayan Palandöken, “Esnafın bu kadar mağdur edilmemesi sadece ticari araçların takometreden tutun taksimetreye kadar, yani bir tornavida ile 2 saniyede ayarlanan şey 3-4 bin liralık bir yeni parça mı ekleniyor? Veyahut işte onlar atıl oluyor da yenileri mi yapılıyor? Bunun için esnafın bu kadar mağdur edilmesi ve fiyatların bu kadar yükselmesi ama yanı sıra da biliyorsunuz ülkemizin üç tarafında yangın var. Hadi şimdi petroldeki bu artışları buna bağlayalım. Ama bunların üzerindeki eşel mobil sistemi biraz insanlar rahatladım derken ulaşan fiyatlarla birlikte benzin fiyatları da bu hem halka yansıyor hem esnaf aldığı tarifelerle aracını bakıma götürdüğü zamanki parça maliyetleriyle en azından KDV ‘yi kaldırın diyoruz. Niçin? Vatandaşın daha konforlu daha sağlıklı araçlarla sonra teknolojiler artık süratli değişiyor. Bilindiği üzere eskiden ne vardı? Benzinli mazotlu vardı. Şimdi elektrikli araçlar çıktı. Daha tasarruflu doğayı kirletmeyen. Bunlara göre sırasıyla tedbirlerin alınması lazım ve esnafın mağduriyetinin önünü geçirmesi lazım. Hem vatandaşların aracını kullanan vatandaşların aynı şekilde ticaretini yapanların nakliyeyi yapan o şoför esnafının gerçekten de bu handikaptan kurtarılması lazım” diye konuştu.

  • Kaynarca yeni buluşma noktasına kavuşuyor

    Kaynarca yeni buluşma noktasına kavuşuyor

    Kaynarca yeni buluşma noktasına
    kavuşuyor: Satranç alanı, ayak tenisi,
    tırmanma alanı, kaykay pisti…

    Büyükşehir Belediyesi’nin Kaynarca’da hayata geçirdiği kaykay pisti, satranç alanı,
    ayak tenisi sahası, basketbol sahası, trambolin, tırmanma grupları, dönence, amfi
    alanı, yürüyüş yolları ve yeşil alanlarının yer aldığı Aziz Duran Parkı yakında
    hizmete açılıyor.
    Sakarya Büyükşehir Belediyesi, şehrin dört bir yanına yeni sosyal yaşam alanları
    kazandırmaya ve mevcut alanları da modern, güvenli ve fonksiyonel hale getirmeye
    devam ediyor.
    Bu kapsamda Kaynarca’da yapımı süren Aziz Duran Parkı’nda çalışmalar son aşamaya
    geldi.
    Kaykay pisti, ayak tenisi, satranç alanı…
    Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı, önemli imalatları tamamlandı. Alanın çevresi ferforje
    çitle çevrilirken sulama altyapısı hazır hale getirildi.
    Kaykay pisti, 3 potalı basketbol sahası, trambolin, salıncak, tırmanma oyun grupları ve
    dönencelerin montajı tamamlandı. Satranç alanının zemin hazırlıkları yapılıyor
    Son rötuşlar
    Amfi alanının beton imalatları ile oturma alanları tamamlanırken, ayak tenisi ve masa
    tenisi ekipmanları da hazırlandı. Giriş takı ve büfe imalatı, toprak tesviyesi, ağaç dikimi ve
    peyzaj çalışmaları ise devam ediyor.
    Tamamlandığında Aziz Duran Parkı çocukların, gençlerin ve ailelerin güvenle vakit
    geçirebileceği, sosyal hayatın yeni merkezi olacak.

  • Metrobüs ücretli sistemin ilk gününde de ‘en çok tercih edilen’ oldu

    Metrobüs ücretli sistemin ilk gününde de ‘en çok tercih edilen’ oldu

    Metrobüs ücretli sistemin ilk gününde de ‘en çok tercih edilen’ oldu

    16 Nisan itibarıyla ücretli döneme giren ve turnike sistemi aktif edilen metrobüsler, uygun fiyat politikası ve hızlı ulaşım avantajıyla ilk 24 saatte yine en çok tercih edilen ulaşım aracı oldu. 156’dan 192’ye çıkan sefer sayısı ve kurulan yeni sistem vatandaşlar tarafından memnuniyetle karşılandı.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehre kazandırılan ve tüm test aşamalarından başarıyla geçerek 16 Nisan itibarıyla ücretli olarak hizmet vermeye başlayan metrobüsler, yeni sistemin devreye alındığı ilk günde de yine vatandaşların en çok tercih ettiği toplu taşıma aracı oldu.

    Uygun fiyat politikası

    8 aylık ücretsiz kullanımın ardından öğrenci 5 TL, sivil 10 TL gibi en uygun ücret tarifesiyle yolcu taşımaya başlayan metrobüslere, yeni dönemin ilk gününde de 10 bine yakın yolcu talep gösterdi.

    Hızlı ve konforlu ulaşım

    Adapazarı Gar Meydanı ile Korucuk arasında 16,5 kilometrelik hatta 13 farklı istasyonla hizmet veren metrobüslere bu tarih itibarıyla turnike sistemi aktif edildi, yolcular turnikelerden kart basmaya başladı ve sefer sayıları da artırılarak sıklaştırıldı.

    Günde 192 sefer yapan metrobüsler, Yenikent bölgesi ile şehir merkezi arasındaki ulaşımı yaklaşık 25 dakikaya düşürerek vatandaşlara hızlı, konforlu ve zaman kazandıran bir ulaşım imkânı sunuyor.

    Şehir içi ulaşımda yeni dönem

    Vatandaşların özel araç yerine toplu taşımayı tercih etmesiyle birlikte şehir içi hareketlilik daha planlı ilerlerken, metrobüs kültürü Sakarya’da günlük yaşamı kolaylaştıran temel ulaşım çözümlerinden biri oldu.

  • “Sadece başsağlığı yetmiyor. Gençlerin neden bu hale geldiğini konuşmak zorundayız”

    “Sadece başsağlığı yetmiyor. Gençlerin neden bu hale geldiğini konuşmak zorundayız”

    İYİ Parti Sakarya İl Başkanı Hasan Sarıoğlu, Maraş ve Urfa’da okullarda yaşanan saldırılara ilişkin yaptığı açıklamada, yaşananların artık “ihmal zincirinin sonucu” olduğunu vurguladı.

    KONUŞMAK ZORUNDAYIZ

    Sarıoğlu, “Bir öğretmenimizi ve daha hayatının başındaki evlatlarımızı kaybettik. Yaralı çocuklarımız var. Bu acının tarifi yok. Ailelerimize sabır diliyorum ama artık sadece başsağlığı dilemek yetmiyor bu düzenin ve gençlerin neden bu hale geldiğini konuşmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

    GÜVENDE DEĞİLLER

    Okullarda güvenlik konusunun yıllardır görmezden gelindiğini belirten Sarıoğlu, bu konuda defalarca uyarı yaptıklarını dile getirerek, “Defalarca söyledik; okullar korunaksız, çocuklarımız güvende değil dedik. Ama kulaklarını kapattılar. Tecrübesiz, yetkisiz, geçici görevlilerle bu işin yürümeyeceğini anlattık. Eğitim kurumları, deneme tahtası değildir. İYİ Partili vekillerimiz bunu defalarca mecliste dile getirdi.” dedi.

    TOPLUMSAL ÇÖZÜLME

    Yaşananların sadece güvenlik zafiyetiyle açıklanamayacağını ifade eden Sarıoğlu, toplumsal çözülmeye dikkat çekti: “Bugün yaşadıklarımız bir anda ortaya çıkmış şeyler değil. Okullarda şiddet uzun zamandır alarm veriyordu. Akran zorbalığı, çeteleşme, kontrolsüzlük… Bunların hepsi göz göre göre büyüdü. Ama hiçbir önleyici adım atılmadı.”

    SOSYAL BAĞLAR

    Sarıoğlu, özellikle gençlerin içine sürüklendiği dijital ve sosyal ortamın da göz ardı edildiğini belirterek, “Çocuklarımızı gerçek hayattan koparan, onları yalnızlaştıran, denetimsiz dijital dünyaya iten bir anlayışın bedelini ödüyoruz. Sosyal bağların zayıfladığı, eğitim sisteminin sürekli değiştiği, değerlerin aşındığı bir ortamda bu tür olayların artması maalesef şaşırtıcı değil” diye konuştu.

    YÖNETİM SORUNU

    Her olaydan sonra benzer açıklamalar yapıldığını ancak kalıcı çözüm üretilmediğini söyleyen Sarıoğlu, “Bu ülkede her şey yaşandıktan sonra mı tedbir alınacak? Kaç can daha kaybedeceğiz? Okul dediğimiz yer çocuklarımızın en güvende olması gereken yerdir. Bugün geldiğimiz noktada bunu söyleyemiyorsak, ortada ciddi bir yönetim sorunu vardır” dedi.