Kategori: Ekonomi

  • BAŞKAN KELEŞ, “TARAFSIZ VE ÖZGÜR BASININ VARLIĞI GÜÇLÜ DEMOKRASİLERİN VAZGEÇİLMEZ UNSURUDUR”

    BAŞKAN KELEŞ, “TARAFSIZ VE ÖZGÜR BASININ VARLIĞI GÜÇLÜ DEMOKRASİLERİN VAZGEÇİLMEZ UNSURUDUR”

    CHP Sakarya İl Başkanı Ecevit Keleş, 24 Temmuz Basın Bayramı ve Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü nedeniyle bir mesaj yayımladı.

    Başkan Keleş mesajında şu görüşlere yer verdi:

     “Tarafsız ve özgür bir basının varlığı güçlü demokrasilerin vazgeçilmez unsurudur.  24 Temmuz 1908 tarihinde Türk basınında sansürün kaldırılması, “Gazeteciler ve Basın Bayramı” olarak her yıl 24 Temmuz`da kutlanmaktadır. Halkımıza doğru haber alma imkânı sağlayan ve düşüncelerini başkaları ile paylaşmasına aracı olan basın kuruluşları, önemli bir toplumsal görev icra etmektedir. Demokratik hayatımızın vazgeçilmez unsurlarından biri olan, haber alma ve yayma özgürlüğünün en etkili aracı olan basın, demokrasinin yaşamasını ve gelişmesini sağlayan kurumların başında gelmektedir.

    Basın meslek ilkelerine uygun, kişi hak ve hürriyetlerine saygılı, tarafsız ve objektif bir yayıncılık anlayışı; toplumda basına güveni artırmasının yanında, kamuoyunun yanlış  bilgilendirilerek yönlendirilmesinin  önüne geçecektir. Toplumsal değerlere saygılı, sorumluluk bilinci içinde, tarafsız bir anlayışla görevini yerine getiren özgür basın, demokratik toplum düzeninin korunmasının en büyük güvencesidir.

         Gazi Mustafa Kemal Atatürk`ün, “Basın, Milletin müşterek sesidir” ifadesi basının toplumu aydınlatması bakımından üstlendiği misyonu en güzel şekilde açıklamaktadır.

     Bu vesileyle, bıkmadan, usanmadan, zor koşullarda, büyük bir özveriyle görevlerini yerine getiren tüm basın mensuplarının 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı’nı kutlar, sağlık, mutluluk ve başarılar dilerim.”

  • Nijerya ile ticaret için ilk adım “Talepleri karşılamaya hazırız”

    Nijerya ile ticaret için ilk adım: “Talepleri karşılamaya hazırız”

    Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, Nijerya heyetiyle birlikte son yaptığı ziyaretlerin ardından binlerce kilometre uzakta ticaret yapılması için önemli adımlar attıklarını belirterek ilk sinyali verdi.

    Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, şehrin dört bir yanını gezdirdiği Nijerya ülke yönetimiyle önemli temasların içine girdi. Nijer Eyaleti Valisi Abubakar Sanı Bello, Nijerya Genelkurmay Başkanı Ibrahım Balarabe Abdullah ile tüm bakanlıkların temsilerine rehberlik eden Yüce, programın 3’üncü gününde tarım, hayvancılık ve geri dönüşüm alanında yürütülen faaliyetleri yerinde anlattı. Ziyaretler kapsamında ilk olarak ülkenin önde gelen bir et entegre tesisi ziyaret edildi. İnceleme daha sonra Büyükşehir’in vizyon projeleri Seracılık Mükemmeliyet Merkezi ile Damızlık Manda Yetiştiriciliği Tesisi’nde devam etti. Sonrasında ise Sakarya’da her bir atığın dönüştürülerek yaşama kazandırıldığı, ülkeye örnek olan SEKAY Sıfır Atık Tesisi gezildi.

    Tarım, hayvancılık ve dönüşüm alanı

    Başkan Yüce, bu ziyaretler kapsamında Sakarya’nın bu alanlarda hangi olanaklara sahip olduğunu ifade etti. Ayrıca tarım, hayvancılık ve geri dönüşüm alanında en yetkin şehirlerden bir tanesinin Sakarya olduğunu belirten Yüce, Nijerya’da proje, uygulama ve işletme noktasında faaliyet yürütmeye hazır bir altyapıya sahip olduklarını vurguladı. Nijeryalı yönetim ise gerçekleştirilen bu ziyaretlerde geliştirilen uygulama tekniklerine ve sistemlere hayran kaldı. Benzer çalışmaların kendi ülkelerinde de yapılabileceğini ifade eden üst düzey yetkililer, Başkan Yüce’den detaylı bilgiler aldı. Yüce ise topraksız tarım, hayvan üretimi, damızlık merkezi ve geri dönüşüm konularındaki başarılarının hangi seviyede olduğunu anlatan doneleri eksiksiz bir şekilde sundu.

    “Önemli ticaret köprüleri kuruyoruz”

    Ziyaretlerin sonunda konuşan Başkan Ekrem Yüce, “Daha önce de söylediğimiz gibi Nijerya’ya ziyaretimizin sonrasında dostluğumuz güçlendi. Hem kültürel zenginliklerin paylaşımı, hem de kardeş ülke kapsamında dostça ilişkilerin güçlendirilmesi konusunda önemli adımlar attık. Davetimize icabet ederek şehrimize geldikleri günden bu yana gördükleri her şey onları etkiledi. Tarım, hayvancılık, geri dönüşüm ve birçok alanda kurduğumuz sistemler, yaptığımız faaliyetler beğenilerini kazandı. Burada gösterdiğimiz hayvan üretim tesisinde güçlü bir altyapı olduğunu gördüler, seramızda üretim kapasitemizin ne denli geniş olduğunu ve çıkardığımız ürünlerin üst kalite olduğunu fark ettiler, atıkları geri dönüştürerek nasıl hayata kazandırdığımızı temaşa ettiler. Çok detaylı bilgiler verdik ve Nijerya’da her türlü altyapıyı kurmaya hazır olduğumuzu ifade ettik. Güçlü ticaret köprüleri kuracağız inşallah” dedi.

  • Sakarya Ticaret Borsası İhracat ve İthalatın arttırılmasına yönelik İyi Niyet Protokolü imzaladı

    Sakarya Ticaret Borsası Başkanı Adem Sarı ve Sakarya Büyükşehir Belediyesinin davetlisi olarak ilimizde bulunan Nijerya Yatırım heyeti Hendek Ramada Otelde Türk iş insanları ile bir araya geldi. Olukça verimli geçen B2B görüşmelerine Sakarya Valisi Çetin Oktay Kaldırım, Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce ve Sakaryalı iş insanları katılım sağladı.

    İş Geliştirme toplantısı açılış konuşmasında Sakarya’nın önemli bir potansiyele sahip olduğunu belirten Başkan Adem Sarı, Nijerya yatırım heyetini tarım ve sanayinin merkezi Sakarya da ağırlamaktan ve firmalarımızın temsilcileri ile bir araya getirmekten büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti.

    Birebir görüşmelerin ülkeler arasındaki büyüyen ticaretin gelişmesinde kilit rol oynadığını ifade eden Adem Sarı “Nijerya yatırıma ihtiyaç duyan ve bunun için sermayesi olan bir ülke. Birleşmiş Milletler Nüfus Projeksiyonlarına göre, 2050 yılında dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesi olması beklenen Nijerya’nın kalkınma potansiyeli ve coğrafi konumu ile Batı Afrika’nın parlayan yıldızı olmaya aday olduğu görülmektedir.

    Nijerya, diğer birçok Afrika ülkesinin aksine dış ticaret fazlası veren bir ülke konumunda olup gerek ihracatının gerekse ithalatının büyüklüğü itibariyle Afrika kıtasının en önemli ekonomileri arasındadır. Öte yandan ECOWAS’ın lider ülkesi olması ve ECOWAS ülkelerine açılan da bir kapı konumunda olduğunu da dikkate aldığımızda Türk yatırımcılar için Nijerya önemli bir yatırım ve ticaret sahası olarak karşımızda duruyor. Bu potansiyelin harekete geçirilmesinde bizlere önemli görevler düşüyor. Bu gün ki toplantımız iki ülke yatırımcıları için oldukça verimli geçti. İşbirliğine yönelik kararlar alındı. Alınan kararların hayırlı olmasını temenni ediyorum. Ayrıca Sayın valimize ve belediye başkanımıza işbirliğine yönelik yürüttüğümüz tüm faaliyetlere verdikleri destek için çok teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

     

    İyi Niyet Protokolü imzalandı

    Başkan Adem Sarı Nijerya Devleti, Nijerya Eyalet Valisi, Sakarya Büyükşehir Belediyesi ve Sakarya Ticaret Borsası arasında ithalat ve ihracatın arttırılması ve işbirliği ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik imzalanan iyi niyet anlaşması ile ilgili yaptığı açıklamada “İmzaladığımız iyi niyet anlaşması ile Nijerya’yı sadece bir pazar olarak görmekten ziyade kaynakların ve deneyimlerin ortak kullanılabileceği yatırımlarla bu işi bir kazan kazan ilişkisine dönüştürmeyi amaçlıyoruz. Nijerya ile kurmak istediğimiz köprü karşılıklı gelişime dayalı ve ortak kalkınmaya odaklıdır.” Dedi.

  • GELECEK Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’ndan FİSKOBİRLİK’e Ziyaret

    GELECEK Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’ndan FİSKOBİRLİK’e Ziyaret

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve beraberindeki heyet, FİSKOBİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Bayraktar ve Yönetim Kurulu Üyelerini, FİSKOBİRLİK Genel Müdürlüğünde ziyaret etti.

    Ziyarette yaklaşan yeni fındık sezonu öncesinde, fındık ve fındık üreticilerinin sorunları ve beklentileri değerlendirildi. FİSKOBİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Bayraktar, FİSKOBİRLİK ve çalışmaları hakkında Sayın Davutoğlu ve ekibine bilgiler vererek beklentilerini dile getirdi. Ziyaretin ardından Başkan Bayraktar; ‘’ Gelecek Partisi Genel Başkanı, eski Başbakanlarımızdan Sn. Ahmet Davutoğlu ve beraberindeki heyeti FİSKOBİRLİK Genel Müdürlüğümüzde ağırladık. Fındık ve fındık üreticilerinin sorunlarını dile getirerek FİSKOBİRLİK olarak çalışmalarımızı ve beklentilerimizi anlattık.

    Gelecek Partisi Genel Başkanı Sn. Ahmet Davutoğlu ve ekibine nazik ziyaretleri ve samimi sohbetleri nedeniyle teşekkür ediyorum.’’ Açıklamasında bulundu.

  • Sapanca 4. El Sanatları Festivaline Coşkulu Açılış

    Sapanca 4. El Sanatları Festivaline Coşkulu Açılış

    Kırkpınar’daki Sapanca Festival ve Fuar Alanı’nda Kartepe Çocuk Mehteran Takımı eşliğinde gerçekleşen festival açılışına, Sapanca Kaymakamı Abdurrezzak Canpolat, Sapanca Belediye Başkanı Özcan Özen ve AK Parti Sapanca İlçe Başkanı Yunus Gümüşel, Sapanca İlçe Emniyet Müdürü Aslı Gül İlhan, Belediye Başkan Yardımcısı Fahri Arkan, İlçe Milli Eğitim Müdürü Mehmet Nuri Dede, İlçe Spor Müdürü Mehmet Uçar, İlçe Sağlık Müdürü Dr. Arzu Ayan Bostancı, meclis üyeleri ve daire müdürleri ile STK temsilcileri katıldı.

    Festivalde 4 gün boyunca hem Sapancalıların hem de ilçeyi ziyaret edecek turistlerin çok güzel vakitler geçeceğine inandığını söyleyen Sapanca Kaymakamı Abdurrezzak Canpolat, festivalin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür etti.

    Bir 3 kişi, açık hava ve şunu diyen bir yazı 'ANOPT KAĞANOP için Görünmek ve "Görmek' görseli olabilir

    Bir 4 kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava görseli olabilir

    Festivallerden ilçe turizmine büyük katkı

    Sapanca Belediye Başkanı Özcan Özen ise Sapanca Festival ve Fuar Alanı’nın çok sayıda etkinliği ilçeye çekmeye devam ettiğini bunun da ilçenin tanıtımına ve ekonomisine katkı sağladığını belirtti. Sapanca’da Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali (TEKNOFEST) yapılmasının planlandığını da açıklayan Özen, görüşmelerin olumlu olması durumunda etkinliğin TÜBİTAK işbirliği ile gerçekleştirileceğini söyledi. Sapanca’nın geleceğinin turizm olduğuna dikkat çeken Özen, bu gibi fuar ve festivallerin ilçe turizmine büyük katkı sağlayacağa inandığını ifade etti. Konuşmalar sonrası açılış kurdelasını kesen protokol üyeleri daha sonra stantları ziyaret ederek katılımcılardan satışını yaptıkları ürünler hakkında bilgiler aldı.

    Misafirler keyifli zaman geçirmekteler

    Sapanca Belediye Başkanı Özcan Özen, “Dördüncüsünü gerçekleştirdiğimiz, El Sanatları Festivali, Marmara’nın incisi olan Sapanca’mıza marka şehir olma yolunda önemli katkılar sağladığını görüyoruz. İlçemizde yapılan sosyal ve kültürel etkinlikler sanatçıyı, halkı ve yerel yönetimleri bir araya getirmektedir. Bu sayede kültürel çeşitliliğin korunmasına ve kültürler arası diyaloğun geliştirilmesine katkı sağlamakta. İlçemizin ülke genelinde tanınmasına vesile olmaktadır. Sapanca Festival ve Fuar Alanı dört gün boyunca binlerce misafiri ağırlamaya devam edecek. Gölün kıyısının verdiği eşsiz manzaranın ayrıcalığı ile hem stand sahipleri hem de festivale gelen misafirler keyifli zaman geçirmekteler. 4 gün devam edecek festivalimize tüm halkımızı bekliyoruz” dedi.

    Sanatçıya coşkuyla eşlik ettiler

    Festivalin ilk akşamında Kürşat Gürel sahne aldı. Festival alanına gelen binlerce vatandaş stantları gezdikten sonra konser alanına geçtiler. Coşkuyla sanatçıya eşlik eden vatandaşlar uzun bir horon alayı kurdular.

    Sapanca 4. El Sanatları Festivali 22 Temmuz Cuma günü Sapanca’nın Sesleri, 23 Temmuz Cumartesi akşamı Aydilge, 24 Temmuz Pazar akşamı ise Sinan Akçıl konserleri gerçekleşecek.

  • Devlet Teşvikleri Tanıtım Günleri başlıyor

    Devlet Teşvikleri Tanıtım Günleri başlıyor

    Cumhurbaşkanlığı’nın gençlere devletin sunduğu destekleri anlattığı ‘Geleceğin Burada, Devletin Yanında’ sloganıyla yapılacak tanıtım günleri için Demokrasi Meydanı’nda hazırlıklar tamamlanıyor. 23-24 Temmuz’da gerçekleştirilecek organizasyonda gençlere hibe, destek, burs proje desteği, fon, girişimcilik ve eğitim desteği konuları aktarılacak.

    Sakarya, büyük bir organizasyona daha ev sahipliği yapacak. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından Türkiye’nin 81 ilinde ‘Geleceğin Burada, Devletin Senin Yanında’ sloganıyla düzenlenen tanıtım günleri programı Sakarya’ya geliyor. Sakarya Demokrasi Meydanı’nda programın düzenleneceği platform için kapalı bir alan oluşturuldu ve hazırlıklar tamamlanıyor.

    Gençler teşvik edilecek

    Projenin amacı doğrultusunda gençler yeni iş ve yatırımlara, eğitime teşvik edilecek. Devletin sunduğu hibe, destek, burs, proje desteği, teşvik, fon, girişimcilik ve eğitim destekleri gençlere anlatılacak. 23-24 Temmuz’da meydanda gerçekleştirilecek olan program kapsamında şarkıcı Gökçe 23 Temmuz 20.00’da sahne alacak, 24 Temmuz Pazar günü yine saat 20.00’da ise Volkan Arslan konser verecek. Konserler ücretsiz olacak ve program 24 Temmuz gecesi son bulacak.

    23-24 Temmuz’da

    Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan açıklamada, “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından ‘Geleceğin Burada, Devletin Senin Yanında’ sloganıyla hazırlanan Devlet Teşvikleri Tanıtım Günleri 23-24 Temmuz tarihlerinde Demokrasi Meydanı’nda gerçekleştirilecektir. Saat 14.00 ile 19.00 arasında gerçekleştirilecek olan tanıtım günleri kapsamında Ankara’dan katılım sağlayan bakanlık ve kamu kurumu yetkilileri gençleri devletin kendilerine sunmuş oldukları hibe, destek, burs, proje desteği, teşvik, fon, girişimcilik ve eğitim desteği gibi hizmetler hakkında bilgilendirecek ve onlardan gelen soruları cevaplayacak. Etkinlik kapsamında 23 Temmuz Cumartesi günü saat 20.00’de Gökçe; 24 Temmuz Pazar günü saat 20.00’de Volkan Arslan konserleriyle Sakaryalı vatandaşlarla bir araya gelecek. Tüm vatandaşlarımız davetlidir” denildi.

  • Öz Sağlık-İş Sendikası Türkiye’nin en büyük 3. Sendikası

    İŞ KOLUMUZUN LİDERİ, TÜRKİYE’NİN ÜÇÜNCÜ BÜYÜK SENDİKASI

    Öz Sağlık-İş Sendikası Sakarya Şube Başkanı Ahmet Kamil BİLGİN’i ziyaret ettik.

    İLKELİ,KARARLI,SORUMLU SENDİKACILIK…

    İŞ KOLUMUZUN LİDERİ, TÜRKİYE’NİN ÜÇÜNCÜ BÜYÜK SENDİKASIYIZ…

    İş kollarındaki İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayılarına İlişkin Temmuz 2022 Ayı İstatistikleri Hakkında Tebliğe” e göre ; Öz Sağlık-İş, sağlık ve sosyal hizmet iş kolunda 193.829 üye sayısıyla kendi işkolunun lideri, Türkiye’nin en büyük 3. Sendikası olmuştur.

    Resmi gazetede yayınlanan; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı “6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu Gereğince; İş kollarındaki İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayılarına İlişkin Temmuz 2022 Ayı İstatistikleri Hakkında Tebliğe” e göre ; Sendikamız Öz Sağlık-İş, sağlık ve sosyal hizmet işkolunda 193.829 üye sayısıyla zirvedeki yerini koruyarak kendi işkolunun lider sendikası olma geleneğini devam ettirdi. Açıklanan istatistiklere göre Sendikamız diğer sendikalara çok büyük fark atarak; Türkiye’nin en büyük 3. Sendikası unvanını da korudu.

    Temmuz 2022 ayı istatistiklerini değerlendiren Öz Sağlık-İş Sendikası Şube Başkanı Ahmet Kamil BİLGİN,

    “Disiplinli Şekilde Çok Çalışmanın Sonucu Olarak, Zirveyi Koruyan Teşkilatımıza Teşekkür Ederim, Hep Birlikte Çok Çalışıp, Kazanmaya Devam Edeceğiz. Kendi işkolumuzda zirveyi, Türkiye genelinde ise 3 ncü en büyük sendika olma özelliğin koruyan Sendikamızın sorumluluklarının bilinci ile disiplinli bir şekilde sendikacılığın değerlerine ve temel ilkelerine bağlı kalarak bu başarıyı yakaladığını,

    Öz Sağlık-İş Sendikası

    Zirveye çıkmak kadar zirveyi korumanın da önemine dikkat çekerek bunda en büyük pay sahibi olan, gece gündüz demeden büyük fedakarlıklar yaparak ailelerinden günlerce uzak kalarak sahada onurlu, dürüst ve dik mücadele veren Öz Sağlık İş Sendikamızın üyelerini, temsilcilerini, teşkilatlarımızı, şube-il-bölge başkanlarımızı, Genel Merkez Yönetim Kurulumuzu ve Genel Merkez çalışanlarımızı bu başarıdan dolayı kutluyorum”. “Ayrıca bizlere inanan ve güvenen tüm üyelerimize canı gönülden teşekkür ediyorum” dedi.

    GENEL BAŞKAN

    DEVLET SERT

    ÖZ SAĞLIK-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI

    Devlet Sert, 1968 yılında Trabzon merkeze bağlı Aydınlı Köyü’nde doğdu. İlkokulu Aydınlı İlkokulu’nda, Lise eğitimini ise Trabzon İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı. Özel sektörde 7 yıl boyunca işletme müdürlüğü yaptı.

    1989 yılında askerlik hizmetini tamamladıktan sonra çeşitli vakıf ve derneklerde yönetici olarak görev yapan Sert, 1996 yılında Trabzon Belediyesi’nde geçici işçi statüsünde işe başladı.

    Devlet Sert, Trabzon Belediyesi’nde çalışma hayatına devam ederken (1996-2004) 1999 yılında Hizmet-İş Sendikası kuruluş çalışmalarında da yer aldı, 2000 yılında Sendika bünyesinde amatör sendikacılık hayatına atıldı.

    2004 yılında Hizmet-İş Sendikası Trabzon Şube Başkanlığı’na seçilen Devlet Sert, Trabzon Şube Başkanı iken 25-26 Ağustos 2007 tarihlerinde yapılan 10. Olağan Genel Kurulda ve 23-24 Temmuz 2011 tarihlerinde yapılan 11. Olağan Genel Kurul’da Hizmet-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu’na seçildi ve Genel Sekreterlik görevine getirildi.

    25 Temmuz 2015 tarihinde yapılan Öz Sağlık İş Sendikası Olağanüstü Genel Kurulu’nda, Öz Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanlığı’na seçilen Sert, 09-10 Aralık 2017 tarihlerinde yapılan 2. Olağan Genel Kurulda yeniden Genel Başkan olarak seçildi.

    Sert 20-21 Kasım 2021 tarihinde gerçekleştirilen 3. Olağan Genel Kurul’da güven tazeleyerek bir kez daha Genel Başkanlığa seçildi.
    Devlet SERT evli ve 3 çocuk babasıdır.

    YÖNETİM KURULU

    GENEL BAŞKAN

    Devlet SERT
    Genel Başkan

    YÖNETİM KURULU ÜYELERİ

    Adem YAVUZ
    Toplu Sözleşmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı

    Mustafa ÖZÜPEK
    Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı

    Remzi KARATAŞ
    Teşkilatlanmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı

    Süleyman DOĞAN
    Eğitim ve Sosyal İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı

    TARİHÇE

    Öz-Sağlık İş Sendikası 17 sıra numaralı Sağlık ve Sosyal Hizmetler iş kolunda faaliyet göstermek üzere 27 Şubat 2014 tarihinde kuruldu.

    Sendikamızın 1. Olağan Genel Kurulu 12 Nisan 2014 tarihinde Ankara’da yapılarak Genel Kurulu oluşturan delegelerin oy birliği ile HAK-İŞ Konfederasyonu’na katılma kararı alındı.

    Yapılan ilk Genel Kurulda Yavuz Aksanoğlu Genel Başkan olarak seçilirken Yönetim Kurulu Üyelikleri Mustafa Özüpek, Jülide Sarıeroğlu ve Taciser İçyer’den oluştu.

    Sendikamızın kuruluşundan itibaren yapılan yoğun çalışmalar neticesinde örgütlenme çalışmaları başarıya ulaşarak bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde 17 No’lu Sağlık ve Sosyal Hizmetler iş kolunda, Toplu İş Sözleşmesi imzalamak için gerekli olan yetki barajı aşıldı. Bu başarı Sağlık ve Sosyal Hizmetler işkolunda bir ilk oldu.

    25 Temmuz 2015 tarihinde gerçekleştirilen Olağanüstü Genel Kurulda Sendikamız Genel Başkanlığı’na Devlet Sert seçilirken Mustafa Özüpek, Emre Kocaman, Mevlüt Görgülü ve Seyyide Sema Sarıtaş Yönetim Kurulu Üyeliklerine seçildiler.

    09.10 Aralık 2017 tarihlerinde Ankara’da yapılan 2.Olağan Genel Kurul’da ise Sendikamız Genel Başkanlığına Devlet Sert yeniden seçilirken Yönetim Kurulu Üyelikleri Mustafa Özüpek, Tuba Gülpembelioğlu ve Süleyman Doğan’dan oluştu.

    Taşeron mücadelesinin hemen ardından örgütlenme çalışmalarına hız kazandıran Sendikamız çok kısa bir sürede hem Sağlık Bakanlığı’nda hem de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nda çoğunluğu alarak yetkili sendika oldu.

    20-21 Kasım 2021 tarihinde gerçekleştirilen 3. Olağan Genel Kurul’da Genel Başkanımız Devlet Sert delege nezdinde güven tazeleyerek yeniden Genel Başkan seçildi. Genel Kurul’da yapılan oylamada Yönetim Kurulu Üyeliklerine Adem Yavuz, Mustafa Özüpek, Remzi Karataş ve Süleyman Doğan getirildi.

    81 ilde örgütlenmesini tamamlayan Sendikamız Öz Sağlık İş, Üniversitelerde ve İş Sağlığı Güvenliği birimlerindeki teşkilatlanma çalışmalarını da büyük bir hızla sürdürmektedir.

    Genel Merkez ve teşkilatımızın büyük özverisi ile 200 bin üye sayısına ulaşan Sendikamız kendi işkolunun lideri, Türkiye’nin ise en büyük 3. İşçi sendikası unvanına sahiptir.

  • Aşılama hızlanmazsa sonbaharda vaka sayıları artacak

    TÜSAD’DAN COVID-19’DA SON DURUMA DAİR ÖNEMLİ UYARILAR

    Aşılama hızlanmazsa
    sonbaharda vaka sayıları artacak

    Türkiye’de artışı 40 katı bulan COVID-19 vakaları konusunda bir değerlendirme yapan Solunum Derneği (TÜSAD) Enfeksiyon Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Berna Kömürcüoğlu, “sonbahar” uyarısı yaptı. Kömürcüoğlu, “Yeni varyantlarda ağır vakalar görmeye başladık. Sonbahar ve kışa doğru vakaların çok yükselmemesi için hatırlatma dozları mRNA aşılarıyla tamamlanmalı, maske-mesafe önlemlerine azami dikkat edilmeli” uyarısında bulundu.

    Pandeminin sona ereceği ve COVID-19’un grip gibi bir hastalığa dönüşeceğine ilişkin iyimser beklentiler ne yazık ki uzun sürmedi. Çünkü dünyada ve Türkiye’de Omicron’un yeni alt varyantları nedeniyle vaka sayılarında hızlı artış yaşanıyor. Bu artışı değerlendiren Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Enfeksiyon Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Berna Kömürcüoğlu, “Bu aşamada acilen aşılama hızlanmalı, aksi taktirde sonbaharda daha ciddi vaka artışları yaşayabiliriz” uyarısı yaptı.

    Doç. Dr. Berna Kömürcüoğlu, pandemide gelinen durumu şöyle özetledi: “Nisan ayı itibarıyla COVID-19 sayılarındaki hızlı azalmayla beraber dünyada ve ülkemizde önlemlerin kaldırılması nedeniyle salgının biteceği ve endemik enfeksiyon halini alacağı yönünde beklentiler artmıştı. Ancak bayram tatilinin sona ermesiyle COVID-19 vakalarında 40 kat artış yaşandı. Hâkim varyant halini alan Omicron BA.4 ve BA.5’in çok kolay ve hızla bulaşma özelliklerine sahip olmaları ve aşının oluşturduğu bağışıklıktan kaçabilmeleri nedeniyle vakalarda hızlı artışa neden olmakta.”

    YENİ VARYANTLARLA AKCİĞER TUTULUMU ARTTI

    Sağlık Bakanlığı verilerine göre yaz mevsimine rağmen Haziran sonu itibarıyla haftalık vaka sayısının 226 binin üzerine çıktığını, hasta sayısının ise 40 kat arttığını belirten Kömürcüoğlu, şu önemli bilgileri verdi: “Artan vaka sayılarına paralel mortalite de artma meylinde. Omicron varyantı ilk ortaya çıktığında pulmoner tutulum ve hastaneye yatış gereksinimi çok azalmıştı, adeta bir grip gibi geçiyordu. Bu toplumda belirgin bir rahatlamaya neden oldu ve önlemlerin bırakılmasına yol açtı.  Ancak yeni gelişen alt varyantlarda tekrar pulmoner tutulum, pnömoni ve ağır vakalar görmeye başladık. Özellikle yaşlı ve ek hastalığı olan, immun yetmezliği olan hastalarda ağır hastalık riski daha yüksek. Yaşlıların risk altında olmasının birkaç nedeni var. Öncelikle doğal bağışıklık ve enfeksiyonla mücadele bozuluyor, aşıların yarattığı koruyuculukta düşüyor, diyabet gibi kronik hastalıkların eklenmesi de direnci daha da düşürüyor.”

    HATIRLATMA DOZLARI MRNA AŞILARLA TAMAMLANMALI

    Son aşılardan sonra 6 ay ve daha fazla süre geçtiğinde bağışıklığın azaldığı aktaran Kömürcüoğlu, şu hatırlatmaları yaptı: “Vaka artışların önüne geçilmesi için aşılarda hatırlatma dozlarının yapılması çok önemli. İlk aşılamaların üzerinden zaman geçti ve tam doz aşılı olanlar ülkemizde maalesef yüzde 30 civarında. Son aşılarından 6 ay ve üzerinde süre geçtiğinde bağışıklık azalıyor, yeni varyantların antikordan kaçma özelliği de olması aşıların etkinliğini azaltıyor ve kişiler tekrar tekrar hasta olabiliyor. Varyantlara daha etkili yeni aşı geliştirme çalışmaları halen devam ediyor. Yeni aşılar uygulamaya girene kadar özellikle mRNA (Biontec) aşılarını hatırlatmada öneriyoruz.”

    OKULLAR AÇILMADAN 12 YAŞ ALTI AŞILANMALI

    Aşılama konusunda artış olmazsa sonbahar ve kış aylarında vaka artışlarının daha da hızlanacağı uyarısını yapan Kömürcüoğlu, “COVID aşıları emniyet kemeriniz gibidir; kazayı önlemez ama kaza sırasında ağır yaralanmayı ya da ölümü önler” diyerek, şu önerilerde bulundu:

    • Kışa kadar hatırlatma dozlarının yapılması çok önemli.
    • Ülkemizde 12 yaş altı aşılama programına alınmadı, okullar açılmadan 12 yaş altı çocuklarında aşılanmasına başlamalı, böylece genç nüfusun ailedeki yaşlılara hastalığı bulaştırması önlenmeli.
    • Daha kolay bulaşan Omicron alt varyantlarından korunmak için kalabalık açık alanlarda risk daha fazla. Kapalı alanların yanı sıra, toplu ulaşım ve çarşı-pazar gibi kalabalık açık alanlarda da maske kullanılmalı.

     

    TÜSAD HAKKINDA

    Göğüs hastalıkları alanında ülkemizin ilk bilimsel meslek kuruluşu olarak 22 Haziran 1970 yılında İstanbul’da kurulan Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD), halen Türkiye genelindeki 5,000’e yakın üyesi ile “halkın akciğer sağlığını korumak” amacı doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. Toplumsal ve mesleki eğitimi, araştırmaları destekleyerek halk sağlığının korunmasına yönelik faaliyetler yürüten TÜSAD, “Tükenmeyen bir nefesle” sloganı ile 52 yıllık geçmişinde 43 ulusal kongre, sayısız bilimsel toplantı, sempozyum, iki dünya kongresi ile bilinçlendirme ve farkındalık projelerine imza attı.

  • Nijerya heyeti Sakarya’ya hayran kaldı “Ülke ile güçlü köprüler kuruyoruz”

    Büyükşehir Belediyesi’nin Sakarya’da ağırladığı Nijerya Eyalet Valisi Abubakar Sani Bello ve bakan heyeti şehre büyük hayran kaldı. Başkan Yüce’nin Sakarya Botanik Vadisi, ‘Sıfır Atık’ ve halı üretim merkezini tanıttığı heyet, hayatlarında ilk kez halı kesimi deneyimi yaşadı. Yüce, “Sakarya’mızın ticaretini, tarımını, üretimini uygulamasıyla anlatıp gösterdiğimizde hayranlık duydular. Nijerya ve Sakarya arasında önemli köprüler kuracağız inşallah” dedi.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi, 2 gündür şehirde önemli bir ev sahipliğine imza atıyor. Başkan Ekrem Yüce’nin Nijerya’da gerçekleştirdiği önemli temasların ardından aynı ülkeden iade-i ziyaret yapıldı. Nijerya’da bulunan büyük eyaletlerden bir tanesi Nijer Eyaleti’nin valisi Abubakar Sani Bello ile birlikte Nijerya Genelkurmay Başkanı Ibrahim Balarabe Abdullah, Nijerya Çevre, Tarım, Hayvancılık ve Adalet Bakanlığı temsilcileri Sakarya’ya geldi. Başkan Yüce tarafından ağırlanan heyet, kent genelinde hızlandırılmış bir ziyaret programına başladı.

    ‘Sıfır Atık’ ürünlerini inceleyip halı kestiler
    Büyükşehir Belediyesi tarafından organize edilen tanıtım programında ilk gün şehrin sosyal donatı alanları Millet Bahçesi, Uçak Kıraathane, Ters Ev, Aziz Duran Parkı, ADASU HES, Sakarya Park gibi noktaları ziyaret eden heyet şehirde keyifli bir gün geçirdi. Programın ikini gününde ise şehrin özellikle üretim noktasında faaliyet gösteren tesisleri ziyaret edildi. İlk olarak Bal54, Süt54 gibi satış merkezlerini inceleyen heyet, Başkan Yüce’nin rehberliğinde daha sonra Ofis Sanat Merkezi’nde (OSM) ‘Sıfır Atık’ projesi kapsamında geri dönüşümle yapılan üretimi inceleme fırsatı buldu. Yüce, kenevir ve geri dönüştürülen kâğıt malzemelerden elde edilen ev eşyaları ve aksesuarlar üzerinde duran misafirlere bu ürünlerden hediyeler verdi.

    Sakarya Botanik Vadisi ve Acarlar Longozu
    Program Acarlar Longozu’nun açılışıyla devam etti. Longozdaki yeni tesisleri dolaşan heyet, ahşap yürüyüş yolunda dolaşarak doğal cenneti keşfetti. Kuzey bölgesinde ziyaretlerini sürdüren heyet daha sonra Büyükşehir’in vizyon üretim projesi Sakarya Botanik Vadisi’ni gezdi. Burada tıbbi ve aromatik bitkilerin üretim safhalarını dinleyen heyet, kullanılan tekniğe ve elde edilen ürün çeşitliliğine hayran kaldı. Nijeryalı yönetim, Sakarya’nın tarımsal üretim, geleneksel sanat ürünlerinin imal edilmesi ile sosyal donatı alanlarının en güzel şekilde kullanılması noktasında hayranlık duyduklarını ifade etti. Şehrin doğal kaynaklarının katma değere dönüştürülmesinin ise büyük bir takdir örneği olduğunu vurguladı.

    “Çok güçlü bağlar kuruyoruz”
    Başkan Yüce, Nijerya ve Sakarya arasında güçlü bir bağ oluşturduklarını ifade ederek, “Bildiğiniz gibi bir süre önce Nijerya’ya ziyaret gerçekleştirmiştik. Ticaret temsilcileri ile ülke yönetimi ile bir araya geldik. Çok güzel temaslarımız oldu. Hem ticari anlamda, hem şehirleşme projeleri noktasında güzel tecrübeler elde etmiştik. Orada kendilerini şehrimize davet etmiştik, çok memnun olmuşlardı. Davete icabet ettiler ve şimdi ev sahipliğini biz yapıyoruz. Kendilerine şehrimizin doğal kaynaklar, tarımsal üretim ve sosyal projelerimiz hakkında rehberlik ettik. Hayatlarında ilk kez Yağcıbedir halısı gördüler ve halı kesimi deneyimi yaşadılar. Yüzlerce çeşit aromatik bitki ürettiğimiz vadimizde dolaştılar. Şehrimize kazandırdığımız sosyal alanları incelediler. Kendileri için önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorlar. Yaptığımız çalışmaları ve şehrimizin sembol noktalarını hayranlıkla izlediler. Şunu belirtelim Nijerya ve Sakarya arasında önemli ticaret ve gönül köprüleri kuruyoruz. Çok güçlü bağlar oluşturuyoruz. İnşallah daha da güçlendireceğiz bu ilişkimizi.  Şehrimize ve Nijerya’ya hayırlı olsun” dedi.

  • DÜNYA ORDUSU ACİLEN KURULMALIDIR

    DÜNYA ORDUSU ACİLEN KURULMALIDIR – Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

     ANKARA   KALESİ

    DÜNYA ORDUSU ACİLEN KURULMALIDIR   

                                                                              

    Soğuk savaş dönemi sonrasında gündeme gelen küreselleşme aşamasının da sona ermesiyle birlikte geleceğe dönük olarak hazırlanan ve zamanla bazı yönleriyle uygulama alanına getirilen yeni dünya düzeni her geçen gün daha fazla insanlığın önüne çıkarılmaktadır. Bu arada beklenmedik gelişmeler ortaya çıkmakta ve bütün devletler yeni girişimlerin etkisi altında kalırken, her devlet kendi ulusal çıkarlarını dikkate alarak işine gelen yeniliklere yakın durmakta ama var olan düzen ile ulusal çıkarlara ters düşen kazanılmış hakları ortadan kaldıran yeni girişimlere karşı çıkarak, hak ve özgürlükler savaşında her devlet birbirinden çok farklı bir yol izleyerek yoluna devam edebilmenin fırsatlarını yakalamaya ya da kullanmaya öncelik vermektedir. Bu doğrultuda var olan devletler düzeninin içinde yer alan devletler kendi konumlarını korumaya çaba gösterirken, kendi devletini kuramamış durumda bocalayan yeni alt kimliklerin eskisinden farklı bir dünya düzenine doğru örgütlenerek, dünya haritasının çeşitli bölgelerinde kendi devletlerini kurabilmenin arayışları içine girdikleri göze çarpmaktadır. İki dünya savaşı sonrasında yepyeni bir yüzyıla gelmiş olan dünya eskisinden çok farklı bir düzene doğru yönelirken harita üzerinde silinip giden eski devletler ile geleceğin dünyasında yeni roller oynayacak farklı devlet yapıları kendiliğinden gündeme gelmektedir. Uluslararası alanda ortaya çıkan her yeni değişiklik beraberinde devletlerin sınırlarını tartışma alanına getirerek, daha farklı yeni bir dünyaya doğru yönelişi öne çıkarmaktadır. Var olan devletler kendi güvenlikleri için her yola yönelirken, gerekli olan tüm önlemleri alarak ve rekabet düzeninde bir güvence ortamına sırtını dayayarak ayakta kalmaya çaba göstermektedir.

    Uluslararası alandaki her yenilik beraberinde çeşitli değişim ve dönüşümleri gündeme getirirken, her devlet ve insan toplumları arasında sürtüşme ve çekişmelere neden olabilecek olayları da siyasal açıdan gündeme getirmektedir. Savaşlar böylesine değişim süreçlerinin sonucunda ortaya çıkan patlamalar olarak siyasal tarihteki yerlerini alırken, dünya güvenliğinin korunabilmesi ve devletler arasında dayanışma aracılığı ile iyi ilişkileri geliştirmek üzere ülkelere güvenlik sağlayıcı yönetim önlemlerine de gereksinme duyulmaktadır. İnsanlık tarihi birbirini izleyen savaş senaryoları ile dolu olduğundan, her dönem için güvenlik arayışları devam etmiş ve gelinen son noktada gene eskisinden çok daha farklı biçimde güvenlik arayışları kendiliğinden dünya kamuoyu önünde gündeme gelmiştir. Yeni ve yakın çağların birbirini izlediği son beş yüz yıllık dönemde pozitif hukuk yapılanması ile bilimsel gelişmelerin getirdiği veriler üzerine, bir uluslararası güvenlik ortamı oluşturulmaya çalışılmıştır. Güvenlik arayışları beraberinde silahlanma yarışını da öne çıkarırken, insan toplumları silahlanma tehlikesinin getirdiği tehdit ve tehlikelerin de karşısında kalmışlardır. Silahlanmanın yetersiz kaldığı durumlarda, güvenlik için gündeme getirilen girişimlerin sağladığı imkanlarla yetinilmek istenmiş ama sonraki yıllarda çok hızlı biçimde yaşanan yenilikler zinciri, var olan güvenlik önlemlerini ve düzenlerin eskimesine yol açmıştır. Bu yüzden zamanla eskiyen güvenlik ortamlarının devre dışı kalmasına giden yol açılmıştır. Bu çerçevede dünya her zaman için güvenlik tehditleri ile dönemler yaşayarak bu günlere gelmiştir. Güvenlik önlemlerinin yeterli olduğu aşamalarda tehditlere karşı kamu düzenleri ile koruma sağlanmıştır. Bu tür sonuçların alınabildiği durumlarda eski güvenlik düzenleri devam ederek bugünlere gelebilmiştir. Bu durumun aksi süreçlerin yaşandığı aşamalarda ise güvenlik sorunu öncelikli bir mesele olarak dünya gündeminin en önlerinde yer almıştır. Devletler kendi iç düzenleri için koruyucu ve önleyici tedbirler alarak diğer devlet yapılanmalarına karşı harekete geçerken, devletler düzeni içinde birbirlerine karşı yeni tehditler yaratabilecek gelişmelere neden olmamaya çalışmaktadırlar. Var olan tehditler devam ederse ya da daha büyüyerek eski geniş bölgeleri ve halkları tehdit altına alırsa o zaman eskisinden daha güçlü bir güvenlik örgütlenmesi en son bilimsel ve teknolojik verilerden yararlanılarak uygulama alanına getirilmektedir.

    Hızlanan teknoloji yarışında ve birbirini izleyen bilimsel gelişmeler ve yenilikler aracılığı ile geçmişten gelen güvenlik yapılanmalarının giderek yetersizlik çıkmazına doğru sürüklenmekte olduğu kamuoyuna yansıyan bilgiler çerçevesinde giderek kesinlik kazandıkça, yeni güvenlik düzeni arayışları birbirini izleyerek uluslararası alanda geçmişten gelen tüm buluşları ve bunlara dayalı olan düzenleri devre dışı bırakmaktadır. Bu nedenle kamusal alandaki yeni yapılanmalar kamu güvenliği açısından devreye girerek yeni yapılanmalar doğrultusunda da farklı örgütlenmeleri gün ışığına çıkarmaktadır. Savaşlar ya da benzeri sıcak çatışmalar dünya barışını ortadan kaldırdığı gibi aynı zamanda insan toplumları ya da var olan devlet düzenlerini de değişime doğru zorlamaktadırlar. Böylesine bir süreç içinde de geleceğe yönelik olarak dünya barışını uzun süreli koruyabilmek mümkün olamamakta ve bu yüzden de savaşlar dünya gündeminde her zaman için öncelikli olarak yer alabilmektedirler. Bu durum insanlığın barış düzeninin geçici olarak kalmasına yol açarken, aynı zamanda bütün güvenlik arayışlarını da geçersiz kılarak, barış ortamlarının savaş platformlarına dönüşmesine giden süreci zorlamaktadır. Üzerinde yaşanılan dünyanın insan toplumlarından oluşan yapılanması dikkate alındığında, insanlık ile var olan dünya koşullarının karşı karşıya geldikleri bir ortam üzerinden bu gezegende bir kamusal düzen kurulabildiği anlaşılmaktadır. Geçmişten gelen düzen var olan yeni koşullara uygun bir ortamda devam edip geliyorsa, o zaman eski kamu düzeni ile dünya güvenliği arasında uyum olduğu için geçmişten gelen kamu düzenlerinin yeterliliği doğrultusunda güvenlik düzenleri yeterli görüldüğü için yeni bir güvenlik düzeni arayışına gerek yoktur. Ne var ki, eğer yeni koşullar eski güvenlik düzeni ile bağdaşmıyorsa ve yeni koşullar ile güvenlik düzeni arasında bir uyum sorunu çıkıyorsa, o zaman böylesine bir uyumsuzluğu ortadan kaldırmak için ya yeni koşullara göre yeni bir düzen kurulacak ya da var olan güvenlik düzenini sarsan yeni koşulların ortadan kaldırılması ya da önlenmesi gibi yeni bir tepkisel süreç gündeme gelerek , var olan  barış düzenini ortadan kaldırma doğrultusunda yeni baskılar yaratarak, sıcak çatışmalar üzerinden savaşa giden bir yolda barış ortamını yürürlükten kaldırabilecektir.

    Barış ve savaş olguları zıt ve birbirini ortadan kaldıran misyonlara sahip bulunan kavramlardır. Bir ortamda ya barış vardır ya da savaş olabilir ama bu iki kavramın birbirinin yerine ya da bütünleyici olarak diğeri ile birlikte var olması düşünülemez. Birbirinin zıttı ve karşıtı olarak günlük dilde kullanılan bu iki kavramın aynı yerde yan yana olmaları düşünülemez. Binlerce yıllık dünya tarihine bakıldığı zaman yeryüzünün çeşitli bölgelerine yayılarak, beş ayrı kıta üzerinde yaşamını sürdürmekte olan insan topluluklarının yer değiştirmeleri ya da aralarında çekişme veya çatışma gibi sonu savaşla bitebilecek sürtüşmelerin gündeme gelmesiyle barış ortamından savaş ortamına doğru bir geçiş söz konusu olabilmektedir. Güvenlik ortamı gerektiren barış dönemleri savaş ya da sosyal patlamaların öne çıktığı olumsuz durumlarda sona erebilir ya da ortadan kalkabilir. İşte böylesine bir gerçeklik çerçevesinde savaş ve barış karşıtlığının ele alınması gerekmektedir. Eline gücü geçiren ya da daha sonraki aşamalarda güç sahibi konumuna gelen devlet kurucuları veya yöneticileri, kendi ülkelerinde tam anlamıyla güvenlik düzeni oluşturabilmek için ülke sınırları içerisindeki savaş veya sıcak çatışma yaratabilecek alanları kendi hegemonyaları altına alabilirler. Bir devletin kendi ülkesini yönetebilmesi açısından, ulusal sınırlar içerisinde yer alan bütün bölgelerin devlet yönetimi çatısı altında kontrol altına alınması ve bu doğrultuda da kamu yönetiminin genişletilerek ve de merkezi çizgide güçlendirilerek kamu güvenliği ile ilgili olarak oluşturulmuş düzenin yeni koşullara uyum sağlayabilecek bir yeniden yapılanmaya gidilmesi ve barış düzeninin korunabilmesi açısından öncelikli adımların atılması gerekmektedir. Savaş tehlikesi yaratabilecek olumsuz olayların ya da gelişmelerin barış düzeninin korunabilmesi açısından öncelikle önlenmeleri gerektiği gibi, çatışma sürecini durduracak ve bu amaçla birçok önleyici tedbiri devreye sokabilen ve barış düzenini de güvence altına alabilecek barışçı politikalara da dünya düzeninin korunabilmesi için büyük gereksinmeler bulunmaktadır. Devlet yönetimleri savaş ve barış dengelerini sürekli izleyerek, var olan barış düzenini oluşturan koşulları öncelikle koruyarak barış ortamının kurumlaşmasını sağlamak durumundadırlar.

    Yirmi birinci yüzyılın derinliklerine doğru zaman ilerlerken ve dünya devletleri ile toplumları bu durumu dikkate alan bir yönde yeniden yapılanmanın yollarını ararken, güvenlik alanındaki arayış ve çabalar yetersiz kalmaktadır. Bu alanlardaki çalışmalar yeterli sonuçlar sağlayamazken, dünya haritası üzerinde var olan devletler yeni bir yüzyılın başlarında ortaya çıkmış olan dünya ortamında kendilerini eskisi gibi bir güvenlik ortamında hissedemedikleri ve bu yüzden de yeni ortaya çıkan koşulları ve sorunları karşılayabilecek derecede gereken donanıma sahip olamadıkları için her yönü ile bir güvenlik ortamı arayışı yeniden gündeme gelmiştir. Geçen yüzyıldan kalan dünya devletleri düzeninin yirmi birinci yüzyılın başlarından itibaren küresel dünya güvenliği anlamında yeterli bir koruma sağlamadığı görülerek  ,eskisinden çok farklı bir yeni dünya düzeni oluşturulması amacıyla başta büyük devletler olmak üzere tüm dünya devletleri yeni bir yapılanma arayışı içinde hareket etmektedirler. Ne var ki, her devlet kendisini yeni oluşturmak istediği güvenlik örgütlenmesinin merkezine koyduğundan, her devletin kendi ulusal çıkarları doğrultusunda yapılanmaya öncelik verdiği anlaşılmakta ve bu çerçevede her devletin oluşturmak istediği yeni güvenlik şemsiyesi diğer devletlerin önerdiği güvenlik düzenine uyum sağlayamadığı için, yeryüzü yirminci yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla geçerken çok esaslı yepyeni bir durum ile karşı karşıya gelmiş bulunmaktadır. Geçmişten gelen uluslararası örgütler bu aşamada yetersiz kalırken, yeni yeni gündeme getirilmeye çalışılan küresel örgütlenme modellerinin de yeterli bir destek ya da katılım sağlayamadığı anlaşılmaktadır. Her devlet ya da toplum içinde bulundukları bölge, yer ve ortamlardaki değişikler karşısında kendi merkezi konumlarını koruyan yapılanmalara yöneldikleri için, yeni koşullar ya da alternatif güvenlik planlamaları doğrultusundaki önerilere karşı çıkarak, ayakta kalabilmenin çabasını göstermek zorunda kalmaktadırlar. Her devlet kendi varlığının korunmasına öncelik verirken, çeşitli devletlerin çatısı altına sığınmış olan insan toplumları da sahip oldukları kimlik ve yapılanmalar doğrultusunda kendi gelecek düzenlerini oluşturabilmenin arayışı içine girmektedirler.

    Geçen yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan iki büyük dünya savaşının insanlığa öğrettiği biçimde yerleşik dünya haritası ve bunun üzerinde yer alan devletlerin uluslararası konumları incelendiği zaman, her ülkenin kendi konumuna göre bir jeopolitik yapılanmaya sahip olduğu ve bu yüzden de her devletin geleceğin dünyası kurulurken var olan konumunun korunmasına öncelik vereceği, açıkça ortaya çıkmıştır. Yeni ortaya çıkan gelişmeler ve durumlar karşısında, bu gibi yenilikler üzerinden tehdit unsurlarının daha da güçlenmesini önlemek için bazen eski yapılanmaların yenilenerek güçlenmesine, bazen da eskisinden tamamen farklı bir biçimde yeni koşullara uygun olabilecek çok farklı yeni düzenlemelere doğru yönlenen çalışmalar, büyük devletler ve güç merkezleri üzerinden gündeme getirilerek var olan düzenlerin gereksinmeleri koruyabilecek biçimde geliştirilmesine çalışılmaktadır. Geçmiş asırlardan gelen temel dünya yapılanması egemen güçler tarafından korunmaya çalışılırken, eski büyük devletler ile ortaya çıkan yeni büyük devletler kendilerinin merkezinde yer alacakları, bölgesel ya da küresel dünya yapılanmalarını gündeme getirirken, eski dünya düzeninin çoktan geride kaldığını açıkça kanıtlamaktadırlar. Bugünün dünyasında geçmişten gelen batı merkezli hegemonya düzeninin korunmak istenmesi, yerkürenin doğusunda, ortasında, kuzey ve güney bölgelerinde meydana gelmiş olan yeni koşulları insanlığın önüne çıkarmaktadır. Beş büyük kıtadan oluşan yeryüzü yerleşimi açısından dünya haritasına bakıldığı zaman nüfusun sekiz milyara, devlet sayısının da ikiyüzlü rakamlara ulaştığı ve bu nedenle de eski dünya düzeninin bugünün gereksinmelerini karşılayabilmekten çok uzakta kaldığı anlaşılmaktadır. Kıtaların jeopolitik konumları ile devletlerin dünya haritası içindeki yerleri karşılaştırıldığı bir aşamada, ortaya eski düzen ve yeni koşullar çatışmaları yüzünden, çok ciddi bir çatışma ortamının çıkmış olduğu görülmüştür. İşte gelinen bu noktada bütün dünya, jeopolitik biliminin verilerini dikkate alarak hareket etmek durumunda kalmıştır. Şimdiye kadar dünya hegemonyası taşıyan imparatorluklar ya da büyük devletler kendi ulusal ve ülkesel çizgideki jeopolitik stratejilerini, merkeze koyarak ve kabul  ettirerek uygulamışlardır. .

    Merkezi coğrafya devletleri kara hakimiyeti teorisini dikkate alırken, İngiltere gibi ada devletleri denizler hakimiyeti üzerinden güneş batmayan küresel bir imparatorluk yaratmışlardır. Avrupa kıtasının batı bölgesinde yer alan Atlantik okyanusuna kıyıda olan batı Avrupa devletleri, beş yüzyıl denizler ve okyanuslar hegemonyasını kullanarak ve dünya hegemonyasında iş birliği yaparak birlikte çalışmışlar ve batı hegemonyasını öne çıkarmışlardır. İkinci dünya savaşı sırasında uçak filoları arasındaki savaşı ABD kazanarak hava egemenliği teorisini geliştirerek öne çıkarmıştır. Bugün gelinen noktada artık kara, deniz ve hava hegemonyası stratejilerinin devre dışı kaldığı aksine çok hızlı gelişen teknoloji sayesinde insanlığın uzaya açılması gündeme gelmiştir. Bu gerçeği dikkate alan büyük devletler başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği olmak üzere uzay komutanlıklarını kurarak, insanlığın geleceğinde yeni bir dönem olarak uzay jeopolitiğine öncelik verildiği görülmüştür. Bilimsel alandaki devrimler, nanoteknoloji ve modern tıp alanındaki gelişmeler insan toplumlarının yaşam biçimini değiştirdiği dikkate alınırsa ve yeni bilimsel alan gelişmelerinin etkisiyle insanlık için yeni bir uzay çağının gündemde olduğu ve insanlığın böylesine teknik bir yeni çağa yönelmesiyle birlikte artık karalar, denizler ve havalar stratejisi değil ama esas olarak uzaya açılım yapılarak insanlığın tümüyle uzay çağına yöneldiğini göstermektedir. Böylesine bir adımın atılmasının arkasında var olan nedenlerin daha bütünüyle dünya kamuoyuna açıklanmadığı bir aşamada, karalar, denizler ve hava sahaları üzerinden jeopolitik üstünlük döneminin sona erdiği dikkate alınırsa, insanlığın geleceğinin yeni dönemde uzay merkezli bir dönem olacağı ve dünyadaki hegemonya düzeninin artık uzay koşulları ve de verileri dikkate alınarak, yepyeni bir düzenlemeye gidileceği görülmektedir. Geçmişin jeopolitik kitapları günümüzde eskirken, uzay merkezli yepyeni bir çağda hegemonya stratejileri ile merkezi yapılanma modellerinin de yavaş yavaş devreye girdiği anlaşılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği gibi uluslarüstü yapılanmalar, artık her şeyi uzay merkezli bir bakış açısıyla anlamaya ve değerlendirmeye çalışırken, artık dünya merkezli bakış açılarının ve de jeopolitik yapılanmaların geride kaldığı iyice görülmektedir.

    Eskiden dünya jeopolitiğine göre hareket eden güç merkezleri yeni dönemde artık uzay merkezli hareket edecekleri için uzayın sırlarının ve gökyüzünde saklı bulunan gerçeklerin dikkate alınarak hareket edilmesi gereken bir aşamaya insanlık bugün gelmiştir. Üçüncü dünya savaşını dünya koşulları içinde gerçekleştirmek için çabalayan Siyonizm ve emperyalizm, ikinci dünya savaşı sonrasında yarım yüzyıllık bir mücadele yürütmelerine rağmen bir türlü istedikleri gibi bir Armageddon senaryosu gerçekleştirememişlerdir. Devletler arası provokasyonlarla imparatorluklar arasında birinci dünya savaşını çıkartan güç merkezleri, iki bin yıllık batı tarihi boyunca başarısız kalan Siyonist imparatorluk projesini gerçekleştirmek üzere, ikinci bir dünya savaşını da Basel Kongresi kararları doğrultusunda gerçekleştirirken, merkezi coğrafyada başta Türkiye’yi parçalayacak bir üçüncü dünya savaşı senaryosunu elli yıllık zorlamalara rağmen gerçeklik alanına getirememişlerdir. Üçüncü dünya savaşını devletler ve onların orduları üzerinden orta dünya bölgesinde çıkartmaya çabalayan Siyonistler bu projede başarılı olamayınca, bu kez üçüncü dünya savaşı yerine bir biyolojik savaş senaryosunu devreye sokarak çeşitli laboratuvarlarda insan eli ile üretilmiş olan biyolojik savaş virüslerini uçakları kullanarak, bütün dünya ülkelerine ve hava alanlarına yaygınlaştırarak sonuç elde etmeye çabalamışlardır. Üçüncü dünya savaşı önlenince Siyonist merkezler biyolojik savaş üzerinden sonuç almaya çalışmışlar ve bu çizgide de Dünya Sağlık Teşkilatı ile iş birliğine giderek sonuç elde etmeye çalışmışlardır. Uzayın sırlarıyla teknolojinin bilinmeyenleri dünya kamuoyunda tartışılmaya başlandığı bu aşamada, artık bütün devletlerin jeopolitik konumları kara ve denizlerin ötesine geçmiş ve hava unsurunun yerini alan uzay merkezli bakış açısı gündeme getirilince geleceğin savaşlarının televizyon dizilerinde olduğu gibi yıldız savaşları teknolojisine dönüştürülerek, insanlığın hedefleri doğrultusunda kullanılacağı askeri ve bilimsel çevreler tarafından dile getirilmektedir. Dünya bu aşamadan sonra artık uzayda var olan diğer yıldızlar ve gezegenler ile birlikte yer alacağı uzay haritaları ile güvenlik açılarından değerlendirilecektir.

    İnsanlık bugün gelinen aşamada uzayın sırlarını, gökyüzünün yapısını ve özelliklerini tam olarak tanımadan uzaya açılmak zorunda kalmış görünmektedir. Karalar, denizler ve hava bölgeleri dikkate alınarak yapılan jeopolitik değerlendirmelerde eskiden daha fazla dayanak noktası olabilecek unsurlar bulunurken, bugün gökyüzünün verileri ile uzayın sırlarının tam olarak bilinmediği bir yeni dönemde dünya ve insanlık yeni bir uzay jeopolitiği ile karşı karşıya kalmıştır. Eskiden ülkeler komşu devletler ya da harita üzerindeki yerleri açısından ele alınarak jeopolitik değerlendirmelere tabi tutulurlardı. Bugün gelinen noktada, ülkeler ve devletlerin devre dışı kaldığı bir ortamda dünyanın topyekûn bir uzay gezegeni konumuyla ele alınarak jeopolitik açıdan değerlendirilebilmesi ancak mümkün olabilmektedir. İnsanlık önümüzdeki dönemde kendi ülkesinin ya da devletinin konumu ile değil, uzayda kendi yörüngesi çerçevesinde hareket eden bir gezegenin varlığı ile ele alınacaktır. Bu aşamadan sonra dünyanın varlığının sonsuza kadar uzatılacağı yeni bir zaman dilimine girilmektedir. Artık ülke ve toplum varlıklarının tehlikeye düşmesi değil ama topluca bütün dünyanın insanlık ve elimizde bulunan her şeyin birlikte düşünüleceği bir gezegenin geleceği ile uğraşmak, dünyayı şimdiye kadar yönetenlerin önümüzdeki dönemde esas uğraş alanları olacaktır. Devlet, ülke ve insan merkezli jeopolitik kuramların yeni koşullarda birlikte ele alınarak uzay üzerinden yeni bakış açılarının geliştirilmesi ve teknoloji ile birlikte bilim ve bilgi dünyasındaki yeni gelişmeler dikkate alınarak hareket edilecektir. Uzay istasyonları ile başlayan ve bilimsel çalışmalar ile gelişmeler gösteren uzay çağı çalışmalarının, öncelikle dünyanın içinde bulunduğu koşullar içindeki konum üzerinden hareket edilerek, bu konu ile ilgili tüm koşulların ve bilgilerin tek merkezde toplanabilmesiyle dünyanın uzay içindeki konumu ve hareket etme bilgilerinin en önde gelen bir biçimde belirlenebilmesiyle, dünya ile uzay arasındaki ilişkilerin sırları çözülebilecektir.

    Uzayın ne olduğu içinde ne kadar gezegen bulunduğu, sonsuzluk boşluğu içinde ne gibi başka oluşumların yer aldığı, bugünün koşullarında sahip olunan bilgi birikimlerinin yeni değerlendirmeler yapmak açısından yeterli olmadığı göz önünde tutulursa, insanlık daha uzunca bir süre uzay oluşumunu somut koşullara dayanan araştırmalar ile kesin boyutlu bilimsel araştırmalarla ortaya koyma şansını elde edemeyecektir. Konu sadece uzayın tanınması ya da bilinmesi olmanın ötesinde uzayda canlı varlıkların olup olmaması, bunların üzerinde yaşadıkları gezegenlerde ne gibi uygarlıklara sahip oldukları ve bunların insanlığın dünya üzerinde oluşturduğu uygarlık açısından ne ifade ettiği gibi sorunlar da dünyanın uzay açılımını ve yıldızlar dünyasındaki konumunu belirleyecek ana konular olarak ortaya gelmektedir. Bu gibi konular ve sorunlar açısından, insanlığın geleceği tümüyle uzayın getireceği bilgilere dayanacağı için artık yeryüzü devletlerinin jeopolitik konumları belirlenirken bunlar gündemde olmayacaktır. Öncelikle dünyanın uzayın içindeki konumunu her yönden açıklığa kavuşturacak ve geleceğin getireceği yenilikler açısından elde edilecek yeni bilgilerle dünyanın ne gibi değişik ortamlardan geçeceğini bilmeden, dünya ile ilgili gelecek açıklamaları kehanet olmaktan ileriye gidemeyecektir. Yıldızlar ya da gezegenler bilimi olarak tanımlanan astroloji bilimi sayesinde insanlık uzaydaki genel durumu bilmekte ve yıldızların konumlarında meydana gelen değişikliklerden haberdar olarak geleceğe dönük açıklamalar ya da yorumlar yapabilmektedir. Bu gibi açıklamalar hiçbir zaman bilimsel düzeyde kesinlik kazanamamış, gezegenler arasındaki gidiş ve gelişlerin ne anlama geldiği ve bu doğrultuda ne gibi gelişmeler ile insanlığın karşı karşıya geleceği belirli bir uzmanlık kazanımı çerçevesinde ele alınarak genel değerlendirme metotlarıyla insanlığın bilgisine sunulmaktadır. Ne var ki, özellikle son yüz yıldır insanlığın çeşitli uzay merkezleri aracılığıyla yaptıkları çalışmalar çok büyük oranda insanlığı yeni bilgilere kavuştururken, uzay gerçeği içinde yerini almaya çalışan dünya öncelikle kendisini güvence altına alabilecek önlemleri alabilme doğrultusunda eline geçen uzay ille bilgileri kullanmaya önem verecektir. İnsanlar üzerinde yaşadıkları dünya adlı gezegene sağlam basarak daha güvenli bir yaşam düzeni ardında koşarlarken, önümüzdeki dönemde dünyaya sağlam basmak yetmeyecek ve bu duruma ek olarak da uzay koşullarının durumları ve uygunlukları önceden bilinerek hareket edilecektir.

    İnsanlık açısından her zaman için bir dünya devleti oluşumu idealize edilerek hedeflenmiştir. Dünyanın belirli bölgelerini eline geçiren siyasi güçler bulundukları ülke ya da bölgeyi kendileri için bir yeryüzü merkezi olarak belirledikten sonra, o toprak parçasının etrafında yer alan diğer ülkeleri de bir araya getirerek bu dünya üzerinde kurulmuş olan diğer devletlerden çok daha geniş sınırlar içinde, mutlak egemen bir konumda bir dünya devleti oluşturabilmenin arayışı peşinde koşmaya başlarlar. İnsanlık tarihi incelendiği zaman her dönemde büyük devletler dünya haritasının çeşitli bölgelerinde yer almışlar ve büyüklüğün doğal sınırlarına eriştikten sonra da tek bir kıta üzerinde kalmadan diğer kıtalardaki bölgeleri de inşa ettikleri dünya devletinin sınırları içine dahil etmeye çaba göstermişlerdir. Beş kıta üzerinde herhangi bir bölgede ortaya çıkan büyük devlet önce en büyük devlet olmaya çalışır ve daha sonra da bunu gerçekleştirdikten sonra da bütün dünyayı kendi kontrolu altına almasını sağlayacak olan dünya devleti yapılanmasına yönelerek, yeryüzünde var olan beş kıta ve tüm adaları da içine alacak bir yönde mutlak anlamda bir küresel hegemonya düzenini yeryüzü üzerinde gerçekleştirebilmenin arayışı içine girmektedirler. Büyük devletler bu doğrultuda ilk adımlarını kendi içinde bulundukları kıtayı ele geçirmek olarak atarlar ve daha sonra da kendilerini çevreleyen bütün kara parçalarını büyük devletin sınırları içine çekerek dünya devleti görünümünü elde edebilirler. Büyük devletten dünya devletine doğru giderken var olan devletler arasında aynı dönemde büyüklük kriterine gelmiş olan birden fazla devlet olabilir ve bunların her biri geleceğin dünya devleti olabilmek üzere karşısında rakip konumunda bulunan büyük devletleri savaşlara sürüklemek üzere işgal, saldırı ve çeşitli komplolar gibi yollara giderek karşıt büyük devletler arasında bir dünya savaşına yol açabilmenin çabası içinde olabilirler. Dünya tarihi incelendiğinde tek bir büyük devletin olduğu dönemlerde devletler arasında hegemonya üstünlüğü aracılığı ile barış düzenleri kurulabilmektedir. İki büyük güç arasında dünya egemenliği kavgası başlayınca savaşlar kendiliğinden gündeme gelir ve sonunda bir büyük devlet savaşı kazanarak küresel hegemonya düzenini kendi istediği biçimde kurarak, bir güvenlik sistemi olarak dünya devleti yapılanmasına gidebilir.

    Dünya devleti oluşumu iki büyük süper gücün karşı karşıya gelmesi ve birbirini boğazlaması sonrasında galip gelen devletin bütün dünya karalarına ve denizlerine egemen olabildiği yeni yapılanmanın sonucunda tamamlanan bir olgudur. Süper güçler arasındaki çekişmeyi kazanan büyük devletin oluşturduğu dünya devleti, egemen büyük devletin adı altında oluşturulan bir küresel inisiyatifin kullanılmasıyla kurulabilmektedir. Ne var ki, böylesine dev bir yapılanmanın oluşumunda sadece kurucu inisiyatif yeterli olamaz, bu gücün aynı zamanda koruyucu bir inisiyatif olarak da devreye girmesi gerekmektedir. Bir büyük dünya devletinin tarih sahnesine çıkış sürecinde kuruculuk kadar koruyuculuk da vazgeçilemez önemde ortaya çıkan hareketliliktir. Bu nedenle ,dünya devleti kurmak üzere yola çıkan ve bu doğrultuda  ortaya bir eser ya da bir sonuç olarak dünya devleti yapılanması koyabilen büyük devletler, geçmişten gelen bir inisiyatifin dönemlik ortaya çıkışlarını öne çıkarırlarken, insanlığın karşısına getirmiş oldukları dünya devleti yapılanmasının kuruluşu sırasında sağlam temeller atmak ve bunlar üzerine her türlü sarsıntıya karşı direnebilerek ayakta kalabilecek bir yapıda  ve aynı zamanda her türlü tehdide karşı çıkabilecek bir iç güvenlik oluşumunun da tamamlanması zorunlu görünmektedir. Aksi takdirde yıllar geçtikçe ve devirler değiştikçe ortaya çıkan yeni gelişmeler aynı zaman da var olan devlet yapıları açısından da yıpratıcı olmakta ve bu nedenle de uzun mücadeleler sonucunda zorla gerçekleştirilmiş olan dünya devleti yapılanmaları bir süre sonra ortaya çıkan yeniliklerin estirdiği rüzgarlar karşısında direnemeyerek, belirli bir yıpranma süreci sonucunda çökerek ya da dağılarak tarih sahnesinden çekilmek durumunda kalabilmektedirler. Böylesine olumsuz bir sonucun önceden engellenebilmesi için devleti kuran kurucu iradenin gereken tüm önlemleri alması kaçınılmaz anlamda gerekli bulunmaktadır. Dünya devletleri kuran tüm kurucu kadroların yarattıkları süper yapılanmaların uzun süre ayakta kalabilmesi için, dünya devletinin kontrolü altında çok güçlü bir dünya ordusunun kurulması kaçınılmaz bir gerçekliktir.

    Ordular askerlik bilimi çerçevesinde ele alınarak incelenen toplumsal ve siyasal yapılanmalardır. Büyük devletler varlıklarını büyük ordulara borçludurlar. Büyük devlet kurucuları aynı zamanda bu doğrultuda büyük orduların da kurucusu olmak zorundadırlar. Dünya devletinin oluşturulması süreci içinde eğer bir dünya ordusu girişimi tamamlanamaz ise, o zaman kurulmuş olan dünya ordusunun korunabilmesi ya da yeni devlet oluşumlarının savaşarak büyümelerinin önü açık bırakılmış olur ve buradan da yeni aday ülkeler büyüyerek yeni dünya devleti olmaya dönük bir hedefi tekrar siyasal gündeme getirebilirler. Tarih boyunca kurulmuş olan devletlerin tarihi incelendiği zaman her büyük devletin arkasında ya da önünde aynı zamanda bir de büyük ordunun bulunduğu görülmektedir. Büyük devletlere giden yolun büyük ordularla açıldığı tarih biliminin gözler önüne serdiği bir gerçekliktir. Ne var ki, bugünün koşulları içinde konuya bakılırsa o zaman yeni yeni ortaya çıkan aday devletlerin büyük devlet ya da dünya devleti oluşumuna özne olması noktasında aday olarak öne çıkması yüzünden, her zaman için bir büyük dünya savaşı ile bütün dünyayı karşı karşıya getirmektedir. Bu nedenle, savaş istemeyen ve de barıştan yana olan dünya güçlerinin var olan büyük devleti destekleyerek onun yanında yer almasını dünya barışı için isteyebilmektedirler. Tek büyük devlet hegemonyası barışı ikinci bir aday devlette savaşı gündeme getirmektedirler. Dünya devleti yapılanması tek bir büyük devletin çabaları ile gerçekleştirilemeyince, o zaman da önde gelen büyük devletlerin bir araya gelerek devletler üstü bir statüde dünya devleti oluşumun kurmaya çalıştıklarını tarih bilimi insanlığa göstermektedir.

    Günümüzün süper gücü olarak Amerika Birleşik Devletleri bugün bir uzay kuvvetleri komutanlığı adı altında bir dünya ordusu kurmuştur. Bu uzay ordusu aslında uzaydan gelebilecek her türlü tehdit ve tehlikeye karşı dünyayı koruyacak bir dünya ordusu olarak anlaşılabilir. Şimdiye kadar kurulmuş olan dünya orduları yeryüzü üzerinde sınırlı kaldığından aslında büyük ordu olmaktan ileriye gidememişlerdir. Büyük ordu ile dünya ordusu arasındaki temel fark, uzayda bir gezegen olarak varlığını sürdüren dünyanın uzaydan gelebilecek her türlü tehdide karşı korunmasıdır. Daha önce uzay ordusu adı ile kurulmuş ordular uzay yerine yeryüzü üzerinde savaşarak   büyük ordu olabilmenin ötesine gidemediklerinden gerçek anlamda uzay ordusu ya da dünya ordusu olamamışlardır. Bugün gelinen noktada bir uzay ordusunun kurulması dünya devletleri açısından uzaysal tehlikeleri dikkate alan örgütlenmelerdir. ABD’nin bir uzay ordusu kurmasından sonra ilk kez bir dünya ordusunun uzay boşluğuna karşı gündeme getirildiği görülmektedir. Bugün gelinen noktada insanlık için uzay çağı başlarken, insanoğlu bu dünyaya hapsolmaktan kurtulacak ve uzay savaşına yönelik olarak kurulan uzay ordusu da insanlığın ve dünya gezegeninin güvenliği için gerekirse, uzaydan gelebilecek tüm saldırılara karşı çıkarak dünya ve insanlık değerlerinin korunması için harekete geçecektir. Bugün gelinen noktada artık uzay güvenliği söz konusu olacağı için, yeryüzü üzerinde çıkabilecek savaşlar artık ikinci planda kalmaktadır. Artık devletlerin birbirini tehdit etmesi değil ama uzaydan gelecek yansımaların dünya ve insanlığı tehdit etmesi, öncelikli bir barış sorunu olarak gündeme girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi Atatürk” İstikbal göklerdedir “sloganını kullanarak uzaya önem vermiş, Mu kıtası gerçekliği ile uğraşarak ve bağlantılarını araştırarak eski uygarlıklar üzerindeki uzay etkilerini açıklığa kavuşturmaya çaba göstermiştir. Günümüzde var olan dünya devleti olarak ABD’nin kendisine bağlı askeri birlikleri yönlendirerek, artık dünya savaşlarını değil ama yeni kurduğu uzay kuvvetleri aracılığı ile bir dünya ordusu olarak dünya dışı ortamlara ve varlıklara karşı, dünyanın ve insanlığın korumasına yönelmesi gerekmektedir. Uzay ordularının kurulmasıyla birlikte ilk kez bir gerçek dünya ordusu dünya dışı varlıklar ve ortamların bulunduğu uzayın derinliklerinde çalışmalar yapması gerekirken, hala bir büyük devlet ordusunun gene eskisi gibi insanların üzerinde yaşadığı ülkelere saldırarak, masum halk kitlelerinin topluca katledilmesine giden insanlık dışı üçüncü dünya savaşı senaryolarına, milyonlarca insanın alet edilmesini gündeme getirilmesine, bütün insanlığın karşı çıkarak üçüncü kez bir dünya savaşına izin verilmemesi gerekmektedir. ABD’nin uzay ordusu bugün dünya ordusu olarak insanlığı korumalıdır.

      Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN