- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11822 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Bu İş Çocuk Oyuncağı Değil!

21 Ocak 2017 - 1 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Bu İş Çocuk Oyuncağı Değil!
Bu İş Çocuk Oyuncağı Değil!
Adana’da Çukurova Kalkınma Ajansı’nın (ÇKA), İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Bernard Van Leer Vakfı işbirliği ile mevsimlik tarım işçileri üzerinde yaptığı araştırma sonucu hazırlanan rapor, çocukların kötü yaşam koşullarını bir kez daha ortaya çıkardı.

Karataş İlçesi’ne bağlı Tuzla ve Karagöçer ile Yüreğir İlçesi’ne bağlı Kadıköy bölgelerindeki 3 çadır alanında, Doç. Dr. Pınar Uyan Semerci ve Doç. Dr. Emre Erdoğan yönetimindeki araştırma ekibi, Türkiye’de mevsimlik gezici tarım işçisi alan diğer bölgelere de uygulanabilir bir yöntem oluşturması için rapor hazırladı.

TARIM İŞÇİLERİ UMUTSUZ

Yaklaşık 4 bin kişi üzerinde yapılan araştırmaya katılanların, yaşadıkları sorunlarda bir iyileşmenin olamayacağına dair umutsuzluk içinde olduğu belirtildi. Anketlere katılanların yaş ortalamasının 21 olduğu, 5 yaş ve altındaki nüfusun toplam içerisindeki oranın ise yüzde 14 olduğu vurgulandı. Rapora göre, 6-10 yaş grubu da eklendiğinde çadır alanlarında yaşayan her 3 kişiden biri 10 yaş altında, her hanede yaklaşık 4 çocuk bulunuyor. Bazı hanelerde ise çocuk sayısı 13’e kadar ulaşıyor. Anket yapılan aileler içinde 20 -25 yıldır evine hiç dönmeden sacdan ve naylon çadırlarda yaşayan aileler bulunuyor. Günlük ortalama 40 lira yevmiye ile çalışan tarım işçileri, günde 9 saat mesai yapıyor.

6 YAŞINDAKİ ÇOCUK TARLADA ÇALIŞIYOR

Rapora göre çadırda yaşayan çocukların yüzde 80’i okul öncesi eğitim alamıyor. Yüzde 29’u çalıştığı için okula gidemiyor. Çadırlardaki her 3 haneden 2’sinde okula devam edemeyen 1 çocuk bulunuyor. Çadırlardaki çocukların yüzde 64’ü herhangi bir eğitim alamıyor, 6-10 yaş arası çocukların yüzde 7’si tarlada çalışıyor. Bu oran 10-14 yaş diliminde erkek çocuklarda yüzde 52’i, kız çocuklarında yüzde ise yüzde 60’a yükseliyor. 15-18 yaş diliminde ise tarlada çalışanların oranı yüzde 91’dir. Tarlada çalışan çocuklar yetişkinlerle bir tutularak aynı performansı göstermesi bekleniyor. Kadınların ilk çocuklarını ortalama 21 yaşında doğurduğu, yaklaşık yüzde 8’lik bir kesimin ise ilk doğumunu 15 yaşından daha küçükken yaptığı saptandı.

Görüşülen ailelerin yüzde 29’unun kaybetmiş olduğu bir çocuğu bulunuyor. Hayatını kaybeden çocukların üçte ikisi bir yaşından küçük olduğu da dikkat çekiyor. Mevsimlik tarım işçileri banyo ve tuvalet ihtiyaçlarını da çadırlarının yanına kurdukları derme çatma alanlarda görmeye çalışıyor. İşçilerin yüzde 87’sinin yeşil kartı bulunuyor. Tarım işçileri içme suyunu ise çadır alanına getirilen tankerden karşılıyor.

GEZİCİLİK KALICILIĞA DÖNÜŞMÜŞ

Raporun sonucu ise araştırmacılar tarafından şöyle değerlendirildi:

“Çukurova Bölgesi’nde mevsimlik tarım işçiliği yıllardan beri süregelmektedir. Hasat dönemlerinde başta Şanlıurfa olmak üzere çeşitli illerden bölgeye mevsimlik tarımda çalışmaya işçiler gelmektedir. Zaman içerisinde dışsal ve içsel faktörler sonucunda gerek göçün kayağı değişmiş, gerekse de bölgede 12 ay boyunca iş gücüne ihtiyaç duyulması nedeniyle ‘gezicilik’ kalıcılığa dönüşmüş olsa da mevsimlik tarım işçileri ve ailelerinin durumu bölgenin en önemli sorununu oluşturmaktadır. Nesilden nesle aktarılan sorunların iç içe geçmişliği hem mevsimlik tarımda çalışan ailelerin kendi ifadelerinde, hem de alanda faaliyet gösteren farklı aktörlerin dillendirmeleriyle çözümsüzlük ve iyileşmenin olmayacağına dair bir umutsuzluk şeklinde yer almaktadır. Çocuklar başta olmak üzere çadır alanlarında yaşayanlar en temel haklara erişiminde sorun yaşamakta ve hayatlarını risk altında sürdürmektedir. Çukurova’da 18 yaş altı çocuk emeği tarımda yaygın biçimde vardır. Türkiye’de yoksulluk ve yoksunluk açısından en kırılgan grup olan mevsimlik tarım işçilerinin yaşam koşullarını iyileştirme, çocukların sağlık, eğitime erişimlerini güçlendirmeye ve çalışmalarını sağlamaya dair geliştirilecek her kalıcı çözüm Çukurova için değil Türkiye’nin birçok bölgesinde yaşanan sorunların çözümü için örnek bir model geliştirme yolunda önemli bir kaktı sağlayacaktır. Kalıcı ve sürdürebilir bir müdahalenin kamu ve sivil toplumun, sorunun aciliyeti ve çok boyutluluğunu kabul ederek işbirliğine gitmesi ve bu alanda somut projeler geliştirmesiyle mümkündür. Mevcut projemizle, bu katkıyı sağlamak amacıyla önümüzdeki süreçte ilgili tüm taraflarla görüşerek, paydaşların desteklediği kalıcı bir çözüm paketi üretmeye hedeflemekteyiz.”

Adana, su kaynakları bakımından oldukça zengindir. 4 adet baraj gölü 22 adet gölet, yaklaşık 1.500 km uzunluğunda drenaj kanalları, yer altı suları ve Toroslar’da çok sayıda soğuk su kaynağı Adana’nın su kaynaklarını oluşturmaktadır. Akdeniz Bölgesi’nin önemli ırmaklarından olan Seyhan ve Ceyhan, Adana ili toprakları içinde yer almaktadır. Bu iki nehirle bağlantılı Seyhan, Çatalan, Yedigöze, Kozan ve Kesiksuyu baraj gölleri geniş bir su havzasını oluşturmaktadır. Bu baraj göllerinden başka, güney kıyıda 5 adet lagün sistemi mevcuttur. Adana’nın yerüstü toplam su kaynağı Seyhan (6 200 hm³/yıl) ve Ceyhan (6 500 hm³/yıl) nehirlerinin toplamı olup, Adana’nın toplam su kaynakları içindeki payı %95’tir. Ayrıca bölgede yer altı su kaynakları da sulama amaçlı kullanılmaktadır. Yer altı su kaynaklarının toplam içindeki oTürkiye genelinde sulamada kullanılan su 30 Milyar m3 olup bunun %6,4’ü Adana’da kullanılmaktadır. DSİ VI. Bölge Müdürlüğü’ne bağlı olarak, bugüne kadar Adana ili sınırları içinde 426.335 ha alanda sulu tarım arazi sınıflandırması gerçekleştirilerek, 375.212 ha sulanabilir alan tespit edilmiştir. Elde edilen sulanabilir alanların, yine DSİ projeleriyle teknik ve ekonomik olarak brüt 352.162 ha’ının sulanabileceği projelerle belirlenmiş olup, mevcut durumda brüt 241.307 ha (DSİ projeleriyle teknik ve ekonomik olarak sulanması ön görülen alanın %68’i) sahanın sulaması gerçekleştirilmiştir. Bölgede sulanan alan oranı %55, Türkiye genelinde sulanan alan oranı ise %32’dir. Bu bakımdan hem kendi bölgesinde hem de Türkiye genelinde en önde gelen illerin başındadır. Sulamaya açılan 241.307 ha’ın 167.402 ha’ı cazibeyle, 8.335 ha’ı pompajlı olarak sulanmaktadır. Cazibeli sulamanın büyük bir kısmı açık kanaletli sulama sistemi, pompajlı sulamanın büyük bir kısmı da borulu sulama sistemidir. Bölgemizde işletmeye açılan sulama sahalarında sulama oranı %82’dir. Bu oran Türkiye genelinin oldukça üstündedir

Toprak ve su kaynakları toplumların önemli doğal zenginlikleri arasında ilk sıradadır. Toplumların sosyal ve ekonomik yönden kalkınmalarında, bahsedilen bu kaynakların geliştirilmesi ve akılcı kullanımı büyük önem taşımaktadır. Toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesi hedefine yönelik olarak yapılan sulama yatırımlarında genel amaç, tarımsal üretimin artırılması ile birlikte tarımla uğraşan kesimin refahının en üst seviyeye çıkarılmasıdır. Artan nüfusun beslenmesi, tarıma dayalı sanayinin hammadde ihtiyacının karşılanması, tarım sektörünün milli hâsıladaki payının artırılması tarım alanlarındaki üretim artışına bağlıdır. Birim alandan elde edilen tarımsal üretimin artırılmasında en etkili unsurların başında sulama gelmektedir. Sulu tarım ile tarımsal gelirler yaklaşık 5–6 kat artmaktadır. Yaklaşık olarak, kuru tarımda hektar başına ortalama tarımsal gelir 500 $ (750 TL/ha) iken, sulama sonrasında 3.000 $ (4.500 TL/ha) olmaktadır. Böylece tarımsal verimlilik artarken çiftçinin refah seviyesi de artacaktır. Bunun yanı sıra sulamaya açılmamış alanların sulu tarıma kazandırılması ve artan verimlilik ile tarıma dayalı sanayinin rekabet gücünde de önemli artış meydana gelecektir. Tarımsal sulama suya gereksinim duyan tüm sektörler içinde suyun en çok kullanıldığı sektör olup Türkiye’de kullanılan suyun %74’ü tarım sektöründe kullanılmaktadır (DSİ, 2010). Gelişmiş ülkelerde bu oran tarım sektörü aleyhine düşmekte olup kentsel ve endüstriyel kullanım tarımda kullanılan suya ortak olmaktadır. Bu nedenle tarımsal üretimin arttırılması ve çeşitlendirilmesi büyük önem arz eden suyun tarım sektöründe daha dikkatli kullanımı çevre ve gıda güvenliği açısından da büyük önem taşımaktadır. Barajdan alınan suyun tarlaya ulaşıncaya kadar yaklaşık %40’ının kayıplarla zayi olduğu, tarla içi sulama sistemlerinin performansının %50’leri pek geçmediği düşünüldüğünde, bu sektörde yapılacak iyileştirmelerin gelecekteki riskleri azaltmakta ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılabilir. Bugün Adana sulama reformu gündeminin itici başlıca faktörleri:  İklim değişkenliği ve değişim  Nüfus artışı  Sağlıklı sulama altyapısı  Sürdürülebilirlik  Entegre su yönetimi  Yağmur suyu etkisi ve su hasadı’dır

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar