Yazar: Sakarya54 Haber Merkezi
-
Engelsiz Hobi Atölyeleri öğrencileri Macerapark’ta doğayla buluştu
Engelsiz Hobi Atölyeleri öğrencileri Macerapark’ta doğayla buluştu
Büyükşehir Belediyesi Engelsiz Hobi Atölyeleri öğrencileri, Orman Haftası kapsamında Macerapark’ta düzenlenen etkinlikte doğayla iç içe bir gün geçirdi. Gün boyu süren etkinliklerde özel gereksinimli bireyler hem eğlendi hem de doğayla bağ kurarak keyifli bir deneyim yaşadı.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelli Hizmetleri Şube Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Engelsiz Hobi Atölyeleri, düzenlediği etkinliklerle özel gereksinimli bireyleri sosyal hayatla buluşturmaya devam ediyor.
Doğayla iç içe
Bu kapsamda Orman Haftası münasebetiyle Macerapark’ta düzenlenen programda özel gereksinimli öğrenciler, doğanın önemi, çevre bilinci ve ağaç sevgisi üzerine gerçekleştirilen sohbetlere katıldı.
Doğa temalı hikayeler anlatıldı
Öğretmenler tarafından okunan doğa temalı hikâyelerle farkındalıkları artırılan öğrenciler, gün boyu süren etkinliklerle hem eğlendi hem de doğayla bağ kurarak keyifli bir deneyim yaşadı.

Müzik eşliğinde sosyalleştiler
Programın en dikkat çeken anlarından biri ise ateşi etrafında gerçekleşen müzik etkinliği oldu. Gitar eşliğinde söylenen şarkılarla eğlenen öğrenciler, birlikte vakit geçirerek sosyal bağlarını güçlendirdi.
-
Akaryakıt istasyonlarına yönelik şikayetler 3 haftada yüzde 71 arttı
Akaryakıt istasyonlarına yönelik şikayetler
3 haftada yüzde 71 arttı
Şikayetvar, akaryakıt istasyonlarına yönelik şikayetlerin son 3 haftada yüzde 71 arttığını açıkladı. Platformda en çok şikayet edilen başlıkların zam öncesi satışın durdurulması, ani fiyat değişimleri ve istasyonlar arası farkların olduğu kaydedildi.
Çözüm platformu Şikayetvar verilerine göre, akaryakıt istasyonlarına yönelik şikayetler aylık bazda yüzde 26 artarken, son üç haftada artış oranı yüzde 71’e ulaştı. Yıllık artış ise yüzde 8 seviyesinde gerçekleşti.
En çok şikayet edilen konular neler?
Zam beklentisiyle satış yapılmaması: İstasyonların fiyat artışı öncesinde yakıt satışını durdurduğu veya müşterileri beklettiği, satışın ise zamlı tarifeden yapıldığı ifade ediliyor.
Fiyat dalgalanmaları ve istasyonlar arası farklar: Aynı gün ve aynı bölgede dahi litre fiyatlarında ciddi farklılıklar görülmesi, tüketicilerde güven sorununa yol açıyor.
Ani ve sık fiyat değişimleri: Fiyatların gün içinde hızlı ve öngörülemez şekilde değişmesi, kullanıcıların planlama yapmasını zorlaştırıyor.
Yakıt olmasına rağmen satış yapılmaması: Bazı istasyonlarda depoda yakıt bulunmasına rağmen satış yapılmadığı yönünde şikayetler öne çıkıyor.
Yakıt bulunamaması ve bilgilendirme eksikliği: İstasyona giden kullanıcıların yakıt olmadığı gerekçesiyle geri çevrildiği ve bu durumun önceden bildirilmemesi mağduriyet yaratıyor.
Şeffaflık eksikliği: Fiyatlandırma politikalarının açık olmaması ve fiyat değişimlerinin gerekçesinin paylaşılmaması tüketici memnuniyetini olumsuz etkiliyor.
Hizmet kalitesinde düşüş: Yoğunluk, operasyonel sorunlar veya personel kaynaklı nedenlerle hizmet kalitesinde dalgalanmalar yaşanıyor.
Konuyla ilgili platforma yansıyan şikayetlerden bazıları ise şöyle sıralandı:
“Ankara Yenimahalle’deki benzin istasyonunda yakıt almak için durduğumda, pompa görevlisi aracımı önce 200 TL’lik yakıtla doldurdu, ardından aracımın yakıt pompasının arızalı olduğunu söyleyerek devamında yakıt vermeyi reddetti. Daha sonra aynı istasyonda, 28.03.2026 gecesi mazota gelecek 6 TL’lik zam nedeniyle yakıt verilmediğini ve ‘pompa arızalı’ bahanesinin bu gerekçeyle öne sürüldüğünü öğrendim. Bu durumun hem müşteriyi yanıltıcı hem de keyfi bir uygulama olduğunu düşünüyorum.”
“09.03 tarihinde Kocaeli Körfez’de bir akaryakıt istasyonunda yakıt almak istediğimde, saat 23.45 sonrası görevliler zam beklendiğini söyleyerek beni araçta bekletti. Zamlı fiyat yürürlüğe girdikten sonra yakıt verildi ve bu nedenle daha yüksek fiyattan işlem yapıldı. 00.06’da yaklaşık 4 bin 400 TL tutarında motorin aldım. Hesaplamama göre yaklaşık 325 TL fazladan ödeme yaptım. Müşterinin bilinçli şekilde bekletilerek fiyat artışına maruz bırakılmasının haksız ve etik dışı olduğunu düşünüyorum.”
“08 Mart 2026’da Gaziantep Şahinbey’de bir akaryakıt istasyonunda LPG almak istedim. Görevli, depoda LPG olmasına rağmen maliyetler nedeniyle satış yapmadıklarını söyleyerek beni geri çevirdi. Yakıt bulunmasına rağmen satış yapılmaması nedeniyle başka istasyona gitmek zorunda kaldım; bu durum zaman kaybına yol açtı ve ailemle birlikte mağduriyet yaşamama neden oldu.”
“27.03.2026 akşamı saat 19.49’da bir akaryakıt istasyonundan aracımı 69,98 TL/L fiyatla motorin ile doldurdum. Aynı gün başka bir istasyonda aynı ürünün 68,47 TL/L’den satıldığını öğrenince durumu sorguladım. Müşteri hizmetlerinden, bayilerin serbest piyasa koşullarında farklı fiyat belirleyebildiği bilgisi verildi. Ancak aynı ürün için bu kadar fiyat farkı olması güven sarsıcı ve tüketici açısından rahatsız edici bir durum. Bu fiyat farklılıklarının nedenine dair kamuoyunun bilgilendirilmesini ve müşterileri mağdur etmeyecek daha şeffaf bir fiyat politikası uygulanmasını talep ediyorum.”
“29.03.2026 saat 22.20 civarında bir akaryakıt istasyonuna motosikletimle yakıt almak için gittim. Yolda benzinin bitmesi nedeniyle yaklaşık 2 km motoru iterek ulaştım ancak istasyonda benzin olmadığı söylenerek yakıt verilmedi. Yakıt bulunmaması ve önceden herhangi bir bilgilendirme yapılmaması nedeniyle mağdur oldum. Bu istasyona güvenerek güzergâhımı planlamışken yakıt bulamamak ciddi bir sorun yarattı.”
“27 Mart gecesi 23.45 civarında Manisa Salihli’de bir akaryakıt istasyonunda mazot almak istedim. Görevli, zam beklendiğini söyleyerek yaklaşık 20 dakika beklemem gerektiğini belirtti ve yakıt satışı yapılmadı. İstasyondan ayrıldıktan sonra yakın bir başka istasyondan kısa sürede sorunsuz şekilde mazot alabildim. Zam beklentisiyle müşteriye yakıt verilmemesinin kabul edilemez olduğunu ve mağduriyet yarattığını düşünüyorum.”
“24 Mart akşamı saat 23:30 civarında Ankara bir akaryakıt istasyonunda motorin almak istedim. Zam beklentisi nedeniyle yakıt satışı durduruldu ve benimle birlikte birçok kişi mağdur edildi. Görevliler önce nöbet değişimini gerekçe gösterdi, ardından talimat gereği motorinin sadece saat 00.00’dan sonra verileceğini ifade etti. Ödeme yöntemi fark etmeksizin yakıt almak istememe rağmen satış yapılmadı. Zam gerekçesiyle satış yapılmamasının kabul edilemez olduğunu düşünüyor, konunun incelenmesini ve benzer mağduriyetlerin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınmasını talep ediyorum.”
“22 Mart gecesi 23.50 civarında İstanbul Sancaktepe’de bir akaryakıt istasyonuna benzin almak için gittim ancak ‘gün sonu’ gerekçesiyle satış yapılmayacağı, 00.05’te başlanacağı söylenerek yakıt alamadım. Gece saatlerinde acil ihtiyaca rağmen satış yapılmaması mağduriyete neden oldu. Bu uygulamanın standart bir prosedür mü yoksa istasyona özel bir durum mu olduğunun açıklanmasını istiyorum.”
-
SATSO 31. Meslek Komitesi’nden 5G Değerlendirmesi: “Sakarya Dijital Dönüşümün Öncüsü Olacak”
SATSO 31. Meslek Komitesi’nden 5G Değerlendirmesi: “Sakarya Dijital Dönüşümün Öncüsü Olacak”
Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası (SATSO) Bilişim ve Telekomünikasyon faaliyetleri ile iştigal eden 31. Meslek Komitesi, komite üyelerinin katılımı ile aylık olağan toplantısını gerçekleştirdi.
Komite aylık toplantısında Türkiye’nin 1 Nisan 2026 itibarıyla başlayacak olan 5G yolculuğunu ve bu teknolojinin şehre katacağı değerleri gündeme getirdi. Toplantıda, 5G’nin sadece bir hız artışı değil, sanayide tam otomasyonun anahtarı olduğu vurgulandı.

Komite toplantısında sektör adına açıklamada bulunan 31. Meslek Komitesi Üyesi Fahri Özdemir, 5G’nin teknik altyapısı ve sektörel gelişime katkısı üzerine yaptığı açıklamada şunları dile getirdi; “Türkiye’nin 5G yolculuğu, sadece bireysel internet hızımızın artması anlamına gelmiyor; bu, sanayide nesnelerin interneti (IoT), yapay zeka entegrasyonu ve düşük gecikmeli veri iletimi ile yeni bir çağın kapısını aralamaktır. Sakarya, güçlü üretim potansiyeli ve gelişime açık imalat yapısı ile 5G teknolojisine en çok ihtiyaç duyan ve bu değişimden en yüksek verimi alacak illerin başında gelmektedir. Komite olarak, yerel telekomünikasyon operatörlerimizin ve bilişim firmalarımızın bu sürece hızla adapte olması için rehberlik etmeye devam edeceğiz. Bilişim ekosistemine katkı sunacak bu gelişmeyi 1 Nisan itibariyle şehir merkezinde yer alan sektör temsilcilerimiz halka tanıtmak ve bugünün anlamına yönelik etkinlikler düzenleyecek. Bu konuda Adapazarı Belediyemizle görüşmelerimizi gerçekleştirdik. “
Başkan Altuğ: “5G ile Üretimde Yeni Bir Dönem Başlayacaktır.”
Gelişmeleri değerlendiren SATSO Yönetim Kurulu Başkanı A. Akgün Altuğ ise, 5G teknolojisinin Ülke genelinde olduğu gibi Sakarya’nın ekonomik ve sosyal hayatında yaratacağı değişime dikkat çekerek şunları dile getirdi; “1 Nisan itibarıyla ülkemizde kademeli olarak devreye alınacak olan 5G teknolojisi, Sakarya’nın ‘Üreten Şehir’ vizyonunu yüksek teknolojiyle buluşturacak stratejik bir eşiktir. Bu değişim telekomünikasyon ve teknolojide hız artışının yanı sıra; veri iletim hızının 4G’ye oranla yaklaşık 100 kat artması ve gecikme sürelerinin neredeyse sıfırlanmasıyla hayatın her alanında gerçek zamanlı bir dönüşüme vesile olacağına inanıyoruz.
Özellikle çok yönlü bir üretim şehri olarak tanımladığımız Sakarya’mızda, aynı anda birden fazla cihazın birbiriyle haberleşebilmesi, fabrikalarımızdaki sistemlerin kusursuz bir uyumla çalışmasını sağlayarak tam otomasyonlu üretim hedeflerimize bizi bir adım daha yaklaştıracaktır.
Bu teknolojik sıçrama sadece telekomünikasyonla sınırlı kalmayacak; üretimden tarıma, sağlıktan lojistiğe kadar pek çok alanda yeni bir süreci hayatımıza katacaktır.
SATSO olarak, üyelerimizin bu dijital devrimden en yüksek verimi alması ve küresel rekabette öne geçmesi adına tüm gücümüzle çalışmaya ve rehberlik etmeye devam edeceğiz.”
-
Kendine İyi Bakmanın Doğal Yolu: Antioksidan Gücüyle E Vitamini
Kendine İyi Bakmanın Doğal Yolu: Antioksidan Gücüyle E Vitamini
Bütünsel sağlık ve “kendine iyi bakma” kavramları, yoğun tempoda fiziksel zindeliği korumak için giderek daha fazla önem kazanıyor. Hücreleri içten dışa korumanın ve hücresel yıpranmayı azaltmanın yolu ise güçlü antioksidanlardan, özellikle de E vitamininden geçiyor.
Sağlık ve hastalıklardan korunma denildiğinde akla ilk olarak C vitamini gelse de hücreleri serbest radikallere karşı koruyan ve yaşlanma etkilerini yavaşlatan güçlü bir kahraman çoğu zaman arka planda kalıyor: E vitamini. Genellikle tek bir vitamin sanılsa da E vitamini aslında tokoferoller ve tokotrienoller olmak üzere iki ana gruptan oluşuyor. Vücudun tam anlamıyla korunabilmesi için her iki formun da beslenmeye dahil edilmesi büyük önem taşıyor.
Uzmanlar da beslenmedeki bu çeşitliliğin günlük sağlık rutinimizin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini vurguluyor. Bu noktada E vitamininin “kendine iyi bakma” sürecindeki hücresel koruma gücüne dikkat çeken Diyetisyen Neslihan Aktepe şu değerlendirmelerde bulundu:
“Vücudumuzun hücresel düzeyde yıprandığı ve serbest radikallerin arttığı dönemlerde, içten dışa bir koruma kalkanı oluşturmak şart. Hücre zarlarımızı koruyan ve bağışıklığımızı ayakta tutan E vitamini ise genellikle göz ardı ediliyor. Oysa E vitamini, vücudumuzun paslanmasını önleyen en güçlü antioksidan kalkanı. Ancak burada çok önemli bir detay var: E vitamini tek bir madde değil. Günlük beslenmemizde fındık, ıspanak veya zeytinyağı gibi kaynaklardan ağırlıklı olarak E vitamininin ‘tokoferol’ formunu alıyoruz. Oysa hücresel savunmamızı bir üst seviyeye taşımak için doğada çok daha nadir bulunan ‘tokotrienol’ formuna da ihtiyacımız var. Kendimize gerçekten iyi bakmak ve tam bir koruma sağlamak istiyorsak, tek tip beslenmekten kaçınmalı ve E vitamininin bu farklı formlarını barındıran yağ ve gıda çeşitliliğini sofralarımıza mutlaka taşımalıyız.”
Farklı Yağlar, Farklı E Vitamini Formları Sunuyor
Her yağın aynı E vitamini formunu sunmadığını belirten Aktepe, değerlendirmelerine şöyle devam etti: “Fındık, ay çekirdeği, yeşil yapraklı sebzeler ve balık gibi gıdalarda bolca bulunan E vitamini, yağda çözünen yapısı gereği emiliminin artması için yağ bileşenleriyle birlikte tüketilmeye ihtiyaç duyuyor. Evlerde yaygın olarak kullanılan mısır, zeytin, soya ve ayçiçek yağı gibi bitkisel yağlar, E vitamininin yalnızca tokoferol formunu içeriyor. Gıda sektöründe stabil yapısı gereği sıkça tercih edilen palm yağı ise, E vitamininin doğada nadir bulunan tokotrienol formu açısından en zengin bitkisel kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor.”
Tokotrienollerin Antioksidan Gücü
Palm yağındaki E vitamininin %70’ini tokotrienoller, %30’unu ise tokoferoller oluşturuyor. Tokotrienoller, sahip oldukları özel yapı sayesinde hücrelere zarar veren ve yaşlanmayı hızlandıran zararlı maddeleri etkisiz hale getirmede, tokoferollere kıyasla 10 ila 50 kat daha yüksek bir güce sahip. Aynı zamanda doğrudan beyne ulaşabilen bu bileşenler, beyin hücrelerini günlük yıpranmaya ve hasara karşı korumaya da yardımcı oluyor.
Bütünsel sağlığı desteklemek ve bedene en iyi şekilde bakmak için E vitamininin her iki formunu da (tokoferol ve tokotrienol) barındıran gıdalara ve farklı yağ bileşenlerine beslenmede dengeli şekilde yer verilmesi öneriliyor.
-
Nalan Yedekçi: Sakarya Halkın İradesine Sahip Çıkmak İçin Meydanda Buluşuyor
Nalan Yedekçi: Sakarya Halkın İradesine Sahip Çıkmak İçin Meydanda Buluşuyor
Cumhuriyet Halk Partisi Serdivan İlçe Başkanı Nalan Yedekçi, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Sakarya mitingine ilişkin açıklamada bulundu.
Yedekçi, mitingin yalnızca bir siyasi buluşma değil, aynı zamanda halkın iradesine sahip çıkma çağrısı olacağını ifade etti.
“ÖZGÜR ÖZEL SAKARYALILARLA BULUŞACAK”
Cumhuriyet Halk Partisi Serdivan İlçe Başkanı Nalan Yedekçi, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in 26 Nisan Pazar günü saat 16.00’da Sakarya Kent Meydanı’nda vatandaşlarla bir araya geleceğini belirtti.
Yedekçi, tüm vatandaşları bu önemli mitinge katılmaya davet etti.

“SAKARYA’DAN GÜÇLÜ BİR MESAJ VERİLECEK”
Cumhuriyet Halk Partisi Serdivan İlçe Başkanı Nalan Yedekçi, Türkiye’nin ekonomik kriz ve artan adaletsizlikler nedeniyle zorlu bir süreçten geçtiğini ifade etti.
Yedekçi, Sakarya’dan yükselecek sesin bu tabloya karşı güçlü bir duruş olacağını dile getirdi.
“BU ŞEHİR EMEĞİN VE DAYANIŞMANIN MERKEZİDİR”
Cumhuriyet Halk Partisi Serdivan İlçe Başkanı Nalan Yedekçi, Sakarya’nın emeğin, üretimin ve dayanışmanın simgesi olduğunu belirterek, bu şehirde hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karşı güçlü bir iradenin bulunduğunu vurguladı.
“TÜRKİYE DEĞİŞİME HAZIR”
Cumhuriyet Halk Partisi Serdivan İlçe Başkanı Nalan Yedekçi, 26 Nisan’da Demokrasi Meydanı’nda verilecek mesajın net olduğunu belirterek, ülkenin geleceğinin halkın iradesiyle yeniden şekilleneceğini ifade etti.
Yedekçi, tüm hemşehrileri bu anlamlı buluşmada yer almaya davet etti.
-
Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!
Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün!
Ağlamak da iyileştirir!
Meme kanseri teşhisinin, birçok kadın için sadece tıbbi bir durum olmadığını belirten uzmanlar, bir ‘eşik anı’ olduğunu söylüyor.
Teşhisin ardından şok, inkâr, korku ve kaygı gibi duyguların sıkça görüldüğünü ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın “Pek çok kadın, tanıyı ilk duyduğunda ‘bu bana olamaz’ ya da ‘bir hata olmalı’ düşüncesine kapılır. Bu inkâr tepkisi, psikolojide akut stres tepkisinin doğal bir parçasıdır ve beynin ani tehdide karşı kendini koruma mekanizması olarak değerlendirilir.” dedi. Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapinin, fiziksel olduğu kadar psikolojik olarak da zorluklara neden olduğunu aktaran Aydın, duyguları ifade etmenin, kontrol edilebilir alanlara odaklanmanın ve destek gruplarına katılmanın psikolojik dayanıklılığı artırdığını vurguladı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, özellikle kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri sürecinde kadınların yaşadığı psikolojik zorluklar, duygusal tepkiler, vücut imajı sorunları ve baş etme stratejileri ile sosyal desteğin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.
Kanser teşhisi hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’ olabilir!
Meme kanseri teşhisinin, birçok kadın için yalnızca tıbbi bir bilgi olmadığına dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu teşhis hayatın tamamını sarsan bir ‘eşik anı’dır. Bu nedenle ilk tepkiler çoğunlukla yoğun, karmaşık ve dalgalı olur.” dedi.
En sık görülen ilk duygular arasında şok, inkâr, korku, kaygı ve kontrol kaybı hissinin yer aldığını ifade eden Aydın, “Pek çok kadın, tanıyı ilk duyduğunda ‘bu bana olamaz’ ya da ‘bir hata olmalı’ düşüncesine kapılır. Bu inkâr tepkisi, psikolojide akut stres tepkisinin doğal bir parçasıdır ve beynin ani tehdide karşı kendini koruma mekanizması olarak değerlendirilir. Araştırmalar, kanser tanısı alan bireylerin önemli bir kısmında ilk haftalarda travma sonrası stres belirtilerine benzer tepkiler görülebildiğini gösteriyor.” şeklinde konuştu.
Farklı tepkiler, baş etme tarzı ve kişilikle ilgili!
Bu tepkilerin yanında ölüm korkusu, geleceğe dair belirsizlik, ‘çocuklarıma ne olacak?’, ‘hayatım yarım mı kalacak?’ gibi varoluşsal soruların da çok erken dönemde ortaya çıkabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şöyle devam etti:
“Bazı kadınlar bu süreçte aşırı bilgi arayışına girerken, bazıları tam tersine tıbbi konuşmalardan kaçınabilir. Her iki tepki de psikolojik açıdan anlaşılırdır. Bir kadın, tanıdan sonraki ilk günlerde sürekli internette hastalıkla ilgili içerik aradığını, geceleri uyuyamadığını ve zihninin hiç durmadığını ifade edebilir. Bir başka kadın ise tam aksine, ‘hiçbir şey duymak istemiyorum’ diyerek çevresinden gelen bilgileri kapatabilir. Bu farklılıklar, kişinin baş etme tarzı, geçmiş yaşam deneyimleri ve kişilik yapısıyla yakından ilişkilidir.”
Duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkiler!
Meme kanseri tedavilerinin, bedeni hedef alıyor gibi görünse de psikolojik dünyayı da derinden etkilediğine vurgu yapan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi süreçleri; bedensel bütünlük algısını, kontrol hissini ve benlik algısını doğrudan etkileyen deneyimlerdir. Cerrahi müdahaleler sonrasında kadınlar sıklıkla bedenlerine yabancılaşma, ‘artık eskisi gibi değilim’ duygusu ve kayıp hissi yaşayabilir. Özellikle mastektomi geçiren kadınlarda bu duygular daha belirgin olabilir.” dedi.
Bilimsel çalışmaların, cerrahi sonrası dönemde depresif belirtilerin ve anksiyetenin artabildiğini gösterdiğini aktaran Aydın, “Kemoterapi süreci ise yalnızca fiziksel yan etkilerle değil, psikolojik açıdan da zorludur. Saç dökülmesi, halsizlik, mide bulantısı gibi belirtiler, kişinin kendini ‘hasta’ olarak algılamasını pekiştirir. Bu süreçte kadınlar sıklıkla çaresizlik, öfke, sabırsızlık ve zaman zaman umutsuzluk hissedebilir. Ayrıca ‘kemobeyin’ olarak bilinen dikkat ve hafıza sorunları, kişinin kendine güvenini sarsabilir. Radyoterapi ise daha sessiz ilerleyen ama uzun vadede yorgunluk, tahammülsüzlük ve duygusal dalgalanmalar yaratabilen bir süreçtir. Tedavinin uzaması, ‘bu hiç bitmeyecek mi?’ düşüncesini besleyebilir. Önemli nokta şudur; bu duygular tedavinin ‘yan etkisi’ değil, insani ve anlaşılır psikolojik tepkilerdir. Araştırmalar, tedavi sürecinde psikolojik destek alan kadınların hem ruhsal dayanıklılığının hem de tedaviye uyumunun daha yüksek olduğunu gösteriyor.” açıklamasını yaptı.
Bedenle yeniden ilişki kurmak zamana ve şefkate ihtiyaç duyar!
Meme kanseri sonrası vücut imajının, kadınlar için en hassas konulardan biri olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Meme, kültürel ve bireysel düzeyde kadınlık, annelik, cinsellik ve çekicilik ile ilişkilendirilen bir organdır. Bu nedenle bedende meydana gelen değişimler, yalnızca fiziksel değil, psikolojik bir kayıp olarak da yaşanabilir.” dedi.
Tedavi sonrası kadınların; ameliyat izleri, meme kaybı, protez kullanımı, kilo değişimleri veya ciltteki farklılıklar nedeniyle aynaya bakmakta zorlanabileceğini dile getiren Aydın, şunları söyledi:
“‘Artık kendimi tanımıyorum’ ya da ‘eşim beni eskisi gibi beğenir mi?’ gibi düşünceler sıkça dile getirilir. Araştırmalar, olumsuz vücut algısının özsaygı düşüşü, cinsel isteksizlik ve ilişkisel mesafelenme ile ilişkili olduğunu gösteriyor.
Tedavi süreci bitmiş, tıbben ‘iyi’ denilen bir kadın, sosyal ortamlardan kaçınmaya başlayabilir, denize girmekten çekinebilir ya da aynada kendine uzun süre bakmaktan kaçınabilir. Bu durum dışarıdan ‘abartı’ gibi algılansa da, aslında derin bir kimlik yeniden yapılanma sürecinin parçasıdır. Burada önemli olan, bedenle yeniden ilişki kurmanın zamana ve şefkate ihtiyaç duyduğunu kabul etmektir.”
Güçlü olmak zorunda değilsiniz; ağlamak ve durmak da iyileşmenin parçası!
Meme kanseri sürecinde psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün olduğunu hatırlatan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Araştırmalar, bazı baş etme stratejilerinin ruh sağlığını belirgin şekilde desteklediğini gösteriyor.” dedi.
Öncelikle duyguları bastırmak yerine ifade etmenin büyük önem taşıdığının altını çizen Aydın, “Üzgün, öfkeli ya da korkmuş hissetmek zayıflık değil; insan olmanın doğal bir sonucudur. Yazmak, güvendiği biriyle konuşmak ya da bir uzmandan destek almak, bu duyguların yükünü hafifletir. İkinci olarak, kontrol edilebilir alanlara odaklanmak önemlidir. Tedavi sürecini yönetmek, randevularını planlamak, beslenme ve uyku düzenine özen göstermek, kişiye ‘aktif bir özne’ olma hissi kazandırır. Bu, kaygıyı azaltan temel faktörlerden biridir. Mindfulness, nefes egzersizleri ve gevşeme çalışmaları gibi yöntemlerin, kanser hastalarında anksiyete ve depresyonu azalttığı bilimsel olarak gösterilmiştir. Ayrıca destek gruplarına katılmak, ‘yalnız değilim’ duygusunu güçlendirir. En önemlisi ise; güçlü olmak zorunda değilsiniz. Zaman zaman dağılmak, ağlamak, durmak da iyileşmenin bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı.
Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir!
Sosyal desteğin meme kanseri sürecinde en güçlü koruyucu faktörlerden biri olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Güçlü sosyal desteğe sahip kadınlar daha düşük depresyon düzeyleri yaşıyor ve tedaviye psikolojik olarak daha iyi uyum sağıyor.” dedi.
Ancak desteğin her zaman ‘çok konuşmak’ ya da ‘pozitif ol’ demek anlamına gelmediğini aktaran Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bazen en iyisi, sadece orada olmak ve dinlemektir. ‘Güçlüsün, atlatırsın’ gibi iyi niyetli cümleler, kadının yaşadığı korkuyu görünmez kılabilir. Yakın çevreye düşen en önemli rol; yargılamadan dinlemek, duygulara alan açmak ve kadının temposuna saygı göstermektir. Yardım teklif etmek ama zorlamamak, bilgi vermeden önce izin almak, bedenle ilgili yorumlardan kaçınmak bu süreçte çok değerlidir. ‘İstersen bugün yanında olabilirim’ demek, ‘ben senin yerinde olsam böyle yapardım’ demekten çok daha destekleyicidir.
Sonuç olarak, meme kanseri yalnızca bireyin değil, bir ilişkiler sisteminin yaşadığı bir deneyimdir. Şefkatli, anlayışlı ve sabırlı bir çevre, iyileşmenin psikolojik zeminini güçlendirir.”
-
Zeynepnaz Sarıkaya Yasası Çıksın. Trafik Cezaları Artırılsın
Zeynepnaz Sarıkaya Yasası Çıksın. Trafik Cezaları Artırılsın
Kızım Zeynep Naz Sarıkaya, 16 yaşında bir lise son sınıf öğrencisiydi. Polis olmak isteyen, vatanını seven, vatanı için hizmet etmek isteyen pırıl pırıl bir çocuktu.
Zeynep, 9 Ekim 2024 akşamı öğretmenlerinin düzenlediği bir basketbol maçını izlemeye gitmişti. Maçtan evine geri dönüşte otobüse binmek için Bursa FSM Bulvarı’nda yolun karşısına geçmek isterken hayattan koparıldı. Zeynep, beş şeritli bir yolun yaya geçidinden geçmek isterken aldatıcı lambalar yüzünden ilk iki şeritteki araçların durması ve yanındaki arkadaşının da “Haydi geçelim” demesi ile yola indi, ilk iki şeritteki araçları geçtikten sonra Zeynep’in arkadaşı diğer 3 şeride yeşil ışığın yandığını fark etti, gelen arabanın süratle geldiğini gördü ama tam bu esnada arkadan gelen kuzum Zeynep, arkasında kalan şeritlerdeki araçların da hareket haline geçmesi sebebiyle paniğe kapılıp kendini öne attı ve bir adımla hayattan, hayallerinden, gençliğinden koparıldı.
Kızıma çarpan şahıs Efe Şayık, 19 yaşında, ehliyetsiz ve kızıma çarptığı yoldaki hız sınırlaması 30 iken neredeyse hızını 3 katına çıkarak 82.8 ile araç sürüyor ve 3 ifadesinde de yola girdiği andan itibaren çocukları gördüğünü söylüyor. Ne frene basıyor, ne de selektör yapıyor. Sağ şeridi boş olmasına rağmen hiçbir kaçınmada bulunmuyor. Eğer direksiyonu bir nebze kırmış olsa Zeynep şu an hayattaydı. Aynı zamanda çarpan şahıs ehliyeti olsa bile kullanamayacağı Amarok kamyonete binmekte. Kızıma çarptıktan sonra ne ambulansı ne de polisi arıyor, olay yerinden kaçıyor. Eğer ambulansı aramış olsaydı Zeynep’in hala yaşanma şansı olabilirdi. Çarpan şahıs, saklandığı yerden ailesini arıyor ve ailesi bunun üzerine şahsın yanına geliyor. Babasının şahsa ilk sorusu “Alkol var mı?” oluyor yani “Çarptığın insanda bir şey var mı? Ambulansı aradın mı? Polise haber verdin mi?” diye hiçbir düşünce yok, kızımın durumu umurlarında bile değil. Kendileri ne polisi ne de ambulansı arıyorlar, tek düşünceleri kendi çocuklarını kurtarmak oluyor.
16 yaşındaki Zeynep, aldatıcı lambaların olduğu bir yaya geçidinden geçiyor ve o bir hatasının bedelini canıyla ödüyor. Şahıs ehliyetsiz, hız ihlalinde bulunarak çocukları gördüğü halde hiçbir kaçınmada bulunmama, bırakıp kaçma hatalar sinsilesinin karşılığına serbest bırakarak ödül veriliyor. Şimdi size soruyorum, bu olanlar adaletin neresine sığar? Bu adalet, adalet midir? 16 yaşında bir çocuğu ben evlendirmeye kalksam elimden alırlar, yurda verirler, bana da ceza verirler ama 19 yaşındaki Efe Şayık Zeynep’ten 3 yaş büyük. Hatalar silsilesi yaratarak benim evladımı katletti ve babasının parası, siyasi arkası olduğu için şu an kim bilir hangi özel üniversitede, hangi ülkede hayatına kaldığı yerden hiçbir şey yapmamış gibi devam ediyor?
Ben bu adaleti kabul etmiyorum, trafikte hayattan koparılan çocuklarımız, babalarımız, annelerimiz adına ehliyeti olmayan, alkollü araç kullanan, hız ihlalinde bulunan, makas atarak seyreden, yol benim istediğim gibi sürerim diyen sürücülerin ölümlü kazaya karıştıkları zaman olası kast ile ağır cezada yargılanmasını istiyorum. Katil katildir, katilin kullandığı silah bıçak, yumruk, araba… Suç aleti hiçbir bahane unsuru değildir.
Zeynep’in mahkemesi bitti, sonucunda şahıs 2 yıl 8 ay bilinçli taksirden ceza aldı ama infaz yasası dolayısıyla hiçbir yatarı yok, şu an serbest. Şahsın yurt dışı yasağı bile yok. Biz verilen karara itiraz ettik, dosyamız şu an istinaf mahkemesinde. Para cezası istemiyoruz, hapse girmelerini istiyoruz. Yaptıklarının bedelini ödesinler istiyoruz. Bu kadar sorumsuzluğun, kural tanımazlığın bir cezası olmalı. Hayattan koparılanlar pırıl pırıl çocuklarımız, ölenler güzel çocuklar çünkü onlar ehliyetsiz araç kullanmıyorlar. Çünkü onlar alkollü araca bilmiyorlar. Çünkü onlar hızlı ihlali yapmıyorlar. Çünkü onlar bıçak taşımıyorlar. Çünkü onlar silah kullanmıyorlar.
Adaletin sağlanmasını istiyorum, trafikte kural ihlali yüzünden ölen her bir can ile omuzlarıma bir yükün daha bindiğini hissediyorum. Eğer Zeynep’in adaleti sağlanmış olsaydı onlar şu an hayatta olabilirlerdi. Trafik yasalarının ivedi bir şekilde değişmesini talep ediyorum ve sesimi meclise, cumhurbaşkanımıza duyurmaya çalışıyorum.
Zeynep bir insan yavrusuydu, Zeynep’in hayalleri vardı, Zeynep’in geleceği vardı, gençliği vardı. Bana bir evlat, bir adalet borçlular. Yapan yaptığıyla kalmasın. Şu anda yürürlükte olan yasalar, kural tanımazlara cesaret vermekte. Biz evlatlarımızı yolda bulmadık, sokakta bulmadık ama yolda ve sokakta kaybettik. Adaletin sağlanmadığı her gün toplum vicdanında büyük bir yara açılıyor ve adalete inanç kaybı yaşanıyor. Yaşanan bu süreç toplumu kendi adaletini sağlamaya teşvik etmektedir.
Biz bu katliamları asla kabul etmiyoruz ve katillerin cezalandırılmasını talep ediyoruz. Sizlerden de bu amaç doğrultusunda bize destek olmanızı, imzalarınızla sesimize ses olmanızı istiyoruz.
Saygılarımla
Ümmü Gülsüm Sarıkaya -
Güler Sabancı: “Veri temelli ve etki odaklı iş birlikleri ile dönüşümü gerçekleştirebiliriz”
Güler Sabancı: “Ölçülemeyen hiçbir şey geliştirilemez”
Güler Sabancı: “Veri temelli ve etki odaklı iş birlikleri ile dönüşümü gerçekleştirebiliriz”
Sabancı Vakfı ve Sabancı Üniversitesi’nden
Veri Temelli Eşitlik Buluşması
Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi (SU Gender) ile Sabancı Vakfı’nın iş birliğinde düzenlenen “Toplumsal Cinsiyet Çalışmalarında Veri Temelli Yaklaşımlar: Bakım Odaklı Gelecek Buluşması”, 30 Mart’ta Sabancı Üniversitesi Altunizade Dijital Kampüs’te gerçekleştirildi. Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında veri temelli çalışma önemine odaklanan buluşmada, mevcut durum analizleri, çözüm önerileri ve geleceğe yönelik iş birliği alanları ele alındı.
Eşitlik Politikalarında Veri Temelli Yaklaşımlar Öne Çıkıyor
Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi (SU Gender) ve Sabancı Vakfı tarafından, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında sürdürülebilir ve etki odaklı bir diyalog zemini oluşturmak amacıyla düzenlenen etkinlik, “Bakım Odaklı Gelecek” temasıyla gerçekleştirildi. Akademi ve sivil toplumu bir araya getiren buluşmada, toplumsal cinsiyet eşitliği için verinin önemi, sorunları daha iyi anlamak ve kalıcı çözümler üretmek için veri odaklı yaklaşımların şart olduğu vurgulandı.
“Sistematik dönüşüm veri temelli ve etki odaklı yaklaşımlarla mümkün”
Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, “Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda hepimizin bildiği ‘Bir kadın güçlenirse toplum güçlenir’ ve ‘Eşitlik bir insan hakları meselesidir’ gibi temel gerçekler var. Bunları biliyor, takip ediyoruz. Gelişme var ama yeterli değil. Veriler bize ne söylüyor? Kadınların iş gücüne katılımı hala istediğimiz yerlerde değil, sınırlı. Fırsatlara erişimde ciddi eşitsizlikler var. Bu nedenle alanda gerçek bir ilerleme için sistematik bir dönüşüme ihtiyacımız var. Ve bu dönüşüm ancak veri temelli ve etki odaklı yaklaşımlarla mümkün” dedi.
“Filantropi yalnızca kaynak sağlayan bir yapı değil; farklı aktörleri bir araya getirerek değer üretiyor”
Güler Sabancı, Sabancı Vakfı’nın 50 yılı geride bırakırken yeni bir yol haritası belirlediğini ifade ederek şunları söyledi: “Yeni döneme bakarken kendimize şu soruyu sorduk: ‘Daha etkili, daha sonuç odaklı ve kalıcı çözümler nasıl üretebiliriz?’ Bu sorunun cevabını ortak bir akılla tespit ettik. Bu yeni dönemde, veriye dayalı, bilimsel, etki odaklı ve en önemlisi iş birliğine dayalı bir yaklaşımı merkeze aldık. Bir boyut daha var ki, onu da özellikle vurgulamak isterim: Filantropinin dönüşümü. Artık mesele sadece destek vermek ya da kapasite geliştirmek değil; yaratılan etkinin en doğru şekilde yönlendirilmesi. Filantropi dünyasının önündeki bu yeni aşama da bizi yine aynı noktaya getiriyor; veriye dayalı, bilimsel ve etki odaklı bir yaklaşım. En önemlisi de akademi ile sivil toplumun birlikte çalıştığı, birlikte ürettiği güçlü iş birlikleri. Çünkü filantropi yalnızca kaynak sağlayan bir yapı olarak değil; farklı aktörleri bir araya getirerek değer üretiyor. Türkiye’de biz de bu rolü benimsiyoruz.”
“Sistematik dönüşüm için veri temelli ve etki odaklı yaklaşımlara ihtiyaç var”
Sabancı Vakfı’nın 2019’da OECD global filantropi raporunda toplumsal cinsiyet eşitliğine odaklanan en etkili yedi vakıftan biri olarak gösterildiğini hatırlatan Güler Sabancı, sözlerine şöyle devam etti: “OECD’nin geçtiğimiz hafta yayınlanan 2026 raporu da etkimizin ve yerimizin sürdüğünü gösteriyor. Ancak bizim için asıl önemli olan sahadaki dönüşüm. 20 yıl önce Birleşmiş Milletler ile yürüttüğümüz ortak program, Sabancı Üniversitesi ile geliştirilen Mor Sertifika Programı hep bir ihtiyaçtan doğdu, ortak akılla tasarlandı ve etkisini bugün de sürdürüyor.”
“Akademi, saha ile bağlantılı çalıştığında etkiyi büyütür. Birlikte düşünmek, tasarlamak, üretmek artık bir gereklilik”
Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında somut ve ölçülebilir etki yaratmanın önemine dikkat çeken Güler Sabancı, “Bugün de aynı anlayışla, daha geniş iş birlikleriyle toplumsal cinsiyet eşitliği alanında somut ve ölçülebilir etki yaratmaya devam ediyoruz. Ama artık bir adım daha ileri gidiyoruz. Etki çalışmaları bir ‘pusula’ niteliği taşıyor. Çünkü: ‘Ölçülemeyen hiçbir şeyi geliştiremeyiz.’ Burada özellikle akademi için bir parantez açmak isterim. Akademi, yenilik üretme ve modeller geliştirme kapasitesine sahip. Ancak içinde bulunduğumuz dönem bize şunu gösteriyor: Tek başına akademinin ilerlemesi yeterli değil. Akademi, saha ile bağlantılı sivil toplum ile çalıştığında etkiyi büyütür ve politika süreçlerine daha güçlü katkı sunar. Çünkü sahada etkiyi yaratan sivil toplumdur. Bir nevi sivil toplum uygulayıcıdır. Bu nedenle birlikte düşünmek, tasarlamak, üretmek ve etkisini daha sonra ölçmek artık bir gerekliliktir.” dedi.
Veri temelli araştırmalar ve ortak akıl eşitlik için aynı zeminde buluştu
Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki son yıllarda yürütülen veri temelli, hak temelli ve sosyal politikaya yön veren araştırmaları bir araya getirerek görünür kılan etkinlik; üniversitelerin araştırma merkezleri, sivil toplum örgütleri, uluslararası kuruluşlar ve fon sağlayıcı kurumlar arasında bilgi paylaşımı ve iş birliği zemini oluşturdu. Gün boyu süren program kapsamında düzenlenen panel ve atölye çalışmalarında bakım emeği, kadın istihdamı, geleceğin iş gücü, yapay zekâ, veri gibi başlıklar toplumsal cinsiyet perspektifiyle değerlendirildi.
-

KÜTÜPHANE HAFTASI ERENLER’DE KUTLANDI
KÜTÜPHANE HAFTASI ERENLER’DE KUTLANDI
30 Mart – 5 Nisan 62. Kütüphane Haftası Etkinlikleri programında konuşan Erenler Belediye Başkanı Şenol Dinç, “İl Halk Kütüphanesi şuanda geçen sene yapımını tamamladığımız kütüphane ve etüt merkezinde Sakarya’mıza ve Erenler’imize hizmet veriyor. Hizmet vermeye başlamasının ardından 1 sene geçmesine rağmen henüz bir açılış programı gerçekleşmedi. Burası şuanda şehrimizin en büyük kütüphanelerinin başında geliyor. Bir açılış programı ile İl Halk Kütüphanesinin Erenler’de olduğunu daha geniş kitlelere ulaştıracağımıza inanıyorum” dedi.
Erenler Belediye Başkanı Şenol Dinç, İlk Halk Kütüphanesi tarafından düzenlenen ‘30 Mart – 5 Nisan 62. Kütüphane Haftası Etkinlikleri’ programına katıldı. Açılış konuşmaları ile başlayan programda Başkan Şenol Dinç, “Kitapların ışığında büyüyen nesiller, güçlü yarınların en büyük teminatıdır. Kütüphanelerimiz; bilgiye ulaşmanın, düşünmenin ve gelişmenin en kıymetli adresleridir. Bu anlamlı hafta vesilesiyle programda emeği geçen herkese teşekkür ediyor, tüm vatandaşlarımızı kütüphanelerimizin zengin dünyasıyla buluşmaya davet ediyorum. Bilgiyle büyüyen bir Erenler için çalışmaya devam edeceğiz” dedi.
KÜTÜPHANE BİNASI
Başkan Şenol Dinç, “İl Halk Kütüphanesi şuanda geçen sene yapımını tamamladığımız kütüphane ve etüt merkezinde Sakarya’mıza ve Erenler’imize hizmet veriyor. Hizmet vermeye başlamasının ardından 1 sene geçmesine rağmen henüz bir açılış programı gerçekleşmedi. Burası şuanda şehrimizin en büyük kütüphanelerinin başında geliyor. Bir açılış programı ile İl Halk Kütüphanesinin Erenler’de olduğunu daha geniş kitlelere ulaştıracağımıza inanıyorum” dedi. Program konuşmaların ardından çocukların hazırlığı gösteriler ile tamamlandı.
















