Yazar: Sakarya54 Haber Merkezi
-
TBB TARAFINDAN FERİZLİ BELEDİYESİ’NE YOL SÜPÜRGE ARACI HİBE EDİLDİ
TBB TARAFINDAN FERİZLİ BELEDİYESİ’NE YOL SÜPÜRGE ARACI HİBE EDİLDİ
Göreve geldiği günden itibaren gerçekleştirdiği hizmet ve yatırımlarla Ferizli’nin birçok sorununu çözen Ferizli Belediye Başkanı İsmail Gündoğdu’nun özel girişimleri sonucu, Ferizli Belediyesi temizlik aracı filosuna yeni bir süpürge aracı daha eklendi.
Türkiye Belediyeler Birliği tarafından Ferizli Belediyesi’ne hibe edilen vakumlu yol süpürge aracının teslimi yapıldı. Süpürge aracı, Belediye Başkanı İsmail Gündoğdu döneminde Ferizli Belediyesi araç filosuna katılan 16’ncı araç oldu.
Test sürüşünü başkan gerçekleştirdi
Ferizli Belediyesi Hizmet Binası önünde teslimi yapılan süpürge aracının test sürüşünü Başkan Gündoğdu gerçekleştirdi. Mutluluğunu kamuoyuyla paylaşan Başkan Gündoğdu şoför koltuğuna oturarak ilçe merkezinde tur gerçekleştirdi. İlçede günün konusu olan Başkan Gündoğdu’nun test sürüşü “kırk yıllık kamyon şoförü gibi başkan” şeklinde güne damga vurdu.

Araç filomuzu genişletmeye devam ediyoruz
Ferizli için her şeyin en iyisini ve en güzelini yapma gayreti içerisinde olduklarını ifade eden Başkan Gündoğdu, Ferizli Belediyesi’nde temizlik hizmeti işlerinin daha etkin ve verimli olacağını söyledi. Göreve geldiklerinden beri 16’ncı aracı araç filosuna kattıklarını vurgulayan Başkan Gündoğdu, “daha önce 4 çöp kamyonu, 2 hidromek kazıcı-yükleyici kepçe, 5 Pick-UP, 2 minibüs, 1 otobüs ve 1 otomobil olmak üzere 15 aracı belediyemizin kendi malı olarak fen işleri garajımıza ilave etmiştik. Türkiye Belediyeler Birliği tarafından belediyemize hibe edilen süpürge aracı ile bu sayı 16 oldu. Her şeyin en güzeline layık hemşehrilerimize çok daha etkin ve hızlı hizmet etmenin gayretindeyiz. Daha temiz bir çevre ve modern bir Ferizli için var gücümüzle 7/24 hemşehrilerimizin hizmetindeyiz” dedi.
Emeği geçenlere teşekkür etti
Yeni aracın ilçeye hayırlı olması temennisinde bulunan Başkan Gündoğdu, “Kaliteli hizmet için iş makineleri ve araçlar son derece önemlidir. Araç eksikliklerimizi büyük ölçüde tamamladık. Yeni vakumlu süpürme aracımız, yüksek vakum gücü ve geniş süpürme aralığıyla, caddelerimizi, sokaklarımızı, pazar yerleri ve yollarımızı modern şekilde temizleme imkanı sunacak. Süpürge aracının ilçemize kazandırılmasında büyük emek sarfeden ve desteklerini hiçbir zaman eksik etmeyen Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Türkiye Belediyeler Birliği ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanımız Sn. Fatma Şahin’e, Genel Başkan Yardımcımız, Milletvekilimiz Sn. Ali İhsan Yavuz’a ve Milletvekilimiz Sn. Çiğdem Erdoğan Atabek’e şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.
-
Nijerya heyeti Sakarya’ya hayran kaldı “Ülke ile güçlü köprüler kuruyoruz”
Büyükşehir Belediyesi’nin Sakarya’da ağırladığı Nijerya Eyalet Valisi Abubakar Sani Bello ve bakan heyeti şehre büyük hayran kaldı. Başkan Yüce’nin Sakarya Botanik Vadisi, ‘Sıfır Atık’ ve halı üretim merkezini tanıttığı heyet, hayatlarında ilk kez halı kesimi deneyimi yaşadı. Yüce, “Sakarya’mızın ticaretini, tarımını, üretimini uygulamasıyla anlatıp gösterdiğimizde hayranlık duydular. Nijerya ve Sakarya arasında önemli köprüler kuracağız inşallah” dedi.
Sakarya Büyükşehir Belediyesi, 2 gündür şehirde önemli bir ev sahipliğine imza atıyor. Başkan Ekrem Yüce’nin Nijerya’da gerçekleştirdiği önemli temasların ardından aynı ülkeden iade-i ziyaret yapıldı. Nijerya’da bulunan büyük eyaletlerden bir tanesi Nijer Eyaleti’nin valisi Abubakar Sani Bello ile birlikte Nijerya Genelkurmay Başkanı Ibrahim Balarabe Abdullah, Nijerya Çevre, Tarım, Hayvancılık ve Adalet Bakanlığı temsilcileri Sakarya’ya geldi. Başkan Yüce tarafından ağırlanan heyet, kent genelinde hızlandırılmış bir ziyaret programına başladı.
‘Sıfır Atık’ ürünlerini inceleyip halı kestiler
Büyükşehir Belediyesi tarafından organize edilen tanıtım programında ilk gün şehrin sosyal donatı alanları Millet Bahçesi, Uçak Kıraathane, Ters Ev, Aziz Duran Parkı, ADASU HES, Sakarya Park gibi noktaları ziyaret eden heyet şehirde keyifli bir gün geçirdi. Programın ikini gününde ise şehrin özellikle üretim noktasında faaliyet gösteren tesisleri ziyaret edildi. İlk olarak Bal54, Süt54 gibi satış merkezlerini inceleyen heyet, Başkan Yüce’nin rehberliğinde daha sonra Ofis Sanat Merkezi’nde (OSM) ‘Sıfır Atık’ projesi kapsamında geri dönüşümle yapılan üretimi inceleme fırsatı buldu. Yüce, kenevir ve geri dönüştürülen kâğıt malzemelerden elde edilen ev eşyaları ve aksesuarlar üzerinde duran misafirlere bu ürünlerden hediyeler verdi.

Sakarya Botanik Vadisi ve Acarlar Longozu
Program Acarlar Longozu’nun açılışıyla devam etti. Longozdaki yeni tesisleri dolaşan heyet, ahşap yürüyüş yolunda dolaşarak doğal cenneti keşfetti. Kuzey bölgesinde ziyaretlerini sürdüren heyet daha sonra Büyükşehir’in vizyon üretim projesi Sakarya Botanik Vadisi’ni gezdi. Burada tıbbi ve aromatik bitkilerin üretim safhalarını dinleyen heyet, kullanılan tekniğe ve elde edilen ürün çeşitliliğine hayran kaldı. Nijeryalı yönetim, Sakarya’nın tarımsal üretim, geleneksel sanat ürünlerinin imal edilmesi ile sosyal donatı alanlarının en güzel şekilde kullanılması noktasında hayranlık duyduklarını ifade etti. Şehrin doğal kaynaklarının katma değere dönüştürülmesinin ise büyük bir takdir örneği olduğunu vurguladı.“Çok güçlü bağlar kuruyoruz”
Başkan Yüce, Nijerya ve Sakarya arasında güçlü bir bağ oluşturduklarını ifade ederek, “Bildiğiniz gibi bir süre önce Nijerya’ya ziyaret gerçekleştirmiştik. Ticaret temsilcileri ile ülke yönetimi ile bir araya geldik. Çok güzel temaslarımız oldu. Hem ticari anlamda, hem şehirleşme projeleri noktasında güzel tecrübeler elde etmiştik. Orada kendilerini şehrimize davet etmiştik, çok memnun olmuşlardı. Davete icabet ettiler ve şimdi ev sahipliğini biz yapıyoruz. Kendilerine şehrimizin doğal kaynaklar, tarımsal üretim ve sosyal projelerimiz hakkında rehberlik ettik. Hayatlarında ilk kez Yağcıbedir halısı gördüler ve halı kesimi deneyimi yaşadılar. Yüzlerce çeşit aromatik bitki ürettiğimiz vadimizde dolaştılar. Şehrimize kazandırdığımız sosyal alanları incelediler. Kendileri için önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorlar. Yaptığımız çalışmaları ve şehrimizin sembol noktalarını hayranlıkla izlediler. Şunu belirtelim Nijerya ve Sakarya arasında önemli ticaret ve gönül köprüleri kuruyoruz. Çok güçlü bağlar oluşturuyoruz. İnşallah daha da güçlendireceğiz bu ilişkimizi. Şehrimize ve Nijerya’ya hayırlı olsun” dedi. -
DÜNYA ORDUSU ACİLEN KURULMALIDIR
DÜNYA ORDUSU ACİLEN KURULMALIDIR – Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
ANKARA KALESİ
DÜNYA ORDUSU ACİLEN KURULMALIDIR
Soğuk savaş dönemi sonrasında gündeme gelen küreselleşme aşamasının da sona ermesiyle birlikte geleceğe dönük olarak hazırlanan ve zamanla bazı yönleriyle uygulama alanına getirilen yeni dünya düzeni her geçen gün daha fazla insanlığın önüne çıkarılmaktadır. Bu arada beklenmedik gelişmeler ortaya çıkmakta ve bütün devletler yeni girişimlerin etkisi altında kalırken, her devlet kendi ulusal çıkarlarını dikkate alarak işine gelen yeniliklere yakın durmakta ama var olan düzen ile ulusal çıkarlara ters düşen kazanılmış hakları ortadan kaldıran yeni girişimlere karşı çıkarak, hak ve özgürlükler savaşında her devlet birbirinden çok farklı bir yol izleyerek yoluna devam edebilmenin fırsatlarını yakalamaya ya da kullanmaya öncelik vermektedir. Bu doğrultuda var olan devletler düzeninin içinde yer alan devletler kendi konumlarını korumaya çaba gösterirken, kendi devletini kuramamış durumda bocalayan yeni alt kimliklerin eskisinden farklı bir dünya düzenine doğru örgütlenerek, dünya haritasının çeşitli bölgelerinde kendi devletlerini kurabilmenin arayışları içine girdikleri göze çarpmaktadır. İki dünya savaşı sonrasında yepyeni bir yüzyıla gelmiş olan dünya eskisinden çok farklı bir düzene doğru yönelirken harita üzerinde silinip giden eski devletler ile geleceğin dünyasında yeni roller oynayacak farklı devlet yapıları kendiliğinden gündeme gelmektedir. Uluslararası alanda ortaya çıkan her yeni değişiklik beraberinde devletlerin sınırlarını tartışma alanına getirerek, daha farklı yeni bir dünyaya doğru yönelişi öne çıkarmaktadır. Var olan devletler kendi güvenlikleri için her yola yönelirken, gerekli olan tüm önlemleri alarak ve rekabet düzeninde bir güvence ortamına sırtını dayayarak ayakta kalmaya çaba göstermektedir.
Uluslararası alandaki her yenilik beraberinde çeşitli değişim ve dönüşümleri gündeme getirirken, her devlet ve insan toplumları arasında sürtüşme ve çekişmelere neden olabilecek olayları da siyasal açıdan gündeme getirmektedir. Savaşlar böylesine değişim süreçlerinin sonucunda ortaya çıkan patlamalar olarak siyasal tarihteki yerlerini alırken, dünya güvenliğinin korunabilmesi ve devletler arasında dayanışma aracılığı ile iyi ilişkileri geliştirmek üzere ülkelere güvenlik sağlayıcı yönetim önlemlerine de gereksinme duyulmaktadır. İnsanlık tarihi birbirini izleyen savaş senaryoları ile dolu olduğundan, her dönem için güvenlik arayışları devam etmiş ve gelinen son noktada gene eskisinden çok daha farklı biçimde güvenlik arayışları kendiliğinden dünya kamuoyu önünde gündeme gelmiştir. Yeni ve yakın çağların birbirini izlediği son beş yüz yıllık dönemde pozitif hukuk yapılanması ile bilimsel gelişmelerin getirdiği veriler üzerine, bir uluslararası güvenlik ortamı oluşturulmaya çalışılmıştır. Güvenlik arayışları beraberinde silahlanma yarışını da öne çıkarırken, insan toplumları silahlanma tehlikesinin getirdiği tehdit ve tehlikelerin de karşısında kalmışlardır. Silahlanmanın yetersiz kaldığı durumlarda, güvenlik için gündeme getirilen girişimlerin sağladığı imkanlarla yetinilmek istenmiş ama sonraki yıllarda çok hızlı biçimde yaşanan yenilikler zinciri, var olan güvenlik önlemlerini ve düzenlerin eskimesine yol açmıştır. Bu yüzden zamanla eskiyen güvenlik ortamlarının devre dışı kalmasına giden yol açılmıştır. Bu çerçevede dünya her zaman için güvenlik tehditleri ile dönemler yaşayarak bu günlere gelmiştir. Güvenlik önlemlerinin yeterli olduğu aşamalarda tehditlere karşı kamu düzenleri ile koruma sağlanmıştır. Bu tür sonuçların alınabildiği durumlarda eski güvenlik düzenleri devam ederek bugünlere gelebilmiştir. Bu durumun aksi süreçlerin yaşandığı aşamalarda ise güvenlik sorunu öncelikli bir mesele olarak dünya gündeminin en önlerinde yer almıştır. Devletler kendi iç düzenleri için koruyucu ve önleyici tedbirler alarak diğer devlet yapılanmalarına karşı harekete geçerken, devletler düzeni içinde birbirlerine karşı yeni tehditler yaratabilecek gelişmelere neden olmamaya çalışmaktadırlar. Var olan tehditler devam ederse ya da daha büyüyerek eski geniş bölgeleri ve halkları tehdit altına alırsa o zaman eskisinden daha güçlü bir güvenlik örgütlenmesi en son bilimsel ve teknolojik verilerden yararlanılarak uygulama alanına getirilmektedir.
Hızlanan teknoloji yarışında ve birbirini izleyen bilimsel gelişmeler ve yenilikler aracılığı ile geçmişten gelen güvenlik yapılanmalarının giderek yetersizlik çıkmazına doğru sürüklenmekte olduğu kamuoyuna yansıyan bilgiler çerçevesinde giderek kesinlik kazandıkça, yeni güvenlik düzeni arayışları birbirini izleyerek uluslararası alanda geçmişten gelen tüm buluşları ve bunlara dayalı olan düzenleri devre dışı bırakmaktadır. Bu nedenle kamusal alandaki yeni yapılanmalar kamu güvenliği açısından devreye girerek yeni yapılanmalar doğrultusunda da farklı örgütlenmeleri gün ışığına çıkarmaktadır. Savaşlar ya da benzeri sıcak çatışmalar dünya barışını ortadan kaldırdığı gibi aynı zamanda insan toplumları ya da var olan devlet düzenlerini de değişime doğru zorlamaktadırlar. Böylesine bir süreç içinde de geleceğe yönelik olarak dünya barışını uzun süreli koruyabilmek mümkün olamamakta ve bu yüzden de savaşlar dünya gündeminde her zaman için öncelikli olarak yer alabilmektedirler. Bu durum insanlığın barış düzeninin geçici olarak kalmasına yol açarken, aynı zamanda bütün güvenlik arayışlarını da geçersiz kılarak, barış ortamlarının savaş platformlarına dönüşmesine giden süreci zorlamaktadır. Üzerinde yaşanılan dünyanın insan toplumlarından oluşan yapılanması dikkate alındığında, insanlık ile var olan dünya koşullarının karşı karşıya geldikleri bir ortam üzerinden bu gezegende bir kamusal düzen kurulabildiği anlaşılmaktadır. Geçmişten gelen düzen var olan yeni koşullara uygun bir ortamda devam edip geliyorsa, o zaman eski kamu düzeni ile dünya güvenliği arasında uyum olduğu için geçmişten gelen kamu düzenlerinin yeterliliği doğrultusunda güvenlik düzenleri yeterli görüldüğü için yeni bir güvenlik düzeni arayışına gerek yoktur. Ne var ki, eğer yeni koşullar eski güvenlik düzeni ile bağdaşmıyorsa ve yeni koşullar ile güvenlik düzeni arasında bir uyum sorunu çıkıyorsa, o zaman böylesine bir uyumsuzluğu ortadan kaldırmak için ya yeni koşullara göre yeni bir düzen kurulacak ya da var olan güvenlik düzenini sarsan yeni koşulların ortadan kaldırılması ya da önlenmesi gibi yeni bir tepkisel süreç gündeme gelerek , var olan barış düzenini ortadan kaldırma doğrultusunda yeni baskılar yaratarak, sıcak çatışmalar üzerinden savaşa giden bir yolda barış ortamını yürürlükten kaldırabilecektir.
Barış ve savaş olguları zıt ve birbirini ortadan kaldıran misyonlara sahip bulunan kavramlardır. Bir ortamda ya barış vardır ya da savaş olabilir ama bu iki kavramın birbirinin yerine ya da bütünleyici olarak diğeri ile birlikte var olması düşünülemez. Birbirinin zıttı ve karşıtı olarak günlük dilde kullanılan bu iki kavramın aynı yerde yan yana olmaları düşünülemez. Binlerce yıllık dünya tarihine bakıldığı zaman yeryüzünün çeşitli bölgelerine yayılarak, beş ayrı kıta üzerinde yaşamını sürdürmekte olan insan topluluklarının yer değiştirmeleri ya da aralarında çekişme veya çatışma gibi sonu savaşla bitebilecek sürtüşmelerin gündeme gelmesiyle barış ortamından savaş ortamına doğru bir geçiş söz konusu olabilmektedir. Güvenlik ortamı gerektiren barış dönemleri savaş ya da sosyal patlamaların öne çıktığı olumsuz durumlarda sona erebilir ya da ortadan kalkabilir. İşte böylesine bir gerçeklik çerçevesinde savaş ve barış karşıtlığının ele alınması gerekmektedir. Eline gücü geçiren ya da daha sonraki aşamalarda güç sahibi konumuna gelen devlet kurucuları veya yöneticileri, kendi ülkelerinde tam anlamıyla güvenlik düzeni oluşturabilmek için ülke sınırları içerisindeki savaş veya sıcak çatışma yaratabilecek alanları kendi hegemonyaları altına alabilirler. Bir devletin kendi ülkesini yönetebilmesi açısından, ulusal sınırlar içerisinde yer alan bütün bölgelerin devlet yönetimi çatısı altında kontrol altına alınması ve bu doğrultuda da kamu yönetiminin genişletilerek ve de merkezi çizgide güçlendirilerek kamu güvenliği ile ilgili olarak oluşturulmuş düzenin yeni koşullara uyum sağlayabilecek bir yeniden yapılanmaya gidilmesi ve barış düzeninin korunabilmesi açısından öncelikli adımların atılması gerekmektedir. Savaş tehlikesi yaratabilecek olumsuz olayların ya da gelişmelerin barış düzeninin korunabilmesi açısından öncelikle önlenmeleri gerektiği gibi, çatışma sürecini durduracak ve bu amaçla birçok önleyici tedbiri devreye sokabilen ve barış düzenini de güvence altına alabilecek barışçı politikalara da dünya düzeninin korunabilmesi için büyük gereksinmeler bulunmaktadır. Devlet yönetimleri savaş ve barış dengelerini sürekli izleyerek, var olan barış düzenini oluşturan koşulları öncelikle koruyarak barış ortamının kurumlaşmasını sağlamak durumundadırlar.
Yirmi birinci yüzyılın derinliklerine doğru zaman ilerlerken ve dünya devletleri ile toplumları bu durumu dikkate alan bir yönde yeniden yapılanmanın yollarını ararken, güvenlik alanındaki arayış ve çabalar yetersiz kalmaktadır. Bu alanlardaki çalışmalar yeterli sonuçlar sağlayamazken, dünya haritası üzerinde var olan devletler yeni bir yüzyılın başlarında ortaya çıkmış olan dünya ortamında kendilerini eskisi gibi bir güvenlik ortamında hissedemedikleri ve bu yüzden de yeni ortaya çıkan koşulları ve sorunları karşılayabilecek derecede gereken donanıma sahip olamadıkları için her yönü ile bir güvenlik ortamı arayışı yeniden gündeme gelmiştir. Geçen yüzyıldan kalan dünya devletleri düzeninin yirmi birinci yüzyılın başlarından itibaren küresel dünya güvenliği anlamında yeterli bir koruma sağlamadığı görülerek ,eskisinden çok farklı bir yeni dünya düzeni oluşturulması amacıyla başta büyük devletler olmak üzere tüm dünya devletleri yeni bir yapılanma arayışı içinde hareket etmektedirler. Ne var ki, her devlet kendisini yeni oluşturmak istediği güvenlik örgütlenmesinin merkezine koyduğundan, her devletin kendi ulusal çıkarları doğrultusunda yapılanmaya öncelik verdiği anlaşılmakta ve bu çerçevede her devletin oluşturmak istediği yeni güvenlik şemsiyesi diğer devletlerin önerdiği güvenlik düzenine uyum sağlayamadığı için, yeryüzü yirminci yüzyıldan yirmi birinci yüzyıla geçerken çok esaslı yepyeni bir durum ile karşı karşıya gelmiş bulunmaktadır. Geçmişten gelen uluslararası örgütler bu aşamada yetersiz kalırken, yeni yeni gündeme getirilmeye çalışılan küresel örgütlenme modellerinin de yeterli bir destek ya da katılım sağlayamadığı anlaşılmaktadır. Her devlet ya da toplum içinde bulundukları bölge, yer ve ortamlardaki değişikler karşısında kendi merkezi konumlarını koruyan yapılanmalara yöneldikleri için, yeni koşullar ya da alternatif güvenlik planlamaları doğrultusundaki önerilere karşı çıkarak, ayakta kalabilmenin çabasını göstermek zorunda kalmaktadırlar. Her devlet kendi varlığının korunmasına öncelik verirken, çeşitli devletlerin çatısı altına sığınmış olan insan toplumları da sahip oldukları kimlik ve yapılanmalar doğrultusunda kendi gelecek düzenlerini oluşturabilmenin arayışı içine girmektedirler.
Geçen yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan iki büyük dünya savaşının insanlığa öğrettiği biçimde yerleşik dünya haritası ve bunun üzerinde yer alan devletlerin uluslararası konumları incelendiği zaman, her ülkenin kendi konumuna göre bir jeopolitik yapılanmaya sahip olduğu ve bu yüzden de her devletin geleceğin dünyası kurulurken var olan konumunun korunmasına öncelik vereceği, açıkça ortaya çıkmıştır. Yeni ortaya çıkan gelişmeler ve durumlar karşısında, bu gibi yenilikler üzerinden tehdit unsurlarının daha da güçlenmesini önlemek için bazen eski yapılanmaların yenilenerek güçlenmesine, bazen da eskisinden tamamen farklı bir biçimde yeni koşullara uygun olabilecek çok farklı yeni düzenlemelere doğru yönlenen çalışmalar, büyük devletler ve güç merkezleri üzerinden gündeme getirilerek var olan düzenlerin gereksinmeleri koruyabilecek biçimde geliştirilmesine çalışılmaktadır. Geçmiş asırlardan gelen temel dünya yapılanması egemen güçler tarafından korunmaya çalışılırken, eski büyük devletler ile ortaya çıkan yeni büyük devletler kendilerinin merkezinde yer alacakları, bölgesel ya da küresel dünya yapılanmalarını gündeme getirirken, eski dünya düzeninin çoktan geride kaldığını açıkça kanıtlamaktadırlar. Bugünün dünyasında geçmişten gelen batı merkezli hegemonya düzeninin korunmak istenmesi, yerkürenin doğusunda, ortasında, kuzey ve güney bölgelerinde meydana gelmiş olan yeni koşulları insanlığın önüne çıkarmaktadır. Beş büyük kıtadan oluşan yeryüzü yerleşimi açısından dünya haritasına bakıldığı zaman nüfusun sekiz milyara, devlet sayısının da ikiyüzlü rakamlara ulaştığı ve bu nedenle de eski dünya düzeninin bugünün gereksinmelerini karşılayabilmekten çok uzakta kaldığı anlaşılmaktadır. Kıtaların jeopolitik konumları ile devletlerin dünya haritası içindeki yerleri karşılaştırıldığı bir aşamada, ortaya eski düzen ve yeni koşullar çatışmaları yüzünden, çok ciddi bir çatışma ortamının çıkmış olduğu görülmüştür. İşte gelinen bu noktada bütün dünya, jeopolitik biliminin verilerini dikkate alarak hareket etmek durumunda kalmıştır. Şimdiye kadar dünya hegemonyası taşıyan imparatorluklar ya da büyük devletler kendi ulusal ve ülkesel çizgideki jeopolitik stratejilerini, merkeze koyarak ve kabul ettirerek uygulamışlardır. .
Merkezi coğrafya devletleri kara hakimiyeti teorisini dikkate alırken, İngiltere gibi ada devletleri denizler hakimiyeti üzerinden güneş batmayan küresel bir imparatorluk yaratmışlardır. Avrupa kıtasının batı bölgesinde yer alan Atlantik okyanusuna kıyıda olan batı Avrupa devletleri, beş yüzyıl denizler ve okyanuslar hegemonyasını kullanarak ve dünya hegemonyasında iş birliği yaparak birlikte çalışmışlar ve batı hegemonyasını öne çıkarmışlardır. İkinci dünya savaşı sırasında uçak filoları arasındaki savaşı ABD kazanarak hava egemenliği teorisini geliştirerek öne çıkarmıştır. Bugün gelinen noktada artık kara, deniz ve hava hegemonyası stratejilerinin devre dışı kaldığı aksine çok hızlı gelişen teknoloji sayesinde insanlığın uzaya açılması gündeme gelmiştir. Bu gerçeği dikkate alan büyük devletler başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği olmak üzere uzay komutanlıklarını kurarak, insanlığın geleceğinde yeni bir dönem olarak uzay jeopolitiğine öncelik verildiği görülmüştür. Bilimsel alandaki devrimler, nanoteknoloji ve modern tıp alanındaki gelişmeler insan toplumlarının yaşam biçimini değiştirdiği dikkate alınırsa ve yeni bilimsel alan gelişmelerinin etkisiyle insanlık için yeni bir uzay çağının gündemde olduğu ve insanlığın böylesine teknik bir yeni çağa yönelmesiyle birlikte artık karalar, denizler ve havalar stratejisi değil ama esas olarak uzaya açılım yapılarak insanlığın tümüyle uzay çağına yöneldiğini göstermektedir. Böylesine bir adımın atılmasının arkasında var olan nedenlerin daha bütünüyle dünya kamuoyuna açıklanmadığı bir aşamada, karalar, denizler ve hava sahaları üzerinden jeopolitik üstünlük döneminin sona erdiği dikkate alınırsa, insanlığın geleceğinin yeni dönemde uzay merkezli bir dönem olacağı ve dünyadaki hegemonya düzeninin artık uzay koşulları ve de verileri dikkate alınarak, yepyeni bir düzenlemeye gidileceği görülmektedir. Geçmişin jeopolitik kitapları günümüzde eskirken, uzay merkezli yepyeni bir çağda hegemonya stratejileri ile merkezi yapılanma modellerinin de yavaş yavaş devreye girdiği anlaşılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği gibi uluslarüstü yapılanmalar, artık her şeyi uzay merkezli bir bakış açısıyla anlamaya ve değerlendirmeye çalışırken, artık dünya merkezli bakış açılarının ve de jeopolitik yapılanmaların geride kaldığı iyice görülmektedir.
Eskiden dünya jeopolitiğine göre hareket eden güç merkezleri yeni dönemde artık uzay merkezli hareket edecekleri için uzayın sırlarının ve gökyüzünde saklı bulunan gerçeklerin dikkate alınarak hareket edilmesi gereken bir aşamaya insanlık bugün gelmiştir. Üçüncü dünya savaşını dünya koşulları içinde gerçekleştirmek için çabalayan Siyonizm ve emperyalizm, ikinci dünya savaşı sonrasında yarım yüzyıllık bir mücadele yürütmelerine rağmen bir türlü istedikleri gibi bir Armageddon senaryosu gerçekleştirememişlerdir. Devletler arası provokasyonlarla imparatorluklar arasında birinci dünya savaşını çıkartan güç merkezleri, iki bin yıllık batı tarihi boyunca başarısız kalan Siyonist imparatorluk projesini gerçekleştirmek üzere, ikinci bir dünya savaşını da Basel Kongresi kararları doğrultusunda gerçekleştirirken, merkezi coğrafyada başta Türkiye’yi parçalayacak bir üçüncü dünya savaşı senaryosunu elli yıllık zorlamalara rağmen gerçeklik alanına getirememişlerdir. Üçüncü dünya savaşını devletler ve onların orduları üzerinden orta dünya bölgesinde çıkartmaya çabalayan Siyonistler bu projede başarılı olamayınca, bu kez üçüncü dünya savaşı yerine bir biyolojik savaş senaryosunu devreye sokarak çeşitli laboratuvarlarda insan eli ile üretilmiş olan biyolojik savaş virüslerini uçakları kullanarak, bütün dünya ülkelerine ve hava alanlarına yaygınlaştırarak sonuç elde etmeye çabalamışlardır. Üçüncü dünya savaşı önlenince Siyonist merkezler biyolojik savaş üzerinden sonuç almaya çalışmışlar ve bu çizgide de Dünya Sağlık Teşkilatı ile iş birliğine giderek sonuç elde etmeye çalışmışlardır. Uzayın sırlarıyla teknolojinin bilinmeyenleri dünya kamuoyunda tartışılmaya başlandığı bu aşamada, artık bütün devletlerin jeopolitik konumları kara ve denizlerin ötesine geçmiş ve hava unsurunun yerini alan uzay merkezli bakış açısı gündeme getirilince geleceğin savaşlarının televizyon dizilerinde olduğu gibi yıldız savaşları teknolojisine dönüştürülerek, insanlığın hedefleri doğrultusunda kullanılacağı askeri ve bilimsel çevreler tarafından dile getirilmektedir. Dünya bu aşamadan sonra artık uzayda var olan diğer yıldızlar ve gezegenler ile birlikte yer alacağı uzay haritaları ile güvenlik açılarından değerlendirilecektir.
İnsanlık bugün gelinen aşamada uzayın sırlarını, gökyüzünün yapısını ve özelliklerini tam olarak tanımadan uzaya açılmak zorunda kalmış görünmektedir. Karalar, denizler ve hava bölgeleri dikkate alınarak yapılan jeopolitik değerlendirmelerde eskiden daha fazla dayanak noktası olabilecek unsurlar bulunurken, bugün gökyüzünün verileri ile uzayın sırlarının tam olarak bilinmediği bir yeni dönemde dünya ve insanlık yeni bir uzay jeopolitiği ile karşı karşıya kalmıştır. Eskiden ülkeler komşu devletler ya da harita üzerindeki yerleri açısından ele alınarak jeopolitik değerlendirmelere tabi tutulurlardı. Bugün gelinen noktada, ülkeler ve devletlerin devre dışı kaldığı bir ortamda dünyanın topyekûn bir uzay gezegeni konumuyla ele alınarak jeopolitik açıdan değerlendirilebilmesi ancak mümkün olabilmektedir. İnsanlık önümüzdeki dönemde kendi ülkesinin ya da devletinin konumu ile değil, uzayda kendi yörüngesi çerçevesinde hareket eden bir gezegenin varlığı ile ele alınacaktır. Bu aşamadan sonra dünyanın varlığının sonsuza kadar uzatılacağı yeni bir zaman dilimine girilmektedir. Artık ülke ve toplum varlıklarının tehlikeye düşmesi değil ama topluca bütün dünyanın insanlık ve elimizde bulunan her şeyin birlikte düşünüleceği bir gezegenin geleceği ile uğraşmak, dünyayı şimdiye kadar yönetenlerin önümüzdeki dönemde esas uğraş alanları olacaktır. Devlet, ülke ve insan merkezli jeopolitik kuramların yeni koşullarda birlikte ele alınarak uzay üzerinden yeni bakış açılarının geliştirilmesi ve teknoloji ile birlikte bilim ve bilgi dünyasındaki yeni gelişmeler dikkate alınarak hareket edilecektir. Uzay istasyonları ile başlayan ve bilimsel çalışmalar ile gelişmeler gösteren uzay çağı çalışmalarının, öncelikle dünyanın içinde bulunduğu koşullar içindeki konum üzerinden hareket edilerek, bu konu ile ilgili tüm koşulların ve bilgilerin tek merkezde toplanabilmesiyle dünyanın uzay içindeki konumu ve hareket etme bilgilerinin en önde gelen bir biçimde belirlenebilmesiyle, dünya ile uzay arasındaki ilişkilerin sırları çözülebilecektir.
Uzayın ne olduğu içinde ne kadar gezegen bulunduğu, sonsuzluk boşluğu içinde ne gibi başka oluşumların yer aldığı, bugünün koşullarında sahip olunan bilgi birikimlerinin yeni değerlendirmeler yapmak açısından yeterli olmadığı göz önünde tutulursa, insanlık daha uzunca bir süre uzay oluşumunu somut koşullara dayanan araştırmalar ile kesin boyutlu bilimsel araştırmalarla ortaya koyma şansını elde edemeyecektir. Konu sadece uzayın tanınması ya da bilinmesi olmanın ötesinde uzayda canlı varlıkların olup olmaması, bunların üzerinde yaşadıkları gezegenlerde ne gibi uygarlıklara sahip oldukları ve bunların insanlığın dünya üzerinde oluşturduğu uygarlık açısından ne ifade ettiği gibi sorunlar da dünyanın uzay açılımını ve yıldızlar dünyasındaki konumunu belirleyecek ana konular olarak ortaya gelmektedir. Bu gibi konular ve sorunlar açısından, insanlığın geleceği tümüyle uzayın getireceği bilgilere dayanacağı için artık yeryüzü devletlerinin jeopolitik konumları belirlenirken bunlar gündemde olmayacaktır. Öncelikle dünyanın uzayın içindeki konumunu her yönden açıklığa kavuşturacak ve geleceğin getireceği yenilikler açısından elde edilecek yeni bilgilerle dünyanın ne gibi değişik ortamlardan geçeceğini bilmeden, dünya ile ilgili gelecek açıklamaları kehanet olmaktan ileriye gidemeyecektir. Yıldızlar ya da gezegenler bilimi olarak tanımlanan astroloji bilimi sayesinde insanlık uzaydaki genel durumu bilmekte ve yıldızların konumlarında meydana gelen değişikliklerden haberdar olarak geleceğe dönük açıklamalar ya da yorumlar yapabilmektedir. Bu gibi açıklamalar hiçbir zaman bilimsel düzeyde kesinlik kazanamamış, gezegenler arasındaki gidiş ve gelişlerin ne anlama geldiği ve bu doğrultuda ne gibi gelişmeler ile insanlığın karşı karşıya geleceği belirli bir uzmanlık kazanımı çerçevesinde ele alınarak genel değerlendirme metotlarıyla insanlığın bilgisine sunulmaktadır. Ne var ki, özellikle son yüz yıldır insanlığın çeşitli uzay merkezleri aracılığıyla yaptıkları çalışmalar çok büyük oranda insanlığı yeni bilgilere kavuştururken, uzay gerçeği içinde yerini almaya çalışan dünya öncelikle kendisini güvence altına alabilecek önlemleri alabilme doğrultusunda eline geçen uzay ille bilgileri kullanmaya önem verecektir. İnsanlar üzerinde yaşadıkları dünya adlı gezegene sağlam basarak daha güvenli bir yaşam düzeni ardında koşarlarken, önümüzdeki dönemde dünyaya sağlam basmak yetmeyecek ve bu duruma ek olarak da uzay koşullarının durumları ve uygunlukları önceden bilinerek hareket edilecektir.
İnsanlık açısından her zaman için bir dünya devleti oluşumu idealize edilerek hedeflenmiştir. Dünyanın belirli bölgelerini eline geçiren siyasi güçler bulundukları ülke ya da bölgeyi kendileri için bir yeryüzü merkezi olarak belirledikten sonra, o toprak parçasının etrafında yer alan diğer ülkeleri de bir araya getirerek bu dünya üzerinde kurulmuş olan diğer devletlerden çok daha geniş sınırlar içinde, mutlak egemen bir konumda bir dünya devleti oluşturabilmenin arayışı peşinde koşmaya başlarlar. İnsanlık tarihi incelendiği zaman her dönemde büyük devletler dünya haritasının çeşitli bölgelerinde yer almışlar ve büyüklüğün doğal sınırlarına eriştikten sonra da tek bir kıta üzerinde kalmadan diğer kıtalardaki bölgeleri de inşa ettikleri dünya devletinin sınırları içine dahil etmeye çaba göstermişlerdir. Beş kıta üzerinde herhangi bir bölgede ortaya çıkan büyük devlet önce en büyük devlet olmaya çalışır ve daha sonra da bunu gerçekleştirdikten sonra da bütün dünyayı kendi kontrolu altına almasını sağlayacak olan dünya devleti yapılanmasına yönelerek, yeryüzünde var olan beş kıta ve tüm adaları da içine alacak bir yönde mutlak anlamda bir küresel hegemonya düzenini yeryüzü üzerinde gerçekleştirebilmenin arayışı içine girmektedirler. Büyük devletler bu doğrultuda ilk adımlarını kendi içinde bulundukları kıtayı ele geçirmek olarak atarlar ve daha sonra da kendilerini çevreleyen bütün kara parçalarını büyük devletin sınırları içine çekerek dünya devleti görünümünü elde edebilirler. Büyük devletten dünya devletine doğru giderken var olan devletler arasında aynı dönemde büyüklük kriterine gelmiş olan birden fazla devlet olabilir ve bunların her biri geleceğin dünya devleti olabilmek üzere karşısında rakip konumunda bulunan büyük devletleri savaşlara sürüklemek üzere işgal, saldırı ve çeşitli komplolar gibi yollara giderek karşıt büyük devletler arasında bir dünya savaşına yol açabilmenin çabası içinde olabilirler. Dünya tarihi incelendiğinde tek bir büyük devletin olduğu dönemlerde devletler arasında hegemonya üstünlüğü aracılığı ile barış düzenleri kurulabilmektedir. İki büyük güç arasında dünya egemenliği kavgası başlayınca savaşlar kendiliğinden gündeme gelir ve sonunda bir büyük devlet savaşı kazanarak küresel hegemonya düzenini kendi istediği biçimde kurarak, bir güvenlik sistemi olarak dünya devleti yapılanmasına gidebilir.
Dünya devleti oluşumu iki büyük süper gücün karşı karşıya gelmesi ve birbirini boğazlaması sonrasında galip gelen devletin bütün dünya karalarına ve denizlerine egemen olabildiği yeni yapılanmanın sonucunda tamamlanan bir olgudur. Süper güçler arasındaki çekişmeyi kazanan büyük devletin oluşturduğu dünya devleti, egemen büyük devletin adı altında oluşturulan bir küresel inisiyatifin kullanılmasıyla kurulabilmektedir. Ne var ki, böylesine dev bir yapılanmanın oluşumunda sadece kurucu inisiyatif yeterli olamaz, bu gücün aynı zamanda koruyucu bir inisiyatif olarak da devreye girmesi gerekmektedir. Bir büyük dünya devletinin tarih sahnesine çıkış sürecinde kuruculuk kadar koruyuculuk da vazgeçilemez önemde ortaya çıkan hareketliliktir. Bu nedenle ,dünya devleti kurmak üzere yola çıkan ve bu doğrultuda ortaya bir eser ya da bir sonuç olarak dünya devleti yapılanması koyabilen büyük devletler, geçmişten gelen bir inisiyatifin dönemlik ortaya çıkışlarını öne çıkarırlarken, insanlığın karşısına getirmiş oldukları dünya devleti yapılanmasının kuruluşu sırasında sağlam temeller atmak ve bunlar üzerine her türlü sarsıntıya karşı direnebilerek ayakta kalabilecek bir yapıda ve aynı zamanda her türlü tehdide karşı çıkabilecek bir iç güvenlik oluşumunun da tamamlanması zorunlu görünmektedir. Aksi takdirde yıllar geçtikçe ve devirler değiştikçe ortaya çıkan yeni gelişmeler aynı zaman da var olan devlet yapıları açısından da yıpratıcı olmakta ve bu nedenle de uzun mücadeleler sonucunda zorla gerçekleştirilmiş olan dünya devleti yapılanmaları bir süre sonra ortaya çıkan yeniliklerin estirdiği rüzgarlar karşısında direnemeyerek, belirli bir yıpranma süreci sonucunda çökerek ya da dağılarak tarih sahnesinden çekilmek durumunda kalabilmektedirler. Böylesine olumsuz bir sonucun önceden engellenebilmesi için devleti kuran kurucu iradenin gereken tüm önlemleri alması kaçınılmaz anlamda gerekli bulunmaktadır. Dünya devletleri kuran tüm kurucu kadroların yarattıkları süper yapılanmaların uzun süre ayakta kalabilmesi için, dünya devletinin kontrolü altında çok güçlü bir dünya ordusunun kurulması kaçınılmaz bir gerçekliktir.

Ordular askerlik bilimi çerçevesinde ele alınarak incelenen toplumsal ve siyasal yapılanmalardır. Büyük devletler varlıklarını büyük ordulara borçludurlar. Büyük devlet kurucuları aynı zamanda bu doğrultuda büyük orduların da kurucusu olmak zorundadırlar. Dünya devletinin oluşturulması süreci içinde eğer bir dünya ordusu girişimi tamamlanamaz ise, o zaman kurulmuş olan dünya ordusunun korunabilmesi ya da yeni devlet oluşumlarının savaşarak büyümelerinin önü açık bırakılmış olur ve buradan da yeni aday ülkeler büyüyerek yeni dünya devleti olmaya dönük bir hedefi tekrar siyasal gündeme getirebilirler. Tarih boyunca kurulmuş olan devletlerin tarihi incelendiği zaman her büyük devletin arkasında ya da önünde aynı zamanda bir de büyük ordunun bulunduğu görülmektedir. Büyük devletlere giden yolun büyük ordularla açıldığı tarih biliminin gözler önüne serdiği bir gerçekliktir. Ne var ki, bugünün koşulları içinde konuya bakılırsa o zaman yeni yeni ortaya çıkan aday devletlerin büyük devlet ya da dünya devleti oluşumuna özne olması noktasında aday olarak öne çıkması yüzünden, her zaman için bir büyük dünya savaşı ile bütün dünyayı karşı karşıya getirmektedir. Bu nedenle, savaş istemeyen ve de barıştan yana olan dünya güçlerinin var olan büyük devleti destekleyerek onun yanında yer almasını dünya barışı için isteyebilmektedirler. Tek büyük devlet hegemonyası barışı ikinci bir aday devlette savaşı gündeme getirmektedirler. Dünya devleti yapılanması tek bir büyük devletin çabaları ile gerçekleştirilemeyince, o zaman da önde gelen büyük devletlerin bir araya gelerek devletler üstü bir statüde dünya devleti oluşumun kurmaya çalıştıklarını tarih bilimi insanlığa göstermektedir.
Günümüzün süper gücü olarak Amerika Birleşik Devletleri bugün bir uzay kuvvetleri komutanlığı adı altında bir dünya ordusu kurmuştur. Bu uzay ordusu aslında uzaydan gelebilecek her türlü tehdit ve tehlikeye karşı dünyayı koruyacak bir dünya ordusu olarak anlaşılabilir. Şimdiye kadar kurulmuş olan dünya orduları yeryüzü üzerinde sınırlı kaldığından aslında büyük ordu olmaktan ileriye gidememişlerdir. Büyük ordu ile dünya ordusu arasındaki temel fark, uzayda bir gezegen olarak varlığını sürdüren dünyanın uzaydan gelebilecek her türlü tehdide karşı korunmasıdır. Daha önce uzay ordusu adı ile kurulmuş ordular uzay yerine yeryüzü üzerinde savaşarak büyük ordu olabilmenin ötesine gidemediklerinden gerçek anlamda uzay ordusu ya da dünya ordusu olamamışlardır. Bugün gelinen noktada bir uzay ordusunun kurulması dünya devletleri açısından uzaysal tehlikeleri dikkate alan örgütlenmelerdir. ABD’nin bir uzay ordusu kurmasından sonra ilk kez bir dünya ordusunun uzay boşluğuna karşı gündeme getirildiği görülmektedir. Bugün gelinen noktada insanlık için uzay çağı başlarken, insanoğlu bu dünyaya hapsolmaktan kurtulacak ve uzay savaşına yönelik olarak kurulan uzay ordusu da insanlığın ve dünya gezegeninin güvenliği için gerekirse, uzaydan gelebilecek tüm saldırılara karşı çıkarak dünya ve insanlık değerlerinin korunması için harekete geçecektir. Bugün gelinen noktada artık uzay güvenliği söz konusu olacağı için, yeryüzü üzerinde çıkabilecek savaşlar artık ikinci planda kalmaktadır. Artık devletlerin birbirini tehdit etmesi değil ama uzaydan gelecek yansımaların dünya ve insanlığı tehdit etmesi, öncelikli bir barış sorunu olarak gündeme girmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderi Atatürk” İstikbal göklerdedir “sloganını kullanarak uzaya önem vermiş, Mu kıtası gerçekliği ile uğraşarak ve bağlantılarını araştırarak eski uygarlıklar üzerindeki uzay etkilerini açıklığa kavuşturmaya çaba göstermiştir. Günümüzde var olan dünya devleti olarak ABD’nin kendisine bağlı askeri birlikleri yönlendirerek, artık dünya savaşlarını değil ama yeni kurduğu uzay kuvvetleri aracılığı ile bir dünya ordusu olarak dünya dışı ortamlara ve varlıklara karşı, dünyanın ve insanlığın korumasına yönelmesi gerekmektedir. Uzay ordularının kurulmasıyla birlikte ilk kez bir gerçek dünya ordusu dünya dışı varlıklar ve ortamların bulunduğu uzayın derinliklerinde çalışmalar yapması gerekirken, hala bir büyük devlet ordusunun gene eskisi gibi insanların üzerinde yaşadığı ülkelere saldırarak, masum halk kitlelerinin topluca katledilmesine giden insanlık dışı üçüncü dünya savaşı senaryolarına, milyonlarca insanın alet edilmesini gündeme getirilmesine, bütün insanlığın karşı çıkarak üçüncü kez bir dünya savaşına izin verilmemesi gerekmektedir. ABD’nin uzay ordusu bugün dünya ordusu olarak insanlığı korumalıdır.
Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
-
KuCoin, SIG’den 10 Milyon Dolar Yatırım Aldı
Dünyanın önde gelen kripto para borsalarından KuCoin, Susquehanna International Group’tan (SIG) stratejik bir yatırım aldığını duyurdu. Yaklaşık 10 milyon dolarlık yatırımın yanı sıra, iki taraf blockchain startuplarının kuluçkasında, KuCoin Token ve KuCoin Community Chain ekosisteminin inşasında da iş birliği yapacak.
Global kripto para borsası KuCoin, küresel bir kantitatif yatırım firması olan Susquehanna International Group’tan (SIG) 10 milyon dolarlık yatırım aldı. KuCoin, yatırımdan sağlayacağı fonu platform altyapısını güçlendirmek ve ürün yelpazesini zenginleştirmek için kullanacak.
Kripto para piyasasında yaşanması beklenen boğa piyasasına hazırlanmak için çalışmalarını sürdüren borsa, sermaye artışı ile küresel faaliyetlerini genişletecek ve işe alma planlarını uygulamaya devam edecek. KuCoin, kripto para piyasasındaki mevcut dalgalanmaya rağmen, 300 kişiyi daha işe alacak.
KuCoin ve SIG arasındaki iş birliği yatırımla sınırlı kalmayacak. Community Chain üzerine inşa edilen projeler başta olmak üzere, gelecek vaat eden kripto girişimlerine de yatırım ve danışmanlık desteği verilecek.
“Aynı vizyon ve değerlere sahip olduğumuz bir paydaş bulduğumuz için çok mutluyuz”
Yatırım hakkındaki görüşlerini paylaşan KuCoin CEO’su Johnny Lyu, “KuCoin şimdiye dek birkaç farklı kripto piyasa döngüsünü başarıyla atlattı. Biz bundan sonrasında da ne olursa olsun KuCoin’i geliştirmeye devam etmekte kararlıyız. Bu yolda aynı vizyon ve değerlere sahip olduğumuz bir paydaş bulduğumuz için çok mutluyuz. SIG’nin desteği, değişimin merkezinde gösterdiğimiz liderlik rolümüzü daha da sağlamlaştıracak. Tabii ayrıca, merkeziyetsiz finans ve Web 3.0 dünyasındaki genişlememizi de kolaylaştıracak” dedi.

“İş birliğinin SIG ve KuCoin arasında bir sinerji yaratacağına inanıyoruz”
SIG Yatırım Komitesi ise yatırıma ilişkin, “Bu ortaklık, her alanda en iyi oyuncularla ortak olma çabası içerisindeki SIG için önemli bir adım. KuCoin, çevik bir büyüme stratejisine sahip ve vizyoner ekibiyle en hızlı büyüme gösteren kripto para borsalarından biridir. Bu bağlamda, iş birliğimizin SIG ve KuCoin arasında bir sinerji yaratacağına ve kripto endüstrisini daha geniş bir kitleye ulaştırarak fayda sağlayacağına inanıyoruz” açıklamasında bulundu.
KuCoin, aldığı yatırımlarla beraber büyümeye devam ediyor
2017 yılında kurulan KuCoin, dünya çapında 20 milyondan fazla kullanıcısı olan ilk 5 kripto borsası arasında yer alıyor. En çok altcoinin listelendiği borsalardan biri olarak bilinen platform, 700’den fazla kripto parayı ve 1.200’den fazla işlem çiftini destekliyor.
2022 İlk Yarı Yıl Raporuna göre, 2 trilyon doların üzerinde işlem hacmi elde eden KuCoin, bu alanda 2021 yılının aynı dönemine kıyasla, yüzde 180 oranında artış kaydetti.
Borsa, 2022 yılının mayıs ayında bir Seri B ön turunda, Jump Crypto liderliğinde 150 milyon dolarlık yatırım topladı. Böylece, A Turu yatırımlarıyla birlikte toplam 170 milyon dolar yatırım toplarken, değerlemesini de 10 milyar dolara yükseltti.
SIG Hakkında
SIG, girişimci bir zihniyet ve karar verme konusunda titiz bir analitik yaklaşım ile kurulmuş küresel bir kantitatif yatırım firmasıdır. Türev ürünlere odaklanmakla birlikte var olan tüm finansal enstrümanların ve varlık sınıflarının ticaretinde uzman bir kuruluştur. Her gün dünya çapındaki birçok borsada milyonlarca dolarlık işlem gerçekleştirir. SIG aynı zamanda, alıcılar ve satıcılar için likidite ve rekabetçi fiyatlar sağlayarak finansal piyasalarda kritik bir rol oynamaktadır.
Daha fazla bilgi için: https://sig.com
KuCoin Hakkında
Eylül 2017’de kurulan KuCoin, Seyşeller’deki operasyonel merkezi ile küresel bir kripto para borsasıdır. Kapsayıcılık ve topluluk eylemi erişimine odaklanan kullanıcı odaklı bir platform olarak 700’den fazla dijital varlık sunar ve şu anda 207 ülkedeki 20 milyon kullanıcısına spot alım-satım, marjin alım-satım, P2P itibari para (fiat) alım-satımı, vadeli işlem alım-satımı, ücretsiz otomatik alım-satım botu, sosyal yatırım platformu, borç alma-verme hizmeti ve staking gibi ürün ve hizmetler sağlar.
2022’de KuCoin, B Serisi öncesi bir turla 150 milyon doların üzerinde yatırım topladı. Toplam yatırımları A Turu ile birlikte 170 milyon dolara çıkardı ve toplam 10 milyar dolar değerlemeye ulaştı. KuCoin şu anda CoinMarketCap’e göre en iyi 5 kripto borsasından biri. Forbes ayrıca KuCoin’i 2021’deki En İyi Kripto Borsalarından biri olarak seçti. 2022’de The Ascent, KuCoin’i meraklılar için En İyi Kripto Uygulaması seçti. Daha fazla bilgi için https://www.kucoin.com/tr
adresini ziyaret edin. -
Türkiye’de sendikalı işçi oranı yüzde 14,26 oldu
Resmi Gazete’de yayımlanan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tebliğine göre Türkiye’de sendikalı işçi oranı yüzde 14,26 oldu. Ülkedeki 15 milyon 987 bin 428 işçiden 2 milyon 280 bin 285’inin sendika üyeliği bulunuyor
Türkiye’de 15 milyon 987 bin 428 işçiden 2 milyon 280 bin 285’inin sendika üyeliği bulunuyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın “6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu Gereğince; İşkollarındaki İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayılarına İlişkin 2022 Temmuz Ayı İstatistikleri Hakkında Tebliğ”i Resmi Gazete’de yayımlandı.
15 milyon 987 bin 428 işçiden yüzde 14,26’sına denk gelen 2 milyon 280 bin 285’i herhangi bir işçi sendikasına üye.
20 iş kolu arasında en fazla işçinin yer aldığı iş kolu, 4 milyon 86 bin 7 işçiyle “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” oldu. Bunu 1 milyon 865 bin 713 işçiyle “metal” ve 1 milyon 445 bin 368 işçiyle “inşaat” iş kolları izledi.
Hizmet-İş Sendikası, sahip olduğu 252 bin 612 üyeyle tüm işçi sendikaları arasında ilk sırada yer aldı. Hizmet-İş’i 245 bin 602 üyeyle Türk Metal Sendikası, 193 bin 829 üyeyle Öz Sağlık-İş takip etti.
YÜRÜTME VE İDARE BÖLÜMÜMİLLETLERARASI ANDLAŞMALARMİLLETLERARASI SÖZLEŞMECUMHURBAŞKANI KARARLARIYÖNETMELİKLERTEBLİĞYARGI BÖLÜMÜANAYASA MAHKEMESİ KARARLARIİLÂN BÖLÜMÜ -
TEGV, 27 yılda 3 milyon çocuğa ulaştı
TEGV, 27 yılda 3 milyon çocuğa ulaştı
Türkiye’nin dört bir yanında her yıl yüzbinlerce çocuğa eğitim desteği veren Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın (TEGV) ulaştığı çocuk sayısı 3 milyonu geçti. 27 yılda 90 bini aşkın gönüllünün desteğiyle çocukları nitelikli eğitim desteği sağlayan TEGV, Türkiye genelinde 24 ilde, kendisine ait 8 Eğitim Parkı, 29 Öğrenim Birimi,18 Ateşböceği Öğrenim Birimi ve uzaktan eğitim içerikleriyle çocuklarla buluşuyor.
22.07.2021
Çocukların çağdaş eğitim olanaklarından yararlanmaları ve nitelikli eğitim desteği alabilmeleri için etkinliklerini hız kesmeden sürdüren TEGV, kurulduğu 1995 yılından bugüne milyonlarca minik yüreğe dokundu. Geleceğimizin teminatı çocuklarımızı 21’inci yüzyıl beceriyle donatarak onları geleceğe hazırlayan TEGV, yakından takip ettiği teknolojik gelişmeler ve uzaktan eğitim olanakları sayesinde de Türkiye’nin dört bir yanından 3 Milyonu aşkın çocuğa ulaştı. Bu özel gün için, TEGV Kocaeli Selma ve Mesut Kavurt Öğrenim Birimi’nde 3 milyonuncu çocuğumuzun da katıldığı bir kutlama yapıldı. Kutlamaya TEGV çalışanları, basın mensupları, gönüllüler, öğretmenler, veliler ve davetliler katıldı. Ayrıca TEGV’in diğer tüm etkinlik noktalarında da eş zamanlı olarak kutlamalar yapıldı.

“Daha nice milyonlarca çocuğa ulaşmayı diliyoruz”
TEGV Kocaeli Selma ve Mesut Kavurt Öğrenim Birimi’nde düzenlenen törende konuşan TEGV Genel Müdürü Sait Tosyalı, şunları söyledi:
“Bugüne kadar 3 milyon çocuğa yakın, 3 milyona yaklaştık gibi ifadeler kullanıyorduk. Ancak bundan sonra 3 milyon çocuk ifadesini netlikle kullanabiliyor olacağız. Bu bizim için gurur verici bir olay. Bunun tüm noktalarımızda eş zamanlı olarak aynı duygularla kutlanması gerektiğini düşündük ve şu anda biz burada bir aradayken, diğer noktalarımızda yaz okulları faaliyetleri içerisinde onlar da kutlama yapıyor. 1995 yılında kurulduğumuzdan bu yana 27 yıl geçti. Bugüne kadar 90 bin gönüllümüz oldu. Pandemi döneminde etkinlik noktalarımız kapandı ama etkinliklerimiz çevrim içine taşındı. Şu anda yaz etkinliklerimiz devam ediyor. Yaklaşık 4 bin çocuğumuz yaz döneminde yüz yüze eğitimlere geliyorlar. 58 çocuğumuz burada, Kocaeli’nde eğitime geliyor. 400 çocuğumuz da çevrim içi etkinliklerine katılmaya devam ediyorlar. Sayılar çok etkileyici. Türkiye’nin eğitim alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu olarak yaz aylarında da daha çok çocuğumuza ulaşma hedefimiz var. Ben bugün burada bulunmamıza sebep olan, 3 milyon çocuk kritik eşiğini geçmiş olmamızdan dolayı mutluluğumuzu sizlerle paylaşmak istiyorum. Daha nice milyonlarca çocuğumuza ulaşmak dileğiyle.”
“Hepimiz koca bir alkışı hak ettik”
Özel nedenlerden dolayı törene katılamadıklarını belirten Selma ve Mesut Kavurt, gönderdikleri mesajda şu ifadelere yer verdi:
“Bugün özel nedenlerden dolayı bu anlamlı törene katılamayacağımızdan dolayı çok üzgün olduğumuzu belirtmek isteriz. Değerli TEGV yöneticilerimizi, Kocaeli ilimizde 3 milyon öğrencimizi kutlama törenini yapmış olmalarından dolayı gönülden kutlar, çok mutlu olduğumuzu belirtmek isteriz. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkür eder, törene katılan tüm dostlarımıza, gönüllülerimize, öğretmenlerimize, basın mensuplarına teşekkür eder, çocuklarımıza yaşam boyu iyi şanslar dileriz. Kavurt Ailesi olarak, bu işe gönül verme amacımız, bugüne anlam veren 3 milyon çocuğumuzla buluşmak, geleceğe umutla bakmak ve çocuklarımızı yarına taşımak adına bize harika bir motivasyon oldu. Hepimiz koca bir alkışı hak ettik diye düşünüyoruz. Bir çocuk değişir, Türkiye gelişir.”
Türkiye genelinde 24 ilde eğitim desteği
Türkiye genelinde 24 ilde, kendisine ait 8 Eğitim Parkı, 29 Öğrenim Birimi ve 18 Ateşböceği Öğrenim Birimi’yle çocuklara eğitim desteği vermeye devam eden TEGV, her geçen gün yeni projeler üretmeye, eğitim dostlarıyla yaptığı iş birlikleri sayesinde eğitim birimlerine yenilerini eklemeye devam ediyor. 1995 yılından bu yana eğitim programları ve projeleriyle ilköğretim çağındaki çocukların sosyal, duygusal, bilişsel ve akademik becerilerini keşfetmelerine destek olan TEGV, Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış, her bir öğrenme alanı özel olarak tasarlanmış etkinlik noktalarında, Ateşböceği Öğrenim Birimleriyle okul bahçelerinde, TEGV Dijital ile uzaktan eğitimle, Yeni Dünya projesiyle köy okullarında, donanımlı tabletler ve eğitim kitleriyle tarım alanlarında, TEGV Evde dergisi ve Algo Dijital kodlama oyunu ile her evde, Millî Eğitim Bakanlığı’nın okullarında çocukların sınıflarında kısacası hayatın pek çok noktasında çocuklarla buluşmayı sürdürüyor.
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) hakkında:
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), başta Suna Kıraç olmak üzere, eğitimin her şeyin başı olduğuna yürekten inanan bir grup sanayici, yönetici ve akademisyenin girişimi ile devlet tarafından verilen temel eğitime destek olmak amacıyla 23 Ocak 1995 tarihinde kuruldu. İlköğretim çağındaki çocuklara okul dışı eğitim desteği vermeye odaklanan TEGV, yıllar içinde Türkiye’nin eğitim alanında faaliyet gösteren en yaygın sivil toplum kuruluşu oldu. TEGV 2009 yılında Bakanlar Kurulu tarafından “izin almadan yardım toplama” hakkına sahip vakıflardan biri olarak tanındı. Vakıf, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) ile 28 Ocak 2022 tarihinde imzaladığı işbirliği protokolü kapsamında Türkiye genelinde 24 ilde, kendisine ait 8 Eğitim Parkı, 29 Öğrenim Birimi ve 18 Ateşböceği Öğrenim Birimi’yle çocuklara eğitim desteği vermeye devam ediyor.
-
Yaş meyve sebze ve mamulleri ihracatında 2023 hedefi 1,5 milyar dolar
Yaş meyve sebze ve mamulleri ihracatında 2023 hedefi 1,5 milyar dolar
Yaş meyve sebze ve mamulleri ihracatı 2022 yılının ilk yarısında 551 milyon dolara yükseldi
Interfresh Eurasia’da 41 Türk firması 160 yabancı alıcıyla buluşacak
20 – 22 Ekim 2022 tarihleri arasında Antalya Anfaş’ta gerçekleştirilecek Türkiye’nin sektöründe tek “Sebze, Meyve, Ambalaj, Depolama, Lojistik ,Tarım Makine ve Teknolojileri Fuarı ve Kongresi” Interfresh Eurasia Fuarı, bu sene 16 farklı ülkeden 160 yabancı alıcıyla Türk ihracatçıları bir araya getirecek.
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, taze meyve sebze sektörünün tek fuarı Interfresh Eurasia Fuarı’nı düzenleyen ANTEXPO Fuarcılık Hizmetleri A.Ş. Genel Müdürü Murat Özer ile birlikte basın toplantısı düzenledi.
Toplantıda, yaş meyve sebze ve meyve sebze mamulleri sektörlerinde 2022 yılı ilk yarısındaki ihracat performansı ve 20-22 Ekim 2022 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek olan Interfresh Eurasia Fuarı’yla ilgili güncel bilgiler paylaşıldı.
Almanya, ABD, Rusya ilk üç ülke
Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, yaş meyve sebze ve mamulleri ihracatının 2022 yılının ilk 6 ayında bir önceki yıla göre yüzde 9 artışla 551 milyon dolara yükseldiğini açıkladı.
“Geçtiğimiz yılı 1 milyar 182 milyon dolar ihracat ile kapatmıştık. 6 aylık artış ivmemizi devam ettirdiğimiz takdirde bu yılın sonunda ihracatımızı 1 milyar 300 milyon dolara, Cumhuriyetimizin 100.yılı 2023 sonunda ise ihracatımızı bir buçuk milyar dolara taşıyabileceğimizi düşünüyorum. Ülkeler bazında da yaş meyve sebze ve mamuller ihracatımızda en fazla ihracat yaptığımız ilk 3 ülke; 93 milyon dolarla Almanya, 87 milyon dolarla ABD ve 65 milyon dolarla Rusya olmuştur. Altı aylık dönemde 122 ülkeye ihracat gerçekleştirmişiz.”
Uçak, “İhracatımızda yaşanan, hammadde fiyatlarındaki artışlar, lojistik sorunları, Euro-Dolar paritesinin durumu bizleri zaman zaman rekabetçi fiyatlar verme konusunda zorluyor. Ancak şunu unutmayalım ki biz bir tarım ülkesiyiz. İhraç ettiğimiz ürünü kendimiz üretiyoruz, son derece modern işleme tesislerimizde ürünlerimizi işliyor ve paketliyoruz. Dolayısıyla bizim her zaman önümüzün açık olduğunu düşünüyorum.” dedi.
Üçüncü Kuşak Tarım Girişimciliği Eğitimi Programı
Mart ayında başlayan Üçüncü Kuşak Tarım Girişimciliği Eğitimi Programının 6 hafta sürdüğünü açıklayan Hayrettin Uçak, “Başarı ile tamamlanan projemiz kapsamında üniversitelerin son sınıflarında okuyan veya yeni mezun olmuş 40 genç girişimciye sürdürülebilir tarım için gerekli süreçleri kapsayan kapsamlı bir eğitim programı sunduk ve öğrencilerimizi başarı ile mezun ettik. Mezunlarımızın eğitim programımızdan çok memnun olduklarını duymamız bizleri çok sevindirdi. Eğitim süresince, çok güzel ve yenilikçi projeler ortaya çıktı, bu projelerden bazılarını değerlendirmek için arkadaşlarla iletişim halindeyiz.” diye konuştu.
Kullandığımız Pestisitleri Biliyoruz Projesi
Meyve Sebze Mamulleri ile ilgili 7 kişilik alt komite oluşturduklarını söyleyen Uçak, önümüzdeki günlerde diğer komiteleri de oluşturarak faaliyetlerine başlayacaklarına değindi.
“Burada amacımız bu komitelerin sektör sorunlarına çözüm önerileri getirmesi, ihracatımızı artırmak için yeni projeler üretmesidir. Yakın zamanda komitelerimizin meyvelerini toplamaya başlayacağız. Yine geçen yıldan beri devam ettiğimiz ve bu yıl kapsamını genişlettiğimiz Kullandığımız Pestisitleri Biliyoruz Projemize hız kesmeden devam ediyoruz. Bu sene 10 üründe projemiz devam ediyor. Çilek, kiraz, kornişon ve şeftalide analiz sonuçlarımızı aldık, şu an için sonuçların genel anlamda olumlu olduğunu söyleyebilirim.”

Hasat sonrası kayıpların %30 ile %50 arasında azaltılmasını sağlayacağız
6 aylık dönemde, üretici ve ihracatçılarla gerçekleştirdikleri ürün ve bölge bazlı geniş katılımlı toplantılara yoğun bir mesai harcadıklarını anlatan Hayrettin Uçak sözlerine şöyle devam etti:
“Kemalpaşa, Sultanhisar, Selçuk, Ödemiş ve Alaşehir ilçelerinde geniş katılımlı toplantılar düzenledik. Bu toplantılara konusunda uzman konuşmacılar davet edilerek üreticilere bilgi aktarımı yaptık, üreticilerimizden beklentilerimizi ortaya koyduk. Ağustos ayından itibaren Ege Üniversitesi ile Mandarin, Nar ve Domateste Hasat Sonrası Kayıpların Belirlenmesi Projesi’ne başlıyoruz. Bu projede, hasat sonrası meydana gelen kayıpların %30 ile %50 arasında azaltılmasını sağlamak, Kayıpların azaltılmasıyla daha az kimyasal kullanımını sağlamak, pazarlanabilen kaliteli ürün miktarını artırmak gibi hedeflerimiz var. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün de projemize paydaş olma gibi bir düşüncesi var. Umuyorum bu proje de sektöre faydalı bir proje olacaktır.”
İyi Tarım Uygulamalarının yapılmasına yönelik bir proje başlatıyoruz
Hayrettin Uçak, “Üretimde kaliteyi artırmak amacıyla, önümüzdeki günlerde İzmir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile birlikte, İzmir’in Selçuk, Menderes ve Seferihisar ilçelerinde bulunan 100 mandarin üreticisinde İyi Tarım Uygulamalarının yapılmasına yönelik bir proje başlatıyoruz. Pandemi sebebiyle ara verdiğimiz yurtdışı faaliyetlerimize de bu yıl tekrar başladık. İlk olarak Birliğimiz bünyesinde yürütülen Yaş Meyve Sebze URGE Projesi kapsamında Hindistan’a ticaret heyeti düzenledik ve bu heyette 50’nin üzerinde alıcı ile ikili iş görüşmeleri yaptık. Eylül ayından itibaren hem URGE heyetlerimiz hem de yurtdışı fuar katılımlarımız hız kesmeden devam edecektir.”
Antalya’da verim alırsak İzmir ve İstanbul’da da düşünüyoruz
Uçak, 20-22 Ekim 2022 tarihlerinde Antalya’da üçüncü kez düzenlenecek Interfresh fuarının ülkedeki tek yaş meyve sebze fuarı olduğunu ve sektör olarak sahiplenilmesi gerektiğini vurguladı.
“Her çeşit meyve ve sebzenin yetiştiği, bereketli topraklara sahip ülkemizin adından söz ettiren uluslararası nitelikte bir taze meyve sebze fuarına ev sahipliği yapmasının önemli ve gerekli olduğunu düşünüyorum. Bizler de Türkiye’deki İhracatçı Birlikleri olarak ortak bir stand ile fuara katılım sağlayacağız. Bu tür fuarlar ile potansiyel alıcılar, firmalarımızla bir araya gelerek yüz yüze ticari görüşmelerde bulunuyor, firmalarımızın tesislerini ziyaret ederek yerinde görme imkânı buluyor. Firmalarımızın uluslararası standartların üzerindeki modern tesislerini yurtdışındaki alıcılarımıza göstermek için bir fırsat yaratıyor. Ekim ayında verimli bir fuar olacaktır. Antalya’da verim alırsak İzmir ve İstanbul’da da düşünüyoruz.”
İzmir’de 1,8 milyon ton sebze 750 bin ton meyve üretimi
İzmir İl Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Özen, “İzmir önemli bir tarım kenti. 3,8 milyon dönüm tarım arazisinde 1,8 milyon ton sebze 750 bin ton meyve üretimimiz söz konusu. Bu sektörü hem üretenler hem pazarlayanlar olarak bir arada yürütmeliyiz. Bu yüzden EİB’nin katkısı çok büyük. Dünyada öne çıkan tarım sektörünün içerisinde bütün paydaşların hepsinin katma değeri var. Önemli olan birlikteliği yarınlara taşımak. Pandemiye, iklimsel sıkıntılara rağmen kuraklığa rağmen ihracat rakamlarında yüzde 10-15 artışın olması sevindirici. Pandeminin etkileri nedeniyle yeniden artan vakalar endişe verici bir tablo çiziyor. Küresel iklim değişikliğine adaptasyon sağlanması, tarımsal arazileri ve tarımsal suyu kullanmada bilinçlenmeliyiz. Tarımsal sektörü olumsuz etkileyen Rusya-Ukrayna savaşının sonlanması ülkemiz tarımı için olumlu katkılar sağlayacaktır.” dedi.
Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Murat Ödül, “Yeni dönemde URGE heyetlerimize hem de yurtdışı pazarlamalara hız vereceğiz. Yönetim Kurulu olarak büyük bir şevk ile çalışmaktayız.” dedi.
16 farklı ülkeden 160 yabancı alıcı gelecek
Uzun bir aradan, pandemiden sonra sektörün ilk ve tek fuarının sektörle buluşacağını söyleyen ANTEXPO Fuarcılık Hizmetleri A.Ş. Genel Müdürü Murat Özer sözlerine şöyle devam etti:
“Fuarlar pazarlamada sektörün en hızlı ve etkin bileşenlerinden biri. Çünkü alıcılara ürünlerinizi ve işletmelerinizi Türkiye’de en rahat gösterebileceğiniz platformunuz var. Yurtdışındaki fuarlarda maliyetler daha farklı. Türkiye’deki fuarlarda yurtdışından gelen yabancı alıcılara işletmelerini gösterebilirsiniz. Türkiye’de modern teknolojiyle kurulmuş onlarca işletmeyi tanıtabilirsiniz. Avrupa’nın yaş meyve sebze hacminin 70 milyar euro, Türkiye, bu sene 1,5 milyar euro hacme ulaştı. Bu sene fuarda Avrupa’dan üç market zinciri, Rusya’dan iki market zinciri, Ortadoğu’dan iki market zincirini fuara getiriyoruz.”
41 Türk firması 160 yabancı alıcıyla buluşacak
Özer, “160 tane farklı alıcıyı halci, tüccar ve büyük toptancıları da fuara davet ettik. 16 ülkeden 160 yabancı alıcıyı ihracatçılarımızla buluşturacağız. Global konferanslar düzenleyeceğiz Ana tema iklim değişikliği, sürdürülebilir tarım, kalıntısız tarım. 5 farklı üniversite ile iş birliği halindeyiz. Türkiye’de Akdeniz, Ege, Doğu Akdeniz olmak üzere üç üretim bölgesi var. Hava ulaşımı, havalimanları yurtdışından yabancı alıcı getirmek konusunda çok önemli. İzmir’in hava ulaşımı şu an daha da iyileşti ve aktif olarak kullanılıyor. Önümüzdeki dönemlerde fuarın İzmir’e gelmesi mümkün. Lojistik sektör için büyük problem, dolayısıyla lojistik maliyetler düşürülürse Türk ihracatçısı daha yüksek rakamlara ulaşacaktır. Fuara toplam 41 Türk firması katılıyor. 17-18 firma opsiyonlu, onların da yüzde 80 katılacaklarını öngörüyoruz. Ege bölgesinden 15 firmaya ulaşacağız.” diye konuştu.
Türkiye hızlı bir şekilde pozisyonunu almak zorunda: AYM’nin gerekliliklerini yerine getirmeliyiz
TARSİD Başkanı Prof. Dr. Rahmi Öztürk, “Yeşil Mutabakat ve sürdürülebilir tarımda dikkat etmemiz gerekenler var. Fosil yakıtlardan hızla uzaklaşmalıyız. AB ve gelişmiş ülkelerde hızlı dönüşüm başladı, önlemler alındı. Türkiye hızlı bir şekilde pozisyonunu almak zorunda. Dünyada ortalama ısının yükselmesi ile deniz suyunun yükseleceği konuda uzman görüşleri var. Dünyada acilen durumu çözmezsek 180 milyon kişi mülteci durumuna düşecek. Yağmur hasadı ve yağmur tarlaları ile yağmur ve sel sularının bir yerde toplanması gerekiyor. Hollanda’da bu planlama var. Yağmur sularını yeraltı depolarına koymalıyız. Binalarda ciddi radyasyon yayılımı söz konusu. Binalarda yalıtımlar ele alınmalı.” dedi.
Geçtiğimiz günlerde 2100 yılında olması muhtemel değişimlerin 2050’ye çekildiğini anlatan Öztürk sözlerini şöyle tamamladı:
“Salınım gazlarıyla ilgili yeni durumlar var. Kontrol edelim-karbon emisyonunu azaltalım istiyoruz ancak Rusya Ukrayna savaşında atılan füzeler atmosfere ciddi zararlar verdi. Elektrikli araçlara geçmek durumundayız. İklim değişikliğiyle ilgili devlet nezdinde önemli gelişmeler var. Geçtiğimiz günelrde “Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma Koordinasyon Kurulu” kurulmasına ilişkin genelge, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlandı. Dünyada tarımsal bitkisel üretimlerde ne tür önlemler alınmalı; kuraklıkta en az su ile bitki yetiştirme üzerine çalışmalar yapılıyor. Ülkemiz Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uymazsa Avrupa’ya ihracatımız tehlikeye girebilir. Artık QR kod ile üründe kullanılan gübre, toprak, ilaç hatta ürünü üretmede kullanılan enerji kaynağı bile tespit edilebilecek. AYM’nin gerekliliklerini yerine getirmeliyiz.
-
Son Başbakan’dan Türkiye’nin En Büyük Yat İmalat Çekek Yerine Ziyaret!
Son Başbakan’dan Türkiye’nin En Büyük Yat İmalat Çekek Yerine Ziyaret!
Bir dizi program için Muğla’ya gelen Türkiye’nin 27. ve son Başbakanı olan Binali Yıldırım, tamamlandığında, Akdeniz’in en büyük çekek yeri olacak olan Milas Ören Yat İmalat Bakım Onarım ve Çekek Yerinde incelemelerde bulundu.
Akdeniz’in En Büyük Çekek Yeri Olacak!
Akdeniz’in tümünde ve Ege’de dolaşan mega yatlar dahil olmak üzere yüzlerce tekneye hizmet verecek olan Milas Ören Yat İmalat ve Çekek Yeri’nde son hızla devam eden ve %70’i tamamlanan çalışmaları inceleyen Binali Yıldırım Milas Ören Yat İmalat Bakım Onarım ve Çekek Yeri’nin şimdiden bölgemize, Muğla’mıza ve Ülkemize ve denizcilik sektörümüze hayırlı ve uğurlu olmasını diledi. Milas Ören Yat İmalat Bakım Onarım ve Çekek Yeri projesi ve devam eden çalışmalar hakkında bilgi veren S.S. Yat İmalat Bakım Onarım ve Çekek Yeri Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi başkanı Macit Gündoğdu, 283 bin 71 metrekarelik alan üzerine inşa edilen tesisin hizmete açıldığında 31 tersanede yaklaşık 4 Bin kişiye istihdam sağlayacağını, yaklaşık 1200 teknenin kışlama yapabileceğini bu teknelerin bakım onarım işlemlerinin de yapılabileceğini ve yılda 60 yat üretim kapasitesinin olacağını belirterek “tesis tamamlanınca tüm Akdeniz’deki en büyük çekek yeri olacak. sektörde diğer rakip ülkelerin önüne geçmiş olacağız” dedi.

Muğla Valisi Orhan Tavlı Eşlik Etti
Ören Yat İmalatı Bakım Onarım ve Çekek Yeri Kompleksindeki incelemelerinde Binali Yıldırım’a Muğla Valisi Orhan Tavlı, Muğla Milletvekilleri Mehmet Yavuz Demir ve Yelda Erol Gökcan, Milas Kaymakamı Mustafa Ünver Böke, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Çiçek, Ak Parti İl Başkanı Kadem Mete, Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanı Mehmet Korkmaz, Ortaca Belediye Başkanı Alim Uzundemir, S.S. Yat İmalat Bakım Onarım ve Çekek Yeri Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi başkanı Macit Gündoğdu eşlik etti. MarmarisLIFE
-
İŞKUR staja erişimi de kolaylaştırdı!
İŞKUR staja erişimi de kolaylaştırdı!
İLİMİZİN KADIN İSTİHDAM SAYISI GİDEREK ARTIYOR.İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu, İlimizin 2022 Yılı ilk 6 aylık istihdam faaliyetlerini değerlendirdi. Toplantıda öne çıkan husus kadın istihdam sayısının giderek artması oldu. Yapılan değerlendirmede, Sakarya’nın her geçen gün yükselen sanayisiyle kadınların işgücüne ihtiyaç duyduğu belirtildi. Kadın istihdamının, ekonomik büyüme ve sosyal kalkınma açısından önemi paylaşıldı. SGK kayıtlarına göre, Covid-19 salgını öncesi Ocak-2020 ayında 64.608 olan kadın çalışan sayısı, Mayıs 2022 ayı itibariyle 14.460 kişilik artışla 79.068 kişi olduğuna yer verildi. Ayrıca, kadınlara, İlimizin istihdamında, üretiminde ve ihracatında, işgücünüz ile sizde yer alın çağrısı yapıldı.
Diğer taraftan, İŞKUR’un işyerlerinde staj yapacak öğrencilere de staj aracılığına başladığı duyurularak, Kurumun söz konusu yeni hizmetinin mesleki ve teknik eğitim ile orta ve yükseköğretimdeki öğrencilerine kolaylık ve yeni fırsatlar sağlayacağı değerlendirildi.İl İstihdam ve Mesleki Eğitim Kurulu Toplantısı, Vali Yardımcısı Mustafa KUTLU başkanlığında gerçekleştirildi. İlgili kamu, kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin katıldığı toplantıda; istihdama yönelik yapılan çalışmalar ve faaliyetler gözden geçirildi.

Kadın işgücüne ihtiyaç her geçen gün artarak devam etmektedir.
Sakarya Vali Yardımcısı Mustafa KUTLU; “Kapasite artışları ve yeni işyeri açılışları nedeniyle, işverenlerimizin İŞKUR üzerinden kadın işgücüne talepleri artmış durumdadır. İşverenlerimizden İŞKUR’a 2022 yılının ilk altı ayında 25.114 kişilik işgücü talebi alınmış, yine bu dönemde 15.153 kişi de işe yerleştirilmiş durumdadır. Dolayısıyla, işverenlerimizden alınan işgücü taleplerinde bir önceki yılın aynı dönemine oranla %35’lik ve işe yerleştirme sayısında da % 59 luk artıştan memnuniyet duyulmuştur. Ayrıca, İŞKUR’un kurs ve programlarından yararlanarak iş ve meslek sahibi olan kişi sayısı da 2.478 olarak gerçekleşmiştir.
Diğer taraftan, SGK kayıtlarına göre’ de Covid-19 salgını öncesi Ocak-2020 ayında 64.608 olan kadın çalışan sayısı, Mayıs 2022 ayı itibariyle 14.460 kişilik artışla 79.068 kişi olmuş durumdadır. İlimiz her geçen gün yükselen sanayisiyle kadınların işgücüne ihtiyaç duymaktadır. Refahın toplumun tüm kesimlerine yayılmasının bir yolu da kadın istihdamına fırsat verilmesi ve artırılmasından geçmektedir. Bunu yanında, nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınların giderek artan sayıda işgücüne katılımları ekonomik ve sosyal kalkınma hedeflerimize olumlu katkı sunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.Ayrıca, Vali Yardımcısı Mustafa KUTLU Sakarya Ticaret ve Sanayi Odamız ile Sakarya İŞKUR’ un desteklediği Kadın İstihdamını Artırma Projesinin de işverenlerimizce ilgi gördüğünü de hatırlattı. İŞKUR’da üretimde çalışacak kadınlara yönelik işgücü talebinin hayli fazla olduğunu da paylaşarak, kadınlarımıza “İlimizin istihdamında, üretiminde ve ihracatında, işgücünüz ile sizde yer alın” çağrısında bulundu.
Kadınlar! Evlilik ve doğum öncesi sigortalı işe girişiniz olsun…
Toplantıda yapılan değerlendirmelerde, kadınların emeklilikte en çok ihtiyaç duydukları doğum borçlanmasından yararlanabilmeleri için, doğumdan önce çalışma veya sigorta başlangıcının olması gerektiği belirtildi. T.C. TÜRKİYE İŞ KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Sakarya Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü Sayfa 2 / 2 Bilindiği üzere, doğum yaptığı için çalışma hayatından ve SGK güvencesinden yoksun kalan annelere, her çocuk için ikişer yıldan ve azami 3 çocuğa ve 6 yıla kadar borçlanma hakkı bulunmaktadır. Ancak, bu uygulamadan sadece SGK’ lı annelere borçlanma hakkı tanınmakta olduğuna ve bunların da yalnızca sigorta başlangıcından sonraki doğumlarının borçlanma kapsamında bulunduğuna dikkat çekildi. Bunun yanında, normalde staj sigortası emeklilik açısından başlangıç kabul edilmezken, ortaöğretim ve yükseköğretimde staj yaparak sigorta girişi yapılan kadınların doğum borçlanmalarının da kabul edildiğine yer verildi.
Bu nedenle, kadınların borçlanma yoluyla emeklilik fırsatından faydalanabilmeleri için evlilik ve doğumdan önce kadınların sigortalı işe girişlerinin bulunması ve bu anlamda istihdama katılmalarının önemli olduğu vurgulandı.İŞKUR’dan öğrencilerin staj sorununa çözüm…
Sakarya Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürü Tekin KAYA; “İŞKUR işyerlerinde staj yapacak öğrencilere de staj aracılığa başladı. Bilindiği üzere, staj yapmanın amacı; iş ve meslek deneyimi kazanmak, iş tekliflerine zemin hazırlamak ve iş çevresi edinmek olabilmektedir. Bu anlamda, mesleğe ve beklentiye uygun staj yapacak işyerini bulmak öğrenciler için sıkıntılı bir süreçtir. Aynı zamanda staj yapılan işyerleri, öğrenciler için ileriye yönelik iş fırsatları da oluşturduğundan, staj yapılacak doğru yerin seçilebilmesi de önemli bir konu olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında işverenlerimizde eğitim ve mesleği itibariyle kendilerine uygun stajyeri bulmakta da zorlanabilmektedir. İŞKUR olarak bu süreçte öğrencilere destek olmak, talep ve beklentilerine uygun işyerlerinin bulunmasına yardımcı olmak için staj yapılacak işyerinin bulunmasına da aracılık faaliyetine başlamış bulunuyoruz. İşverenlerimiz stajyer taleplerini İŞKUR’ un https://staj.iskur.gov.tr linkinden kuruma iletebilecekler ve yine staj yapacak öğrencilerimizde söz konusu linkten kendilerine uygun işyerlerine başvuru yapabileceklerdir. Özellikle mesleki ve teknik eğitime de destek olacağını düşündüğümüz bu uygulamanın, orta ve yükseköğretimdeki öğrencilerimize ve işverenlerimize hayırlı olmasını dilerim” ifadesinde bulundu.Bunun yanında işgücü piyasası değerlendirmeleri sonucu İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı mesleki ve teknik liselerde yeni alan/dalların açılmasına ve bazı alan/dalların da kapatılmasına karar verildi. Toplantı, gündem maddelerinin görüşülmesinin ardından kurul üyelerinin görüş ve önerilerinin alınması ile sona erdi.
Kamuoyuna duyurulur.
SAKARYA VALİLİĞİ
