Dolar : Alış : 7.3391 / Satış : 7.3524
Euro : Alış : 8.8679 / Satış : 8.8839
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya12°CParçalı Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11318 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Asla Emperyalist ülkelerin peşine takılmayın, Rusları kışkırtmayın

30 Aralık 2016 - 2 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Asla Emperyalist ülkelerin peşine takılmayın, Rusları kışkırtmayın
Asla Emperyalist ülkelerin peşine takılmayın, Rusları kışkırtmayın

Ulaşım İş  Genel Örgütlenme Sekreteri  Cihad KORAY”Terörü yaptıranları, yapanları, terör üzerinden milli duyguları istismar edenleri ayırmaksızın lanetliyoruz.”

Acısıyla, tatlısıyla. Hüznüyle, mutluluğuyla bize farklı duygular yaşatan 2016 yılını uğurlarken,  2017 yılının, bizlere neler getireceği  merakını ve heyecanı şimdiden hissetmeye başladık. Yeni yılınızı kutluyoruz. 2017’nin tüm beklentilerinizin gerçekleşeceği yıl olmasını   sağlık, huzur, mutluluk dolu günler getirmesini diliyoruz.

Değerli arkadaşlar;

2016 Yılı içinde farklı olayları ve duyguları yaşamış olsak ta, yaşanan terör olayları ve 15 Temmuz ihanet kalkışması sonrasında aynı duygu,  düşünce ve kaygılarda bir araya geldik.  2016 Yılı sizlerin de bildiği gibi ülkemiz ve halkımız için  zor geçen bir yıl oldu.. Artan Terör olayları ve buna paralel yaşanan Ekonomik ve sosyal sorunlar, bugünlerde iktidar tarafından da  açık bir dil ile itiraf edilmeye başlanan yanlış iç ve dış politikaların sonucunda  “Devletin bekası üzerine” konuşur hale geldik.. Neden bu hale gelindi, sorumlusu kimler? Sorusuna verilecek cevap elbette kişinin durduğu noktadan bakış açısına göre değişkenlik arz edecektir.

Bize göre bu günlere gelinmesinin iki nedeni vardır. İlki; Osmanlının son dönemlerinde yetiştirdiği asker, sivil, aydın kesimin birlikte kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş temelini oluşturan ilkeleri ve O temelin ilk harcının “tam bağımsızlık bilinci” olduğunun unutulmasıdır. İkincisi; Yeni devletin taşıyıcı sütunlarının “Türklük, Dil birliği, Tarih birliği, Kültür birliği” prensiplerinden uzaklaşılmasıdır.

Sorumlusu ise; Devletin kuruluş felsefesini, ilkelerini ve prensipleri ile sorunu olan ve bunların tek parti döneminden kalma Faşizan düşünceler olduğunu savunan kişilerin ve partilerin onlarca yıldır ülkemizi yönetmelerine vesile olanlardır. Yani ülkemizin bu gün yaşadığı olumsuzlukların sorumlusu, Nazım Hikmet’in bir şiirinde;” Dilim varmıyor ama kabahatin çoğu senin kardeşim” dediği gibi. Bizat-i bizleriz…

OLTADAKİ BALIĞIN YEME İHTİYACI YOKTUR…

Bu söz Rockefeller’e aittir.  1956 yılında dönemin ABD Başkanı Eisenhower’a gönderdiği mektubunda Türkiye’den, yem vermeye gerek olmayan, oltadaki balık olarak bahsetmiştir. Dünyanın en değerli coğrafyasında yaşadığımızın farkında dahi olmayan bizler bu coğrafyada  huzurlu ve barış içinde yaşamanın formülünü ” Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” olduğunu söyleyen ATATÜRK”ün, huzurlu ve güvenli biçimde varlığınızı sürdürmek istiyorsanız; “Asla Emperyalist ülkelerin peşine takılmayın, Rusları kışkırtmayın, Arapların kendi aralarında ki kavgalara karışmayın”  uyarılarını  eski Türkiye’nin pısırık iç ve dış politika anlayışı  olarak  görenlerdir. 1949 yılında ABD ile “Fulbright Eğitim Komisyonu” kurduk. İlk, orta ve liselerde okutulacak derslerin müfredatının  belirlenmesini Amerikalı uzmanlara daha doğrusu CIA ajanlarına bıraktık. Aslında vazgeçtiğimiz sadece eğitimdeki milliğimiz değildi. Egemenlik haklarımızın bir kısmını da ABD’ye devrediyor onun yarı sömürgesi oluyorduk. Amerikalılar neleri öğrenmemizi ve bilmemizi istiyorlarsa o kadarını öğreniyorduk. O yüzden Gertrude Bell, Sykes-Picot gibi şahsiyetleri ve onların üstlendiği görevleri öğrenemedik. Bugün Graham Fuller gibi kişilerin yazdıkları ve yaptıklarına kayıtsız kalmamızın sebebi bu eğitim sisteminin sonucudur. Yaşı müsait olanlar hatırlarlar. İlkokul çocuklarına ilk ezberletilen; Birler, İkiler, Üçler; Yaşasın Türkler. 2-3-4; Polonya battı. 7-8-9; Ruslar domuz. 10-11-12;İtalyanlar Tilki. 13-14-15; AMERİKA KAN..KARDEŞ. Tekerlemesidi. Bu komisyon halen ABD li uzmanlar ile birlikte Milli Eğitim geliştirme komisyonu adı ile varlığını sürdürmektedir.  65 yıl önce  Türkiye’yi küçük Amerika yapacağız hayali ile çıkılan yol bizi, önce ABD nin oltasında yem vermeye gerek  olmayan balık yaptı. Sonunda 15 Temmuz ihanetine,  sonrasında  “Devletin Bekasını” konuştuğumuz günlere getirdi.

Ülkemizi yönetenler yaşananlardan ders alıp cumhuriyetimizin kuruluş ilke ve prensiplerine  dönük politikalara yönelirler mi? Sorusunun cevabı. Bize göre ne yazık ki hayır. Ön yargılı değiliz, Winston Churchill’in; “Dün ile bugün arasında bir kavga varsa; yarın kaybeder” sözünü dikkate alarak “hayır” kelimesini kullanıyoruz. Atatürk heykellerinin içi boş gerekçeler ile şehrin merkezindeki meydanlardan taşınması, isminin hafızalardan silinmesi için yapılan çalışmalar son olarak Anayasada Cumhurbaşkanlığı için aranan şartlar içinde ”Türk olarak doğma” şartının “ırkçılığı” ifade eden çirkin bir değim gerekçesiyle değiştirilmesi hatta TC Vatandaşı olarak doğmak olarak dahi yer almaması. Bugünün dün ile sürdürdüğü kavgada ısrarlı olduğunu gösteriyor.  Dolayısıyla; “Aynı kişilerden, farklı davranış beklemek Aptallığın bir başka göstergesidir”Sözü yönünde bizleri hareket etmeye yönlendiriyor.

2016 yılına Kurumlarımız Açısından baktığımızda;  Durumun Memleketten bir farkı olmadığını görüyoruz. Sorunların ve çözümlerin çok iyi bilinmesine rağmen çözüme yönelik adımlar atılamıyor. Bunun  sebebi üst akıl ve siyasi iradenin kamu çalışanlarına olan ilgisi ve yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Üst yönetimler bu hususlarda bizler ile sağlıklı  bilgi paylaşımında bulunmadıklarından  bizlerde net ve doğru bilgi sahibi değiliz. Ancak hızlı bir şekilde serbestleşme adı altında  özelleştirilmeye doğru gidiyoruz.  Bu yıl için söylenecek en önemli şey,  15 Temmuzun Personel nazarında  yarattığı geleceğe yönelik kaygı ve umutsuzluğun  moral ve motivasyonu olumsuz etkileyecek seviyelere gelmesidir.

Sendikal yönden 2016 yılı;  Bir yıl evvelkinden farklı değil. Çalışanı değil, çalıştıranı koruyan mantık ile hazırlanmış bir faydası olmayan  sendika kanunu. Kendi hakkını aramaktan imtina eden, buna talip olanlara dahi destek vermekten kaçınan tabanın tavırlarında değişiklik olmaması. Kendilerinin de Memur olduğunu unutan idarecilerin, Memur Sendikalarının varlığını hazmedememiş sinir bozucu ciddiyetsiz  tavırları, bizlerden gelen talep ve itirazları kişiselleştirerek kaprisli, kibirli  tepki göstermelere devam etmeleri. Unvan ve Lojman gibi haklarımızı bizim çekince, zafiyet ve omurgasız tavırlarımızdan aldıkları cesaretle kendi keyfiyetlerine ait lütuf gibi görmeleri ve sığ ikballer uğruna idarecilere dalkavukluğu kendine görev edinmiş  kişilerin fütursuz tavırları. Hal böyle olunca sendikadan ve sendikacılıktan  bahsetmenin bir manası kalmıyor.

DEMOKRASİ…

Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar ne olursa olsun Türkiye’yi Demokrasiden uzaklaştıracak düzenlemeler karşısında dikkatli olunmalıdır. Son iki yıldır ülkemizde Demokrasiyi, bireysel hak ve özgürlükleri kısıtlayan “İç güvenlik Paketi “ adı altında yasal düzenlemelere gidildi. polisiye tedbirlerin alanı genişletilirken bireysel hak ve özgürlükler daraltıldı.Özellikle “Makul Şüpheli” adı altında insanların göz altına alınmalarının ve mallarına el konulmasının önü açıldı. Yetmezmiş gibi 2016 Yılı şubat ayında yayımlanan Başbakanlık genelgesinde;  “Terör örgütleri veya legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten yapılarla ilişkisi olanların iş yerleri ile ilişkileri kesilir” denilmesi, 15 Temmuz sonrası Demokrasiyi tamamen askıya alan OHAL uygulamalarına yasal dayanak teşkil etmiştir. Masumiyet karinası göz ardı edilerek  ifadeleri dahi alınmadan 100 bine yakın Kamu Personeli görevlerinden uzaklaştırıldı. Binlercesinin görevlerine son verildi yokluğa, yoksulluğa ve yoksunluğa itildiler. Uygulamalar “At izi, it izine karıştı” sözleri ile Cumhurbaşkanımızın bile tepki göstermesine sebep oldu. Bu düzenlemelerin yapıldığı tarihlerde her kesin sessiz kaldığı, sustuğu günlerde sadece Ulaşım-İş olarak biz karşı duruş gösterdik. Bültenlerimiz ve ikili görüşmeler yoluyla  neden  karşıt olduğumuzu anlatmaya gayret ettik. Haklılığımız 15 Temmuz sonrası yaşananlar ile görüldü.

Değerli arkadaşlar. Sendikalarda siyasi partiler gibi kendi iç dinamiklerinin oluşturduğu ideolojik temel üzerine inşa edilmiş kurumlardır. Aksini savunmak omurgasız “sarı sendikacılığa” götürür. Ancak bu ideolojik yapı iktidarlardan, partilerden ve etnik dini yapılanmalardan bağımsız olmalıdır. Bazı kişiler maksatlı olarak bizi siyasetin ideolojik yelpazesinde bir yerlere yakıştırma çabası içindeler. Onların çabalarını umursamıyoruz. Çünkü Ulaşım-İş sendikası olarak taraf olduğumuz düşünceyi hiç gizleme gereği duymadık. Sendikal düşüncemizin temelini; “Geneli ilgilendiren uzun vadeli çıkarları, kısa vadeli bireysel çıkarların önünde tutmak oluşturur.”  İdeolojik temelimiz; Yukarıda ifade ettiğimiz devletin kurucu iradesinin bağımsızlık bilinci. İlkeleri ve taşıyıcı sütunlarından oluşur. Susma sustukça, sıra sana gelecek diye güzel bir söz vardır. Alman yazarın o bildik pişmanlığını yaşamayacağımız günler  dileğiyle yeni yılınızı kutluyor Sağlık ve esenlikler diliyorum.                                                                                                      

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar