Dolar : Alış : 7.5096 / Satış : 7.5231
Euro : Alış : 8.9643 / Satış : 8.9804
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya9°CYağışlı

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11350 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Ardanuç Halkı Ormana,Suya,toprağa,dere’ye dokundurtmadı

17 Nisan 2016 - 2 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Ardanuç Halkı Ormana,Suya,toprağa,dere’ye dokundurtmadı
Ardanuç Halkı  Ormana,Suya,toprağa,dere’ye dokundurtmadı

Davası Anayasa Mahkemesine (AYM) taşınan Ardanuç-5 HES projesinin inşaatına başlamak üzere önceki hafta jandarma eşliğinde bölgeye gelen iş makinelerine direnen Artvinli yurttaşlara Rize İdare Mahkemesinden iyi haber geldi. Aynı dere üzerine planlanan Ardanuç 7-8 HES projesinin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu kararı, bölgede planlanan HES projelerinin bütünlüklü inceleme olmaksızın onay aldığını belirten bilirkişi raporunun mahkemeye sunulmasının ardından iptal edildi. İptal kararıyla, Ardanuç-5 HES projesinin AYM’ye taşınan yargı sürecinde de umutlar arttı. Ardanuç 7-8 projesi haricinde, aynı havza için planlanmış 6 HES projesi daha bulunuyor.

Tüm cevaplar HES aleyhine

Bilirkişi heyeti raporda, mahkemenin yönelttiği 25 soruya cevap verdi; cevapların neredeyse tamamının proje aleyhindeki gerçeklerin altını çizdiği görüldü. Bilirkişi raporundan bazı satır başları şöyle:

Enerji nakil hatları: HES projesi, enerji nakil hatlarının güzergahını ve planlamasını içermiyor; güzergah belirlenmesi için hazırlanmış ayrı bir ÇED de yok.

Yollar: Ormanda bu proje için yeterli yol yok; dolayısıyla dayanma yapıları, menfezleri ve köprüleriyle birlikte yollar inşa edilmesi lazım ama projede bunlar da bulunmuyor.

bilirkisi-hes-le

ÇED sürecinde hata: Nihai ÇED Raporunda değişiklikler yapıldı ama Revize Nihai ÇED raporu yeniden Halkın Katılımı Toplantısı yapılarak tartışılmadı.

Patlatma gerekiyor: Projede patlatma yapılmayacağı taahhüt edilmiş fakat zor arazi şartları çalışmanın başka yolu yok.

Hafriyat sorunu: Hafriyatın nerede depolanacağı ve bu depolama sahasının nasıl ıslah edileceği projede yer almıyor.

Bırakılacak su: Hem can suyu hem de tarımsal faaliyetler için bırakılacak su miktarının hangi kriterlere göre belirlendiği anlaşılmıyor.

Su ve kara ekosistemi büyük zarar görecek

Bilirkişi raporunda en kapsamlı açıklama, kümülatif etki, yani dava konusu HES projelerinin, bölgede planlanan diğer enerji projelerinin etkileriyle birlikte ele alınması hususunda yapıldı. Bilirkişi heyeti, “Akarsu üzerindeki diğer HES’ler ve planlanan ve mevcut diğer işletmeler ile karşılaştırılmalı bir kümülatif değerlendirme yapılmamıştır” açıklamasını yaparak bazı hususlara dikkati çekti. Bilirkişilere göre, dik yamaçlara HES projesi kurulması erozyon ve heyelan riskini artıracak; proje için kullanılacak 4566 metre boru hayvanların günlük avlanma ve su ihtiyaçlarını engelleyecek; insan erişimi olmayan bölgeye yollar açılmasıyla yaban hayat zarar görecek; iletim hatları için orman tahrip edilecek; akarsu yataklarındaki bitki örtüsüne yapılacak tahribat ise sel ve taşkınları önleyici etkilerini ortadan kaldıracak.

İstihdam yok, toplum psikolojisi bozulacak

Bilirkişi heyeti, projenin insan yaşamı üzerindeki etkileri hakkındaysa şu uyarılarda bulundu: “İnşaat çalışmalarında istihdam yaratacağı söylense de bu durum süreklilik arz etmez. Çünkü HES inşaatları teknik ve kalifiye elemanlara ihtiyaç duyar ve bunlar dışarıdan getirilir. Yerelden çalıştırılan 3-5 kişi de bölge için umulan istihdamı yaratmaz. Akarsular halkın geleneksel yaşamını, geçimini ve geleceğini teminat almada önemli rol üstlenmektedir.” Balıkçılık ve turizmin de zarar göreceğini ekleyen bilirkişi, “Geleneksel yaşam biçimi değişen yöre halkının psikolojilerinin de bu durumdan etkileneceği ortadadır” ifadeleriyle toplumsal etkilerin altını çizdi.

Bilirkişi heyeti, ÇED Raporunda da belirtilen doğal yaşam tahribatlarının giderilmesi için önerilen yolların denetimsizlik yüzünden uygulamaya konmayabileceğini de ekliyor. Göze alınmayan unsurlar ve eksik değerlendirmeleri işaret eden bilirkişi heyeti, raporda ÇED sürecinin havzadaki diğer HES’ler dikkate alınarak yenilenmesi gerektiğini söyledi. Bilirkişi raporunu dikkate alan mahkemeyse kararında, “Nihai ÇED raporunun yeterli olmadığı bilirkişi raporunda açıkça ortaya konulmuştur” diyerek, “ÇED Raporun yetersiz olduğu ve eksiklikleri bulunduğu” gerekçesiyle ÇED Olumlu kararını 26 Şubat’ta iptal etti.

Ardanuç 7-8 HES projesinin etkilerini açıklayan bilirkişi raporu ve Rize İdare Mahkemesinin aldığı iptal kararı, Aydın Deresi üzerine yapılması planlanan diğer projeleri de etkileyecek. Ardanuç-5 HES projesinin iptali için açılan davanın Rize İdare Mahkemesince reddedilmesi sonrası Danıştay 14. Dairesi bu kararı bütüncül değerlendirme yapılmadığı gerekçesiyle bozmuş ancak davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının karar düzeltme başvurusunun ardından yerel mahkemenin kararı onanmıştı. Bunun üzerine AYM’ye başvurulmuş, bu sırada önceki hafta bölgede çalışma başlatmak isteyen iş makineleri, bölge sakinlerinin direnişiyle durdurulmuştu.

‘Uyduruk bilirkişi raporlarını deşifre etti’

Şavşat Derelerin Kardeşliği (DEKAP) Dönem Sözcüsü Ali Merdan Aymelek, “Sermaye-iktidar ilişkisi yüzünden işimiz çok zor ama boyun eğmeyeceğiz. Aydınlı Deresi üzerine planlanan Artvin-5 için açılan davanın reddedilip, Artvin 7-8 HES projeleri için lehimizde karar verilmesiyse hukuk çıkmazıdır; bir taraftan hukuksuzluğa bir taraftan da yaşam alanlarımızı korumaya çalışıyoruz” ifadelerini sarf ederken, davanın avukatı Halis Yıldırım, “Kapsamlı ve bilimsel değerlendirmelerle hazırlanan bilirkişi raporu, sadece Ardanuç projeleri için değil, tüm Türkiye’deki uyduruk bilirkişi raporlarını deşifre ettiği için emsal niteliğindedir” değerlendirmesinde bulundu. Projelerden ötürü bölge halkının diken üstünde olduğunu ve suyunu kaybetme korkusuyla yaşadığını belirten DEKAP Ardanuç Dönem Sözcüsü Elyese Uyğun, bilirkişi raporuyla ve kararla yapılan saptamaların aynı zamanda Ardanuç-5 HES projesinin de iptalini gerektirdiğini aktardı.

ARDANUÇ TARİHİ

Göğe komşu toprakların serhat şehri Artvin’in küçük ve şirin ilçesi olan Ardanuç ve çevresindeki yerleşme çok eskilere dayanmaktadır.   Artvin, Ardanuç  ve çevresine ilk yerleşen kavimler M.Ö. 5.000’de Türkistan’dan batıya göç eden Sü­mer, Elam ve Hurrilerle soydaş sayılan Asyanikler’dir.(MÖ. 5.000) Hazar Denizi’nin güneyinden ve İran üzerinden batıya göçen maden çağına girmiş medeni, yuvarlak başlı Asyanilkler’in Kür, Aras, Çoruk boylarına yayıldığı ve daha sonra sınırlarını genişleterek Van Gölü çevresi ve Urfa’ ya uzandıkları ve bu kavme güneydeki komşusu Sümerler’in Saburu ve yurtlarında Subartu dendiği çivi yazılı belgelerde belirtilmektedir. Bu kavme daha sonra Kurri/ Khurri ve en çok da Hurri denildiği 1973 Artvin İl Yıllığında bahsedilmektedir.

Huriler M.Ö. 1500 yılında Mittani devletini kurmuşlar ve Hititleri yaklaşık 200 yıl idare etmişlerdir. Daha sonra güçlenen Hititler kralları II Murşil döneminde Aras, Çoruh ve Karasu boylarında kurulan Hayaşa ve Azzi ülkelerine (M.Ö 1346-1320) sefer yapılarak Hitit hâkimiyetin sağlamıştır. Hayaşa ve Azzi ülkelerinin M.Ö. 15.ve 14. yüzyıllarda yazılı belgelere geçmesi iledir ki Çoruh Boyu tarih sahnesine girmiş, bilinen bir ülke olmuştur.

Artvin, Ardanuç ve çevresinin yani Orta ve Aşağı Çoruk boylarının tarihte asıl tanınması M.Ö.831 Van ( Tuşpa) Merkezli kurulan Urartular zamanında olmuştur. Urartu Kralı II. Sarduri’nin Van Kalesindeki büyük bir taşa kazdırdığı yıllıkta M.Ö. 753’te Kuzeye yaptığı seferde “Kulkhia” denilen Artvin ve Çoruh boylarını da ülkesine kattığı ve Kars Yöresi Kralı ile ülkeyi paylaştığı kaydedilmektedir.

M.Ö 720-714 yıllarında Urartu topraklarına giren Kimmerler; Artvin, Ardanuç ve çevresindeki halka kötü davranmışlardı. Urartu Kralı I. Rusa, Kimmer göçünü büyük zorluklarla ve en az zararla batıya kaydırmayı başarmıştır.

M.Ö 7 yüzyıllı Ardanuç ve çevresini önce Sakalar  -Bu sırada Çoruh boyundaki Sakalara Tavlar, ülkeye de Tavoklar denmekteydi- sonra Arsaklılar ele geçirmişlerdir. Küçük Arsaklılar’ın baş veziri ve Suvari başbuğu olan Bagarat / Bagratlılar hanedanı hep bu soydan olup daha sonraki dönemlerde Ardanuç Kalesi’ni merkez edinip bütün Çoruk ve Kür boylarını uzun süre idare eden krallar sülalesi olmuşlardır.

Doğu Arsaklıları himayesinde tutan İran Sasani Hükümdarı I. Keyhusre Anişirvan ile Bizans İmparatoru I. Justinyanus (532) ile bir anlaşma yapmış ve Sasani Devleti Bizanstan yıllık harç almak şartıyla Çoruh boyu kesin olarak Bizans’a bırakılmıştır.

575 yılında II. Justinyen Bagratlı soyundan Guaram’a Ardanuç ve çevresinin yönetimini verdi. Ardanuç Gevernik Kalesi Bagratlı hanedanı zamanında yaptırılmıştır.  Bu topraklarda Bizans hâkimiyeti çok da uzun olmamış Sasanilerle Bizans’ın arası bozulunca iki devlet arasındaki mücadeleden faydalanan Hazarlar, Ardanuç ve çevresini ele geçirmişlerdir.

Hz. Osman Dönemi’nde (644-656) İslam orduları 645 Bizans’ı Erzurum’da yenmiş, Artvin, Ardanuç, Şavşat İslam ordularının itaatine alınmıştır. Bu bölgede İslam hâkimiyeti 8 yıl sürmüş 653 yılında Bizans ordusu Hazar ittifakı sayesinde Artvin’i tekrar ele geçirmiştir.

721’de İslam orduları Bizans’ı destekleyen Hazarlar’ı yense de pek başarı elde edememiştir. 737’de II. Mervan komutasındaki 150 bin kişilik İslam ordusu tekrar Hazarlar’ı yenilgiye uğratmış; Aras, Çoruh ve Kür Irmak boylarını ele geçirmiştir. Ardanuç Kalesi surları bu sırada yıktırılmıştır. Hazarlar tekrar Ardanuç ve çevresine hakim olmuşsalar da 786’da Abbasi Halife’si Harun Reşid’in Tiflis’te kurduğu Bağdat’a bağlı İslam Emirliği bölgeye yeniden hakim olmuştur.

853-1023 Artvin, Ardanuç ve çevresini içine alan Bagrat ve Saç Emirliği Abbasiler’e bağlı kuruldu. I Bagrat 875 yılında ülkeyi iki kardeşi arasında paylaştırdı. Ardanuç’u Guram Beg’e verdi. Guram Beg Ardanuç Kalesi’nde oturarak; Klarcet,  Şavşat, Ardahan, Çavaget, Akbaba, Borçalı bölgelerinin beyi oldu.

Saç Emirliliği’nin yıkılmasından sonra Artvin, Ardanuç ve çevresi tekrar Bizans’ın kontrolüne geçti. Bu sırada doğudan Anadolu’yu yurt edinmek için Selçuklu akınları başlamıştı. 1048 Pasinler Savaşı’yla Selçuklular Artvin sınırına kadar gelmişlerdi. Selçuklu Sultanı Alparslan 1064’te Bizanslılar’dan Karsı’, Ani’yi; Bagratlılar’dan olan Çıldırı olarak Tayk (Artvin)’ a yaklaşmış ve II. Bagrat’ın kendisine bağlı hale getirmiştir.

Alparslan’ın ölümünden sonra Bizans tan yardım alan Gürcü Kralı Gorgi Artvin’i geri aldı. Ancak 1081’de Melik Şah’a  yenildi, ve Çoruh, Erzurum tekrar Selçuklulara bağlandı Çoruh’u içine alan, Kars, Erzurum, Ardahan, Bayburt merkezli Saltukoğulları Beyliği kuruldu.

Büyük Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra Ardanuç ve çevresi Azerbaycan Merkezli İldenizoğulları Atabeyliğine, daha sonra Moğol soyundan İlhanlı Devletinin yönetimi altında kaldı. Osmanlı Devletinin (1551) Ardanuç’u ele geçirmesine kadar Kıpçak Türkleri Ardanuç Kalesi’ne yerleşti ve şehri elinde tuttular.

Kanuni Sultan Süleyman Han İran a yapmış olduğu sefer sırasında Ardanuç’u elinde bulunduran Kıpçak Atabeyi II. Keyhusrev İran tarafını tutunca, Sultan, II. Veziri Kara Ahmet Paşayı 1549 yılı sonunda Ardanuç üzerine gönderdi. Bu sefer sırasında Çoruh boylarında birçok yer alındı ama Ardanuç kalesi ele geçirilemedi. Daha sonra Erzurum Beylerbeyi İskender Paşa Çoruh boylarına düzenlediği sefer sonucunda Ardanuç Kalesi alarak Ardanuç’u 1551 yılında Osmanlı toprağına katmıştır.

93 Harbinden sonra imzalanan Berlin Antlaşması’yla Rusya’ya savaş tazminatı olarak bırakılan Artvin, Ardanuç ve çevresi 40 yıl Rus işgali altında kara günler yaşamıştır. Ardanuç bu tarihlerde Çıldır Sancağı içerisinde yer almaktaydı. Bölge halkının “Kırk Yıllık Kara Günler” dediği bu esaret dolu yıllarda Ardanuç’tan birçok kişi;  Samsun, Çorum, Tokat, Yozgat, Adapazarı, İzmit ve özellikle Bursa gibi illerimize göç etmek zorunda kalmışlardır. Göç eden bu kişilere “93 Muhacirleri” denmiştir.  Rus işgali altında 40 yıl çok zor günler geçiren Artvin halkı, içendeki dini, milli hislerini ve bağımsız yaşama inancını hiç ama hiç kaybetmedi.  I. Dünya savaşı başlayıp bütün şiddetiyle sürerken Rusya’da ihtilal gerçekleşti ve 1917 Ekimi’nde Bolşevikler Rusya’da yönetimini ele geçirdiler. Yeni kurulan yönetim I. Dünya Savaşı’ndan çekilerek 18 Aralık 1917’de Artvin ve Şavşat’ı boşaltı. Sovyet Rusya’nın 3 Mart 1918’de I. Dünya savaşına katılan devletlerle imzalandığı Bresk-Litovsk Anlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’na, 1878’de Ruslara terk etmek zorunda kaldığı Batum, Kars, Ardahan’ı, plebisitle geri alma hakkını verdi. Türk ordusu Nisan-Temmuz 1918 arasında Batum’dan Baku’ye kadar olan Evliye-i Selaseyi tamamen ele geçirdi. Osmanlı Devleti buraları ele geçirir geçirmez Elviye-i Selase’de (Batum, Kars, Ardahan)  plebisit yaptırdı. 14 Temmuz’da yapılan plebisitte 10.842 kişi Anavatana ilhaka “Evet”, 11 kişi ise “Hayır” dedi. Böylelikle Anavatanın bir parçası olup Osmanlıdan zorla koparılan bu üç sancak neredeyse halkın tamamına yakının isteğiyle Anavatana katılımı hukuki manada da gerçekleştirmiş ve Rus İşgali altında yaşadığı 40 yıllık kara günler son bulmuştu.  Ancak anavatan katılma sevinci çok da uzun sürmemiştir. Çünkü Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış ve imzaladığı Mondros Mütarekesi hükümleri gereği Artvin, Ardanuç ve çevresi 17 Aralık 1918’de İngilizlerin, onların çekilmesiyle de Gürcülerin işgaline maruz kalmıştır. Bu işgaller sırasında Artvin halkı hem işgal güçleriyle hem de Onların silahlandırdığı Ermeni çeteleri karşısında bağımsızlıklarını ve hayatlarını korumak için kendi aralarında teşkilâtlanmışlardır.

Anadolu’nun her yerinde İtilâf Devletlerine karşı büyük mücadeleler verilerek işgal kuvvetlerinin ülkemizden çıkarıldığı bu Millî Mücadele sırasında Artvin, Ardanuç ve çevresinin yeniden kazanılması, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlığında kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin askerî ve diplomatik başarılarının sonunda gerçekleşti. Kazım Karabekir Paşa emrindeki 15. Kolordu kuvvetlerinin, 30 Ekim 1920’de Kars’ı kurtarmasından sonra Artvin, Ardanuç ve çevresinin kurtuluşu meselesi, diplomasi yoluyla sağlanmaya çalışıldı. Bağımsız Türk devletinin temellerini atmaya çalışan TBMM Hükümeti, 22 Şubat 1921’de Gürcistan Hükümeti’ne verdiği sert bir ültimatom ile Ardahan ve Artvin’in boşaltılmasını istemiş, aksi halde askerî harekâtta bulunacağını bildirilmişti. O sırada Rusya’nın Gürcistan’ı işgale kalkışması Rus – Gürcü savaşını da başlatmıştı. Dolayısıyla bağımsızlığını yeni ilân etmiş olan Gürcistan Cumhuriyeti farklı bir cephede daha savaşacak durumda olmadığından Ankara Hükümeti’nin notasına verdiği 23 Şubat 1921 tarihli cevapta Ardahan ile birlikte Şavşat, Ardanuç ve Artvin’i de terk edeceğini bildirdi.  Böylelikle Artvin, Ardanuç  ve çevresi savaşsız bir şekilde kurtarılarak anavatana tekrar katıldı. Resmi askeri birliklerimiz 6 Mart 1921 akşamı Artvin’e ulaştığında 7 Mart 1921 günü fiilen kurtuluş gerçekleşti. Bu tarihten itibaren Artvin-Ardanuç-Borçka ve Şavşat’tan Gürcü kuvvetleri çekildi. 45 yıllık esaret sona erdi.

13 Şubat 1921’den 1945 yılına kadar Artvin’e bağlı bir nahiye olarak yönetilen Ardanuç 1 Ağustos 1945 tarih ve 4769 sayılı kanunla ilçe olmuştur. İlk ilçe merkezi Tütünlü iken 1948 yılı Kasım ayında ilçe merkezi Adakale’ye,1954 yılında Hükümet Binası inşaatının tamamlanmasından sonra da şimdiki yerine nakledilmiştir.

Coğrafi Konumu ve Yerşekilleri:

            Ardanuç, Doğu Karadeniz Bölümü’nün en doğusunda yer alan Artvin ilinin bir ilçesidir. İl merkezine uzaklığı 39 km.dir. Yüzölçümü 969 kilometrekare olan ilçe; kuzeyden Şavşat ilçesi, doğudan Ardahan ili ve Göle ilçesi, güneyden Erzurum ili ve Yusufeli ilçesi, batıdan ise Artvin merkezi ilçesi ile sınırlandırılmıştır.Ardanuç ilçe merkezi ise; kuzeyden Tütünlü ve Beratlı köyleri, doğudan Kızılcık ve Harmanlı köyleri, güneyden Sakarya köyü, batıdan ise Ferhatlı köyü ile çevrilidir.

  İlçe merkezi, Kürdevan, Yanlızçam ve Horosan dağları ile çevrili olup, doğusundaki Yanlızçam dağlarından beslenen Bulanık Deresi ile Aydın Deresi ve Horhot Deresi’nin birleştiği yerde kurulmuştur.İlçe merkezindeki yapılaşma daha çok doğu yönündeki alüvyal düzlükte ve yavaş yavaş yükselen bir yamaç üzerinde belirginleşmiştir. Ardanuç yerleşim alanının yükseltisi yaklaşık 470-670 m. arasındadır.Yerleşme alanının büyük bir kısmı 470-500 m. arasındaki yükseltide yer almakla beraber, ilçenin en eski kuruluş yeri olan Adakale Mahallesi yaklaşık 600-670 m. arasındaki yükselti basamağında kurulmuştur. Çoruh ırmağına kavuşan Bulanık Deresi , Aydın Deresi ve Horhot deresi`nin oluşturduğu Ardanuç havzasında yükselti, Ardanuç deresi ile Şavşat deresinin birleştiği yerde 250 m. den başlayıp Kürdevan (Çadır) dağında 3050 metreye ulaşır.

            Ardanuç ilçesinin yüzey şekilleri ana hatlarıyla iki ayrı jeomorfolojik birimden oluşmaktadır.İlçenin farklı iki jeomorfolojik ünitesinden birini oluşturan vadiler, Çoruh Irmağı’nın kollarından olan Berta Çayı’nın Ardanuç Havzası olarak adlandırılan kısmındaki Aydın Deresi , Horhot Deresi, Bulanık Deresi ve Cehennem Deresi’nin oluşturduğu vadilerdir. Cehennem Deresi” olarak adlandırılan vadinin yamaçlarında bazı yerlerde eğim 90 dereceyi bulmaktadır.Dik bir duvarı andıran ve 200 metreyi aşan yükseltisiyle oldukça dikkati çeken Cehennem Deresi birkaç kilometre boyunca özelliğini korumaktadır. İlçenin  önemli jeomorfolojik oluşumlarından diğerini oluşturan sırtlar, Yalnızçam Dağlarının Çoruh ırmağına doğru alçalan doğu eteklerinde yer almaktadır. Sırtların uzanış doğrultusu, akarsu ve dereciklerle paralellik gösterecek şekilde genellikle güneydoğu-kuzeybatı yönündedir.

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar