VATAN PARTİSİ’NİN MÜFREDAT ÖNERİSİ

ana manset - 9 Mayıs 2024 16:16

VATAN PARTİSİ’NİN MÜFREDAT ÖNERİSİ:
ZORLUKLARI YENME EĞİTİMİ

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Semih Koray Genel Merkez’de yaptığı basın
açıklamasıyla, Vatan PartisininTürkiye Yüzyılı Maarif Modeli hakkında görüşlerini aktardı.

Değerli Basın Mensupları

Bugünkü açıklamamızda Milli Eğitim Bakanlığımızın açıkladığı “Türkiye Yüzyılı Maarif
Modeli’ni değerlendireceğiz. Eğitim kuşkusuz bir ülke açısından, o ülkenin geleceğini inşa etme
açısından en önemli alanlardan birisidir. Onun için eğitimde yığınağı yanlış yapmak, giderilmesi
olanaksız hatalara ve yanlışlıklara yol açar. Bugün eğitimi planlamak, Türkiye'nin orta ve uzun
erimde olan ihtiyaçlarını göz almayı gerektirir. Doğru bir eğitim politikası için ön koşul Türkiye'nin
kalkınma stratejisinin, bilim, sanat, kültür alanlarında gelişme stratejisinin belirlenmesidir. Aynı
zamanda bu stratejinin uygulanması için ayrıntılı bir planlama yapılmalı ve bu planın sürekli olarak
güncellenmesi gerekiyor.

Piyasaların Kendiliğindenciliğine Bırakılan Eğitim

Bugün Türkiyenin en önemli zaaflarından biri böyle bir strateji ve plandan yoksun olmasıdır.
Milli eğitim büyük ölçüde piyasaların kendiliğinden şekillendirilmesine tabii bırakılmıştır. Onun için
Milli Eğitim Bakanlığı ne kadar vatanına, milletine bağlı kendi çıkarını değil milletin çıkarlarını
düşünen bireysel çıkarı kolektif çıkara tabi kılan öğrenci yetiştirmeye çalışırsa çalışsın, böyle bir
strateji ve planın yokluğunda başarı gelmez. Onun için bugün yapılmış olan şey de maalesef
isimlendirildiği gibi, maarif modeli değil, mevcut müfredatın yeniden düzenlenmesinden ibaret
kalıyor.

Türkiye’nin Birikimi

Türkiyenin geçmişte çok önemli birikimleri var. Atatürk döneminde eğitimin bir strateji ile
planlandı. O strateji milletin inşası ve Türkiyenin gelişmesi açısından hem ekonomik düzlemde hem
de kültürel, düşünsel, düzlemde neye ihtiyacı olduğunun saptanmasıyla kuruldu. Bu açıdan köy
enstitüleri tecrübesi sadece Türkiyenin değil dünya ölçeğinde son derece önemli bir eğitim
modelidir.

Bugün köy enstitülerini sadece ekonomik yönüyle ele almak, iş üstünde eğitim yapılıyor
olmasıyla anmak son derece yanlış ve eksik olur. O dönemde Türkiyede tarımın mekanizasyonu söz
konusuydu. Bu açıdan köylünün bilgilendirilmesi önemliydi. Ancak Köy Enstitülerinin esası
Cumhuriyet Devriminin bir kültür devrimi olmasıdır. Cumhuriyet devriminin nefesini hem üretim
içinde çalışacak bu konudaki becerilerini geliştirecek ama üretim devriminin nefesini Türkiyede
köylere taşıyacak önderleri yetiştirmek!

Milli Eğitimin Hedefi

Bugünkü ihtiyacımız doğru bir müfredatın, doğru bir müfredat içeriğinin ötesindedir.
İhtiyaç duyduğumuz şey:
Birincisi, öğrenme ve kendini dönüştürme konusunda istekli.
İkincisi, kendini dönüştürüp bilgi edindikten sonra da çalışırken enerjisi yüksek.
Üçüncüsü, Üretim Devrimi’ne ve Türkiyenin gelişmesine hizmet eden insanlar yetiştirmektir.

Ortaöğretimde Yeteneğin Keşfi

Ortaöğretim iki önemli unsuru içeriyor. Birincisi, meslek seçiminin hemen öncesi olması
dolayısıyla hangi alanlarda ne kadar nitelikli iş gücüne sahip olduğumuzun bilinmesi öğrencileri
yönlendirme açısından o dönemde önem kazanıyor. Yanlış meslek seçimi, Türkiye'de karşılığı
olmayan ama moda olduğu için o meslekleri piyasanın savurması, yönlendirmesiyle ile oluyor.
Sonuç: İşsiz kalan ve hayat boyu mutsuz olan öğrenciler. Olması gereken ise Türkiyeye hizmet
edecek meslekleri seçen ama bunu aynı zamanda kendi ilgi ve yetenekleriyle birleştiren gençleri
hayata kazandırmaktır.
Bu da bizi ikinci hususa getiriyor. Yeteneklerin esas keşfedileceği dönem ortaöğretim
dönemidir. Bu yeteneği dışarıdan keşfetmek yetmez. Öğrencinin kendisini keşfedip geliştirmesi, o
konuda merak ve ilgisinin olması gerekir. Bu ikisini birleştirmek lazımdır. Ortaöğretimde eğitimin en
önemli başarı ölçütü, öğrencilerin yeteneklerinin, ilgi alanlarının keşfi ve bunun ülkenin önümüzdeki
uzun erimli ihtiyaçlarıyla birleştirilecek şekilde yönlendirilmesidir.

Keşfedilmeyen Yetenek İsraftır

Yetenek keşfi şu açıdan çok önemli: İnsan gücü bir ülkenin en önemli değeridir. Siz bir
madeni bugün bulamayıp on sene sonra bulduğunuz da elbette bir kayıp olur. Ama maden orada
durur, onu yine kullanırsınız. Ama siz bir yeteneği keşfedemezseniz o bir daha kullanılmayacak
biçimde ortadan kalkar gider. Kimsenin, hiçbirimizin Türkiyenin böyle bir kaynağını israf etmeye
hakkımız yok.

Seyreltilen, Yüzeyselleşmiş Eğitim

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin, yeni müfredatın içeriği ve bu içeriğin işleniş şekli şunu
ortaya çıkartıyor: Son derece seyreltilmiş, yüzeyselleştirilmiş, öğrenciyi zorlamayan bir eğitim. Bu
modelle hiçbir yeteneği keşfedemezsiniz. Eğitimi, içeriği toplumsal olarak belirlenen ama bireyin
kendi ilgi ve merakıyla birleşen bir etkinlik olarak görmezseniz başarı gelmez. Eğitimin
seyreltilmesi, “müşteri memnuniyeti”ni sağlayabilir. Ama Türkiye açısından burada başarı yoktur.

Milli Eğitim Bakanlığımız, bu müfredatta, milli kimlik oluşturma, vatan sevgisi yaratma,
Türkiyenin geleceğine etkin biçimde katkıda bulunma amacına uygun bir hedef koyuyor. Ama bu
hedefi yerine getirmekten, uygulama ve usullerini oluşturmadan yoksun kalmıştır.

Matematiğin Gerçekle İlişkisi

Matematikten örnek vermek istiyorum. Matematik uygarlığın başından itibaren bütün
eğitimlerde merkezi rol oynamış olan bir alan. Merkezi rol oynaması, matematiğin zorluğundan,
şundan ya da bundan değildir. Matematiğin gerçeklikle olan ilişkisindendir. Matematik, doğa
bilimlerinde ama giderek artan bir oranda toplum biliminde de kuramsal alanda, o alandaki bilgilerin
sistemli hale getirilmesindeki temel ortamı oluşturuyor. Yani bugün bunun tersi doğru.

Matematik Doğasaldır

Einstein doğanın bir matematiği olduğundan bahseder. Ancak bugün daha uygun ifade şudur:
Matematik doğasaldır. Matematik, salt insan aklının bir ürünü, akıl yürütmeden ibaret değildir.
Matematikteki bütün kavramlar da temelini oluşturan matematiksel mantık da doğa ve toplumun
ürünüdür. Milli Eğitimimiz için en önemli hedeflerden birisi de bilimsel düşünceyi hayatın bütün
alanlarına topluca uygulanacak bir yaklaşım haline getirmek ve bunun benimsenmesini sağlamaktır.
O açıdan matematik önemli bir rol oynuyor.

Limit Kavramı ve Bugünkü Teknoloji

Örnek olarak limit kavramını ele alalım. 7.-11. Yüzyılda bilim, kültür ve sanatın doruğunda
olan Türk İslam uygarlığı Limit Kavramının eşiğine geldi ama ortaya çıkartamadı. Limit kavramı
batıda Newton ve Lightnest tarafından kuramlaştırıldı. Sonuç nedir? Bugün limit kavramının fizikte
yol açmış olduğu gelişmeler gündelik hayatımızda kullandığımız bütün teknolojik imkanları
sağlamıştır. Limit kavramı ve sıfır bölü sıfır belirsizliği gelişmenin kaynağıdır. Eğer insanlık
kavramsal olarak bu noktaya ulaşmamış olsa ne sanayi devrimi gerçekleşirdi ne sanayi devriminin
üstüne bugün yapay zeka teknolojilerinin ve diğerlerinin gerçekleşmesine olanak olurdu. Onun için
matematikteki kavramları tarihsel geçmişleriyle bilime ve hayata yapılan katkılarıyla bunlarla
birlikte o süreç içinde anlatmak bu kavramların benimsenmesini sağlar.

En önemli hususlardan biri de eğitimde, ortaöğretimde kavramların neden hangi ihtiyaç
sonucu ortaya çıktığını ne işlev gördüklerinin öğrencilere anlatılmasıdır. Bunlar da tarihsel süreç
içinde, gelişme içinde gelişen kavramlar. O dinamiklik içinde bunların anlatılması lazım. Limit
kavramı olmadan herhangi bir öğrencinin matematiği, bugünün matematiğinin esasını, özünü
anlamasına olanak yoktur. Bu sadece bu alanda çalışmaya devam etmek isteyenler için değil, bütün
öğrenciler için geçerlidir.

Öğrenciye Zorlukları Yenme Bilinci Vermek

Siz spora gittiğiniz zaman adaleleriniz ağrımadan kendinizi spor yapmış görür müsünüz? O
zaman matematiği bulmaca çözer yapıp hiç zorlanmadan döndüğünüz zaman ne kazanmış
olacaksınız? Zorlanmadan hiçbir iş olmaz. Zaten eğitimin amacı da zorluklar karşısında yılmayan,
onları aşmak için kendini zorlamasını bilen, kendini zorlama alışkanlığını edinen öğrenciler
yetiştirmektir. Yoksa bugünün koşullarında diğeri neye yarar, neye hizmet eder? Eğitim hayatı
bittikten sonra da hiç zorluk çekmeden, oturduğu yerden köşeye dönmenin yollarını arayan insanlar
yaratırız. Herhangi bir zorluğa katlanmadan sorunlarını çözmeye çalışmaya çalışan insanlar,
Türkiyenin geleceği açısından en büyük sorundur.

Milli Eğitim Bakanlığı sadeleştirme diyor. Ama buna seyreltme demek işin niteliğini ifade
etmek açısından daha yerinde olur. Kuşkusuz bunun da bir uygun ölçüsü var. Yani siz eğer
başarılamayacak bir hedefi koyarsanız o zaman da hayal kırıklığı yaratırsınız. Ama şu andaki düzey
özellikle matematikteki şu andaki düzey bulmaca matematiğidir.

Türkiye Yüzyılı Maarif Programı Nasıl Yapılır?

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin, hakikaten Türkiye Yüzyılı Maarif Programı olmasını
istiyorsak, bugün insanlığın, bilimin ve teknolojinin önünde duran engelleri doğru saptamalıyız. Bu
engelleri aşmak için gerekenleri yapmalıyız.

Birincisi, Türkiye'nin önünde bir Üretim Devrimi vardır. Bu Üretim Devrimi’nin ihtiyaçlarına
uygun insan gücünün planlanması ve eğitimin bunun bir parçası haline getirilmesi gerekmektedir.

İkincisi de yapay zeka teknolojileri, bunun gerektirdiği bilgisayar okur yazarlığı, kavramlara
aşinalığın, yakınlığın, ortaöğretimle kazanılmaya başlanmasıdır. Yapay zeka teknolojilerini hem
güvenlik açısından, hem uluslararası düzlemde üretimde, rekabet gücü kazanmak açısından mutlaka
edinmemiz ve geliştirmemiz gerekmektedir.

Türkiye ve Yapay Zeka Bilimi

Bugün yapay zeka bilimin doruğunu kesinlikle temsil etmemektedir. Bugün teknolojik her
gelişme bilimsel bilgi temelli olmak zorunda. Ama bugün yapay zeka teknolojilerine baktığımız
zaman bunun bilimsel bilgi temeli bin dokuz yüz altmışlar öncesine gitmektedir. Oradan bugüne
geçmiş olan 65 yıl içinde temel bilime verilen vazife ufak tefek dip kapatma vazifesidir. Öyle ciddi
önemli bir sıçrama yoktur. Bugün temel bilimler üvey evlat muamelesi görmektedir. Bu aslında bu
işi yapan toplumsal sistemin altın yumruklayan tavuğu kesmesinden başka bir şey değildir.

Sürüklenen Değil Öncü Bilim

Önümüzdeki yüzyılı Türkiye Yüzyılı yapmak, bilim konusunda olan bitenin peşinden,
gerisinden sürüklenmekle mümkün olmaz. Yapılması gereken, onun önüne geçerek bütün insanlığın,
dünyanın, bilimin içine alınmış olduğu cendereden kurtarılmasına öncülük edecek bir strateji kurmak
ve planlama yapmaktır.

Bu nedenle devletin öncülüğünde, sadece temel bilimler, doğa bilimlerde değil, aynı zamanda
toplum bilimsel temelli bir yol göstericilikle hareket etmeliyiz. Bilimin yol göstericiliği bugün,
planlama olmadan, piyasaların kendiliğinden şekillendirmesine bırakılarak olanaksız hale gelmiştir.

Hem doğa bilimleri, temel bilimler hem de toplum bilim, bugün bizim yapay zekaya
yoğunlaşıyoruz diye savsaklamamız gereken değil tam tersine üstünde yoğunlaşmamız gereken
alanlardır. Onun için ortaöğretim meslek seçimine temel hazırlarken bu esaslarla hareket etmemiz
gerekir.

BASIN MENSUPLARININ SORULARI VE VERİLEN CEVAPLAR

SORU: Yeni müfredat taslağında şöyle bir şey de gördük. Amaçlar, değerler aşaması
oluşturulmuş, eylemler ve yöntemler belirlenmiş. İçerisinde yardımseverlik, vatanseverlik gibi
kavramlar var. Siz de beğendiniz. Ancak bu değerleri öğrenciye işleyecek olan uygulayıcılar
öğretmenlerdir. Bu yeni müfredat öğretmenler için tasarlandı. Uygulayacak olan
öğretmenlerdir. Peki öğretmenlerin bu değerleri kazandırabilmesi için de şu anki sistemde
nasıl yenilikler, nasıl düzenlemeler yapılması gerekir sizce?

CEVAP: Öğretmenlerimiz çok yardımsever, vatanına, milletine bağlı öğretmenler olabilir,
öğretmenlerimizin çoğu da zaten öyledir. Ama mutlaka bunu da pekiştirecek, öğretmenin toplumsal
saygınlığını artıracak eski itibarına kavuşturacak önlemlerin ve düzenlemelerin yapılması gerekir.
Ama bu işin öğrenciyi dönüştürme ve öğretim, öğrenim, öğretim süreci içinde öğrencinin kendisini
yaşayarak edinmesini sağlamak lazım.

Şimdi yine matematikten bir örnek vermek gerekirse. Matematiksel kavramlara niye ihtiyaç
var sorusunu soralım. O kavram neye yarayacak? Bunları ortaya koymak lazım kavramı koyarken.
Ama hepsi gündelik hayatta. Yani matematikte verilen örneklerin hemen hemen hepsi gündelik
hayatta. Benim gündelik hayatta çıkarımı kollamam için matematikten nasıl yararlanabilirim? Bakın
böyle yaparsanız siz ne kadar vatan, millet, yardımseverlik filan derseniz, bir taraftan onu deyip,
öbür taraftan onu yıkarsınız. Yani siz matematik faydalıdır, senin çıkarına hizmet eder. Kişisel
çıkarına hizmet eder diyoruz. İkincisi biz milletin ufkunu genişletmek istiyoruz. Milletin ufkuna,
vatanı, insanlığın geleceğini bilimi, sanatı, kültürü, geleceği yaratmayı bunu kurmaya çalışıyoruz.
Eğer siz eğitim, öğrencinin günlük hayatın içine, onun ufkunu günlük hayatın içine hapsederseniz ne
kadar aksini istiyor olursanız olun ufku daraltırsınız ufku genişletmezsiniz.

Öğretmenlerin bu işi yaparken ellerindeki en önemli araçlardan biri o müfredat ve müfredatın
uygulanması olacak. Müfredat hedeflerine ve müfredatın kendisine bakalım. Amaca aykırıysa o
zaman kendi bindiğiniz dalı kesiyorsunuz. Kendi yapmak istediğiniz şeye kendiniz engel
oluyorsunuz demektir. Öğretmenler konusunun bütün sorunlarıyla beraber ayrı biçimde mutlaka ele
alınması lazımdır. Bugün Türkiye açısından çok önemli bir sorun.

Bugün Türkiye'de yüksek öğretim de yerlerde sürünüyor. İlköğretimdeki hatalar, eksiklikler,
ortaöğretime yansıyor, ortadakiler yüksek öğretime yansıyor, yüksek öğretimdekiler de doğrudan
hayata yansıyor. Bugün yaşıyoruz o eksikliklerin, hataların getirdiği sonuçları hep birlikte, her
alanda yaşıyoruz.

SORU: Efendim şimdi bir takım eleştiriler var. Somut eleştiriler. Onlara dair sizin
değerlendirmenizi merak ediyoruz. Birincisi, Atatürk devrimleriyle ilgili ve biyoloji başta
olmak üzere birtakım konularla ilgili bazı daraltmaların getirilmesi iddiası var. Hedefin ne
düşünüyorsun? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Ikincisi de bu ÇEDES adı verilen modelin
kalıcılaştırılması bu modelle de sivil toplum örgütü olarak birtakım tarikat, cemaat
vakıflarının okullara girişi. Bunlara dair de bir açıklamamız olacak mı burada?

CEVAP: Evet. Birincisi Atatürk dönemi Türkiye açısından her ne kadar bundan 80, 90, 100 yıl
öncesine gidiyorsa da hala öğretici. Atatürkün yol göstericiliği 90 sene önce yapılanı tekrar etmek
değildir. Ama 90 sene önce yapılanların ardındaki nedensellik ilişkileri bugün hala geçerli. Bugün
biz hala Atatürk döneminin eğitime anlayışından köy enstitüleri tecrübesinden öğreneceklerimiz var.
Onun için mesele Atatürkün adının çok geçmesi, az geçmesi değil. Atatürkün adı çok geçer, her gün
Atatürkten sabah akşam bahsedip Atatürk'ün tam tersine işler yapıyor veya öyle yöneliyor olabilir.
Ama burada da hakikaten Atatürk devriminin bugüne yol gösteren yönlerinin ve içeriğinin mutlaka
eğitimin çok önemli bir parçası olması lazımdır. Yani o nedensellik ilişkilerini bugünün sorunlarını
çözmeye, yol gösterecek biçimde değerlendirilmesi gerekir. Her millet kendi tecrübesi içinde öğrenir
ve bilgisini pekiştirir.

İkincisi, çeşitli tarikatların vesairelerin bu ÇEDES aracılığıyla eğitime dahil edilmesi son
derece yanlış bir uygulamadır. Ve bunun mutlaka önüne geçilmesi gerekir. Bu aynı zamanda daha
önce söylediğimiz eğitimin hedeflerine aykırı bir şeydir. Dolayısıyla eğitimin bugün iki açıdan yani
vatanına, milletine bağlı bütünün çıkarını, bireysel çıkarın üstünde tutan, kendi çıkarını ona tabi hale
getiren ve bu yönde yeteneğini esirgemeden geliştirerek kullanan insanlar yetiştirmek istiyoruz. O
zaman biz bilgi aktarımı dışında herhangi bir unsuru eğitimde değerlendirirken buna katkıda
bulunuyor mu? Buna engel oluyor mu? O açıdan değerlendireceğiz. Buna katkıda bulunmadığı gibi
buna önemli ölçüde zarar veren tarikatların bu şekilde güç kazanması yanlıştır. Türkiye’nin kendi
insan gücünü geliştirmesi için bu yapıların eğitimden uzak tutulması gerekir.

BENZER HABERLER