“Binaları yerinde dönüştürürken ’emsal’ hikayesi ile yoğunluğu artırarak kentleri başka afetlere ve sorunlara korumasız hale getiren kentsel dönüşüm değil, kırsal kalkınmayı esas alan kentsel değişime acilen geçmek zorundayız” diyen Önalan, bunun neoliberal rantçı iktidarlarla değil, toplumcu belediyecilik anlayışı ile mümkün olduğunu ifade etti.
İZMİR: AFETLER DEPREM BAKIMINDAN TEHLİKELİ
Riskli ve tehlikeli kavramlarının, çoğunlukla birbiri ile karıştırıldığını söyleyen Önalan, “İzmir, doğa kaynaklı afetler, özelde de deprem bakımından ‘tehlikeli’ bir kenttir. Kent içerisinde, Bayraklı-Alsancak-Bostanlı gibi depremi afete dönüştürecek yerleşim yerlerinde yaşamak ise ‘risk’ taşımaktadır. Bu bölgelerde, depremi afete dönüştürmeyecek önlemleri almak zorunludur. Bu önermeler, nüfusunun yüzde 92’si afet riski altında olan ülkemizin diğer kentleri için de kuşkusuz geçerlidir. İşte bu noktada, mikrobölgeleme çalışmaları son derece önem taşımaktadır. Ne yazık ki ülkemizde kentlerimizin büyük bir bölümünde mekansal planlama altlığı olarak kullanılacak ‘mikrobölgeleme’ etütleri istenilen seviyeye henüz ulaşmamıştır” diye konuştu.