TÜRKİYEDE PKK İLE YAPILAN MÜZAKERE SONRASI TERÖR BİTERMİ YOKSA TERÖRE TESLİM Mİ OLUNUR? 

TÜRKİYEDE PKK İLE YAPILAN MÜZAKERE SONRASI TERÖR BİTERMİ YOKSA TERÖRE TESLİM Mİ OLUNUR? Türkiye’de, bölücü Kürt hareketinin PKK ile geliştirdiği terör eylemlerine güvenlik güçlerinin kararlılığı ile etkisizleştirilmesi, siyaseten aynı başarı gösterilemeyişi, PKK nın yumuşak güç kullanarak, bölgede etkisini kabul ettirmiştir. Bu manada, terör bitirilmiş midir yoksa teröre teslim mi olunmuş konusu tartışılan bir konudur. Mevcut […]
ana manset - 11 Ağustos 2026 10:06

TÜRKİYEDE PKK İLE YAPILAN MÜZAKERE SONRASI TERÖR BİTERMİ YOKSA TERÖRE TESLİM Mİ OLUNUR?
Türkiye’de, bölücü Kürt hareketinin PKK ile geliştirdiği terör eylemlerine güvenlik güçlerinin kararlılığı ile etkisizleştirilmesi, siyaseten aynı başarı gösterilemeyişi, PKK nın yumuşak güç kullanarak, bölgede etkisini kabul ettirmiştir. Bu manada, terör bitirilmiş midir yoksa teröre teslim mi olunmuş konusu tartışılan bir konudur. Mevcut durumu bu perspektif ile değerlendirme yapmak elzemdir.
Gelişmelere bakıldığında; “terör bitirildi mi, yoksa teröre teslim mi olundu?” sorusunu slogan düzeyinde değil; güvenlik, siyaset, örgütsel dönüşüm, toplumsal meşruiyet, yumuşak güç ve devlet egemenliği eksenlerinde ele almak daha sağlıklı olacaktır. Özellikle 2025–2026 gelişmeleri nedeniyle “terör bitti” veya “devlet teslim oldu” şeklindeki kesin hükümler için henüz erken olduğunu belirtmek gerekir.
Türkiye’nin yaklaşık kırk yıldır karşı karşıya bulunduğu PKK kaynaklı silahlı çatışma, yalnızca bir güvenlik problemi olarak değil; etnik kimlik, vatandaşlık, demokratik temsil, bölgesel jeopolitik, Irak ve Suriye’deki gelişmeler ve uluslararası aktörlerin politikalarıyla iç içe geçmiş çok boyutlu bir sorun olarak ortaya çıkmıştır.
1984’ten itibaren PKK’nın yürüttüğü silahlı mücadele Türkiye’nin güvenlik, ekonomi ve toplumsal bütünlüğü üzerinde ağır sonuçlar doğurmuştur. Akademik çalışmalar da çatışmanın yalnızca güvenlik politikalarıyla açıklanamayacağını; devletin uluslaşma politikaları, demokratikleşmenin sınırları ve bölgesel ekonomik eşitsizliklerin Kürt etnik mobilizasyonunun gelişmesinde rol oynadığını ortaya koymaktadır.
Bu nedenle bugün ortaya çıkan “Terörsüz Türkiye” süreci, yalnızca PKK’nın silah bırakması açısından değil, PKK’nın kırk yıl boyunca oluşturduğu siyasi, sosyal ve uluslararası etki alanının ne olacağı açısından değerlendirilmelidir.

Güvenlik alanında Türkiye önemli bir üstünlük sağlamıştır
Öncelikle objektif olarak kabul edilmesi gereken husus, Türkiye’nin son yıllarda PKK’nın klasik anlamdaki silahlı terör kapasitesini ciddi biçimde zayıflatmış olmasıdır.
Özellikle: sınır ötesi operasyonlar, istihbarat kapasitesinin geliştirilmesi, İHA/SİHA teknolojileri, örgütün lojistik hatlarının hedef alınması, lider kadroya yönelik operasyonlar, kırsal yapılanmanın çözülmesi, örgüte katılımın azaltılması, ikna ve teslim olma mekanizmalarının kullanılması PKK’nın Türkiye içerisindeki hareket alanını büyük ölçüde daraltmıştır.
Nitekim İçişleri Bakanlığı’nın Haziran 2026 verilerine göre yalnızca 2026 yılı içerisinde 134 örgüt mensubu güvenlik güçlerine teslim olmuş, bunların 115’i tutuklanmış, 14’ü hakkında adli kontrol uygulanmıştır. Bu durum, örgütün insan kaynağı ve yeniden üretim kapasitesinin güvenlik politikalarıyla baskılandığını göstermektedir.
Dolayısıyla: PKK’nın klasik anlamdaki silahlı terör kapasitesinin Türkiye içerisinde önemli ölçüde etkisizleştirildiği konusunda güçlü bir veri bulunmaktadır.
Ancak burada kritik bir ayrım vardır. Silahlı kapasitenin zayıflatılması ile örgütün siyasal-toplumsal etkisinin ortadan kaldırılması aynı şey değildir.
Terör örgütü zayıflarken siyasal hareket alanı genişleyebilir mi?
Asıl tartışılması gereken nokta burasıdır. Modern terör örgütleri yalnızca silahla mücadele etmez. Uzun süreli çatışmalarda örgütler zaman içerisinde: silahlı mücadele, propaganda, kimlik siyaseti, uluslararası meşruiyet, siyasi temsil, kültürel alan, medya, sivil toplum, diplomatik ilişkiler şeklinde dönüşebilen bir yapı oluşturabilirler. Bu açıdan PKK’nın tarihsel dönüşümü önemlidir.
PKK’nın ilk dönemindeki hedefleri ile sonraki dönemlerde ortaya koyduğu siyasal hedefler arasında önemli değişiklikler görülmektedir. Günümüzde örgütün söylemi bağımsız bir Kürt devletinden ziyade demokratik siyaset, özerklik, demokratik konfederalizm ve Kürt kimliğinin siyasal tanınması gibi kavramlar etrafında şekillenmiştir. Güncel süreçte de PKK’nın silahlı mücadeleyi bırakma ve örgütsel yapısını feshetme kararının ardından siyasal yöntemlere yönelme vurgusu öne çıkmıştır.
Burada devlet açısından temel soru şudur: Silahlı mücadele sona ererken örgütün siyasal hedefleri ve toplumsal nüfuzu başka kanallardan devam edecek midir? Bu soru, “terör bitti mi?” tartışmasının merkezindedir.
“Yumuşak güç” kavramı bu noktada önem kazanmaktadır
PKK’nın veya daha geniş anlamıyla Kürt siyasi hareketinin etkisini yalnızca silahlı eylemler üzerinden değerlendirmek eksik olur.
Joseph Nye’ın ortaya koyduğu soft power (yumuşak güç) yaklaşımında güç yalnızca zor kullanma kapasitesi değildir. Bir aktörün başkalarını kendi istediği doğrultuda hareket etmeye çekebilmesi, ikna edebilmesi ve meşruiyet oluşturabilmesi de güçtür.
Bu açıdan PKK’nın tarihsel süreçte: Kürt kimliği, Kürt dili, kültürel haklar, yerel yönetim, kadın hareketi, gençlik örgütlenmeleri, medya, diaspora, uluslararası kamuoyu, insan hakları söylemi, demokratikleşme gibi alanlarla kurduğu ilişki önemlidir.
Akademik literatürde çağdaş Kürt hareketinin 2012 sonrasında Suriye ve Irak’taki gelişmeler nedeniyle uluslararası ölçekte çok daha fazla görünürlük kazandığı ve PKK’nın bu hareket içerisinde hegemonik aktörlerden biri olduğu belirtilmektedir.
Dolayısıyla PKK’nın askeri olarak gerilemesi, PKK eksenli veya PKK’dan etkilenmiş siyasal ve toplumsal ağların otomatik olarak ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Ancak burada önemli bir kavramsal ayrım yapılmalıdır
Bu noktada çok önemli bir akademik ayrım yapmak gerekir: Kürt kimliğinin siyasal ve kültürel talepleri, PKK ve Kürt vatandaşların demokratik talepleri, terör örgütünün talepleri. Türkiye’nin demokratik bir devlet olarak bu iki alanı birbirinden ayırması zorunludur. PKK; küresel emperyalistlerin güdümünde, onların talimat ve hedeflerine göre hareket eder duruma gelmiştir.
Çünkü Kürt vatandaşların: dil, kültür, ekonomik kalkınma, eşit vatandaşlık, siyasal temsil, yerel yönetim, eğitim, kamu hizmetlerine erişim gibi meşru taleplerinin tamamını PKK’nın stratejisinin parçası kabul etmek, devlet açısından ciddi bir stratejik hata olur.
Nitekim akademik çalışmalar, Türkiye’deki Kürt meselesinin oluşumunda yalnızca PKK’nın değil; devlet politikaları, demokratikleşme sorunları ve bölgesel ekonomik eşitsizliklerin de etkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu nedenle devletin “terörle mücadele” ile “Kürt vatandaşların demokratik haklarını vatandaşlık temelinde geliştirilmesi” bu politikaları birbirinden ayırması, PKK’nın toplumsal taban oluşturma kapasitesini azaltabilir. Zira PKK’nın önermeleri, DEM partinin politik programının omurgasını oluşturmaktadır.

2025’teki PKK fesih kararı yeni bir dönemin başlangıcıdır
2025 Mayısında PKK’nın kendisini feshetme ve silahlı mücadeleyi sona erdirme kararı açıklanmıştır. Reuters, kararın dört on yılı aşan silahlı çatışmanın sona erdirilmesi yönünde tarihi bir gelişme olduğunu aktarmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti makamları da bunu “Terörsüz Türkiye” hedefi açısından önemli bir aşama olarak değerlendirmiştir. Milli Güvenlik Kurulu, örgütün feshi, silah bırakması ve uzantılarının tasfiyesi sürecinin yakından takip edileceğini açıklamıştır.
Fakat burada “fesih ilanı” ile “terörün tamamen sona ermesi” arasında hukuki ve stratejik bir fark bulunmaktadır.
Çünkü gerçek anlamda terörün sona erdiğinin söylenebilmesi için en azından şu unsurların gerçekleşmesi gerekir: Silahların eksiksiz biçimde teslim edilmesi, Komuta-kontrol yapısının ortadan kalkması, Türkiye’deki hücre ve lojistik ağlarının tasfiye edilmesin sağlanması. Finansman ağlarının sona ermesi, Örgütün yeniden silahlanma kapasitesinin ortadan kaldırılması, Yurtdışındaki yapılanmaların Türkiye’ye karşı faaliyet göstermemesi, Örgütsel propagandanın şiddet üretmeyecek şekilde dönüşmesi,
PYD/YPG, PJAK, KCK gibi bağlantılı yapılanmalarla ilişkinin nasıl çözüleceğinin netleşmesi. Bu nedenle fesih kararı başlangıçtır; terörün sona erdiğinin kanıtı değildir.
2026’daki gelişmeler: Süreç “teslimiyet” iddiasını güçlendiren mi, zayıflatan mı?
Ağustos 2026 itibarıyla konu daha da karmaşık hale gelmiştir. Türkiye’de PKK mensuplarının topluma yeniden kazandırılması amacıyla bir yasal çerçeve hazırlanmış; düzenlemenin silah bırakmayı doğrulama ve geri dönüş mekanizmaları içermesi planlanmıştır. Reuters ve AP’nin aktardığına göre taslak, şiddet eylemlerine katılmamış bazı örgüt mensupları için hukuki kolaylıklar ve geri dönüş imkânları öngörmektedir. Buna karşılık ağır suçlardan hükümlü olanlar kapsam dışında tutulmaktadır. Bu durum iki farklı şekilde yorumlanabilir.
Birinci yorum: “Terörün tasfiyesi” Devlet: “Örgüt silah bırakıyor, militanlar ayrılıyor, örgütsel yapı çözülüyor, eski mensuplar normal hayata dönüyor.” şeklinde bir strateji uygulamaktadır.
Bu yaklaşım başarılı olursa Türkiye, terör örgütünün insan kaynağını ve yeniden üretim mekanizmasını ortadan kaldırmış olur.
İkinci yorum: “Terörün siyasallaştırılması”
Eleştirel yaklaşım ise şöyle sorar: “PKK silahlı mücadeleden vazgeçerken, örgütün siyasi ve toplumsal hedefleri devlet tarafından kabul edilebilir ölçüde meşrulaştırılıyor mu?”
İşte “terör bitirildi mi, teröre teslim mi olundu?” tartışması esas olarak burada ortaya çıkmaktadır.
“Teslimiyet” diyebilmek için hangi göstergelere bakılmalıdır?
Bence bu tartışmada en sağlıklı yöntem, kavramları sloganlardan çıkarıp ölçülebilir kriterlere bağlamaktır.
Türkiye’nin teröre teslim olduğu sonucuna varılabilmesi için şu tür göstergelerin ortaya çıkması gerekir: Devletin başarısı ve başarısızlığı teslimiyet ihtimalini gösterir. Bunun için gösterge koşulsuz silah bırakmadır. Koşulsuz silahsızlanma… Teslimiyet ihtimalinin en önemli belirtisi örgütün isim değiştirerek devamıdır. Örgütsel yapı tamamen tasfiye edilmesidir. Göstergelere bakarak, devletin başarısı ve teslimiyet ihtimali üzerinde bir tablo oluşturursak, tablonun bize göstereceği bilgi şu şekildedir:
Gösterge Teslimiyet ihtimalini artırır Devlet başarısını gösterir
Silah bırakma Silah karşılığı siyasi taviz Koşulsuz silahsızlanma
Örgüt İsim değiştirerek devam Örgütsel yapı tamamen tasfiye
Kadro Komuta kadrosunun siyasete doğrudan aktarılması Bireysel hukuki süreç
Anayasa Etnik/territoryal ayrıcalık Eşit vatandaşlık
Yerel yönetim Egemenlik paylaşımı İdari reform
Suriye PKK bağlantılı silahlı yapıların devamı Silahlı yapıların tasfiyesi/entegrasyonu
Irak Kandil yapılanmasının korunması Silahlı altyapının ortadan kalkması
Propaganda Terör eylemlerinin meşrulaştırılması Şiddetin açık biçimde reddedilmesi
Hukuk Suçların topluca görmezden gelinmesi Bireysel suç ve sorumluluk ilkesi
Siyasal sistem Etnik temelli ayrı egemenlik Demokratik çoğulculuk
Bu tabloya göre henüz kesin bir “teslimiyet” hükmü vermek mümkün değildir. ancak, şartların tahakkuku güçlü bir siyasi irade, duyarlıklı bir devlet aklı, şuurlu diplomasi ve adil bir yönetimi güven içinde sunmaya bağlıdır.
Devletin siyaseten başarısız olduğu iddiası nasıl değerlendirilmelidir?
Burada da daha dengeli bir değerlendirme gerekir. Türkiye’nin güvenlik alanında elde ettiği başarı ile siyasal alandaki sorunların devam etmesi aynı anda mümkün olabilir. Çünkü terör örgütünü askeri olarak etkisizleştirmek: devlet kapasitesi meselesidir. Fakat terörün beslendiği toplumsal, ekonomik ve siyasal zemini ortadan kaldırmak: devlet kapasitesi, demokratik meşruiyet, ekonomik kalkınma, hukuk, vatandaşlık politikası meselesidir. Bu nedenle: “Askeri olarak kazandık ama siyaseten kaybettik ”şeklindeki ifade fazla genelleyicidir.
Daha doğru ifade: “Türkiye silahlı örgüt kapasitesine karşı önemli bir güvenlik üstünlüğü elde etmiş; ancak terörün ortaya çıkardığı siyasal ve toplumsal sorunların kalıcı biçimde çözülmesi konusunda daha uzun vadeli bir devlet stratejisine ihtiyaç duymaktadır.” şeklinde olabilir.
Asıl risk: PKK’nın “silahlı örgüt” olmaktan çıkıp “siyasi miras” haline gelmesidir. Bu risk, Kürt isyanlarından ilham ve kuvvet alınması açısından bakıldığında, motivasyon unsurudur.
Türkiye açısından en önemli stratejik risklerden biri budur. Eğer PKK: silahlı örgüt, siyasi hareket, demokratik aktör dönüşümünü gerçekleştirirken geçmişteki terör eylemleri tamamen unutulur ve örgüt kendisini yalnızca “demokratik mücadele veren bir hareket” olarak yeniden tanımlarsa, Türkiye’nin güvenlik mücadelesinin tarihsel anlamı tartışmalı hale gelebilir. Bunun karşısındaki doğru devlet politikası ise şudur:
Kürt vatandaşların demokratik hakları genişletilmeli; fakat PKK’nın terör geçmişi romantize edilmemeli ve şiddet yöntemi meşrulaştırılmamalıdır vatandaşlık temelli bir olgu içinde tutulmalıdır. Bu ikisini aynı anda yapmak mümkündür.
Suriye ve Irak faktörü çözülmeden “terör bitti” demek zordur. Meselenin en kritik boyutlarından biri de Türkiye sınırlarının dışıdır. PKK’nın Türkiye’deki silahlı varlığı gerilese bile, Irak ve Suriye’deki bağlantılı yapılanmaların geleceği Türkiye’nin güvenlik hesabını doğrudan etkiler.
Özellikle Suriye’deki PYD/YPG/SDF yapılanması konusunda Ankara ile farklı aktörler arasında ciddi görüş ayrılıkları bulunmaktadır. 2025’te Öcalan’ın fesih çağrısının ardından Türkiye, PKK bağlantılı yapıların Irak ve Suriye’deki durumunun da çözülmesi gerektiğini savunurken, Suriye Demokratik Güçleri bunun kendi operasyonlarını doğrudan değiştirmediğini açıklamıştır. Dolayısıyla Türkiye açısından gerçek başarı: PKK’nın Türkiye’deki saldırılarının durması, Irak’taki silahlı altyapının çözülmesi, Suriye’deki PKK bağlantılı askeri yapılanmaların geleceğinin netleşmesi üçlüsünün birlikte gerçekleşmesine bağlıdır.
“Terörsüz Türkiye” ile “sorunsuz Türkiye” aynı şey değildir. Burada çok önemli bir ayrım yapılmalıdır. Terörsüz Türkiye: Silahlı terör örgütlerinin faaliyet gösteremediği Türkiye’dir.
Sorunsuz Türkiye: Kimlik, vatandaşlık, demokrasi, ekonomik eşitsizlik, yerel yönetimler, hukuk, eğitim, kültür ve temsil gibi bütün sorunların çözülmüş olduğu Türkiye’dir. Birincisi gerçekleşebilirken ikincisi henüz gerçekleşmemiş olabilir. Bu nedenle PKK’nın silah bırakması:
Terör probleminin sona ermesi anlamına gelebilir; fakat Kürt meselesinin bütün boyutlarının sona ermesi anlamına gelmez.
Bu ayrım yapılmadığı takdirde devletin uyguladığı politikalar hem gereksiz biçimde “teslimiyet” olarak görülebilir hem de gerçek riskler gözden kaçırılabilir.
Türkiye teröre teslim oldu mu? Bunu zaman gösterecek ama terör örgütünü kürtlerin temsilcisi haline getiren aciz siyasetçiler, kendi aczleri ile gündeme getirip mecliste kabul ettikleri yasayı, “şark kurnazlığı” mantığı ile milletin isteği gibi sunmaktadırlar.
Ağustos 2026 itibarıyla “Türkiye teröre teslim olmuştur” şeklinde kesin bir hüküm vermek için yeterli kanıt henüz bulunmamaktadır. Aynı şekilde: “Terör kesin olarak bitmiştir ve bütün sorun çözülmüştür.” demek için de henüz erkendir.
Çünkü süreç halen silahsızlanma, örgütsel tasfiye, hukuki düzenlemeler ve eski mensupların topluma kazandırılması aşamalarından geçmektedir. Güncel yasal düzenleme girişimleri de sürecin henüz tamamlanmadığını göstermektedir.
Bence mevcut durum en doğru biçimde şöyle tanımlanabilir: “Türkiye, PKK’nın silahlı kapasitesini büyük ölçüde etkisizleştirdikten sonra, örgütün silahlı mücadeleyi sona erdirmesi üzerinden çatışmayı siyasal ve hukuki bir tasfiye sürecine dönüştürmeye çalışmaktadır. Bu sürecin terörün tasfiyesi mi, yoksa terör örgütünün siyasi kazanımlara dönüştürülmesi mi olacağını belirleyecek olan temel unsur, devletin silahsızlanma karşılığında hangi siyasi ve hukuki tavizleri verip vermeyeceğidir.”
Dolayısıyla mesele “PKK kazandı mı, Türkiye kazandı mı?” ikiliğinden daha karmaşıktır.
Asıl belirleyici soru şudur: PKK silah bıraktığı için mi siyasi alana geçmektedir, yoksa siyasi hedeflerine ulaşabildiği için mi silah bırakmaktadır?
Bunun cevabı önümüzdeki dönemde şu dört alanda ortaya çıkacaktır: Silahların gerçekten ve doğrulanabilir biçimde bırakılması, PKK/KCK örgütsel komuta yapısının tamamen tasfiye edilmesi, Irak ve Suriye’deki bağlantılı silahlı yapıların geleceğinin belirlenmesi
Devletin demokratikleşme adımlarının etnik/territoryal ayrıcalık yerine eşit vatandaşlık temelinde yürütülmesi… Eğer bu dört şart gerçekleşirse, ortaya çıkan tablo “teröre teslimiyet” değil, devletin güvenlik zaferini siyasi bir tasfiye ile tamamlaması olarak değerlendirilebilir.
Buna karşılık silahlar sembolik olarak bırakılır, örgütsel yapı başka isimlerle korunur, dışarıdaki silahlı yapılanmalar devam eder ve PKK’nın geçmişteki silahlı mücadelesi siyasi meşruiyetin dayanağı haline gelirse, o zaman “silahlı terörün sona ermesi karşılığında örgütsel ve siyasi hedeflerin korunması” eleştirisi çok daha güçlü bir zemine oturacaktır.
Alanda mevcut durum değerlendirildiğinde; PKKnın türkiyedeki silahlı kapasitesi zayıflamış,,güvenlik operasyonları etkin,örgütün fesih kararı 2025 yılında verildi, silahsızlaşma süreç halinde, PKK’nın siyasi etkisi kalkmamış, Kürt siyasi hareketi organize ve tkinliğini koruyor. Irak Suriye boyutu çözülmüş değil, hukuki düzenleme,çerçeve seviyesinde,gündemde, Terörün bittiğini iddia etmek çok erken, devletin teslim olması meselesi de mevcut iktidarın performansına pararlel, küresel güçlere direnci gösterge olarak kabul edilmelidir.
Sonuç olarak: Türkiye’nin güvenlik güçlerinin PKK’nın silahlı kapasitesini geriletmesi ile bugün yürütülen siyasi süreç birbirine zıt gibi görünmektedir. doğru yönetilir ise askeri başarıyı kalıcı siyasi sonuca dönüştürme girişimi olarak okunabilir. Ancak bunun “terörün bitirilmesi” olarak tarihe geçmesi, devletin silah bırakma karşılığında devletin egemenlik ve üniter yapısını zedeleyecek bir siyasi düzenlemeye gidip gitmemesine değil, esas olarak silahsızlanmanın gerçekten ve geri döndürülemez biçimde gerçekleşmesine ve demokratik siyasetin terör örgütünden bağımsızlaşmasına bağlıdır.
Doğu ve güneydoğudaki şehirlerde ve kırsalda konuşulan bu mesele, güvensizlik psikolojisinin pompalanması sebebiyle, her kes teyakkuzdadır. PKK’nın ve onun siyasi temsilcisi hükmündeki DEM partinin sahada kendi görüşlerini sistemli ve ısrarlı gündeme getirmeleri, endişe yaratmaktadır. İktidarın sürekli olarak taviz veren politikaları ile vatandaşların batıya göçmesini veya mahallindeki PKK/DEM ile konsensüse evirilmektedir. Bu ise devlet bütünlüğü açısından geleceğe dönük derin sıkıntılara gebe olduğu şeklindedir. Durum böyle olunca, küresel emperyalizm ile kol kola hareket eden bölücülük, devleti teslim alacağını ifade eden bir yaklaşım içindedir.
Terör örgütünün hiçbir taahhüdünü yerine getirmeyeceği ve terörü tehdit olarak gündemde tutacağını, devletin doğu ve güneydoğudaki hizmetlerini terör örgütünün varlığına bağlayacağı için, devletten daha etkili bir yaklaşım içinde olacağı gözlenmektedir. Bu ise, küresel emperyalistlerin sürekli tahrik ve teşvikleri ile vücuda getirecekleri operasyonlarla, bölgeyi ülke bütünlüğünden koparacakları hamleleri sürdüreceklerdir. Meclisten geçen yasayı yürürlükten kaldırmak dahi çare olmayacaktır.

Neim YALVARICI
Kaynakça
1. Aydın, D. & Burç, R. (2026). “Kurdish Movement, Contemporary (Turkey).” The Wiley-Blackwell Encyclopedia of Social and Political Movements.
2. Okcuoglu, D. (2021). “The Kurdish Movement in Turkey: Understanding Everyday Perceptions and Experiences.” The Oxford Handbook of Turkish Politics, ss. 431–454.
3. Mousseau, D. Y. (2018). “An inquiry into the linkage among nationalizing policies, democratization, and ethno-nationalist conflict: The Kurdish case in Turkey.” Nationalities Papers.
4. Uslu, A. (2016). “The Kurdish Movement: Politicians and Fighters.” Center for Strategic and International Studies (CSIS).
5. Demir, T. (2024). “Is the PYD a Continuation of the PKK? An Ideological Analysis of the Concepts of Democratic Confederalism and Democratic Autonomy.” Terörizm ve Radikalleşme Araştırmaları Dergisi, 3(2).
6. Köylü, M. (2024). “Theoretical and Philosophical Approaches to the Kurdish Separatist Movement After 2000.” Akademik Yaklaşımlar Dergisi, 15(2).
7. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı. 20 Mart 2025 tarihli Millî Güvenlik Kurulu Bildirisi.
8. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı. “Bölücü terör örgütünün fesih kararına ilişkin ileri sürülen asılsız iddialara ilişkin açıklama”, 12 Mayıs 2025.
9. Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı. “2026 Yılı İçerisinde Yürütülen İkna Çalışmaları Kapsamında 134 Terör Örgütü Mensubu Güvenlik Güçlerine Teslim Oldu”, 29 Haziran 2026.
10. Reuters. “Kurdish PKK disbands and ends 40-year Turkey insurgency”, 12 Mayıs 2025.
11. Reuters. “Turkey unveils draft law to reintegrate PKK militants, achieve peace”, 5 Ağustos 2026.
12. Associated Press. “Bill aiming for peace between Turkey and Kurdish fighters goes to parliament”, Ağustos 2026.

NESİM YALVARICI (Özgeçmiş)

Adı Soyadı:   Nesim Yalvarıcı

Baba Adı:   Abdullah

Doğum Yeri / Yılı:   MUŞ / 1956

İletişim:  nesimyalvarici@gmail.com

1956 Muş’un Bağlar köyünde dünyaya geldi. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Muş’ta okudu. Yükseköğrenimini İzmir-Buca Eğitim Enstitüsünde yaptı. Diyarbakır Lisesinde öğretmenlik, Muş lisesinde öğretmenlik, Sakarya Kız meslek Lisesinde öğretmenlik, Sakarya Hendek Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü/Gençlik Hizmetleri Şube müdürlüğü ve Sakarya Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde öğretim görevliliği yaptı.

Badminton federasyonu, bisiklet federasyonu, Bocce federasyonunda eğitim kurullarında görev yaptı. Badminton millî takım antrenörlüğü yaptı.

Gençliğinde, Muş Ülkü Yolu ve Ülkücü Gençlik Derneği başkanlığı yaptı. Sakarya’da Türk Ocakları, Sakarya Türk Kamusen temsilciliği, Aydınlar Ocağı yönetim kurulunda görev yaptı.

Halen Sakarya’da ikamet etmekte olan Nesim YALVARICI, evli ve iki çocuk babası olarak emekliliğini yaşamaktadır.

BENZER HABERLER