Türkiye Emekliler Derneği Adapazarı Şube  Başkanı Yaşar DURSUN  ‘dan önemli açıklama

Türkiye Emekliler Derneği Adapazarı Şube  Başkanı Yaşar DURSUN  ‘dan önemli açıklama Elbette çalışanlarımız daha iyi kazansın, buna itirazımız yok. Bizim itirazımız, emeklinin gelirinin hayat pahalılığı karşısında erimesinedir. Yıllarca prim ödeyen, üretime katkı sunan insanlar emekli olduklarında yoksullukla mücadele etmek zorunda bırakılmamalıdır” Emeklilerin alım gücündeki kaybın yalnızca dönemsel zamlarla giderilemez, aylık bağlama sistemi ve gelir adaleti […]
ana manset - 22 Ekim 2026 18:08

Türkiye Emekliler Derneği Adapazarı Şube  Başkanı Yaşar DURSUN  ‘dan önemli açıklama

Elbette çalışanlarımız daha iyi kazansın, buna itirazımız yok. Bizim itirazımız, emeklinin gelirinin hayat pahalılığı karşısında erimesinedir. Yıllarca prim ödeyen, üretime katkı sunan insanlar emekli olduklarında yoksullukla mücadele etmek zorunda bırakılmamalıdır”

Emeklilerin alım gücündeki kaybın yalnızca dönemsel zamlarla giderilemez, aylık bağlama sistemi ve gelir adaleti konusunda kalıcı düzenlemeler yapılmalıdır.

 

“Emekli aylıkları belirlenirken yalnızca açıklanan enflasyon oranlarına bakılması yeterli değildir. Pazardaki fiyatlar, kira giderleri, elektrik ve doğal gaz faturaları emeklimizin gerçek yaşam koşullarını ortaya koyuyor. Emeklilerimizin millî gelirden aldığı pay artırılmalı, aylıklar arasındaki adaletsizlikler giderilmelidir. Sosyal devlet anlayışı, çalışanını da emeklisini de korumayı gerektirir”

Çalışanların elde ettiği kazanımların emekliler açısından da gelir adaleti tartışmalarını güçlendirmesi gerekmektedir.

“Biz çalışanlarla emeklileri karşı karşıya getiren bir anlayışı kabul etmiyoruz. Bugünün çalışanı yarının emeklisidir. Çalışma hayatında elde edilen hakların emeklilik döneminde de insan onuruna yakışır bir yaşam sağlaması gerekir. Bu günün çalışanı yarın Emekli olduğunda %27 maaş bağlanması ile karşı karşıya kalacak. Aldığı maaş ile şoka uğrayacak. Bugün en düşük emekliden daha düşük kök maaşı alacak. Emeklilerimizin gelirlerinin iyileştirilmesinde de gösterilmesini bekliyoruz. Böyle bir sistemi ala kabul etmiyoruz. Sistem mutlaka değiştirilmelidir. Emeklimizin hakkını savunmaya devam edeceğiz.”

EMEKLİLERİN YAŞAM KOŞULLARI İYİLEŞTİRİLMELİDİR
Uzun yıllar çalışma hayatında alın teri döken emeklilerin gelirleri, insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürebilecek düzeye çıkarılmalıdır.
Emekli aylıklarının satın alma gücü korunmalı, ekonomik ve sosyal yaşam koşulları iyileştirilmeli ve geçmiş dönemlerde ortaya çıkan hak kayıpları giderilmelidir. En düşük emekli aylığı, prim ödeme gün sayısı esas alınarak belirlenmeli ve asgari ücretin altında olmamalıdır.

 ÜCRETLERİN ENFLASYON KARŞISINDAKİ KAYBI ÖNLENMELİDİR
Yüksek enflasyon nedeniyle ücret artışları kısa sürede anlamını yitirmekte, çalışanların gerçek satın alma gücü gerilemektedir.
Ücret politikalarında yalnızca rakamsal artışlar değil, çalışanların gerçek satın alma gücü ve yaşam maliyetleri dikkate alınmalıdır. Ücretlilerin alım gücünü koruyacak ve insan onuruna yakışır bir yaşam standardı sağlayacak ekonomik ve sosyal politikalar uygulanmalıdır.

“İnsan onuruna yakışır bir aylık ödenmesinin güvencesi olan emeklilik sistemi, modern dünyada siyasi rejimler ne olursa olsun bütün devletler tarafından bir insan hakkı olarak benimsemiştir.
Sosyal güvenlik çok geniş anlamda bir insan hakkı olmasına rağmen, emeklilik sistemimiz insanca yaşamaya yetecek aylık ödemede yetersiz kaldığından, emekliler zor koşullar altında yaşam mücadelesi vermektedir. 
Sosyal güvenlik, bireylerin yaşamları boyunca karşılaşabilecekleri risklere karşı bir güvence sistemidir. Yaşlılık döneminde gelir güvencesi sağlayan emeklilik, kişilerin başkalarına muhtaç olmadan yaşamlarını güvence alan bir sistemdir. 
Emeklilik sistemimiz doğru parametrelerle yönetilmemiştir. Türkiye’de emeklilik sistemi ile ilgili düzenlemelerin sıkça yapılması, aylığa hak kazanma koşullarında ve aylık hesaplamalarında eşitlik kuralından giderek uzaklaşılmıştır.
Türkiye’de uzun yıllar sosyal güvenlik sisteminin dağınık olmasına çözüm üretilmemiştir. SSK, ES ve BAĞ-KUR olmak üzere üç büyük sigorta kurumunun düzenlemeleri birbirinden farklı hükümler içerdiğinden, eşitlikten söz edilemez. Sosyal güvenliğin normu olan eşitliğin oluşturulabilmesi için yeni bir temel kanun çıkmalıdır. 
5510 sayılı Kanun döneminde bağlanan aylıkların düşük hesaplanması, emeklilik sistemini zayıflatmıştır. Kök aylıkların giderek düşmesi ve değersiz kalması, 2000 sonrası aylık hesaplama sisteminden kaynaklanmaktadır. 5510 sayılı kanun döneminde çalışılan süre uzadıkça, kök aylıklarda ciddi azalmalar yaşanmaktadır. 
Sosyal güvenlik sisteminin temel ilkesi olan eşitlik kuralı, karma aylık hesaplama sistemiyle bozulmuştur.
Karma aylık hesaplama sistemi, kendi içinde bile eşitliği sağlayamamaktadır. Güncellenme katsayısı ve aylık artışlarının farklı olması, emekli aylıkları arasındaki eşitsizliği büyütmüştür. Prim kazançları ve prim ödeme gün sayıları aynı olan sigortalılar arasında, sadece hizmet yılı farkı nedeniyle farklı aylıklar hesaplanması, sistemin adaletini tartışmalı hâle getirmiştir. Bu durum, aylıkları haksız biçimde düşük hesaplanan sigortalıların itirazlarına yol açmıştır. 
Aylık hesaplamalarında eşitlik ilkeleri gözetilmediğinden, farklı emekli grupları ortaya çıkmıştır. Karma aylık hesaplama sisteminde üçlü veya ikili sistem uygulandığından, her döneme ilişkin aylıklar farklı belirlenmektedir. Özellikle, 5510 sayılı Kanun’la getirilen kurallar, emekli aylıklarında düşüşe sebep olmuştur. Ekim 2008 sonrasında prim kazancı düşük olan sigortalılara bağlanan kök aylıklarda, 2008 öncesi dönemle kıyaslandığında ciddi kayıplar yaşanmaktadır. Nitekim 2008 öncesinde 3600 gün üzerinden bağlanan bir aylığın, 2008 sonrasında 7200 gün prim ödeyen bir sigortalının aylığından yüksek olması, sistemin adil yönetilmediğinin bir göstergesidir.   
Çözüm önerisi: Ödenen emekli aylıklarının düşük olması, emeklilerimizin geçimini zorlaştırmaktadır. Sosyal güvenliğin evrensel ilkesi olan eşitliğin sağlanması ve emeklilerimize hak ettikleri aylıkların ödenmesi için 2000 sonrası emekli aylıkları intibak kurallarına göre yeniden hesaplanmalıdır. İntibak bir zam değil, aylıkların eşitlenmesidir. 2000 öncesi emeklilerin intibakı 6283 sayılı Kanunla yapılmış; her bir emeklinin gösterge değeri ve prim ödeme gün sayısı esas alınarak intibak farkları aylıklara yansıtılmıştır. 2000 öncesi emeklilere yapılan intibak kurallarına göre 2000 sonrası emeklilerin de aylıkları yeniden hesaplanmalı ve oluşacak intibak farkları aylıklara ilave edilmelidir.
Alt sınır aylıkları koruyan sistem, 2000 sonrası dönemde değiştirilmiş ve asgari aylık işlevini yitirmiştir. 1 Ocak 2000 itibarıyla asgari aylık hesaplanması kuralları değiştirilmiş ve kök aylıklar düşürülmüştür. İnsanca yaşam güvencesi olarak tanımlanan emeklilik sisteminin böylesine değersizleştirilmesi, emeklileri yoksullaştıran bir süreci getirmiştir. 
  Emekli aylıklarındaki erimeyi telafi etmek için 5510 sayılı Kanunun Ek 19. maddesine göre emekli aylıklarına 2019’dan bu yana Hazine tarafından belirli bir miktarda destek sağlanmaktadır. Bu destek yapılırken, prim kazancı ve prim ödeme gün sayısı dikkate alınmıyor. Bu uygulamayla uzun süre çalışmanın bir karşılığı verilmediğinden, prim kazançların farklı olmasına rağmen, yaklaşık 5 milyon emekliye aynı tutarda aylık ödenmektedir. 
Türkiye’de emekli aylıkların güncel durumuna ilişkin bilgilere ulaşılamıyor. Önceki yıllarda emekli aylık aralıklarına göre emekli, dul ve yetimlerin sayıları açıklanırken, 4447 ve 5510 sayılı Kanunların döneminde hesaplanan aylıkların küçülmesi karşısında veriler yayınlanmıyor.
Çözüm önerisi: En az aylık ödemesi yerine, gerçekçi bir asgari aylık sistemine geçilmediği sürece, emekli aylıklarının hesaplanması ve ödenmesi tartışılmaya devam edilecektir. Bu nedenle, asgari aylık bağlama oranı %70 olarak yeniden belirlenmeli ve asgari ücretin altında ödenen aylık olmamalıdır. Aylıklarda eşitliğin sağlanması için intibak yapılmalı ve adil bir aylık hesaplama sistemi getirilmelidir.  Her bir sigortalıya prim kazancı ve prim ödeme gün sayısına göre hak ettiği aylığın ödenmesi için aylık hesaplama sistemi yeniden ele alınmalı; güncellenme katsayısı yerine gösterge sistemine geçilmelidir. 
Bu yönde bir değişiklik yapıldığında, yıl bazında emekli aylıklarında farklılık da yaşanmayacaktır. 
  Emeklilik kolay elde edilmiyor. Uzun yıllar çalışılarak elde edilen emeklilik, yaşlılık döneminde temel bir gelir güvencesi olmalıdır. Konut (kira, enerji, doğalgaz ve su) ve gıda fiyatlarında gözlemlenen yüksek artışlar özellikle düşük gelirli kesimleri zora sokmuş ve sosyal politikalar açısından ciddi zorluklar yaratmıştır. 
Türkiye’de yaşanan ekonomik kriz en fazla emeklileri zor durumda bırakmıştır. Emeklilerin refah seviyesini yükseltecek merkezi ve yerel karar vericiler duyarsız kaldığından, emeklileri koruyan araçlar devreye girmemektedir.
Türkiye’de yaşlı yoksulluğunu azaltmak için önerilerimiz aşağıda sıralanmıştır: 
* İşgücü piyasasında kadınlar aleyhine olan eşitsizlikleri ortadan kaldıracak politikalar izlenmeli, kadınların eğitim seviyesi ve düzenli ve güvenceli işlerde çalışma oranları arttırılmalıdır. 
* Sosyal sigorta programlarının kapsamı, istihdam edilenlerin çalışma koşulları ve kazanç seviyeleri dikkate alınarak genişletilmelidir. 
* Sosyal sigortalar sisteminde aylık bağlama oranının alt sınırı yükseltilmelidir. 
* Yaşlılara dönük vergilerle finanse edilen sosyal yardımların (yaşlılık aylıklarının) miktarı arttırılmalıdır. 
* Sosyal sigortalardan kısmi yaşlılık ayılığı alan ve yoksulluk sınırının altında kalan yaşlıların sosyal yardım alabilmesine imkân tanınmalıdır. 
* Çalışma gücü ve arzusu olan yaşlıların çalışma yaşamına dönmeleri teşvik edilmelidir. 
* Kayıtlı istihdam teşvik edilmeli, özellikle çalışanların kazançlarını gerçek ücret üzerinden bildirmelerini sağlayacak teşvik uygulamaları ile denetimler arttırılmalıdır.

Derneğimiz, üyelerinin her türlü haklarını korumak, geliştirmek ve üyelerimizin arasında her türlü yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak için;

1-  Üyelerimiz ile dul ve yetimlerinin sosyal, kültürel ve ekonomik yönlerden kalkınmasını sağlamak için her türlü hak ve menfaatlerinin korunmasına çaba harcamak,

2-  Üyelerimizin problemlerinin çözümlenmesinde ilgili kuruluşlar ve makamlar nezdinde teşebbüse geçmek,

3-  Bünyemizdeki Hukuk Bürosu’nun yanı sıra, Avukatlar da tutarak üyelerimizin adli ve idari mahkemelerdeki işlerini takip etmek ve bu suretle haklarını korumak,

4-  Okul çağında ve yardıma muhtaç üye çocuklarının öğrenimlerini başarıyla tamamlayabilmeleri için olanaklar ölçüsünde yardımda bulunmak, yüksek öğrenim bursları vermek,

5-  Öğrenci kurs ve yurtları açmak,

6-  Yaşlı, hasta ve bakıma muhtaç üyelerimiz için sağlık ocakları ve huzurevleri açmak,

7-   Eğitim amaçlı sosyal tesisler kurarak; üyelerimizin bilinçlenmesi için gerekli programları uygulamak ve aynı zamanda dinlenme, tanışma ve dayanışma imkanlarını sağlayacak kamplar kurmak,

8-   Üyelerimizin sosyal ve kültürel faaliyetleri için lokaller açmak,

9-   Basın aracılığıyla yayınlar yapmak, üyelerimizin çıkarları yönünde ülke gündemini izleyerek gerekli noktalarda müdahil olmak,

10- Üyelerimizin eğitimi için konferans, seminer ve panel gibi etkinlikler düzenlemek.

Derneğimiz bu amaçları gerçekleştirmek için ülke çapında yoğun bir çaba göstermekte ve üyelerine hizmeti kutsal bir görev saymaktadır.

 

BENZER HABERLER