Sosyal Siyaset Araştırmacısı, İktisatçı Prof. Dr. Ali SEYYAR ‘ın Yeni Kitabı O T O B İ Y O G R A F İ
Bir rüzgârdır gelir geçer sanmıştım;
Meğer başımda esen kasırgaymış…
Bu kitabımı,
28 Şubat sürecinde inançlarından dolayı zulme uğrayan
insanlarımıza,
15 Temmuz darbe girişimine karşı direnirken hayatlarını kaybeden
şehitlerimize,
OHAL döneminde KHK’lerle mağdur edilen vatandaşlarımıza
ithaf ediyorum.
Siyaset ve bilim tarihine baktığımızda bilim insanları, yeni fikir
üretmenin yanında devletin oluşumundan tutun da hükümetlerin yeni
icraatlarına kadar hep bilimsel katkılarda bulunmuştur. Ne var ki
demokrasisi tam oturmamış olan bazı ülkelerde fikir ayrılıklarından
dolayı aynı bilim insanları bir zamanlar el üstünde tutuldukları halde
devlet veya hükümet yetkilileri tarafından da dışlanmıştır.
Devletin/hükümetin görüşlerine aykırı bir tutum sergilemeye devam
eden ve “ayağını denk almayan” cesur bilim insanları, hükümet
yetkileriyle giriştikleri bu düelloda genelde hep kaybetmiştir. Eğer
yenilgiyi fikir bağlamında değil de güç ekseninde ele alırsak kazanan
hep devlet/hükümet olmuştur. Güçlü taraf, genellikle devletin bütün
aparatlarını elinde tutan hükümet olduğu için, şu veya bu şekilde
mağdur edilenler de yine hep bilim insanları olmuştur. Düşünen ve
fikrini çekinmeden açıklayan bilim insanları ile devlet/hükümet
arasındaki gerginlikler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri
hep var olmuş ve halen de varlığını sürdüren kronik bir sorundur.
Cumhuriyet kurulduktan sonra 1933 üniversite reformunu bir
hatırlayalım. O dönemde devlet sadece 114 profesöre sahip idi. Yeni
rejime ayak uyduramadıkları için, yaklaşık olarak 100 profesör
emekliye sevk edilmiştir. Örneğin Darülfünun’un 151 kişilik
personelinden 92’si ihraç edilmişti. Görevlerinden uzaklaştırılan
profesörlerden bazıları gayri ihtiyari de olsa inkılâpları kabul
ettiklerini beyan ederek, yeniden akademik dünyalarına geri
dönebilmiştir. Ama fikirlerinden taviz vermeyen ve ilmin hakkını
vermek isteyen bilim insanları, bir daha devletin bilim yuvalarında
yer alamamıştır. Bilim alanında yeterince gelişemememizin
sebeplerinden bir tanesi de farklı düşünen bilim insanlarımızı,
alanlarında uzman oldukları halde, onlardan istifade etmek yerine
onları bir türlü sosyal bünyemizde barındırmamak istemedeki
paranoit tereddütlerimizdir.
Akademisyenlerin kıyımı, 28 Şubat ve 15 Temmuz sürecinde
de yaşanmıştır. Ne var ki T.C. tarihinde FETÖ ile iltisaklı iddiasıyla
en çok akademisyen, 15 Temmuz sonrasında görevlerinden
uzaklaştırılmıştır. Melun darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL
2 | Otobiyografi
sürecinde Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’lerle yedi binden
fazla öğretim elemanı bağlı oldukları üniversitelerinden ihraç
edilmiştir. Birçoğu da haksız yere aylarca ve hatta yıllarca
tutuklanmıştır. Özellikle akademik özgürlük ilkesi doğrultusunda
hareket ettiklerini düşünen birçok masum bilim insanı, bu ihraçlar
karşısında büyük bir hayal kırklığına uğramıştır. Kamusal tecrit ile
birlikte toplumun önemli bir kesimi tarafından dışlanan birçok bilim
insanı, üzüntüden dolayı depresyon ve travma yaşamıştır. 100’ün
üzerinde kamu görevlisi ise sırf bu yüzden intihar etmiştir.
Haksızlığa karşı direnebilenler ise yeniden görevlerine dönebilmenin
hukuk mücadelesini vermiştir/vermektedir.
Bu kitabın yazarı da yani bendeniz maalesef 20 yıl görevli
olduğu Sakarya Üniversitesi’nden 29 Ekim 2016 tarihinde bir KHK
ile mahkeme kararı olmaksızın birden ihraç edilmiştir. Bu süreçte
daha önceki sosyal münasebetlerimi de kullanarak, gerek iktidarda
olan en tepedeki siyasetçilere, gerek hükümete yakın olduğunu
düşündüğüm kanaat önderlerine demokratik hukuk devletimizin terör
örgütleriyle herhangi bir ilişkisi olmadığı anlaşılan
akademisyenlerimizin bilim camiasına yeniden kazandırılmaları
gerektiğini gerek sözlü olarak, gerekse basın yoluyla defalarca dile
getirdim.2
Bu kitabımda da ağırlıklı olarak 28 Şubat ve 15 Temmuz
sonrası yaşadığım mağduriyetleri kaleme aldım. Aslında Sakarya
Üniversitesi’nden ihraç edildikten sonra kendi hayatımı yazmayı hiç
düşünmemiştim. Bir boşluğa düşmüştüm, dünyam yıkılmıştı ve
çaresizlik içinde ne yapacağımı tam kestiremediğim bir dönemde can
dostum Mehmet Karahisarî3 beni aradı ve beni teselli etti. Yazmayı
ve araştırmayı sevdiğimi bilen aziz dostum, bana bizzat kendi hayat
2 Başta Mirat-Haber sitesinde ve daha sonra Habervakti sitesinde hem müstear ismimle (Ali
Fuat Akçapınar), hem de kendi ismimle bu konu ile ilgili olarak onlarca yazı yazdım. Ne
var ki bilim insanlarının sözünün dinlenmediği bir ülkede yaşamanın gerçeğini bizzat bu
süreçte öğrenmiş oldum.
İlmî ve manevî konularda beni aydınlatan dostum Mehmet Karahisarî, 1968
Afyonkarahisar doğumludur. İbni Arabi’nin eseri olan Fütuhat-ı Mekkiyye üzerinde
çalışmalarını sürdüren Karahisarî, ‘İlm-i Tıbbu’r-Ruhani’ isimli bir risalesi yanında
‘Üsküdar Sohbetleri: Ekberîyye’de Usul’ (2020), ‘Ekberîliğin Günümüzdeki Meseleleri’ ve
‘Şifa Niyetine’ (2021) hakkında derkenar (sayfa kenarına kaydedilen yazı tarzında) risaleler
kaleme almıştır. En son yayınlanan çalışması ise şu eserdir: ‘Şeyh-i Ekber’in Yolunda:
Kadiriyye-i Ekberiyye-i Karahisariyye’; Altiva Yayınları, Ankara; Mart 2023.
Prof. Dr. Ali Seyyar | 3
hikâyemi yazmamı tavsiye etti. Başta biraz tereddüt ettim ancak
kendisi bana geçmişte bütün İslâm âlimlerinin ibret olsun diye
yaşadıklarını kitaplaştırdıklarını ve bu da geleneksel olarak bir bilim
insanının sorumluluğu kapsamına girdiğini söyleyince ikna oldum.
Kendi hayatını yazmak, zannedildiği gibi o kadar kolay
değildir. Nereden başlayacaksın, nerede bitireceksin ve
yaşadıklarından hangilerini ön plânda tutacaksın? Elbette hayat,
doğum ile başlar ama çocukluk dönemine ait hangi hatıram berrak
bir şekilde zihnimde ve daha da önemlisi ne kadarı okuyucu için
önemli, ne kadarı lüzumsuz teferruat? Bir de Almanya’da geçirdiğim
çocukluk, gençlik, eğitim ve öğretmenlik dönemlerim var. 26 yıllık
gurbet hayatımdan sonra Türkiye’ye temelli dönüşüm var. Sakarya
iline bağlı küçük bir köyde doğup geçirdiğim ilk 6-7 yılları dikkate
almazsak hayatımı aslında iki kısma ayırmak mümkündür:
Almanya’da yaşamış olduğum dönem (1967-1993) ve Türkiye’ye
temelli dönüş yaptıktan sonra halen memleketimde yaşamakta
olduğum dönem. Türkiye’de yaşadığım dönemi ise yine iki kısma
ayırabilirim: Doktoramı tamamladığım İstanbul dönemi (1993-1997)
ve akademisyen olarak Sakarya Üniversitesinde göreve başladığım
dönem ve sonrası.
Sakarya Üniversitesi’nde öğretim elemanı olduktan sonra
(1997/1998) tam hazırlıklı olmadığım bir Türkiye gerçeği ile
karşılaştım. Siyasî olayların üniversitelere de yansıması ile birlikte
hem 28 Şubat sürecinde, hem de 15 Temmuz sürecinde trajik-komik
diyebileceğim anlaşılması zor, tuhaf ve garip olaylarla karşılaştım.
Bu akıl dışı olayalar, beni adeta peş peşe tâkip etti diyebilirim. Bu iki
olay arasında özellikle sosyal politika ile ilgili bilimsel tecrübelerimi
siyasî karar mekanizmasına taşıdığım bir döneme de rast gelmiştir.
Bir başka ifadeyle bu süreçte dönemin AK-Parti hükümetine
engelliler alanında danışmanlık yapmanın ötesinde 2005 tarihli
Engelliler Kanunu’nun çıkmasında önemli katkılarım olduğu için,
kitabımda bu döneme de yer verdim. Sonuç itibariyle eğitim, bilim
ve siyaset odaklı bir biyografik çalışma ortaya çıkmıştır. 2016’da
yazmaya başladığımda bir taraftan geçmişe ait önemli gördüğüm
özel arşivimi araştırdım, diğer taraftan da gün be gün OHAL
sürecinde yaşadıklarımı kayda geçirdim. Niyetim üniversiteye
yeniden döndükten sonra çalışmamı tamamlayıp yayınlamak idi.
4 | Otobiyografi
Ancak baktım ki dönüş uzadıkça uzadı, bir yerde hatıratımı artık
noktalama ihtiyacı duydum.
Kitabımın Birinci Bölümünde doğup büyüdüğüm köyümden
ilginç bulduğum bazı masumane çocukluk hatıralarımı sizlere kısaca
aktardım. İkinci Bölümde yedi (7) yaşımdan otuz üç (33) yaşına
kadar daha çok öğrenmek ve öğretmekle geçirdiğim 26 yıllık
Almanya hatıralarımla tanışacaksınız. Türkiye’ye temelli dönüş
yaptıktan sonra dört (4) yıl İstanbul’da yaşadığım ve bu bağlamda
Üçüncü Bölümde ağırlıklı olarak doktora eğitimi sürecinde İstanbul
Üniversitesinde yaşadığım enteresan olayları okuyucularımla
paylaştım. Dördüncü Bölümde ise Sakarya Üniversitesi’nde ilk önce
28 Şubat sürecinde meydana gelen trajik-komik hadiseler tek tek
anlatılmıştır. 15 Temmuz sürecine geçmeden önce Ankara bağlantılı
siyasî danışmanlık hizmetlerim de hayatımda önemli bir yer tuttuğu
için Beşinci Bölümde engelliler alanındaki sosyal politika
çalışmalarımın fiiliyata nasıl dönüştüğünü anlattım. Ankara
kulislerini ve siyaseti sevmeyenler bu Bölümü atlayarak, direkt
olarak son Bölüme geçebilir. En nihayetinde Altıncı Bölümde 28
Şubat’ın fırtınalı günlerinden geçtikten sonra hayatımı kasırga
şiddetinde etkileyen 15 Temmuz sürecinde yaşadığım acı olayları
detaylı bir şekilde anlattım.
Ben tarihî bir şahsiyet değilim ama zahirî boyutuyla birbirine
benzediğini düşündüğüm bu iki çalkantılı döneme belki de bir başka
açıdan ışık tutar düşüncesiyle bu oto-biyografik çalışmamın farklı
yorum ve değerlendirmelere yol açacak bir kaynak kitap olmasını
temenni ediyorum. Fakat şu hakikatin bilinmesini içtenlikle
istiyorum. Ben bu hatıratımı sadece kendi masumiyetimi ispatlamak
ve şahsî haysiyetimi korumak için yazmadım, temel adalet ilkelerinin
askıya alınması ile ortaya çıkan zulümlerin anayasasında bir hukuk
devleti olduğu açıkça belirtilen Türkiye’mizde bir daha bu gibi nahoş
hadiselerin yaşanmaması için, hakikatin haysiyetinin ve adaletin
muhafazası için kaleme aldım. Umarım bu topraklarda yaşayan
insanlarımız, bundan böyle hak ettikleri âdil bir sistemde sosyal barış
ve huzur içinde yaşar, vesselam.
Prof. Dr. Ali Seyyar
Sakarya // Aralık 2023
Prof. Dr. Ali SEYYAR
O T O B İ Y O G R A F İ
ISBN:
PA Paradigma Akademi Yayınları
Sertifika No: 69606
PA Paradigma Akademi Basın Yayın Dağıtım
Fetvane Sokak No: 29/A
ÇANAKKALE
e-mail: fahrigoker@gmail.com
Yayın Sorumlusu: Nevin SUR
Tasarım&Kapak: Himmet AKSOY
Matbaa
Meydan Baskı
Sertifika No: 70835
Kitaptaki bilgilerin her türlü sorumluluğu yazarlarına aittir.
Bu Kitap T.C. Kültür Bakanlığından alınan bandrol ve
ISBN ile satılmaktadır. Bandrolsüz kitap almayınız.
