ATEŞKESİ BOZAN İSRAİL SAKARYA’DA PROTESTO EDİLDİ
Sakarya’da Demokrasi Meydanı’nda Gazze’de ateşkesi bozan İsrail rejimi ve destekçisi ABD protesto edildi.
Sakarya Filistin Gönüllüleri, Gazze’de istediğini alamayan İsrail ve ABD’nin tekrar harekete geçerek soykırıma imza attığını kaydetti.
Grup adına basın açıklamasını okuyan Muhammed Ali Cumhur, bu saatten sonra Türkiye olarak sessiz kalmamızın mümkün olmadığını, hükümetin artık söylemlerini icraata dönüştürmesi gerektiğini belirtti.
Cumhur, ticaret başta olmak üzere İsrail’le ilişkilerin sürdüğünü ve bu durumun asla kabul edilemez olduğunu dile getirdi.
Basın açıklamasında Trump ve Netanyahu’ya temasla “Tarihten nice Firavunlar, Nemrutlar gelip geçmiştir ve zelil olarak tarihin sayfalarında yerlerini almışlardır” ifadelerine yer verildi ve Gazze, Lübnan ve Yemen direnişi selamlandı.
Basın açıklamasının tam metni şu şekilde:
DİRENİŞ KAZANACAKTIR!
Gazze’de iki aydır devam eden ateşkes Siyonist İsrail’in önceki gün sabaha karşı gerçekleştirdiği ağır bombardıman ile sona erdi. 400’den fazla şehidimiz var… Çoğunluğu çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşuyor.
Geçen pazar gününden beri Amerika Yemen’i bombalıyor. Şu ana kadar onlarca şehidimiz var…
Büyük Şeytan Amerika ve Ortadoğu’daki jandarması Siyonist İsrail, 1,5 sene süren Aksa Tufanı Operasyonu boyunca ne sahada ne de masada kazanamadı.
İki ay süren ateşkes sürecinde, yorgun düşen Gazze halkının ve mücahidlerin pes edeceklerini düşündüler. Gazze’yi terk etmek şartıyla kendilerine can ve mal güvencesi sunuldu. Ürdün ya da Mısır ikametleri için öngörüldü ve bu ülkelere söz konusu ikamet karşılığında baskı ve rüşvet devreye sokuldu.
Sonuç ne oldu?
Gazze halkı topraklarını asla terk etmedi. Yıkılmış, harap olmuş binaları kendine mesken edindi. Siyonistlerin tacizlerine, ateşkes ihlallerine rağmen evlerine döndüler ve yaşamlarına devam ediyorlar. Bunca çileye, bunca acıya rağmen morallerinin ne kadar iyi olduğunu Gazze’de yapılan çekimlerde ve röportajlarda gözlemledik.
Diğer taraftan esir takaslarını televizyonlardan naklen izledik. Mücahidlerin diriliğini, duruşlarındaki sağlamlığı, esirlere karşı gösterdikleri ihtimamın tüm izlerini hep birlikte gözlemledik. Tüm dünya esirlerin fiziki ve psikolojik görünümleri üzerinden Gazzeli mücahidlerin adaletine ve merhametine şahit oldu. Bir esirin mücahidi öpmesi bardağı taşıran son damla oldu.
Ateşkes süresince Gazze halkı ve mücahidler lehine devam eden bu gelişmeler Büyük Şeytan Amerika ve Siyonist İsrail’i çıldırttı. Ürdün ve Mısır’ın da göç teklifine sıcak bakmaması tüm planın suya düşmesi ihtimalini arttırdı.
Yapılacak tek şey kalmıştı. Katliama devam ederek, Gazze’yi cehenneme çevirerek Gazze halkını pes ettirmek ya da topyekun imha etmeyi hedefliyorlar.
Çevresi tamamen Siyonist bürokratlar, siyasetçiler ve sermayedarlarla çevrili olan katil Trump, tüm dünyayı Amerika’nın efendiliğini kabul etmeye, yani köleliğe razı olmaya davet ediyor. Bu noktada önemli bir engel olarak Direniş Cephesi’ni görüyor.
Direniş Cephesi’ni sindirmeden ya da yok etmeden kendisini rahat hissetmeyeceğini, huzurlu olamayacağını çok iyi biliyor.
Bu amaçla öncelikle Gazze’de, sonrasında Yemen’de, Lübnan’da, Irak’ta ve son olarak da İran’da ateşle oynamaya hazırlanıyor. Direnişin bütün cephelerini etkisiz hale getirmeden rüyalarındaki kabustan kurtulamayacağını biliyor.
Ancak direniş erleri olarak biz de iyi biliyoruz ki Allah’ın da bir hesabı var. Biz de iyi biliyoruz ki zulüm ilelebet üstün gelemez. Biz de iyi biliyoruz ki tarihten nice Firavunlar, Nemrutlar gelip geçmiştir ve zelil olarak tarihin sayfalarında yerlerini almışlardır.
Gazze’ye bakınız… 360 kilometrekarelik bir toprak parçası. Adapazarı, Erenler ve Serdivan’ın kapladığı alan kadar bir bölgeden söz ediyoruz. 1,5 senelik Aksa Tufanı Operasyonu boyunca tüm güçleri ile ateş altında tuttukları, katliam yaptıkları 360 kilometrekarelik küçük bir alanda hedeflerine ulaşabildiler mi?
Hamas’ı yok edeceğiz diye başladılar, 1,5 sene sonunda Hamas’la masaya oturmak zorunda kaldılar. Hamas’ı bertaraf edemedikleri gibi 100’e yakın esirlerini de kurtaramadılar.
Siyonistlerin iyi bildikleri, becerdikleri tek şey; çocuk, yaşlı, kadın demeden gerçekleştirdikleri soykırımdır.
Yemen’e bakınız… İsrail’e giden tüm gemilere Kızıldeniz’i dar eden, İsrail’in tüm kentlerini füzeyle vuran yalın ayaklıların memleketi… Amerika, İsrail, İngiltere uçakları ve savaş gemileri her fırsatta Yemen’i bombaladılar, bombalamaya devam ediyorlar. Sonuç ne oldu? Yemen geri adım atmadığı gibi düşmanın savaş gemilerini de hedef aldı ve bu gemilerde ciddi tahribat oluştu. Tüm dünya müstekbirlerine kafa tutan ve bu duruşunu her Cuma namazı sonrası milyonların katıldığı yürüyüşlerle taçlandıran bir millet…
Katil Trump ve katil Netanyahu fiziki üstünlüklerine rağmen, psikolojik üstünlüğün hala Direniş Cephesi’nde olmasını bir türlü hazmedemiyorlar, adeta çıldırıyorlar.
Bunca katliam, masumların oluk oluk akan kanı, direnişin önemli liderlerinin şehit olması gibi gelişmeler direnişi susturamadı, susturamayacak.
Tüm direniş cephelerini cehenneme çevirmekle tehdit etmek, kıyameti yaşayacaklarını söyleyerek korkutmak hiçbir işe yaramadı, yaramayacak.
Çünkü karşılarında şehadet mektebinin erleri var. Onlar şehadeti bir şeref, bir üstünlük olarak görüyorlar. Onlar Allah’ı, Resul’u ve Allah yolunda cihadı öne alan, bu uğurda en sevdikleri yakınlarını ve mallarını değil cihadı tercih eden bir ruha sahipler. Onlar “Bir ölür, bin diriliriz” şiarını gönüllerine ve zihinlerine nakşederek yetiştiler. Onlar Allah yolunda canını feda edenlerin cennette nasıl ağırlanacağı ile ilgili ayetlerin muştusu ile eğitildiler.
Allah’ın izniyle direniş er ya da geç galip gelecek. Zalimler er ya da geç zilleti tadarak tarihin çöplüğüne atılacak.
Büyük Şeytan Amerika, Siyonist İsrail ve yandaşları hedeflerine ulaşamayacaklar. Döktükleri kanda boğularak yenilecekler.
Biraz da kendi sorumluluklarımızdan bahsedelim.
Türkiye’yi yönetenlerin bu süreçteki duruşunu irdeleyelim.
Öncelikle şu tespiti yapalım: Kudüs, Mescid-i Aksa, Filistin davası sadece direniş cephesinin meselesi değil, tüm İslam ümmetinin Kur’an ile sabit bir iman meselesidir. Her Müslüman, her İslam ülkesi bu davayı bir iman vecibesi olarak görmek zorundadır.
Türkiye’yi yönetenler bu imtihanı veremedi. Tarihsel geçmişi ile övünen, İslam’ın sancağını yüzyıllar boyunca taşıyan, Kudüs, Mescid-i Aksa, Kabe gibi kutsalların hamiliğini yapmış bir milletin evlatları olarak geldiğimiz noktada yüzümüz kızarıyor.
Bıraktık, silah göndermeyi, asker göndermeyi; İsrail’i ülkemiz üzerinden besleyen kanalları dahi kapatamadık.
Azerbaycan petrolü Bakü-Ceyhan Boru Hattı üzerinden Ceyhan’a, oradan da gemilerle İsrail’e taşınmaya devam ediyor.
Türkiye’nin malları, transit ticaret kanalıyla ya da Filistin’e gönderiyoruz bahanesi ile İsrail’e akmaya devam ediyor. Bir taraftan da Lübnan’a giden tüm ürünler Türkiye gümrüğünde didik didik aranarak Hizbullah’a kaçak yollarla silah ve mühimmat gönderilmesinin önüne geçilmeye çalışılıyor.
İncirlik ve Kürecik üsleri İsrail için çalışmaya devam ediyor. İncirlik üssü, İsrail’e silah ve mühimmat taşınmasında ara durak olarak kullanılıyor. Kürecik Üssü ise İsrail’e istihbarat aktarıyor.
İsrail ile diplomatik ilişkiler alt seviyede de olsa devam ediyor.
İsrail’e mal ve silah taşıyan gemiler limanlarımızı rahat bir şekilde kullanıyor.
Bütün bu vahim yanlışların üzerine bir de son günlerde seslendirilen dış politika yönelimimiz eklendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katil Trump’ın iktidara gelmesini Türkiye için bir şans, bir fırsat olarak gördüğünü ifade ediyor. Trump’a “dostum” diyor ve telefon görüşmesi yaptığını iftiharla halkımıza sunuyor.
Türkiye; işlenen bunca cinayet, bunca soykırım, bunca zulme rağmen büyük şeytan Amerika ve katil/siyonist Trump’a doğru eksenini çevirmiş gözüküyor.
Öyle bir zillete talip olmaya başladık ki, son Yemen ve Gazze katliamları için katliamların arkasındaki gerçek güç olan Amerika’yı dahi kınayamıyoruz.
Türkiye’yi yönetenler belli ki katil Trump’ın kayığına binmeye hazırlanıyorlar. Bu tercihleri hangi nedenle olursa olsun asla affedilemez.
Zalimlerle iş tutanlar Allah’a ve halka hesap vermekten kurtulamazlar.
Bizleri; “Dış politika çok katmanlıdır, siz bunu anlayamazsınız” gibi süslü sözlerle kandıramazsınız. Yaptığınız büyük bir yanlıştır ve bu yanlıştan acilen dönmeniz gerekir.
Siz sadece İsrail’i lanetleyerek işin içinden çıkacağınızı mı zannediyorsunuz? Öncelikle İsrail ve arkasındaki tüm güçlerin karşısında olduğunuzu ifade edeceksiniz. Akabinde sadece söylem değil, aynı zamanda ülkemiz üzerinden İsrail’i besleyen tüm kanalları kapatacak eylemleri ortaya koyacaksınız. Ancak böylece hem dünya mazlumları nezdinde hem de Allah nezdinde aklanabilirsiniz. Aksi tam bir hüsran olur.
Biz buradan hükümete sesleniyoruz: Yönünüzü Atlantik’e, Batı’ya, Amerika’ya değil, İslam dünyasına çevirin. İslam Birliği’ni mutlaka gündeminize alın. Bugün Gazze, Lübnan, Batı Şeria, Yemen yanıyor. Bu ateşin yayılması ve tüm Ortadoğu’yu İran, Irak’ı ve Türkiye’yi ve diğer İslam coğrafyalarını yakma riski yüksektir.
Bu ateşi engelleyecek tek güç İslam Birliği’dir. Bütün zorluklara rağmen, bütün dayatmalara rağmen, bütün bağımlılıklara rağmen bu birliğin sağlanması için Türkiye’nin öncülük yapması elzemdir.
İslam ülkelerini yönetenlerin akıllarını başlarına toplamaları ve bir araya gelmeye, güç olmaya, cephe olmaya karar vermeleri gerekiyor. Emperyalizmin ve siyonizmin oyunu ancak birleşerek bozulabilir.
Bu vesile ile Aksa Tufanı şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Özellikle de İsmail Haniyye, Hasan Nasrallah ve Yahya Sinvar’ı anıyoruz ve yollarını sürdüreceğimizi and içiyoruz.
Bu şehitlerimizin mücadelesini, fedakarlığını, samimiyetini yaşamak ve yaşatmak için elimizden gelen her şeyi yapacağımıza söz veriyoruz.
Yaşasın Filistin Direnişi!
Yaşasın Nehirden Denize Özgür Filistin!
