MEMUR MAAŞI VE EMEKLİ AYLIKLARINI ARTTIRAN DÜZENLEMEYİ DE İÇEREN TEKLİF TBMM GENEL KURULUNDA

ana manset - 13 Temmuz 2023 19:40

MEMUR MAAŞI VE EMEKLİ AYLIKLARINI ARTTIRAN DÜZENLEMEYİ DE İÇEREN TEKLİF TBMM GENEL KURULUNDA

TBMM Genel Kurulunda, en düşük memur maaşının 22 bin 17 liraya çıkarılmasını, emekli aylıklarına yüzde 25 oranında zam yapılmasını ve bazı vergilerde artış öngören kanun teklifinin birinci bölümü üzerindeki maddeler kabul edildi.

En düşük memur maaşının 22 bin 17 liraya çıkarılmasını, emekli aylıklarına yüzde 25 zam yapılmasına yönelik düzenlemeleri içeren ve bazı vergi artışlarını öngören “6 Şubat 2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”nin birinci bölümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı.

Teklifin birinci bölümdeki maddeler üzerine söz alan Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki, Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden 158 gün geçtiğini, deprem bölgelerinde içme suyuna, deterjana ulaşılamadığını öne sürdü. Depremin ardından görüşülmekte olan kanun teklifinin TBMM’ye geldiğini belirten Saki, iktidarın deprem bölgesini “inşaat alanı” olarak kanun maddelerinde görüldüğünü savundu.

İYİ Parti Aydın Milletvekili Ömer Karakaş ise deprem bölgesinde şartların kolaylaşması beklenirken, şartların daha da ağırlaştığını savundu. Hala on binlerce vatandaşın çadırda, konteynerlerde kaldığını belirten Karakaş, “depremzedelerin mağduriyetinin” sürdüğü iddiasında bulundu.

1 Ağustos’ta depremzedelerin misafirhanelerden çıkarılacağına yönelik vatandaşlardan çok sayıda telefon geldiğini belirten Karakaş,”Okullar yeniden açıldığında yurtlara yerleştirdiğiniz depremzede vatandaşlarımız nerede kalacaklar?” sorusunu yöneltti.

CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, kanun teklifinin Anayasa’ya uygunluğunun incelenmeden alelacele TBMM Genel Kurulu’na getirildiğini savundu. Kanun teklifinin 10. maddesi ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na deprem bölgelerinde sanayi alanı tespit etmede hızlı karar alınabilmesi konusunda yetki verildiğini ancak bunun doğru olmadığını öne süren Kış, yeni sanayi alanları belirlenirken, sanayi alanlarının tarım arazilerine ve fay hatlarına yakın yapılması için ilgili diğer kurumlardan görüş alınmasının önemli olduğunu vurguladı. Kış, kanun teklifini bu haliyle reddettiklerini, teklifin bu haliyle kanunlaşmasına karşı olduklarını söyledi.

Teklifin görüşmeleri sırasında TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay milletvekili seçilen Can Atalay’ın tahliye edilip edilmemesine yönelik bugün karar açıklanacağını belirterek, “Açıklanan karar olumsuz. Bunu siyasi iradeye yapılmış müdahale olarak gördüğümü belirtmek istiyorum.” dedi.

Yeşil Sol Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın konuşmasında Kürtçe ve Arapça selamlama yapması Genel Kurul’da tartışmalara neden oldu. AK Parti sıralarından TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’den duruma müdahale etmesi istendi. Bunun üzerine Önder, “Kürtçe ‘Mardin halklarının diliyle selamlamak istiyorum’ dedi. Çanakkale’de işgalci Fransızlara, İngilizlere karşı yan yana hayatını veren insanlar bunlar. Bugün Fransızca, İngilizce eğitim dili oluyor, buna müdahale etmemi istiyorsunuz. Ben bunu ayıp olarak görüyorum.” dedi. Ardından Önder, Yeşil Sol Parti’li Altın’ın konuşmasına devam etmesini istedi.

Konuşmanın ardından yerinden söz alan İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, tepkilerinin kimsenin ana diline olmadığını belirterek, “Asıl tepkinin kaynağı kurallardan ve kuralların çiğnenmeye kalkışılmasından kaynaklanıyor. Yoksa hiç kimsenin ana diliyle herhangi bir problemimiz yok. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin dili bellidir. Kimsenin ana diliyle problemimiz yoktur. Meclis’i Mebusan’dan beri bu ‘Türkçe’ olarak şerh edilmiştir.” sözlerini sarf etti.

Önder ise kendisinden müdahale edilmesinin istendiğini, ‘müdahale’ kelimesinin Arapça olduğunu, vekilin de Arapça selam verdiğini belirterek birleşime 10 dakika ara verdi.

Aranın ardından TBMM Genel Kurulu’nda yapılan çalışmalar sonunda, teklifin ikinci bölümü üzerindeki görüşmelere geçildi.

BAŞKAN: Başkan Vekili Sırrı Süreyya ÖNDER
KÂTİP ÜYELER: Adil BİÇER (Kütahya), Mahmut Atilla KAYA (İzmir)
——-0——-
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşimini açıyorum. Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce 3 sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, yurt dışında yaşayan Türklerin talep ve beklentileri hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Sayın
Ali Yüksel’e aittir.

ALİ YÜKSEL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisimizin 28’inci Dönem milletvekili olarak seçilmiş tüm
arkadaşlarımızın vekâletlerini tebrik ediyor, başarılar diliyorum.
Ömrünün kısmı azamını yurt dışında geçirmiş bir milletvekili olarak gurbetteki milyonların problem ve beklentilerini maddeler hâlinde size arz edeceğim. Bu konuda söz almış ve meseleleri güzelce dile getirmiş diğer partilerden arkadaşlarımıza da teşekkür ediyorum. Hakikatleri kim dile getirirse getirsin kabul etmek ve desteklemek insanlığımın borcudur.
Asıl konuya geçmeden genel ahvalle ilgili birkaç hususu dile getirmeyi zorunlu görüyorum. Bir, hakkı kim söylerse söylesin, partisine, dünya görüşüne bakmaksızın kabullenmeyi doğru buluyorum. Yanlışı da kim söylerse söylesin, reddetmeyi ve karşı çıkmayı insani bir davranış olarak kabul ediyorum. Doğru söz ve davranışları iktidar, muhalefet ayrımı yapmadan kabullenmeli ve desteklemeli; yanlışları da en yakınımız bile söylese, reddedip karşı çıkmalı, engellemeye çalışmalıyız. İki, basında bazı kimselerin bu Meclisin cumhuriyet döneminin en gerici Meclisi yaftalamasını yaptığını okudum; aynı şekilde, bu Mecliste bir milletvekili arkadaşımızın aynı yaftalamayı yaptığını dinledim. Hepinizin bildiği gibi, tarihte ilk irtica hareketi Peygamberimizin vefatının hemen arkasından görüldü. Peygamberin vefatından sonra bir kısım Araplar İslam’dan çıktı ve eski cahiliyetlerine yani putperestliklerine döndüler. Eskiye dönmeye “irtica” deniyor. Şimdi soru şu: Yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’mizde büyük çapta İslam’dan çıkıp putperestliğe dönüş oldu ve bu İslam’dan çıkan putperest olanlardan birçoğu milletvekili seçilip Meclise mi girdiler? Yani bu Meclisin çoğunluğu İslam’dan çıkıp putperest mi oldular? Bu nasıl yanlış bir iddiadır? Herkes ne konuşacağını kırk kere düşünmeli, bir kere konuşmalı, değil mi?
Şimdi, kısaca, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın birçok problemlerinden önemli gördüğüm birkaçını size arz edeceğim. Bir, askerlik bedellerinin aşırı yükseltilmesi nedeniyle gençlerimiz ödeyemeyeceğini düşünerek Türk vatandaşlığından ayrılıyor ve bağlarını kesiyorlar. Bu değerli varlıklarımızı kaybediyoruz, öyleyse bedellerinin makul seviyeye indirilmesi gerekir.
İki, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız Türkiye’den emekli olunca yurt dışında çalışamıyor “minijob” diye bir uygulama ise isabetsiz bir uygulama olarak karşımıza çıkıyor. Çalışma saatleri sınırları kaldırılmalıdır diyorum.
Üç, yurt dışında yaşayan insanlarımıza seçme hakkı verildi. Bu güzel bir adım. Milyonları aşan oy sahiplerine seçilme hakkı da verilmeli, oy sayısı nispetinde yurt dışı da bir seçim bölgesi olarak kabul edilmeli, yeterli sayıda vatandaşımızın milletvekili seçilme hakkı gerçekleştirilmeli.
Dört, izne gelen insanlarımızın memleketlerinde sadece acillerde değil, normal tedavilerinin de hastanelerimizde
yapılabilmesi sağlanmalı.
Beş, telefonu sadece dört ay değil, süresiz kullanabilmeli. Hem nasıl bir uygulamadır anlayamadım, 2 bin lira olan kayıt parası 6 bine çıkıyor, kısa bir süre sonra da 20 bine çıkıyor. Biraz insaflı olmak gerekmez mi? Maaşlara zam yaparken aynı nispette mi arttırdık?
Altı, hele bir araba uygulaması var ki geçen gün bir milletvekili arkadaşımız güzel dile getirdi. Bir yıl içerisinde yüz seksen beş gün yurt dışında kalan bir gurbetçi araba içeriye sokabiliyor, iki yıl kalabiliyor. Bu arada dışarı çıkarsa yeniden yüz seksen beş gün uygulaması devreye giriyor. İki yıldan sonra altı ay yeniden içeri araba sokamıyor. Evet, bu gibi konuları istismar edip kötüye kullananlar oluyor. Devlet olarak kötüye kullananları takip edip ağır cezalarla terbiye edebilirsiniz. Niye kötüye kullananlar sebebiyle yüzlerce bu hakkı normal kullananlar cezalandırılıyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın lütfen.
ALİ YÜKSEL (Devamla) – Hele emekli olanlara “Yüz seksen beş gününü dışarıda geçir, aldığın emekli maaşını dışarıda ye, vatanında yeme.” der gibi hangi mantıkla bu uygulamada ısrar ediliyor? Bu sınırlar bu konuları iyi bilenlerin yapacakları düzenlemelerle kaldırılmalı, yıllarca yurdundan uzakta çalışıp memleketimize büyük katkıda bulunmuş gurbetçilerimizi rahatlatmalıyız.
Yedi, orada insanlarımızın eğitim ve entegrasyonu da başlı başına bir mesele olup devletimizce enine boyuna üzerinde durulması gereken konu. İzin mevsiminde Türk Hava Yollarının bilet fiyatlarını aşırı yükseltmesi de doğrusu kabul edilebilir bir uygulama değildir. Nedense bu insanlarımızdan nasıl fazla para kazanabilirizi düşünmememiz gerekir diye düşünüyorum. Orada yabancı burada Almancı olarak anılmak istemiyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ YÜKSEL (Devamla) – Gençlerimiz Türk ve Müslüman olarak Türkiye Cumhuriyeti’mizin varlığı ve başarılarıyla gurur duyuyor, bu gururu sürdürmek hepimizin ortak sorumluluğudur. Sizlere bu sorumluluğumuzu hatırlatıyor, muhterem heyetinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyor.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yüksel.
Gündem dışı ikinci söz, Mersin’in sorunları hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Burhanettin Kocamaz’a aittir.
(İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Kocamaz, süreniz beş dakikadır.

 

BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, TV’lerden bizleri izleyen çok değerli

halkımız; Mersin ilimizin sorunlarına yönelik gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Gazi Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Mersin’e 2018 seçimleri sırasında verilen sözler bile hâlen bugüne kadar tutulmamıştır, “Turizm bölgesi” ilan edilen 8 alana bugüne kadar bir çivi bile çakılmamıştır. Yap-işlet-devret modeliyle inşaatı devam eden Çukurova Havalimanı’nın bugüne kadar temel atma töreni 3 kez, inşaatın başlamasından bu yana açılış tarihi de 7 kez ertelenmiştir. İktidarın 2018 Beyannamesi’nde yer alan Tarsus ve Mersin’e sulama, içme suyu temini ve enerji üretimi için yapımına başlanan Pamukluk Barajı’nın ilave tesislerle 2022 yılı Şubat ayında tamamlanacağı açıklanmasına rağmen ne yazık ki bugüne kadar tamamlanamamıştır, Mersin konteyner limanında da durum aynıdır. Hem 2018 Seçim Beyannamesi’nde hem de Onuncu Kalkınma Planı’nda konteyner limanı için Mersin’e söz verilmişti. Ancak buna rağmen Ulaştırma ve Altyapı eski Bakanı, Mersin konteyner limanının Adana’nın Yumurtalık ilçesine yapılacağını açıklamış, yapılan bu açıklama Mersin’de büyük tepkilere yol açmıştır.
Yine, AKP’nin 2018 Seçim Beyannamesi’nde Mersin-Erdemli-Silifke Otoyolu Projesi’nin tamamlanacağının sözünü vermesine rağmen üzerinden 2 seçim geçmiş, bırakın otoyolun açılmasını doğru dürüst inşaatına bile başlanmamıştır, otoyolda bu seçim döneminde sadece göstermelik bir çalışma başlatılmıştır. Bugüne kadar hizmete açılamayan bu yolda sürücüler ve yolcular çile çekmeye devam etmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin’de bir tarafta yıllardır tamamlanamayan ve hizmete sunulamayan yatırımlar varken, diğer tarafta da yanlış yerlere yapılan yatırımlar, vatandaşlarımıza âdeta zulüm yaşatmaktadır. Bu yatırımlardan birisi de Mersin Şehir Hastanesidir. Mersin Şehir Hastanesi merkeze yaklaşık 9 kilometre uzaklıkta, şehrin dışına yapılmış, üstüne Mersin Devlet Hastanesi de kapatılmış, hastalar âdeta tek hastaneye mahkûm edilmiş, vatandaşlar hastaneye ulaşabilmek için 2-3 araç değiştirmek zorunda kalmışlardır. Hükûmet Mersin’in Tarsus ilçesinde Çokak, Çavuşlu, Koçmarlı ve Yanıkkışla köyleri sınırında ve 5 bin dönüm ormanlık alanda kurulacak çimento fabrikası ve fabrikaya ait ham madde sahaları için bölgeyi ateşe atmaktadır. Çimento fabrikasının ve ham madde sahalarının kurulacağı alanda 11 yerleşim alanı bulunmaktadır. Bölge halkı tarım, hayvancılık ve tavukçulukla geçimini sağlamaktadır. Bu alanda halihazırda orman alanları, zeytin bahçeleri, üzüm bağları ve tarım arazileri bulunmakta; tavuk çiftlikleriyle beraber bu fabrika, maalesef, o bölgeyi talana yol açacaktır. Oysa, daha önce Silifke Yeşilovacık’ta yapılmasına engel olunamayan çimento fabrikasının şu anda çevreye vermiş olduğu zararlar ortadadır. Fabrikanın buraya kurulması hâlinde önemli bir hava ve çevre kirliliği oluşacak. Bu nedenle de o bölgedeki vatandaşlarımız yerinden yurdundan olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mersin ilimizde nüfusun önemli bir bölümü geçimini yetiştirdikleri tarımsal ürünlerden sağlayan vatandaşlarımız, ekonomiye de çok büyük katkılar sağlamaktadır. Buna rağmen yüksek girdiler ve düşen ürün fiyatları karşısında üretici, maliyetlerini bile karşılayamaz hâle gelmiştir. Ne yazık ki bu yıl Anamur’da üretilen muz maliyetini karşılamıyor. Mut ilçemizde bahçede kayısının kilosu 5 TL’ye, Erdemli ilçemizde limonun kilosu 3 TL’ye kadar düşmüştür. Düşen bu fiyatlara karşılık marketlerde muzun kilosu 25-30 TL’ye, kayısının kilosu 40-50 TL’ye, limon ise 18-20 TL’ye satılmaktadır. Böylece uygulanan yanlış politikalar ve ihracat yasakları yüzünden üreticinin kâr ve kazancı aracıya, tüccara veya marketlere gitmektedir. Bu durumda, üreticiye yalnızca yüksek maliyetler ve yaşadıkları zarar kalmaktadır. Ayrıca, Anamur ilçemizde şiddetli fırtına ve hortum, Tarsus ilçemizde şiddetli yağış ve sel, yine Erdemli ilçemizde dolu ve sel nedeniyle zarar gören ve mağdur olan üreticilerimize gördüğü zararla ilgili henüz herhangi bir destek sağlanmamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Kocamaz.
BURHANETTİN KOCAMAZ (Devamla) – Afetten zarar gören üreticilerimizin mağduriyetinin bir an evvel giderilmesini bekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kocamaz.
Gündem dışı üçüncü söz, Gaziantep’teki Suriyeli sorunları hakkında söz isteyen Gaziantep Milletvekili Melih Meriç’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
Buyurun Sayın Meriç.

 

MELİH MERİÇ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gazi şehrimiz, kahramanlık timsali şehrimiz, marka şehrimiz Gaziantep’in kitlesel Suriyeli göçüyle yaşadığı sorunları anlatmak için söz aldım. Genel Kurulu sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 2011 yılında Suriye’de baş gösteren iç savaşın ardından Türkiye’ye başlayan sığınmacı akınından en çok etkilenen illerin başında Gaziantep gelmektedir. Resmî verilere göre Türkiye’de kayıt altına alınmış geçici koruma statüsündeki 3 milyon 351 bin 582 Suriyelinin yaklaşık 450 bini Gaziantep’te yaşamaktadır. Kayıt altına alınamamış, ilimizde barınan Suriyelileri de eklersek toplam 700 bin civarında Suriyeli Gaziantep’te yaşamaktadır yani şehir nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unu aşıyor. Diğer bir deyişle, Gaziantep’te yaşayan her vatandaşın dörtte 1’i Suriyelidir. Böylesine büyük bir kitlenin şehrimizin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısına zarar verdiğini hepimiz görmekteyiz. Bugün Gaziantepliler bu kitlesel Suriyeli göç sonrasında fırlayan kiralardan, iş bulmanın zorlaşmasından, kayıt dışı ekonominin artmasından, esnaf haksız rekabetten, çocuklarımız ve gençlerimiz kaliteli eğitim alamamaktan, hastalarımız sağlık hizmetlerine yeterince ulaşamamaktan çok şikâyetçiler.
Değerli milletvekilleri, şimdi, bu sorunları sürem elverdiğince sizlere tek tek anlatmaya çalışacağım ancak öncesinde belirtmek isterim ki bu bir ırkçılık konuşması değildir, bu muhalefet maksatlı bir konuşma da değildir. Bu konuşma, yanlış ve öngörüsüz Suriye ve göç politikası sonucu Gazianteplilerin yaşadığı sorunlara, mağduriyetlere dikkat çekme konuşmasıdır.
Değerli milletvekilleri, Suriyelilerin kayıt dışı çalışmaya meyilli olmasıyla, ucuz iş gücü görevi görmesiyle yerli nüfusumuzda işsizlik arttı, işsizlikle beraber yoksulluğu, huzursuzluğu ve kavgayı getirdi.
Bir diğer kayıt dışılığı ticarette görüyoruz. Bizim vatandaşlarımız vergi, sigorta primi, BAĞ-KUR primi, işçinin sosyal hakları, tazminatları gibi maliyetlerle ezilirken, dükkan kapatırken bu kapatılan dükkanları Suriyeliler açıyor, SSK, vergi, tazminat ödemesi olmadan yarı fiyatına piyasaya çıkıyorlar, haksız rekabet yaratıyorlar. Bir örnek vermek istiyorum: Gaziantep’in göz bebeği sektörlerinden biri ayakkabı sektörüdür. Gaziantep’in ayakkabı sektörü Türkiye’de söz sahibidir. Kentimizdeki ayakkabı sektörünün yüzde 20’si Suriyeliler tarafından imal edilmektedir, dolayısıyla kayıt dışıdır. Şimdi, bunlara kayıtsız mı kalacağız? İşçimizi, imalatçımızı, üreticimizi, esnafımızı koruyup kollamayacak mıyız? Burada bir parantez açmak istiyorum: Yatırım yapan, şehrimizin, ülkemizin ekonomisine katkı sağlayan kayıtlı Suriyeli girişimci ve tüccarlar, kayıt dâhilinde çalışan Suriyeli emekçiler bu konuşmanın kapsamı dışındadır. Onlara da huzurunuzda teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Suriyeli göçüyle başlayan problemlerimizden biri de barınma sorunudur. 700 bin kişilik göçle kira fiyatları 2011 yılından bu yıla kadar şehrimizde yaklaşık yüzde 1.800 artış gösterdi. Ev sahibi olmayan insanlarımız, üniversite öğrencilerimiz, şehrimize atanan polisler, hemşireler, doktorlar ev bulmakta çok zorlanıyorlar. Gaziantep öğrenciler ve memurlar açısından tercih edilmiyor. Gaziantep halkının bütçesini, cebini, barınmasını, başını sokacağı çatıyı göz ardı mı edeceğiz? Buna bir çözüm üretmeyecek miyiz?
Gelelim eğitim konusuna, Gaziantep yıllardır lise geçiş sınavlarında, yükseköğrenim sınavlarında iç acıcı başarı alamıyor. Bu başarısızlık Gazianteplilerin mi? Hayır, bu başarısızlık öngörüsüz olarak Gaziantep’e bu külfeti yaşatanlarındır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Meriç.
MELİH MERİÇ (Devamla) – 2021-2022 Millî Eğitim Bakanlığı istatistiklerine göre, Türkiye’de derslik sayısı ortalaması 23 iken Gaziantep’te 30’dur, Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde ise yaklaşık 40 kişidir. Böylesine kalabalık sınıflarda kaliteli eğitimden bahsedilmesi mümkün değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bağımsızlığı için kadın, erkek, çocuk, genç, yaşlı 6.317 şehit vermiş gazi şehrimiz girişimci ruhuyla sanayide, ticarette, ekonomide atılımlar gerçekleştirmiştir. Tarih boyunca ayakları üstünde durmuş gazi kentimiz, Suriyeli göçüyle yaşadığı sorunlardan kurtulmalıdır. Suriyeliler, barış sağlandıktan sonra ülkelerine gönderilmeli ve bu uzamış misafirlik sonlandırılmalıdır.
Özellikle Suriyelilerin yaşadığı bölgelerde uyuşturucu ve güvenlik sorunu da vardır; sürem yetmediği için, bunları da bir sonraki konuşmamda dile getirmeye çalışacağım.
Geri dönüş süreci de Gaziantep’teki Suriyelilerden başlatılmalıdır. Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Meriç.
Sayın milletvekilleri, şimdi İç Tüzük madde 60’a göre 20 sayın milletvekiline yerinden söz vereceğim fakat şöyle bir durum var: Bugün sisteme giremediğini beyan eden yaklaşık 10’a yakın milletvekilimiz var. Akış içerisinde -arkadaşlar hazırlıyorlar- daha sonra bu milletvekillerine de yerlerinden birer dakika İç Tüzük 60’a göre söz vermeye çalışacağız. Bunu da Genel Kurulun bilgisine sunmuş olayım.
Tuncer Bakırhan, buyurun.

 

TUNCER BAKIRHAN (Siirt) – Sayın Başkan, seçim bölgem Siirt’te 1998 yılından bu yana hizmete giren ve sık sık onarıma giren Siirt Havalimanı’nda birçok sefer ya iptal ediliyor ya da uçaklar farklı kentlerdeki havalimanına iniş yapmak zorunda kalıyor. Uçuşların sürekli iptal edilmesi ve saatlerce rötar yapılması nedeniyle Siirt halkı sürekli olarak mağdur ediliyor ve mağduriyeti giderilmiyor. “Türkiye Yüzyılı” söylemlerinin havada uçuştuğu bu yüzyılda Siirt halkı artık mağdur edilmek istemiyor. Siirt halkının havalimanıyla ilgili yaşadığı sıkıntılara son verilmesi için ilgililerin devreye girip bu mağduriyeti gidermesini talep ediyoruz.
BAŞKAN – Manisa Milletvekili Sayın Bekir Başevirgen…
Buyurun Sayın Başevirgen.

 

BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Geçtiğimiz günlerde meydana gelen ve Manisa’nın birçok ilçesinde etkili olan yoğun yağış ve dolu nedeniyle çok sayıda
tarla, bağ ve bahçe zarar gördü. Özellikle en önemli ihraç ürünümüz olan üzüm bağlarında hasarlar oldu.
Üzüm hasadına az bir zaman kala yaşanan bu afet üreticilerimizi mağdur etti. İlaç, mazot ve gübreye peş peşe gelen zamlar zaten üreticilerin belini bükerken bu yaşanan afetle çiftçilerimiz daha da mağdur oldu. Ürünlerinde büyük kayıplar yaşayan Manisalı çiftçilerimiz uğradıkları hasarın karşılanmasını istiyor.
Diğer yandan, üzüm taban fiyatının açıklanmasına da az bir süre kaldı. Buradan iktidara sesleniyoruz: Kuru üzüm taban fiyatı gecikmeden açıklanmalı. Sultaniye kuru üzümün fiyatı 2 doların altında olmamalı. Artan maliyetler karşısında üreticilerimiz mağdur edilmemelidir.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – İzmir Milletvekili Sayın Yücel Arzen, buyurun.

YÜCEL ARZEN HACIOĞULLARI (İstanbul) – İstanbul Milletvekiliyim.
Türkiye’de son dönemde sanatçılar, özellikle kendilerine “muhalifim” diyen sanatçılar “sanatçı duruşu” adı altında bir
lafazanlıkla ticari bir pozisyon alıyorlar.
Sanatçılar durmazlar, hareket ederler. Zira, durmanın, statik olmanın çürümenin başlangıcı olduğunu bilir sanatçılar. Gerçek bir sanatçı olarak Özkan Uğur muhalifliğine de muhalefet ederek devinimini sürekli kılmıştır. Özkan Uğur pozisyon almadan, poz vermeden, memleketin toplam sevgisine talip olmuş ve sanatı hayatı boyunca ötelemeden, öteki olmadan, kavga etmeden toplam sevginin nasıl gösterilebileceğini göstermeye çalışmış.
Başta kederli ailesine, biricik oğlu Alişan’a başsağlığı diliyorum, Allah mekânını cennet eylesin.
Saygılar.
BAŞKAN – Sayın Arzen, İzmir milletvekilimizle becayiş yapmışsınız o yüzden İzmir burada kalmış, özür dilerim. Kastamonu Milletvekili Sayın Fatma Serap Ekmekci, buyurun.

FATMA SERAP EKMEKCİ (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her birinizi saygıyla selamlıyorum.
CHP milletvekili Cide ilçemizde yaşanan sel felaketiyle ilgili dün Genel Kurulda yaptığı konuşmada devletimizin sırtını Cide’ye döndüğünü iddia etti. Oysa Cide’nin CHP’li Belediye Başkanı sel sonrasında sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada başta valilik, il özel idaresi, kaymakamlık, AFAT, DSİ, Orman İşletme olmak üzere devlet kurumlarımıza teşekkür etti. Ben o gün, sabah saatlerinde Cide’de halkımızın yanındaydım. Devlet kurumlarımızın hepsi görev başındaydı ve yaralar

sarılmaktaydı. Türkiye Yüzyılı’nda Kastamonu’yu 20 ilçesiyle birlikte afetlere karşı dirençli ve korunaklı hâle getirme çabamızı sürdüreceğiz. Halkımıza geçmiş olsun, devletimizin emeği daim ve baki olsun.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk…

BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) – Sayın Başkan, İZSU Genel Müdürlüğünün olağanüstü genel kurulunda 1 Ağustostan itibaren geçerli olacak yüzde 43,48 zam kararı çıktı. İzmirliler Türkiye’nin en pahalı suyunu kullanıyor. Neden mi? Efemçukuru Altın Madeni İşletmesi bölgeye yaydığı kirlilik nedeniyle hem var olan yakın barajlar hem de yapımına başlanacak barajları etkiliyor hatta İzmir’in su sorununu önemli oranda çözecek olan Çamlı Barajı’nın yapımına izin verilmiyor. İzmirliler uzak barajlardan taşınan suya fahiş fiyatlar ödemeye mahkûm ediliyor; fakat Efemçukuru Altın Madeninin 73 hektarlık işletme kapasitesinin 8 katına, 585 hektara çıkarılma çalışmaları devam ediyor. Efemçukuru altın madeni ocağı hem İzmir doğasını ağır metallerle kirletiyor hem de İzmir halkının suya ulaşımını engelliyor. Bu rant odaklı yatırım politikasını kabul etmiyoruz.
Teşekkürler.
BAŞKAN – Niğde Milletvekili Sayın Ömer Fethi Gürer…

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Ulusal Süt Konseyi bugün yaptığı toplantıda 1 Ağustos 2023 tarihinden geçerli olmak üzere çiğ inek sütünün tavsiye satış fiyatını nihayet 8 lira 50 kuruştan 11 lira 50 kuruşa çıkardı. Bu sürede, sekiz aydır, çiğ süt fiyatını artıramadıkları dönemde yeme 4 kere zam gelmişti. Yemdeki fiyat artışları süt maliyetine doğrudan yansıdığı için bugün sütün 12 liradan aşağı çiğ süt olarak alımı üreticiyi, besiciyi zor durumda bırakır. Belirlenen fiyat yetersizdir, en az 15 lira olmalıydı çünkü yem fiyatlarındaki artış hayvancılığı artık yapılamaz boyutlara getiriyor. Genelde “küçük aile tipi” dediğimiz, 10’dan aşağı ineği olanların bu işi sürdürdüğü dikkate alındığında devletin de bu konuda gerekli desteği sağlaması, süt üreticisini desteklemesi şarttır.
BAŞKAN – Ardahan Milletvekili Sayın Özgür Erdem İncesu…
Buyurun Sayın İncesu.

ÖZGÜR ERDEM İNCESU (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ardahan’ımızın ormanları Sarıkamış’tan sonra bu kadar yüksek rakımda bulunan tek sarıçam ormanıdır. Geniş bir platoda bulunan ormanlarımız çok sayıda hayvan için barınma, göçmen kuşlar için ise önemli bir geçiş ve beslenme alanıdır. Planlanarak, verimsiz ve zayıflamış ağaçların kesilmesi gerekirken, bu ağaçların yanı sıra özellikle Yalnızçam ve Göle ormanlarında rant uğruna, hukuksuz ve denetimsiz bir şekilde bu sayının birkaç katı genç ağaç ve fidan kesilmektedir. Özellikle son zamanlarda her gün yağan şiddetli yağmurlardan toprağı sarıp sarmalayarak koruyan ormanlarımız kötü niyetli rant baronlarının insafına bırakılmayacaktır. Buradan herkesin duymasını istiyorum ki bütün sorunları takip etmeye devam edeceğim. Ardahan artık sahipsiz değildir.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Adana Milletvekili Sayın Orhan Sümer. Buyurun Sayın Sümer.

ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Adanalı çiftçilerimiz buğdayda yaşadığı sorunları şimdi mısır hasadında yaşayacak. Bu yıl 865 bin dönüme ekilen mısırdan yaklaşık 1 milyon 200 bin ton hasat bekliyor. Ofis depolarının dolu olması sebebiyle randevuların geç tarihlere verildiğiyle ilgili ciddi şikâyetler yapılıyor. Tarım Bakanlığının, Çukurova çiftçisinin mısır hasadına hazırlandığı bu günlerde randevu sistemini ve depo sorununu acilen gözden geçirmesi gerekmektedir. Çözüm bulunmadığı takdirde TMO’ya ürünlerini veremeyen çiftçilerimiz elinde kalan ürünlerini tüccara ucuz fiyattan vermek zorunda kalacak ve zarar edecek. Zarar eden çiftçilerimiz borcunu ödeyemez, bir sonraki üretimi yapamaz ve kaybeden sadece üreticimiz değil, tedarikçiden tüketicilere kadar ekonomimiz kötüleşecektir. Tarımsal kalkınma gerçekleşmeden, çiftçi desteklenmeden ekonomi düzelmeyecek, market raf fiyatları maalesef düşmeyecektir; bu konunun bir an önce çözüme kavuşması lazım.
BAŞKAN – Aydın Milletvekili Sayın Süleyman Bülbül. Buyurun Sayın Bülbül.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Başkanım, teşekkür ederim.
Türkiye’de olduğu gibi Aydın’da da çiftçiler zor durumdadır. Akaryakıt, mazot 26 TL; 50 kiloluk gübrenin ortalaması 500 TL; zirai ilaç 4 kattan 7 kata kadar zam görmüştür, tohum zam görmüştür; traktör ekipmanları 4 kat artmıştır. Geçen yıl günlük yevmiye 190 TL iken şu anda 385 TL’dir. 350 bin TL olan traktör 1 milyon TL olmuştur. Pamuk çiftçisi sezona bu şekilde girerse batacaktır. Prim geçen yıl 1,60 kuruşken bu yıl en az 5 TL olmalıdır. Sürdürülebilir tarım ve üretim için desteklemeler mutlaka güncellenmelidir. Dönüm başına gübre ve akaryakıt desteklemeleri yetersizdir. 1 kilo pamuğun maliyeti 19-20 TL olup maliyet yüzde 30 artıyla 26-27 TL olursa çiftçi az da olsa nefes alacaktır. Mazotta KDV, ÖTV kaldırılmalıdır, çiftçi desteklenmelidir. Tarım Kanunu madde 21 gereği gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’inden az olmamak üzere çiftçilerimize gerekli destekleme primi verilmelidir.
BAŞKAN – Kocaeli Milletvekili Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu…

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) – Anne baba mahpusluğun aynı anda olması büyük zulümdür. OHAL döneminde iyice artan eşlerin aynı anda tutukluluğu çocukları, bebekleri mahvediyor; aile dramlarına neden oluyor. Adalet Bakanlığı bu büyük sorunla ilgilenmiyor, Aile Bakanlığının umurunda değil. Adı “Adalet” olan Bakanlığa yüzlerce defa bu sorunun çözümünü ilettik. Aile Bakanlığına yıkılan aileleri, depresyona girmiş eşleri, kimsesiz kalmış çocukları, anne sütü alamayan bebekleri, maddi manevi perişanlıkları ilettik; adım atmadılar ama çocukların ruh sağlığı bozuluyor, bebekler gelişme geriliği yaşıyor. Yaşlı dede veya ninelerinin yanında kalan çocukların okul eğitimleri de ve takipleri de eksik kalıyor. 15 yaşın altında

çocuğu olan ailelerde annenin cezasının ertelenmesinin yasal çalışması için Meclisi göreve çağırıyorum.
BAŞKAN – Tekirdağ Milletvekili Sayın Selcan Hamşıoğlu…

SELCAN HAMŞIOĞLU (Tekirdağ) – Yağdı yağmur, kaydı toprak. Devrildi tren, öldü insan. Öldü Beren daha 10 aylıkken, öldü Ömer Can daha 5 yaşındayken, öldü Mavi Nur daha 7 yaşındayken ve öldü Gülce 13’ünde, Bihter 14’ünde, Sena 16’sında, Oğuz Arda 9’unda.
Tekirdağ Çorlu da 8 Temmuz 2018 günü, resmî ifadeyle aşırı yağışa bağlı olarak menfez kayması ve trenin raydan çıkmasıyla meydana gelen, 25 kişinin feci şekilde can verdiği, 317 kişinin yaralandığı kaza görünümlü katliamın üzerinden beş yıl geçti. Ellerine kimi kanlı kimi yanık kimi lime lime doğranmış hâlde birkaç parça eşya tutuşturulan ve “takdiriilahi” denilip kaderlerine terk edilen ailelerin adalet mücadelesi ise devam ediyor, kendileri haksızca sanıklaştırılarak sanık olması gerekenler de yargıdan kaçırılarak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELCAN HAMŞIOĞLU (Tekirdağ) – Bu vesileyle 19 Temmuzda yapılacak duruşma öncesinde hukuk devletini bu
niteliğine sahip çıkmaya ve hukukun kime dokunacağına bakmaksızın işletmeye, adaleti tecelli ettirmeye davet ediyorum.
BAŞKAN – Adana Milletvekili Sayın Bilal Bilici…

BİLAL BİLİCİ (Adana) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Toprak Mahsulleri Ofisinin buğday alım randevu sisteminde yaşanan ve bir türlü giderilemeyen aksaklık üreticilerimizi zor durumda bırakmaya devam ediyor. Ürününü satmak isteyen ve hasat döneminde ödenmesi gereken borçlarını ödeyemeyen buğday üreticisi çareyi tüccarların insafına sığınmakta arıyor. Sorunun süratle çözülmesi ve bir an önce üreticinin elindeki ürünün değerinde satın alınması gerekiyor.
Yine, yaklaşan mısır hasadında da üreticiyi benzer sorunlar bekliyor. Rekoltenin yüksekliği ve depolarda yer olmaması konusu çiftçimizi düşündürüyor. Toprak Mahsulleri Ofisinin depolarında geçtiğimiz yıldan kalan mısır olduğu ve daha hasat başlamadan depoların dolu olduğu biliniyor. Yetkili tüm kurumlara çağrımızdır, plansız ithalatın düzensizliğinin ceremesini çiftçimize çektirmeyin.
BAŞKAN – Mersin Milletvekili Sayın Gülcan Kış…

GÜLCAN KIŞ (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Mersin’de 2011’de Devlet Su İşleri tarafından temeli atılan Pamukluk Barajı 2013 yılında söz verilmiş ancak faaliyete geçmemiştir. 2016 yılında Mersin Büyükşehir Belediyesi ile Devlet Su İşleri arasında isale hattı ve içme suyu arıtma tesisi yapımına ilişkin bir protokol yapılmış ama bir metre isale hattı yapılamamıştır, şu anda 8’inci yıl içerisindeyiz. Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Vahap Seçer barajın önemini defalarca gündeme getirmiş, bu isale hattı yapıldığı zaman elektrik enerjisi sorununun ortadan kalkacağını, giderlerin düşeceğini, maliyete yansıyacağını ve fiyatların düşeceğini vurgulamıştır. İsale hattı Mersin için şarttır, artık Mersin’in susuzluk sorunu gündemden çıkacaktır. 6 Şubatta yaşanan deprem sonrası büyük göç alarak nüfusu katlanan Mersin’de yaşanan içme suyu sıkıntısını giderecek Pamukluk Barajı’nın acilen faaliyete geçmesi için Mersin halkı adına yetkililere sesleniyorum.
BAŞKAN – Konya Milletvekili Sayın Ünal Karaman…

ÜNAL KARAMAN (Konya) – Değerli milletvekilleri, getirilen teklifle motorlu taşıtlar vergisinin bir defaya mahsus 2 kere ödenmesi öngörülmektedir. İktidar kendi hatalarının bedelini millî dayanışma paketine sarılarak vatandaşa armağan etmektedir. Deprem ile seçim arasındaki süreçte ekonomik kayıpları telafi etmeyi aklına bile getirmeyenler bugün karşımıza acı reçeteyle çıkmıştır. Türk milleti ekonomik kaygılarının bitmesini ve refaha kavuşmayı beklerken kendisini bir anda ek vergilere tabi olduğu öngörülemez bir ortamda bulunmuştur. Yarın yeni bir vergiyle vatandaşın karşısına çıkmayacağınızın hiçbir garantisi yoktur. Çok değil, bundan dört ay önce 2 bin liranın altındaki motorlu taşıtlar vergisi borçlarını silen siz değilmişsiniz gibi bugün “2 kere ödeyin.” diyorsunuz. Eğer samimiyseniz borcunu zamanında ödeyip vergi affına girmemiş olanları muaf tutun ki dürüstlük ve borca sadakat bu ülkede bir ceza sebebi olmasın.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Hatay Milletvekili Sayın Necmettin Çalışkan…

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Kira oranlarına getirilen kısıtlama sonrasında son günlerde basına ve kamuoyuna yansıdığı kadarıyla taraflar arasında silahla yaralanmalara kadar varan ve bunların dışında da “iş takibi” adı altında hukuka alternatif zorbalıkla meselelerinin çözümüne gidildiğine dair pek çok habere rastlanmaktadır. Elbette bilinmelidir ki her şey ekonomik ve siyasi kaygılardan ibaret değildir. Bir kanun çıkarıldığında bunun psikolojik ve sosyolojik boyutlarının da incelenmesi gerekir. Şimdi kiralara yüzde 25 artış getirilmesine sınır getirilmesi doğal olarak insanlar arasındaki hak hukuk ilişkisine de zarar verecektir. Elbette matematik ve gerçek istatistiklere dayalı, saygılı olunsaydı bunların hiçbiri ortaya çıkmazdı. Gerçek anlamda…
BAŞKAN – Zonguldak Milletvekili Sayın Eylem Ertuğ Ertuğrul…

EYLEM ERTUĞ ERTUĞRUL (Zonguldak) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, yalnızca memurlarımızın değil, tüm emeklilerimizin ve çalışanlarımızın insanca bir yaşam sürmesi için yıllardır mücadele ediyoruz. Mecliste verdiğimiz önergeler ve kanun teklifleri AKP ve MHP oylarıyla reddediliyor. Ülkedeki yoksulluk sınırı, açlık sınırı sürekli olarak gündeme getirdiğimiz konulardır. Sanki bunlar hiç yokmuş gibi, vatandaşlarımızın sanki

güllük gülistanlık yaşam koşulları varmış gibi âdeta pembe bir gözlük takılarak verilen zam oranı kabul edilemez bir orandır. İktidar, milyonlarca emekliyi açlık sınırının altında bir maaşa mahkûm etmiştir. Bu teklifle memur maaşına dahi endekslenmemiş olan şehit aileleri ve gazilerin maaşları da asgari ücret seviyesine düşmüştür. Acilen bir düzenleme yapılarak toplumumuzun tüm kesimlerine insanca yaşam koşulları sağlayacak zam oranları sağlanmalı, seyyanen zamdan en büyük fedakârlığı yapmış olan şehit aileleri ve gaziler de faydalandırılmalıdır. Bu hak, gazi ve şehit yakınları için…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Tekirdağ Milletvekili Sayın Nurten Yontar…

NURTEN YONTAR (Tekirdağ) – Sayın Başkan, AKP yönetimi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını parayla satılır hâle getirdi ve 250 bin dolara ev alanı vatandaş yaptı. Bu rakamı daha sonra 400 bin dolara yükselttiler. Aslında ne kadar iç acıtıcı ve onur kırıcı bir durum. Bu ülkeyi kanlarının son damlasına kadar savaşarak kurtaran ve kuranların kemiklerini mezarlarında sızlattınız. Bu aşamada sormak istiyorum: Bu satışlardan ne kadar gelir elde edildi? Bu gelen paraları nerede ve niçin kullandınız? Türk vatandaşlığı alan kaç yabancı olmuştur? Söz konusu yabancıların ülkelere göre dağılımı nedir? Vatandaşlığı almak için değerleme şirketleri üzerinden arsa ve daire fiyatlarının şişirildiği, birtakım oyunlarla sahtekârlık yapıldığı iddiaları araştırılıyor mu?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Kastamonu Milletvekili Sayın Halil Uluay…

HALİL ULUAY (Kastamonu) – Teşekkür ederim Başkanım.
Orman yangın haberlerini almaya başladığımız bugünlerde Türkiye Yüzyılı projemizin önemli bir kurumu olan TUSAŞ’ı tebrik etmek için söz aldım. TUSAŞ tarafından geliştirilen millî yangın söndürme helikopteri bir seferde 2,5 ton su taşıyabilmekte, yangın sırasında gece gündüz görev yapabilmekte, iki buçuk saat kesintisiz uçabilmekte, 11 personel taşıyabilmekte, üzerinde bulundurduğu ilave teçhizatlarla kurtarma görevi yapabilmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından “Nefes” ismi verilmiş olan T-70 yangın söndürme helikopterini geliştirip üreterek Orman Genel Müdürlüğüne teslim eden TUSAŞ’ı tebrik ediyor, teşekkürlerimi iletiyorum.
BAŞKAN – Trabzon Milletvekili Sayın Yavuz Aydın.

YAVUZ AYDIN (Trabzon) – Trabzon şehri son yıllarda yerli ve yabancı birçok turist için cazibe merkezi olmuş durumdadır. Şehre gelen turist sayısında büyük bir artış yaşanmış, bu durum da birçok sıkıntıyı beraberinde getirmiştir. Bu sorunların başında Suriyeli ve yabancı uyruklu işletmelerin uyguladığı fahiş fiyat politikası gelmektedir. Bu politikadan en çok etkilenen ne yazık ki yerli esnafımız olmuştur. Esnafımıza kendi vatanında ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılması kabul edilir değildir. Günü kurtarmak için yapılan yanlışların ileride faturası çok ağır olacaktır. Denetimlerin artırılması ve yasal olmayan yollarla işletme açanların önlerinin kesilmesi büyük önem arz etmektedir. AK PARTİ Hükûmetini derhâl göreve çağırıyor, bu yanlışın bir an önce önüne geçmeleri gerektiğini belirtiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Evrim Rızvanoğlu.

EVRİM RIZVANOĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Muğla Akbelen’de İkizköylü cesur yurttaşlarımızın direnişi tam iki yıldır sürüyor. Bu insanlar zeytinliklerini, ormanlarını, sağlıklarını ve daha önemlisi yaşam alanlarını korumak için direniyorlar. Ülkemizde âdeta bir çevre sürgünü yaşanıyor; maalesef, İkizköy’de olduğu gibi Türkiye’nin pek çok yerinde köylüler baba ocaklarından ayrılmak ve şehirlere göç etmek zorunda kalıyorlar. Nedeni ise iktidarın gücünü arkasına alarak toplumun çıkarlarını hiçe sayan maden şirketleri. Bu ülkenin maden ve enerji konusunda atılım yapmaya ihtiyacı var, bu şüphesiz. Bizim karşı olduğumuzsa yöntem ve dengesizlik. Sadece birkaç şirketin çıkarı için köylülerin hayatlarının darmadağın edilmesi. Artık sürgün sürecinin durdurulması gerekiyor. Zaten bir toprakta hak hukuk çiğnenirse orada bereket de olmaz. Akbelen’deki yaşam savunucularının haklı mücadelelerinde yanlarındayım.
BAŞKAN – Muğla Milletvekili Sayın Süreyya Öneş Derici…

SÜREYYA ÖNEŞ DERİCİ (Muğla) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Ülkemizde ve Muğla’mızda gazetecilere yapılan tehdit ve saldırılar ne yazık ki son bulmuyor. Geçtiğimiz günlerde önce Bodrum, bilahare ise Ortaca ilçelerimizde basın emekçilerimiz tehdit ve saldırılara maruz kalmıştır. Gazeteciler halkın haber alma hakkının teminatıdır ve kamu yararına çalışmaktadır. Basın mensuplarının sağlıklı bir şekilde mesleklerini icra etmelerini sağlamak ise devletin görevidir. Devletin bu görevini yaparken üzerine düşen sorumluluğu almaması şiddetin meşrulaştırılması anlamına gelir. Demokratik bir ülke olmanın en önemli göstergelerinden biri özgür basındır. Basın özgürlüğünün defalarca ayaklar altına alındığı, hukuksuz uygulamalarla gazetecilerin cezaevlerinde tutulduğu ülkemizde baskı ve sansürler sona erinceye, gazeteciler şiddete maruz kalmadan özgürce mesleklerini icra edinceye kadar mücadelemize devam edeceğiz.
BAŞKAN – Gaziantep Milletvekili Şahzade Demir…

ŞAHZADE DEMİR (Gaziantep) – Bismillahirrahmanirrahim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında dün vefat eden Adıyaman Menzil Mürşidi Seyyid Abdulbaki Hocamıza Allah’tan rahmet diliyorum; âlimin ölümü âlemin ölümüdür. Başta ailesi olmak üzere bütün mensuplarına ve sevenlerine başsağlığı ve sabır diliyorum.
Bugün Zilan katliamının yıl dönümüdür. Tek partili dönemin icraatlarından biri olan bu olay aynı zamanda insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak yazılmıştır. Bu vesileyle bu olayda katledilen bütün masumlara Allah’tan rahmet diliyorum. Hiçbir şey kadın, çocuk, yaşlı ayırt etmeksizin masumların katledilmelerini meşru gösteremez.
Dün milletin Meclisinden Millî Eğitim Bakanımızın yaptığı açıklamalar üzerine söz alan bir vekil nasıl bir alaka kurmuş

ise partimizi kastederek evlilik yaşı üzerinden iftira ve karalamalarda bulunmuş; memleketin sorunlarına çözümler üretmek yerine kin ve düşmanlık üretici dili terk etmeyeceklerini bir kez daha ortaya koymuşlardır. Kırk, elli yıldan beri 13-14 yaşlarındaki kız çocuklarını dağa kaldırarak, Kandil baronlarına peşkeş çekerek hem kendilerinin hem de ailelerinin hayatlarını karartanlara söyleyecek tek lafları olmayanların milletin Meclisinde iftiralarla algı oluşturmalarını milletin vicdanına havale ediyorum.
Sayın Millî Eğitim Bakanının karma eğitimiyle ilgili söylediklerine biz de katılıyoruz. Kimse çocuklarını karma eğitim veren eğitim kurumlarına göndermeye zorlanmasın. Kız okulları da olsun, erkek okulları da, aynı şekilde karma eğitim veren kurumlar da olsun. İnsanımız çocuğunu hangisine göndermek istiyorsa baskı altında kalmadan kendi hassasiyetleri ve değerleri doğrultusunda göndersin, istediği hassasiyet ve anlayışla yetiştirsin. Bu tercih hakkı bütün anne ve babaların en doğal hakkıdır, karma eğitimin dayatılması ise bu hakkın ellerinden zorla alınmasıdır.
SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) – Dakika işlemiyor mu acaba? Beş dakika mı?
ŞAHZADE DEMİR (Gaziantep) – Öğretmen yetiştirme sistemi ideoloji dayatan müfredat ve Fulbright anlayışının…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Şimdi Sayın Grup Başkan Vekillerinin söz taleplerini karşılayacağım.
Saadet Partisi adına Sayın Bülent Kaya. Buyurun Sayın Kaya.

 

BÜLENT KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Cumartesi 15 Temmuz hain darbe kalkışmasının yıl dönümü. Dolayısıyla, 15 Temmuz şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimizden hayatta olanlara uzun ömürler diliyoruz.
Elbette, Türkiye bir hain darbe kalkışmasıyla karşı karşıya kaldı, üzerinden yaklaşık yedi yıllık bir süre geçti. Bu yedi yıllık süreçten sonra artık ülkenin olağanüstü dönemlerde atılmış adımlardan normalleşmesi gerekiyor. Elbette hepimizin demokrasiye sahip çıkarak darbelere karşı olması gerekiyor ama darbeler başarılı olduğu zaman maalesef hukuk askıya alındığı gibi başarısız olan darbe girişimlerinden sonra da olağanüstü bazı tedbirler alınabiliyor. Aradan geçen bu uzun süre dikkate alındığı zaman Türkiye’nin artık gerek devletiyle gerek bürokrasisiyle gerek adaletiyle ve hukukuyla normalleşme sürecine girmesi gerektiğini düşünüyoruz. Maalesef hâlâ olağanüstü hâl döneminin zihniyetiyle ve yaklaşımlarıyla meselelere yaklaşıldığının, beraat alan kişilerin işlerine iade edilmediğinin ya da farklı hukuki sıkıntıların olduğunun farkındayız. Dolayısıyla, bu vesileyle 15 Temmuz şehitlerimizi ve gazilerimizi saygı ve rahmetle anarken bu husustaki hassasiyetimizi de Genel Kurula bildirmiş oluyoruz.
Yine, başta Şanlıurfa ve Mardin’de olmak üzere özellikle her yaz tarımda yaşanan elektrik sorunlarının, elektrik kesintilerinin ve sulama sorunlarının çok ciddi boyutlarda olduğunun farkındayız, bu hususta da ilgililerin gerekli önlemleri almasıyla ilgili konuyu dile getirmek istiyoruz.

Yine, emekli vatandaşlarımızla ilgili durum. 7.500 TL emekli maaşı alan kişilerin kök ücretlerinde herhangi bir zam
yapılmadığı takdirde bunların satın alma güçlerinin azalacağının ve yoksulluklarının katbekat artacağının farkındayız. Adalet ve Kalkınma Partisi dışında Meclisteki bütün partilerde emeklilere seyyanen zammın uygulanması konusunda bir konsensüs oluşmuş durumda. Dolayısıyla, Saadet Partisi olarak biz çağrıda bulunuyoruz, iktidar partisi ayrımı yok çünkü burada 600 milletvekili olarak yasama faaliyeti yürütüyoruz. Yürütme organını Sayın Cumhurbaşkanı temsil ediyor ama emeklilere seyyanen zam yasamanın yetkisinde olan bir husus. Şayet Adalet ve Kalkınma Partisi Sayın Cumhurbaşkanının önerisi doğrultusunda 7.500 TL maaşta diretiyorsa Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekilleri olarak bizler Adalet ve Kalkınma Partisinin de buna iştirak etmesini arzu ederiz ama şayet Adalet ve Kalkınma Partisi Sayın Cumhurbaşkanına ters düşmek istemiyorsa diğer milletvekillerinin, diğer parti gruplarının tamamının emeklilerimize seyyanen zam verilmesiyle ilgili Meclis çalışmalarına destek vermelerini ve emeklilerimizin yanında olan bir Türkiye Büyük Millet Meclisi olmayı arzu ediyoruz.
Yine, Sayın Can Atalay bugün hâlâ aramızda yok. Anayasa’nın 83’üncü maddesine ve Anayasa’nın 14’üncü maddesinin Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla belirlenmiş şekline göre, milletvekili seçilen bir milletvekilinin hangi gerekçeyle olursa olsun yargılamasının durması gerekiyor ve bugün Can Atalay’ın hâlâ tutsak olması aslında Meclis iradesini tutsak olması manasına geliyor. Dolayısıyla, bu konuda da yargının bir an önce bu hak ihlali kararını gidermesini bekliyoruz, yoksa bu konu Anayasa Mahkemesinden geri dönmüş olur ama bu süreç içerisindeki olan hukuksuzluklar Türkiye siyasi ve hukuk tarihine bir kara leke olan örneklerden bir örnek hâline getirmiş olur.
Yine, muhtemelen, yarın bu yasama döneminin son Genel Kurulunu yapmış olacağız, Meclisimiz ekim ayında yeniden açılmış olacak. Elbette, 28’inci Dönemde yeni bir Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri seçilmiş oldu. Ekim ayından sonra biz yasamanın yetkisine ve gücüne sahip çıkarak burada iktidar, muhalefet, Cumhur İttifakı, Millet İttifakı ya da diğer ittifaklarla herhangi bir ayırım olmaksızın 600 milletvekili olarak yasamanın gücüne sahip çıkarak, yasamanın yürütmeye karşı olan denetimini, yasamanın yürütmeye karşı olan gücünü muhafaza ederek kuvvetler ayrılığı ilkesine sahip çıkmamız gerektiği hususundaki hassasiyetimizi bütün milletvekili arkadaşlarımızla paylaşmak istiyoruz çünkü yasama güçlü oldukça yürütme hukuk içerisinde kalır, yasama güçlü oldukça yürütme Anayasa içerisinde kalır, yasama güçlü oldukça yürütme, yolsuzluklara bulaşmadan faaliyetlerine devam eder.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.
BÜLENT KAYA (İstanbul) – Bu duygu ve düşüncelerle, bu dönemimizin hayırlara vesile olmasını dileyerek hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (Saadet Partisi ve CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Genel Kurulun dikkatine yine bir şey sunmak istiyorum: Cihazla giremeyen, sadece cihazla giriş yapamayan sayın milletvekillerine bir sonraki oturumun başında yerlerinden süre vereceğiz. Kriterimiz Divana ulaşma sırası, bir alınganlığa mahal vermemesi bakımından paylaşmak istedim. 10 sayın milletvekiline son oturumlar olması hasebiyle böyle bir şey yapacağım.
Teşekkür ederim.

BAŞKAN – İYİ Parti adına Sayın Dursun Müsavat Dervişoğlu.

Buyurun Sayın Dervişoğlu.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Yoğun bir gündemimiz var. Bu yasama döneminin son iki günündeyiz. Zaten bu gündem sıkışıklığı içinde mükerrer beyanlarla Türkiye Büyük…
BAŞKAN – Çok özür dilerim; talep dolmuş durumda sayın milletvekilleri. Özür dilerim Sayın Dervişoğlu, sayın vekilleri yormamak için…
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Yok, estağfurullah efendim.
BAŞKAN – Buyurun yeniden başlayabilirsiniz.
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Yok, gündemimizin çok yoğun olduğunu söyledim. Bu yoğun gündem içerisinde zaten iki gün üst üste yasama yılının son 2 birleşimini gerçekleştireceğiz. Mükerrer beyanlarla Genel Kurulun vaktini çalmak istemiyorum. İhtiyaç hasıl olduğunda şahsım ve grubum adına söz talep eder, gerekli olması hâlinde de yüce Meclise hitap etme şansı isterim.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Çok teşekkürler Sayın Dervişoğlu.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi adına Sayın Hakkı Saruhan Oluç. Buyurun Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, bundan doksan üç yıl önce 13 Temmuz 1930’da kadın, erkek, yaşlı binlerce Kürt Zilan deresinde katledildi, büyük bir kıyım yaşandı, binlercesi sürgün edildi, köyleri yakıldı. 93’üncü yıl dönümünde Zilan katliamında kaybettiğimiz insanları saygı ve rahmetle anıyoruz. Daha önce de defaatle dile getirdik, bu katliamın aydınlatılması için bir hakikat komisyonu kurulmasını istedik ancak hiçbir adım atılmadı. Kürt halkının hafızasında taze olan acıyı hafifletmek için bırakın adım atmayı toplumsal hafızayı yok etmek için bölgede HES’ler yapılmaya başlandı. Dönemin tanıklarının anlatımlarıyla hafızalara kazınan vadide hâlâ insan kemikleri bulunuyor. Kürt halkının acısının paylaşılması, toplumsal barışın sağlanması için Zilan katliamının her yönüyle araştırılması, yüzleşme sağlanması için hakikat komisyonunun kurulması talebimiz hâlâ geçerlidir. Bunu bir kez daha söylemiş olayım.
Sayın vekiller, motorkuryelerin, biliyorsunuz, sorunlarıyla ilgili bu Mecliste sık sık konuşmalar da yapıldı; çok ağır şartlarda çalışıyorlar, birçoğu çalışırken hayatını kaybediyor motokuryelerin ve uzun süredir hakları için mücadele ediyorlar. Son olarak, Getir firmasına bağlı Vigo işçilerinin ve Yemeksepeti işçilerinin insani yaşam koşulları içinde ücret zammı taleplerinin eyleme dönüşmesi üzerine işten atılmalar başladı maalesef. Ölüm riskiyle karşı karşıya olan motokuryelerin talepleri sadece ücret zammı değil aynı zamanda mesleklerinin tehlikeli iş statüsüne alınmasını da talep ediyorlar ve çok haklılar. Soğuk, yağmur, kar demeden süre sıkıntısı, kayıt dışılık, trafikte zorbalık ve mobbing gibi birçok durumla karşı karşıya kalan kurye emekçileri, yaşadıkları bu haksızlıklara “Dur.” dedikleri için işten atılamaz. Bunu bir kez daha vurgulamış olalım. Motokuryeler çok önemli bir hizmeti çok zor koşullarda yerine getiriyorlar. İnsanca çalışma ortamının sağlanması acil ihtiyaçtır. Motokuryelerle dayanışma içindeyiz ve Meclis de bu konuda üzerine düşeni yapmalıdır. Bir kez daha belirtmiş olalım.
Sayın vekiller, hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlülerin sorunlarını yıllardır konuşuyoruz. Bu Meclis de konuşuyoruz ve bu konuda adil ve eşit bir çözüm ne yazık ki bu iktidar tarafından bulunmuyor ve bulunmadığı sürece de biz bu konuyu maalesef konuşmaya devam edeceğiz. Adalet Bakanlığına da hem geçtiğimiz yıllarda hem bu yıl içinde de başvurularımız oldu, Meclis İnsan Hakları Komisyonuna başvurularımız oldu, Cezaevleri Komisyonuna başvurularımız oldu ve bundan sonra da olacak. Gerçekten bu konu bizim açımızdan siyasi bir konu değil, geçmişten beri söylüyoruz, tamamen insani kaygılarla konuştuğumuz bir konu.
Cezaevinde tutulan hasta tutuklu ve hükümlüler açısından çok kısa bir şekilde 3 örnek vermek istiyorum: Özge Özbek, Sincan’da tutuluyor. Özge Özbek’in daha önce aldığı çeşitli raporlar var ve cezaevi koşullarında yaşamını tek başına idame ettiremeyeceğine dair raporlar olmasına rağmen Özge Özbek henüz salınmadı; raporlarda sabit, beyninde sayılmayacak kadar çok tümör var, aynı zamanda epilepsi hastası ve tahliyesi reddediliyor, bu konuda ciddi bir sorun yaşanıyor. Özge Özbek, Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuluyor. Bu konuda yetkililere bir kez daha çağrıda bulunuyoruz: Tedavisinin gerçekleşmesi ve insani koşullarda yaşamını sürdürebilmesi için mutlaka tahliye edilmesi gerekiyor.
Yine, Sincan’dan Sener Yıldırım gerçekten son derece zor koşullarda cezaevinde bulunuyor. Bir gözü tamamen kaybolmuş vaziyette, bir gözü sadece yüzde 20 görüyor ve bu koşullarda cezaevinde kendi başına hayatını idame ettirmesinin mümkün olmadığı görünüyor ama yine herhangi bir tahliye adımı atılmıyor.
Gürbüz Topçu Muğla Cezaevinde bulunuyor. Keza görme açısından çok ciddi sorunları var. Sağlık Kurulunun protez takılması konusundaki kararları ve raporları var, yerine getirilmiyor bunlar ve ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya olan bir tutuklu. Bir kez daha yetkililere, hem Adalet Bakanlığındaki hem de Meclis komisyonlarındaki yetkililere sesleniyoruz: Sağlık sorunları açısından gerekli adımların atılması gerekiyor, hasta tutuklu ve hükümlülerin ihtiyaçlarının karşılanması gerekiyor. Bu konudaki hassasiyet gerçekten çok önemlidir ve diyorum siyasi bir…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Oluç, tamamlayalım.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) – Bu bizim açımızdan -tekrar söyleyeyim- siyasi bir konu değildir, tamamen insani bir konudur ve bütün grupların da bu konudaki hassasiyeti göstermesini bekliyoruz.
Son olarak, tabii ki yaz ayları geldi ve her seferinde yaz ayları geldiğinde bu konuları bir kez daha konuşuyoruz. Önemli, dikkat çekmek için söylüyorum. İklim krizi ve onun tetiklediği dönemsel hava olayları daha şiddetli bir yaz geçirmemize neden oluyor. Biliyorsunuz, özellikle bugünler için, bu hafta için dünya genelinde bu konuda Dünya Meteoroloji Örgütünün de yaptığı çağrılar var, keza Türkiye’de de Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yaptığı çağrılar var sıcak hava dalgasıyla ilgili olarak fakat biz burada şuna da dikkat çekmek istiyoruz: Sıcak hava dalgalarının en büyük etkisi orman yangınlarında karşımıza çıkıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) – Bitiriyorum Efendim.
BAŞKAN – Lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) – Orman varlıklarımıza baktığımız zaman yeterince nemi olmayan, bakımsız ve

korunmayan ormanların ağırlıkta olduğunu görüyoruz. O nedenle bir kez daha hem Orman Bakanlığını uyarıyoruz hem de yerel yönetimleri bu konuda uyarıyoruz gerekli önlemlerin alınması doğrultusunda. Hem nemlendirme ve temizlik çalışmaları acil şekilde yapılmalıdır hem de yangın söndürme uçakları yangın tehlikesine karşı hazır tutulmalıdır ve yerel yönetimler herhangi bir uyarı beklemeden bu konuda gereken önlemleri almak için adımlarını atmalıdır. Çünkü yaz ayları geldi, orman yangınları başladı; eğer yeterli önlemler alınmazsa bir kez daha önemli varlıklarımızın ve ormanda yaşayan canlıların kaybıyla karşı karşıya kalacağımızı söylemiş olalım.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oluç.
Cumhuriyet Halk Partisi adına Sayın Gökhan Günaydın, buyurun lütfen.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum ve iyi bir çalışma günü diliyorum.
Bugün anladığımız kadarıyla Can Atalay’a ilişkin Yargıtaydan önemli bir karar bekleniyor. An itibarıyla tam iki aydır hak kazandığı milletvekilliği faaliyetini yapamayan ve tutuklu bulunan Can Atalay’ın bu hak ihlaline artık son verilmesini ve 600 milletvekilinden birisi olarak kendisine oy verenlerin iradesini Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil etmek üzere aramıza katılmasını bekliyoruz.
Türkiye’de adli yargının en üst organı olan Yargıtaydan da hukuka uygun karar vermesini beklemenin absürtlüğünü bir kere daha ifade etmek istiyorum. Burada ne demeye çalışıyorum? Yargıtaya saygısızlık etmek için bu cümleyi söylemiyorum. Yargıtay verdiği kararlarla zaten topluma üst yargı organı olduğunu kanıtlayacak. Biz, tam tersine, dışarıdan Yargıtayı hukuka uygun davranmaya çağırıyoruz; Meclis Başkanı buna çağırıyor, milletvekilleri buna çağırıyor ama iki aydır Yargıtaydan bu alanda olumlu bir yanıt gelmiyor. Umuyor ve diliyorum ki bugün verdiği kararla bu hukuka aykırı durum ortadan kaldırılır ve geçmişte Anayasa Mahkemesi kararlarına uygun bir şekilde Can Atalay yasama faaliyetlerine katılır.
Efendim, şimdi, burada günü, ayı tutmuyor ama ifade etmek zorundayım. Gaffar Okkan’ı ve birlikte katledilen 5 polis memurumuzu rahmetle ve saygıyla anıyorum. Gaffar Okkan’ı öldürenlerin ve onun eklentilerinin sürekli bir biçimde lanetlenmesi gerektiğini ifade ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti devletinin devamı bu insanların herhangi bir öz eleştiri yapmadan ve bu tutumlarını sürdürerek siyasete katılmaları açısından çok ciddi bir sorunla karşı karşıyadır; bunu da ifade etmek isterim.
Efendim, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası burada. Hepimiz bu Anayasa’ya yemin ederek, bu kürsüde yemin ederek yasama faaliyetine başladık. Bu Anayasa diyor ki: “Türkiye Cumhuriyeti devleti laik, demokratik bir sosyal hukuk devletidir.”
Bugün ifade edelim, Türkiye’de çok ciddi eğitim sorunları var ve dün konuşmamda Millî Eğitim Bakanlığının rakamları üzerinden söyledim. Türkiye’de okullaşma oranları kız çocuklarında ve erkek çocuklarında fark etmiyor ve yüzde 89 yüzde 90 düzeyinde. Bizim burada konuşmamız gereken konu “Çocuklarımızın tamamını neden okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise eğitiminden geçiremiyoruz?” değil de “Efendim, kız okulları açalım.” Neye dayanmaya çalışıyorsunuz bunu yaparken? “İnsanlar kız okulları olmadığı için kız çocuklarını göndermiyorlar.” Millî Eğitim Bakanı da bunu söylüyor, burada konuşma yapan bazı milletvekilleri de bunu söylüyor. Peki, veriler ne diyor? Verileri dün size paylaştım ve bunlar benim verilerim değil, Millî Eğitim Bakanlığının verileri; hiçbir anlamlı fark yoktur, aynı yüzdelik dilim içerisinde kız çocukları ve erkek çocukları okullara devam etmektedirler. O hâlde, biz, kendi aklımızdaki Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının düzenine aykırı düzeni Türkiye’ye egemen kılmak için faaliyet göstermeyeceğiz. Bu, Anayasa’ya aykırılık teşkil ediyor.
Şimdi, bir konu daha… Menzil tarikatının lideri olduğu söylenilen bir kişinin vefat ettiğini öğrendik. Her fâni gibi yaşıyoruz ve dünyadan göç ediyoruz. Ben bunun fâni tarafında olmam ama siyasal ve toplumsal tarafında olurum. Bu Mecliste 24’üncü dönemde 2011-15 döneminde görev yaptım. Dün gibi hatırlıyorum, bu kürsüde rahmetli Kamer Genç “Fethullah Gülen’le iş birliği yapmayın, bu başınıza iş açacak.” dediği zaman o kürsüye çok saldırı oldu. Bugün de ben söylüyorum: Tarikatlarla birlikte çalışmayın, bazı bakanlıkları tarikatlara teslim etmeyin, o tarikatlara üye olanların liyakate aykırı olarak yükselmelerine olanak tanımayın. Şimdi, siz, bu sözlerimin tamamının gerçeğe aykırı olduğunu söyleyebilirsiniz hatta başka şeyler de söyleyebilirsiniz ama gerçek bir gün ortaya, hepimizin hayatını tehdit edecek biçimde çıkabiliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Günaydın.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) – Bu çerçevede, ben bir kez daha Türkiye Cumhuriyetinin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti niteliğiyle devam edeceğine olan inancımı kararlılığımı ifade etmek isterim.
Son ana başlığım da şudur: Dün akşam geç saatlere kadar çalıştık ve torba kanunun 7 maddesini geçirdik. Burada, dün itibarıyla, motorlu taşıtlar vergisinin 2 kez alınması kesinleşmiş oldu ve Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, geçmişte Anayasa Mahkemesinin bunu uygun gören kararı olduğunu söyledi. Doğrudur, 1999. Ama 2003’te de bunu iptal eden 2 ayrı kararı var. Üstelik de ek bütçeyle topladığınız 1,9 trilyon TL’nin, kanun gerekçesinde yazıldığı üzere, yalnızca 527 milyar lirasını depreme harcayacaksınız. Dolayısıyla, verginin herhangi bir sebebi, gerekçesi deprem faaliyeti değildir, yüzde 75’i deprem dışı olaylara hasredilecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) – Bitiriyorum Sayın Başkanım. BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Günaydın.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) – Şimdi, 7’nci maddeyi bitirdik, önümüzde maddeler var. İfade edelim: Memur maaşları yetersizdir. Seyyanen zamların kök ücretlere yansıtılmaması büyük haksızlık yaratmaktadır. Derece ve kadrolar arasında büyük adaletsizlikler vardır. Gelin, önergelerle bunu düzeltelim, 6,5 milyon emeklinin 7.500 lira gibi bir açlık sınırı altında yaşamasına müsamaha etmeyelim, izin vermeyelim. Onlara da seyyanen ücretleri yansıtalım ve Türkiye Cumhuriyeti’nde herkesin yaşamını refah içinde devam ettirebileceği bir düzeni hep beraber yaratalım.
Çok teşekkür ediyorum.
Saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günaydın.
Adalet ve Kalkınma Partisi adına Sayın Abdulhamit Gül. Buyurun Sayın Gül.

 

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, her alanda olduğu gibi uluslararası platformda da güçlü bir şekilde liderlik yapmaya devam etmektedir. Burada temel yaklaşımımız, küresel barışa ve istikrara önemli katkılar yapmak, yeni bir dünyanın, adil bir dünyanın bütün insanlık için gerçekleşmesi adına çabaları ortaya koymaktır. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yine, Rusya-Ukrayna arasındaki krizlerin ara buluculuğu başta olmak üzere, tahıl krizinin çözümü başta olmak üzere, mavi vatanımızda, Kıbrıs’ta, Azerbaycan’da, Karabağ’da, Doğu Akdeniz’de, Libya’da çok önemli duruşlar ortaya koymuştur ülkemiz. Keza Türkiye, Orta Doğu’dan Balkanlara varıncaya kadar insanlığın vicdanı olmaya devam etmektedir. Türkiye, nerede bir insan ve vicdanı varsa o vicdanın yanında olmaya, zulmün karşısında ve o insanların yanında olmaya devam edecektir. Özellikle içeride istikrarımızı, birliğimizi, beraberliğimizi güçlendirip dışarıda da yine itibarımızı artıran çalışmaları önümüzdeki dönemde de daha güçlü bir şekilde sürdüreceğiz.
Sayın Cumhurbaşkanımızın NATO zirvesinde ortaya koyduğu çalışmalarda ülkemiz açısından çok önemli kazanımlar ortaya konulmuştur ve özellikle zirveden bir mutabakat çıkmıştır. İsveç’in NATO’ya kabulü için Türkiye’nin sunmuş olduğu, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından sunulan şartlar kabul edilmiştir, İsveç Başbakanı terör örgütlerinin desteklenmeyeceği taahhüdünü yinelemiştir. Ayrıca, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından NATO nezdinde çok önemli girişimlerde, temaslarda da bulunulmuştur, önemli görüşmeler yapılmıştır. NATO tarihinde ilk kez bir Terörle Mücadele Özel Koordinatörü atanacaktır, terör örgütlerine karşı iş birliği zemini genişletilecektir, İsveç ve Türkiye arasında güvenlik mekanizması ortaya konulacaktır. Türkiye’nin gümrük birliği ve Avrupa Birliği süreçlerinin tamamlanmasına yönelik güçlü bir taahhüt alınmıştır. Tüm bunlar Türkiye’nin kararlı, ısrarlı tutumlarıyla ortaya çıkan önemli sonuçlardır. İsveç’in gümrük birliğinin güncellenmesi ve vize serbestisi dâhil olmak üzere, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecine aktif destek verme sözü bu anlamda önemlidir. Avrupa Birliğiyle ilgili süreçte Türkiye, altmış dört yıllık bu meselenin artık bekletilecek mesele değil, çözümlenecek bir mesele olarak karşılıklı, yine itibarlı bir şekilde bu sürecin tamamlanmasını güçlü bir şekilde dile getirmiştir ve tüm bu çalışmalarda yaklaşımımız milletimizin menfaati, ülkemizin çıkarları, vatandaşlarımızın bu anlamdaki kazançlarıdır, buna göre bakmaktayız yoksa AB’ye bir medeniyet projesi olarak da bakmıyoruz; ülkemizin çıkarları, kazanımları, vatandaşlarımızın hangi yöndeki kazanımlarıdır. Türkiye, kendi içerisinde sadece pergelin bir ayağıyla içe kapalı bir Türkiye değil, dünyadaki evrensel tüm değerleri, ortaklıkları, evrensel bütün değerleri de hep beraber, kendi yine değerleriyle uygun bir şekilde çalışmasını, sürecini tamamlayacak bir noktadadır. Elbette önemli olan bir nokta, Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, burada Türkiye Büyük Millet Meclisinin işlevidir, burada yüce Meclisimiz bu sürecin asli unsurudur. İsveç’in NATO’ya katılımı konusunda konu buraya gelecek ve Meclisimiz bu konuda takdir edecektir, Meclisimizin takdirine sunulacaktır. Son sözü, yine Cumhurbaşkanımızın da adres olarak gösterdiği gibi, yüce Meclisimiz söyleyecektir, değerli milletvekillerimizle bu kararı birlikte alacağız. Bu süreci hep birlikte yakından takip edeceğiz. Verilen tüm sözlerin, taahhütlerin ne şekilde uygulandığı, yerine getirildiği ya da getirilmediği konuları burada değerlendirilecek ve ülkemizin menfaatleri, ülkemizin çıkarları, milletimizin çıkarları burada yine en önemli bir kriter olacaktır. İsveç’in NATO’ya katılımı taahhütlerine ve sürecin olumlu yürütülmesine bağlıdır. Ardından, İsveç’in NATO’ya katılım protokolleri onaylayacak merci millî iradenin tecelligâhı Gazi Meclisimiz, işte bu çatının altındaki değerli milletvekillerimizin vereceği oylardır, iradedir. Hep beraber müzakere edip bu süreci değerlendireceğiz.
Bu konular partiler üstü konulardır, siyaset üstü konulardır ve tüm bu meseleyi, süreçteki gelişmeleri de muhalefetiyle beraber, iktidarıyla beraber hep birlikte değerlendireceğiz, müzakere edeceğiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Gül.
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Bu kazanımlar, bir partinin kazanımları değil, AK PARTİ, MHP’nin kazanımları, Cumhur İttifakı’nın kazanımları değil. Değerli arkadaşlar, tüm bu süreçler, hepsi ülkemizin kazanımlarıdır ve karar verirken de ülkemize ne getirecek, taahhütler ne aşamada olmuştur, buna bakarak hep birlikte müzakeremizi beraber yaparak karar vereceğiz.
İkinci ve son konu olarak kısaca değinmek istediğim konu: Önceki gün Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, 53’üncü Olağan Oturumu’nda Kur’an-ı Kerim’e yönelik saldırıları kınadı. Bu son derece yerinde bir adımdır, destekliyoruz ama “hayır” oyu vererek yüce kitabımıza yönelik alçak saldırıyı kınamayı reddeden bazı ülkeleri ve burada da bazı batı ülkelerinden de yine görmek gerçekten kabul edilir bir şey değil; kınamayı reddeden bu ülkeleri biz de reddediyoruz, kınıyoruz. Hangi dinden olursa olsun insanların kutsalına saldırmak asla ifade özgürlüğü değil, bu bir nefret suçu, insanlık suçudur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Gül.
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Özellikle bu eylemlere sessiz kalmak da yine bu eylemlere ortak olmaktır. Tarihte antisemitizm -Yahudi düşmanlığı- Avrupa’da ortaya çıkan bu düşmanlığının da yine bugün İslamofobi veya daha doğrudan İslam karşıtlığı, Müslüman ve Türk karşıtlığı, yabancı karşıtlığı olarak ortaya çıkması da başta Avrupa adına, insanlık adına önemli bir tehdittir, önemli bir tehlikedir. Burada hangi dine, hangi inanışa olursa olsun yapılan saldırıyı kınamak demokrasinin, insanlığın bir gereğidir. Bu konuda biz her türlü nefret eylemini de bu eylemlere göz yuman, örtülü veya açık bir şekilde teşvik edenleri de açık bir dille kınıyoruz ve tarih boyunca antisemitizm başta olmak üzere Yahudi düşmanlığını da körükleyen tüm bu süreçlerin, hangi dine karşı olursa olsun bu saldırıların karşısında olduğumuzu bir kez daha ifade ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gül. Gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının 5 tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.
Buyurun.

13/7/2023
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Anayasa Komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde ve ara vermede bulunduğu dönemde çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İç Tüzük’ün 25’inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
Numan Kurtulmuş
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Buyurun.

13/7/2023
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonun Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde ve ara vermede bulunduğu dönemde çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İç Tüzük’ün 25’inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
Numan Kurtulmuş
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı BAŞKAN – Tezkereyi oyluyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Buyurun.

 

13/7/2023
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Avrupa Birliği Uyum Komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde ve ara vermede bulunduğu dönemde çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İç Tüzük’ün 25’inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
Numan Kurtulmuş
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Buyurun.

 

13/7/2023
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Dışişleri Komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde ve ara vermede bulunduğu dönemde çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İç Tüzük’ün 25’inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
Numan Kurtulmuş
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

13/7/2023
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatilde ve ara vermede bulunduğu dönemde çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İç Tüzük’ün 25’inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.
Numan Kurtulmuş
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, Saadet Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Öneriyi okutuyorum:

13/7/2023
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 13/7/2023 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Bülent Kaya
İstanbul
Grup Başkan Vekili
Gerekçe:
Antalya Milletvekili Serap Yazıcı ve arkadaşları tarafından 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra ilan edilen ve iki yıl süren olağanüstühâl yönetimi boyunca kabul edilen olağanüstühâl kanun hükmünde kararnamelerin içerdikleri hukuka aykırılık sorunları ile bu hukuka aykırılıkların yol açtığı hak ihlallerinin tespiti ve bu ihlallerin giderilmesinde izlenecek yöntemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca

13/7/2023 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13 Temmuz Perşembe günkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Saadet Partisi Grubu Adına Sayın Serap Yazıcı Özbudun
konuşacaklardır.
Sayın Hocam, buyurun. (Saadet Partisi sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
SAADET PARTİSİ GRUBU ADINA SERAP YAZICI ÖZBUDUN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve bizleri
ekranları başında izleyen sevgili vatandaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Hazırlamış olduğum önergenin gerekçelerini açıklamak üzere huzurunuzdayım.
15 Temmuz darbe teşebbüsünün üzerinden yedi yıl geçtiği hâlde, bu darbe teşebbüsünü bastırmak amacıyla alınan tedbirler pek çok hukuka aykırılık sorunu içermiş ve bunlar çeşitli hak ihlallerine ve mağduriyetlere yol açmıştır; ne var ki bu mağduriyetler giderilememiştir. Hatırlanacağı gibi 21 Temmuz 2016’da Hükûmet bu darbe teşebbüsünü bastırmak için olağanüstü hâl ilan etmiş, bu uygulama her defasında üçer ay uzatılarak 19 Temmuz 2018’e kadar devam etmiştir. Bu süre içinde 31 adet olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesi kabul edilmiştir. Bu kararnamelere ekli listelerle on binlerce yurttaşımız halklarında hiçbir disiplin soruşturması açılmadan, kendilerine savunma hakkı dahi tanınmadan kamu görevinden ihraç edilmişlerdir, unvan ve pasaportları da iptal edilmiştir. Böylece, bu on binlerce yurttaşımız ve aileleri âdeta sivil ölüme mahkûm edilmiştir. Bu kanun hükmünde kararnameleri incelediğimizde, bunların pek çok hukuka aykırılık sorunu içerdiği görülmektedir. Her şeyden önce, bu kararnameler Anayasa’mızın cumhuriyetin niteliklerini düzenleyen ve değiştirilmesi yasaklanan 2’nci maddesinin içerdiği “hukuk devleti” ilkesini ihlal etmektedir. Hukuk devleti, devletin bütün organ ve makamlarının her tür eylem ve işlemlerinde hukuka uygun davranmakla yükümlü olduğunu ifade etmektedir. Bu ilkenin amacı, bütün bireyleri devlet otoritesi karşısında bu otoritenin keyfî tezahürlerine karşı koruyabilmektir. Oysa bu kararnameler hukuk devleti ilkesini açıkça ihlal etmiştir. Mesela bu kararnameler “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesini “sanığın masumiyeti karinesini” “ceza normlarının geçmişe yürümezliği” ilkesini, “yargılamasız ceza olmaz” ilkesini ihlal etmiş, bu yönüyle “devlete ve hukuka güven” ilkesi ayaklar altına alınmıştır.
Öte yandan, Anayasa’mız 7, 8 ve 9’uncu maddelerinde yasama, yürütme ve yargı fonksiyonlarını farklı organlara tevdi etmek suretiyle kuvvetler ayrılığı ilkesini kabul etmiştir. Oysa, bu kararnameleri incelediğimizde kararnamelerin suç ve ceza yaratan yönü, yasama fonksiyonunun gasbı; cezaya hükmeden yönü ise yargı fonksiyonunun gasbı anlamına gelmektedir. Böylece, Anayasa’mızın “Hiç kimse veya bir organ, kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetkiyi kullanamaz.” şeklindeki 6’ncı maddesini ihlal etmiştir, bu ihlal aynı zamanda Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı kuralını içeren 11’inci maddenin de çiğnenmesi anlamına gelmektedir.
Gene, bu kararnameleri incelediğimiz zaman, ilginç bir biçimde, Anayasa’nın mülga 121’inci maddesinin son fıkrasının ihlal edildiğini görüyoruz. Bu fıkra olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamelerinin Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılabileceğini düzenlemiştir. Oysa bu kararnameler incelendiğinde, kararnamelerin Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanmadığını gösteren ve çok ciddiye alınması gereken bulgular mevcuttur. Bu yönüyle de kararnameler ağır yetki tecavüzü içermektedir. Bütün bunlara ek olarak, Anayasa’mız temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceği kuralına yer vermiştir. Üstelik bu kural Anayasa’mızın mülga 121’inci maddesinin ikinci fıkrasıyla olağanüstü hallerde de muhafaza edilmiştir ve daha da önemlisi olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetler sınırlanırken 15’inci maddedeki ölçülülük ilkesiyle milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere riayet emredilmektedir. Ne var ki kararnameler, bütün bu hükümleri de ihlal etmiştir. Anayasa’mızın 129’uncu maddesinde kamu görevlilerinin disiplin cezası alabilmeleri için mutlaka kendilerine savunma hakkı verilmesi gerektiğini düzenlemiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Özbudun, sürenizi uzatıyorum, buyurun, devam edin lütfen.
SERAP YAZICI ÖZBUDUN (Devamla) – Oysa bu kararnamelerle ihraç edilen kamu görevlilerine hiçbir savunma hakkı tanınmamış, böylece ihraç edilmişlerdir. Bu, Anayasa’mızın 36’ncı maddesindeki adil yargılanma hakkının ihlalidir.
Genel bir değerlendirme yapacak olursak bu kararnameler, gerek Anayasa’mızın gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkını içeren hükmünü, ifade hürriyetini içeren hükmünü, özel hayatın korunması gerektiğini düzenleyen hükmünü, mülkiyet hakkını düzenleyen hükmünü, seyahat hürriyetini düzenleyen hükmünü ihlal etmiştir ve nihayet geçen yedi yıl içinde ihraç edilen kamu görevlilerinin bir kısmı açılan ceza davalarında beraat ettikleri hâlde bunların kamu görevine iadesi mümkün olmamıştır. İşte bütün bu gerekçelerle ben yüce Meclisimizden bu kanun hükmünde kararnamelerin içerdiği Anayasa’ya aykırılık sorunlarıyla…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun.
SERAP YAZICI ÖZBUDUN (Devamla) – …bunların yol açtığı mağduriyetleri inceleyecek ve çözüm önerilerini geliştirecek, bu mağduriyetleri bertaraf edecek bir araştırma komisyonunun kurulmasını talep ediyorum ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Saadeti Partisi ve Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özbudun.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Yüksel Taşkın.
Buyurun Sayın Taşkın. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz üç dakikadır.
CHP GRUBU ADINA YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) – Sayın Başkan, sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Uzun süredir KHK’lerle yol açılan mağduriyetleri Türkiye’nin çok farklı yerlerinde dinliyorum ve anlatmaya çalışıyorum. Bu konuda siyasetçiler ve bizler gerçekten üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiremedik ve başarılı olamadık diye düşünüyorum. Hem muhalefete hem iktidara bu anlamda ben bir eleştiri getirebilirim. Şöyle bir sıkıntımız var bizlerin: Ne zaman bu ciddi mağduriyeti dile getirsek -ki Anadolu’nun her yerinde KHK mağdurlarıyla karşılaşıyoruz- ne zaman bu mağduriyetlerden bahsetsek herkes kendi mağduriyetine sevdalı, herkes kendi mağduriyetinden bahsediyor, mağduriyet yarıştırmaya başlıyoruz. Artık bu duygudan çıkalım, artık biraz empati kuralım, biraz diyaloğa şans verelim çünkü elbette darbe ikliminin -biz bu darbeyi Cumhuriyet Halk Partisi olarak lanetledik, eleştirdik- hemen arkasından bazı konuların konuşulması kolay değildi ama artık bir normalleşme yaşamamız gerekiyor ve bu olağanüstü inanılmaz mağduriyetlere neşter vurmamız gerekiyor. Burada, tabii, iktidara çok büyük bir pay düşüyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak… Bakın, 130 bin kişi kamudan atıldı, irtibat ve iltisak kavramları üzerinden hukukumuz karman çorman edildi. Bu 2 kavramın Türk hukuk sisteminde yeri yoktur ve bu 2 kavram üzerinden yakılan canlar gerçekten vicdanlarda çok ciddi yük oluşturmak durumundadır. Bir kişi aynı fiili yapmış, aynı fiili gerçekleştirmiş -suç demiyorum, herhangi bir fiili- o kişi bürokraside, devlette, siyasette yükseliyor, önü açılıyor ama gariban bir vatandaşsa herhangi bir cemaate veya bir gruba belli bir sempatisi olmuşsa bu kişi sivil ölüme terk ediliyor. Aynı fiilden dolayı, ayıptır. Bunun üzerine gitmemiz lazım, bunu çözmeniz lazım arkadaşlar. Çok çok ciddi bir sıkıntımız var burada.

Suçun bireyselliği, suçu varsa suçu bir birey işlemiş, bütün aile cezalandırılıyor. Bu yüzden intihar edenler var, bu yüzden gerçekten çok ciddi sıkıntılar yaşayanlar var, daha vicdanlı yaklaşmamız gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisinin tutumu çok nettir, biz evrensel hukuk ve vicdan çerçevesinde bakıyoruz. Evrensellik de öyle çok karmaşık bir şey değil “Kendin için istemediğin bir şeyi başkası için isteme.” kavramı evrenselliğin temellidir. Biz böyle bakıyoruz, bu nedenle 2018 Seçim Bildirgemiz bu bakımdan son derece zengin maddeleri içeriyordu. Bir tanesini okuyayım: “OHAL’den mağdur olan yurttaşların mağduriyetlerini evrensel hukuk ilkeleri ve demokratik değerler çerçevesinde gidereceğiz.” demişiz 2018’de.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.
YÜKSEL TAŞKIN (Devamla) – Yine, Profesör İbrahim Kaboğlu’nun 2021’de sunduğu bir kanun teklifi var “OHAL KHK’leriyle işlerini kaybetmiş ve yargı kararlarıyla suçsuz bulunmuş, kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı alınmış veya haklarında adli bir soruşturma bulunmayan kişilerin görevlerine dönmelerini sağlayacağız.” demişiz. Partim bu konuda son derece tutarlı bir tutum takınıyor, takınmaya devam ediyor.
Tekrarlıyorum: Gelin, bu konuda adımlar atalım, bu konudaki sıkıntıları ferahlatalım; bize, siyasetçilere bu görev düşüyor. Biz burada hamaset değil, siyaset yapmakla yükümlüyüz. Taze bir vekil olarak acı bir gözlemimi maalesef paylaşmak zorundayım. Burada partiler hamasete çok yükleniyor. Neredeyse her partiden sözcüler kendi ideolojik pozisyonunu defalarca deklare ediyor, âdeta ideolojik bir iman tazeleme mevzusu var burada, çok fazla hamaset var. Ortaklaşma, siyaset konu temelli olabilir. Belli konularda yakınlaşamazsak, gelir, burada ideolojik olarak ne kadar böyle haklı olduğumuzu söyler dururuz ama millet bize bu yüzden yetki vermedi, bizden çözüm istiyor.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler.
Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.
İYİ Parti Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

13/7/2023
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 13/7/2023 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Dursun Müsavat Dervişoğlu
İzmir
Grup Başkan Vekili
Öneri:
İzmir Milletvekili Hüsmen Kırkpınar ve 19 milletvekili tarafından, kamuda görev alan mühendis, avukat ve benzer durumda olan diğer mesleklerin maaş, özlük ve ek gösterge taleplerinin iyileştirilmesi ve kamudaki istihdamların artırılmasında yapılacakların tespiti amacıyla 23/6/2023 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerin 13/7/2023 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere İzmir Milletvekili Sayın Hüsmen Kırkpınar.
Buyurun Sayın Kırkpınar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
İYİ PARTİ GRUBU ADINA HÜSMEN KIRKPINAR (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İYİ Parti Grubu olarak kamuda görev alan mühendis, avukat ve benzer durumda olan diğer meslek gruplarının maaş, özlük ve ek gösterge taleplerinin iyileştirilmesi, adaletsizliğin giderilmesinde ve kamudaki istihdamların artırılmasında yapılacakların tespiti maksadıyla vermiş olduğumuz araştırma önergesinin gerekçesini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Kamu kuruluşlarında devlet memuru olarak çalışan, çeşitli statülerde çalışan mühendis, avukat ve benzer durumda olan meslek gruplarının içinde bulundukları ekonomik ve sosyal şartlar almış oldukları eğitimle, üstlenmiş oldukları sorumlulukla bağdaşmayan bir hâl almıştır. Kamudaki istihdamları giderek azalırken ciddi hak ve gelir kaybına uğramaktadırlar. Hükûmetin memurlara yönelik açıkladığı yüzde 17,55 oranında ve ilave seyyanen 8.077 lira maaş zammı çalışanlarımızı hayal kırıklığına uğratmıştır. Hayat pahalılığı ve geçim zorluğunun arttığı bir dönemde Hükûmet kamudaki çalışanlarımızı görmezden gelmektedir. Geçmiş kayıplara yönelik bir iyileştirme yapılmamakta, mali ve özlük haklarındaki adaletsizlik giderilememekte, TÜİK’in göstermelik rakamları üzerinden çalışanlarımız yoksulluğa terk edilmektedir.
Değerli milletvekilleri, yatırım, üretim, kalkınma ve sanayileşme gibi her türlü kamusal faaliyetin yerine getirilmesinde kamuda çalışan mühendis, mimar ve şehir plancılarının sorumluluğunda tamamlanan ve yapımı devam eden yüzlerce proje bulunmaktadır. Yapılacak hizmetlerin AR-GE süreçlerinde, projelendirilmesinde, uygulanmasında, denetlenmesinde, bakım ve işletme süreçlerinde kamu mühendisleri büyük rol oynamaktadır. Kamuda çalışan mühendis, mimar ve şehir plancıları; mali ve özlük hakları açısından yıllar içerisinde ayrıcalıklarını yitirmiş, kendilerine denk olan diğer kamu görevlilerinin çok gerisinde kalmıştır.
Son zamanlarda birçok kamu görevlisine çeşitli düzenlemelerle iyileştirmeler yapılmış, bu düzenlemeler yapılırken kamudaki mühendisler göz ardı edilmiştir. Ülkemizdeki açlık ve yoksulluk sınırları gözetilerek kamudaki mühendis, mimar ve şehir plancılarının maaşları yeniden düzenlenmeli, 1’inci derecenin 4’üncü kademesindeki ek gösterge 6400’e yükseltilmelidir. Başmühendis, başmimar, mühendis, mimari bölge plancısı ve şehir plancısı kadrolarında bulunanların ek ödeme oranlarının yüzde 200, 190 ve 180 seviyesine çıkarılması suretiyle iyileştirme yapılması beklenmektedir. Teknik hizmetler sınıfı kapsamında mühendisle ilgili meslek gruplarına ödenen özel hizmet tazminatının tavan oranı asgari yüzde 260 olmalı, bu oran emekli aylıklarına da yansıtılmalıdır.
Değerli milletvekilleri, diğer taraftan, Cumhurbaşkanı ve geçtiğimiz dönem Adalet Bakanları tarafından kamuda görev yapan avukatların çalışma esaslarının ve özlük haklarının yeniden düzenlenmesi hususunda avukatlara söz verilmiştir. Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik iyileştirmeler yapılmamış, verilen sözler yerine getirilmemiştir. Kamu kurum ve kuruluşlarında her türlü hukuki iş ve eylemi gerçekleştiren avukatlarımızın kendileriyle aynı eğitime sahip hâkim, savcı, özel sektör avukatları ve benzer meslek gruplarıyla aralarındaki ücret dengesi yok edilmiştir. Tüm kamu avukatları tek çatı altında toplanarak ek gösterge rakamlarının 5400’e, özel hizmet tazminatlarının yüzde 200’e çıkarılması, ek ödeme oranlarının ise avukatlık hizmet sınıfı için 170 olarak belirlenmesi beklenmektedir. 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 30000 gösterge rakamı üzerinden ödenecek bir ek

tazminat maddesi ve emekli olacaklar için bu rakam üzerinden ödenecek ek ödeme Emekli Sandığı Kanunu’na ilave edilmelidir. Vekalet ücretinde tavan uygulaması kaldırılarak tamamı avukatlara verilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Kırkpınar.
HÜSMEN KIRKPINAR (Devamla) – Bu kapsamda, mevcut durumun incelenerek gerekenlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasını gerekli görmekteyiz.
Önergemize destek vereceğinizi umar, hepinize saygılar sunarım. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kırkpınar.
İYİ Parti grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

13/7/2023
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 13/7/2023 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Hakkı Saruhan Oluç Antalya
Grup Başkan Vekili
Öneri:
13 Temmuz 2023 tarihinde Şırnak Milletvekili Ayşegül Doğan ve arkadaşları tarafından verilen, 946 grup numaralı, Şırnak’ın ilçe ve köylerinde yaşanan su sorununun çözümü için yapılacak çalışmaların belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13/7/2023 Perşembe günkü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Grubu adına Sayın Ayşegül Doğan.
Süreniz beş dakikadır.
Buyurunuz Sayın Doğan.
YEŞİL SOL PARTİ GRUBU ADINA AYŞEGÜL DOĞAN DAĞLI (Şırnak) – Sayın Başkan, teşekkürler. Sayın Başkan ve sayın milletvekilleri, ben de Genel Kurulu selamlıyorum.
Aslında bu konuşmaya çok zorlanarak, ağır bir mahcubiyetle başlıyorum çünkü 21’inci yüzyılda temel insan ihtiyacı ötesinde, temel insan hakkı olan suya erişim yıllardır Şırnak ili, ilçeleri ve köylerinde her nedense giderilemeyen bir sorun olarak ve üstelik günbegün daha da büyüyerek karşımıza çıkıyor. Yani Şırnaklılardan temel bir insan hakkı daha esirgeniyor; suya erişim hakkı, temiz suya erişim hakkı. Bir yandan haberlerde düzenli olarak İstanbul’daki baraj doluluk oranlarından bahsedilirken, öte yandan yüksek teknolojili Akkuyu Nükleer Santrali sadece sekiz saatlik mesafe uzaktayken Şırnak ili ve ilçelerinin susuzluğuna nedense bir türlü sıra gelmiyor. Üstelik, seçimlerden hemen sonra da bu su kesintileri dikkat çekici bir biçimde artmaya başladı. Bu, öyle bir su kesintisi ki halkın hem kendi ihtiyaçları için hem hayvanları hem de bağı, bahçesi için haftada sadece dört saatlik bir izinden bahsediyorum. Ülkenin hangi ilinde bu kadar uzun süren bir kesinti var? Onu da buradan sormak istiyorum.
Sayın milletvekilleri…
(Uğultular)
AYŞEGÜL DOĞAN DAĞLI (Devamla) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Biraz sessiz lütfen Genel Kurul.
Buyurun.
AYŞEGÜL DOĞAN DAĞLI (Devamla) – Teşekkür ederim.
Sayın milletvekilleri, Cumhuriyetin 100’üncü yılında uzaya insan göndereceğini söyleyen iktidar, bugün kayyum siyasetiyle yönettiği illerde, özellikle Şırnak’ta halkın en temel ihtiyacı olan günlük su ihtiyacına bir çare bulamıyor ve su dahi vermiyor ya da vermek istemiyor. Şimdi, bakın, ben size bunu örneklendirmek istiyorum, kaç yıldır devam eden bir su sorunu ve nerelere kadar yansıyan bir sorunu: Gazete Duvar’da 2018 yılında bir muhabir arkadaşımız Hacı Bişkin bunu haber yapmış “İdil’e aylardır bidonlarla su taşıyorlar.” diyor. Ersin Tepeli 2016 yılında İdil Belediyesine kayyum olarak atanıyor ve atandığı ilk dönem diyor ki: “Vatandaşımız yedi gün yirmi dört saat suyun akacağı günlere kavuşacak.” En kısa zamanda altyapı çalışmalarının da biteceğini ekliyor ama Belediyenin hazırladığı 20 milyon TL tutarındaki projeyle 100 kilometrelik içme su hattının yenilenmesi çalışmaları ancak 2017 yılında başlıyor. Yani 2016 yılında atanıyor kayyum, böyle bir açıklama yapıyor; 20 milyonluk bir bütçe ayrılıyor. 2017 yılında başlayan ve daha sonra da bir türlü bitirilemeyen bu projeye ne olduğunu, ayrılan bu bütçenin nasıl değerlendirildiğini, o dönem kayyum olan Ersin Tepeli’nin üzerine atanan kayyumlara rağmen İdil’de neden hâlâ su kesintisi yaşandığını…
İdil ilçesi ve köylerinde öyle bir su kesintisi yaşanıyor ki bakın, bir yandan salgın hastalıklar da baş göstermek üzere çünkü 40 dereceyi aşan sıcaklıktan bahsediyoruz. Bu nedenle, suyun bir insan hakkı olarak tanımlanmasının yanı sıra bu hakkın içeriğinin de önemli olduğuna dikkat çekmek istiyoruz.
Su hakkı diğer insan haklarının gerçekleşmesinin bir ön şartı olarak ele alınmaktadır. Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi su hakkını tanımlarken 4 temel unsurdan bahsediyor; suyun miktar olarak yeterli olmasının, uygun kalitede ve erişilebilir olmasının yanı sıra sosyoekonomik açıdan toplumun tüm kesimlerini, özellikle de dezavantajlı ya da kırılgan gruplarını gözeten bir eşit erişim ilkesi olması gerektiğini söylüyor ama bunların hiçbiri Şırnaklılar için gözetilmiyor. Aynı haberler Van’dan da gelmeye başladı; biz Şırnak için Meclis araştırma önergesi hazırlığı yaparken aynı haberler Van’dan gelmeye başladı. Van merkez ve bazı merkez mahallelerinde meydana gelen su kesintilerinin -gelen haberlere göre yine- bir nedeni – tıpkı Şırnaklıların da düşündüğü gibi- yetkililer tarafından bazı köylerde “Eğer oylarınızı başkalarına vermeseydiniz yani oylarınızı iktidar partisine verseydiniz bunları yaşamazdınız.” denilmesi. Üstelik, bunların da yetkililer tarafından söylendiği köy sakinleri, ilçe sakinleri ve mahalle sakinleri tarafından yalnızca iddia edilmiyor, bunlar basına da yansıdı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun tamamlayın lütfen.
AYŞEGÜL DOĞAN DAĞLI (Devamla) – Toparlıyorum, sağ olun.
Yalnızca basına da yansımadı, bakınız, biz Şırnak vekilleri olarak Sağlık, İçişleri, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çevre
Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlıklarına halkın yaşadığı bu sorunların köklü çözümü için önergeler verdik. Ve yalnızca bizler

vermedik bu önergeleri, geçen dönemki milletvekillerimiz de verdi. Bu önergeler Anayasa ihlali göze alınarak hiçbir şekilde dikkate alınmıyor. Geçen dönem milletvekillerimizin verdiği önergelere de cevap verilmemiş, şu anda bizim de tarafımıza da ulaşan henüz bir cevap yok. Seçim bölgemiz Şırnak’ta yaşanan bu sorunun bir cezalandırma politikası olup olmadığını ben de Genel Kurulda sizlere soruyorum.
Sağ olun Sayın Başkanım. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 13/7/2023 Perşembe günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Gökhan Günaydın İstanbul
Grup Başkan Vekili
Öneri:
Manisa Milletvekili ve Grup Başkanı Özgür Özel, Grup Başkan Vekilleri Afyonkarahisar Milletvekili Burcu Köksal, İstanbul Milletvekili Gökhan Günaydın ile Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır tarafından Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan sel ve heyelanların yol açtığı zararların tekrar etmemesi amacıyla 13/7/2023 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan (7) sıra no.lu Genel Görüşme Önergesi’nin diğer önergelerin önüne alınarak görüşmelerinin 13/7/2023 Perşembe günlü birleşimde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Önerinin gerekçesini açıklamak üzere, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Seyit Torun. Süreniz beş dakikadır.
Buyurun Sayın Torun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA SEYİT TORUN (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karadeniz bölgemizde yaşanan ve birçok ilimizi etkileyen sel felaketlerine ilişkin partimizin grup önerisi üzerine söz aldım, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bir kez daha, yaşamını yitiren vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, Ordu’muza ve Karadeniz’imize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Değerli arkadaşlar, evet, Türkiye diğer afetler gibi sellerin de sıklıkla yaşandığı bir ülkedir ama siyaset kurumuna düşen görev, doğayla inatlaşmadan, şehirlerimizi afetlere karşı dirençli hâle getirmektir. Elbette afetler olacaktır ancak olumsuz etkileri azaltmak ülkeyi yönetenlerin sorumluluğudur. Bunun için ihtiyacımız olan güçlü bir siyasi irade ve bilime dayalı yol haritasıdır. Ancak arkadaşlar, siz de iyi biliyorsunuz ki siyaset kurumu bu konuda sınıfta kalmıştır. Siyaset kurumu görevini yerine getirememiştir. Şunu açıkça söyleyelim: Biz iktidarın ihmalinin faturasını vatandaşın canıyla ödediği bir düzeni asla kabul etmiyoruz ve bir an önce harekete geçilmesi için kendi irademizi ortaya koyuyor, hep birlikte bir çözüm yolu bulmak istiyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Karadeniz’de geçen hafta yaşadığımız seller şehirlerimizin afete karşı çaresizliğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Sürekli iklim değişikliğini konuşuyoruz, yağışların şiddetinin ve sıklığının arttığını, bunun sonucunda sel, taşkın ve heyelanların meydana getirdiği acı tabloyu hep beraber yaşıyoruz. Bilim insanları iklim krizinin artarak devam edeceği konusunda uyarı üzerine uyarı yapıyor. Peki, siz iktidar olarak ne yapıyorsunuz? Kendinize sorun, “kader” demekten, “kaçınılmaz felaket” demekten başka hangi adımı atıyorsunuz? Ben size söyleyeyim: Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ismine iklim değişikliği eklemekten başka hiçbir adım atmadınız. Sadece tabela değiştirerek sorunları çözemezsiniz, doğayla inatlaşmaya devam ediyorsunuz. Dere yataklarındaki yerleşim için adım atmıyor, riskli yapıları imar aflarıyla yasal hâle getiriyorsunuz. Çarpık kentleşmeye karşı kafanızı kuma gömüyorsunuz, derelerin ıslah edilmesi mecburiyeti varken sorumluluktan kaçıyorsunuz. Karadeniz’de yaptığınız yollar her yağışta çöküyor. Yeni yolları ve menfezleri de tekniğine uygun yapmıyorsunuz. Sayıştayın 2022 tarihli Taşkın Risk Yönetimi Raporu’na bir bakın, Karadeniz bölgesindeki sadece 7 ilde 4.805 yapı dere yatağına inşa edilmiş, Ordu’da 129 yapı dere yatağında risk altında. Soruyorum: Bir yıl geçti, bu yapılar için bir adım attınız mı? Size Ordu’dan da bir örnek vermek isterim: Tarım ve Orman Bakanlığı 2020 yılında Karadeniz Havzası Taşkın Yönetim Planı’nı hazırlamış, şehir merkezimizdeki Bülbül Deresi için risk uyarısı yapmış, dere yatağının düzenlenmesini istemiş ve 2024’e kadar süre vermiş. Ancak siz üç yıldır hiçbir işlem yapmadınız. Peki, sonunda ne oldu? Bülbül Deresi taştı, vatandaşımız perişan oldu. Arkadaşlar, şimdi, bunun adı ihmal değil midir? Orta yerde duran uyarıyı görmezden gelmenin hesabını Ordu halkına nasıl vereceksiniz? Bakın, Civil deremiz için de aynı uyarı yapılmış; burası da taşmak üzereydi, yağış biraz daha devam etse büyük bir felaketle karşı karşıya kalacaktık. Ordu şehir merkezimiz maalesef bu tedbirsizlikten sular altında kaldı, yüzlerce ev ve iş yerini su bastı, Karadeniz Sahil Yolu, Karadeniz-Akdeniz yolu maalesef kapandı. Fatsa’da bir vatandaşımız kayboldu ve hâlâ bulunamadı. Ordu’nun derelerini mahvettiniz. “Su akar, Türk bakar.” dediniz, nerede bir akarsu görseniz önüne HES kurdunuz. Açık söyleyelim, adına türküler yakılan o derelerimizin dili olsa “Bu iktidardan utanç duyuyorum.” diyecektir. Allah aşkına, alınacak tedbirler varken bu acıları yaşamak Ordu halkına reva mıdır? Hemşehrilerime de seslenmek isterim: Size, “kader” diyorlar; evet, depremi engelleyemeyiz ama dayanıklı yapılar inşa edebiliriz; yağışları engelleyemeyiz ama şehirlerimizi dirençli hâle getirebiliriz. Tedbir almak varken kadere sığınmak, sorumluluktan kaçmaktan başka bir şey değildir.
Bakın, çok çabuk unutuyoruz, daha iki yıl önce Kastamonu, Bartın ve Sinop’taki sellerde 97 vatandaşımızı, insanımızı kaybettik. Çözüm iradesini Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz taşıyoruz, eğer iktidar olarak siz de “Bu acılar yaşanmasın.” diyorsanız artık hareket geçersiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun tamamlayın Sayın Torun. SEYİT TORUN (Devamla) – Teşekkür ederim.
Unutmayın, eğer önlem almazsanız yaşanacak her acının vebalini boynunuzda taşıyacaksınız.
Genel görüşme önerimizin kabul edilmesini diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Torun.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul
edilmemiştir.
Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.55
13 Temmuz 2023 Perşembe İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.23
BAŞKAN: Başkan Vekili Sırrı Süreyya ÖNDER
KÂTİP ÜYELER: Adil BİÇER (Kütahya), Mahmut Atilla KAYA (İzmir)
——-0——-
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sisteme giremeyen 10 sayın milletvekiline yerinden söz vereceğim, ondan sonra görüşmelere devam edeceğiz. Sayın Yüksel Arslan, Ankara…

YÜKSEL ARSLAN (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkanım.
Ek ders genelgesi kapsamında görev yapan ek dersli ve usta öğretici personel Bakanlık bünyesindeki kadrolarda çalışanlarla aynı işleri icra ettikleri hâlde meslek elemanları maaş, özlük hakları ve belirsiz statüleri nedeniyle mağduriyet yaşamaktadırlar. Ek derslilerin maaşları Millî Eğitimde ek ders zamlarına paralel olarak artmaktadır. Söz konusu zamlar bugünün şartlarında komik rakamlardır. Çalışan tüm personel lisans mezunu olmasına rağmen asgari ücret seviyesindedir. Ek dersli öğretmenlerimizin, usta öğreticilerin ve uzmanların statüleri iyileştirilmeli, yaşanan mağduriyetleri giderilmelidir. Seyyanen memura verilen zam tutarı, ek derslilerin de ücret ödemelerine yansıtılmalıdır. Yıllar önce, vekil imamlar, ek ders karşılığı çalışan öğretmenler gerekli şartları yerine getirdikleri için kadroya atanmıştır. Bu atamada…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Murat Çan, Samsun… Yok. Sayın Sibel Suiçmez, Trabzon…

SİBEL SUİÇMEZ (Trabzon) – Bu ülkede hukuk yok mudur, anayasa yok mudur? Bizler Anayasa’ya bağlılık üzerine yemin etmedik mi? Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa’ya bağlı kalacağı üzerine yemin etmedi mi? Bu ülkenin yasalarına, Anayasası’na uygun hareket etmesi gerekenler kafalarına estiği gibi kararlar alıp uygulayabilirler mi? Muhtar nizamname yayınlayacak, Diyanet İşleri Başkanlığı fetva verecek, kaymakamlar basın açıklamalarını yasaklayacak, valiler yürüyüşleri yasaklayacak, belediye başkanları festivalleri iptal edecek, birileri sergi salonlarını basacak. Eğitimsizlik bakanlığı hâline gelen Millî Eğitimin Bakanı ise bilimsel laik eğitimin yükümlülüklerini yerine getireceğine kız çocuklarına ayrı okul yapmaktan bahsedecek. Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Tehlikenin ve yapılmak istenenin farkındayız. Biz buradayız.
BAŞKAN – Sayın Aşkın Genç, Kayseri…

AŞKIN GENÇ (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Seçim bölgem Kayseri Pınarbaşı ilçemizde yıllardan bu yana devam eden doğal gaz mağduriyeti devam ediyor. Her seçim dönemi söz verilen doğal gaz Pınarbaşı’na ne yazık ki bir türlü gelemedi. Hemşehrilerimize daha önce “2023 yılında hattın çalışmaları bitecek.” dendi ancak 2023 yılının ortasına gelmemize rağmen çalışmalarda ne bir ilerleme kaydedildi ne de yıl sonuna yetişmesi bekleniyor. Şimdi de yapılan açıklamalara göre doğal gaz hattının 2024 yılında biteceği ifade ediliyor ancak Pınarbaşılı hemşehrilerim 2024’te de doğal gaza kavuşacaklarına inanmamaktadır. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılını idrak ettiğimiz bu yılda Anadolu’nun en güzide ili olan Kayseri’mizde hâlâ doğal gaz sorunu yaşanması iktidarın vatandaşına nasıl baktığının temel bir göstergesidir. Ben buradan yetkililere seslenmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Beritan Altın, Mardin… Buyurun.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Kürt halkına yönelik kolluk kuvvetlerinin uyguladığı şiddet ve işledikleri suçlar dur durak bilmiyor. En son Diyarbakır’ın Lice ilçesinde askerlerin 4 çobanı ters kelepçeyle yatırarak şiddet uyguladığı görüntüler basına yansıdı. Görüntülerden de görüldüğü üzere, 3 Haziran tarihinde Lice kırsalında hayvanlarını otlatan köylülere askerler kötü muamele ve işkence uygulamıştır, ardından karakola götürüldükleri belirtilen köylüler karakolda saatlerce işkence gördüklerini ve bir gün karakolda tutulduktan sonra serbest bırakıldıklarını aktarmışlardır. Biliyoruz ki askerler bu cesareti iktidarın Kürt düşmanlığı üzerinden yürüttüğü cezasızlık politikalarından alıyor. İşkence ve kötü muamele, kasten yaralama, tehdit, hakaret ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçları işleyen bu kişilerin bir an önce cezalandırılmasını istiyoruz. Bizler Yeşil Sol Parti olarak konunun takipçisi olacağız ve buradan da İçişleri Bakanını göreve çağırıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Mehmet Baykan, Konya…

MEHMET BAYKAN (Konya) – Sayın Başkanım, 24 Temmuz 1922 tarihinde Kurtuluş Savaşı’mızın Batı cephesi karargâhı Konya Akşehir’de Büyük Taarruz öncesi düşmanın dikkatini çekmeme adına Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından bir futbol müsabakası düzenlenerek Büyük Taarruz planları ordu komutanlarıyla görüşülür. Bu müsabakada o günün ordu

mensuplarıyla Akşehirli gençler karşılıklı maç yaparlar. İzmir’de Yunan gazeteleri dalga geçerler “Savaşın ortasında Kemal’in yaptığı işe bak.” diye. Tabii, hemen bir ay sonra 26 Ağustosta başlayan Büyük Taarruz’la maçın ne maçı olduğu anlaşılır. İşte, bu futbol müsabakasının anısına yıllarca Konya’da Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu Başkanlığı yaptığım dönemde de…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Hüseyin Altınsoy, Aksaray…

HÜSEYİN ALTINSOY (Aksaray) – Sayın Başkan, 15 Temmuz gecesi FETÖ’cü hainler karşısında kanlarıyla, canlarıyla destan yazan kahramanlarımız Ömer Halisdemir, İlhan Varank, Erol Olçok, Abdullah Tayyip Olçok, ve Aksaraylı şehitlerimiz Önder Güzel, Vedat Büyüköztaş, Yusuf Çelik, Yusuf Elitaş ve ismini sayamadığım tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.
Yine, o gece kahramanca darbecilerin üzerine yürüyen gazilerimize cesaret ve fedakârlıkları için şükranlarımı sunuyorum. Ülkemizi yok etmeyi hedefleyen vatan hainleri, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dirayetli duruşu, Meclisimizin kararlı tutumu ve en önemlisi de milletimizin devletine ve iradesine sahip çıkmasıyla hüsrana uğratılmıştır. Bir asır önce “Ya istiklal ya ölüm” parolasıyla Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı zaferle taçlandıran aziz milletimiz 15 Temmuzda “Gün, vatana sahip çıkma günüdür.” diyerek bu cennet vatanı hainlere dar etmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Perihan Koca, Mersin…

PERİHAN KOCA (Mersin) – Sayın Başkan. torba yasanın 25’inci maddesine göre orman vasıflı alanlar ve zeytinlikler imara açılıyor. Depremde henüz insanlarımızı enkaz altından çıkarmaya çalışırken acele kamulaştırmalarla talan için hızla harekete geçildi. Buradan sormak istiyoruz: Bölgede yaşayan Arap-Alevi halklarını sürmeye mi çalışıyorsunuz? Asırlık geçmişe sahip zeytin ağaçlarını talana açarak katliam yapmaya mı çalışıyorsunuz?
Ayrıca, AKP eliyle, Mecliste memleketi daha fazla yıkıma sürükleyecek torba yasa oylanırken Hatay’da “Buradayız,
gitmiyoruz; memleketi yeniden inşa edeceğiz.” diyenler Evvel Temmuz Festivali düzenliyorlar. Onlara da buradan selam olsun.
BAŞKAN – Sayın Zülküf Uçar, Van…

ZÜLKÜF UÇAR (Van) – Bugün Zilan Deresi katliamının 93’üncü yıl dönümü. 1930 yılının Temmuz ayında Van’ın Erciş ilçesinde kimi kaynaklara göre 15 bin, kimi kaynaklara göre 50 binden fazla sivil Kürt sistematik bir şekilde katledildi. Katledilen yurttaşlarımızı saygıyla, rahmetle anıyorum.
Halklarımız arasında açılmak istenen fay hatlarının kapatılması ve Kürt halkının derin acısının biraz olsun hafifletilmesi için Geliye Zilan’ı konuşmaya devam edeceğiz. Kürt halkının hafızasında onarılmaz bir acı olarak yerleşen Zilan “dengbejler”le, katliamın tanıkları aracılığıyla günümüze kadar ulaşmıştır. Vicdan sahibi her insan bu tanıklıkları duyduğunda dahi dehşete kapılır. Katliam trajedisi, Zilan’da halen diri ve derinliğine hissediliyor. Onurlu bir barışı sağlamak istiyorsak Zilan’la yüzleşmek zorundayız.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Rukiye Toy, Sivas… Yok.
Alınan karar gereğince…
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) – Sayın Başkanım… BAŞKAN – Buyurun Sayın Günaydın.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) – Murat Çan arkadaşımız bir dakikalık süresine siz anons ettiğinizde yetişememişti.
Şimdi burada, uygun görürseniz kullansın lütfen.
BAŞKAN – Buyursun lütfen.

MURAT ÇAN (Samsun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanlarım.
Bu iktidar sayesinde siyasi literatüre kazandırılmış olan bir kavram var “parsel parsel satma” kavramı. Ankaralılar, Ankara’da yaşayanlar bu süreci geçmişte yaşadı. Hukuk ayaklar altına alındı. Ankara halkının malı mülkü talan edildi, peşkeş çekildi ve şimdi bu tezgahın aynısı Samsun’da kuruldu. Samsun’da kamuya ait en değerli araziler belediye meclisindeki parmak çoğunluğu marifetiyle satışa çıkartılıyor. Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı vermiş, yargı kararını takan yok. Samsunluların hak, menfaat ve iradesi yok sayılmış, kimsenin umurunda değil. Yeter ki bu araziler bir yandaşa satılsın, otel yapılsın, rant sağlansın, beton lobisi kazansın. Buradan söylüyorum. Gasbettiğiniz, Samsun halkından çaldığınız her varlığı, her değeri Samsunlular sizden geri alacak.
BAŞKAN – Alınan karar gereğince denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer alan, Denizli Milletvekili Nilgün Ök ve 20 Milletvekilinin 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi için Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi İle Plan Ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

1.- Denizli Milletvekili Nilgün Ök ve 20 Milletvekilinin 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi için Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1264) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33)( * )
BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.
Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen 33 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde yer alan 7’nci maddesi kabul edilmişti.

(*) 33 S. Sayılı Basmayazı 12/7/2023 tarihli 14’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Şimdi, 8’inci madde üzerindeki önerge işlemleriyle devam edeceğiz.
8’inci madde üzerinde 2 önerge vardır, önergelere aykırılık sırasına göre işleme alacağım. İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 33 sıra sayılı 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
Madde 8- 3065 sayılı Kanun’a aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.
“Geçici Madde 43- Bu maddenin yürürlük tarihinden önce kurumların aktifinde yer alan taşınmazlar için bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasının (r) bendinde yapılan değişiklik öncesi hükümler uygulanır.”
Gökhan GünaydınGülcan Kış Orhan Sümer
İstanbul Mersin Adana Cavit Arı Deniz Demir Umut Akdoğan Antalya Ankara Ankara
Aliye Timisi Ersever Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu Kadim Durmaz Ankara Manisa Tokat
BAŞKAN – Komisyon önergeye katıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Başkanım. BAŞKAN – Önerge üzerine Ankara Milletvekili Sayın Umut Akdoğan konuşacaklar.
Buyurun Sayın Akdoğan. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
UMUT AKDOĞAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.
Kültür, sanat bahsinde sizlere hitap edeceğim. Bu bahiste konuşurken Parlamentoya Sayın Sırrı Süreyya Önder’in
Başkanlık etmesi büyük bir mutluluk veriyor bize, kendisine de yeni görevinde başarılar diliyorum.
Yirmi bir sene önce özgürlükler diyerek göreve geldiniz, yirmi bir senedir özgürlüklerin düşmanı oldunuz. Pandemide, pandemi döneminde konserleri, festivalleri yasakladınız, sebep coronavirüstü, şimdi festivalleri ve konserleri yasaklıyorsunuz, sebep gerici virüs. Anayasa’nın 64’üncü maddesi açık, Anayasa’nın 64’üncü maddesi diyor ki: “Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Ve şöyle devam ediyor: “Devlet sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır.” Biliniz ki konserleri ve festivalleri iptal ederek Anayasa’nın bu 64’üncü maddesini çiğniyorsunuz. Denizli Büyük Şehir Belediyesi Mabel Matiz’in bir ödül töreninde yaptığı konuşmayı gerekçe gösteriyor ve konserini iptal ediyor. Süleymanpaşa Belediye Başkanınızı Melek Mosso konserini iptal etsin diye genel merkeze çağırıyor, ifadesini alıyorsunuz. Daha Süleymanpaşa’ya dönmeden yaptığınız baskı sonucunda belediye başkanınız görevinden istifa ediyor. 61’inci Uluslararası Bursa Festivali’nde Melike Şahin konserini iptal ediyorsunuz çünkü Melike Şahin şöyle söylemiş: “Kız kardeşlerim, ödülümü dik gülüşlere ve ödediğiniz bedellere alıyorum.” Allah aşkına, bunda ne var? Bu bir sanatçının konserinin iptal edilmesi için gerekçe midir? AK PARTİ Kocaeli Milletvekili, -belki de şu anda fotoğraf çektiren milletvekillerinin içinde bilmiyorum- övünüyor; “Bu ülkede insanlar Kürtçe müzik dinledikleri için zindanlara atıldı, AK PARTİ bunu değiştirdi.” diyor. Sonra Derince Belediyesi Aynur Doğan’ın konserini Kürtçe türkü söyleyecek diye iptal ediyor. Akıl, sır alacak bir şey değil. Ve en son Bursa Büyükşehir Belediyesi yine Hüseyin Turan’ın konserini iptal ediyor. Hüseyin Turan Bursa Büyükşehir Belediyesine ve sizin zihniyetinize şöyle diyor: “Biz Pir Sultanların izinden gelen insanlarız. Onlar boyun eğmedi, biz de size boyun eğmeyiz. Bu da hepinize dert olsun.” Bu konserleri iptal ediyorsunuz ama sanata ve sanatçıya bakış açınızın kör olduğunu anlamıyorsunuz. Mesela, İbrahim Tatlıses. İbrahim Tatlıses uçaktan da inmiyor, saraydan da çıkmıyor, değil mi? Ben İbrahim Tatlıses’i herhangi bir yerde görsem ceketimi ilikler, selam veririm çünkü bizden 600 tane var 2’nci bir İbrahim Tatlıses yok. Ancak sizin bizden size doğru gelen ve dönüş hızı nedeniyle atmosferde kaybettiğiniz sanatçılar da var; mesela Yavuz Bingöl. Konserine gide gide 8 kişi gidiyor. Bizdeyken 800 bin kişi gidiyordu. Burhaniye kaymakamı…
ADEM ÇALKIN (Kars) – Sizden bizden de mi var?
UMUT AKDOĞAN (Devamla) – Aynen sizden bizden. Sanattan anlayanlar ve sanattan anlamayanlar. Sanatçıya saygı
duyanlar ve sanatçıya saygı duymayanlar.
Burhaniye’deki Zeytinli Rock Festivalini Burhaniye Kaymakamı iptal ediyor. İnanın o Burhaniye Kaymakamı hiç de doğru yapmıyor. O Zeytinlideki Rock Festivaline giden gençlerle on beş dakika bir yerde oturup sohbet etse edecek lafı kalmaz, oradan kaçar.
NURETTİN ALAN (İstanbul) – Doğru yapıyor.
UMUT AKDOĞAN (Devamla) – Hiç de doğru yapmıyor.
Siz Metin Altıok’u, siz Nesimi Çimen’i, siz Hasret Gültekin’i, siz Muhlis Akarsu’yu anlayamadığınız için, sanata ve sanatçıya değer vermediğiniz için onlar yakılırken mahkeme kararlarıyla Türkiye Cumhuriyeti devletinde adalet yıkılırken buna karşı çıkmadınız ve Cumhurbaşkanının yetkisiyle Sivas davasının bir canisini dışarı çıkardınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun toparlayın Sayın Akdoğan.
UMUT AKDOĞAN (Devamla) – Sivas katliamı davası zaman aşımına uğradığında “Hayırlı olsun.” demeseydiniz bugün bu iddialarınız belki karşılık bulabilirdi. Ahmet Kaya’yı devrimciler yüksek sesle, ülkücüler kısık sesle dinliyordu ama dinliyordu. Bugün sanata ve sanatçıya yaptığınız muameleyle maalesef Ahmet Kaya’ya 1999’da Magazin Gazetecileri Derneğinin ödül töreninde çatal bıçak fırlatanlarla aynı konuma düşüyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) “Cahiller kendini aklar, kâmiller özünü yoklar.” diyor Dertli Divani. Biraz özünüzü yoklamanızı rica ediyorum. Mahzuni Şerif yaşasaydı acaba size ne türküler yakardı? Ama yaktığı türkülerden size yine armağan olsun.
“Yuh yuh soyanlara Soyup kaçıp doyanlara İnsanlara kıyanlara
Yuh nefsine uyanlara yuh” diyordu Mahzuni Baba. (CHP sıralarından alkışlar) Yuh rahat konuşanlara!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ADEM YILDIRIM (İstanbul) – CHP iktidardayken söyledi onları, AK PARTİ iktidardayken… Onu söylediğinde CHP
iktidardaydı yalnız ha.
UMUT AKDOĞAN (Devamla) – Ve son olarak…

Sayın Başkan, son cümle.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz, sağ olun.
UMUT AKDOĞAN (Devamla) – Mustafa Kemal Atatürk’ün son bir sözüyle tamamlıyorum, bir cümle Sayın Başkan. Gazi Mustafa Kemal diyor ki: “Hayatta müzik gerekli değildir çünkü hayat müziktir. Müzikle ilgilisi olmayan varlık insan değildir.”
Hepinizi saygı duymaya ve bu konser, festival iptallerine son vermeye davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 33 sıra sayılı 6/2/2023 tarihinde meydana gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 8’inci maddesinde yer alan “aşağıdaki” ifadesinin “aşağıda bulunan” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Burcugül Çubuk Tuncer Bakırhan Mehmet Rüştü Tiryaki
İzmir Siirt Batman Nejla Demir Özgül Saki Perihan Koca
Ağrı İstanbul Mersin Keziban Konukcu Kok
İstanbul
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) –Katılamıyoruz Başkanım. BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Burcugül Çubuk konuşacaktır.
Süreniz beş dakika.
Buyurun Sayın Çubuk.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) – Sayın Başkan, televizyonları başlarında bizleri izleyen değerli halklarımız; sizleri Yeşil
Sol Parti adına saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, Başkanlık pratiğinizin başkaları için de örnek oluşturmasını umut ediyorum.
3065 no.lu Katma Değer Vergisi Kanunu’na geçici bir madde eklenerek bir istisnanın kaldırılması gündemimizde; nasıl, neye göre? İktidarın keyfine göre. Önümüze getirdiğiniz torbanın temel mantığını “millî dayanışma” olarak açıklıyorsunuz, her felaketi fırsata çevirmek sizin fıtratınızda var. 15 Temmuzu Allah’ın lütfu olarak alıp Anayasa’yı askıya aldınız. Yirmi bir yıllık iktidarınızda depreme dair hiçbir önlem almadınız, AFAD raporlarına bakıp depremi nasıl ranta çevireceğinizi hesapladınız, günlerce deprem bölgesine gitmediniz. Türk Hava Yolları, Menzil Şeyhi’nin cenazesine on beş dakikada bir uçak kaldırdı, 6 Şubat depreminde 450 madenciyi deprem alanlarına götürmediniz, kendi imkânlarıyla gittiklerinde de onları şehirlerin girişlerinde beklettiniz. İlk saatlerin hayati önemi nedeniyle milyonlar seferber olmuşken siz beklediniz, şimdi de “milli dayanışma” diyorsunuz. O zaman soralım, 99 depreminden sonra toplanan deprem vergileri ne oldu? Mehmet Şimşek “Duble yol oldu.” diyor. İşsizlik fonu ve deprem vergileri sermayeye peşkeş çekildi, daha az alanın ve insanın etkilendiği İzmir depreminden bu yana deprem konutları yapılmadı, halk konteyner kentlerden çıkarılıyor. Şimdi de aynı rantı sağlamak için yeni yasalar çıkarıyorsunuz. Sizin bu torbadan elde edeceğiniz gelirle hangi sermaye gruplarını sübvanse edeceğinizin planlaması dahi hazırdır muhakkak. Daha önce yapılan istisnanın sonuçlarını halka, işçilere açıkladınız mı? Hayır. Şimdi istisna kaldırıldığında ne olacak, açıklayabiliyor musunuz? Hayır. Bir vergi istisnası kaldırılıyor diye kimse sevinmesin. Bu iktidarın patronlar aleyhine yaptığı bir tek uygulaması yok. Birbiriyle alakasız onlarca yasa teklifini bir torbaya doldurup Meclise getirirken halk için, işçiler için, kadınlar için zarar ziyandan başka hesabınız yok. Savaşla devam ettirdiğiniz iktidarınızı korumak dışında başka hesabınız da yok zaten.
Bakın, Anayasa madde 73 ne diyor: “Herkes kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye politikasının sosyal amacıdır.”
Peki, siz Meclise ne getiriyorsunuz? Vergi adaletsizliğinin derinleştirilmesini. İşçi sınıfını asgari ücrete mecbur edip onu bile vermiyorsunuz. Doğrudan ve dolaylı vergilerle asgari yaşamayı bitiren üç kuruşu bile vermiyorsunuz, ki otuz altı yıllık memurlar üç kuruş emekli maaşıyla geçinemeyecekleri için emekli olamıyorlar.
Avrupa’nın asgari ücretle çalışan en büyük işçi oranı Türkiye’de. Vergilerle nefesi kesilen de aynı işçiler, patronlar değil, ki sıralarınızda bol bulunur. Bunca zamandır sermayeye uygulanan istisna asgari ücretliye sağlanmamıştır. En temel ihtiyaçları için işinin ödediği vergilerin toplamını ödememiş patron vardır, rant çeteleri vardır. Temel beslenme giderlerini karşılamak için 2 işte çalışan insanlar size göre belki aç değil ama kuru ekmek ne doyurur ne besler sizin sandığınızın aksine. İşçi sınıfı evine aldığı her üründen bir tane de saraya alıyor. Asıl istisna sarayın masraflarına gerek belli ki. Saray çocukların ellerini yıkadığı sabundan, ağzındaki lokmadan, oyuncağından istisna yapmıyor. İşçinin evine aldığı her hijyen ürününden bir tane de saray alıyor. Hijyen meselesinde bir nokta var ki bu, iktidarın karakterinin bir diğer yüzüdür. Her uygulamasında kadınların zararına çalışan bu iktidar, dolaylı vergilerle kadınların hijyene erişimini engellemektedir. “Regl yoksulluğu” diye bir kavram var. Kadınlar bu ülkede en temel ihtiyaç olan ped ve tampona erişemiyor, bunlara lüks tüketim muamelesi yapılıyor. Regl olanların sağlığa uygun regl ürünlerine erişimi desteklenmesi gerekirken tam tersine bu ürünlerin fiyatları enflasyona ezdiriliyor, KDV oranı artırılıyor. Siz, regl olanın haracını alıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Hatip.
BURCUGÜL ÇUBUK (Devamla) – Zaten size göre kadın evde otursun, kız çocukları karma eğitime alınmasın. Hâliyle kadınlar ped ve tampon yerine çaput bağlasın. İşçi sınıfının, kadınların, halkların başına gelmiş en büyük felaket AKP-MHP iktidarıdır. Sizden işçi sınıfının, kadınların; Arap, Kürt ve Türk halklarının dayanışması ve birleşik mücadelesiyle kurtulacağız.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) – Ezbere konuşma.
BURCUGÜL ÇUBUK (Devamla) – Biz sıralarımızdan sataşma ihtiyacı duymuyoruz, biz sözümüzü açıkça her yerde rahatça söylüyoruz.
Teşekkürler Sayın Başkan. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 8’inci madde kabul edilmiştir.
9’uncu madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım. İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 33 sıra sayılı 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların
Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik

Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin işlenecek hükmünde yer alan (3)’üncü fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“Birinci fıkrada yer alan süreyi bir yıla kadar uzatmaya Hazine ve Maliye Bakanlığı; istisna kapsamına girecek teslim ve hizmetleri tamamlamaya, istisna ve iadeye ilişkin usul ve esasları belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir.
Özgül Saki Mehmet Rüştü Tiryaki Tuncer Bakırhan İstanbul Batman Siirt
Perihan Koca Nejla Demir Keziban Konukcu Kok Mersin Ağrı İstanbul
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Başkanım. BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul milletvekili Sayın Özgül Saki konuşacaklar.
Süreniz beş dakikadır.
Buyurun Sayın Saki. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar)
ÖZGÜL SAKİ (İstanbul) – Teşekkür ederim.
Evet, bugün 6 Şubat depreminin üzerinden tam yüz elli sekiz gün geçti ve yüz elli sekiz günün sonunda hâlâ içme suyuna deprem bölgesinde erişilemiyor, hâlâ kadınlar pedlere ulaşamıyor, tampona ulaşamıyor, hâlâ deterjana ulaşılamıyor, hâlâ tuvalet kuyrukları var, hâlâ banyo yapılamıyor; böyle bir dönemdeyiz ve karşımıza böyle bir torba yasa geliyor. Bu torba yasanın 9’uncu maddesinde ilgilendiği sadece inşaat. Orayı bir inşaat rantı hâlinde gördüğü, torba yasanın bütün maddelerinde belli. Bu maddede şöyle diyor: “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına yapılan teslim ve hizmetler KDV’den istisna sayılır.” İyi bir şey ama hemen peşinde “ancak” var, her zaman bir “ancak” var, o “ancak”ta da diyor ki: “Bu meslek kuruluşları bunu elde etmek için, istisna hakkını elde etmek için AFAD’la protokol yapmalı.” Şimdi, ben bu AFAD’ın deprem bölgesinde nasıl bir icraat yaptığına bizzat tanığım. Deprem olduğu gün, gecesi ne yapabiliriz diye İstanbul’dan bir grup feminist kadın tartıştık ve hemen deprem bölgesine gitmeye karar verdik. Uçakla gelecektik. Orada AFAD, arama kurtarmaya giden bizi arama kurtarma araçlarımızla birlikte tam yirmi dört saat bekletti ve biz beklerken Zonguldak maden işçilerinin de bekletildiğini görüyorduk. AFAD bir afetin bir felakete nasıl dönüştüğünün örneğiydi benim açımdan ve her birimiz AKP-MHP iktidarının bir doğal afeti nasıl felakete dönüştürdüğüne bizzat tanık oldu, ben de bölgede bunlara bizzat tanığım. Nedir peki tanıklığım? Şimdi, bu torba yasada deprem bölgesiyle ilgili konuşuluyor ya, deprem bölgesinde yaşayanların, oradaki kişilerin yaşam kalitesini artırmak üzerine. Şimdi, madem böyle, gelin, bir bakalım; deprem bölgesindeki insanlar nasıl görüyor? Depremin ilk bir ayında, ilk haftasında ben İslâhiye’deydim, bir hafta arama kurtarma çalışmalarındaydım afet gönüllüleriyle birlikte; sonrasında Adıyaman’daydım; sonrasında İspanyol sahra hastanesinde gönüllü çalıştım, Arsuz’daydım. Bakın, o zaman orada ne oldu, devlet nasıl vardı? AKP-MHP iktidarı nasıl deprem alanındaydı? Benim gözlemlerim zaten var ama ben size Uluslararası Af Örgütünün raporunu söyleyeyim, orada deprem bölgesindeki suçlarla ilgili diyor ki: “Kolluk görevlileri, doğal afet kapsamında ilan edilen olağanüstü hâli cezadan muaf şekilde, işkence ve kötü muamele yapma ve hatta öldürme serbestliği içinde davranıyor.” Peki, biz buna nasıl tanık olduk? Deprem bölgesindeki tüm depremzede olan insanları; yetmez, oraya dayanışma için giden sosyalistleri, devrimcileri, feministleri kontrol altına almak isteyen hem kendisi yok hem onların yapmak istediği dayanışma faaliyetini engelleyen bir şey gördük. Yetmez, bir paket tuvalet kağıdı aldı diye bir marketten, makarna aldı diye bütün deprem bölgesinde yaşayanları yağmacı ve hırsız ilan etti. Ama sonra gördük ki asıl yağmacı, asıl hırsızlar çadırları parayla satanlardı, Kızılaydı; bir bütün olarak, bütün deprem bölgesine dayanışmak için gönderilen malzemeleri evlerinde stoklayan AFAD görevlileriydi; şimdi aynı şey bu torba yasada da tanımlanıyor. Deprem bölgesindeki halkı nasıl gördüğüne dair tabir çok çok açık. Bakın, bizzat gerekçe bölümünden okuyorum. Diyor ki: “Bu iskân alanları…” Hangi iskân alanları? Kamulaştırmak istediği, el koymak istediği iskân alanları. Ne için? Konut yapmak için. Orada diyor ki…
On iki saniyem kalmış, yetişmeyecek tamamını okumama belli ki. Onun için, bir beş saniye bu gerçekleri, hakikatleri açıklamak için gözlerinizi yandaş medyaya değil, mesela Mor Çatının raporuna dikin, mesela afet için feministlerin tanıklıklarına bakın, mesela TMMOB’un raporlarına bakın, Çağdaş Hukukçuların raporlarına bakın diyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.
ÖZGÜL SAKİ (Devamla) – Bakın, ne diyor gerekçe bölümünde? Oradaki halkı nasıl gördüğüne çok açık işaret. “Bu iskân alanları içerisinde yer alan taşınmazların işgalci olarak vatandaşlar tarafından kullanıldığı…” Vatandaşlara “işgalci” diyor. Kim diyor? AKP-MHP iktidarı. “Bu alanları zeytinliğe dönüştürerek, bu alanlarda meyve yetiştirerek, bu alanlarda bahçecilik yaparak, müştemilatlar yaparak buraları işgal etti.” diyor, orada yaşayanlara, yaşamını kuranlara “işgalci” diyor. Ama biz biliyoruz ki asıl işgalciler, bütün orman alanlarını, bütün bu meraları yağmalamak isteyen 5’li çetenin şirketleri.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZGÜL SAKİ (Devamla) – Hemen hemen hepsi, bütün ihaleler yandaş şirketlere peşkeş çekiliyor. Asıl işgalciler,
bunlara peşkeş çektiren iktidar ve bu şirketlerdir diyorum.
Teşekkür ediyorum. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyettedir, bu önergeleri birlikte işleme alacağım.
Önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 9’uncu maddesinin çerçeve hükmünde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu Ömer Karakaş
İzmir Aydın
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Gökhan Günaydın Gülcan Kış Orhan Sümer
İstanbul Mersin Adana
Tahsin Ocaklı Deniz Demir Aliye Timisi Ersever
Rize Ankara Ankara

Cavit Arı Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu Kadim Durmaz Antalya Manisa Tokat
BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki bu önergelere katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Başkanım. BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Sayın Ömer Karakaş.
Süreniz beş dakikadır.
Buyurun Sayın Karakaş. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)
ÖMER KARAKAŞ (Aydın) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri ve ekranları başlarında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız; görüşülmekte olan torba yasanın 9’uncu maddesi hakkında verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Kahramanmaraş merkezli 2 ayrı deprem felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Yüce Allah’tan rahmet, yaralanan vatandaşlarımıza da acil şifalar diliyorum. Depremin üzerinden yaklaşık beş buçuk ay geçti, devlet ilk gün oradaydı veya değildi, AFAD yetersiz kaldı ya da kalmadı, yardım eli yeterince uzandı veya uzanmadı bu konuları burada yeniden tartışmak istemiyorum bunlar zaten yeterince tartışıldı. Bu tartışmaların bölgede yaşam mücadelesi veren vatandaşlarımız için hiçbir faydası olmayacaktır. Şu an önemli olan yaraları sarmak için, acıyı dindirmek için ne yapıyoruz ya da neleri eksik yapıyoruz bunlara bakmamız lazım, sorunlara odaklanıp kalıcı çözümler üretmemiz lazım. Deprem mağduru vatandaşlarımız için şartlar her geçen gün kolaylaşması gerekirken daha da ağırlaşıyor. Hâlen on binlerce vatandaşımız çadırlarda ve konteynerlerde yaşıyorlar. Bir yandan ekonomik kriz, diğer yandan depremin getirdiği ağır yük, acı ve gözyaşı. Maalesef, insanlarımızın mağduriyetleri hâlen devam ediyor. Başta TRT olmak üzere yandaş kanallarda deprem unutturulmaya çalışılıyor, sorunlar kamuoyu gündeminden gizleniyor. Unutmayınız ki bizler depremin acısını 85 milyon olarak birlikte yaşadık, dolayısıyla yaralarını da inşallah hep birlikte saracağız, hiçbir vatandaşımızı yalnız bırakmayacağız.
Evet, ekonomik bir kriz yaşıyoruz ancak bu krizin çözümü Körfez ülkelerine borç bulma seferlerine çıkmak değildir. Türkiye Cumhuriyeti devleti bölgenin en önemli ülkesidir; dolayısıyla, böyle bir durum bu büyüklükteki bu önemli ülkeye yakışmıyor. El âleme el açmak mıdır ülkemizin kaderi? Ayıptır, günahtır.
Kendi yarattığınız ekonomik enkazın içerisinde “Bu millet ne yiyecek, ne içecek?” diye hiç düşünüyor musunuz? Hiç mi Allah korkunuz yok, hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Memura, emekliye zam verirken eliniz son derece cimri ancak vergileri artırırken ise bir o kadar cömertsiniz. Vatandaşlarımız, esnafımız, şirketlerimiz, cumhuriyet tarihinin en borçlu dönemini yaşıyor. Borç yükü hepimizin sırtında ağır bir bela hâline geldi. Seçimlerde kendi bölgem olan Aydın’da gezerken aileler çocuklarına et alamadıkları için protein ihtiyaçlarını yumurtayla karşılamak zorunda olduklarını söylemişlerdi. Bayramda gittiğimde ise Aydınlı hemşehrilerimiz bir kolisi artık 60 lirayı geçen yumurtayı bile alamaz hâle geldiklerini söylediler. Aydın’da hangi emeklinin elini sıksam “Torunuma bu bayram bayram harçlığı veremedim, torunlarımın yüzüne bakamaz hâle geldim.” diyorlar. Hangi esnafın kapısını çalsam “Vekilim, daha siftah yapamadık.” ya da “İlk siftahı yeni yapabildik.” diyorlar.
“Zam verdik.” adı altında seçim öncesi göz boyamak için en düşük emekli maaşını 7.500 liraya çıkardınız ancak şimdi zamları kök maaşa yaparak son yaptığınız zamlarla birlikte yine emekli maaşı 7.500 lira oluyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, devam edin.
ÖMER KARAKAŞ (Devamla) – Madem bu maaş yeterli, buyurun o zaman 7.500 lirayla siz geçinin. Buradan tüm iktidar partisi milletvekillerini 7.500 lirayla bir ay geçinmeye davet ediyorum.
1 Ağustos itibarıyla devlete ait misafirhanelerden depremzedelerin çıkarılacağına dair sürekli telefonlar alıyorum. Şimdi ben milletimizin kürsüsünden sizlere soruyorum: Bu vatandaşlarımızla ilgili tasarrufunuz nedir? Okullar tekrar açıldığında yurtlara yerleştirdiğiniz vatandaşlarımız nerede kalacaklar? Bu insanlar daha ne kadar yardıma muhtaç hâlde bekleyecekler? O bölgede yaşayan vatandaşlarımıza devletimizin büyüklüğünü ne zaman göstereceksiniz? 2000 yılından itibaren toplanan deprem vergilerinin nereye, kimlere harcandığının hesabını milletimize ne zaman vereceksiniz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖMER KARAKAŞ (Devamla) – Her zamanki gibi bir kulağınızdan girip diğer kulağınızdan çıkacak.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Karakaş.
Aynı mahiyetteki önergeler üzerine ikinci konuşmacı Sayın Tahsin Ocaklı. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Ocaklı.
TAHSİN OCAKLI (Rize) – Sayın Başkanım, Değerli Genel Kurul üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkanım, konuşma sürem biterse Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hemşehrisi olduğunu dipnot olarak size vereyim, belki torpil yaparsınız.
Evet, şimdi konuşacağımız madde tabii, elbette ki torba yasanın 9’uncu maddesindeki KDV istisnasıyla ilgili durum. Önce bir tanımlama yapmak istiyorum. Ben inşaat mühendisiyim, normalde işim, konut işi üretmek. Dolayısıyla konut işindeki ticaretle ilgili oldukça deneyimli ve bilgi sahibiyim. Buradan da şunu anlatmak istiyorum size: Şimdi, biz bir inşaatı yaptığımız zaman, işte, oraya dair aldığımız faturaları vergi dairesine bildiriniz, efendim, faturamızı keseriz, sonra da vatandaşa o daireyi fatura ederken, biz 150 metrekarenin altında olan daireleri yüzde 1 fatura kesmek suretiyle vatandaşa devir teslim ederiz. Yüzde 18’le aldığımız mal ve ürün bedelini vatandaşa verdiğimizde yüzde 1’le satarız. Sonra ne yaparız bir müteahhit sıfatıyla? Gideriz vergi dairelerine, deriz ki: “Bizim burada yüzde 17’lik bir kaybımız var, bunu vergi iadesi olarak sizden istiyoruz.” Eğer ortada bir haksız kazanç yoksa vergi iadesini de vergi daireleri yapar. Ben bu iadelerden alanlardanım. Şimdi, bunu niye anlattım? Torba yasanın içinde aslında bir lütuf olarak gösterilen KDV’nin alınmayacağı hususu gerçekçi değil. Normalde sizin burada almadığınız husus, almadığınız miktar yüzde 1’dir. Yani “Vergi olarak vazgeçtik, almıyoruz.” dediğiniz oran yüzde 1’dir.
Şimdi, değerli vekiller, bir de şuna bakmanız gerekiyor: Daha geçen hafta 780 küsur milyar TL ek zam verdiğimiz vatandaştan ek bütçeyle de 1 milyar 190 milyon lira para alacağız. Yani toplamda 1,9 milyar lira bu vatandaşa yük vereceğiz ama lütuf olarak da ona diyeceğiz ki: “Biz o alacağımız yüzde 1’lik vergi var ya, ondan vazgeçtik.” Bunun iyi anlaşılması için halkımız bir kere bunu bilsin: İktidarın vazgeçtiği vergi dilimi yüzde 1’dir ve bu dilim 1 trilyon 900 milyar TL ek bütçenin içinde hiçbir şey ifade etmez. Eğer vatandaşa katkı yapacaksak bu ek zamlarla gelen yüke dair bir katkı vermemiz lazım.
Şimdi, neden yapılıyor bu yüzde 1’lik… Benim adına yüzde 1’lik dediğim, sizlerin de tanımlamayla 2024’ün 31 Aralığına kadar geçerli olacağını söylediğiniz -sonrası ne olacak belli değil- bu madde yani “indirim yoluyla telafisi mümkün olmayan vergilerin ilgililerine geri iadesi…” vesaire gibi gidiyor. Bu, aslında elbette ki Hatay’ın Arsuz ilçesinde Özbekistan Hükûmeti ile Türkiye Odalar Birliği arasında düzenlenen, bağış yapılması istenen deprem konutlarıyla ilgili. Çok da güzel bir şey, ne iyi etmişler, kim yapıyorsa Allah da razı olsun. Buraya kadar güzel ama demin söylediğim nedenlerle, bu yüzde 18 değildir, affedilen vergi

dilimi yüzde 1’dir; bir defa bunu tespit etmemiz lazım.
Şimdi, ama orada başka bir şeye de dikkat çekmek istiyorum, bazı hatiplerimiz de değindiler. Arsuz’daki proje alanımız
1 milyon 900 bin metrekare. Bu alan içerisinde 890 bin metrekaresi orman alanlarından alınmış, buraya özellikle dikkatinizi çekmek istedim yani bir proje yapacaksınız, bunun yarısı ormanlardan gidiyor. Milletvekili arkadaşlarım söz ettiler, zeytinlerden, zeytinliklerden çokça fedakârlığımız var. Hepimizin bahsettiği, hepimizin kabul ettiği bu alanların belirlenmesinde özellikle STK’lerden, çevre mühendislerinden, ziraat mühendislerinden, vesaire gibi yani bir teknik heyetin rızasıyla oluşturulacak alanlar üzerinde yapılması hâli en doğru olan şey olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
TAHSİN OCAKLI (Devamla) – Başkanım, affedersiniz…
BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın lütfen.
TAHSİN OCAKLI (Devamla) – Yani burada 6 Şubatta olan bu deprem üzerinden yüce Meclis bir haber hâlinde hemen toplanabilir ve bunların kanunlaştırılmasını pekâlâ çok daha erken yapabilirdi, hiç beklememiz gerekmezdi ama şimdi, asıl Türkiye’nin konuşması gereken şey şudur değerli arkadaşlarım: Naci Görür Hoca bir şeye bir daha dikkat çekti, 7,2 ile 7,6 büyüklüğünde bir deprem tehlikesi önümüzde var, geliyor; buna dair şimdi konuşmamız lazım. Tıpkı şubattan sonra olan depremi şimdi konuşmamızın -üzerinden geçen zamanın- bize faydası olmadığı gibi, önümüzdeki bu 7,2-7,6 büyüklüğündeki depremler için ne yapacağımızı da hemen konuşmayı diliyorum.
Yüce Meclisimize sevgi ve saygılarımı sunuyorum efendim; sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.
10’uncu madde üzerinde 2 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım. İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 33 sıra sayılı 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi için Ek Motorlu Taşıtları Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.

Gökhan Günaydın Gülcan Kış Orhan Sümer
İstanbul Mersin Adana
Deniz Demir Cavit Arı
Ankara
Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu
Manisa Aliye Timisi Ersever Antalya
Kadim Durmaz Tokat
Ankara
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Başkanım. BAŞKAN – Önerge üzerine Mersin Milletvekili Sayın Gülcan Kış konuşacaklar.
Süreniz beş dakikadır Sayın Kış.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
GÜLCAN KIŞ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen ve “yüzyılın depremi” olarak nitelendirilen Maraş merkezli yaşadığımız felaket sonrası on binlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiş, binlerce vatandaşımız yaralanmış, evsiz ve yurtsuz kalmıştır. Depremin vurduğu illerde sanayi alanları, iş yerleri, organize sanayi bölgeleri de ciddi hasar almıştır; OSB’lerin büyük kısmında üretim tamamen durmuştur. Depremi en yakından yaşayan, sonrasında da depremzedelerimize kucak açan Mersin’imiz, başta Mersin Büyükşehir Belediyemiz olmak üzere, ilçe belediyelerimizle, vatandaşlarımızla, sanayicilerimizle, iş insanlarımızla depremin yaşandığı ilk andan itibaren topyekûn seferber oldu. Bölgede nasıl bir acı yaşandığının en canlı tanıklarıyız. O nedenle, bölge halkımız için yapılacak her türlü düzenlemenin de destekçisiyiz; Cumhuriyet Halk Partili 11 büyükşehir belediyemiz ve ilçe belediyelerimiz de aynı hassasiyeti göstermişlerdir.
Değerli milletvekilleri, depremden zarar gören vatandaşlarımızın gözü, kulağı bugün bu Mecliste. Bugün burada görüşülen, depremlerin yol açtığı ekonomik kayıpların telafisi için getirilen torba kanun teklifi, Anayasa’ya uygunluk incelemesi yapılmadan, ilgili komisyonlarda görüşülmeden alelacele gündeme getirilmiştir. Torba teklifin 10’uncu maddesiyle, deprem bölgesindeki sanayi ve iş yerlerinin durumuyla sınırlı olarak, 4562 sayılı OSB Kanunu’na geçici madde ilave edilmiştir. Düzenlemeyle Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına sanayi alanı tespitinde ve imar alanı planı hazırlığında hızlı karar alınması yetkisi tanınırken bu yerler Cumhurbaşkanı kararıyla sanayi alanı ilan edilecektir. Sanayi alanının tespitiyle ilgili kurul ve komisyonların da görüşüne başvurulurken bu geçici maddeyle ilgili bakanlar tüm yetkileri üzerine alabilecek ya da bakanlar bu yetkilerini takdir ederlerse devredebilecekler.
Değerli milletvekilleri, söz konusu işlemler sırasında olağanüstü koşullar dikkate alınırken farklı kurum ve kuruluşların, sanayi alanlarının tespitinde görüş vermesi gereken kurul ve komisyonların görüşlerinin alınmaması uygulamada çok fazla probleme de sebep olacaktır. Nedir bunlar? Mesela, yeni sanayi alanlarının tarım arazilerine, jeolojik yapısı yumuşak, su seviyesi yüksek toprak alanlarına denk getirilmemesi için diğer kurumların vereceği görüşler önemliyken onların sürece dâhil edilmemesi ekonomik anlamda sorunlara sebep olacaktır. Bu nedenle, kurum görüşleri için verilen sürenin en az otuz güne çıkarılması gerekmektedir. Bu düzenlemeyle -imar planlarının askıya çıkarılmaması, yurttaşlara ve kamuoyuna bildirilmemesi, itiraz süreçlerinin işletilmemesi düzenlemeleriyle- acil durum gerekçesiyle yapım süreçleri denetimden ve yargıdan kaçırılmaya çalışılmakta, denetimsiz hâle getirilmektedir. Fay hattına yakın olabilecek ova ve meralarda, acele bir şekilde, hızlıca, hiçbir bilimsel görüşü, muhalif görüşü dikkate almadan tesisler oluşturulacaktır. Teklifin bu maddesindeki düzenleme depremzede iş insanına aslında yeni bir borç vaadidir. İş yeri ve konutta kredi desteği koşulları ne olursa olsun yeni bir borç anlamına gelmektedir.
Maraş depremi sonrasında, 27’nci Yasama Döneminde deprem sorunlarının tüm yönleriyle araştırılması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan meclis araştırması komisyonu raporunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak afetlere hazırlık amaçlı kanun, yönetmelik düzenleme önerilerimizde deprem riski taşıyan illerde üretim sektörleri için çok boyutlu risk analizleri içerecek envanter çalışması yapılmasını istedik. Sahada anket, mülakat çalışması yapılması, yerinde dönüştürülmesi ve güçlendirilmesi, her bölgenin dinamiklerinin yerinde değerlendirilmesini istedik. OSB’ler için yerinde çalışma yapılmasını, depremde büyük ölçüde etkilenebilecek iş kollarının belirlenmesini, etkilenecek, gelirsiz kalacak gurupların deprem öncesinde

belirlenmesini istedik. Ancak bizim bu uyarılarımız dikkate alınmamıştır. Deprem bölgesinin zararlarının telafi edilmesi, konut, iş
yeri ve sanayi tesislerinin bir an önce yapımına başlanması acilen gereklidir ancak hızlı toparlanma adına yanlışlar yapılmamalıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın lütfen.
GÜLCAN KIŞ (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisi olarak depremin yaşandığı ilk günden bu yana depremzedelerimizin yanındayız. Altı aydır çözüm bekleyen bölge halkının sorunlarının bir an evvel bitmesi taraftarıyız. Ancak gelinen noktada bu torba yasa gösteriyor ki tüm muhalif görüşler yok sayılmıştır. Anayasa’ya uygunluk incelemesi yapılmayan torba öneri olarak hazırlanan bu yasayı bu hâliyle reddediyoruz. Sorunların ve yapılan düzenlemelerin tüm ayrıntısıyla değerlendirildiği konuyla ilgili tüm ihtisas komisyonlarının devrede olduğu, tüm ilgili kurum ve kuruluşlardan görüş alındığı bir yasama çalışmasının gerekliliğine inanıyoruz. Teklifin bu hâliyle kanunlaşmasına karşı olduğumuzu bildiriyoruz.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kış.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler. Önerge kabul edilmemiştir.
10’uncu maddeyi oylarınıza…
Özür dilerim, bir önerge daha var, bir söz hakkı daha var, onu dinledikten sonra maddeyi oylatacağım.
Önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 33 sıra sayılı 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi için Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 10’uncu maddesinde yer alan “İlgili kurumlarca verilmesi gereken görüşler bir hafta içinde verilmediği takdirde olumlu görüş verilmiş sayılır.” ifadesinin “İlgili kurumlarca verilmesi gereken görüşler bir ay içinde verilmediği takdirde olumlu görüş verilmiş sayılır.” ifadesiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

George Aslan Mehmet Rüştü Tiryaki Tuncer Bakırhan
Mardin Batman Siirt
Nejla Demir Özgül Saki Keziban Konukcu Kok
Ağrı İstanbul İstanbul

Perihan Koca Mersin
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Başkanım. BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Sayın George Aslan konuşacak.
Buyurun Sayın Aslan. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar)
Özür dilerim, ikisini aynı mahiyette zannettim, buyurun.
GEORGE ASLAN (Mardin) – Sayın Başkan, biz Süryaniler hep unutuluyoruz, Meclisin ilk Süryani konuşmacısı olarak bugün gene unutulduk.
Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; Yeşil Sol Parti adına 10’uncu madde üzerine söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu ve televizyonları başında bizi izleyen halklarımızı saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, 6 Şubatta yaşanan Maraş merkezli depremlerin üzerinden tam beş ay geçti. 50.783 yurttaşımızı kaybettiğimiz, yüz binlerce yurttaşın yaralanmasına neden olan deprem 4 milyon kişinin evinden ayrılmak zorunda kalmasına ve 1,5 milyon insanımızın ise evsiz kalmasına neden olmuştur. Deprem bölgelerindeki insanlara yaşatılan kasta varan imkânsızlıklar sebebiyle on binlerce insanın göz göre göre hayatını kaybetmesi; çadır, gıda, tuvalet gibi acil hayati ihtiyaçların uzunca bir süre giderilmemiş olması, insanlara deyim yerindeyse enkaz muamelesi yapılması hafızalarda tazeliğini korumaktadır.
Değerli milletvekilleri, deprem bölgesindeki 10 ilde 57 organize sanayi bölgesi bulunuyor. Organize sanayi bölge başkanlarının açıklamalarına göre Maraş’ta OSB’deki fabrikaların 8’i ağır olmak üzere 26 tanesi hasarlı durumda. Malatya Organize Sanayi Bölgesindeki işletmelerin yüzde 25’i çöktü, tüm fabrika ve işletmeler çalışamaz hâlde. Adıyaman Organize Sanayi Bölgesi’ndeki 10 fabrika ağır hasar görürken küçük işletmelerin çoğu yine, hasarlı durumda. Hatay Antakya’daki küçük sanayinin tamamı yerle bir olmuş durumda ve yıkım esnasında OSB yine, hasar aldı. 1.500 yan sanayi işletmesinden 1.400’ü enkaz oldu çünkü tarım arazileri üzerine kuruluydu. Zemin olarak bu arazilerin depreme dayanıklı olmadıklarını depremde tekrar görmüş olduk. Tarım arazilerine yapılan organize sanayi bölgelerindeki yapıların çoğu hasar görürken diğer alanlarda yapılan OSB’ler ise hemen hemen hiç zarar görmemiştir. Organize sanayi bölgeleri kurulurken maalesef ne deprem riski ne de halkın yararı gözetilmektedir, bu da yaşanan depremlerde insanların can ve mal kayıplarına neden olmaktadır. Getirilen düzenlemeyle 6 Şubat deprem bölgesindeki sanayi ve iş yerlerinin mevcut durumuyla sınırlı olarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına sanayi alanı tespitinde bulunma ve imar planı hazırlığında hızlı karar alınabilmesi yolunda çok geniş bir takdir yetkisi veriliyor. Bu geçici madde düzenlemesiyle sanayi alanı tespiti sebebiyle ilgili kurumlara görüş sunabilmeleri için sadece bir hafta süre tanınıyor. Peki, bu süre içinde görüş verilmezse ne olacak? Bu durumda ilgili kurumlar olumlu görüş vermiş sayılıyor. Bu düzenlemelerde kimi sakıncalar söz konusudur; acil durum bahanesiyle imar planları askıya çıkarılmayacak, bu durum yurttaşlara ve kamuoyuna bildirilmeyecek ve itiraz süreçleri yok sayılacaktır. Aslında burada yapılmak istenen açıktır: Yapım süreçlerini denetimsizleştirmek, yurttaşların katılım hakkını engellemek ve hak arama özgürlüğünü sınırlandırmak.
Değerli milletvekilleri, getirilen bu düzenlemeyle, inşası tamamlanan sanayi iş yerleri Bakanlıkça belirlenen talep sahiplerine borçlandırılarak veriliyor. Ayrıca, deprem nedeniyle yıkılan veya kullanılamayacak kadar hasarlı durumda olan sanayi iş yerlerinin yeniden inşası veya güçlendirilmesi benzer şekilde iş yerleri boş borçlandırılarak Bakanlıkça yapılabilecek veya yaptırılabilecek. Bu düzenleme, koşulları ne olursa olsun deprem bölgesindeki iş yerlerine yeni borçlar yüklemek anlamına gelmektedir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye aktif deprem kuşağında olan bir ülkedir. 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremler
zayıf zemin üzerindeki Hatay, Maraş, Adıyaman ve Malatya’da daha ağır hasarlara yol açmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın.
GEORGE ASLAN (Devamla) – Diyarbakır ve Urfa gibi kentlerde ise ruhsatsız, yanlış ve eksik malzeme seçimi veya daha sonra taşıyıcı sistemlere yapılan müdahaleler sonucu olduğu ifade edilmektedir.

Yapılaşma kararını zemin yapısına göre almak sorunun temel çözüm noktasıdır. Riskli alanlar imara açılmamalı, bilimsel normlara dayalı yer seçimi yapılmalıdır. İmar planına altlık teşkil eden jeolojik, jeoteknik etütler yapılmalı, ada ve parsel bazlı tüm yapılaşmalarda mühendislik hizmeti almayan hiçbir uygulamaya ruhsat verilmemelidir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye’de meydana gelen afet zararlarının azaltılmasında alınabilecek etkili önlemlerin başında denetim gelmelidir. Can ve mal güvenliğinin koruma altına alınması ve üretilen işlerin daha nitelikli olması için güçlü denetleme mekanizmasına ihtiyaç vardır. Bilimsel ölçütlerle, uygun zeminlerde depreme dayanıklı yapılar inşa edilmelidir.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslan.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.
11’inci madde üzerinde hepsi aynı mahiyette olmak üzere 3 önerge vardır, önergeleri okutup birlikte işleme alacağım.
Önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası İle Bazı Kanunlarda Ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 11’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Dursun Müsavat Dervişoğlu Ayyüce Türkeş Taş
İzmir Adana
Ümit Özlale
İzmir
Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Mehmet Rüştü Tiryaki Tuncer Bakırhan Perihan Koca
Batman Siirt Mersin
Nejla Demir Özgül Saki Keziban Konukcu Kok
Ağrı İstanbul İstanbul

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

Gökhan Günaydın Gülcan Kış Orhan Sümer
İstanbul Mersin Adana
Deniz Demir Cevdet Akay Aliye Timisi Ersever
Ankara Karabük Ankara
Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu Cavit Arı Kadim Durmaz
Manisa Antalya Tokat

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Başkanım.
BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde ilk konuşmacı Adana Milletvekili Sayın Ayyüce Türkeş Taş.
Süreniz beş dakikadır Sayın Taş.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan torba yasanın 11’nci maddesi üzerine İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlamaktayım.
Meclisteki ilk konuşmam olması sebebiyle, Türkiye Cumhuriyeti devleti ve yüce Meclisimizin kurucusu olan Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle anarken Türk dünyasının efsane lideri babam Başbuğ Alparslan Türkeş’in de aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) Bu vesileyle, bana bu yüce Meclis çatısı altında hizmet etme imkânı veren Adanalı hemşehrilerime de sevgi ve saygılarımla teşekkürlerimi yolluyorum.
Bilindiği üzere, bu teklifle 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a geçici madde eklenerek 1 Ocak 2023 tarihinden geçerli olmak üzere Hazine ve Maliye Bakanı ve Cumhurbaşkanının yüzde 5’er olan borç artırım tutarı 3 katına çıkarılmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda aralık ayının sonlarına doğru benzer teklif yine AK PARTİ tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş ve bu yolla yıl içerisinde limitüstü olarak yapılan borçlanmalar sonradan meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Benzer bir durum bu teklif içerisinde de görülmektedir fakat bu defa arttırılan tutarın öncekilere göre çok yüksek olduğu göze çarpmaktadır. Öyle ki istenen net borçlanma limiti, Türkiye’nin toplam borç stoğunun yüzde 46’sı kadardır yani Türkiye’nin yüz yılda biriktirdiği borcun yarısına yakındır. Aynı zamanda, 2023 yılı bütçesi Hükûmete 660 milyon TL kadar borçlanma imkânı tanırken bu teklifle borçlanmanın 2,1 trilyon liraya yükseltilmesi, Gazi Meclisimizin bütçe yapma hakkının gasbedilmesi anlamına gelmektedir. Bütçe yetkisi Cumhurbaşkanına verilmekte, bütçe disiplininin dışına çıkılarak hesap verilebilirlik önlenmekte ve keyfî harcamalar teşvik edilmektedir. Bu durum Meclisimizin saygınlığına gölge düşürmekle birlikte yürütmenin yasamaya karşı olan sorumluluklarının da hiçe sayıldığını göstermektedir.
Ayrıca, siyasi iktidarın son dönemde sıkça dillendirdiği istikrar programı ile bu maddenin ihdas ettiği uygulama çelişmektedir. Hiçbir istikrar programında borçlanmanın limiti yüzde 230 arttırılamaz, hele hele bu limitin nereye, nasıl harcanacağı yönünde şeffaf bir açıklama bulunmadan hiç arttırılamaz. Bütçenin gelir tarafında artış sağlamak üzere vergi, resim ve harçlara oldukça yüksek zamlar yapılırken harcama tarafında görülen başıbozukluğun devam etmesi de herhangi bütçe disiplini anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
Hatırlanacağı üzere Hükûmet bu teklifle depremin yaralarını sarmak adına bazı vergi düzenlemeleri yapacağını ifade etmişti. Ancak ülkemizi derinden yaralayan depremin üzerinden beş ay geçmesine rağmen Hükûmetin vergi artışları ve yeni zam oranları için seçimlerin sona ermesini beklemesi, vatandaşın yaşadığı mağduriyete ulaşmakta ve yaşanan felaketinin yaralarını sarmakta ne kadar samimi olduklarını da ortaya koymaktadır. Bu torba yasa bize gösteriyor ki Hükûmet bu teklifle deprem felaketi sürecinde kendi sorumluluğunu, hükûmet olma vasfını vatandaşlarımıza yeni vergiler ve zamlar yoluyla yüklemeye çalışmaktadır.
Özetle, bu teklife bakıldığında gelir tarafında insafsız bir IMF politikası, harcama tarafında da büyük bir başıbozukluk
mevcuttur. Bu torba yasa Türkiye’nin sorunlarını çözmekten uzak, tam tersi ülkemizin sorunlarını daha da derinleştirecek bir

karaktere sahiptir.
Sonuç olarak, İYİ Parti olarak belirttiğimiz endişe ve çekincelerle kanun yapım süreci başta olmak üzere getirilen torba kanunun içerisindeki bu teklifleri yetersiz bulmaktayız.
Sözlerime son verirken hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde 2’nci konuşmacı Siirt Milletvekili Sayın Tuncer Bakırhan.
Süreniz beş dakikadır Sayın Bakırhan.
Buyurun. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar)
TUNCER BAKIRHAN (Siirt) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi selamlıyorum.
Partim adına kanun teklifinin 11’inci maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım.
Başta şunu belirtmek gerekiyor ki özellikle Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişle birlikte Mecliste geçen her iki kanunundan biri torba yasa olmuştur. Deyim yerinde ise Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, torba yasa hükûmet sistemi hâlini almıştır.
Meclisin 28’inci dönemine yine bir torba yasayla başlıyoruz. Örneğin 30 maddelik bir kanun çıkarıyorsunuz ve birbirinden farklı onlarca konuyu aynı kanun içerisinde düzenliyorsunuz. Bu durum yasama bütünlüğünü bozarak milletvekillerinin kanunu denetleme fırsatını da ortadan kaldırıyor. Torba yasalar yasama etiğini ayaklar altına alıyor. Bu durum aynı zamanda hakimlerin, savcıların, hukukçuların ve bürokratların torba yasalarla değişen kanunları takip edebilmesini de ortadan kaldırıyor. Madde 11’le Ocak 2023 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Hazine ve Maliye Bakanı ve Cumhurbaşkanının yüzde 5 olan borç artırım tutarı 3 katına çıkarılmaktadır. Bu düzenlemeyle Meclisin bütçe yapma yetkisi hiçe sayılarak bütçenin içine tek kişinin iradesiyle harcanacak bir başka bütçe daha yerleştirilmiş ve Meclisin bütçe hakkı gasp edilmiş oluyor. Yasama organının kamu harcamalarının çeşit ve miktarı ile kaynağını önceden belirleme ve onaylama yetkisi bütçe hakkının bir gereğidir. Bütçe kanunları yasama organı tarafından yürütme organına yıllık olarak kamu gelirlerinin toplanması ve giderlerinin yapılması için yetki ve izin verilmesini düzenleyen kanunlardır. Verilen bu izin ve yetki özünde yasamanın halktan aldığı bütçe hakkının gereğidir. Anayasa’nın 161’inci maddesinin yedinci fıkrasında ise “Merkezî yönetim bütçesiyle verilen ödenek, harcanabilecek tutarın sınırını gösterir.” deniyor, Anayasa diyor ki: “Harcanabilecek tutarın Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle aşılabileceğine dair bütçe kanununa hüküm konulamaz.” Ama iç borçlanma olunca bu Hükûmet yasa falan dinlemiyor “Bütçe kanununa ilişkin Cumhurbaşkanına yetki verilemez.” demiyor.
Bu konuda daha önceden verilmiş bir iptal kararı mevcut. Şimdi, bu amir hüküm yok sayılarak ve yine bir torba kanun içerisine net borç kullanım tutarının artırılmasıyla ilgili olarak bu maddeyi koyuyorsunuz. Buradan sormak istiyoruz: Anayasa’da ilgili maddeler bu kadar açıkken ve daha önce bu konuda verilmiş iptal kararı varken 11’inci maddeyi bu tasarının içerisine koyma amacınız nedir? Bu madde yasalaşırsa ödenek üstü harcama yapılması kaçınılmaz olur. Meclis bu maddenin onaylanmasına izin verirse Meclisin bütçe yapmasının da bir anlamı kalmaz.
Değerli arkadaşlar, görünen o ki el parasıyla saadet döneminin sonuna geliyoruz. İktidarı döneminde dış borcu yönetilemez ve sürdürülemez düzeylere taşıyan AK PARTİ, nesiller boyu ödemek zorunda kalacağımız büyük bir borç mirası bırakmaktadır.
Sonuç olarak, borçlanma talep edilen bu düzenlemenin borçlanma limitine ilişkin muğlaklık içermesi ve buna ilişkin farklı yorumlara açık olması, halkın sırtına ek, büyük maddi yükler getirmesi ve bütçe hakkını gasbetmesi dolayısıyla çıkarılması gerekmektedir.
Genel Kurulu selamlıyorum. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler.
Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde son konuşmacı, Karabük Milletvekili Sayın Cevdet Akay. Süreniz beş dakikadır Sayın Akay.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CEVDET AKAY (Karabük) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Bugünkü kanun teklifinin ülkemiz için güzel sonuçlar doğurmasını temenni ediyorum. Tabii, temenni ediyorum ama bu torba yasayla beraber kabul etmemizin mümkün olmadığı bir sürü madde gündemde. Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerimiz esnasında 15 artı 2 geçici maddeyle başladığımız torba yasa, 31 maddeye ulaştı. Ansızın gelen 14 maddeyle beraber, torba yasa içerisinde bir torba yasayı da görüşmek durumunda kaldık.
Ben, bugün 11’inci maddeyle ilgili yani net borçlanma limitiyle ilgili hususları size anlatmaya çalışacağım. Bir kere bu maddenin kabul edilmesi mümkün değil. Benden önceki hatiplerin de belirttiği gibi, bütçe hakkının gasbedildiği, yasama yetkisine müdahale edilen bir pozisyon söz konusu. Bu yüzden, bu kanun teklifinin, bu maddenin buradan geçmesine karşıyız.
Peki, net borçlanma limiti nedir? Bütçe Kanunu’nun 1’inci maddesinin (1)’inci fıkrasının (a) bendindeki ödenekler toplamının 2’nci maddede belirtilen tahminî gelirler toplamı arasındaki fark. Mevcut bütçe kanununda da 661 milyar liralık bir rakama tekabül ediyor. Mevcut kanun şu yetkiyi vermiş: Öncelikle Hazine ve Maliye Bakanına yüzde 5, akabinde de Cumhurbaşkanına yüzde 5 yetki vermiş ve bu yetkinin kullanılması şekliyle de bütçe çalışmaları devam etmiş. Mevcut kanunla bu yüzde 5’erlik yetkilere ilaveten de 3 katına kadar Cumhurbaşkanına borçlanma yetkisi veriliyor. Bu rakam muazzam bir rakama ulaşıyor. Bu rakamın büyüklüğünü de size söylersek 661 milyar liralık yüzde 5’erlik limitlerle beraber, 3 katıyla beraber çarptığınız zaman 728,8 milyar liralık bir rakam, toplam tutar da 2 trilyon 186 milyara tekabül ediyor. Bu 2 trilyon 186 milyarlık rakam kamu harcamalarına oranlandığı zaman bütçenin yani ödeneklerin toplamının aşağı yukarı yüzde 48,8’ine tekabül ediyor. Yine, az önce, benden önceki hatiplerin de belirttiği gibi yüz yıllık iç ve dış borç stokunun yüzde 46’sına tekabül ediyor. Bu muazzam bir oran.
Yine, cuma günü önümüze ek bütçe gelecek. Bu ek bütçede de 1 trilyon 119 milyar 500 milyonluk bir ek ödenek isteniyor. Hakikaten bu ek ödenek de muazzam bir rakam. Torba yasa içerisindeki bu borçlanmayla ilgili verilen bu gizli ek bütçeyle beraber bu ek bütçeyi de ilave ettiğimiz zaman bu toplam da mevcut ana bütçenin yüzde 74’üne tekabül ediyor. Yani biz bu Mecliste bu kanunu bugün onayladığımız zaman normal ana bütçenin yüzde 75’ine tekabül eden bir bütçeyi daha onaylamış olacağız. Sizlerce bu mümkün mü değerli milletvekilleri? Bu muazzam bir olay, kabul edilebilir bir olay değil.
Tabii ki devlet borçlanacak, iktidar borçlanacak ama bu borçlanmayı yaparken de bu borçlanmanın rantabl bir şekilde kullanılması lazım. Şimdi, 2 trilyon 186 milyar liralık bir rakam var. Geldiğinde ek bütçede de göreceksiniz, 1 trilyon 119 milyar 500 milyonluk bütçe içerisinde personel giderleri yok. Personel giderleri de torba yasa içerisinde gizlenmiş vaziyette çünkü gelirleri oluşturulamamış. Bu rakamı da dâhil ettiğimiz zaman, 661 milyarlık rakamla da topladığımız zaman 1 trilyon 490 milyar liralık bir bütçe açığı öngörülmüş oluyor; 2 trilyon 186 milyar borçlanıyor, aradaki fark 700 milyar. Bu 700 milyar ne yapılacak? Yani şu anda gördüğümüz kadarıyla fazladan 700 milyar borçlanma yetkisi var. Tahmin ediyorum… Önümüzde yerel seçimler var, belediye seçimleri var, bu belediye seçimlerinde seçim bütçesi olarak mı kullanılacak? Ben bunu merak ediyorum, sizlere de soruyorum. Normalde, borçlanma yetkisinin sabit sermaye yatırımları olarak yani üretimi artırıcı, istihdamı artırıcı, ihracatı artırıcı alanlarda kullanılması lazım. Eğer siz böyle kullanırsanız net borçlanma hasılatı yaratırsınız, hem faizden hem anaparadan ödeme yaparak

bütçenin anapara ve borç yükünü aşağı çekersiniz. Ama ben bunun böyle olmadığını görüyorum, örnek verecek olursam, madem
borçlanıyoruz… Benim seçim bölgem Karabük’ten örnek vererek bunu Türkiye geneline yayacağım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın Sayın Hatip.
CEVDET AKAY (Devamla) – Evet, çabuk geçti süre Başkanım.
Şöyle söyleyeyim: İşte, Eskipazar’da metalle ilgili ihtisas organize sanayi bölgesi kurulabilir, yine Yenice’de orman ürünlerine ait ihtisas organize sanayi bölgesi, Eflâni’de mermer organize sanayi bölgesi… Tüm Türkiye genelinde bunu yaydığımız zaman görürsünüz ki istihdamı, üretimi artırıcı, ihracatı artırıcı yatırımlar yapılmış olur. Ben bunun böyle olmadığını görüyorum. Gelin, madem bu yatırımları da yapmıyorsunuz, bu borçlanmayı emeklilerimize ödeyelim, emeklilerimize ödeyelim. (CHP sıralarından alkışlar) Yaklaşık 700 milyarlık bir rakam yapıyor emeklilerimize ödeyeceğimiz tutar, tam da cuk diye oturmuş durumda, emeklilerimiz de rahat etsin biz de rahat edelim.
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akay.
Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul edilmiştir. Birleşime on beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.49
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.08
BAŞKAN: Başkan Vekili Sırrı Süreyya ÖNDER
KÂTİP ÜYELER: Adil BİÇER (Kütahya), Mahmut Atilla KAYA (İzmir)
——-0——-
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
33 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

BAŞKAN – Devam etmeden önce bir şey paylaşmak istiyorum.
Burada bulunmayan Vekilimiz Sayın Can Atalay için bugün karar çıkacaktı; karar olumsuz. Bunu siyasi iradeye yapılmış
bir müdahale olarak gördüğümü belirtmek istiyorum.

1. Denizli Milletvekili Nilgün Ök ve 20 Milletvekilinin 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi için Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1264) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33) (Devam)
BAŞKAN – 33 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz. Komisyon yerinde.
12’nci madde üzerinde 2 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım. İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Turhan Çömez Dursun Müsavat Dervişoğlu
Balıkesir İzmir
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz.
BAŞKAN – Önerge üzerinde Balıkesir Milletvekili Sayın Turhan Çömez konuşacaklar.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır Sayın Çömez.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 33 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesiyle ilgili İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
12’nci madde mevcut hâliyle Sayın Cumhurbaşkanına (I) sayılı listedeki mallar için uygulanan maktu vergi tutarını her bir mal itibarıyla en yüksek vergi tutarının yarısına kadar artırmaya yetki veriyor; mevcut durum bu. Ancak yapılmak istenen değişiklikle bu yetkinin 5 katına kadar artırılması öngörülüyor yani 10 katlık bir yetki artırımına gidilmek isteniyor. Anayasa’nın 73’üncü maddesine göre vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır; bu son derece açık. Peki, biz millet iradesinin tecelli ettiği bu yüce makama verilmiş olan yetki ve sorumluluğu neden Cumhurbaşkanına vermek isteriz? Bu sorunun makul, mantıklı, ikna edici bir cevabının olmadığını biliyoruz.
Değerli arkadaşlar, gelin sizi dokuz asır öncesine götüreyim, Kralın yetkilerinin sınırlandırıldığı ve demokrasinin temellerinin atıldığı şu meşhur Magna Carta’nın ilan edildiği yıllara. O yıllarda İngiltere Kralı kimseye sormadan vergi salabilmekte ve istediği kadar da artırabilmekteydi. Bir anlamda bölgesel halkın temsilcisi olarak feodaller bu duruma itiraz ettiler ve Kralı bir mecliste toplantı yapmaya zorladılar. Toplantı sonrasında kabul edilen Magna Carta’yla kralın bundan sonra feodallerin onayını almadan vergi artıramayacağına karar verildi. İşte, biz bugün dokuz asır önce kraldan alınmış bu yetkileri millet iradesinin tecelli ettiği bu yüce Mecliste Cumhurbaşkanına vermeyi konuşuyoruz. Samimiyetimle söylüyorum, bu yasa bu şekliyle kabul edilirse gelecek nesiller “Ne hakla bu ülkeyi dokuz asır geriye götürdünüz?” diye bizi sorgulayacaklar.
Değerli arkadaşlar, vergi artışı yetkisinin bu şekliyle Cumhurbaşkanına verilmesi aynı zamanda Anayasa’nın 73’üncü maddesinin de hiçe sayılması anlamına gelir ve verginin belirliliği, öngörülebilirliği ve kanunla belirlenmesi ilkesine de açıkça aykırıdır. Dolayısıyla bu şekilde yapılacak bir düzenleme Meclisimizin etkinliğini azaltarak bizi demokratik hukuk devleti kimliğimizden bir parça daha uzaklaştıracaktır.
Sayın milletvekilleri, Ek 1 Sayılı Liste’ye baktığımızda, benzin ve motorin çeşitleri, kalorifer yakıtı, doğalgaz, jet, uçak ve denizcilik yakıtları, biyodizel ve petrol yağları, motor yağları gibi çok önemli maddelerin olduğunu görüyoruz. Tabiatıyla, verilmek istenen 10 kat yetki artışıyla beraber vatandaşımızın hayatı her anlamda direkt olarak etkilenecektir. Tarım, ulaşım, turizm ve

konaklama gibi sektörler doğrudan etkilenecek ve vergi artışları enflasyon ve hayat pahalılığını da beraberinde getirecektir. Bu da
vatandaşımızın günlük hayatının her anlamda etkilenmesi demek.
Öte yandan, bu düzenlemenin 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremlerin yol açtığı ekonomik kayıplarının telafisi için yapılıyor olması da açıkçası tartışmalı ve bize göre de ikna edici değil. Van depremi sonrasında, 2011’de ne demişti Sayın Mehmet Şimşek? “Deprem vergileri duble yollara, demir yollarına, hava yollarına harcandı.” 1999 depreminden sonra “deprem vergisi” adı altında toplanan milyarlarca lira olması gerektiği gibi harcansaydı 6 Şubat depreminden sonra yaşanan felaketin boyutları bu kadar dramatik olmazdı. Bugün “Cumhurbaşkanına verilmek istenen vergi artışı yetkisi depremin yol açtığı ekonomik kayıplar için.” denerek makul bir kılıf bulunmaya çalışılmış ancak hiç de inandırıcı olmamıştır.
Saygıdeğer milletvekilleri, gelin, bu Meclisin bize, bu milletin bize ve bu Meclise vermiş olduğu bu yetki ve sorumluluğu
bir tek kişinin inisiyatifine terk etmeyelim.
Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çömez.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 33 sıra sayılı 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi için Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 12’nci maddesi ile 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Kanun’un değiştirilen 12’nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Mehmet Rüştü Tiryaki Tuncer Bakırhan Perihan Koca Batman Siirt Mersin
Nejla Demir Keziban Konukcu Kok Özgül Saki
Ağrı İstanbul İstanbul
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Önerge üzerinde Ağrı Milletvekili Sayın Nejla Demir konuşacaklar.
Süreniz beş dakikadır.
Sayın Demir, buyurun. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar)
NEJLA DEMİR (Ağrı) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Bizleri izleyen sevgili halklarımızı, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
12’nci madde üzerinde partim adına söz almış bulunuyorum. İlgili madde doğal gazdan, benzinden, motorinden alınan ÖTV’nin TÜİK’in ocak ve temmuz aylarında ilan ettiği altı aylık yurt içi fiyat endeksindeki değişim oranlarına göre artırılması sağlanmakta ve Cumhurbaşkanının bu vergi oranını yarısına kadar artırma yetkisi 5 katına çıkarılmaktadır. Cumhurbaşkanına verilen vergi oranlarının 5 kata kadar artırma yetkisi verginin belirliliği ve öngörülebilirliği ilkelerine aykırıdır. Tüm dünyada uygulanan ÖTV oranlarında gerileme eğilimi mevcutken Türkiye’de bunun tam tersi bir durum söz konusudur. ÖTV’nin ÜFE artışı oranında artırılmasıyla kendine finansman sağlamaya çalışan iktidar yarattığı ekonomik krizin faturasını yine yurttaşların sırtına yıkmaktadır. AKP’nin adına “millî dayanışma paketi” dediği düzenlemelerle bütçenin yılı çıkaramayacağı, bu nedenle vergileri artırmaya gidildiği apaçık ortadadır. Sözde dayanışma paketinde tasarruf ayağı ise yoktur, kamudaki israftan ise hiç ödün verilmemektedir. Gelirine bakılmaksızın herkesin aynı tutarda ödediği ve bu nedenle vergi adaletini ortadan kaldıran dolaylı vergiler, bütçe gelir kaleminin büyük kısmını oluşturmaktadır. Emekçilerin finanse ettiği bütçeden yoksulların payına hiçbir şey düşmemekte, hatta dolaylı ve dolaysız olarak sermayenin cebine girmektedir.
Bizler Yeşil Sol Parti olarak, bu sistemin tamamen karşıtı bir biçimde vergi toplama mantığının değiştirilerek zenginlere zenginliklerine paralel olarak artan oranda bir servet vergisi uygulamasını savunuyoruz. Bununla birlikte, temel zaruri mallardaki KDV ve ÖTV sıfırlanması, gelir vergisi oranlarının en zenginleri daha fazla vergilendirecek şekilde dik ve artan oranlar olarak yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguluyoruz.
Memurlara yapılan zam oranıyla kamu emekçisi sefalet ücretine mahkûm edilmiştir. Öncelikle, en düşük kamu emekçisi
maaşının 22 bin TL değil, 40 bin TL olan yoksulluk sınırının üzerinde bir ücret olması gerekmektedir.
Bütün bu sorunların tek sorumlusu olan AKP, krizlerin faturasını halklarımıza kesti ve kesmeye devam etmektedir. Gece yarısı operasyonlarıyla başta en temel ihtiyaç malzemeleri olmak üzere, KDV artışıyla her şeye zam yapıldı. Maktu harç tutarları yüzde 50 artırıldı. Yurt dışından getirilen bir telefon için ödenecek tutar 6 bin TL’den 20 bin TL’ye çıkarıldı. Halkın bu ekonomik koşullarda geçinmesi ve barınması mümkün değildir. Kiralar 20 bin civarında seyrediyor, toplumun yüzde 80’inin araç ve konut sahibi olması hayal olmaktan dahi çıkmıştır. Buna karşın iktidar yetkilileri lütufmuş gibi memura, emekliye, asgari ücretliye yaptıkları zamdan övünerek bahsediyor.
İktidar, seçim dönemi halka kaşık ucuyla verdiğini seçim sonrası kepçeyle geri almaktadır yani kurumlara ek ödemeler yapmak için getirilen bu düzenlemelerde yer alan ek ödemeler yine halkın sırtına bindirilen ağır vergilerden sağlanmaktadır. Her zaman olduğu gibi saray itibardan tasarruf etmemekte, fedakârlığı halktan beklemektedir.
Bu kanun teklifinde yer alan MTV’nin bu yıl 2 kez alınacak olması, torba kanunun Komisyonda görüşülmeye başlayacağı gün, gece yarısı operasyonla yapılan vergi zamları bunun en iyi örneğidir. Emekçi sınıfın vergi yükü her geçen gün artarken gayrisafi yurt içi hasıladan aldığı pay azalmakta, gelir dağılımı gittikçe bozulmaktadır.
38 üyeli OECD ülkeleri arasında tüketici fiyatlarının elli dört aydır yükseldiği Türkiye, en yüksek enflasyona sahip ülke oldu. Dünya Bankası verilerine göre gıda enflasyonunda dünya 10’uncusu olan Türkiye, OECD ülkeleri arasında ise lider konuma yükseldi. Bu nedenle halklarımızın aleyhine olan bu kanun teklifine “Hayır.” diyoruz. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demir.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 12’nci madde kabul edilmiştir.
13’üncü madde üzerinde 3 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım. İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 33 sıra sayılı 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılması arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
Gökhan Günaydın Gülcan Kış Orhan Sümer

İstanbul Mersin Adana
Aliye Timisi Ersever Deniz Demir Kayıhan Pala
Ankara Ankara Bursa
Cavit Arı Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu Kadim Durmaz
Antalya Manisa Tokat
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Kayıhan Pala konuşacaklar.
Süreniz beş dakikadır Sayın Pala. Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
KAYIHAN PALA (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, size yeni görevinizde başarılar diliyorum ve konuşmama başlarken bir milletvekilinin, Can Atalay’ın aramızda olamamasının üzüntüsünü de buradan bir kez daha söylemek isterim.
Ben “torba yasa” ya da “çuval yasa” diye adlandırılan bu yasa teklifinde aile hekimliği hakkında söz aldım. Öncelikle şunu söylemek isterim ki: Biliyorsunuz “aile hekimliği” adıyla ülkemize getirilen sistem AKP’nin 2003 yılında ilan ettiği Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın bir parçasıdır ve maalesef birinci basamakta en başta iddia edilen verimliliği, iyi bir hizmet sunumunu yakalayamamıştır. Niye yakalayamamıştır? Bir örnek vereyim, zaman darlığı nedeniyle ayrıntıya girmeyeceğim: Adı aile hekimliğidir ama dünyada aile hekimliği adıyla birey hekimliği olarak hizmet sunulan tek sistemdir. Örneğin, bir ailedeki 4 kişinin 4’ü de ayrı hekimden hizmet alabilir dolayısıyla bu, aslında aile hekimliğinin felsefesine aykırıdır. Coğrafi alan sorumluluğu yoktur, bu açıdan ciddi problemli bir sistemdir. Bunu pandemide de gördük, bulaşıcı hastalıkların yaygınlaşmasını önlemek açısından bir epidemiyolojik belirleme yapma olanağını ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca, bir aile hekiminin bakmakla yükümlü olduğu nüfusun
4.000 kişiye kadar çıkartılması kabul edilemez. Dünyada kabul edilen sayılar 1000-1500 civarındadır, Adalet ve Kalkınma Partisinin bundan on yıl önce 2023 yılı hedefi 2.000 kişiydi, maalesef o hedefe yaklaşılamadı ve hedef iki yıl önce 2.700 olarak düzenlendi. Bu da hizmetin doğru düzgün verilmesinin önünde çok ciddi bir engeldir. Ayrıca, sistemin kamucu niteliği çok zayıf, özellikle bu aile sağlığı merkezlerinin hekimler tarafından kiralanması, giderlerinin karşılanması gibi kavramlar İstanbul gibi metropoller başta olmak üzere sistemi büyük bir zaafa uğratmaktadır. Daha önce 224 sayılı Yasa’yla birinci basamağın, toplumun ayağına götürülme özelliğinden de uzaklaşıldığı için bugün aile hekimliği adı altındaki birinci basamak sağlık hizmetlerinin koruyucu hizmetler açısından da etkinliği sınırlıdır. Örneğin, Sayın Bakan, bizim çağrılarımıza kulak vererek son kızamık salgınının yüzde 86’sının İstanbul’da olduğunu söylemiştir. Bu da aslında bu sistemin nasıl büyük bir zaafının olduğunun tartışılması için gerekçelerden biri olabilir. Binaları çok yetersiz koşullarda meslektaşlarımız hizmet vermektedir ve daha önce “aile sağlığı elemanı” adıyla gündeme getirilen, sonra “çalışanı” denilen bir değersizleştirme de söz konusudur.
Değerli milletvekilleri, aslında biz bunu Sağlık Komisyonunda tartışmalıydık. Buradan Sayın Vedat Bilgin’e de çağrıda bulunmak isterim; Komisyonun ilk toplantısında, sağlıkla ilgili konular gündeme geldiğinde Komisyonun mutlaka bu konuda bir işlev üstleneceğini söylemişti ama daha ilk torba kanunda bu işlevin yerine getirilemediğini görüyoruz. Buradan çağrımdır, eğer komisyonları iyi çalıştıramazsınız yasama faaliyetinde niteliği artırmanız mümkün olmayacaktır.
Kanuni düzenlemeye gelecek olursak burada aile hekimlerine “haklar” yanında “yükümlülükler” kavramının da getirilmesi onları zora sokacak, özellikle “mali” kavramının gündeme getirilmesi açısından çok sıkıntılıdır. Ayrıca, ekip hizmeti verdikleri hâlde aile hekiminin birlikte çalışacağı aile sağlığı elemanına kendisinin değil, Sağlık Bakanlığının karar veriyor olması da yine, kanun düzenlemesi açısından asla kabul edilemez.
Disiplin cezalarında 657 sayılı Kanun devreye sokulmaktadır ama ne özlük haklarında ne de çalışma alanı düzenlemesinde böyle bir şey söz konusu değildir. Biliyorsunuz, aile hekimleri 657 sayılı Yasa’ya göre çalışırken ücretsiz izne ayrılarak, açıktan sözleşmeli olarak görev yapmaktadır; burada da ciddi bir çelişki olduğunu söylemem gerekir.
Çok önemli bir madde, deniliyor ki: Sağlığın geliştirilmesi -falan filan- sağlık hizmetlerinin standartlarına uygun olarak getirilmemesi hâlinde Bakanlıkça belirlenen performans hedeflerine ulaşılamaması durumunda sözleşmenin feshi gündeme geliyor. Bakın, bu, şu açıdan kabul edilemez: Bir kere Sağlık Bakanlığının sağlık politika düzenleme yetkisi yok. Biliyorsunuz, bu yetki 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Cumhurbaşkanlığı Gıda ve Sağlık Politikaları Kuruluna devredilmiştir. Dolayısıyla, yetkisi olmadığı bir konuda Sağlık Bakanlığının sanki yetkisi varmış gibi düzenleme yapması ve bunu bir fesih gerekçesi olarak ortaya koyması asla kabul edilemez. Biz, özellikle Hükûmetin, Sağlık Bakanlığı’nın istemediği konularda konuşmalar yapan, düzenlemeler yapan aile hekimlerine karşı bu maddenin olumsuz bir şekilde uygulamaya girebileceğinden endişe duyuyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Pala.
KAYIHAN PALA (Devamla) – Teşekkür ederim.
Ayrıca, aile hekiminin elinde olmayan gerekçelerle performans hedeflerine ulaşılamaması durumunda da bu feshin gündeme geliyor olması kabul edilebilir bir şey değil. Bakın, Sağlık Bakanının kendisi bakan yardımcılarını bile belirleyemiyor; biliyorsunuz, yapılan düzenlemeyle. Bu durumda, henüz bakan yardımcılarının belirlenemediği bir sistemde bu maddeyi gerekçe göstererek aile hekimlerinin sözleşmelerinin feshedilmesi gerçekten kabul edilemez. Bakın, gelin, birlikte Komisyonu çalıştıralım, kamucu, eşit, ücretsiz ve nitelikli bir birinci basamak sağlık hizmeti için hep birlikte çaba gösterelim.
Sözlerimi bitirirken, Türkiye önümüzdeki iki hafta içerisinde çok ciddi, aşırı bir sıcak dalgasıyla karşı karşıya kalacak, Akdeniz Bölgesi’nde en fazla etkilenen ülkelerden biri olacak. Sıcaklık 45 dereceye kadar çıkabilir. Lütfen, kamuda ve özel sektörde özellikle risk grubundakiler için çalışma yaşamına ait bir düzenlemeyi ivedi olarak yapmak için çaba gösterelim.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Pala.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclise Başkanlığına
Görüşülmekte olan 33 sıra sayılı 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesiyle eklenen ikinci fıkranın aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“Bakanlık tarafından performans sistemi yerine kademelendirilmiş sağlık sistemi ve sabit maaş sisteminin getirilmesine karar verilir.”
Mehmet Rüştü Tiryaki Tuncer Bakırhan

Batman Siirt
Perihan Koca Nejla Demir
Mersin Ağrı
Beritan Güneş Altın Özgül Saki
Mardin İstanbul
Keziban Konukcu Kok
İstanbul
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET KILIÇ (Bursa) – Katılamıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Önerge üzerinde Mardin Milletvekili Sayın Beritan Güneş Altın konuşacaklar.
Süreniz beş dakikadır.
Buyurun Sayın Altın. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar)
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri ve ekran başında bizleri izleyen değerli halklarımız; sözlerime başlamadan önce Mecliste yapacağım ilk kürsü konuşması olması itibarıyla seçilmiş olduğum Mardin ilinin çok dilli, çok kültürlü yaşam pratiğinin Meclise bir prototip sunması dileğiyle Mardin halklarının dillerinden Mardin’e teşekkürü bir borç bilirim. “…”( * )
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) – Anlamıyoruz dediğini. Anlayamadık, ne dedin?
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Devamla) – Ben ne söyleyeceğimi önceden söylemiştim, teşekkür ettim. BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) – Arapça bilmiyorsanız ne yapalım?
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) – Anlayamadık ne dediğini.
BURCUGÜL ÇUBUK (İzmir) – Arapça bilmiyor musunuz beyefendi? Hangi dili konuştuğunu bile anlamıyorsunuz. BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Devamla) – Torba yasayla getirilen kanun teklifine dair konuşmamın başında… BAŞKAN – Sayın Hatip, bir saniye…
Değerli milletvekilleri, hatibi anlamayacak bir şey yok. Kürtçe, Arapça… Mardin halklarının çeşitliliğine, çokluğuna
izafede bulunarak dinleseydiniz, “Onların diliyle selamlamak istiyorum.” dedi. Bunlar Çanakkale’de…
HALUK İPEK (Amasya) – İç Tüzük var.
BAŞKAN – Müsaade edin, sordunuz, bana “Müdahale edin.” dediniz. HALUK İPEK (Amasya) – İç Tüzük var.
BAŞKAN – İç Tüzük var, ben en az sizin kadar biliyorum. Çanakkale’de yan yana hayatını veren insanlar bunlar, o günde işgal eden İngiliz’ine, Fransız’ına karşı. Bu ülkede İngilizce, Fransızca, şimdi resmî eğitim dili oluyor, burada bir selamlamaya benim müdahale etmemi istiyorsunuz. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar)
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – İkisi aynı şey değil Sayın Başkan, hayır.
BAŞKAN – Ben buna müdahale etmeyi başta ayıp olarak görüyorum. Size de “Diliniz sizin ayetiniz, Allah’ın ayetidir”i
hatırlatmaya gerek bile görmüyorum.
Buyurun, devam edin.
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Aynı dilden devam edemez Sayın Başkan. (İYİ Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sözlerime devam etmek istiyorum. Torba yasa ile getirilen bu kanun teklifine dair konuşmamın başında zor şartlar altında büyük bir özveriyle ülkenin her yerinde halk sağlığı hizmetinde bulunmak isteyen sağlık emekçilerini saygıyla selamlıyorum. Aynı zamanda görev başındayken kötü çalışma koşulları ve sağlıkta şiddet sebebiyle hayatını kaybeden sağlık emekçilerini, hekimleri de rahmetle anıyorum.
Şimdi, gelelim teklifin getirdiklerine ve götürdüklerine; sonunda söyleyeceğimi, başta söylemem gerekirse söyleyebilirim ki bu kanun teklifinin sağlık emekçileri için, hekimler için getirdiği olumlu hiçbir şey yoktur. Getirdiği tek şey sefalet, güvencesizlik, kötü çalışma koşulları götürdükleri ise sağlık emekçilerinin zaten sınırlı olan özlük hakları, sağlık hizmetlerine erişim hakkıdır. Kanun teklifi, aile hekimleri Sağlık Bakanlığınca belirlenen muğlak performans kriterlerine ulaşamadıkları takdirde sözleşmelerinin yenilenmeyeceğini getiriyor. Bu ne demek oluyor? Aile hekimlerinin iş güvencesinin tamamen ortadan kaldırılması demek oluyor. Ayrıca, hangi parametrelerle belirlendiği muğlak olan, net olarak açıklanmayan performans kriterleriyle Bakanlığa keyfî tutumlar alması noktasında geniş bir takdir yetkisi sunuluyor ki yirmi yıllık AKP iktidarında merkezî yönetimin keyfî tutum takınmaktan imtina etmediğine hep beraber çoğu kez şahitlik ettik. Bu keyfiyetliğe ek olarak, sağlık emekçilerine yönelik mobbingin de bu yasa tasarısıyla derinleşeceğini şimdiden söylüyoruz. Asli görevleri olmamasına rağmen idari ve mali konular da dâhil olmak üzere birçok farklı iş alanı da görev tanımlarına dâhil edilmiş olan aile hekimlerinin 4 bin hastaya varan ciddi poliklinik yükünü ve ağır çalışma koşullarını da düşünecek olursak bu kriterlerin neye göre belirlendiği de merak konusudur. Aile hekimlerinin hakları bakımından değil, yalnızca yükümlülükleri bakımından 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’na tabi tutulması ise fazlasıyla çelişkilidir. Eğer 657’ye tabi tutacaksanız yalnızca yükümlülükler açısından değil, haklar açısından da bu düzenlemeyi yapmak zorundasınız. Aile hekimlerinin talebi bir an önce statülerinin netleşmesidir diyebilirim. Ayrıca, Aile Hekimliği Ödeme Yönetmeliği’yle tavan ücreti üzerinden hesaplanan “seyyanen” diye yansıtılan ek ödeme şeklindeki zammın 8.077 TL’lik kısmının diğer memurlar gibi aile hekimlerine uygulanacak olması da aile hekimlerinin özlük haklarındaki kayba, büyük bir adaletsizliğe sebep olacaktır. Aile sağlık merkezleri kamusal sağlık hizmeti veren yerler olmasına rağmen mevcut iktidarın âdeta yazboz tahtasına dönmüştür. Sağlık sistemiyle aile hekimleri işveren merkezleri de kamunun sorumluluğunu üzerinden atmaya çalıştığı iş yerleri olmuştur. Tüm bunların neoliberal politikalar neticesinde hayata geçirilen Sağlıkta Dönüşüm’ün yalnızca bir yansıması olduğunu biliyoruz. Neoliberal politikalardan ötürü sağlık hizmeti çökme noktasına gelmiştir, sağlık emekçilerinin çalışma koşulları ise dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Bu ve benzeri kanun değişikliklerinin, yurttaşların zaten zor olan nitelikli sağlık hizmetlerine erişimini bir kat daha zorlaştırdığı aşikârdır. Bu yaklaşıma devam ettiğiniz sürece “Açık söylüyoruz, varsın gidiyorlarsa gitsinler.” dediğiniz hekimler, özellikle de genç hekimler çareyi yurt dışında aramaya, yaşamlarını ve mesleklerini orada devam ettirme arayışlarına maalesef ki devam edeceklerdir. Yeni normal hâline getirmeye çalıştığınız bu torba yasa yöntemiyle şanslı bir azınlığa refah sunmak için yıllardır didinip durduğunuz ekonomi yönetiminizin yükünü yine halklardan çıkarmaya çalışıyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Devamla) – Biz Yeşil Sol Parti olarak emekçiler, kadınlar, çocuklar ve gençler için olumlu

(*) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

hiçbir şey vadetmeyen bu torba yasayı elbette kabul etmiyoruz, aile hekimleri ve sağlık emekçilerinin haklarını tüm platformlarda onlarla omuz omuza aramaya ve onların sesi olmaya devam edeceğiz.
Teşekkür ediyorum. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Altın.
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun söz talebi var.
Buyurun.

DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Çok teşekkür ediyorum efendim. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmek bakımından söylüyorum yani şimdi, bazı şeylere tepki gösterdiğimizde, tepkinin kaynağının kullanılan dilden oluştuğunu düşünenler olabilir. Hayır, asıl tepkinin kaynağı kurallardan ve kuralların çiğnenmeye kalkışılmasından kaynaklanıyor yoksa hiç kimsenin ana diliyle herhangi bir problemimiz yok.
MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) – Müsavat Başkanım, Cumhurbaşkanı 3’üncü kez aday oldu, açıkça Anayasa’ya
aykırıydı, bu kadar tepki göstermediniz ya!
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Herhangi bir tepki…
MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) – Kural için olamaz bu Başkan, başka bir şey var.
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Siz benim zatıalinize… Beyefendi, benim size tepki göstermemi arzuluyor olabilirsiniz, tepki göstermeyeceğim, konuyu da çarpıtmayalım.
UĞUR POYRAZ (Antalya) – İlgili başvuruları yaptık.
TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) – Haberiniz yok, başvuru yaptık, başvuru.
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ben yaşadığım toprakların bağrında hangi zenginliği barındırdığını takdir edersiniz ki iyi bilirim, nerelerde ortaklaştığımızı da gayet iyi bilirim, zatıalinizin benzetmesi de yanlış.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – İstilacı milletlerin dilinin eğitim dili olarak kullanılmasını da en az ben de sizler kadar yadırgayan biriyim ama Türkiye Büyük Millet Meclisinin dili bellidir, kimsenin ana diliyle problemimiz yoktur ve Meclis-i Mebusandan beri bu, Türkçe olarak şerh edilmiştir. (İYİ Parti ve AK PARTİ sıralarından alkışlar) Aksi durum neye sebep oluyor? Şimdi, orada konuşulan dil Arapça oluyor, ben Arapça’yı bilmediğim için ya da ben Kürtçe’yi bilmediğim için, Çerkezce’yi, Gürcüce’yi bilmediğim için ne konuşulduğunu anlamıyorum. Sıralarınızdan biri bana diyor ki “Arapça’yı da mı anlamıyorsun?” E, anlamıyorum, ben o zenginliği biliyorum ama içinden gelmiyorum. Bunu konuşacağımız yer Meclis Kürsüsü değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Bitiriyorum.
BAŞKAN – Buyurun, devam edin lütfen.
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ne zaman istiyorsanız uygun zeminde tartışırız ama Meclis-i Mebusan’dan beri dili Türkçe olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışmaya sebep olacak bir aykırılığa rıza göstermeyeceğimizin de bilinmesini istiyorum, kayıtlara geçsin diye söylüyorum.
Saygılar sunuyorum efendim. (İYİ Parti ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Dervişoğlu, ben de bunu uzatmak niyetinde değilim, sadece bir şey söyleyeyim: Hani, bu kadar telaşa
mahal yok, selam Allah’ın selamı, ya alırsınız ya almazsınız, dili de önemli değil ama… (İYİ Parti sıralarından gürültüler) TURHAN ÇÖMEZ (Balıkesir) – Anlamıyoruz ki Başkan, anlasak alacağız Başkanım.
BAŞKAN – Müsaade edin, müsaade edin.
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Telaş yok bir kere!
BAŞKAN – Müsaade edin arkadaşlar. Arkadaşlar…
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Sayın Başkanım… BAŞKAN – Arkadaşlar, müsaade edin.
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ama beni telaşa kapılmış gibi itham etmeyin.
BAŞKAN – Sadece bir cümle, sadece bir cümle söyleyeceğim izninizle. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) İzninizle… Bakın, Sayın Dervişoğlu…
AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Kırklareli) – Bölgende geçerli olabilir ama Genel Kurulda olmaz bu geçerlilik.
BAŞKAN – Müsaade edin, müsaade edin, olup olmayacağını söyleyeceğim.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) – İngilizce oluyor da Kürtçe niye olmuyor?
BAŞKAN – Şimdi, Sayın Dervişoğlu…
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ya, Tanal, ne alakası var yani! İngilizce de olmaz, İngilizce de olmaz
canım. Ne alakası var?
BAŞKAN – Arkadaşlar…
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) – İngilizce oluyor, Fransızca oluyor, Almanca oluyor; Kürtçe niye olmuyor? Allah’ım ya!
BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen birbirimizle konuşmayalım.
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ya, boş ver… Yani bırak! Bu seninki öküz altında buzağı aramak bile
değil ya!
BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…
DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Ayıp ya!
BAŞKAN – Şöyle: Sayın Dervişoğlu “Burada bir şey şerh ediliyor. Ben Arapça bilmiyorum.” dedi. “Şerh etmek” Arapça,
Türkçe’yle uzak yakın hiçbir ilgisi yok. Bak, Arapça konuştunuz. Burası bana diyor ki: “Müdahale edin.” DURSUN MÜSAVAT DERVİŞOĞLU (İzmir) – Türkçesini söyleyin, bir dahakine onu… BAŞKAN – Müsaade edin.
Bura bana diyor ki: “Müdahale edin.” “Müdahale” “duhul”dan gelir, o da Arapça. Vekil de Arapça bir selam vermiş yani buraya girersek çıkamayız. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar)
Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.42
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.54
BAŞKAN: Başkan Vekili Sırrı Süreyya ÖNDER
KÂTİP ÜYELER: Adil BİÇER (Kütahya), Mahmut Atilla KAYA (İzmir)
——-0——-
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
33 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

1.- Denizli Milletvekili Nilgün Ök ve 20 Milletvekilinin 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi için Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1264) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33) (Devam)
BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.
13’üncü madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 13’üncü maddesinin çerçeve hükmünde yer alan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Uğur Poyraz Dursun Müsavat Dervişoğlu
Antalya İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERSAN AKSU (Samsun) – Katılamıyoruz Değerli Başkanım. BAŞKAN – Önerge üzerine Antalya Milletvekili Sayın Uğur Poyraz konuşacaklar.
Buyurun Sayın Poyraz. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
UĞUR POYRAZ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Ticarette güvenilir bilinen kimseler için “Sözü senettir.” denir. Muhakkak ki ticarette nasılsa siyasette de öyledir, büyük devlet, saygın devlet, sözüne güvenilir devlettir. Her bütçe döneminde hükûmet gelir, yüce Meclisimize bir sonraki yılda devlet işini nasıl yapacağına dair planlarını anlatır, gelirlerini ve giderlerini sunar ve bu dediklerini dediği biçimde yapmak için milletimize vekaleten bizden izin ve onay ister. Medyanın bu derece yaygınlaştığı, tüm ülkeye kolayca ulaşılabilen bu zamanda aynı süreç hükûmetin milletle doğrudan diyaloğu çerçevesinde de işler; gazetelere, televizyonlara çıkılır, demeçler verilir, şu sözü, bu müjdesi diye manşetlere taşınır. Hükûmetin dili başka söyleyip eli başka yaparsa, bugün verdiği söz yarın havada kalırsa o zaman hükûmetin ne büyüklüğü kalır, ne saygınlığı, ne de güvenilirliği. Hükûmetin sunduğu bütçeyi tutturamamasının, önümüze bu teklifin getirilmesine sebep olan yanlış ekonomi politikalarının, yıllarca deprem vergisi toplayan Hükûmet bu paraları oraya buraya çarçur ettiğinde, gerçekten bir deprem yaşandığında harcanacak para bulunamamasının ilkesel, fikirsel ve pratik sakıncalarını burada uzun uzadıya tartışmayacağım, zaten gerek de yok, siz de bunları bizim kadar iyi biliyorsunuz. Yalnız şunu anımsatmak isterim, bir devlet yurttaşına verdiği değer kadar büyüktür. “2 bin TL ikramiyeyle bayram edilir, 7.500 TL aylıkla emekli ayı geçirir.” diyorsanız biz zaten size ne desek nafile. Zira gerçeklikle bağınız kopmuş, milletin derdi gönlünüzden çıkmış demektir.
Sizi ta 2018’den beri defalarca ikaz ettik, “Ekonomi buhrana gidiyor.” dedik, suni krizlerle günü geçiştirdiniz. “Kamu maliyesi zorda.” dedik, iktidar elden gitmesin diye har vurup harman savurdunuz. “Mutfakta ocak kaynamıyor.” dedik, marketlerle kavgaya tutuştunuz. “Vatandaş soğan, ekmeğe talim ediyor.” dedik, soğancıya polis, fırıncıya zabıta gönderdiniz. Öngörüsüzlüğünüz, tedbirsizliğiniz, vurdumduymazlığınız bütün bir memleketi duvara toslattı; memuru, işçiyi, emekliyi, öğrenciyi naçar bıraktı. Hâlbuki doğru politikalar uygulanmış, liyakate öncelik verilmiş, kaynaklarımız verimli kullanılmış, insan sermayemiz korunmuş olsaydı tarımda çağ atlar, teknolojide çığır açar, sanayide başı oynardık. Stratejik yatırımları değil, gündelik rantları seçtiniz; milletimizin servetini taşa toprağa gömdünüz. Ağustos böceği güneşli günlerde sefasını sürdü, şimdi havalar soğuyunca cefasını bize çektirmek istiyor. Yurttaşın önüne bir acı reçete koymuş, “Tek nefeste yut.” diyor, bizi de usulen aracı kılmaya çalışıyor.
Tarihimizin ve hatta tarihin en büyük afetlerinden biriyle sınandık, doğru. On binlerce yurttaşımız canından, milyonlarcası evinden oldu. Yıkılan şehirlerimizi onarmamız, muhtaç yurttaşlarımıza erişmemiz lazım, doğru. Anımsarsanız on iki yıl önce Van’da 644 yurttaşımızı canından eden vahim bir deprem daha yaşamıştık. 17 Ağustos depreminin ardından bir defalık diye getirilen ama o hiç kaldırılmayan deprem vergilerinin akıbeti o zaman da sorulmuştu sizlere. Ne demiştiniz, hatırlıyor musunuz? Ben hatırlatayım: “Diyorsunuz ki: ‘Bu çerçevede 44 milyar liralık vergi topladınız, nereye gitti?’ Bu vergiler duble yollara, demir yollarına, hava yollarına, çiftçimize ve eğitime gidiyor.” Toplanan paranın gittiği yeri kendi ağzınızla söylediniz. Geçmeyen arabanın, inmeyen uçağın, gelmeyen hastanın parasını garantilediklerinize, milyon dolarlık vergi borçlarını tek kalemde sildiklerinize, arka kapıdan sattığınız dolarları ucuza toplayıp pahalıya satanlara, borsa spekülasyonlarıyla, kamu kredileriyle, otomobil karaborsasıyla zengin olanlara; bunlara gelince para var, garibana gelince kasa boş, kapı duvar. Siz bu kanunu karşımıza ne diye getirdiniz, millete ne diye anlattınız, hatırlıyor musunuz? Bu oyladığımız teklif güya memura, emekliye bir nebze nefes aldırmak içindi. Zam sözü vermiştiniz, sözünüzü de tuttunuz, yalan yok; MTV’ye zam, KDV’ye zam, ÖTV’ye zam, harçlara zam; kaşıkla ver, kepçeyle al. Milletin kemerlerine bir delik, ümüğünü de bir parmak daha sıkmak üzerine bir teklif. Yetti artık, bıçak kemiğe dayandı değil, artık kemiği de kesip geçti. Garibanın cebinden elinizi çekiniz, günlerce elinizi uzatamadığınız, donarak ölürken seyrettiğiniz, aylar sonra enkazını bile kaldıramadığınız yurttaşlarımızın aziz hatıralarını, beceriksizliğinize paravan yapmayınız. Keyfinizce yıkıp şimdi bize temizletmek istediğiniz şu enkaza bakıp da biraz utanmanızı talep ediyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
UĞUR POYRAZ (Devamla) – Değişiklik önergemizin kabulünü diler, yüce Meclisi saygılarımla selamlarım. Teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Poyraz.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13’üncü madde kabul edilmiştir.
14’üncü madde üzerinde 1 önerge vardır, okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 14’üncü maddesinin çerçeve hükmünde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlenmiştir” şeklinde değiştirilmesine arz ve teklif ederiz.
Dursun Müsavat Dervişoğlu Selcan Hamşıoğlu
İzmir Tekirdağ
Grup Başkan Vekili
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERSAN AKSU (Samsun) –Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Önerge üzerinde Tekirdağ Milletvekili Sayın Selcan Hamşıoğlu konuşacaklar. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
Buyurun Sayın Hamşıoğlu.
SELCAN HAMŞIOĞLU (Tekirdağ) – Değerli milletvekilleri, İYİ Parti adına teklifin 14’üncü maddesi üzerinde konuşmak
için söz aldım.
Madde ağız ve diş sağlığı hizmetleri ile yaşlı sağlığı hizmetlerinin aile sağlığı merkezlerinde verilmesini öngörüyor. Fiziki koşullarının oluşturulması şartıyla aslında üzerinde konuşulabilecek de talep edilen de bir düzenleme ama biz aile sağlığı merkezlerinde çalışan hekimlerimiz bu konuda ne düşünüyor bilmiyoruz, diş hekimleri ne düşünüyor onu da bilmiyoruz. Çünkü hiçbiri kendileriyle ilgili kanun yapımında maalesef sürece dâhil edilmedi her zamanki gibi.
Şimdi, önümüzde bir metin var, metnin içinde birbiriyle alakasız, asli muhataplarının da tali komisyonların da görüşüne gerek duyulmadan sıralanmış yığınla başlık var, bizden de bunları kanunlaştırmamız, “Yaptık oldu.” dememiz bekleniyor, kusura bakmayın diyemeyeceğiz. Milletin verdiği yetkinin açıkça milletin aleyhine yani kötüye kullanıldı ve “Biz kazandık.” kibrinden başka da hiçbir dayanağı bulunmayan bu son derece ciddiyetsiz düzenlemenin vebaline ortak olmayacağız.
Şimdi, neresinden tutsak elimizde kalan bir torbadan söz ediyoruz. Dün geç saatlere kadar uzun uzun konuşuldu. Kanunun geriye yürütülmek istenmesinden, AYM’nin daha önceki emsal iptal kararından, deprem vergilerinin geçmişte amacı dışında kullanılmış olmasının bizzat iktidar tarafından itiraf edilmesinden, işte, üniversitede bir doçentle çaycıyı ücrette eşitleyen bu dengesiz politikayı giderememesinden, emekli diye bir sosyal kesimin varlığını yok saymasına kadar çok fazla gerekçeyle oluru yok bizim için bu teklifin. Bu kare deliğe dönmüş hepimizi yutan finansman açığının -deprem bahane- aslında bilimle inatlaşan ucube ekonomi tezlerinden kaynaklandığı yeterince dün kayda geçirildi, tekrar etmeyeceğim uzun uzun ama velev ki, diyelim ki bütün sebep deprem şu gün bunları konuşuyor olmamıza, bu köklü devletin böyle zor zamanlarda tam da bugün olduğu gibi ona buna el açmayalım diye, tam da bugün olduğu gibi iktidarların bütün beceriksizliklerinin bedelini millet ödemesin diye biriktirdiği bir kefen parası vardı. Bilmiyorum, hatırlayanınız var mı? Ne oldu o kefen parasına? Merkez Bankasının olağanüstü durumlarda kullanılsın diye yıllık safi kârının yüzde 20’sine denk gelen oranda biriktirdiği ihtiyat akçesinden söz ediyorum. Önce, 2019 yılında, biliyorsunuz, oranı yüzde 20’den yüzde 6’ya düşürüldü, sonra da hazineye aktarıldı. Şimdi, bizim kefen paramıza ne oldu da biz kefen bulamaz hâle geldik o büyük afette insanımıza? Bununla, bunun cevabıyla yüzleşmemiz gerekiyor vicdanınız varsa.
Şunu da bir sorgulamamız gerekiyor: İktidar Cumhurbaşkanına bu akıl almaz oranda borçlanma yetkisini talep etmeden veya elini milletin cebine atmadan önce üzerine düşen her şeyi yaptı mı gerçekten? Yani biz, gerçekten bugün elimizden başka hiçbir şey gelmeyen noktada mıyız ki bunları konuşuyoruz? Arkadaşlar, bu kürsüde bu teklifi “Biz çok zor günlerden geçiyoruz. Biz iktidar olarak dünyayı kıskandıran o VIP uçak filomuzu küçülttük; yazlık kışlık saraylarımızı kullanıma kapattık; bakan, milletvekili, bürokrat, 3-4 maaşlı hiç kimseyi bırakmadık yani biz üzerimize düşen her şeyi yaptık, siz de bu işe el atın, dayanışalım.” diye konuşmak başka bir şey -hepimiz destekleriz, hep birlikte konuşuruz- ama “Bizim paramız yok, kalmadı, tükettik ve olmayan paramızı da har vurup harman savurmaya, sizin çocuklarınızı, torunlarınızı borçlandırmaya, ejder meyveli ‘smoothie’ lerimiz eşliğinde somon yemeye devam edeceğiz ama siz de karın tokluğunuzdan, çocuklarınızın sağlığından, gelişiminden, huzurundan fedakârlık edip bizim yanlışlarımızın bedelini ödeyeceksiniz çünkü seçimi biz kazandık.” umursamazlığının gölgesinde konuşmak başka bir şey. Ayıp da bir şey, vicdanla da bağdaşmayan bir şey; yazık ki biz iki gündür bunu yapıyoruz.
“Bu teklifle toplanacak astronomik meblağ nerelere harcanacak?” sorusu çok soruldu. Bu belliyse bize niye sunulmadı hem Komisyonda hem burada, belli değilse bu meblağlar, bu oranlar neye göre belirlendi; bunu bilmek doğal hakkımız diye düşünüyorum. Şimdi, görüyoruz, daha borçlanma yetkisi verilmeden borçlanılması düşünülen Körfez ülkelerinin kapıları çalınmaya başlandı. Anlamadığım bir husus var benim burada: Bu uluslararası tefeciler Londra’da olunca pek fena da doğuda olunca çok mu âlâ oluyor Allah aşkına! Yani bu Körfez ülkeleri bize niye bu kadar cömert, neyin karşılığında cömert, ne vermeyi taahhüt ediyoruz? Tamam, alacağız da biz ne vermeyi taahhüt ediyoruz? Ben iktisatçı değilim ama az buçuk tarih şuuruna sahip bir cumhuriyet vatandaşıyım ve öyle bilirim ki bu devletin dış borçlar konusunda bir çizgisi vardır, İktisat Kongresi’nden -I. Kongre’den- itibaren. Dış borca binaen tam bağımsızlıktan taviz verilmez, verilmezdi. Borç, meblağ maliyenin geleceğini tehlikeye atacak düzeylere ulaşmaz, ulaşmamalıydı ve gelen paralar, dış borçlar mutlaka üretime harcanırdı, tüketime değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun tamamlayın.
SELCAN HAMŞIOĞLU (Devamla) – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası böyle kuruldu, iktidarın pervasızca sattığı o fabrikalar, limanlar, millî sanayi böyle oluşturuldu. Şimdi, bakıyoruz, üretim yüzde 3 yani, olmayan parasını, üretmediği ürüne harcayarak sözde büyüyen, özde ise freni boşalmış kamyon gibi giden bir ülkeye döndük. Gelecek planınız bu ülkede yaşamaksa iktidar mensupları, bütün samimiyetimle rica ediyorum, bizim kadar siz de biraz endişelenmelisiniz bu duruma.
Sözümü “Bu dış borçlanma karşılığında acaba hangi tavizler vereceğiz?” endişesi doğrultusunda, cumhuriyeti kuranların İktisat Kongresi’ndeki parolasıyla bitirmek istiyorum: “Biz burayı esir ülkesi yaptırmayız.” Size oy veren, burada karşımızda “Biz kazandık.” diye gururlanmanızı borçlu olduğunuz o seçmene, o insanlara azıcık saygınız varsa siz de yaptırmamalısınız. Zira, o insanlar, size geleceklerini petrodolar karşılığı emirlere, prenslere ipotekleyin diye vermediler o desteği.
Son olarak da bu teklifin başından beri iktidar temsilcileri refahla özdeşleştirerek yapıyorlar bütün savunmalarını. Ya, Allah rızası için çok rica ediyorum, Türk Dil Kurumu sözlüğünde “refah” kelimesinin anlamına bakın lütfen. Hâlâ çocukların yatağa aç girdiği, çocukların okula aç gittiği… Ben kendi seçim bölgemden, Tekirdağ’dan örnek vereyim, refah seviyesi yüksek varsayılan bir büyükşehirde bile hâlâ çocukların gidecek okul bulamadığı -bu bir tevatür değil- gerçekten de depremde yıkılan okullar yapılmadığı için -Tekirdağ Milletvekillerimiz var burada- çocukların koridorlarda, sığınaklarda üst üste eğitim aldığı bir ülkede, bu teklifi refahla özdeşleştirebilmek için gerçekten utanma duygusuyla ilgili bir probleminizin olması gerekiyor.
Çok teşekkür ediyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamşıoğlu.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde 4 önerge vardır, önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım. İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 33 sıra sayılı 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi için Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
MADDE 15- 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde ilave edilmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 10- (1) 31/7/2023 tarihi itibarıyla geçici 9 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunan hükümlüler, izin bitimini takip eden yedi gün içinde infaz işlemlerinin devam ettiği kurumlara dönmek zorundadır.
31/7/2023 tarihi itibarıyla geçici 9 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunan ve ilgili mevzuat uyarınca cezalarının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına beş yıl ve daha az süre kalan hükümlülerin talebi aranmaksızın, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına infaz hakimi tarafından karar verilebilir.
Yukarıdaki fıkralar uyarınca, izinden dönecek hükümlüler ile hakkında denetimli serbestlik kararı verilecek hükümlülere ilişkin hususlar, Adalet Bakanlığının resmî internet sitesinde duyurulur.
105/A maddesi kapsamında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezası infaz edilip geçici 9 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca C0Vİd-19 salgın hastalığı nedeniyle 31/7/2023 tarihi itibarıyla izinde bulunan hükümlüler, koşullu salıverilme tarihine kadar olan süreleri 105/A maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen yükümlülüklere tabi olmadan geçirirler.
Geçici 9 uncu maddenin altıncı fıkrası uyarınca açık ceza infaz kurumuna gönderilen hükümlüler, 31/7/2023 tarihi itibarıyla açık ceza infaz kurumuna ayrılmış sayılır.
Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar hariç olmak üzere, 31/7/2023 tarihi itibarıyla kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerden, toplam hapis cezası on yıldan az ise bir ayını, on yıl ve daha fazla ise üç ayını bu kurumlarda geçirip ilgili mevzuat uyarınca açık ceza infaz kurumlarına ayrılmasına üç yıl veya daha az süre kalanlar, bu şartların oluştuğu tarih itibarıyla açık ceza infaz kurumlarına ayrılabilir. Bu hükümlüler ile 31/7/2023 tarihinde geçici 9 uncu maddenin altıncı fıkrası kapsamında açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler, talepleri hâlinde en az üç ay açık ceza infaz kurumunda kalmış olmak şartıyla ilgili mevzuat uyarınca cezaların denetimli serbestlik tedbiri altında infazı uygulamasından üç yıl erken yararlandırılır.
Altıncı fıkra hükümleri 31/7/2023 tarihi itibarıyla;
Hapis cezasının infazı 16, 16/A ve 17 nci maddeleri kapsamında ertelenmiş olan,
Hapis cezasının infazı durdurulmuş olan, hükümlüler hakkında da uygulanır.
Koşullu salıverilmenin geri alınması nedeniyle 31/7/2023 tarihi itibarıyla cezası aynen infaz edilen veya ikinci defa mükerrir olup 31/7/2023 tarihi itibarıyla bu cezanın infazı için ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin bu cezalarının infazı bakımından altıncı fıkra hükümleri uygulanmaz. Bu hükümlülerin 31/7/2023 tarihi itibarıyla kesinleşmiş ancak infaz edilmemiş diğer hapis cezaları bakımından altıncı fıkra hükümleri uygulanır.”

Gökhan Günaydın Gülcan Kış Orhan Sümer
İstanbul Mersin Adana
Aliye Timisi Ersever Deniz Demir Süleyman Bülbül
Ankara Ankara Aydın
Kadim Durmaz Cavit Arı Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu
Tokat Antalya Manisa
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERSAN AKSU (Samsun) –Katılamıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Önerge üzerinde Aydın Milletvekili Sayın Süleyman Bülbül konuşacaklar.
Buyurun Sayın Bülbül. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Memur maaşı, emekli maaşı, motorlu taşıtlar vergisi gibi konulara bir de cezaevini eklemeseniz bu torba yasa eminiz ki eksik kalırdı çünkü size göre cezaevleri, hükümlü ve tutuklularla ilgili kanunlar Plan ve Bütçe Komisyonunun işi.
Peki, madem öyle düşünüyordunuz da bu konuyla ilgili yapılan düzenlemeler ve son olarak 2020’de dördüncü yargı paketinde Covid nedeniyle izinli sayılmalarına ilişkin yapılan düzenleme neden Adalet Komisyonu üyesi olarak bizlere, benim de bulunduğum Adalet Komisyonuna geldi, neden geldi? Yani bunun cevabını önceki dönem Adalet Bakanı, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Abdülhamit Bey’den ve Sayın Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Mehmet Muş’tan merak ediyorum arkadaşlar; neden geldi?
Bir milletvekili arkadaşımız “Neden Adalet Komisyonuna bu yasa düzenlemesi gelmedi?” diye bir soru sordu ve ona verilen cevapta Mehmet Muş Başkanımız “Bize geldi ve işleme koyduk.” dedi. Böyle şey olabilir mi? İlk 15 maddede böyle bir düzenleme yok. 15 artı yürürlük, yürütme maddesini, 2 maddeyi eklediğimiz zaman 17 madde. 14 yeni madde ekleniyor ve bir bakıyorsunuz, 7 Temmuz 2023 Cuma günü saat 22.32’de İzmir Milletvekili Yaşar Kırkpınar ve Ankara Milletvekili Orhan Yegin “Görüşülmekte olan (2/1264) esas numaralı Kanun Teklifi’ne aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.” diyor.
Bakınız, arkadaşlar, maddenin teselsüllerine bakınız. Bu geçici maddede 8 tane koşullu salıverilme dâhil infazla ilgili açıklamalar var. Bir baktım bu meslektaşlarımıza yani milletvekili arkadaşlara, Yaşar Kırkpınar hukukçu mu diye baktım, Orhan Yegin hukukçu mu diye baktım; hayır, hukukçu değiller. Saygı duyuyorum mesleklerine. Adalet Komisyonunda bulunan hukukçu arkadaşlara ve bu konuda asıl komisyon olması gereken, 2020’de Adalet Komisyonuna çıkan bu kanun düzenlemesine niye Plan ve Bütçe Komisyonuna saat 22.32’de getiriyorsunuz? Nereden, ne kaçırıyorsunuz? Böyle şey olabilir mi? Biz, o görüşmelerde bunun kısmi af olacağını, bunun Anayasa’nın 87’nci maddesine göre af niteliğinde olabileceğini ve Anayasa’nın 10’uncu maddesine göre eşitliğe aykırı olduğunu, bazı suçların ayrıştırıldığını ve ayırımcılık yapıldığını ileri sürmüştük. Bu konuda Anayasa

Mahkemesine gitmiştik ve bu konudaki tartışmaları Adalet Komisyonundaki AK PARTİ’li, MHP’li, İYİ PARTİ’li ve HDP’li arkadaşlarla gece 12.00’ye kadar iki gün boyunca tartışmıştık. Neyi, nereden kaçırıyorsunuz? Adalet Komisyonu gibi bu konuda görev yapacak bir Komisyonun daha önce gelen bir maddeyi niçin Plan ve Bütçe Komisyonuna gece yarısı taşıyorsunuz? Böyle şey olmaz, böyle bir yasama faaliyeti olamaz, böyle bir nitelikli, kaliteli yasama faaliyeti olamaz arkadaşlar. Neden yapıyorsunuz biliyor musunuz, neden yapıyorsunuz? Bu Adalet Komisyonuna geldiği zaman ne yapacağız biz? İtirazlarımızı hukukçu arkadaşlar olarak net yapacağız, orada da arkadaşlarımız yapmış Komisyonda. Şunu diyeceğiz: Bu 87’nci maddeyi içeren bir af teklifi gibi gelebilir, bunlarla sıkıntı duymuyoruz. Türkiye’de, Türkiye’nin ikinci yüzyılında toplumsal mutabakat için, toplumsal barış için, toplumda bulunan adalet çığlıkları için gelin hep beraber 87’nci madde gereği bir af konusunda ya da infaz indirimi konusunda beraber tartışalım. Bunun yeri Plan ve Bütçe Komisyonu değil, Adalet Komisyonu. Niye getirmiyorsunuz? Getirilen maddelere, getirilen düzenlemelere bakıyoruz yani uyuşturucudan, cinsel saldırıyla ilgili suçlardan farklılık birçok madde var. Yani cezaevinde bulunan muhaliflere, cezaevinde bulunan “tweet” atıp da ceza alan, cezaevinde bulunan, ifade özgürlüğünü kullanan muhaliflere bu izinlilikle ilgili Covid-19’u uygulamayacaksınız ve diğerlerine uygulayacaksınız, burada bile eşitsizlik var. Bu nedenle, bu yapılan Anayasa’nın 7’nci maddesinde bulunan yasamaya ve Anayasa’nın 11’inci maddesi olan Anayasa’ya bağlılık maddesine açıkça aykırıdır arkadaşlar. Bu nedenle, bu düzenlemenin buraya getirilmesinden dolayı yasama yetkisinin aşıldığını düşünüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Devamla) – Bir başka konu değerli arkadaşlar, AKP’nin Mayıs 2019’da getirdiği bir Yargı Reformu Stratejisi Belgesi vardı, daha sonra ise Mart 2021’de açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı vardı. Bunlar ne oldu arkadaşlar? Ne oldu? Bunlar o zaman geldiğinde biz “Sürekli geleceğe yönelik niyet açıklamasıdır bunlar. Bunlar demokrasi ve özgürlüklerle ilgili, hukuk devletinin inşasıyla ilgili açıklamalar değildir.” demiştik. Ne oldu? İçi boş reform söylemleriyle, demokrasi ve özgürlüklerin olmadığı, anayasal hak ve özgürlüklerin kullanılmadığı bir Türkiye’de vatandaşlar, muhalifler cezaevlerine dolduruldu. Cezaevine giren muhalifler de bu tür infaz indirimlerinden yararlanamadı Anayasa 10 gereği. Ayrımcılık yapıldı, hasta tutuklular, hasta hükümlüler cezaevlerinde çürümeye terk edildi. İşte, Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler olmazsa, Türkiye’de hukuk devleti olmazsa Türkiye’de ekonomide, vergide, sağlıkta hiçbir zaman adalet olamaz.
Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bülbül.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifinin çerçeve 15’inci maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a eklenmesi öngörülen Geçici 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “hükümlülerin” ibaresinden sonra gelmek üzere “iyi hâlli olması ve bu durumun belirlenmesi durumunda” ibaresinin eklenmesini, altıncı fıkrasında yer alan “işlenen suçlar” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar” ibaresinin eklenmesini ve maddeye aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
“(9) Hükümlünün maddede yer alan düzenlemeden yararlanabilmesi, suçtan zarar gören olarak davaya katılan kişilerin yargılama sonucunda belirlenen maddi zararlarının mahkemeye depo edilmesi ve katılanların yazılı rızası ile mümkündür.”

Dursun Müsavat Dervişoğlu Hakan Şeref Olgun
İzmir Afyonkarahisar
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERSAN AKSU (Samsun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Önerge üzerinde Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Hakan Şeref Olgun konuşacaklar.
Süreniz beş dakikadır.
Buyurun Sayın Olgun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesi hakkında grubumuzca verilen önerge lehine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle muhterem heyetinizi ve aziz milletimizi saygılarımla selamlıyorum.
Yine, Meclis Genel Kurulundaki bu ilk konuşmamda bize destek vererek bu göreve layık gören Afyonkarahisarlı tüm hemşehrilerime selam ve şükranlarımı sunuyorum. İkinci bir konu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu üyesi bir milletvekili olarak böyle bir teknik maddeyi Genel Kurulda önüme geldiğinde gördüğümden dolayı hicap duyuyor, bu konuda Adalet Komisyonu Başkan ve üyelerimizin dikkatine sunuyorum.
Şu anda görüşülmekte olan Kanun Teklifi kapsamında 15’inci maddeyle 13/12/2004 tarihli 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a geçici madde eklenmektedir. Bu düzenleme daha önce Covid-19 salgını nedeniyle çıkarılmış olmakla birlikte salgının son bulmuş olması ve alınan diğer önlemler sona erse de bu hususta yeni bir düzenleme gereği duyulmaktadır. Söz konusu 15’inci maddenin Kanun Teklifi’nin içeriği incelendiğinde Covid-19 salgını tedbirlerine ilişkin alınan önlemlerin kaldırılmasına ilişkin bir düzenleme yapılması yerine, belirli suçlara özgü olarak suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı şekilde, üstü kapalı bir af niteliğinde haiz olmasının yanı sıra, yapılan bazı düzenlemelerin de fiilen tatbik imkânı yoktur. Söz konusu Kanun Teklifi’ne ilişkin görüşlerimizi arz etmek isterim. Geçici madde 10/2’nin fiilen tatbikî imkânı bulunmamaktadır. Terör suçlarında İnfaz Kanunu geçici madde 6’ya göre üç yıl denetimli serbestlik olmadığından ve Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği madde 6/2-ç’ye göre açık kuruma ayrılabilmeleri için koşullu salıverilmelerine bir yıldan az süre kalması gerektiğinden yine bu suçlardan hükümlülerin Covid-19 iznine ayrılması ancak koşullu salıverilmelerine bir yıldan az süre kalmasıyla mümkün olabildiğinden Covid-19 iznine gönderilen terör hükümlüsünün açık kurama ayırma zamanı ile denetimli serbestlik zamanı tarih itibarıyla birbirine denk geldiğinden denetimli serbestliği devam edecektir.
Örgütlü suçlarda ise İnfaz Kanunu geçici madde 6’ya göre üç yıl denetimli serbestliğe erken ayrılma mümkün olduğundan Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği 6/2-ç uyarınca örgütlü suçlarda açık kuruma ayırma şartlarına kıyasla şu an yürürlükte olan İnfaz Kanunu geçici madde 6 uyarınca tatbik edilen üç yıl denetimli serbestlik süresi daha lehe olduğundan, örgütlü suçlardan hükümlüler açık kuruma bir yıl erken ayrılmayı düzenleyen İnfaz Kanunu geçici madde 9/6 kapsamında olmadığından bu hükümlüler İnfaz Kanunu geçici madde 6/3 uyarınca doğrudan kapalı kurumdan denetimli serbestliğe ayrıldığından, özetle Covid-19 izinli olan örgütlü suç hükümlüsü zaten üç yıllık denetimli serbestlik süresi içerisinde olacağından, denetimli serbestlik

süresinde iyileştirme öngören geçici madde 10/2 fiilen tatbik edememiş olmaktadır yani böyle bir teklifte böyle bir hükmün hiçbir
anlamı bulunmamaktadır.
Yine, teklifle İnfaz Kanunu’na eklenmesi öngörülen ve kapalı kurumda olan hükümlülerin, ayrıca açık ceza infaz kurumuna bir yıl erken çıkarılan hükümlülerin durumlarını düzenleyen geçici madde 10’un altıncı fıkrasında kapalı kurumda örgüt suçlarından hüküm giyen mahkûmların tümünün kapsam dışı bırakılması kanaatimce isabetli değildir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Tamamlayalım Sayın Hatip.
HAKAN ŞEREF OLGUN (Devamla) – Şöyle ki, terör örgütü kapsamında olmamak üzere normal örgüt suçlarında daha önceki değişiklikte normal indirime tabi tutulmuşken bu kanunda hiç ele alınmamıştır. Bu konudaki kanaatim, bu kanunun yapılmasında ve işlenmesinde uygulanan teknik ne ceza hukukuna ne anayasa hukukuna uygun bir teknik değildir. Bu sebeple bu kanunda değişiklik önergemiz kabul edilerek en azından bazı suçların da kapsam haricinde tutulmasını talep ediyoruz.
Saygılarımla. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Olgun.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 33 sıra sayılı 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi için Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinde yer alan “Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar hariç olmak üzere” ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Rüştü Tiryaki Tuncer Bakırhan Perihan Koca
Batman Siirt Mersin
Nejla Demir Özgül Saki Keziban Konukcu Kok
Ağrı İstanbul İstanbul
Ömer Faruk Hülakü
Bingöl
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERSAN AKSU (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Önerge üzerinde Bingöl Milletvekili Sayın Ömer Faruk Hülakü konuşacak.
Buyurun Sayın Hülakü. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakikadır.
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi selamlıyorum.
Covid-19 pandemisi üzerinden üç yılı aşkın bir süre geçti. Üç yıldır buraya getirdiğiniz hemen her torbanın içerisinde cezaevlerine yönelik düzenlemeler vardır. Ancak bu düzenlemelerin eşitlikten, adaletten ve genellikten uzak olduğunu her defasında görüyoruz. Bilindiği üzere, pandemi sürecinde dünyanın birçok yerinde af çağrıları yapıldı; cezaevleri karantina bölgelerine dönüşmesin diye, her bir yurttaşın sağlık hakkı teslim edilsin diye birçok ülke bu yönde olumlu adımlar attı. Türkiye’de de beklenti ve talep, eşit, adil ve genel bir infaz düzenlemesinin hayata geçirilmesiydi. Ancak her konuda olduğu gibi iktidar ve ortağının sinir kat sayısını arttıran birileri var, her infaz düzenlemesinde ağızlarında sakız ettikleri bir hukuksuzluk var; bunun adı “Kürtler hariç düzenlemesi”dir, bunun adı açıkça “Kürt düşmanlığı”dır. On yıl ceza alan adli suçlular neredeyse hiç yatmadan salıverilecek; hırsızlar, kadın katilleri, yolsuzluk yapanlar, istismarcılar salıverilecek ama siyasi tutsaklara pişmanlık dağıtılacak, infazları yakılacak; gazeteciler, fikir ve düşünce özgürlüğü sebebiyle suçlananlar içeride kalacak.
Bakın, üç yıldır 200’ün üzerinde hak ihlaline sebep oldunuz. Sincan Kadın Cezaevinde 14 tutsak koşullu salıverilme hakkından yararlanamıyor. Hasta tutsak Özge Özbek açık beyin ameliyatı olduktan üç gün sonra tutuklanarak cezaevine atıldı. Daha sonra, infazı ertelenip tahliye oluyor ve tedavisine devam ediliyor ancak bu tedavi sadece üç ay sürüyor, üç ay sonra tekrar tutuklanıp cezaevine atılıyor. “Epilepsi” tanısı konulup nörologların “Cezaevinde kalamaz.” raporuna rağmen tahliye edilemiyor. 10 Temmuz Pazartesi akşamı yaşadığı denge kaybı sonucunda kafasını sert bir cisme çarparak hastaneye kaldırılmış ve çekilen tomografide beyin kanamalarının meydana geldiği ve tümör sayılarında ciddi bir artış olduğu söyleniyor. Tetkiklerinin yapıldığı hastanedeki doktorlar tarafından ameliyat olması gerektiği fakat ameliyatın da çok riskli bir ameliyat olduğu söyleniyor. Özge Özbek düşman hukuku uygulanırcasına iktidar gibi düşünmediği için hem yaşam hakkı hem de tedavi hakkı ihlal edilerek âdeta esir tutuluyor.
Yaşam hakkı kutsaldır, cezaevleri insanları ölüme terk ettiğimiz yer değildir. Afyon Cezaevinde otuz yıldır tutsak olan Dijwar Nesri İsmail ve yüzlerce tutsak bu haktan yararlanamıyor; hasta tutsaklar sağlık hakkına erişemiyor, hasta olmalarına rağmen kelepçelerle muayeneye götürülüyor, Adli Tıp Kurumu raporlarının “Cezaevinde kalamaz.” kararlarına rağmen ısrarla cezaevinde tutuluyorlar.
Şu sorulara cevap verebilecek bir kişi var mı bu teklifleri hazırlayan milletvekilleri arasında: Engin Aktaş’ı içeride tutan nedir? Serdar Yıldırım’ı, Abdulkadir Kuday’ı içeride tutan hangi adalettir? Sıtkı Bektaş’ı içeride tutan, daha sonra ölümüne sebep olan nedir? 84 yaşındaki Mehmet Emin Özkan’ı ölüme mahkûm eden hangi hukuktur? Tek başına cezaevinde kalamayacak duruma gelmiş, 5 defa kalp krizi geçirmiş, 4 defa anjiyo olmuş bir kişinin cezaevinde tutulmasını sağlayan hangi mantıktır? Hukuki bir gerekçe olmadığını aslında hepimiz çok iyi biliyoruz. Mesele yasa değil, mesele adalet değil.
İktidarın torba yasasında infaz düzenlenmesi varsa parantez içerisinde “Kürtler hariç.” yazar. Aslında biz az önce de bunu gördük: Kürtçe bir selam verdi diye masalara vuruldu, tepkiler gösterildi. Ben en çok bunu merak ediyorum, özellikle burada da söylüyorum: Bu sıralarda 100’den fazla Kürt milletvekili var. Seçim dönemlerinde seçmenden oy isterken Kürtçe konuşarak oy istemek iyiydi ama o seçmenlerin birçoğu Türkçe bilmiyor, buradan neden onlara seslenmiyorlar? Orada verdikleri sözleri burada neden söylemiyorlar? Türkçe bilmeyen seçmenleri var. Bence artık bu Kürtçe konusu biraz daha düşünmeniz gerekiyor, bizim ana dilimizdir.
Kısacası durum şundan ibarettir: Bu iktidarın af yasalarıyla mafyalar, çeteler, katiller salıverilir ama gazetecilere, siyasetçilere, Kürt siyasetçilere kapılar kapatılır. İşte bu sebeple, Kürt halkına yönelik topyekûn bir tecrit ve yıldırma politikası uygulandığını söylüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım. BAŞKAN – Buyurun tamamlayınız Sayın Hülakü.
ÖMER FARUK HÜLAKÜ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, eğer bir infaz yasası düzenlenmesini konuşuyorsak, eğer

samimiyseniz buyurun, her tutsağa yönelik eşit, adil, ayrım gözetmeksizin bir düzenlemeye dönüştürelim.
Hepinize teşekkür ediyorum. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir. Sayın Grup Başkan Vekillerimizin söz talebi var.
Sayın Gül, buyurun.

ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Hatip konuşmasında “düşman hukuku” gibi birtakım deyimler kullanmıştır. Burada yapılan yasal düzenlemede Meclisimizin, komisyondaki tüm üyelerimizin, milletvekili arkadaşlarımızın emekleriyle ortaya konan bir yasama faaliyeti vardır. Burada yapılan teknik bir düzenlemeyi işte “Kürtlere karşı yapılıyor.” gibi bir yaklaşım içerisinde paranteze almak asla kabul edebileceğimiz bir durum değildir. Buradaki düzenleme; terör örgütleriyle ilgili bir parantez açılmıştır ve yasamanın bu anlamda bir takdiridir. Kimse kendisini Kürtlerin sözcüsü, hamisi olarak görmesin; en büyük Kürt partisi AK PARTİ’nin kendisidir. Biz, bütün milletin, Türkiye’nin, hangi etnik aidiyet olursa olsun, etnik aidiyetine bakmadan insan olarak yaşaması, yaşatılması, özgürlüklerinin korunması için siyaset yapıyoruz; burada, Meclisteki mücadelemizin temel gayesi, anlamı da budur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Buyurun.
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – O yüzden, burada, terörle mücadelemiz de asla ve asla vatandaşlarımıza yönelik değildir; teröristlere yönelik bir mücadeledir, bir kararlılıktır. Bunun ötesinde, vatandaşlarımıza… Bugün cumhuriyet tarihi içerisinde birçok örneklerini gördüğümüz hadiseler vardır ama bizim ortaya koyduğumuz, sessiz devrimlerle beraber insanı yaşatmaya; etnik aidiyeti ne olursa olsun, nerede yaşarsa yaşasın insanı yaşatmaya dairdir. Eğer burada başka bir muamele görmek istiyorlarsa benim Kürt kardeşimin evinin önüne çukur kazanlardan hesap sormadan, bir şey demeden buraya gelip bu konuşmaları yapmalarını kabul etmiyoruz, aynen iade ediyoruz. Biz 85 milyonun hukuku için çalışıyoruz, çalışmaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun.

 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Anayasa madde 3: “Türkiye devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı ‘İstiklal Marşı’dır. Başkenti Ankara’dır.”
Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu devletin dili Türkçeyle görüşülür, konuşulur. Geçmiş dönemlerde de yine bu dönemde de sıklıkla ana diliyle görüşmeye çalışan bazı milletvekilleri aslında bu 3’üncü maddeyi ihlale yönelik konuşmalar yapmaktadırlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun.
ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ve sıklıkla “Efendim, biz konuştuğumuzda ‘x dili’ yok ‘bilinmeyen bir dil’ diye kaydediliyor.” diye ifade ediliyor, bu da değildir çünkü Türkçenin dışında hangi dille konuşursanız konuşun, bu aynı şekilde geçer yoksa Kürtçeye yönelik ayrı, özel bir muamele veya işlem söz konusu değildir.
Ayrıca, Türkiye’de veya Türkiye Büyük Millet Meclisinde hiç kimse annesinin diliyle konuşmaz. Ben annemin diliyle konuşsam özbeöz Türkçe olmasına rağmen şu kürsüde anlayan kaç kişi çıkar; onu da ayrıca dikkate almak gerekir. Sürekli bu Kürt düşmanlığı bahsi dile getiriliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun.
ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yaptıkları düpedüz etnikçiliktir, ırkçılıktır, bölücülüktür. O nedenle, bu tür konuşmaları kesinlikle reddediyoruz, doğru bulmuyoruz ve hem Anayasa’ya da hem İç Tüzük hükümlerine de aykırı bulduğumuzu ifade etmek istiyoruz.
Ayrıca, bu infaz düzenlemesiyle ilgili yapılan değişiklikte de yine, PKK terör örgütü mensuplarıyla ilgili olarak bunların hariç tutulması bir Kürt düşmanlığı olarak, ayrımcılık olarak ifade ediliyor ki hiç uzaktan yakından alakası olmayan bir tespittir. Dolayısıyla, sürekli kürsüdeki bu tür etnikçi ve bölücü tutumları reddediyoruz ve kınıyoruz.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akçay. Sayın Hakkı Saruhan Oluç, buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Birkaç konu var değinmek istediğim, birincisi bu infaz meselesiyle ilgili. Konuyu ilk tartışırken geçtiğimiz dönemde yeterince kapsayıcı olmadığını çok konuştuk, tartıştık ve bu konudaki görüşlerimiz tutanaklarda bellidir, vardır. Dolayısıyla, bugün de aynı görüşü savunmaya devam ediyoruz. Yani Covid nedeniyle ortaya konmuş olan tutum, evet, uzatılmalı, buna dair bizim bir itirazımız yok fakat bu konunun çok kapsayıcı olmaması nedeniyle, özellikle siyasi tutukluları kapsamaması nedeniyle olan eleştirilerimizi geçtiğimiz dönem çok açık bir biçimde yaptık; şimdi de yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz.
Şimdi, Sayın Başkan tabii ki bu alanı benden daha iyi bilen birisidir, elbette ki o konuda tartışırız, Adalet Bakanıydı geçtiğimiz dönem.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) – Fakat yani dedim ya, daha iyi bilirsiniz; şimdi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamayan bu iktidardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kararlarında, Demirtaş, Kavala ve Kerestecioğlu kararlarında çok açık ve net biçimde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18’inci maddesinin çiğnendiğine karar vermiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18’inci maddesi der ki: “Siyasi nedenlerle tutuklama yaptığınız zaman -ki Demirtaş, Kavala ve Kerestecioğlu kararlarında çok açık ve net bu görülmektedir- bunu yaptığınız zaman sözleşmeyi çiğnemiş oluyorsunuz.”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, toparlayalım Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) – Biraz uzatacağım efendim, toparlayamayacağım.
Ve bu iktidar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18’inci maddesini çiğneyen bir iktidarsınız siz. Sadece onu çiğnemekle kalmıyorsunuz, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi der ki: Amir hükümdür Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi, çiğnemeyin. Çiğnediğiniz zaman Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarına ve kararlarına uymanız gerekir. Onu da uygulamıyorsunuz yani Anayasa’nın 90’ıncı maddesini de çiğniyorsunuz. Ondan sonra burada gelip bunları konuşuyoruz hep birlikte. Konuşmaya devam edeceğiz, siz çiğnediğiniz sürece biz bunları konuşacağız. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan kalkacak diyecek “Biz Avrupa Birliğine üye olmak istiyoruz.” Kopenhag Kriterlerinin en kritik olan kriterlerinin hiçbirini uygulamayacaksınız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını uygulamayacaksınız ondan sonra bunları konuşacaksınız, olacak iş değil bu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Toparlayalım lütfen Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) – Peki, efendim.
Siyasi tutuklular vardır ve siyasi tutukluları kapsam dışında tuttuğunuz çok açıktır ve bu siyasi tutukluların neredeyse tamamı Kürt’tür. Kürt halkının gasbedilmiş olan haklarını savundukları için siyasi rehin olarak tutulmaktadırlar, bunu siz de biliyorsunuz biz de biliyoruz dolayısıyla biz bunu konuşmaya devam edeceğiz. Bizi bu konuda görüşlerimizden uzaklaştıramazsınız. Davranışlarınızı da -hatibimiz söyledi- “düşman hukuku gibi” dedi… Evet, düşman hukuku gibi, ilk defa konuşmuyoruz, ben burada beş senedir kürsüden “Düşman hukuku uyguluyorsunuz.” diye defalarca konuştum, açın tutanakları bakın, aynı anlayış devam ediyor.
Şimdi, sonuncusu efendim, bu dil meselesi. Ya, bu dil meselesini… Erkan Bey, yapmayın Allah aşkına. Burada
geçtiğimiz beş sene boyunca buna benzer şeyler oldu, vekillerimiz… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) – Son efendim…
BAŞKAN – Tamamlayın lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) – Şunu tartışmıyoruz: Anayasa’nın 3’üncü maddesi, Anayasa’nın 3’üncü maddesini filan tartıştığımız yok burada. “Buradaki siyasi görüşmeleri, konuşmaları, müzakereleri farklı dillerde yapalım ve birbirimizi anlamayalım.” da demiyoruz, böyle bir şey yok. Ama yani tolerans, hoşgörü diye bir şey var, bu ülkede yaşayan farklı ana dilleri var, farklı kültürler var ve bu ana dillerini, kültürleri zaman zaman vekillerimiz, illa bizim partimizden olması gerekmiyor, başka partilerden de vekillerimiz selamlama maksadıyla ya da bir atasözünü söyleme maksadıyla kullanabiliyorlar. Geçtiğimiz dönem bu çok oldu ve bunda bir acayiplik yok, üstelik de bunun ne anlama geldiğini Türkçe’ye de çevirerek kullanıyor herkes bunu. Dolayısıyla bu ülkenin topraklarında farklı kültürler ve ana dilleriyle hep birlikte bu şekilde yaşıyorsak, o zaman bunların kullanılmasını da zaman zaman hoşgörüyle karşılamak, birbirimizi anlamak doğru ve güzel olandır ve bunu geçen dönem yaptık.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Oluç. ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Gökhan Günaydın, buyurun.

GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Biz bu yasama faaliyetine devam ederken yurttaşlarımızdan çok sayıda mesaj ve telefon alıyoruz. Toplumda bir af düzenlemesinin görüşüldüğüne ilişkin bir kanaat oluşmuş, oysa bu bir denetimli serbestlik düzenlemesi. Denetimli serbestliği düzenleyen irade yani yasa koyucu elbette bunun sınırlarını çizecektir. Mesele bu sınırlar bilimsel mi hukuki mi adil mi, başka bir deyişle kamu vicdanını tatmin ediyor mu? Gelin, pür hukuk açısından meseleye bakalım. Diyorlar ya: “Terör örgütleriyle ilişkileri olanları bu kapsamın dışında tutuyoruz.” Türk Ceza Kanunu, manevi unsuru bilerek ve isteyerek iradesini bir silahlı terör örgütüne terk etmek olarak açıklamış.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) – Peki, maddi unsur ne? Faaliyetlerinde süreklilik, çeşitlilik, yoğunluk olacak.
Arkadaşlar, herkes hukukçu olmayabilir ama Türkiye’de iddianameleri okuyabiliriz, mahkeme kararlarını okuyabiliriz, cezaevlerini ziyaret edebiliriz. Bu kriterlerin dışında çok sayıda insanın mahkemelerde tutuklu ve hükümlü olarak yargılandığını ve hüküm giydiklerini de görürüz. O hâlde bizim sınırları iyi çizilmemiş, kapsamı doğru belirlenmemiş, uygulaması da maalesef bağımsız bir gözlemciyi tatmin edecek düzeyde, evrensel tutarlılıkta olmayan tanımlamalar üzerinden bir kısım suçluları kapsam içine alıp geriye kalan çok sayıda insanı kapsam dışında bırakmamız ve bunu da hukukla açıklamamız maalesef mümkün olmuyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) – Neden mümkün olmuyor biliyor musunuz? Biz burada yasama faaliyetinde bulunuyoruz ama kamu vicdanı kanamaya devam ediyor. Yakınları, kendileri cezaevinde olanlar bu vicdani yükü bizim sırtımıza yüklüyorlar. Dolayısıyla hem yasal düzenlemelerde hem de buradaki tüm açıklamalarda galiba bu yükü ve bu sorumluluğu üzerimizde hissederek davranmalıyız.
Çok teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Günaydın. Sayın Gül, talebiniz var mı?
ABDULHAMİT GÜL (Gaziantep) – Hayır. BAŞKAN – Sayın Akçay, yok sanırım? ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yok.

1. Denizli Milletvekili Nilgün Ök ve 20 Milletvekilinin 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1264) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 33 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesiyle 5275 sayılı Kanuna eklenen geçici 10’uncu maddenin birinci fıkrasında yer alan “yedi gün” ibaresinin “on beş gün” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Halil Eldemir Hüseyin Altınsoy Mustafa Alkayış
Bilecik Aksaray Adıyaman
Osman Sağlam Cüneyt Aldemir Ayhan Salman
Karaman Tokat Bursa
Ruken Kilerci
Ağrı
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERSAN AKSU (Samsun) – Sayın Başkan, takdire bırakıyoruz. BAŞKAN – Önerge üzerinde söz almak isteyen var mı? Yok.
HALİL ELDEMİR (Bilecik) – Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Önergeyle izinde bulunan hükümlülerin izin bitimini müteakip infaz işlemlerinin devam ettiği kurumlara dönmeleri için öngörülen yedi günlük süre hak kayıplarının önlenmesi ve ceza infaz kurumlarında oluşabilecek yoğunluğun azaltılması bakımından on beş güne çıkarılmaktadır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge doğrultusunda 15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…. Kabul etmeyenler… 15’inci madde kabul edilmiştir.
Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır. Şimdi, ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.
İkinci bölüm geçici madde 1 ve geçici madde 2 dâhil 16 ila 29’uncu maddeleri kapsamaktadır.
İkinci bölüm üzerinde söz talepleri vardır.
Saadet Partisi Grubu adına Sayın Şerafettin Kılıç.
Buyurun.
Süreniz on dakikadır Sayın Kılıç.
SAADET PARTİSİ GRUBU ADINA ŞERAFETTİN KILIÇ (Antalya) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; ilk defa söz alıyorum. Dolayısıyla, 28’inci Dönem milletvekillerimizin tamamını kutluyorum, tebrik ediyorum. hayırlı hizmetlerinde üstün başarılar diliyorum.
6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi için Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’yle ilgili olarak Saadet Partimiz, grubumuz adına görüşlerimizi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi ve televizyonları başında, ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmamın başında şunu da ifade etmek istiyorum: Ülkemizin, milletimizin yararına olan her teklife destek olacağımızı, ülke ve milletin yararına olmayan her teklifin de karşısında olacağımızın da bilinmesini istiyorum. Torba yasayla getirilen kanunların tümü Anayasa’ya uygunluk açısından değerlendirilmemiştir. Hatta, torba yasa uygulamasının da Anayasa’ya uygunluğunun sorgulanması gerektiğine inanıyorum. Kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz. Meclis gündemine getirilen yasa tekliflerinin önce Anayasa’ya uygunluğunun sorgulanması, sonrasında da Meclis gündemine getirilmesi gerektiğine inanıyorum. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiği günden yani 2018 yılından bugüne kadar neredeyse torba yasa haricinde hiçbir yasa teklifi getirilmemiştir. Biz torba yasa teklifine şu nedenle karşıyız, karşı olmaya da devam edeceğiz: Birbirleriyle alakasız nitelikteki düzenlemeler aynı torba içerisine aşure gibi doldurularak oldubittiye getirilmektedir. Bu şekildeki bir yasa teklifi etik de değildir.
2003-2022 yılları arasında yirmi bir yıllık AK PARTİ iktidarı döneminde toplanan deprem vergisi toplamda 86 milyar 150 milyon civarında olmuştur ve maalesef, uygun kullanılmadığı da anlaşılmaktadır. Deprem vergilerinin nereye gittiği, nereye harcandığı kuruş kuruş, kalem kalem açıklanmalıdır, denetime açık olmalıdır, şeffaf olmalıdır. Şimdi, deprem nedeniyle ortaya çıkan ilave finansman ihtiyacı için ek motorlu taşıtlar vergisiyle, vergi artışlarıyla -farklı yeni artışlar için- Cumhurbaşkanına, mevcut, var olan yetkililerini 5 katına kadar artırma yetkisi istenmektedir. Bunun anlamı yeni zamlar, yeni vergiler demektir; zamlar âdeta yağmur gibi yağacak, yağmaya devam edecek demektir; her gün yeni bir zam haberiyle uyanacağız demektir. Kiradan elektriğe, sağlık, giyim, akaryakıt gibi zamlar sürekli hâle gelecektir. Ekmek fiyatları 10 lira sınırına dayandı, akaryakıt 27 lira seviyesine yükseldi, 2023 yılı başında 18 lira 50 kuruş seviyesinde olan dolar kuru an itibarıyla 26 lira 50 kuruş seviyelerine çıktı. Bütün bunların sonucu yeni zamlar getiririz… Zam demek zulüm demektir. Unutulmamalıdır ki zulümle abat olunmaz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidar bu torba yasayı “müjde ekonomisi” diye ifade ediyor. Bu torba yasanın neresi müjde ekonomisi, neresi maaş zammı ekonomisi Allah aşkına, bilen birisi bunu bize anlatsın. Asgari ücret 11.402 lira ancak açlık sınırı 14 bin lira seviyelerine ulaştı. Emeklilere yapılması düşünülen zam oranı yüzde 25. Yapılan bu zam sonrası çok sayıda emekli 7.500 lira almaya devam edecek. En düşük memur maaşları için ise 22 bin liralık bir rakamdan bahsediliyor. Seyyanen yapılacak 8 bin liralık zamla birlikte oluşan bu rakam memurlar arasında adaletsizliklere ve hak kayıplarına sebep olacaktır. En düşük emekli maaşları açlık sınırının üzerinde olmalıdır; bunu söylemek bile eksiktir, yanlıştır. Emekli maaşları, eski kazanılmış haklar da dikkate alınarak adil bir şekilde yeniden belirlenmeli, kademeli olarak da yoksulluk sınırına çıkarılmalıdır; makamlar, mevkiler, görevler, meslekler ve yapılan işin niteliği de dikkate alınarak belirlenmelidir. Memur maaşlarının adil bir düzenlemeyle ekonomik şartlar da dikkate alınarak an itibarıyla yoksulluk sınırına çıkarılması gerekmektedir ki bu rakam da yaklaşık 35 bin lira seviyesindedir. Esasen, çalışan emekçilerin maaşları ve maaş artışları anayasal bir düzenlemeye de kavuşturulmalıdır ve böylece her altı ayda bir ya da her yıl maaşlar pazarlık konusu yapılmamalıdır. İşçilerimiz, emeklilerimiz, memurlarımız lütuf değil, alın terlerinin karşılığını istiyorlar. Bunlar yeter mi? Yetmez. Ekonomik şartların gerektirdiği dönemlerde oluşabilecek mağduriyeti önlemek için 1997 yılında Erbakan Hükûmeti döneminde uygulamaya konulan eşelmobil sistemine geçilerek belli dönemlerde, en az üç ayda bir olmak kayduşartıyla enflasyon karşısında mağdur edilmeyecek şekilde maaşlarına katkı sağlanmalıdır. Seyyanen yapılacak zam, bir ikramiye niteliğindeyse sözümüz yok, itirazımız yok ancak maaş olarak veriliyorsa yanlıştır; kök maaşlarına, kıdemlerine, emekliliklerine yansımayacak zamlar, zam addedilemez; emekçiler arasında adaletsizliklere, hak kayıplarına sebep olacaktır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ocak-mayıs döneminde bütçeden ödenen faiz miktarı 237 milyar 869 milyon lira olmuştur. 2023 yılı için bütçeden ödenecek olan faiz miktarı 565,6 milyar lira olarak hedeflenmiştir. Ancak evdeki hesap çarşıya uyar mı bilmiyoruz; uyacağını da düşünmüyoruz, bu rakamın 600 milyarı geçeceğine inanıyoruz. Yani her gün 1 milyar 550 milyon lira faiz ödemesi var demektir. Peki, bunun anlamı ne? Nüfusu 2 milyon 688 bin olan Antalya’mız, Türkiye’nin 5’inci büyük vilayetidir. Antalya Büyükşehir Belediyesinin 2023 yılı bütçesi ise 8 milyar 250 milyon liradır. Demek ki bütçeden ödenecek beş buçuk günlük faiz miktarı, koca bir şehrin bütçesi kadardır.
Hızla artan enflasyona paralel olarak yoksullaşmanın görüldüğü bir ortamda vergi artışını bütün halkın üzerine yıkarak

KDV oranlarıyla yapıyorsanız burada bir yanlışlık var demektir. Katma değer vergisinde yapılan zam, nihai ürünlere yansıyacağı için enflasyonun daha da artmasına yol açacaktır. Ekmekte KDV’yi zengin de ödüyor, fakir de ödüyor. Bu, zenginin bütçesine bir nokta kadar yansımıyor ama ekmekten başka tüketecek bir şeyi olmayan fakir ne yapsın?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ŞERAFETTİN KILIÇ (Devamla) – Değerli Başkanım… BAŞKAN – Sayın Kılıç, toparlayalım lütfen.
ŞERAFETTİN KILIÇ (Devamla) – Ziya Paşa’nın sözü aklımıza geldi: “İdrâk-i maâlî bu küçük akla gerekmez. Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez.”
Yine, kıymetli milletvekilleri, özellikle işçi ve memur maaşlarında -vergi dilimlerindeki yeni bir düzenlemeye gidilmediği takdirde- yapılan zam menfi manada yansıyacaktır, belli zaman içerisinde maaşlarda azalma görülecektir. Bu haksızlığın giderilmesi için vergi dilimlerinde bir düzenlemeye gidilmeli ve torba yasaya da dâhil edilmelidir.
Şimdi, iktidara şunları ifade etmek istiyorum: Önce kendinize gelin, aslınıza dönün, aklınızı başınıza alın; her türlü savurganlıktan, israftan vazgeçin; dışarıdan borç dilenmek yerine kendi öz kaynaklarınıza dönün; üretime önem verin, yatırım yapın; tarımı, hayvancılığı, çiftçilerimizi destekleyin; tarımı desteklemek için Anayasa’ya koyduğunuz gayrisafi millî hasılanın yüzde 1’i nispetindeki o rakamı verin.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ŞERAFETTİN KILIÇ (Devamla) – Bir dakika Sayın Başkan… BAŞKAN – Uzattım.
Buyurun, mikrofonsuz tamamlayın, kimseye şey etmedim…
ŞERAFETTİN KILIÇ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, faiz alın teri olmadan elde edilen bir kazançtır, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapar. Nas sözünüzü sadece algı için kullanmayın, eyleme dökün, icraata dökün. Bu kadar borç alıp faiz ödeyeceğinize işçinize verin, emekliye verin, memura verin, esnafa verin, tarıma verin, üretimi destekleyin; korkmayın, verdikleriniz size yol, su, elektrik olarak geri dönecektir. Adil olun, güven verin, haktan ve adaletten şaşmayın diyorum, bu duygularla hepinizi saygıyla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum, yeni yasama döneminde hayırlı hizmetler diliyorum.
Saygılarımla.
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıç. Birleşime otuz dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.01

 

 

 

 

aittir.
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 20.35
BAŞKAN: Başkan Vekili Sırrı Süreyya ÖNDER
KÂTİP ÜYELER: Rümeysa KADAK (İstanbul), Mahmut Atilla KAYA (İzmir)
——-0——-
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
33 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam ediyoruz. Komisyon yerinde.
Teklifin ikinci bölümü üzerinde söz sırası İYİ Parti Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Mustafa Gürban’a

Buyurun Sayın Gürban. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır.
İYİ PARTİ GRUBU ADINA MEHMET MUSTAFA GÜRBAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun

teklifinin ikinci bölümü üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Depremde hayatını
kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.
6 Şubat günü yaşadığımız deprem felaketi yüreklerimizi kavurdu. İhmalkârlığın, tedbirsizliğin bilançosu maalesef 50 bini aşkın vatandaşımızı kaybetmemize neden oldu; aynı zamanda 11 ilimizde çok ciddi maddi hasarlar meydana geldi. Tabii ki devletimiz depremden etkilenen her bir vatandaşımızın yanında olmak zorundadır, olmalıdır da. Ne yazık ki üzülerek ifade ediyorum ki torba kanun düzenlenmesine manevi duyguları istismar edecek bir ifadeyle “Millî Dayanışma Paketi” adı verilmiştir. Bu paketin adı aslında “nas paketi” olmalıdır çünkü seçim vaatlerinin tamamını ve Sayın Cumhurbaşkanımızın temel ekonomi kurallarını hiçe saymasının neticesini halkımız vergilerle ödemektedir. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın Plan ve Bütçe Komisyonunda yapmış olduğu 2023 ek bütçe sunumunda torba kanun paketinde öngörülen gelirin yaklaşık yüzde 60’lık kısmının deprem dışındaki giderlere aktarılacağı anlaşılmaktadır.
İktidar partisi olarak, çözümü sürekli, vatandaşın alın teriyle kazandığı paraya göz dikmenizden usandık. Deprem sonrasında yapılan “Türkiye Tek Yürek” kampanyasına kumbarasını bozduran çocuklarımız, emeklilerimiz, köylülerimiz, memurlarımız ve işçilerimiz destek verdi; toplanan paraların önemli oranı kamu kurum kuruluşlarının ve vatandaşlarımızın göndermiş olduğu SMS’ler olduğu anlaşılmaktadır. Şimdi de “Millî Dayanışma Paketi” adı altında vergi dayatmalarıyla karşı karşıyayız. Motorlu taşıtlar vergisinin bir defaya mahsus 2 katı alınması kararından elde edilecek yaklaşık gelir 30 milyar Türk lirası olarak öngörülmektedir. Oysa ki Türkiye Tek Yürek Kampanyası’nda taahhüt edilip ödenmeyen bağışlar 30 milyar Türk lirasının çok üstündedir. 1999 Gölcük depreminden sonra özel iletişim vergisi depreme bağlı hasarın giderilmesi için alınmıştı, sonrasında kalıcı hâle geldi. Halkımız tarafından deprem vergisi olarak da bilinen ve sürekli toplanan vergilerin nereye kullanıldığıyla alakalı bugüne kadar hiçbir açıklama yapılmadı. Van depremi sonrası Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek bunların millî servet olduğunu, sağlık harcamalarına ve duble yollara gittiğini açıklamıştı.
Vergi sistemimizin tabana yayılması gerekmektedir. Çoğunlukla vergiler dolaylı vergiler yani mal ve hizmet alımından kaynaklanan vergiler olduğu için sürekli dar ve orta gelirli vatandaşlarımızın üzerine büyük vergi yükü binmektedir. Bu durum ise adalet ve eşitlik ilkesine aykırıdır. Devlet adil vergi dağılımı yapmalıdır. Vergi yükü ağırlaştıkça hayat pahalılığı giderek içinden çıkılmaz bir hâl almaktadır. Hükûmet vergi gelirlerini artırmak istiyor olabilir, bu bir nebze makulle karşılanabilir fakat büyüme kamu harcamalarıyla yapılmakta, vergilerse kamunun harcamalarını finanse etmektedir. Kamu kurum ve kuruluşlarında bütçe açığı genişledikçe vatandaşın bileğinin hakkıyla kazanmış olduğu paraya göz dikilmektedir. Vergilerle harcamaların kısıtlanması amaçlanmışken, vatandaş da her şeye zam gelecek endişesiyle tam aksine harcamalarını artırmaktadır. Bu durum da hayat pahalılığını beraberinde getirmekte ve vatandaşımız tasarruf yapamamaktadır. Vatandaşlardan toplanan vergilerin keyfî olarak harcanması kısır döngü oluşturmaktadır. Toplanan vergilerin uzun vadeli yatırımlara değil orta vadeli yatırımlara aktarılmalı; ayrıca doğru fizibite etüdü yapılmadan, ülke menfaatlerini değil firma menfaatlerini gözeterek projelere aktarılmamalıdır.
Ülkemizin kalkınması için stratejik ve doğru hesaplanmış projelere ihtiyaç vardır. Yatırım projeleri ülkemizde bilimsel

temeller doğrultusunda değil iktidar partisi tarafından rant temelleri üzerinden inşa edilmektedir. Genel Kurula getirilen torba kanun dar ve orta gelirli vatandaşlarımızdan vergi dayatmasıyla para toplayıp hepimizin malumu firmalara ve zenginlere para aktarımıdır. Ne yazık ki iktidar partisi halkın değil belirli müteahhitlerin partisi olmuştur. Bizim odaklanmamız gereken nokta ise vatandaşlarımızın cebindeki kullanılabilir nakit para miktarını arttırmaktır. Brüt gelirimizden ne kadar kesinti olursa net gelir o kadar düşer. Zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayan veya karşılamakta güçlük çeken hane halkı kredilere başvurmak durumunda kalmaktadır. Vatandaşlarımız borcu borçla kapatmaya çalışmakta, gittikçe içinden çıkılmaz ekonomik buhrana sürüklenmektedir. Birikim kültürümüzün önemli bir parçası olan, “yastıkaltı” diye tabir ettiğimiz tasarrufların bugünkü hayat pahalılığında hayata geçirilmesi mümkün değildir. İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çeker veya karşılayamazsa siyaset mekanizması düzgün çalışmaz, hiç kimse işini kaybetmek istemez, gördüğü yanlışları söyleyemez ve iktidar neyi uygun görürse onu yapmak durumunda kalır.
Özetle devletin vergi politikaları -vatandaşlara şefkat dolu- adaletli ve kullanılabilir geliri artıracak şekilde olmalıdır. Vergiyi, toplamayı en kolay gördüğümüz orta gelir ve alt gelir düzeyinin sırtına yüklemektense… Gelir seviyesi yüksek olanlardan, zenginlerden ve serveti belli bir oranın üzerinde olanlardan kademeli şekilde daha çok vergi alınması gerekmektedir.
Kur korumalı mevduat âdeta sırtımızdaki kambur olmuş, en önemli sorunlarımızdan biri hâline gelmiştir. Konu kur korumalı mevduat olunca maalesef veri karartma uygulanmaktadır. Faiz ve oranları etkileyen bilgiler, veriler paylaşılmamaktadır. 2022 yılında kur korumalı mevduat hesabı yatırımcılarına Merkez Bankası ve hazine tarafından yapılan toplam ödeme yaklaşık 182,5 milyar Türk lirasıdır. Yılın ilk beş ayında Merkez Bankasının yapmış olduğu ödeme belli olmamakla birlikte hazinenin kasasından yaklaşık 4 milyar 400 milyon Türk lirası para yatırımcıların hesabına aktarılmıştır. Haziran ayında ise toplam tahminî korumalı mevduat yatırımcılarına ödenmesi gereken tutar, yaklaşık 160 milyarla 195 milyar Türk lirası arasında öngörülmektedir. Son aylarda yaşanan kur atakları neticesinde bu acı tabloyla karşı karşıyayız. Kur korumalı mevduatın ilk çıktığı günden bu yana ödenen toplam rakamı yaklaşık olarak yalnızca bu haziran ayında ödeyeceğiz, bu tablo bizi felakete sürüklemektedir.
Kur korumalı mevduat hesabındaki varlıkların giderek artacağını düşündüğümüzde önümüzdeki aylarda oluşacak mali yük çok daha fazla artacaktır. Kur korumalı mevduat hesaplarının hazineden Merkez Bankasına devredilmesi durumu enflasyonu artıracaktır. Bir taraftan kur artışı dolayısıyla maliyet tarafında oluşan baskı bir taraftan da liralaşma stratejisi doğrultusunda karşılıksız para basılması kaçınılmaz gözükmektedir. Merkez Bankasının para bastıktan sonra piyasaya sürüp tekrar parayı kendine çekmek isteyeceği öngörülmektedir fakat mevcut faiz oranlarıyla Türk lirasını korumak imkânsızdır. Kur korumalı mevduat hazinenin üzerindeki iç borç stoku yükünü artıracağından, Merkez Bankasına devredilip para basarak karşılanacağı öngörülmektedir. Bu durum ise var olan enflasyon yangınına benzin dökmek olacaktır. Haziranda tahmini kur korumalı mevduat yüküne ilaveten Merkez Bankasının eksi rezervleri göz önünde bulundurulduğunda tablo görünenden daha vahim sonuçlar doğuracaktır.
Mali yıl içinde bütçe kanununda belirtilen ödenek ve tahmini fark miktarı kadar borçlanma yapılabilmektedir. Bu borçlanma limitini hem Bakan hem de Cumhurbaşkanı ayrı ayrı yüzde 5 oranı sınırlı olmak şartıyla artırabilirdi fakat Millî Dayanışma Paketi adı altında dayatılan yeni torba kanunuyla iç borçlanma 3 katına kadar artırma yetkisi Sayın Cumhurbaşkanımızın tasarrufunda olacaktır. Çevre Kanunu kapsamında Cumhurbaşkanımıza verilecek yetkiyle belirlenen tutarlar 2 katına kadar artırılabilecektir. Bunlarla bitmedi; yine, ÖTV Kanunu’nda belirli olan bazı kalemlerin de vergi tutarını 5 katına kadar artırabilme yetkisi Sayın Cumhurbaşkanına verilmektedir. Bu istenilen yetkiler deprem felaketinden etkilenen 11 ilimize yatırım amaçlıysa, bunların hesap verilebilirlik ve şeffaflık ilkesine uygun olması şarttır. Vatandaşın kendisinden toplanan bu vergilerin kuruşu kuruşuna nerelere harcandığını bilmeye hakkı vardır. Vatandaşlarımıza dayatılan ve ilerleyen günlerde de artarak devam etmesi muhtemel olan bu vergilerin halkımızın zorunlu ihtiyaç maddelerine getirilmesi dar ve orta gelirli vatandaşlarımızın sırtındaki yükü daha da ağırlaştırmaktadır. İktidar partisi bu politikalarından vazgeçmediği sürece ekonomik olarak orta sınıf kavramını sanırım tarihe gömeceğiz. Ekonomik olarak “orta sınıf” olarak adlandırdığımız vatandaşlarımız hızla alt gelir tarafına geçmektedir.
Memur zamları ve emekli vatandaşlarımıza yapılan iyileştirmeler elbette önemlidir ama yetersizdir. TÜRK-İŞ tarafından hazırlanan 2023 Haziran Ayı Açlık ve Yoksulluk Sınırı Raporu’nda açlık sınırı 10.373 Türk lirasını, yoksulluk sınırı ise 33.750 Türk lirasını açmıştır. Bu bilgilerde dâhilinde verilecek olan zamlı maaşların yetersiz kaldığı ve enflasyona ezdirildiği oldukça açıktır. Memurlarımıza yapılacak olan seyyanen zammın emeklilerimize yansımadığı görülmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Tamamlayalım lütfen.
MEHMET MUSTAFA GÜRBAN (Devamla) – Emeklilerimiz kaderiyle baş başa bırakılmıştır. Yapılacak seyyanen zam; memurların aile, çocuk yardımı, ek ödeme, dil tazminatı gibi ödemelerini teğet geçecektir. Seyyanen zam ücretlerine geniş açıdan ve bütün olarak bakmamız gerekmektedir. Biz her zaman memur ve emeklilerimizin refah düzeyinin insan onuruna yakışır şekilde olmasından yanayız. Seyyanen zam, bundan sonraki hiçbir artışa etki etmeyecektir. Bundan sonra yapılacak olan zam oranları
8.077 Türk lirasından hariç olarak gerçekleşecektir. Yüksek maaş alan memurlarımız size seyyanen zam alamayacakları için zam artış oranı düşmektedir. Emekli aylıklarında daha önce yapılan hatalar ne yazık ki yine tekrarlanmaktadır. Nisan ayında 5.500 Türk lirasından 7.500 Türk lirasına çıkarılan en düşük emekli aylığında 7.500 Türk lirası üstünde aylık alan emeklilerimiz artıştan faydalanamamıştır. Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET MUSTAFA GÜRBAN (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım. BAŞKAN – Bir dakika daha veriyorum.
MEHMET MUSTAFA GÜRBAN (Devamla) – Hesap edilen en düşük emekli aylığı 7.500 Türk lirası altındaysa artış o rakamın üzerinden yapılacaktır. Örneğin, emeklilerimizin kök maaşı 6.000-6.500 Türk lirasıysa artış bu miktar üzerinden olacaktır. Ayrıca, kur ataklarının devam etmesi, asgari ücret ile yapılacak memur zamlarını şimdiden eritmeye başlamıştır. Bunun neticesinde yapılacak olan artışların yetersiz olduğunu ve tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini arz ve talep ediyorum.
Saygılarımı sunuyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Gürban.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Mustafa Baki Ersoy. (MHP sıralarından alkışlar)
Süreniz on dakikadır Sayın Ersoy. Buyurun.
MHP GRUBU ADINA MUSTAFA BAKİ ERSOY (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 33 sıra sayılı 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi için Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine konuşma yapmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi ve ekran başında bizleri izleyen yüce Türk milletinin tüm fertlerini saygılarımla selamlıyorum.

Cennet vatan Türkiye’miz 6 şubat 2023 sabahı asrın felaketi olan depremlerle karanlık bir güne uyanmıştır. Toplamda 11 ilimizin etkilendiği depremlerde yıkım maalesef büyük olmuştur. Devletimiz, milletimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ivedilikle felaketten etkilenen bölgelere yardım ulaştırmak üzere harekete geçmiş, âdeta seferberlik ilan edilmiştir fakat söz konusu depremlerin hem kısa aralıklarla hem çok şiddetli hem de tipi ve etkilediği alanın büyüklüğü sebebiyle oldukça istisnai bir hüviyete sahip olması birçok noktada imkânlarımızı zorlamıştır. Açılan yaraların manevi boyutları kapanacak türden değildir. Allah tüm yaralılarımıza şifa, merhumlarımıza rahmet, yakınlarını kaybedenlere sabırlar versin, hepimize geçmiş olsun, vatanımızın başı sağ olsun. Maddi yıkımlarla ilgili olarak ise devletimizin iyileştirmeleri ve destekleri imkânlar çerçevesinde devam etmektedir.
Değerli milletvekilleri, az önce bahsettiğim asrın felaketi ve daha öncesinde küresel olarak etkilendiğimiz Covid-19 salgınının ardından ekonomik olarak bir revizyon içerisine girmiş bulunuyoruz. Bu çerçevede görüşmekte olduğumuz teklif her iki badirenin de yaralarını sarmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda, söz konusu teklifle, Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunan hükümlülerin beş yıl daha erken denetimli serbestliğe ayrılması öngörülmektedir. Böylece, hükümlülerin hâlihazırda sahip oldukları denetimli serbestlik sürelerine beş yıl ilave edilerek bu hükümlülerin ceza infaz kurumlarından daha erken çıkmaları ve kalan hapis cezalarını denetimli serbestlik tedbiri altında infaz etmeleri sağlanacaktır.
Söz konusu teklifle asgari ücrete aylık 500 TL destek sağlanması amaçlanmaktadır. Bu çerçevede, 2023 yılı Temmuz- Aralık döneminde 500 TL asgari ücret desteği verilmesine yönelik düzenleme yapılacaktır. Bununla birlikte, işçi ve esnaf emeklilerinin aylıklarına ilave zam yapılması öngörülmektedir.
Bir başka maddede yapılması amaçlanan değişiklikle de kurumların yatırım fonları ve taşınmaz satışlarından elde ettikleri kazançlara yönelik uygulanan kurumlar vergisi istisnasının kaldırılması sağlanacaktır. Teklifle, taşınmazların Kurumlar Vergisi Kanunu kapsamındaki kısmi bölünme suretiyle vergisiz devrinin kaldırılması öngörülmektedir. Kurumlar vergisi oranları banka ve finans kurumlarında yüzde 25’ten yüzde 30’a, diğer mükelleflerde ise yüzde 20’den yüzde 25’e çıkarılacaktır. Ayrıca, ihracat kazançları üzerinden alınan Kurumlar Vergisinin yüzde 24 yerine yüzde 20 oranında uygulanması sağlanacaktır. Teklifle taşınmazların kurumlar vergisi istisnası kapsamından çıkarılmasına ilişkin düzenlemelerin geçici madde düzenlemesi üzerinde değişiklikler amaçlanmaktadır. Bu kapsamda kurumların taşınmaz satışından elde edilen kazançlarının yüzde 50’sine uygulanan istisnanın kanunun yayımı tarihi sonrasında alınacak taşınmazlara uygulanmak üzere kaldırılmasını sağlayan geçici madde revize edilecektir.
Diğer taraftan, kurumların aktifinde bulunan taşınmazların bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılan satışlarında istisna oranı yüzde 50’den yüzde 25’e indirilmektedir.
Bir diğer madde kiracı konumunda olan vatandaşlarımızın haklarını koruma altına almak için hazırlanmıştır. Maddeyle konut kiralarının zam oranının bir yıl daha yüzde 25’le sınırlandırılması sağlanacaktır.
Söz konusu teklifle Covid-19 salgını kapsamında verilen idari para cezalarının tahsil edilen kısımlarının Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda iade edilmesi amaçlanmaktadır.
Bir diğer madde deprem felaketinin ardından depremden etkilenen vatandaşlarımıza kolaylık sağlamak amaçlı hazırlanmıştır. Böylece afetten etkilenen bazı illerde fay hattına mesafe, zemin elverişliliği, yerleşim merkezine yakınlık gibi kriterlere sahip, konut yapımına elverişli, yeterli alanın bulunmamasından kaynaklı mera ve orman nitelikli taşınmazların da kullanılmasının elzem hâle gelmesi sebebiyle sayılan kriterlere uygun olmak kaydıyla asgari seviyede mera ve orman nitelikli taşınmazın da geçici veya kesin iskan alanı olarak ilan edilebilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca geçici veya kesin iskân sahaları içinde kalan taşınmazlar üzerindeki binaların askerî levazım bedeli ile ağaçların ve sair muhdesatların bedeli hak sahiplerine ödenerek vasıf değişikliği yapılabilecektir. Değerli milletvekilleri, dünya küresel Covid salgınının ardından yeni bir düzene girmiş, açılan yaralar hâlâ sarılamamışken cennet vatanımız da bir de orman yangınları, sel felaketleri ve son olarak da “asrın felaketi” olarak adlandırılan depremlerle yara üzerine yara almıştır. Söz konusu afetler zinciri ister istemez ekonomimize de yansımıştır. Bizler de bu kapsamda birtakım iyileştirmeleri kapsayan kanun teklifini Gazi Meclisimize sunmuş bulunuyoruz. Görüşmekte olduğumuz teklifle kamu görevlilerine ilave ödeme verilmesi öngörülmektedir, böylece en düşük memur maaşının 22 bin TL’ye yükseltilebilmesi amacıyla 2023 yılı 2’nci altı aylık dönemi için verilecek enflasyon farkı dâhil yapılması öngörülen artışa ilaveten kamu çalışanlarına 8.077 TL ilave olmak üzere seyyanen ödeme yapılması teklif edilmektedir. Kıymetli liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi salı günü yapmış olduğu grup toplantısında “Sayıları 15,9 milyona ulaşmış emeklilerimize yapılan yüzde 25’lik maaş artışı gördüğümüz kadarıyla makul ve yeterli bulunmamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak açık ve samimi teklifimiz şudur: İlk olarak memur maaşlarına ilavesi planlanan
8.077 liralık seyyanen artışın kök ücrete ve aynısıyla emekli maaşlarına yansıtılması beklenti ve talebimizdir. İkinci olarak Perakende Kanunu’nda haksız rekabeti önleyecek değişiklikler yapılması, SGK üst limiti, gelir vergisi dilimleri ve kıdem tazminatıyla ilgili düzenlemeler işçi ve işveren yararını dikkate alacak şekilde gözden geçirilmelidir. Enflasyondaki düşüşe eş zamanlı olarak işçilerimize ve asgari ücretle geçinen kardeşlerimize yapılan iyileştirmelerle beraber memur ve emeklilerimizin maaşlarının artırılması satın alma gücünü nispeten koruyacaktır. Milletimizin her güzel insanına ne yapsak eksik, ne versek azdır.” sözleriyle konu hakkındaki düşüncelerimizi ifade etmiştir. (MHP sıralarından alkışlar) Biz de bu iyileştirmelerin yapıldığı takdirde emeklilerimizin yüreğine su serpeceğini ve ferahlatacağını düşünmekteyiz.
Tüm bu olağanüstü şartlar kapsamında meydana gelen ekonomik yapılanma çerçevesinde Cumhurbaşkanımıza 2023 yılında ortaya çıkan ödenek ihtiyacının karşılanması için ödenek ekleme yetkisi verilmesi teklif edilmektedir. Bu çerçevede, 2023 yılında kamu personelinin mali ve sosyal haklarında artış yapılmasına yönelik düzenlemeler kapsamında ve EYT, en düşük emekli aylığı ve bayram ikramiyelerinde artış yapılmasına yönelik düzenlemeler kapsamında ortaya çıkan ilave ödenek ihtiyacının karşılanması amacıyla Cumhurbaşkanımıza bu ihtiyaçlarla sınırlı olmak üzere ilgili idare bütçelerine ödenek ekleme yetkisi verilmesi sağlanacaktır.
Görüşülen teklifin son maddesi ise kur korumalı mevduat uygulamasında Hazine ve Maliye Bakanlığına ilişkin yetkilerin Merkez Bankasına devredilmesiyle ilgilidir. Teklifle gerçek kişilerin Türk lirası vadeli mevduat ve katılma hesaplarının kur artışlarına karşı korunması amacıyla Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yürütülen destek uygulamasının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde yürütülen benzer uygulamalar da dikkate alınarak ilgili kuruma devrine yönelik geçici maddede düzenleme yapılması sağlanacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak söz konusu teklifi olumlu değerlendiriyor, destekliyor, vatanımıza ve milletimize hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ersoy.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Ali Öztunç. Süreniz on dakikadır Sayın Öztunç.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, size de başarılar diliyorum. Hayat böyle, kısa bir süre önce cezaevindeydiniz, bugün Türkiye Büyük

Millet Meclisinin Başkan Vekilisiniz. O zamanki mi karar doğruydu, bu zamanki mi doğru? Bence o zamanki yanlıştı, bu karar doğru. Demokrasi böyle bir şeydir, cezaevinden gelir, Meclis Başkan Vekilliği koltuğunda eğer haklıysanız oturursunuz. Kutluyorum sizi. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, siz Adıyamanlısınız, ben Maraşlıyım. Komşu illeriz, kültürümüz aynıdır; Adıyaman’da da Maraş’ta da birileri karşılaştığı zaman “Nasılsın ede, iyi misin ağa?” derler. Ben o yüzden AK PARTİ’li vekil arkadaşlara sormak istiyorum: Ağalar nasılsınız, iyi misiniz? Zam üstüne zam geliyor. Onay verdiğiniz, oy verdiğiniz maddeler zam maddeleri, zam yapıyorsunuz.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Memura zam yapıyoruz.
ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – “İyi misiniz ağalar?” diyeceğim ama ağalık da vermekle olur, almakla olmaz. (CHP sıralarından alkışlar) Kaşıkla veriyorsunuz, kepçeyle alıyorsunuz; yazık ediyorsunuz. Memura, işçiye, emekliye zama gelince TÜİK’İ baz alıyorsunuz, TÜİK oranlarına bakıyorsunuz ama vergi zammına gelince ENAG’ı baz alıyorsunuz, burada bir çelişki sizce yok mu? Daha önce tahsis ettiğiniz MTV, motorlu taşıtlar vergisini bir daha istiyorsunuz. Yahu, vatandaş vermiş, ödemiş, kardeşim niye bir daha istiyorsun sen bu vatandaştan bu vergiyi? Ey AK PARTİ, hep isteyecek misiniz, hiç vermeyecek misiniz? Yine istiyorsunuz ama 5’li çeteye gelince hep veriyorsunuz, hiç istemiyorsunuz. Hadi varsa yüreğiniz 5’li çeteye verdiğiniz paraları istesenize. Vatandaşa gelince vergide bindirim, 5’li çeteye gelince vergide indirim yapıyorsunuz. Dünyanın parasını kazandırdıklarınızdan 5 kuruş istemiyorsunuz ama dönüyorsunuz gücünüz garibana yetiyor, gücünüz fakir fukaraya yetiyor. Bu kafayla giderse siz vatandaşa verdiğiniz bu maaşlar var ya, bırakın zammı, maaşları da geri isterseniz, “Verin bize maaşı.” da dersiniz; AKP’nin özeti böyle bir şey, AKP’nin özeti budur. Seçim boyu bol keseden dağıttılar, har vurup harman savurdular, kasada zaten para yok, 3-5 kuruş vardı, onu da götürdüler AK PARTİ kazansın diye harcadılar, harcadılar, para kalmadı, milletin cebine göz diktiler, bütün kuşlar bitti, sıra leyleğe geldi. Şimdi, milletin cebine göz diktiler, milletin cebindeki 3-5 kuruşu almaya çalışıyorlar. Zam, zam, zam, her şeye zam; bunların hepsini yapan Recep Tayyip Erdoğan, kusura bakmayın, Genel Başkanınız yapıyor, Cumhurbaşkanınız yapıyor. Her şeye zam, yumurtaya zam, peynire zam, şekere zam, çaya zam, elektriğe zam, mazota zam, her gün zam, doğal gaza zam.
MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – ÖTV’yi de artırıyorlar.
ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Bu arada doğal gazı da hani bedava verecektiniz? Doğal gaz bulmuştunuz yahu Karadeniz’de, ne oldu bu doğal gaz? Doğalı gitti, gazı kaldı; gaz kaldı, gazmış meğerse. Temizlik ürünlerine zam… Temiz olan hiçbir şeyi sevmediğiniz için temizlik ürünlerine de zam yapıyorsunuz. Daha bugün yüzde 35 zam yaptınız süt ürünlerine, yazıktır günahtır ya. Bu milletin, garibanın çoluk çocuğu süt içmesin istiyorsunuz, süt ürünlerini yemesin istiyorsunuz. Yüzde 35 zam geldi bugün peynire, süte, süt ürünlerine. Yazık günah değil mi? “Türkiye Yüzyılı” diyorlardı, “Türkiye Yüzyılı” dedikleri meğerse zam yüzyılıymış. Hani sloganınız vardı ya: “Yaparsa AK PARTİ yapar.” Evet, yaparsa AK PARTİ yapar. Yaptı mı? Yaptı. 8 al, yüzde 18 KDV; 18 al, yüzde 20’ye çıkart; 5 al, yüzde 20’ye çıkart. Millete ne verdiniz de ne istiyorsunuz ya? Üç kuruş para verdiniz, beş kuruşu geri istiyorsunuz. Yazık günah değil mi bu millete? (CHP sıralarından alkışlar)
ADEM ÇALKIN (Kars) – Sizde bedava, siz dağıtacaksınız(!)
ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Peki, bence bana laf atmayın. Bakın, bir şey söyleyeyim: Ben tecrübeli bir milletvekiliyim, bu laf atmalara iyi cevap veririm. Şimdi, ilk konuşmamız, çok cevap vermek istemiyorum ama şunu söyleyeyim: Geçen dönem burada oturup laf atan arkadaşları vardı, Salih Cora falan, hiçbiri burada yok. Çok laf atanlar evine giderler, haberiniz olsun.
Bakın, şimdi bu kadar zam yapılıyor, peki, saray bundan etkileniyor mu? Tövbe. Elektrik parası ödemez, doğal gaza para ödemez, mazota para ödemez sarayda, yemeğe ödemez, şekere ödemez, çaya ödemez, ekmeğe ödemez; hiçbir şeye para ödemez. Farkında değil, demek ki bilmiyor. Bir de bizim ismini dahi telaffuz edemediğimiz, söyleyemediğimiz yabancı isimli yemekler yeniyor sarayda, geçen dönem saymıştık bunları. Keyfi yerinde maşallah, her şey çok güzel gidiyor onun için peki, vatandaş için ne oluyor biliyor musunuz? 2020 yılında süt 3,5 liraydı, bugün 23 lira; yumurtanın kolisi -30 adet- 20 liraydı, bugün 70 lira; peynirin kilosu 14 liraydı, bugün 140 lira -10 kat- tereyağı 54 liraydı, bugün 230 lira; ekmek 1,25 liraydı, bugün 5 lira -bizim danışman yanlış yazmış 5 diye, 10 lira aslında ekmek, çoğu yerde 10 liraya satılıyor- dana kıyma 50 liraydı, bugün 350 lira; ayçiçeği yağı 35 liraydı, bugün 170 lira; mercimek 8 liraydı, bugün 32 lira. Bir de bu kadar zammın üstüne, getiriyorsunuz, vergi zammını koyuyorsunuz. Vicdan, vicdan… Bakın, bir düşünür diyor ki: “Vicdan eğer varsa dünyadaki en rahat yastıktır.” Ama ben -kusura bakmayın- bu zamlardan sonra sizde bu vicdanı göremiyorum.
Gelelim deprem bölgesine, şehrimize, Maraş’a. Sıkıntı hâlâ devam ediyor değerli arkadaşlar. Yüz seksen yedi gün geçti depremin üzerinden, yüz seksen yedi gün. Hâlâ enkazlar kalkmadı. Kahramanmaraş’ta yüzde 12’si kalkmış durumda, verilen rakam resmî rakam. Hâlâ enkazlar duruyor. Bir miktar kaldırılmaya çalışılıyor, sulama yapılmadan enkazlar kaldırılıyor yani yıkım yapılıyor, toz toprak her yer, asbest tehlikesi, o da var. Başka…
Sayın Grup Başkanı, size sesleniyorum: Bugün Antalya Gazipaşa’daki ve Kayseri’deki Kahramanmaraşlı ve Hataylı depremzedeler KYK yurdundan atıldılar, videosu da var, görüntüsü de var, haberi de var. Kahramanmaraşlı ve Hataylı depremzedeler bugün Gazipaşa’daki ve Kayseri’deki KYK yurdundan atıldılar. Dediler ki: “Çekin, gidin.” Nereye gitsin bu gariban? Evi yıkılmış, barkı yıkılmış, gidecek yeri yok, gelmiş KYK yurduna. Seçimden önce siz bir fitne fesat karıştırmıştınız, benzer durumları bizler için söylemiştiniz, millet inanmıştı ama şimdi görüyoruz ki seçim bitti, gerçek yüzü ortaya çıktı. KYK yurdundaki gariban depremzedeyi AK PARTİ, KYK yurdundan atıyor; evsiz kalmış, barksız kalmış, sokağa atıyorsunuz depremzedeyi, sokağa atıyorsunuz.
FAHRETTİN TUĞRUL (Uşak) – Tekirdağ Belediyesi mi?
MESTAN ÖZCAN (Tekirdağ) – Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi mi?
ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Bakın, Tekirdağ Belediyesi değil, o Valinin işiydi de. Hadi geçtik Tekirdağ’ı, o dün oldu, yanlış yapıldı diyelim, varsayalım bu yanlıştı. Ben size bugünü söylüyorum değerli vekiller. Gazipaşa KYK yurdundan, Kayseri KYK yurdundan bugün depremzedeler atıldılar. Yapmayın, etmeyin, eylemeyin, hiç mi vicdanınız yok ya, hiç mi vicdanınız yok!
HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) – Gaziantep KYK’den atıldı, Gaziantep KYK’den. ÖZGÜR KARABAT (İstanbul) – Bugün olmuş.
ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Bugün tabii.
Şimdi, bakın, deprem bölgesinde su sorunu var. Kahramanmaraş’ta köylerde ciddi su sorunu var. Türkiye’nin su havzası olarak 3’üncü, 4’üncü şehri olan Kahramanmaraş’ta vatandaş köylerde su bulmak için dua ediyor, yok çünkü su. Hâlbuki, Kahramanmaraş su havzası olarak ciddi bir havzadır ama yok.
Orta hasarlı binalara ilişkin planlama var mı? O da yok.
Elektrik, doğal gaz faturaları hani gelmeyecekti? Hani açıklamıştınız meydanlarda “Ey depremzede, elektrik faturası ödemeyeceksin, doğal gaza fatura ödemeyeceksin.” diye. Ne oldu? Seçim bitti, elektrik faturası da geldi, doğalgaz faturası da geldi, 6 taksite bölerek göndermişsiniz; yine milleti kandırdınız.
Hastane hizmetleri Kahramanmaraş’ta yetersiz. Deprem olmadan çok önce uyardık defalarca -ben bu kürsüye geldim,
konuştum- “Maraş deprem bölgesi, etmeyin, eylemeyin.” dedik, “Bu Necip Fazıl Şehir Hastanesi buraya olmaz kardeşim, burası

fay hattı üstünde.” dedik. Dinlemediniz bizi, gittiniz, şehir hastanesini yaptınız, depremde ilk yıkılan şehir hastanesi oldu.
AFAD binası yıkıldı. Tam Kemal Sunal filmine konu olacak bir iş ya! AFAD’a yapılan bina depremde ilk yıkılan bina oldu. “Yaparsa AK PARTİ yapar.” Yaptınız, AFAD binası yıkıldı, vatandaş perişan durumda; hâlâ deprem bölgesinde milletin sorunları çözülmüyor; hâlâ insanlar konteyner arıyorlar; hâlâ insanlar ekmek, su bulmakta güçlük çekiyorlar ama seçim bitti ya, hayat size güzel, keyfiniz yerinde, hiçbir şeyi umursamıyorsunuz, “Yeter ki biz bu koltuklarda oturmaya devam edelim; yeter ki Cumhurbaşkanımız sarayda ejder meyvelerini yesin; uçan saraya binsin, uçsun, gitsin; tatile gitsin, Marmaris’te yazlık sarayda tatil yapsın; İstanbul’da filanca sarayda otursun; Nevşehir’de, Kapadokya’da saray yapsın; her yerde, Ahlat’ta saray yapsın, yeter ki beyefendi saraylarda otursun.” diyorsunuz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – “Millet?” “Millet ezilse de olur.” diyorsunuz. Sizin anlayışınız aynen böyledir.
Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Tekrar size de başarılar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztunç.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Rüştü Tiryaki, Batman. (Yeşil Sol Parti sıralarından alkışlar) Sayın Tiryaki, on dakika süreniz var, beş dakika da şahsınız adına talep etmişsiniz, toplam on beş dakika süreniz var. Buyurun.
YEŞİL SOL PARTİ GRUBU ADINA MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Batman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ek motorlu taşıtlar vergisi ihdası adıyla bir kanun teklifini görüşüyoruz. Ben de bu kanun teklifinin ikinci bölümü hakkında grubumuzun görüşlerini sizinle paylaşmaya çalışacağım. Hepinizi gecenin bu ilerleyen saatlerinde saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, önce, torba yasaya dair söylemek istediğim birkaç şey var, bunları aslında Komisyonda da dile getirmiştim ama Genel Kurulda da bir kez daha sizinle paylaşmak istiyorum.
Milattan önce 98, Lex Caecilia Didia diye bir kanun var. Bu kanun 2 konsül tarafından senatoya getirilmiş bir kanun. 2 hükmü var; birincisi, bir konu sadece bir kanunda düzenlenir; ikincisi, bir kuralı teklif etme ile o kuralın kabul edileceği süre arasında bir zaman geçmesi gerekir. Milattan önce 98; aradan geçmiş iki bin yüz sene ve biz ondan çok daha geri düzeyde kodifikasyon faaliyeti yürütüyoruz. Getirdiğiniz teklif -torba kanun, çorba kanun, her ne derseniz deyin- kesinlikle iki bin yıl geriye götüren bir yasama faaliyeti. Bu ilkeden vazgeçmek zorundasınız.
İkincisi şu: Şimdi, Komisyonda görüşürken aslında 15 maddelik bir kanun teklifini görüşüyorduk fakat bu 15 maddelik kanun teklifinin yanında yeni 14 maddelik bir kanun teklifini, her birini ayrı ayrı önergeyle, âdeta korsan biçimde Plan ve Bütçe Komisyonuna getirdiniz. Evet, Komisyonun diğer grupları bunu kabul etti, itiraz etmedi. Neden? 15 Temmuzdan önce bu çalışmalar sona ersin diye fakat bunun ilkesel olarak İç Tüzük’e ve Anayasa’ya aykırı olduğunun bir kez daha altını çizmek gerekir.
Bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde biz herhangi bir kanunu görüşürken o kanunla ilgisi olmayan bir yasa, bir konu hakkında herhangi bir önerge sunulabilir mi? Sunulamaz, ancak yakın ilgisinin olması gerekir İç Tüzük 87’ye göre ve o durumda da komisyonun salt çoğunlukla bunu kabul etmesi gerekir fakat yasayla ilgisi olmayan bir konuda teklif getiremezsiniz. Peki, bize getirilen 14 maddelik teklif, görüştüğümüz ek Motorlu Taşıtlar Vergisi ihdasına ilişkin miydi? Değildi, içinde her konuya dair düzenleme var. Millî Savunma Bakanlığının yurt dışına eğitime asker göndermesi de var, yaşlı bakımevleri ve ağız ve diş sağlığı merkezleri açılması da var aklınıza gelecek her konuda düzenleme vardı. Bunun Anayasa’ya da aykırı olduğunu, İç Tüzük’e de aykırı olduğunu özellikle belirtmek isterim. Umarım, bir kez daha Adalet ve Kalkınma Partisi ile müttefiki bu biçimde Plan ve Bütçe Komisyonuna herhangi bir yasa teklifi getirmez, üstelik af niteliğinde bir teklifi umarım bir daha Plan ve Bütçe Komisyonunun önüne getirmezler.
Teklifin ikinci bölümünde de birinci bölümünde de yok yok, her konuda düzenleme var. Üstelik az evvel söylediğim hukuka aykırılık dışında şöyle bir sorunla daha karşı karşıyayız: Bakın, Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına sunulmamış bir teklifi görüştük biz,
14 maddeyi. Yani bu Plan ve Bütçe Komisyonu toplanmadan önce Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına sunulmamıştı, milletvekillerine dağıtılmamıştı, milletvekillerinin inceleme yapmasına olanak tanınmadı ve görüşmenin son saatlerinde her bir teklif, bir önergeyle Plan ve Bütçe Komisyonunun önüne getirildi. Dolayısıyla, torba yasayla birlikte aslında biz bir korsan yasa faaliyeti yürüttük Plan ve Bütçe Komisyonunda şimdi de o torba yasayı, korsan yasayı gecenin bu ilerleyen saatlerinde görüşüyoruz. Dedim ya, içerisinde yok yok, her konuda düzenleme var. Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı, bakanlık ve milletvekilliği yapanların maaşları var bu düzenlemenin içinde; asgari ücretin, sigorta primlerinin, işsizlik sigortasından karşılanması var; yaşlı, malul ve ölüm aylıklarının yüzde 25 arttırılması var; kurumlar vergisinde yapılan düzenlemeler var; pandemi döneminde kesilen idari para cezalarının Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda geri iadesinin önünü açan bir düzenleme var; zeytinlik alanların imara açılmasına dair bir düzenleme var; orta ve ağır hasarlı binaların, yapıların yerinde dönüşümüne ilişkin düzenlemeler de var seyyanen zam da var; KKMH’nin Merkez Bankasına devredilmesine kadar her konu bu düzenlemenin içerisinde var ve ben sadece ikinci bölümde yer alan düzenlemelerden söz ediyorum.
Şimdi, şöyle dramatik bir yasa teklifini görüşüyoruz. Bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülen ve kabul edilen 2023 bütçesine göre bütçe gelirleri 3 trilyon 810 milyar TL, bütçe giderleri de 4 trilyon 470 milyar TL. Ayrıca, bu harcama ve gelirlere göre Hükûmete 660,8 milyar lira borçlanma limiti konuldu; Bakanlık yüzde 5 oranında, Cumhurbaşkanlığı da yüzde 5 oranında arttırabilecek dolayısıyla 800 milyar kadar borçlanma yetkisi vardı.
Şimdi, bu bütçenin Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmelerine anımsarsanız -geçen dönem milletvekilliği yapan arkadaşlarımızın hepsi biliyorlar; ben bir hatırlatayım onu, Komisyonda da söyledim- 21 Ekim tarihinde başlandı, 25 Kasım tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonunda bütçe görüşmeleri tamamlandı. Bir ayı aşkın bir süre biz bütçeyi görüştük. Ardından 5 Aralık tarihinde Genel Kurula geldi 2023 bütçesi ve 16 Aralık tarihine kadar on iki gün kesintisiz biçimde biz bütçeyi görüştük. Neyi? 3 trilyon 810 milyarlık geliri ve 4 trilyon 470 milyar liralık giderin nasıl harcanacağı, gelir kalemlerini biz iki buçuk ayda çalıştık Plan ve Bütçe Komisyonunda ve Genel Kurulda. Bu teklifin içerisinde tek bir maddeyle Cumhurbaşkanına bunun 3 katı kadar harcama yetkisi veriliyor yani 660 milyar artı yüzde 5, artı yüzde 5, çarpı 3; 2 trilyon 100 milyar TL. Bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiğine göre bütçe gideri 4 trilyon 470 milyar TL; biz bunu iki ayda görüştük bütün ayrıntılarıyla. Bu teklifin içerisinde tek bir maddeyle ve nereye harcanacağına dair hiçbir ayrıntılı bilginin yer almadığı biçimde 2 trilyon 100 milyar TL Cumhurbaşkanına harcama yetkisi verdik Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyeleri olarak. Bunu şununla karşılaştırırsak daha iyi anlaşılacak, bakın, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü, yarın Genel Kurula gelecek. Ek bütçe 1 trilyon 119 milyar TL, 1 trilyon 119 milyar TL yani Pbütün gelir kalemleri, bütün gider kalemleri ayrıntılı biçimde düzenlenmiş ek bütçe 1 trilyon 119 milyar lira fakat biz bugün görüştüğümüz kanun teklifinin bir maddesiyle Cumhurbaşkanına tek başına bunun 2 katı kadar harcama yetkisi verdik. Dolayısıyla bu kanun teklifiyle açık biçimde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütçe yapma yetkisi gasbedilmiştir, halkın bütçe hakkı bu yasa teklifiyle gasbedilmiştir.

Şimdi, genel olarak Hükûmeti temsil edenler Türkiye ekonomisinin aslında çok iyi olduğunu, her şeyin düzeldiğini, yoksulun, emekçinin ezdirilmediğini söylüyor. Bunun için de sihirli birkaç kelime bulmuşlar, bir tanesi şu: Küresel emtia fiyatlarındaki artış yani küresel emtia fiyatlarında artış var. İkincisi, corona virüs salgını oldu. Üçüncüsü de Rusya-Ukrayna savaşı oldu. Doğru. Yani küresel emtia fiyatlarında artış oldu, corona virüs salgını da oldu, Rusya-Ukrayna savaşı oldu. Bakın, TÜİK verilerine göre söylüyorum, bir önceki aya göre enflasyon yüzde 3,92, aralık ayına göre yüzde 19,77, bir önceki yıl haziran ayına göre yüzde 38,21, on iki aylık ortalamaya göre yüzde 59 artmış Türkiye’de enflasyon. ENAG’ın, İstanbul Ticaret Odasının yüzde 120’lik, yüzde 150’lik enflasyon artışından bahsetmiyorum bile.
Şimdi, dünyada emtiya fiyatlarında bir artış var, bu tür krizler var ama sorun şu: Dünya nereye gitmiş, Türkiye nereye gitmiş? Bakın, Türkiye, Avrupa’da enflasyonu en yüksek olan ülke yani bunu TÜİK’in rakamlarına göre söylüyoruz, yüzde 50 küsur ya. Bize en yakın olan ülke Moldova; Moldova’da enflasyon yüzde 25,9, savaştaki Ukrayna’da enflasyon yüzde 24,9 ve bu Hükûmet enflasyonu düşürdüğünü, Türkiye’de ekonomi işlerinin iyiye gittiğini anlatmaya çalışıyor. Dünyada enflasyonun en yüksek olduğu 10 ülke arasında Türkiye. Hangi ülkeler var biliyor musunuz bu en yüksek enflasyonu olan ülkeler arasında? Gana, Surinam, Sudan, Zimbabve, Suriye ve Venezuela gibi ülkeler var. Ekonomik olarak Türkiye’nin içinde yer aldığı lig budur. Boşuna insanlara öyle büyük hayaller içerisinde ekonominin çok iyi olduğunu, yoksullukla mücadele ettiğinizi, Türkiye’nin ekonomisinin şöyle büyüdüğünü anlatmayın. Dünyada enflasyonun en kötü olduğu 10 ülke arasındayız, Avrupa’da en kötü durumdayız.
Bir başka şey, gıda enflasyonu çok önemli. Bakın, yıllık gıda fiyatları düzenli olarak, kesintisiz biçimde bütün dünyada düşüyor. Türkiye’de otuz dört aydır yani tam üç yıldır kesintisiz biçimde gıda fiyatları yükseliyor, otuz dört aydır. Dünyada gıda fiyatları son yirmi beş ayın en düşük seviyesinde, iki yıldır bütün dünyada gıda fiyatları düşüyor; Türkiye’de otuz dört aydır gıda fiyatları yükseliyor.
Bakın, tek istisnası… Hani diyoruz ya “Rusya-Ukrayna savaşı var.” Türkiye’de ekonominin yönetiminde olanlar çok sıkça söylüyor. Evet, doğru. Yüzde 15 oranında Avrupa Birliğinde gıda fiyatları artmış, Türkiye’de ne kadar artmış? Yüzde 54 artmış. Dolayısıyla karşılaştırmayı yaparken doğru yerden yapmak gerekir. Bütün dünyada gıda fiyatları düşüyor, bütün dünyada gıda enflasyonu düşüyor; Türkiye’de yirmi dört aydır gıda fiyatları yükseliyor ve sadece genel enflasyon değil, gıda enflasyonu da Türkiye’de düzenli olarak yükseliyor.
Şimdi birkaç başka karşılaştırma… Şimdi tek başına Türkiye’yle ilgili bir değerlendirme yaparsanız doğru bir sonuca ulaşamazsınız. Bizim standartlarımızda olan ülkelerle -ekonomik büyüklüğü açısından söylüyorum- karşılaştırabilirsiniz, bizden ekonomik durumu daha iyi olan ülkelerle, bizden daha kötü durumda olanlarla karşılaştırma yapabilirsiniz.
Ben size bir tane örnek vereceğim: Afganistan. Bakın, Afganistan’ın ekonomik durumu ile Türkiye’nin ekonomik durumunu karşılaştıralım. 1 Afgan Afganisi 0,076 TL’ymiş bundan üç yıl önce, 0,076 TL yani 1 TL 15 Afgan Afgansiymiş üç yıl önce, çok uzun değil. Şimdi, bir Afgan Afganisi ne kadar sizce? 0,30 TL yani 1 TL şu anda 3 Afgan Afganisi yani Taliban rejimi altında inim inim inleyen, belki dünyada hiç kimsenin gidip yaşamak istemeyeceği Afganistan’da bile Afganistan’ın parası Afgan Afganisi TL karşısında 5 kat değer kazanmış. Şimdi, durum bu kadar açık netken Türkiye’de ekonominin iyiye gittiğini, halkın, yoksulların enflasyona ezdirilmediğini söylemenin hiçbir gerçekçi tarafı var mı? Özellikle Afgan Afganisini anlatmak istememin nedeni bu.
Biliyorsunuz, Türkiye’de uzunca bir süredir eğitimli insanların büyük bir bölümü Türkiye’de yaşamak istemiyor, Amerika’ya veya Avrupa’ya gitmeye çalışıyor. Hekimler de var içerisinde, mühendisler de var içerisinde, eğitimli, yabancı dil bilen, üniversite sınavlarında ilk birkaç bin kişi arasına girmiş, Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden mezun olanlar Türkiye’yi terk ediyorlar. Kim Türkiye’ye geliyordu? Afganlar geliyordu Türkiye’ye. Ne için geliyorlardı? Yapabildikleri, kabul edildikleri nadir işler vardı, onlardan bir tanesi de çobanlıktı biliyor musunuz? Türkiye’de on binlerce Afgan çoban var, kendi ülkelerinde yaşamak istemedikleri için Türkiye’de, ülkenin dört bir yanında çobanlık yapan on binlerce, belki sayısı daha fazladır, Afgan çoban var. Afgan çobanlar Türkiye’yi terk ediyor arkadaşlar, Türkiye’nin durumu budur. Afgan çobanlar TL’nin değerinin düşmesi nedeniyle Türkiye’yi terk ediyorlar. Hani, bu ülkede bazı ırkçı faşistler, yabancı düşmanlığı yapanlar Afganların, Pakistanlıların, Suriyelilerin Türkiye’yi terk etmesini istiyorlar ya, onların başaramadığını Hükûmetinizin ekonomi politikaları başarmış.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Toparlayalım Sayın Tiryaki.
MEHMET RÜŞTÜ TİRYAKİ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Velhasılıkelam artık Afgan çobanlar için bile Türkiye cazip bir ülke değil, boşuna bu masalları anlatmayın. Türkiye’nin ekonomik durumu iyi değil, keşke iyi olsa emin olun bu konuşmayı yapmazdık diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Yeşil Sol Parti ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tiryaki.
Şahısları adına Atay Uslu, Antalya Milletvekili… Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Süreniz beş dakika Sayın Uslu.
ATAY USLU (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.
Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin içerisinde deprem bölgesine yönelik bazı düzenlemeler var. Bu düzenlemelerle o bölgedeki ihya ve inşa hareketleri inşallah hızlanacak. Bunlardan bahsetmek istiyorum. Bu düzenlemelerle İçişleri Bakanlığına yani bağlı kuruluşu AFAD’a, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına, özellikle TOKİ’ye bazı görevler yükleyeceğiz.
Değerli arkadaşlar, 6 Şubat depremleri çok büyük bir afetti, ölen kardeşlerimize bir kere daha Allah’tan rahmet diliyoruz. Bu deprem yalnızca bizim değil, dünya tarihinin en büyük depremlerinden biri. Bunu neden söylüyoruz? Yunanistan’ın veya Bulgaristan’ın yüzölçümünden daha büyük bir alanı kapsayan bir depremden bahsediyoruz; 110 bin kilometrekare, 13 milyon vatandaşımız bundan etkilenmiş durumda. Şimdi, depremin ciddi bir ekonomik maliyeti var yani 100 milyar doları aştığı – uluslararası raporlarda bu gözüküyor- 2,5 trilyon Türk lirasını geçtiği ifade ediliyor. Hakikaten çok büyük bir deprem, âdeta Avrupa’daki birçok ülke yıkılmış gibi, eğer karşılaştırma açısından bir örnek verecek olursak. 11 il, 62 ilçe, 10 binden fazla köy direkt etkilendi ama onun dışında da etkilenen bölgeler var. Deprem bölgesi büyük bir alandı; bu bölgede hem Türkiye nüfusunun yüzde 15’i bulunuyordu hem de Türkiye’deki istihdamın yaklaşık yüzde 13’ü bölgedeydi ve yaklaşık 3,8 milyon kişi bölgede istihdam ediliyordu. Bölgenin gayrisafi yurt içi hasıladaki payı oldukça yüksek, yüzde 10 civarındaydı. Bu 11 ilin bizim büyümemize katkısı 2021 rakamlarında yüzde 1’e yakın bir rakamdı yani hakikaten büyük bir alan. Dolayısıyla, bu alanda oluşan zararların telafisi için bazı özel çalışmalar yapılması gerekiyor, bu konuda hızlı hareket edilmesi gerekiyor; işte, bu kanun taslağının içinde onlar bulunmakta ve onlardan biri de yerinden dönüşüm, biraz sonra ondan bahsedeceğim.
Ama deprem bölgesinde de bugüne kadar çok ciddi bir çalışma yapıldı, kurumlarımız seferberlik anlayışı içinde görevlerini yerine getiriyor. Akut dönem şimdi kendisini iyileştirme dönemine bıraktı; arama kurtarmadan sağlık hizmetlerine, tahliye çalışmalarından beslenmeye, sosyal merkezlere, psikososyal desteklere, çiftçilere desteklere kadar, planlamalar, konteyner kentler, kalıcı konutlar,

ticari destekler, deprem destekleri hızlı bir şekilde bölgede devam ediyor. Mesela, bölgede 165 bin konteyner kuruldu. Konteynerler bir ailenin içinde barınmasını sağlayacak büyüklükte ve her konteyner kentte, biliyorsunuz, çocuk parkları, mescitler var; âdeta orta büyüklükte bir ilçe. Depremzede vatandaşlarımıza 2 alternatif sunuldu: Bir tanesi kira yardımı, diğeri konteyner. E-devlet üzerinden başvurularını yaptılar, konteyner çıkan vatandaşlarımız konteynerlerine yerleşiyor, kira yardımına başvuran vatandaşlarımıza da kira yardımları yapılıyor. Bugün itibarıyla 330 bin aileye kira yardımı yapılmaya devam ediyor.
Biraz önce CHP’li hatip arkadaşımız Antalya’da depremzede kardeşlerimizin yurtlardan çıkarıldığını söyledi. Arkadaşlar, depremin ilk günlerinden itibaren Antalya’ya ciddi bir şekilde depremzedeler geldi. Antalyalılar hem kamu kurumlarını hem otellerini açtı hem evlerini açtı. Hakikaten 200 bine yakın depremzede kardeşimizi misafir ettik. Bunların büyük bir kısmı da otellerde ve misafirhanelerdeydi.
Şimdi, biraz önce de ifade ettim, Kredi Yurtlar Kurumunda kalan depremzede kardeşlerimiz de var, onların önüne 2 alternatif koyduk: Konteyner mi istersin, kira yardımı mı? Bunlardan biri çıktıktan sonra depremzede kardeşlerimiz konteyner istiyorsa konteynerine, kira yardımı istiyorsa kiraladığı eve geçebiliyorlar. Gazipaşa’da da bu süreç devam ediyor.
HASAN ÖZTÜRKMEN (Gaziantep) – Kira yardımı kaç lira, kira kaç lira?
ATAY USLU (Devamla) – Yani Gazipaşa’daki yurt yüzde 90 oranında boşalmış durumda. Alternatif sunmadan depremzede kardeşlerimizi dışarı çıkarmamız mümkün değil; buna izin vermeyiz, böyle bir şey de yok. Bunu da ifade edeyim, biraz önce de söyledim: 165 bin konteyneri kurmuş durumdayız bölgede.
Evet, şimdi, konteyner kentlerden kalıcı konutlara geçiyoruz. Kalıcı konut çalışmalarımız hızla devam ediyor, 150’nci gündeyiz bugün arkadaşlar, 180 bin konutun inşaatı devam ediyor. 319 bin konutu, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da ifade etti, bir yıl içinde inşallah tamamlayacağız.
Şimdi, bu süreçte çok büyük bir alan etkilendiği için yeni ve özel bir çalışmaya ihtiyaç vardı. Bu mevzuatın içinde bu da var, bu da afetsel dönüşümü yerinde dönüşüm sistemiyle, modeliyle gerçekleştirmek istiyoruz. Bu afet yalnızca ekonomide değil, kültürde de kazanılmış olan tarihî birikimde de sanatsal ve diğer konularda da büyük yaralar ortaya çıktı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ATAY USLU (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım. BAŞKAN – Tamamlayın, lütfen.
ATAY USLU (Devamla) – Hem bu izlerin silinmesi hem de vatandaşlarımızın kendi mahallelerinde hatıralarıyla beraber yaşantılarının devamı için böyle bir model öngörüldü. İnşallah, yerinde dönüşüm gerçekleştirilecek. Biliyorsunuz, 7269 sayılı Afet Kanunumuz var; orada hak sahibi olunuyordu ve rezerv alanlarda konutlar yapılıyordu. Şimdi, vatandaşlarımız kendi yerlerinde konutlar yapabilecek ve bu sürecin tamamı Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız tarafından kontrol edilecek ve yürütülecek, destek verilecek. Bakın, mesela, evini yapanlara 500 bin lira hibe, 500 bin lira kredi verilecek. 500 bin lira kredi de on yıl vadeli ve 0 faiz; ikinci ev için kredi verilecek, üçüncü ev için kredi verilecek. Daha önceki hak sahipliği sürecinde bir tek evi için hak sahibi olabiliyordu; şimdi, bu anlamda -rakamları hem Bakanımız açıkladı kamuoyunda net biliniyor, bu rakamlar açıklandı- hem iş yerleri hem konutlar için hem destek vereceğiz hem de hibe vereceğiz. Bunlar hak ediş süreçlerine göre olacak. Burada…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Destek vereceksiniz de bu kadar büyük depremin yaşandığı yerde vatandaşın kendisi
nasıl önlem alabilecek? O paralarla zemin etüdünü yaptıramazsınız.
ATAY USLU (Devamla) – Bir dakika daha…
BAŞKAN – Kimseye vermedim; yine de tamamlayın siz söyleyeceğinizi.
ATAY USLU (Devamla) – Evet, yeniden dönüşüm sistemi, inşallah, bölgenin ihya ve inşa hareketleri için önemli bir model olacak.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun.
ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Hatip, Atay Bey, konuşmasında benim bir önceki konuşmamda Antalya
Gazipaşa’daki KHK yurduna ilişkin sözlerimin doğru olmadığını ifade ettiler. İzin verirseniz doğru olduğunu ispat etmek istiyorum. ATAY USLU (Antalya) – Efendim, doğru olmadığını ifade etmedim, öyle bir şey söylemedim; yalnızca olayın doğrusunu
söyledim.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) – Olayın doğrusu geliyor şimdi, sabır biraz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Öztunç. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Evet, teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Doğruyu ben söylemeyeyim, video söylesin.
(Hatibin cep telefonundan bir video izletmesi)
ALİ ÖZTUNÇ (Devamla) – Zorla yurttan çıkarılırken oradaki Elbistanlı hemşehrilerimin çektiği video Atay Beyciğim; polis
eşliğinde, özel güvenlikçi eşliğinde.
Doğrudur, ben sizi suçlamıyorum, birisinin başka bir şeyi de olabilir yani bir iş bilmezin yaptığı bir yanlış da olabilir bu ama bu var, doğru, oldu mu bugün? Antalya Gazipaşa’da depremzede hemşehrilerim bugün KYK yurdundan çıkarıldılar, zorla çıkarıldılar, atıldılar, sokakta kaldılar Atay Bey; bu gerçek, bu gerçeği burada başka sözlerle değiştiremeyiz. Ayrıca, dediniz ki… Evet, doğru, Antalyalılar ev sahipliği yaptılar, Allah razı olsun hepsinden. Yani, yaklaşık 250-300 bin civarında Hataylı ve Kahramanmaraşlı depremzede Antalya’ya gittiler; yurtlarda, otellerde onlara ev sahipliği yapıldı, misafir edildiler, bundan dolayı bütün Antalyalılara teşekkür ediyoruz. Dediniz ki: “Büyük bir deprem oldu; Yunanistan’ın, Bulgaristan’ın yüz ölçümü kadar bir alan etkilendi.” Bu da doğru ama “Bu zararı gidermek için özel düzenlemeler yapmamız gerekiyor.” dediniz. Atay Bey, televizyonlarda şov yapıyorlardı “1 milyar TL, 5 milyar TL…” “Sayın Cumhurbaşkanımız emretmiş; şu kadar para veriyorum, bu kadar para veriyorum.” Topladılar. Nerede bu paralar? Bunun hesabını sormak bizim görevimiz değil mi? Televizyonlarda depremzedelere yardım için toplanan paralar nereye gitti? Kahramanmaraş halkının seçtiği milletvekili olarak, onların vekili olarak soruyorum. Kime? İktidar partisine çünkü o parayı harcamak sizin elinizdeydi. Toplanan paralar nereye gitti? O paraları kim yedi? Yoksa yine o parayı da götürüp 5’li çeteye mi verdiniz, doymak bilmeyen o 5’li çetenize mi verdiniz, yine yandaşlarınıza mı verdiniz? Bunun da hesabını vereceksiniz.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)

ATAY USLU (Antalya) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Buyurun Sayın Atay, buyurun. Yeni bir sataşmaya mahal vermeden lütfen.

ATAY USLU (Antalya) – Şimdi, Ali Bey, geçen herhâlde CHP Grubu bu konuda bir önerge vermişti, 115 milyar Türk lirasıyla herhâlde taahhüt; bunun bir kısmı toplandı, bir kısmı toplanmamış. Vermeyenler var, o gün de söyledim, taahhüt edip de vermeyenler mutlaka yanlış yapıyor ama yüzde 90 gibi bir kısmı yani farklı bağışları da düşündüğümüzde 110 milyar -aklımda kalan- Türk lirası toplandı ve bunun da şu ana kadar 35 milyar Türk lirası harcandı; hem kira yardımlarında hem konteynerlerde harcanıyor. Burada grup önerisinde onun cevabını biz ayrıntısıyla vermiştik; siz tabii, o zaman Genel Kurulu takip etmediğiniz için belki de fark etmemiş olabilirsiniz.
Şimdi, Gazipaşa’daki olay şöyle, ben biraz önce Vali Bey’den de bilgi aldım: Orada hiç kimsenin zorla çıkarılması söz konusu değil. Orada, bir arkadaşımız -ismini zikretmek istemiyorum- kendileri e-devlet üzerinden depremzede olarak müracaatta bulunuyorlar, ya kira yardımı alıyorlar ya konteyner yardımı alıyorlar. Kendisi bunları kabul etmiyor, diyor ki: “Ben Gazipaşa’da kalmaya devam edeceğim, Gazipaşa’da bir iş buldum, ben bu yurtta kalayım.” O yurtların da üniversite öğrencileri için hazırlanması gerekiyor; oradaki şey atma değil. Bir fevrilik sonucunda da yurt görevlileri polis çağırıyorlar. Yoksa, yaka paça atma söz konusu değil ve kendisine de alternatif bir barınma sunuluyor, bunu net olarak ifade edeyim.
Ben Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim.
MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Mersin’de de çıkarılıyor, Mersinde de; her tarafta çıkarılıyorlar! ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, çok kısa, yerimden bir dakika…
BAŞKAN – Hayır, burada… Ali Bey, ben geniş yorumluyorum biliyorsunuz bu ifade özgürlüğünü ama hatibin
konuşmasında…
ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Genel Kurulu takip etmediğim iddiasında bulundu Sayın Hatip, ben Genel Kurulu takip ediyorum Sayın Başkanım.
BAŞKAN – O, o gün için dedi; onun için…
ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – O gün de buradaydım, o yüzden…
BAŞKAN – Ali Bey, birbirimizi anlıyoruz; maksat hasıl oldu.
Teşekkür ederim.
ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) – Peki, sizi kırmayayım Sayın Başkanım, eski ahbaplığımız var.
BAŞKAN – Sağ olasın.

1.- Denizli Milletvekili Nilgün Ök ve 20 Milletvekilinin 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi için Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1264) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33) (Devam)
BAŞKAN – Şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.
Arkadaşlar, 15 dakika soru-cevap işlemi yapacağım ama ondan önce İç Tüzük madde 60’a göre, söz isteyen 3 sayın
üyeye söz vereceğim.
Meclisin son iki günü, istiyorum ki sayın vekiller en geniş bir şekilde yöresel dertlerini kamusal alana taşıyabilsinler. İlk söz Adana Milletvekili Sayın Müzeyyen Şevkin’in.
Buyurun Sayın Şevkin.

MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Aşırı sıcakların yaşandığı Adana’da sık sık yaşanan elektrik kesintileri nedeniyle ev ve iş yerlerinde elektronik eşyalar, makineler büyük zarar görüyor. İnsanlar klimalarını çalıştıramaz, sıcakla baş edemez oldu. İş yerlerinde ekipmanla birlikte personel de çalıştıramayan iş insanları milyonlarca liralık zarara uğruyor. Buna bir çözüm bulun.
Ayrıca, Adana’da bir de sağlık sorunu var. Bölgeye ve hatta Türkiye’ye hizmet sunan Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinin akıbeti belli değil. Depremden hasar gören hastanede profesörler, doktorlar çalışamamanın hüznünü yaşıyor, hastalar ne yapacağını bilemez hâlde. Seyhan Akkapı Mahallesi’nde kapatılan bir hastaneye devlet hastanesi tabelası asıldı ancak sağlık hizmeti yok. Nüfusu 500 bini geçen bölge halkı yerinde sağlık hizmetinden faydalanamıyor.
Adanalılar Hükûmetten bu sorunların çözümünü bekliyor.
BAŞKAN – Osmaniye Milletvekili Sayın Aksu Kaya. Buyurun Sayın Kaya.

ASU KAYA (Osmaniye) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Osmaniye’mizin merkezine 13 kilometre uzaklıkta olan ve kent turizmi için önemli olan Fenk Yaylası’nda yaklaşık 500 ev bulunmaktadır. Burada ortalama 2 bin kişi yaşamaktadır ancak yaşam şartları son derece kalitesizdir. Yayla halkı ilkel şartlarda yaşamlarına devam etmektedirler, nedeni: söz verilmiş olmasına rağmen Fenk Yaylası’na iki senedir elektriğin hâlâ bağlanmamış olmasıdır. TEDAŞ’a bağlı şirketler tamamıyla özelleştirilmiş olsa da Osmaniye halkı söz verilen ve hak ettiği hizmeti alamamaktadır. Yaylaya en yakın mesafede, 4 kilometre mesafede olan Kırıklı köyünde elektrik bulunmaktadır ancak bugüne kadar anlaşıldığı kadarıyla yapılacak altyapının masrafı bahane edilerek elektrik altyapı kurulumu ertelenmekte, halkımız mağdur edilmektedir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a yayla halkı adına buradan sesleniyorum: Fenk Yaylası’na bir an önce elektrik gitmesini sağlayın.
BAŞKAN – Son olarak, Sayın Ömer Fethi Gürer… Buyurun Sayın Gürer.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Niğde’nin Ulukışla ilçesinde Bolkar Dağı eteklerinde son turfanda kiraz, tüccar alıma gelmeyince dalda kaldı. Üretici isyan etti, Adana-Ankara E5 Kara Yolu’nu biraz önce trafiğe kapattı, kirazı yola döktü, yolda uzun araç kuyrukları oluştu. Bakanlık bölge üreticisine acil destek vermelidir. Cumhurbaşkanı, üreticinin sesini duyup destek alımı sağlamalıdır. Bölgede yeterli soğuk hava deposu, paketleme ve işleme ünitesi olmaması ürünün toplandığı an satılmasını gerekli kılmaktadır. Kiraz dalda kalmıştır. Büyükşehir marketlerinde tüketici kiraza ulaşamıyor, üretici de ürettiği kirazı ne yazık ki satamıyor; tam bir vurgun düzeni sürüyor, üretici de tüketici de mağdur ediliyor. İngiltere sarayına giden kiraz maliyetine satılmadığı için dalda kalması ilgililerin acil çözüm bulmasını gerekli kılıyor. Bu konuda Bakanlığı göreve davet ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

1.- Denizli Milletvekili Nilgün Ök ve 20 Milletvekilinin 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1264) ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (S. Sayısı: 33) (Devam)
BAŞKAN – Şimdi, soru-cevap kısmına geçiyoruz.
İlk soru, Kayseri Milletvekili Sayın Dursun Ataş.
DURSUN ATAŞ (Kayseri) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Ulusal Süt Konseyi, on ay önce 8,50 kuruş olarak belirlediği çiğ süt tavsiye fiyatını bugün 11,50 kuruşa yükseltti. Hâlbuki Ulusal Süt Konseyi 1 litre süt üretim maliyetini 10,54 kuruş, Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği ise 12,13 kuruş hesapladığını açıklamıştı. Artan döviz kurlarından dolayı girdi maliyetlerinin sürekli arttığı, yaşanan gerçek enflasyonun yüzde 100’ün üzerinde olduğu, üreticilerin hayvanlarını kestirdiği, üretimden vazgeçtiği bu ortamda çiğ süt tavsiye fiyatına yapılan yüzde 35’lik artış bütün üreticilerde hayal kırıklığına sebep olmuştur, üreticilerin beklentilerini karşılamamıştır. Bu bakımdan açıklanan bu fiyatlar tekrar gözden geçirilmeli, yapılan maliyet hesapları da dikkate alınarak üreticilerin talepleri doğrultusunda yeniden güncellenmelidir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Sayın Mahmut Tanal, Şanlıurfa.
Buyurun.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Tabii, birinci bölümde dün akşam soruyu sormuştuk, Sayın Komisyon Başkanı “Ben birazdan cevap vereceğim.” demişti ama birazın üzerinden aşağı yukarı yirmi dört saat geçti. Ben aynı soruyu yine tekrarlıyorum: Türkiye Tek Yürek Deprem Yardımı Kampanyası’na basına yansıyan haberlere göre 115 milyar bağış toplandı. Bu paralar nereye harcandı ve televizyonlarda bağışlama taahhüdünde bulunan, bağışlama yapmayan bu kişilerin listesi nedir? Bu listeyi açıklar mısınız? Üçüncüsü, Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca bağışlama talebinde bulunan, eğer o taahhüdünü yerine getirmemişse bunu dava ve tahsil etme, kanun bu konuda bu yetkiyi veriyor. Bu konuda tahsilata gidecekler midir? Tahsilata gitmiyorlarsa neden gitmiyorlar? Eğer gitmeyeceklerse bu, bir kayırmacılık, bir imtiyaz değil midir? Bu imtiyaza niye ses çıkarmıyorlar?
Teşekkür ederim.
Saygılarımı sunarım.
BAŞKAN – Samsun Milletvekili Sayın Murat Çan, buyurun. MURAT ÇAN (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Seçim dönemi, dönemin Ticaret Bakanı olarak doğum yerim Terme’de yaptığınız bir konuşmada Terme’ye 4 milyar liralık yatırım vaadiniz olmuştur. Altı-yedi yıldır yapamadığınız Salıpazarı Barajı Projesi tamamlanmadığı için seçim sonrası Terme ve Salıpazarı’nda 3 kez sel ve su taşkınına maruz kaldık. Ayrıca, vadettiğiniz 4 milyar liranın yapım gücü yüzde 35 azaldı. Samsun’a uzaktan bakan biri olarak Terme’yi hatırlıyor musunuz? Bu paketten Terme’ye, Samsun’a bir şey düşecek mi?
BAŞKAN – Adana Milletvekili Sayın Orhan Sümer, buyurun. ORHAN SÜMER (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
BDDK tarafından yayımlanan haftalık bültene göre, kredi hacmi 7 Temmuz itibarıyla 10 milyar lira arttı. Verilere göre, tüketici kredilerinin tutarı 7 Temmuz itibarıyla 8 milyar 732 milyon lira artışla 1 trilyon 392 milyara yükseldi. Söz konusu kredilerin 438 milyar lirası konut, 82 milyar lirası taşıt ve 870 milyar lirası da ihtiyaç kredisinden oluşuyor. Yani vatandaş iktidarın yaptığı zamlara karşı hayatta kalabilmek için sürekli kredi çekiyor. 7 Temmuz itibarıyla bankaların takipteki alacakları 763 milyon lira artarak 168 milyar 932 milyon liraya yükseldi. Rakamlar her hafta artarak devam ediyor. Türkiye ekonomisi Titanik filmindeki gibi soğuk sulara batarken saray iktidarı filmdeki kemancıların yaptığı gibi, hiçbir şey olmamış gibi keman çalmaya devam ediyor. Vatandaşın maaşının eline geçmeden eridiği bu sistem Cumhurbaşkanlığı yüzyılına yakışmıyor, vatandaşımız mağdur.
BAŞKAN – Sayın Yavuz Aydın, Trabzon…
YAVUZ AYDIN (Trabzon) – Terör örgütü FETÖ’yle mücadelede bugüne dek birçok alanda yargılamalar yapıldı. FETÖ’nün siyasi ayağı, AK PARTİ Hükûmeti tarafından hiçbir zaman dile getirilmedi ve bu siyasi uzantı hakkında hukuki süreç ne yazık ki başlatılmadı. Hukukun üstünlüğü ibaresi partilere göre değişmekte midir? Haklarında herhangi bir yargı kararı olmaksızın ihraç edilen kamu görevlilerine yapılan yaptırımlar FETÖ’nün siyasi uzantıları söz konusu olduğunda iktidar tarafından neden aynı kararlılıkla uygulanmamaktadır? Bu mevzunun bütün detaylarıyla ortaya çıkma iradesini gösterdikleri andan itibaren Türk milletinin bir ferdi olarak üzerimize düşen görevi yapacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. FETÖ’nün tüm kanadıyla mücadelede kararlı olması gerektiğini bildiriyor yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Sayın Hasan Öztürk, Bursa…
HASAN ÖZTÜRK (Bursa) – 2001 yılında göreve geldiğinizde en düşük kök emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün, 9 milyon emeklinin kök emekli maaşı 7.500 liranın altında ve 7.500 liraya tamamlanıyor. Bu emekli maaşları nasıl eridi? Yoksa yeni emekli olanların maaşlarını eski emeklilerin maaşlarından alarak onlara bölüp mü dağıtıyoruz? Seyyanen verilen 8.077 liralık özlük ve emeklilik haklarına yansımayan zam, aslında memura “Senin maaşın 13.940 TL, bu da özel sektörde olduğu gibi zarf içinde verilen, açıktan, gayriresmî 8.077 lira.” demekten ne farkı vardır? Bunu açıklamanızı rica ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Harun Özgür Yıldızlı, Kocaeli…
HARUN ÖZGÜR YILDIZLI (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maalesef bireysel silahlanma masum insanların canını her geçen gün almaya devam ediyor, hatta bazen en güzel günlerimiz silahlanma yüzünden en acı günümüz oluyor. 20 Ağustosta Kocaeli’de Kartepe ilçemizde başına yorgun mermi isabet eden ve otuz dört gün yaşam savaşı verip hayatını kaybeden 10 yaşındaki Musa İlter evladımızın acısı hâlen yüreğimizi yakarken geçtiğimiz günlerde yine Kartepe ilçemizde kimin ateşlediği bilinmeyen bir silahtan çıkan merminin çatıyı delerek televizyon izleyen 5 yaşındaki Eymen Ali Oktay’ın oturduğu kanepeye düşmesiyle yeni bir acının kıyısından döndük. Evlatlarımız tehlikedeyken artık atılması gereken adımlar bellidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Mehmet Güzelmansur, Hatay…

MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
KYK yurtlarında kalan depremzede vatandaşlarımızın yurtlardan çıkmaları için bir kısmına bu ayın 15’ine kadar, bir kısmına da ay sonuna kadar süre verildi. Üniversitelerin açılacağı, tadilat yapılacağı gerekçe gösteriliyor. Bu insanlarımıza ya “Hatay’da konteynerkentlerde kalın.” ya da “Kira yardımı alın.” deniliyor. Hastası olan, bebeği olan, depremin psikolojik travmalarını hâlâ atlatamayan, hatıralarını, evini, işini her şeyini kaybedenler, geri dönme durumu olmayanlar “Ne yapacağız?” diyorlar. 3 bin lira, 5 bin lira kira yardımıyla nasıl ev bulsunlar? Ya kira yardımını artırın ya da dönme durumu olmayanlar için bulundukları illerde yurtlar dışında başka çözümler üretin.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın Onur Düşünmez, Hakkâri…
ONUR DÜŞÜNMEZ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çoklu beyin tümörü, epilepsi ve astım rahatsızlığından dolayı hâlâ cezaevinde bulunan hasta tutsak Özge Özbek 10 Temmuz günü bir rahatsızlık geçirdi ve başını ranzaya çarpması sonucu beyin kanaması geçirdi. Gebze’den Ankara’ya tedavi için sevk edilen Özbek, Gazi Üniversitesinde koğuş olmadığı için Sincan’a alındı, burada da tedavisiyle ilgili kendisine eğer ameliyat olmazsa hayatı fonksiyonlarını kaybedeceği bildirildi fakat ameliyat için bir yıl süre tanındı. Kendisinin “Ceza evinde kalamaz.” raporu olmasına rağmen bu rapor Adli Tıp Kurumu tarafından onaylanmadı, onaylanmadığı için de tahliye edilmiyor. Bu durum hepimizin önüne koyması gereken bir durum ve Meclisin derhâl harekete geçmesi gerekiyor. Bu konunun aciliyeti için söz hakkı aldım.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Şimdi, Komisyon cevap verecek, süre kalırsa sıraya göre diğer arkadaşlara söz vereceğim.
Buyurun Sayın Muş.
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUŞ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Dün Sayın Tanal’ın sorduğu, bugün tekrar ettiği soruyla ilgili cevap vermek istiyorum. Sayın Tanal, dün tabii, ben siz soru sorduktan sonra bir daha Komisyona gelmedim, onun için cevap veremedim yoksa bilgi notum hazırdı. 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen deprem sonrasında yapılan kampanyada 5 Temmuz 2023 tarihine kadar 85 milyar 248 milyon 189 bin 877 lira nakit olarak yatırılmıştır. Türkiye Tek Yürek Kampanyası dışında da deprem bağışları yapılmıştır. Bu yardımlarda da 26 milyar 985 milyon 72 bin 139 TL bağışlanmıştır. Tüm deprem kampanyalarında şu ana kadar toplam 112 milyar 233 milyon 262 bin 16 Türk lirası toplanmıştır. Deprem kampanya hesaplarından depremzedelere hane başı ödeme, vefat yardımı, taşınma, kira ödemesi, çadır, konteyner, gıda ve benzeri alımlar için 38 milyar 230 milyon 575 bin 184 Türk lirası harcanmıştır. Şu anda deprem kampanya hesabında bulunan rakam 74 milyar 2 milyon 686 bin 832 Türk lirası civarındadır.
Bir diğer konu: Borçlanma limitine ilişkin kanuni düzenlemenin daha önce yapılmış olduğu ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği yönünde bazı görüş ve değerlendirmeler dile getirildi. Bu kanun teklifinde olduğu için bu konuya giriyorum. Yılı bütçe kanunuyla belirlenen borçlanma limiti 2009, 2017, 2019, 2020 ve 2022 yıllarında 4749 sayılı Kanun’a eklenen geçici madde hükümleri kapsamında artırılmıştır. 2017 ve 2020 yıllarındaki düzenlemelere yönelik Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılmış olup Anayasa Mahkemesi söz konusu değişikliklerin Anayasa’ya aykırı olmadığı ve iptal talebinin reddi yönünde karar vermiştir. Dolayısıyla yapılan düzenleme anayasal denetimden geçmiş bulunmaktadır.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) – Başkanım, bağışlama talebinde bulunup da ödeme yapmayanların listesini açıklar

mısınız?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUŞ (Samsun) – Yine Sayın Tanal…
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) – Kaç kişi ödeme yapmadı; listesi nedir?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUŞ (Samsun) – Sayın Tanal, şöyle bir usulümüz yok… MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) – Eksik cevap verdiğiniz için hatırlatıyorum ben.
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUŞ (Samsun) – Tabii, Sayın Başkan yönetiyor Meclisi. Sizin

sorduğunuz sorulara, size ben de bir cevap veriyorum.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) – Eksik cevap verdiniz.
BAŞKAN – Sayın Tanal, Başkan konuşmasını bitirsin.
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUŞ (Samsun) – Siz bu cevabı yeterli bulursunuz bulmazsınız, onu bilemem. Dolayısıyla, tartışmalar kamuoyunun önünde yapılmaktadır. Bununla alakalı soruları farklı kurumlara tekrar sorabilirsiniz.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) – Siz soruya eksik cevap verdiniz.
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUŞ (Samsun) – Benim sizlerle paylaşacağım rakamlar bunlardır, sorduğunuz sorunun kanun teklifiyle alakalı da bir ilgisi bulunmamaktadır.
MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) – Siz o dönem Bakandınız.
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUŞ (Samsun) – Ama ben size kamuoyunu, Genel Kurulu bilgilendirme adına size cevap verdim, dolayısıyla bu kanun teklifiyle ilgili bir konu değildir; özellikle altını da çizmek isterim. Ben şu an elimdeki bilgiyi sizlerle paylaşıyorum, daha fazla detayı diğer kurumlardan sorabilirsiniz.
Teşekkür ediyorum.
“Borçlanma limitinde artış sonucunda oluşturulacak kaynağı nasıl değerlendireceksiniz?” şeklinde bir soru ve değerlendirme yapıldı. 2023 yılı Ocak-Haziran döneminde 436,3 milyar iç borçlanma, 7,5 milyar ABD doları karşılığı 140,5 milyar TL dış borçlanma gerçekleştirilmiş durumdadır. İlgili borçlanma tutarları çerçevesinde 2023 yılı Ocak-Haziran döneminde net borç kullanım tutarı ise 424,6 milyar TL seviyesindedir. Borçlanma limitinin artırılmasına ilişkin düzenlemeyle ülkemizde yaşanan deprem afetinin ekonomik ve sosyal etkilerinin azaltılması nedeniyle ortaya çıkan ilave finansman ihtiyacının karşılanması ve hazine nakit rezervinin güçlü seviyede tutulabilmesi amaçlanmakta olup 2024 yılının ilk çeyreğindeki borç servisinin etkin bir şekilde yönetilmesi bakımından da önemli bir kazanım sağlayacaktır, dolayısıyla borç nakit akışını yönetilmesinde ağırlıklı olarak da bu borçlanma limiti kullanılacaktır.
Aslında yine bu teklifle alakalı olmamak birlikte Samsun Milletvekilimiz doğrudan şahsıma yönelik bir soru sordu. Sayın Milletvekili, ben 2011’den beri buradayım, aynı seçim çevresinden geldiğim bir milletvekiliyle Genel Kurulda bir polemiğe, tartışmaya şimdiye kadar girmedim, girmem. Dolayısıyla, aynı şehirden geldiğim için sizinle de böyle bir polemiğe girmeyeceğim.
Bir diğer konu, Terme’yle ilgili dile getirdiğiniz, ifade ettiğiniz Terme’nin yatırımlarıyla tabii ki yakından ilgileneceğim fakat dile getirdiğiniz rakamları tekrar kontrol etmenizi size tavsiye ediyorum, o rakamları size kim verdi bilemiyorum ama kontrol etmenizde ve teyit etmenizde fayda vardır.
Samsun’a uzaktan değil, yakından bakıyorum ve inanın, sizden çok daha fazla hizmet edeceğim Samsun’a. Samsun’u önemli bir üretim merkezi hâline getireceğiz ve Samsun’u önemli bir üretim merkezi hâline getiriyorken sizler de Samsun’dan

seçilen bir milletvekili olarak mutlaka bu misyonumuza ve bu ortaya koyduğumuz iradeye destek olacaksınız; bunda en küçük bir şüphe duymuyorum. Dolayısıyla hep birlikte Samsun’u kuzeydeki önemli bir üretim merkezi hâline getireceğiz. Ben Sayın Milletvekilinin bize önemli bir katkı vereceğini düşünüyorum.
GÖKHAN GÜNAYDIN (İstanbul) – Müthiş cevaplar gerçekten, müthiş cevaplar, gerçekten müthiş cevaplar. Sorunun özüyle alakası olmayan müthiş cevaplar.
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET MUŞ (Samsun) – İlerleyen dönemlerde de daha sık görüşeceğiz.
Çok teşekkür ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ikinci bölümde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.
16’ncı madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası İle Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin 16’ncı maddesinin çerçeve hükmünde yer alan “değiştirilmiştir” ibaresinin “yeniden düzenlemiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Yüksel Arslan Dursun Müsavat Dervişoğlu
Ankara İzmir
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERSAN AKSU (Samsun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Önerge üzerinde Ankara Milletvekili Sayın Yüksel Arslan konuşacaktır.
Buyurun Sayın Arslan. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
YÜKSEL ARSLAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; görüşülmekte olan kanun teklifinin 16’ncı
maddesine ilişkin İYİ Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği üzere, ülkemiz 6 Şubat 2023 tarihinde büyük bir deprem felaketiyle karşı karşıya kalmıştır; bütün ülkeyi derin bir üzüntüye boğmuştur. Peş peşe yaşanan 2 büyük deprem 10 ilimizde önemli can ve mal kaybına sebebiyet vermiştir. Milletimiz deprem felaketinde bir an bile düşünmeden elini taşın altına koymuş, birlik ve beraberlik içinde belediyelerle, devlet kurumlarıyla birlikte, canla başla uğraş verilmiştir. Bu süreçte maalesef AFAD, Kızılay ve bazı yetkili kurumlar yetersiz kalmıştır. Milletimizle ne kadar gurur duysak azdır. Hepimiz tanık olduk; çocuklar harçlıklarını, emekliler, işçiler, memurlar maaşlarını bağışladı, esnaf elinde ne varsa yardım yaptı. Değerli milletvekilleri, bu millet daha ne yapsın? Necip Türk milletinin bunca fedakârlığının karşılığı vergi yükünü artırmak mıdır?
Söz konusu kanun teklifinde vergiyle alakalı çeşitli düzenlemeler bulunmaktadır. Bunlar arasında en çarpıcı olan depremin yaralarını sarmak adına motorlu taşıtlar vergisinin bu yıl 2 kez ödenmesidir. Bu kapsamda, Anayasa’nın 73’üncü maddesinin ilk iki fıkrasında görüldüğü üzere “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.” İlk iki fıkrada mali güç ve genellik ilkeleriyle vergilendirmede eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Anayasa Mahkemesi bu gerekçeyle, 1999 sonrası depremin yaralarını sarmak üzere getirilen ek motorlu taşıtlar vergisini iptal etmiştir. AKP Hükûmeti milletin ekonomik durumunun farkında olmadığı gibi geçmişte yaşananlardan da ders almamıştır. Amaç, deprem dolayısıyla bütçeye gelen yükü hafifletmek olsa da söz konusu adaletsizliklere göz yumulmamalıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi milyonların gözü ve kulağıdır; bununla beraber, vatandaşın hakkını da korumakla yükümlüdür.
İktidar milletvekilleri her söz aldığında, milletin güven, huzur ve kalkınmaya oy verdiğini dile getiriyor ancak bu düzenleme gerçeklerin hiç de öyle olmadığını göstermektedir. Ek vergiler milletin sırtına yüklenmiştir; sürekli artan enflasyon karşısında zaten ezilen vatandaş, ek vergilerle nefes alamaz hâle gelmiştir. Kamu kurumlarındaki savurganlığa “Dur!” deme cesaretini gösterseniz, kamudaki gereksiz ve lüks harcamalara son verseniz yeni vergi artışına da gerek duymayacaksınızdır.
Bütçe dengelerinin bozulduğu her durumda zam yapmak, vergileri artırmak AKP Hükûmetinde alışkanlık hâline gelmiştir. Ekonomideki başarısızlığın faturası, her zaman olduğu gibi, yine vatandaşımızın, dar ve sabit gelirli kesimin boynuna yüklenmiştir. İşler sarpa sardığı zaman AKP iktidarı can simidi olarak dar ve sabit gelirlinin elindeki üç kuruşuna göz dikmiştir.
Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifi devlet bütçesindeki kara deliği, milletimizin boğazından kesip kapatmayı amaçlamaktadır. Bu durum araç sahiplerine sadece maddi olarak değil, psikolojik olarak da ağır gelmektedir. Eminiz ki iktidar milletvekillerinin de içine sinmemektedir. Bu vergi yükü her ekonomik kriz ve sıkıntıda âdeta günah keçisi ilan edilen, yanlış politikalar sebebiyle ezilen Türk milletine “Kaşıkla verdiğimizi kepçeyle alıyoruz.” demektir. Amacımız elbette yeni kaynakların bulunması engellemek değildir, amacımız ekonominin daha rasyonel bir zemine oturması için uyarıda bulunmaktır. Yapılan memur, işçi ve emekli zamları üç ayda eriyor, borcu olan borcunu ödeyemiyor, alacağı olan alacağını alamıyor; bir de bu ek vergi yükü milletin iyice canını sıkmaktadır. Halkını tüketen devletler kendilerini de tüketirler, milletini kaybeden kendini de kaybeder. Her gün yapılan zamlara ahali artık kızmıyor, gülüyor, haberiniz olsun.
Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (İYİ Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Arslan.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.
17’nci madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 6/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin çerçeve 17’nci maddesiyle 5510 sayılı Kanun’a eklenen geçici 96’ncı maddesinin birinci fıkrasında geçen “İşsizlik Sigortası Fonundan” ibaresinin “Hazineden” şeklinde; üçüncü fıkrasında ve altıncı fıkrasında geçen “İşsizlik Sigortası Fonu” ibaresinin “Hazine” şeklinde; üçüncü fıkrasında ve sekizinci fıkrasında geçen “İşsizlik Sigortası Fonunca” ibaresinin “Hazinece” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Turan Yaldır Dursun Müsavat Dervişoğlu
Aksaray İzmir
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERSAN AKSU (Samsun) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Aksaray Milletvekili Sayın Turan Yaldır konuşacaklar.
Buyurun. (İYİ Parti sıralarından alkışlar)
TURAN YALDIR (Aksaray) – Değerli milletvekilleri, İYİ Parti Grubu adına 17’nci maddeyi konuşmak için söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ekonomimiz oldukça zor bir dönemden geçmekte. Enflasyon yüzünden vatandaşın alım gücü her geçen gün düşüyor ancak doğru ekonomi politikalarıyla enflasyonla mücadele mümkündür. Bu torba yasa enflasyonu düşürecek etkiye sahip olmaktan çok uzak olup uygulanmakta olan yanlış ekonomi politikalarına bir yenisi daha eklenecektir. Yaşadığımız ekonomik sıkıntılardan kurtulmak için, başta devlet olmak üzere, toplum olarak israfın önüne geçip acilen tasarruf seferberliği başlatmalıyız. Bu yükü Hükûmet olarak sadece vatandaşa yüklemek yerine, Cumhurbaşkanlığı ve TBMM başta olmak üzere, kamu kurum ve kuruluşlarında kemer sıkma politikasına başlanmalı ve millete öncülük edilmelidir. Örneğin, kamuda yandaş bürokratların 3-4 maaş garabetine son verilmelidir. KDV’den MTV’ye, harçlardan IMEI kayıt ücretlerine kadar neredeyse her alanda bir gece vakti zam üstüne zam yapıldı. İnsanımız sabah gözlerini açtığında gün ışığını göreceğini umarken gece vakti Resmî Gazete’de yayımlanan acı reçeteyi gördü.
Ekonominin içinde bulunduğu bu hâl emeklilerimizi de derinden etkilemektedir. Ev kiraları ve gıda fiyatları rekor üstüne rekorlar kırarken emekli maaşları ise öldürmez ama süründürür bir hâldedir. İYİ Parti olarak, en düşük emekli maaşının asgaari ücret seviyesinde olmasını savunuyoruz. Hükûmetin yetersiz ve adil olmayan maaş zamları başta emeklilerimiz olmak üzere birçok düşük ve sabit gelirli vatandaşımızı zora sokmuştur. En düşük emekli maaşını 7.500 TL alt sınırında tutmak, milyonlarca emekliye zam yapmamak adaletsizliktir. Dünyanın dört bir yanından emekli olup ikinci baharlarını yaşayan insanlar Aksaray’ımızın Ihlara Vadisi’ni görmeye gelirken, bizim emeklilerimiz bırakın dünyayı dolaşmayı, yanı başındaki turizm yörelerini görmeye dahi gidemiyor.
Emekliler gibi çiftçilerimizle dertli. Arpa ve buğday hasadının başlamasıyla birlikte üreticilerimiz, seçim bölgem Aksaray’da olduğu gibi, ülkemizin her yöresinde TMO’dan randevu alamıyor. TMO, arpa ve buğday alım taban fiyatlarını açıkladığında nispeten makul karşılanan fiyatlar aradan geçen bir ayın sonunda enflasyon karşısında ezilen TL yüzünden düşük kalmıştır. Bu bir aylık sürede döviz kuru artmış, akaryakıttan gübreye, tohumdan ilaca her alanda zam gelmiştir. Acilen TMO çiftçinin ürünlerini değerinde satmasının önünü açmalı, mağduriyetin ortadan kaldırılmasını sağlamalı, bir ay önce açıklanan ancak enflasyon karşısında eriyen fiyatı ve primleri artırmalıdır. Yine süt üreticilerimiz yedi aydır ürettiği sütü 9-10 TL arasında satmakta zorlanırken maliyetlere gelen zamların altında ezilmektedirler. 1 bardak çay 5 TL, 1 kutu kola 18 TL, 1 litre su 10 TL iken 1 litre süt -bugün açıklanan fiyatla- 1 Ağustos itibarıyla 11,5 TL olarak açıklanmış olup gelen zam beklentilerin altında kalmıştır. Enflasyonu tetikler diye baskılanan çiğ süt fiyatlarının güncel girdi maliyetlerine göre hesaplanıp yem/süt paritesinin en az 1,5 olması gerekmektedir, aksi takdirde geçtiğimiz yıl yaşanan anaç hayvan kesimlerinin başlaması kaçınılmaz olur.
Kıymetli milletvekilleri, buradan, Gazi Meclisimizden Aksaray’ımızın diğer milletvekillerine de bir çağrıda bulunmak istiyorum: Gelin, 28’inci Dönemi yani gelecek beş yılı Aksaray’ımızın kazanımlarıyla dolu dolu geçirelim. Gelin, Aksaray’ımızın ihtiyaçlarına ve acil çözüm bekleyen sorunlarına hep birlikte el atalım. Gelin, Aksaray-Ulukışla arası 81 kilometrelik bir demir yolu hattıyla ilimizi Mersin Limanı’na bağlayıp uluslararası bir sanayi şehri yapalım. Gelin, bu dönemde Aksaray, Niğde, Nevşehir ve Kırşehir illerinin ortak ve merkez noktasına dünya başkentlerinden uçuş alabilen bölgesel bir havalimanı yapılmasına vesile olalım.

BENZER HABERLER