Kuraklığa ve Açlığa Büyük Adım Yasası Genel Kurul’da      

ana manset - 23 Haziran 2025 12:57

    Kuraklığa ve Açlığa Büyük Adım Yasası Genel Kurul’da                                                                            

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulan ve 20 Haziran’da Komisyondan geçen “Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, Genel Kurul gündemine geliyor. TEMA Vakfı yaptığı açıklamada doğayı, yaşamı ve ortak geleceğimizi tehdit eden bu teklifin reddedilmesi gerektiğini bir kez daha vurguladı. 

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, teklifin yalnızca çevresel değil, sosyal ve hukuki açıdan da büyük riskler barındırdığına dikkat çekerek şunları söyledi:

“Maden Kanunu, 4 Haziran 1985 yılında yürürlüğe girdiğinden bu yana 30 kez değiştirildi. Bu değişikliklerin çoğu madencilik faaliyetlerini kolaylaştırırken doğa koruma önlemlerini zayıflattı. 2004’te eklenen maddeler madenciliği büyük ölçüde serbestleştirdi. Örneğin Madde 7’de yapılan değişiklikle ormanlar, milli parklar, özel çevre koruma alanları gibi pek çok bölge madenciliğe açılabilir hâle geldi. Adeta Maden Kanunu, diğer çevre ve doğa koruma kanunlarının üzerinde bir yasa gibi konumlandırıldı. Kanun değişikliklerinin yanında 2009/7 sayılı Başbakanlık Genelgesi ise Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerini zayıflatarak madencilik faaliyetlerinin önünü daha da açtı. Her yeni düzenleme, doğanın ve yaşamın üzerindeki tahribat riskini artırdı. Ancak üzülerek söylüyorum ki, bugüne kadar yapılan hiçbir değişiklik doğal ve kültürel varlıklar üzerinde böylesine büyük bir baskı yaratmamıştı. Bu teklif, doğayı korumayı engel olarak gören bir bakış açısına dayanıyor. Kamu yararını şirket lehine tanımlayan bu yaklaşım, yaşamın kaynağı olan doğal varlıklarımızı korumaktan tamamen uzak.”

Yüz ölçümünün %93’ü maden ruhsatlı bir kent olabilir mi?

TEMA Vakfı’nın 2019 yılından bu yana sürdürdüğü ruhsat haritası çalışmaları kapsamında, 29 ilde IV. Grup (altın, gümüş, kömür, bakır, nikel vb.) maden ruhsatlarının yoğunluğu incelendi. Bu çalışma, söz konusu illerin yüz ölçümünün ortalama %67’sinin bu madenlere ruhsatlandırıldığını ortaya koydu. Gümüşhane’nin %93’ü, Kütahya’nın ise %92’si IV. Grup madencilik ruhsatlarıyla kaplanmış durumda.

Deniz Ataç, bu duruma dikkat çekerek, “Yaptığımız çalışmada sadece IV. Grup maden faaliyetlerine baktık. Bu oranlara kum, mermer, taş ocakları dâhil değil. Bu gruba sadece; metalik madenler, kömür madenleri ve endüstriyel ham maddeler dâhil. Ruhsat verilen bu alanlarda doğa, üretim sürecinden kapatılma sürecine kadar geri dönüşü olmayan şekilde zarar görüyor. Hatta maden kapandıktan, şirket alanı terk ettikten sonra dahi, sahada kalan yığın liç, pasa alanları ve atık barajları tehlikenin on yıllarca devam etmesi anlamına geliyor. Bu nedenle Kurucu Onursal Başkanımız ve Toprak Dedemiz merhum Hayrettin Karaca’nın dediği gibi tekrar ediyoruz: ‘Yaşamak istiyorsan yaşatacaksın.’ Ekosistem bütünlüğü ve yaşamın devamlılığı için doğal ve kültürel alanlarımız madencilik faaliyetlerine kanunla kapatılmalı. Çünkü biliyoruz ki kanun korumazsa maden yaşatmıyor.

“Bu teklif doğayı korumuyor, onu yok sayıyor”

Genel Kurula gelen yasa teklifi; Maden Kanunu’nun yanı sıra Çevre Kanunu, Mera Kanunu, Elektrik Piyasası Kanunu ve Yenilenebilir Enerji Kanunu gibi çok sayıda düzenlemeyi doğrudan etkiliyor. “Ekonomik istikrar” ve “milli çıkar” gerekçesiyle sunulan değişiklikler, doğal varlıklarımız üzerindeki baskıyı artırıyor.

Yasa teklifinin kamu yararı ilkesini zayıflatarak doğa koruma yaklaşımlarını “engel” olarak gördüğünü ve “bu engellerin” kaldırılmasını önerdiğini belirten Ataç, “Bu teklif doğayı korumuyor, onu yok sayıyor. Sunulan düzenlemeler ile ruhsat ve izin süreçleri yatırımcı lehine hızlandırılıyor. Kamu kurumlarının ÇED süreçlerindeki görüş verme süresi 3 ayla sınırlandırılıyor; süre içinde yanıt verilmeyen görüşler otomatik olarak olumlu sayılıyor. Tüm izin ve ruhsat süreçlerinin yönetimi tek bir kurumda, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nde (MAPEG) toplanıyor. Korunan alanlarda madencilik faaliyetlerinin önü açılıyor. ÇED süreçleri ise etkisizleştiriliyor. Bizler toprağı, suyu, ormanı, merayı önceleyen ve koruyan bir kanun talep ederken, bugün konuştuğumuz, cuma günü komisyondan geçen teklif derin bir üzüntü yarattı.  Eğer bu teklif kanunlaşırsa korunan alanların sadece adı “korunan” olarak kalacak. TEMA Vakfı olarak görüşlerimizi defalarca ilettik. Toprağımızı, suyumuzu, ormanımızı, meramızı, zeytinimizi; tüm doğal ve kültürel varlıklarımızı koruyan bir yasal çerçevenin oluşturulması gerektiğini savunuyoruz. Bizler bu yönde çalışmalarımızı sürdürürken yasa teklifinde bu yaklaşımın izine rastlamak ne yazık ki mümkün değil.” şeklinde konuştu.

Su ve gıda güvenliği için tehlike çok büyük, yaşamı savunmalıyız!

Böylesine kritik bir gündemle toplanan TBMM Komisyonu’nda görüşmeler 25,5 saat boyunca aralıksız sürdü ve teklif ne yazık ki komisyonda kabul edildi. Meclis Genel Kurulu’nda bu teklif görüşülecek.

Eğer bu teklif yasalaşırsa doğal ve kültürel varlıklarımız üzerindeki madencilik baskısı artacak, yurttaşın mülkiyet ve katılım hakkı sınırlandırılacak, acele kamulaştırma uygulamaları yaygınlaştırılacak.

Bu düzenlemelerin yalnızca doğa üzerinde değil, birçok alanda tehlike yarattığını söyleyen Deniz Ataç, “Yaşamı savunmalıyız. Bu teklifin yasalaşması aynı zamanda geçimlik tarımla uğraşan çiftçiler, kırsal yaşam, gıda ve su güvenliği açısından da ciddi tehditler barındırıyor. Yasa teklifindeki hükümler, ekosistem bütünlüğünü zedelediği gibi toplumun sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkını da tehlikeye atıyor. TEMA Vakfı olarak bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; Anayasa’ya ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelere açıkça aykırı bu teklif reddedilmeli; doğal varlıklarımız ve gelecek kuşakların yaşam hakkı korunmalıdır.” dedi.

ÇED Süreçleri Hakkında
Çevre Kanunu’nda teklif edilen değişiklikler ile:
● ÇED olumlu kararı beklenmeden teşvik, onay, izin ve ruhsat süreci başlatılabilecektir.
● ÇED olumlu kararı alınmadan da ihale, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı için
başvurulabilecektir.
● ÇED Olumlu kararından sonra alınması gereken izinler bir ay içerisinde
tamamlanacaktır.
● İnceleme süreçlerinin kısaltılması ve verilen süper izinler çevre güvenliğini tehdit
edecektir.
ÇED süreci tamamlanmadan başlatılan bu izin uygulamaları, projelerin çevresel etkilerinin
yeterince değerlendirilememesine, sürecin işlevsizleşmesine neden olacak ve doğa korumacı
yaklaşımı zayıflatacaktır.
Yeni düzenlemeyle birlikte, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel
Müdürlüğü, (MAPEG) ÇED sürecinde de tüm kurumlardan görüşlerin 3 ayda tamamlanmasını
isteyecek, bu süre içerisinde cevap verilmezse, görüş olumlu kabul edilecektir. Ancak bu kısa
sürede, en az 25-30 sene boyunca devam edecek faaliyetlere ait binlerce sayfa uzunluğundaki
raporların bilimsel olarak değerlendirmesi mümkün değildir. Ayrıca teklifteki bu süre
kısıtlamasıyla, özellikle kış aylarında araziye erişimin sınırlı olması nedeniyle gerçekçi, yeterli
ve bilimsel bir analiz yapılabilmesi de tartışmalıdır.
Ormanlar Hakkında
Maden Kanunu’nun 7. Maddesi’nde yapılan değişiklik ile:
● Madencilik yapılmasına izin verilen orman alanlarının MAPEG’e devredilmesi
öngörülmektedir.
● Orman alanlarında daha önce alınmış arama izinleri dahil tüm maden izinlerinin işletme
izni almasına gerek kalmamakta; arama izinleri işletme izni anlamına da gelmektedir.
● Ruhsat vermeden önce yatırımcının diğer kurumlardan alması gereken izinlerin süreci
de MAPEG tarafından yürütülecektir.
● Ruhsatlandırma süreçlerinde, ilgili kurumlardan izin alınması amacıyla daha önce 1 yıl
olarak tanınan görüş oluşturma süresi, yalnızca 3 aya düşürülecektir.
Kanun teklifinde, madenciliğe izin verilen orman alanlarındaki Tarım ve Orman Bakanlığı’nın
yetkisi sonlandırılmaktadır. Bu durumda ormancılık konusunda uzman olmayan bir kurum,
hem ormana verilen zararı hem de madencilik işletmesi devam ederken yapılmakta olan
rehabilitasyon çalışmalarını izlemekle sorumlu olacaktır. Orman Genel Müdürlüğü (OGM) gibi
3
saha hâkimiyeti olan kurumların, bu süreçlerin dışında bırakılması ormanların korunmasını
zafiyete uğratacaktır.
Teklifte yer alan arama iznini almış bir faaliyete işletme izninin de verilmiş sayılması, arama ve
işletme faaliyetlerinin içerdiği süreçleri ve potansiyel çevre etkilerinin farklı olduğunu göz ardı
etmekte; bu nedenle ciddi sakıncalar taşımaktadır.
5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin
Kanun’un 8. maddesine, 5. fıkradan sonra eklenen yeni hükümlerle birlikte orman alanları
Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımlarına açılmaktadır. Oysaki Türkiye’de GES’ler için
ormanlar haricinde birçok uygun alan bulunmaktadır. Ormanlarda bu yatırımlara da izin
verilmesi, ormanlarımız üzerindeki baskıyı artıracaktır.
Kanun teklifinin ilgili maddeleri Anayasa’nın 169. maddesinde yer alan “Ormanlara kamu
yararı dışında irtifak hakkı verilemez” ve “Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyete
müsaade edilemez” hükümleriyle de açıkça çelişmektedir.
Korunan Alanlar Hakkında
● Ruhsat düzenlendikten sonra söz konusu alan izne tâbi hâle gelse dahi madencilik
faaliyetlerine devam edilebilecektir.
● Kültür varlığının tespiti halinde alan sonradan izne tabi hale geldiğinde, faaliyete devam
edilebilmesi için ilgili kurumdan görüş istenecek, olumsuz görüş bildirilmesi
durumunda ilgili idare tarafından maden şirketinin masrafları karşılanarak faaliyete son
verilecektir.
Stratejik ve Kritik Madenler Hakkında
● “Stratejik ve Kritik maden” tanımları ile bazı madenler özel statüye kavuşturulacaktır.
● Arz kesintisi veya yüksek fiyat artışı hâlinde ciddi ekonomik sorunlar veya güvenlik
zafiyeti doğabilecek, sanayi üretiminin temel girdilerinden olan ve yüksek arz riski
taşıyan madenler, kritik maden olarak kabul edilebilecektir.
● Stratejik veya kritik madenlere ilişkin madencilik faaliyetleri için 4/11/1983 tarihli ve
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümleri doğrultusunda acele kamulaştırma
yapılabilecektir.
● Stratejik/kritik ilan süreci için özel bir kurul oluşturulacaktır.
Oluşturulacak Özel Kurul Hakkında
● Madencilik faaliyetlerini değerlendirmek ve izin süreçlerini kolaylaştırmak için bir Kurul
oluşturulacaktır.
4
● Maden Kanunu’nun 3. ve 7. madde değişiklikleriyle oluşturulacak bu kurul stratejik
veya kritik madenlere ilişkin acele kamulaştırma kararı verebilecektir.
● IV. Grup Madenler ile stratejik veya kritik madenlere, ilgili kurumlar tarafından izin
verilmemesi halinde, Kurul kararı ile işletme izni verilebilecektir.
Bahsi geçen Kurul Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilen Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın
başkanlığında; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı,
Hazine ve Maliye Bakanı, Sanayi ve Teknoloji Bakanı ile izinler hakkında karar vermeye yetkili
bakanlıkların bakanlarından oluşacaktır.
Aynı zamanda Kurul, yenilenebilir enerji tesisleri için gerekli olan özel mülkiyete ait taşınmazlar
için de acele kamulaştırma kararı alabilecektir.
Ruhsat İzin, İhale Süreçleri ve Bedelleri Hakkında
Teklifte, rehabilitasyon bedeli ruhsat bedeli kadar belirlenmiştir. Oysaki rehabilitasyon bedeli
maden faaliyeti nedeni ile tahrip olacak ekosistem hizmetleri göz önünde bulundurularak
belirlenmelidir. Oluşacak tahribat karşılanamayacak seviyede ise bu faaliyetlere izin
verilmemelidir. Ayrıca Türkiye’de rehabilitasyon konusunda teknik bilgiye sahip uzman
bulunmadığı da unutulmamalıdır.
Zeytinlikler Hakkında
Bu değişiklikle birlikte:
● Torba yasa teklifiyle 3213 Sayılı Maden Kanunu’na geçici bir madde eklenerek,
koordinatları belirlenen alanlarda Muğla’daki zeytinlikler termik santraller için kömür
madenciliğine açılacaktır.
● Bulundukları toprakla, mikroiklim koşullarıyla ve yeraltı su döngüsüyle var olan
zeytinliklerin taşınması, zeytin ağacının sürgün edilmesi anlamına gelecek; büyük bir
ekolojik yıkıma neden olacaktır.
● Yöre halkının yaşam alanları üzerindeki risk artacak, kadim köy kültürü kaybedilecektir.
● Zeytinliklere dayanan kırsal ekonomiler zarar görecek, köylüler yerinden edilecek, göç
ve mülksüzleşme artacaktır.
Barışın, bilgeliğin, kültürel mirasın ve umudun simgesi zeytin ağaçları gıdamızın güvencesi,
sağlığımızın teminatı, doğal ve kültürel mirasımızdır. Mutlak suretle korunmalıdır.
Meralar Hakkında
4342 sayılı Mera Kanununun 14. maddesinin birinci fıkrasına yeni eklenen k bendi ile meraların
yenilenebilir enerji yatırımları için imara açılması kolaylaştırılmaktadır.
5
Zımni İmar Affı ve Acele Kamulaştırma Hakkında
6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na eklenen Geçici 33-34. Maddeler ile:
● Yenilenebilir enerji yatırımları için özel mülkiyete ait taşınmazlar Enerji Piyasaları
Düzenleme Kurulu (EPDK) kararıyla acele kamulaştırılabilecektir.
● Bu uygulama 2030 yılı sonuna kadar geçerli olacak ve Cumhurbaşkanı kararıyla bir
defaya mahsus olmak üzere 5 yıl uzatılabilecektir.
● Yapı ruhsatı ve yapı kullanım izin belgesi olmayan ve 31.12.2024 tarihinden önce
işletmeye alınmış elektrik üretim tesisleri yasal statüye kavuşturulacaktır. Bu tesislere
“Üretim Tesisi Uygunluk Belgesi” verilecek ve bu belge hem yapı ruhsatı hem de
işletme izni yerine geçecektir. Belge alabilmek için ise yalnızca statik uygunluk raporu
ve fenni sorumluluk belgesi yeterli olacaktır.
● Tesisin yatırım bedelinin binde 1’i oranında ücret karşılığında belge verilecektir.
Bu kapsamda yer alan tesislere ilişkin daha önce verilmiş olan yıkım kararları, idari para
cezaları ve dava süreçleri iptal edilecektir.
Bu değişiklikler, zımni imar affı anlamına gelmektedir. Yatırımcıların karşılaştığı arazi temin
sorunlarını çözmeyi amaçlarken, istisnai bir yöntem olan acele kamulaştırma yetkisini olağan
bir prosedüre dönüştürerek halkın mülkiyet hakkını, itiraz yollarını devre dışı bırakmaktadır.

BENZER HABERLER