Gazeteci Fehmi Duman, Gelecek Partisi İl Başkanı Sinan Gedik ve Arifiye İlçe Başkanı Metin Demirkol, Sakarya’nın en sıcak gündemini masaya yatırdı!
Sakarya Bir Başka Güzel!
Sakarya 54 Net Genel Yayın Yönetmeni Fehmi Duman, Gelecek Partisi İl Başkanı Sinan Gedik ve Gelecek Partisi Arifiye İlçe Başkanı Metin Demirkol, Sakarya’nın en sıcak gündemini masaya yatırdı!
Bu üç isim, şehrimizin geleceğine dair çarpıcı analizler ve cesur fikirlerle dolu bir sohbet gerçekleştirdi. Şehrimizin geleceğine ışık tutan bu özel içerik, sosyal medyada sizlerle buluşuyor! Sakarya’nın nabzını tutan bu keyifli sohbeti kaçırmayın, şehrimizin geleceğine dair ilham verici detayları keşfedin!
Kentsel Dönüşüm Hemen başlamalı Şehre metobüsler yapıldı şeritler ikiye düşürüldü,trafik sıkışıklığı hesaplanmadı alt geçitler üst geçitler yapılmadı, hergün kalabalıklaşan Sakarya trafiğinde yollar şeritler daraltıldı bunun neye kime faydası oldu?
Sakarya’ da imara açılan tarım alanları hakkında tehlikeye değinen başkan sözlerine şöyle devam etti;
Kanunda köyleri mahalle yaptılar, köylüler birden şehirli oldu. Köyleri büyükşehir kanunlarına göre çevirdiniz ülkede tarımı, çiftçiliği bitirdiniz. Sadece Sakarya ‘ya özgü değil ülkenin her ilinde böyle bu durum. Bu tamamiyle seçim için gelecek düşünülmeden yapılmış değişiklikler dir. Hâlâ geç değil, bu kanundan geri dönülüp tekrar köy kanunlarının geri getirilmesi gerekmektedir.
Siyasetin Odağı: İnsan Onurunun Korunması
Gelecek Partisi İl Başkanı Sinan Gedik”Partimiz; dün yaşananları, bugün yaşanmakta olanları, yarın yaşanacakları değerlendirirken yahut olay veya olgulara çözüm üretirken dayanacağı tek temel, insan ve insanın onuru olacaktır. Demokratik bir yönetimin esasını temel hak ve özgürlüklerin bütün vatandaşlar tarafından eşit ve özgür bir biçimde kullanılabilmesi oluşturmaktadır. Öncelikli hedefimiz, temel hak ve özgürlüklerin tartışma konusu yapılmadığı, azınlık ve dezavantajlı toplumsal grupların haklarını hiçbir baskı hissetmeden kullanabildiği, çoğunluğun değil çoğulculuğun esas alındığı bir siyasi iklim inşa etmektir. Bu amaç doğrultusunda, uluslararası ve bölgesel insan hakları sözleşmelerine taraf olunacaktır. Taraf olunan sözleşmeler ise eksiksiz bir şekilde uygulanacaktır. Temel insan hak ve hürriyetlerinin eksiksiz uygulanmasının, yurttaşlarımızın yaşam kalitesine olumlu yansıması ve refah bir topluma doğru ilerlenmesi arzulanmaktadır. İnsan hakları karşısında hiçbir birey, kişi, kurum üstün değildir”
Doğal Çevre: Tüm Varlıkların Hayat Alanı Sosyal ve ekonomik faydaların adil, tarafsız ve hakkaniyetli bir şekilde dağılmasını ve yeniden bölüşümünü hedefleyen sosyal adalet vizyonumuzun önemli bir unsurunu çevresel adalet düşüncesi oluşturmaktadır. Partimiz; hiçbir gerekçe ve bahaneye sığınmaksızın toplumsal avantaj ve dezavantajların adil bir şekilde paylaşılmasını benimsemekte ve teşvik etmektedir. Çevresel nimetlerin ve külfetlerin adil olmayan bir şekilde toplumun hiçbir kesiminin lehine veya aleyhine yapısal bir durum oluşturmaması temel önceliklerimizdendir.
Çevre kirliliğine ve doğanın tahribine yol açan nedenler hukuk devleti ve tüm canlıların doğal hakları temelinde anlaşılmalı ve ortadan kaldırılmalıdır. Çevre sorunlarının yaşanabilir doğal ortamı tehdit etmesinin yanı sıra, sosyal adaleti de açık bir şekilde zedelediğine ve tehlikeye attığına inanıyoruz. Ekonomik ve sosyal kalkınma ve sosyal adalet hedeflerimiz ile doğal çeşitliliğin korunması ve yaşanabilir bir çevre hedefimiz arasında uyumsuzluğa müsaade etmeyeceğiz. Yaşam kalitemizi artırmak ve gelecek nesiller için kaynaklarımızı korumak amacıyla, çevresel adaletin sağlanması gerektiğine inanıyoruz.
Her farklı yaş grubunun nitelikli etkileşimine imkân veren kamusal mekânlar oluşturulacaktır. Yaya ve bisiklet öncelikli kent içi ulaşım planlaması yapılacaktır. Doğal kaynaklara, kentsel aktivitelere ve nitelikli toplu taşıma sistemlerine yürüme mesafesinde erişim, sağlıklı yaşam ve ulaşım etkinliğini sağlayabilmek için bisiklet yolu ve bisiklet park alanlarını kurmak önceliklerimizdendir. Somut ve somut olmayan kültürel mirasın tespiti, korunması ve günümüz kentleşmesi ile etkileşime geçecek şekilde yeniden işlevlendirilmesi ve hayatiyet kazanması öncelikli olarak ele alınacaktır.
Şehirlerimizin kültürel mirasını kentsel gelişme ile doğrudan irtibatlandıracak ve koruyarak kullanma anlayışını yaygınlaştıracak politikalar geliştirilecektir. Şehirlerde AVM yerine her türlü esnaf ve sanatkârın bulunduğu sokak ve caddelerin oluşturulması politikası uygulanacak, ticaret, sanat ve kültür aksları bu anlayış çerçevesinde belirlenecektir. Enerji tasarrufundan sağlığa, çevrenin korunmasından iklim değişikliği ile mücadeleye, yerel ekonomik dinamiklerin harekete geçirilmesinden özgün üretime kadar birçok alanda somut çıktısı olan akıllı kentlerin bilge bir yaklaşımla ele alınması son derece önemlidir.
Kentsel yaşam kalitesinin yükseltilmesinde çok dinamik bir araç olmasından dolayı akıllı şehir uygulamalarına özel önem verilecektir. Şehrin temel sorunlarını çözmek için yapılan tüm alt ve üstyapı projeleri ile her türlü planlamada bilgi teknolojileri etkin bir şekilde kullanılacak, gerçek zamanlı şehir bilgi sistemleri ile çevreyi olumsuz etkileyen unsurların anlık ölçülmesi, özellikle yapı güvenliğinin, afet ve acil durumlarda binaların, barajların, yolların güvenliğinin takip edilmesi, zaman ve enerji kaybını minimize eden akıllı şebekelere sahip entegre platformların geliştirilmesi öncelikli politika hedeflerinden olacaktır. Şehirlerin olası yeni durumlara, eğilimlere ve bütün afet türlerine karşı dayanıklılığı için her şehrin dirençlilik haritası çıkarılacaktır.
Modern devletin varlık nedeni; vatandaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak, temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermek ve korumak ve eşit yasa egemenliğini temin etmektir. Gerçekte, anayasalar vatandaşın egemenliğini, yasalar da vatandaşın hakkını tanımlayan metinlerdir. Kamu düzeni; kavramı gereği ancak hukukun üstün olduğu, yani yöneten ve yönetilenlerin eşit ölçüde hukukla bağlı olduğu ülkelerde mümkündür. Zorbalık ve şiddetle bir süre düzen sağlanabilir ama bu kamu düzeni değildir. Çünkü zorbalığın, kanunsuzluğun olduğu yerde kamu yani toplum, toplum olma niteliğini yitirir, yığınlaşır ve kalabalıklar seviyesine iner. Toplum, ortak değerleri ve kuralları olan duygu birliği içinde birbirine inanarak ve dayanarak yaşayan vatandaşlar birliğidir. Devlet de o vatandaşların en yüksek siyasal organizasyonudur. Hukuksuzluğun, zorbalığın ve şiddetin olduğu yerde bir düzenden çok insanlar arasında korku, güvensizlik ve iki yüzlü ilişkiler olur. Toplum karakterini yitirir ve devletiyle beraber yozlaşır ve çürür.
Kamu kaynaklarının verimsiz, kuralsız ve istismar edilerek kullanılmasına yol açan her türlü girişim ve kararın yolsuzluğa neden olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Bu nedenle kamu yönetiminde yolsuzluk kavramı ve fiilinin daha geniş bir tanımının yapılması gerektiğine inanıyoruz. Kamu kaynaklarının kullanımında tam anlamıyla bir hesap verilebilirlik öngörüyoruz. Kamu adına güç ve kaynak kullanan her kişi ve kurum sadece yasalar karşısında değil, toplum önünde de şeffaf süreçleri işletmelidir. Bu noktada STK’ların ve vatandaşların süreçlere katılımının ve bu süreçleri gözetlemesinin/denetlemesinin önündeki bütün engellerin kaldırılmasını öngörüyoruz. Vatandaşlarımızın kamu kaynaklarının kullanımını doğrudan izleyebilmesi için yeni teknolojik imkânlarla altyapı oluşturmayı hedefliyoruz. Hesap verilebilirliği sadece cezai müeyyidelerle değil, genel etik ortamını besleyecek yapısal idari önlemlerle hayata geçireceğiz.
Şeffaflık: Kamu Ahlâkının İşlevsel İlkesi Hükümetlerin ve kamu idaresinin hesap verme sorumluluğunu yalnızca yasal bir mecburiyet değil, ahlâkî bir erdem olarak da görüyoruz. Tam demokrasinin vazgeçilmez unsurunun şeffaflık olduğuna inanıyoruz. Şeffaflığın sağlanamadığı bir yönetimde kişisel menfaatler, verimsiz ve yanlış kararlar, israf, kamu kaynaklarının sorumsuz kullanımı ve haksız rekabet kaçınılmaz olarak ortaya çıkacaktır. Şeffaflığın tabiî karşıtının gizlice yapılan işler, alınan kararlar ve atılan adımlar olduğunu düşünüyoruz. Şeffaflığı esas alan bir yasal düzeni ve kültürü oluşturamayan ülkelerin vatandaşlarını mutlu edecek refahı sağlayamayacağını öngörüyoruz. Modern bir hukuk devleti hesap verdikçe ekonomisi güçlenir, şeffaflaştıkça toplumsal barışı sağlamlaşır.
Partimiz, milletimizi devletin sahibi görmektedir. Kamu gücünü kullanan her kişi ise emanetçidir. Kamu gücünü ve malını emanet bilen bir siyasi ve toplumsal ahlâkın yerleşmesi temel hedeflerimizdendir. Bu kültürün yerleşmesinde fırsat eşitliği en önemli unsurlardan birisidir. Hiç kimsenin dışlanmadığı, tüm vatandaşlarımızın vatandaş olmakla eşit haklara sahip olduğu bir devlet, iş hayatı ve toplumsal hayat arzumuzdur. Partimiz, kamu personel sayısının rasyonel olmayan kararlarla şişirilmesine karşıdır. Devlet memurluğunun bir imtiyaz veya özel bir hak olarak algılanmasını sağlayan her türlü zeminin öncelikle kamu hizmetlerine zarar verirken, vatandaşlar arasındaki hakkaniyet duygusunu da zedelediğinin farkındayız. Kamu görevlerinin yürütülmesinde bugüne kadar yaşanan aksaklıkların en büyük nedenlerinden birisini, kamuda istihdamın performans, bilgi, liyakat ve vatandaşa yaklaşımına bakılmaksızın, ömür boyu kazanılmış bir hak olarak görülmesi ve bu hususun ilgili mevzuat ve yargı uygulamalarıyla teminat altına alınmış olması oluşturmaktadır. Tarafsız ve nesnel kriterlere dayalı etkin bir denetim ve değerlendirme sistemi getirilerek, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde liyakate dayalı ve performansı öne çıkaran bir performans sistemine geçilmesi, yöneticilerin de müteselsil sorumlu sayılması sağlanacaktır. Kamuda görev tanımları yeniden belirlenecek, bazen aynı kurumda dahi var olan ve aynı tür işi yaptığı halde farklı kurumlarda farklı statü, özlük ve emeklilik hakları ile görev yapan ve iş barışını da engelleyen uygulamalara son verilecektir.
Türkiye eğitim sistemi fırsat eşitliği sağlamaktan uzaktır. Yoksul kesim, mevcut eğitim imkanlarından dışlanmaktadır. Eğitimde okullar, bölgeler ve iller arasında büyük bir uçurum vardır. Günü kurtarmaya yönelik palyatif ve tutarsız politikalar iflas etmiş ve Türkiye’de hiçbir olumlu bakiye bırakmamıştır. Eğitim sistemi kendisinden beklenen demokratik, toplumsal ve ekonomik işlevleri yerine getirememektedir.
Gelecek Partisi olarak programımızda belirttiğimiz üzere, “Eğitimi bir insan devşirme alanı olarak değil, nitelikli insan yetiştirme alanı olarak görüyor ve eğitimi günlük siyasi tartışmaların dışında gören bir anlayışı benimsiyoruz.” Bundan dolayı, tüm toplumsal kesimleri içerecek katılımcı bir anlayışla eğitim politikalarının oluşturulması gerektiğine inanıyoruz. Eğitim sisteminin yap-boz tahtasına dönmemesi için tek gerçekçi yol, tarafsız bir devlet anlayışıyla toplumsal mutabakatı oluşturmaktır. Gelecek Partisi, okul öncesinden yükseköğretime kadar her kademede kalite standartlarını hayata geçirerek, kökeni, cinsiyeti ve gelir durumu ne olursa olsun Türkiye’deki her bir çocuğun fırsat eşitliği çerçevesinde kaliteli bir eğitim almasını sağlayacaktır.