CEHENNEME DÖŞENEN YOLLAR
Uzman Doktor Cihan Kolip
Ülkemizin en batısından en doğusuna, kuzeyinden güneyine, Anadolu’nun farklı şehirlerinde yıllarca hekim olarak görev yaptım.
Bunun yanında Avrupa’nın birçok ülkesinin önemli şehirlerinde bulunma ve insanların yaşam biçimlerini, şehirlerin nasıl planlandığını ve yönetildiğini gözlemleme fırsatı buldum.
Elbette çevremde benden çok daha fazla şehir ve ülke görmüş insanlarıda biliyorum.
Ancak hepimizin ortak bir paydada buluştuğu bir gerçek var:
Sakarya kadar güzel, Sakarya kadar yaşanabilir başka bir şehir bulmak gerçekten çok zor.
Belki de Yüce Allah’ın kullarına bu dünyada bahşettiği cennet köşelerinden birinde yaşıyoruz.
Fakat ne yazık ki insan eliyle bu güzellikleri yok ediyoruz.
Plansız, vizyonsuz ve günü kurtarmaya odaklı yönetim anlayışı; şehrimizi her geçen gün daha karmaşık,
daha düzensiz ve daha yaşanamaz hâle getiriyor. En acısı ise bu dönüşümün toplumun önemli bir kesimi tarafından fark edilmiyor olmasıdır.
İşte benim siyasette bulunma nedenim tam da budur.
Sakarya’ya olan borcumu ödemek…
Bu eşsiz şehirde yaşayanların güven içinde sağlıklı ve huzurlu yaşam sürdürmelerini sağlamak…
Gelecek nesillerin hakkını bugünün yanlış kararlarına kurban etmemek…
Ve bu anlayışa karşı mücadele etmek.
Özellikle son dönemde Sakarya’nın büyük rakamlarla ifade edilen yatırımlar aldığını görüyoruz.
Elbette yatırımları önemsiyor ve şehrimize yapılan her hizmeti değerli buluyoruz.
Ancak asıl mesele, ne kadar para harcandığı değil; bu yatırımların şehrin geleceğine ne kattığıdır.
Sakarya’yı yönetenlerin kapsamlı bir master planının olmaması, vizyon eksikliği ve hizmet çıtasının düşük tutulması nedeniyle bugün yapılan birçok yatırımın, şehrin bütüncül geleceğini şekillendiren stratejik adımlar olmaktan uzak olduğunu düşünüyorum.
Şehrin muazzam potansiyelini ortaya çıkarmak yerine onu dar bir kalıbın içine sıkıştıran bir anlayışla karşı karşıyayız.
Bazen öyle hissediyorum ki şehri iyileştirmek yerine, yalnızca görüntüsünü değiştirmeye çalışıyoruz.
Oysa mesele ölü bir kadına makyaj değildir.
Mesele, Sakarya’nın geleceğini yeniden inşa etmektir.
Çünkü Sakarya;
Verimli tarım arazileriyle,
Hayvancılığa elverişli meraları ve yaylalarıyla,
Ormanlarıyla,
Eşsiz doğal güzellikleriyle,
Denizi ve kilometrelerce uzanan kum plajlarıyla,
Nehriyle,
Gölleriyle,
Kaplıcalarıyla,
Farklı iklim özellikleriyle,
Onlarca içilebilir kaynak suyuyla
ve Türkiye’nin en önemli lojistik merkezlerinden biri olmasını sağlayan konumuyla…
Sıradan bir şehir değildir.
DEVLET GİBİ YÖNETİLMELİDİR.
Sakarya, doğru ellerde ve doğru bir planlamayla Türkiye’nin dünyaya örnek olacak şehirlerinden biri olabilir.
Bunun için şehrin; liyakatli kadrolar tarafından, uzun vadeli bir master plan çerçevesinde, yüksek bir vizyonla, şehrin bütün potansiyelini gözeten stratejik bir anlayışla ve hukukun üstünlüğünü esas alan bir yönetimle sevk ve idare edilmesi gerekiyor.
Aksi hâlde bugün attığımız her yanlış adım, yarın çocuklarımızın önüne bir bedel olarak çıkacaktır.
Eğer bu anlayış hâkim olsaydı, verimli tarım arazilerimizin betonlaşmasına göz yumulmazdı.
Eğer uzun vadeli bir Sakarya vizyonumuz olsaydı, bugün Kaynarca-Ferizli cennet havzasının endüstriyel bölge ilan edilmesini, tarım topraklarının ve doğal zenginliklerimizin geleceği açısından böylesine büyük bir tehdit olarak karşımızda görmezdik.
Çünkü toprak bir kez kaybedildiğinde geri getirilemez.
Bir göl yok olduğunda yeniden oluşturulamaz.
Bir orman kesildiğinde yıllar içinde oluşan ekosistemi birkaç yılda yerine koyamazsınız.
Bir şehrin ruhu kaybolduğunda ise onu betonla, asfaltla ve gösterişli binalarla yeniden inşa edemezsiniz.
Kıymetli Sakaryalılar,
Yıllardır alıştığımız yönetim anlayışının, zaman içerisinde yalnızca şehirlerimizi değil, hayallerimizi de küçülttüğünü düşünüyorum.
Daha iyisini istemeyi,
Daha güzelini hayal etmeyi,
Çocuklarımız için daha yaşanabilir bir Sakarya talep etmeyi ve bunun olabileceğine inanmayı da unuttuk.
Gelin;
Şehrimizin toprağını koruyalım.
Suyunu koruyalım.
Ormanını koruyalım.
Tarımını ve hayvancılığını güçlendirelim.
Denizini, göllerini, nehirlerini ve yaylalarını gelecek nesillere taşıyalım.
Sanayiyi, tarımı, turizmi, lojistiği ve şehirleşmeyi birbirinin düşmanı değil, birbirini tamamlayan unsurlar hâline getirelim.
Ve bütün bunları liyakat, hukuk, akıl, bilim ve yüksek bir şehir vizyonu üzerine inşa edelim.
Çocuklarımıza;
Beton yığınlarıyla kuşatılmış,
tarım toprakları yok edilmiş,
doğası tahrip edilmiş,
plansız büyümüş bir şehir değil…
Bugün sahip olduğumuz güzelliklerden daha güzel bir Sakarya miras bırakalım.
Ve artık hep birlikte şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Hayallerimize ve umutlarınıza vurulan prangalardan kurtulup, çocuklarımıza yeniden cennet bir Sakarya bırakmaya ne dersiniz?