AKIL TUTULMASI YÜZYILI
AKIL TUTULMASI YÜZYILI Bazı dönemler vardır ki insan yaşadıklarına bakınca gördüklerine inanamaz. Yaşananlar aklın, vicdanın ve sağduyunun sınırlarını zorlar. İşte bugün Sakarya’da ve ülkemizin birçok noktasında tam da böyle bir dönemi yaşıyoruz: Bir akıl tutulması çağını… Dünyanın en verimli ve bereketli topraklarına sahip olan, aynı zamanda sıvılaşma riskinin en yoğun görüldüğü bölgeler arasında yer alan […]
ana manset -
16 Haziran 2026 08:25
AKIL TUTULMASI YÜZYILI
Bazı dönemler vardır ki insan yaşadıklarına bakınca gördüklerine inanamaz.
Yaşananlar aklın, vicdanın ve sağduyunun sınırlarını zorlar.
İşte bugün Sakarya’da ve ülkemizin birçok noktasında tam da böyle bir dönemi yaşıyoruz: Bir akıl tutulması çağını…
Dünyanın en verimli ve bereketli topraklarına sahip olan, aynı zamanda sıvılaşma riskinin en yoğun görüldüğü bölgeler arasında yer alan Serdivan’ın Aralık ve Yazlık mahallelerinin imara açılmasını yalnızca bir şehircilik hatası olarak değil, aynı zamanda bir doğa katliamı olarak görüyorum.
Üstelik sorun yalnızca bununla da sınırlı değil. Altyapısı yetersiz,
yolları dar, kanalizasyon sisteminin yerini adeta vidanjörlerin aldığı bir düzen içerisinde yeni yapılaşmaların teşvik edilmesi; şehircilik adına dünyanın herhangi bir yerinde ders olarak okutulabilecek ölçüde vahim bir plansızlığın ve garabet uygulamaların göstergesidir.
Ne yazık ki Sakarya’da yaşananlar bununla da bitmiyor.
Sapanca Kırkpınar’da teleferik inşaatı uğruna yaklaşık üç bin ağacın kesilmesi, doğanın rant karşısında nasıl savunmasız bırakıldığının acı bir örneğidir.
Söğütlü’de kalker madeni için yapılan başvuruların, farklı tarihlerde beş kez Bakanlık ve Sakarya Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedilmesine,
ÇED raporlarının uygun bulunmamasına ve bölge halkının açık itirazlarına rağmen altıncı başvuruda onay verilmesi ise hukuk, çevre ve vicdan adına düşündürücüdür.
Bu kararın ardından
6 bin 145 ağacın yok edilmesinin önü açılmıştır.
Hendek Kızanlık Mahallesi’nde taş ocağı için ıhlamur, kayın ve kestane ağaçlarından oluşan 4 bin 685 ağacın kesilmesi girişimi şimdilik mahkeme kararıyla durdurulmuştur.
Geyve Boğazı’nda faaliyet gösteren taş ocağının kapasite artışı amacıyla kesmek istediği 20 bin ağaç ise bölge halkının ve doğa savunucularının mücadelesi sayesinde mahkeme kararıyla kurtarılmıştır.
Ferizli’de demir madeni arama çalışmaları sırasında yüzlerce çam ağacı yok edilmiş, Akyazı Bıçkıdere Ormanları’nda ise yüz dönümün üzerinde alan tahrip edilmiştir.
Son günlerde şaşkınlıkla izlediğimiz,
Karasu 32 Evler mevkiindeki sahil şeridinde, karavan parkı oluşturmak amacıyla dünyanın sayılı doğal güzelliklerinden biri olan eşsiz kumsalların üzerine beton dökülmesi, doğaya karşı işlenen başka bir yanlış olarak hafızalara kazınmıştır.
Bütün bunlara göllerimizde ve derelerimizde yaşanan kirliliği, zaman zaman karşılaştığımız balık ölümlerini de eklediğimizde; bize emanet edilen bu cennet vatanın nasıl hoyratça tüketildiğini daha net görebiliyoruz.
Sorun yalnızca Sakarya ile de sınırlı değil.
Kazdağları’nda,
Erzincan İliç’te, Artvin’de,
Milas Akbelen’de, İkizdere’de ve ülkemizin daha birçok bölgesinde doğa ağır bedeller ödemektedir.
TBMM tutanaklarında yer alan verilere göre son on yılda yaklaşık 144 milyon ağacın kesildiği ifade edilmektedir.
Oysa gerçek milliyetçilik; beton için ağaçları feda etmek değil, ormanları korumaktır.
Gerçek vatan sevgisi; toprağı, suyu, havayı ve doğayı gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde bırakabilmektir.
Çünkü üzerinde yaşadığımız topraklar yalnızca bize ait değildir; çocuklarımızın ve torunlarımızın da hakkıdır.
Bugün yaşananlara farklı bir pencereden bakmak gerekiyor.
Belki de “Türkiye Yüzyılı” söylemini konuşurken önce şu soruyu sormalıyız:
Ağaçlarını, derelerini, göllerini ve verimli topraklarını koruyamayan bir ülke, geleceğini gerçekten koruyabilir mi?
İşte size Türkiye Yüzyılı’nın farklı bir pencereden görünümü…
Cihan KOLİP
Uzman Doktor
Zafer Partisi GİK Üyesi
BENZER HABERLER