Dolar : Alış : 8.2694 / Satış : 8.2843
Euro : Alış : 9.9576 / Satış : 9.9755
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya20°CÇok Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 34 Kategoride 11852 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

16 Nisanın Sendikalara Yansıması…

26 Nisan 2017 - 3 views kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»16 Nisanın Sendikalara Yansıması…
16 Nisanın Sendikalara Yansıması…

  ” KARŞILIĞI OLMAYAN MÜCADELEDENİN  SAMİMİYETSİZLİĞİNİ  SÜRDÜREBİLİRLİĞE  DÖNÜŞMESİ..

Cihad KORAY

16 Nisan Referandumunu geride bıraktık. Bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını Sayın Cumhurbaşkanımız 16 Nisan akşamı halka yaptığı konuşmada “değişim ve dönüşüm başlamıştır”  sözleri ile ilan etti.  Atatürk’ün adının anılmadığı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenleri ile değişimin ve dönüşümün hangi eksende olacağını gördük. 16 Nisan referandumunun sonucunu Millet değil YSK nın belirlemesi gibi bir durum hasıl oldu. Aslında bundan en fazla rahatsız duyacak kesim “EVET “cephesinde yer alanlar olmalıydı. Çünkü başarılarına.! gölge düşürülmüş oldu.  Ama gelin görün ki hepsi YSK nın avukatlığına soyundular.  TSK, BÜROKRASİ VE YARG gibi Millete hesap verme durumunda olmayan kurumların ülkenin yönetiminde iktidarlara ortak olmasını  üstünlerin üstünlüğü olarak gören ve halk şikayet edenler, bu oligarşik yapının vesayetini ortadan kaldırılmak için 2010 yılında referanduma gitmemişler miydi.    Sözde Milli Güvenlik Kurulu Kararları başta olmak üzere Devletin bütün kurumlarının kararları yargıya açık olacaktı. Meydanlarda “Yeter artık söz milletindir. Milletin egemenliği üzerindeki vesayeti kaldıracağız” diyenler ve kaldıranlar YSK kararlarının yargıya açık olmasının önünü açmayı her halde unuttular veya bir bildikleri vardı. 2015 yılında yapılan Yerel Seçimlerde  sonucu halen tartışılan Ankara Büyük Şehir Belediyesi seçimlerinin ve 16 Nisan Referandum sonucunu halk değil YSK olmuştur. En azından toplumda algı bu yöndedir.

“Demokrasinin kötü olan bir yönü çoğunluğun tiranlığa dönüşmesidir” Lort ACTON sandıktan çıkanın ülke yönetimi üzerinde tek karar veren merci olmasının sakıncalarını bu sözler ile ifade etmiştir. “Demokrasi” ve “demokratik devlet” kavramlarının kullanımı konusunda var olan eksiklikler giderilmeden, toplumda bu kavramların ifade ettiği anlamlar üzerinde uzlaşma sağlanmadan, Demokrasi ve Demokratik devlet üzerine doğru tanımlar yapılamaz. Dolayısıyla İnsanlar arasında anlam kargaşası süregelen bir tartışmaya dönüşür. Bu durum sadece demagoji yapanların ve despotların işine yarar.

Ülkeyi yönetenler sahip oldukları erk ve yetkilerin, halk tarafından kendilerine ödünç verildiğini unutabilir. İktidar sarhoşluğuna kapılıp kendilerini diğer insanlardan farklı görmeye, doğal üstünlüklere sahip şahsiyetler olarak sanmaya başlarlar. Tıpkı çobanların sürülerini güttükleri gibi yetkilerini sınırsızca ve fütursuzca  kullanmayı kendilerine hak görmeye başlarlar. Kendisi düşünmeyen kesimleri ötekileştirir, milli ve manevi değerler üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışırlar. Eleştiri getirenlere “sen kimsin” demeye başlarlar. Ülkemizde bunların yaşanmaması; Demokratik devletin oluşmasına, Demokrasinin kurumlarda tesis edilmesine ve Egemenlik hakkının çoğunluğun değil, çoğulculuğun esas alındığı eşit ağırlıklı kurumlar eliyle yürütülmesine bağlıdır.

Gelelim 16 Nisan sonrası değişen Türkiye de çalışma hayatında yapılacak değişikliklerin  Sendikal yapıya olacak yansımalarına. 2001 yılında yasallaşan, güdük, çalışanı değil devleti koruyan mantıkla hazırlanmış 4688 sayılı sendika kanunu  sonrası  Kamuda da iki yapı oluştu.

İlki;  Çalışanları iktidarların masasına mahkum eden kanun yönünde hareket eden hamasi nutuklar atarak vaziyeti idare eden bol sıfırlı ücretler ile konforlu makam odalarında, lüks araçlarda saltanat sürdüren kürsü bülbülü Genel Başkanlar ve Profesyonel sendikacılar.

İkincisi; İş ve ücret güvencesinin Anayasanın teminatı altında olmasının rahatlığı içinde işsiz kalma korkusu yaşamadığı için dayanışma olgusundan uzak, birlikte hareket etmek gibi değerleri önemsemeyen daha çok kazanmak ve itibar görebilmek için unvan ve makam sahibi olmanın fırsatı peşinde koşan, kişisel ikbal ve menfaatlerini öncelik gören omurgasız  kesim…

Kanun sonrası yaşanan 16 Yıllık süreci bunlardan ötürü; Karşılığı olmayan mücadelenin, samimiyetsizliği sürdürebilirliğe dönüşmesi”. Olarak ifade ediyorum. 16 Nisan sonrası bunlarında artık hiçbir önemi kalmamıştır.. Çünkü yeni Türkiye de Sendikalar içinde  yeni bir süreç başlıyor. Bu kurumlar arada sırada  siyasi iradeye karşı cılızda olsa seslerini yükseltebiliyorlardı. Bundan sonra tamamen  sessizliğe bürüneceklerdir. Çünkü yeni Türkiye de varlıklarını; “Kaderimize Hükmeden Kanun” mahkumu olarak sürdüreceklerdir..

Kamuda çalışma hayatında yıllardır düşünülen değişikliklere hemen başlanacak mı, 2019 Başkanlık seçimleri sonrasına mi bırakılacak yakın zamanda anlayacağız. İşçi-Memur statüleri kaldırılarak “Kamu Çalışanları” adı altında bir araya mı toplanacağız. Yoksa son günlerin moda sözü haline gelen “Türk tipi çalışma sistemi mi” getirilecek. Şu an bir bilinmezlik söz konusu. Artık Başkan Kamu çalışanları için neyi uygun görüyorsa biz onun belirlediği kaderi  yaşayacağız. Ancak net olarak gözüken Kamu çalışanlarının İş ve ücret güvencesinin kaldırılacağıdır. Bunun sendikalara yansıması elbette çok farklı olacaktır. Başkana yakın onun dümen suyunda giden sendika için bir sorun teşkil etmeyecektir. Ancak çalışanlar tek sendika çatısı altında bir araya getirilmeyecektir. Çünkü iktidar sahipleri kendilerinin kontrol edemeyeceği kişilerin o sendikanın yönetimine gelme ihtimalini asla göz ardı etmezler. Ayrıca sendikaları kontrol altında tutmanın en kolay yolu,  birbiri ile terbiye etmektir. Bir nevi otokontrol… O yüzden mutlaka yedekte tutulacak ikinci sendikaya ihtiyacı vardır.

Kamuda işçi kesiminde uygulanan TÜRK-İŞ, HAK-İŞ denklemi kamu çalışanları içinde kurulacaktır. Bu Sendikaların üst yönetimleri külliyede, şube yönetimleri ise kurumların üst yöneticilerinin makam odalarında belirlenecektir. Tabi bu düşüncem mevcut yapı için geçerlidir. Eğer yıllardır düşünülen şekilde  işçi- Memur kavramı kaldırılır, Kamu Çalışanları adı altında bir araya getirilirse Sendikalarda işçi – memur ayrımı kalkacaktır. Böyle bir durumda Memur/işçi çalışan sayıları arasındaki büyük fark sebebiyle işçi sendikaları en fazla olumsuzluğu yaşayacak kurumlar olacaktır. Dolayısıyla 16 Nisandan önce işçi sendikaları bu şekilde yapılanmaya haklı olarak  karşı geliyorlardı. Ama artık işler değişiklikler için sadece  bir KHK çıkarılması yeterli olacaktır….Ancak kanaatim, bu  kapsamda ki düzenlemelerin ilk genel seçim sonrasına bırakılacağı yönündedir.

Kamu çalışanları arasında bu omurgasız,  iktidarların dümen suyunda hareket eden  yandaş sendikalara karşı duruş gösterecek kesim ise tepkisini ve tavrını bağımsız, sendikal mücadelenin tarihsel geçmişine yakışır duruş sergileyen sendikalara üye olarak gösterecektir. Haliyle bu sendikaların üye sayıları az olacaktır.  Ama en omurgalı, dayanışma ve birlikte hareket etme olgusu en gelişmiş ve güçlü sendikal yapıya bu  sendikalar sahip olacaktır.Sonuç olarak 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile ilgili referandum ile Anayasanın 53 ve 54. Maddelerinde yapılan değişiklik ve sonrasında 4688 ve 6356 sayılı sendika kanunlarında yapılan düzenlemeler ile Memurları kapsayan Toplu sözleşme masasında inisiyatifi tamamen iktidarın eline geçmişti.  İşçi sendikaları en büyük silahı olan grev hakkı dolaylı olarak ellerinden alındı.. 16 Nisanın işçi-Memur ve bunları temsil eden sendikalar için getireceği olumsuzlukları yaşayarak öğreneceğiz.

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar