Dolar : Alış : 7.2996 / Satış : 7.3128
Euro : Alış : 8.5850 / Satış : 8.6005
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya31°CAz Bulutlu

kayseri escort ataköy escort

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 31 Kategoride 10372 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Düşünmeyecek, sorgulamayacak, sadece çalışacaksın…

10 Şubat 2020 - 489 kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Düşünmeyecek, sorgulamayacak, sadece çalışacaksın…
Düşünmeyecek, sorgulamayacak, sadece çalışacaksın…

Halkçı Mühendis, Mimar ve Şehir Plancıları Milli Eğitim Bakanlığı’nın Embarcadero Delphi programı hamlesi sosyal medyanın gündeminde kaldı.Bunun üzerine ülkemizde meslek liseleri ve mühendislik mimarlık fakültelerindeki eğitim sistemi hakkında açıklama yayınlandı 

Atardamarı kesilmiş bir sanayi ve teknik eğitimin içler acınası hali

Teknik eğitim düzenlenmemiş bir ülke atardamarları olamayan bir sanayi doğurmaktadır. Yerli-yabancı Finans-Kapitalistlerle (Parababalarıyla) Tefeci-Bezirganların zalimlere ucuz iş gücü yetiştirmenin bir adım ilerisine gidememektedir.
Yatırımlar arasında en önemli, en maliyetli ve en uzun vadeli yatırımın insana dönük yatırım olduğu söylenebilir. Mesleki eğitim, basit manada bireyi bir mesleğe götüren eğitim şeklinde tanımlayabiliriz.
TÜİK verilerine göre işsizlik oranının %15, genç nüfusta işsizlik oranının ise %27 seviyelerine yaklaştığı, üniversite mezunu işsiz sayısının 1 milyonu aştığı ve Türkiye`de her 4 işsizden 1`inin üniversite mezunu olduğu bir ortamda, sektörel beklentinin analizi yapılmadan ve istihdam politikaları belirlenmeden açılan yeni bölümler ve artan kontenjanlar işsizliği iyice körüklemektedir.

İşsizlik “ÜMMÜLHABÂİS=KÖTÜLÜKLERİN ANASI”dır.
Topluma ve millete yararlı, sağlıklı, nitelikli bireylerin yetiştirilmesi kuşkusuz ki sağlıklı ve nitelikli ortamlarda gerçekleştirilebilir. Bireylerin eğitildiği ve yetiştirildiği yerler sırasıyla bireyin ailesi, çevresi ve okuludur. Bunun sağlanabilmesi ancak Halkçı politikalar ve halkçı bir eğitim sisteminden geçmektedir.
Tarihin ve toplumun gelişimi rastgele olmaz. Belirli güçlerin toplumsal koşullar içinde gelişimi şeklinde tarih gelişir. Tarihi devindirici güçlere: Üretici güçler diyoruz. Bunların içerisinde mesleki eğitim önemli bir yer tutmaktadır.
Kapitalizmle insanlık 7 yılda, bazen 7 ayda öyle şeyler yaratır ki, onları vaktiyle 7 bin yılda bulamamıştır.
Gelişmiş ülkeler arasında yer almak, onlarla bütünleşmek isteyen Türkiye’nin elindeki en önemli kaynak, genç ve dinamik bir nüfus yapısına sahip olan insan gücüdür. Başarılı bir mesleki ve teknik eğitim sistemine sahip olmak, toplumun geleceği bakımından kritik bir öneme sahiptir.

Mesleki ve teknik eğitimin yüzü hem okul, hem iş tüm hayata baktığı için bireylerin bütün yaşamının tamamlayıcı bir parçasıdır. Modern (Finans-Kapitalist) ve Antika (Tefeci-Bezirgân) Parababalarının gözleri bu okullardan çıkan ucuz işgücüne çevrilmiş durumdadır. Teknik eğitim almış bireylerin Halkçı insanlığın yararına bireyler olarak yetişmesi yerine yerli ve yabancı para babalarının ucuz işgücü köleleri haline gelmelerinin önüne geçilmelidir.


Eğitimde fırsat eşitsizliği daha ilkokulda başlamaktır. Bu aslında sınıf ayrımına dayalı olan bir eşitsizliktir. İşçi ve emekçi daha en baştan niteliksiz içi boşaltılmış ilkokullara gitmek zorundadırlar. Sonrasında devam edilen 4 yıllık meslek liselerinde gerçek bir eğitimden söz etmek mümkün değildir. Bu okullarda gençliği yozlaştıran, bilincini tümden körelten,sorunlu hale getiren sözde bir eğitim anlayışı geçerlidir. Bu okullardaki gençler, düzenin ayrımcı eğitim politikaları doğrultusunda sürekli bir aşağılanma ve horlanma duygusuyla yetişmektedirler. Amaç, geleceğin fabrika işçisini düzenin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmektir. Özgüveni sürekli yıkıma uğramış, dışlanmışlık duygusunu içselleştirmiş genç işçiye aslında patronu, müdürü, amiri karşısında kolayca boyun eğen, onları üstün gören bir kişilik aşılanmaktadır.
Mesleki eğitimde bütün aşamaları tamamlayan genç işçiyi sonunda bekleyen akıbet ise dünyanın nispeten az gelişmiş ülkelerindekinden pek farklı değildir. En büyük sorun iş bulamamak ve işsizliktir. Bunun ardından gelen ikinci seçenek, geçici sözleşmeli bir iş bulabilmektir. Giderek yaygınlaşan taşeron ve kiralık işçilik sisteminin kölesi olmak, genç işçiyi bekleyen diğer bir seçenektir. Mesleki eğitimi bitirmiş genç işçiler çoğu zaman iş bulamazlar. Mesleki eğitimi görüp de staj yaptığı işyerinde işçi olarak çalışan gençler şanslı sayılmaktadır. İşçi olarak devam etseler bile, iş sözleşmelerinin geçici süreli olması genç işçilere hiçbir zaman rahat vermez.
Bütün bunların oluşmasının iki nedeni bulunmaktadır. Meslek liselerinde olan bu durum mühendislik fakültelerinde de pek farklı değildir.
Meslek liselerinden mezun olan bir öğrencinin mühendislik fakültelerine yerleşmesi neredeyse imkânsız durumdadır. Bu şu anlama geliyor; eğitim programı doğrudan bu bölümlere yönelik olan ve üniversite sınavına yönelik bir ders programına sahip olmayan meslek liselerinden mezun “yetenekli” öğrencilerin, aldıkları eğitimler doğrultusunda yükseköğretim kurumlarına yerleşmesi zorlaştırıldı.
Matematik ,Fizik ,Kimya ,Biyoloji, Edebiyat gibi derslerin sayısının sınavlarda başarılı olmak için yeteri kadar verilmediği meslek liselerinden mezun olan öğrenciler direkt olarak politik olarak yerli ve yabancı parababalarına ara eleman olarak sunulmaktadır.

Meslek liseleri bir ülkenin ekonomik gelişmesinde en büyük katkılardan birini sağlayan kurumdur. Bireye bir meslek kazandırmayı amaçlayan, nitelikli insan gücünü yetiştiren bu okullar yukarıda belirtilen sanayideki gelişimin sağlanmasında en temel taşlardan birisidir. Meslek liselerinin en önemli işlevi, bir yandan toplumsal kalkınmayı sağlayacak insan gücünü yetiştirmek, diğer yandan da onları sosyal ortamlarda gereksinimleri karşılayacak teknik becerilerle donatmaktır.
Meslek okullarında okuyan öğrencilerin nitelikleri, mesleklerini seçme nedenleri, okullarına isteyerek gelmeleri vb. gibi nedenler meslek okullarından daha kaliteli meslek insanlarının yetişmesine engeldir.

Meslek liselerinde ve üniversitelerde bölümlerin seçilmesine bakıldığında akademik hayatlarının tamamladıktan sonra işsizler ordusuna katılma korkusu yer almaktadır. Her düzeyde yetişmiş ve yeterli insan gücü potansiyeline ulaşabilmek için yapılacak çalışmaların mutlaka mikro ve makro düzeyde planlanması gerekmektedir. Batılı Emperyalistler, ülkemizin sanayice gelişmesini istemezler. Çünkü kendilerinin açık pazarı, ucuz hammadde kaynağı olmamızı ve halkımızın geri teknikle-binbir zahmetle ürettiği ürünlerimizi yok fiyatına alıp götürmek isterler… Ayrıca dış pazarlarda kendilerine rakip olmamamız için de bizi Ortaçağ karanlıklarında tutmak isterler.

İnsanların en temel yaşamsal faaliyeti üretimdir. Toplumların temel ilişkisidir, yapı taşıdır üretim. Eğitim ve üretim birbirinden ayrıldığı, koptuğu anda, insanlar üretim ilişkilerinden ve üretim sürecinin tamamından alıkoyulup tek yönlü, ezberci bir eğitim anlayışıyla yetiştirildiğinde, kapitalizm için sağmal koyun sürüsüne dönmüş demektir. Parababaları, iktidarı ellerinde tuttuklarında kafa emeği ve kol emeğini birbirinden ayırırlar. Çünkü üretim sürecinin tümüne hakim işçiler, Parababalarının sınıfsal egemenliğine yönelik tehdit oluştururlar. Bu yüzden üretim sürecinden kopartılmaları, sadece Parababalarının istediği şeyleri, Parababalarının istediği şekilde öğrenmeleri gerekir. Sorgulayıcı, üretken olmak gereksiz ve tehlikelidir Parababaları için . Bu sayede bir işçi, işveren karşısında ses çıkartamaz konuma gelir. Çünkü yapabildiği, daha doğrusu yapmayı öğrendiği tek bir işi vardır: Charlie Chaplin’in bir filminde, işi sadece vida söküp takmak olan işçi gibi. Yapılan iş buna indirgenince böyle bir işçinin milyonlarca işsiz alternatifi olur. İşveren bundan çok yararlanır. Ücretleri düşük tutmak, sendikal örgütlenmeyi engellemek vb. vb… İşveren için önemli olan işi kimin yaptığı değil, işin yapılmış olmasıdır. Yani ya okuyacak, defterde, kitapta yazanların fotokopisini çekip beynine zımbalayacaksın, ya da avcuna vidaları doldurup başını öne eğecek, çalışacaksın. Düşünmeyecek, sorgulamayacak, sadece çalışacaksın…

İşte bu bilimsellikten uzak, ezbere dayalı eğitim sisteminin karşısında biz halkçı mühendis mimar ve şehirplancılarının kararlıca her dönem savunduğu şey Politeknik Eğitimdir.
Nedir politeknik eğitim?
Marks’ın formüle ettiği, ilk kez 1917 Ekim Devrimi’yle pratikte hayat bulan politeknik eğitim, en basit tanımlamayla; çok yönlü eğitimdir. Eğitim ve üretimin, kafa ve kol emeğinin iç içe geçmesidir. Üretimin bilimsel temellerini bire bir uygulama aracılığıyla öğrenmektir. Örneğin bir makinenin Parababalarının işine geldiği gibi sadece nasıl kullanıldığının değil, çalışma prensiplerinin, nasıl yapıldığının yani “mantığının” da kavranmasıdır. Bu sayede öğrenci doğa bilimlerini, toplumsal bilimleri üretimle perçinlemeyi, hayatın gerçekliğine yansıtmayı öğrenir.

Endüstri meslek liseleri ve bir üst aşaması mesleki eğitim fakülteleri birbirinden ayrılamaz bir bütün şeklinde düşünülmelidir. Mesleki eğitimde bilimcil bir şekilde yaklaşılım icra edecekleri meslek ile ilintili tüm makine teçhizat laboratuvar gibi gereksinimlerin karşılanması ve dünyada kullanılan tekniklerin uygulanması gerekmektedir.

Politeknik terimi, Yunancadan türetilmiş olup, “çok yönlü teknik ve beceri” anlamına gelmektedir. Politeknik eğitim, öyle bir eğitim biçimidir ki, bütün üretim alanlarının ana ilkelerini tanıtır ve yetişen gençlere bütün üretim dallarındaki basit araçların kullanılabilmesi olanağını verir. Politeknik eğitim ile kafa ve beden çalışması arasındaki ikilik ortadan kalkar. Teori ve pratik bütünlük içindedir ve okul, iş yaşamına ve toplumsal yaşama karışır. Üretim sürecine bilinçli olarak katılıp bu sürece egemen olan, yönlendiren bir toplum yaratılır. Küba Devrimi’nin Önderi Fidel Castro’nun dediği gibi, “Öğretimle, üretken çalışmayı kaynaştırma olgusunun tek gerçek eğitim biçimi olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Başka yolu da yoktur. Kimse karada yüzmeyi, denizde de yürümeyi öğrenemez.”
Ülkemiz üzerinden gidecek olursak; eğitim, yıllarca süren bir sınav maratonudur ve bu maratonun sonunda herkes sıralamasına razı gelir. Öğrenciler (yarış atları) maddi olanakları çerçevesinde bu maratona hazırlanır. Öyle ki bu süreç hayatının dönüm noktasıdır ve dünya yerinden oynasa da o sadece yarışın sonuna odaklanır. Sonucunda da alabildiği puan, yerleşebildiği bölüm neyse eğitimi, gelişimi sadece ona yönelik olur, sadece o meslek üzerine yoğunlaştırılır.
Politeknik eğitimde ise çocukluktan itibaren yeteneklerini açığa çıkartması ve yetenekli olduğu alana yönelmesi sağlanır. Tabiî bu süreçte eğitim sadece mesleki olmaz. Sanat, spor, toplum ve doğa bilimleri de hayatın birer parçası olarak eğitim sürecine dahildir. Sürecin sonunda, hangi meslekten olursa olsun, insanlığın sorunlarına kafa yoran, çözüm üreten yetkinlikte insanlar yetişir. Devrimler Kartalı Lenin Usta, devrimden sonra Sverdlov Üniversitesi’nde verdiği bir konferansta “gençlere bazı popüler kitaplar okutup, bazı sloganlar öğretmekle yetinilirse bunun zararlı olacağını, meslek öğretirken aynı zamanda insanlığın yaratmış olduğu bilgi birikimini, insanlığın bütün kültürünü de öğretmeyi hedeflemek gerektiğini” söylerken, kastettiği tam olarak budur.

Mesleki eğitim kurumların seçmiş oldukları alanlarda teknolojik güncel tekniklere dayalı olarak eğitim yapılmalıdır. Meslekler gelişen teknoloji sayesinde sınırlarını aşmakta hayal gücünü bilgisayar ortamlarına aktarabilmektedir. Özellikle Mekanik mühendislik dallarında ve yapı sektöründe 21 yüzyılda gelişen teknoloji ile birlikte meslek sahiplerinin öğrenmesi gereken bilgisayar programları vardır. Artık her mühendisin kendi dalına uygun programı öğrenmesi şarttır.
CAD(Bilgisayar Destekli Tasarım) CAM(Bilgisayar Destekli İmalat) CAE(Bilgisayar Destekli Mühendislik)PLM(Süreç Yönetimi)BIM(Yapı Bilgi Modellemesi) vb.
Mesleki eğitim kurumlarındaki makine teçhizat ve donanımların bu yazılımlara uygun olması gerekmektedir. Bilgisayar destekli tasarım ve üretim yazılımlarının Türkiye’de üretilmesinde gelişen teknolojiye ülkenin ayak uydurması bakımından önem arzetmektedir.Makina ve teçhizatlar güncel teknolojilere uygun olmadığı taktirde mesleki eğitim kurularından mezun olan gençlerin sahip oldukları teknik bilgilerin yetersizliği en büyük güncel sorunlardandır. Üretim araçlarını üretebilecek teknik donanıma sahip olmak en önemli hedef olarak belirlenmeli ve tüm teknik içerikler buna göre hazırlanmalıdır.
Ülkemizde mesleki eğitim açısından en büyük eksiklerden bir tanesi ders programlarını hazırlayan mesleki bir komitenin olmamasıdır. Tüm mesleki eğitim kurumlarında güncel olarak kullanılan üretim tekniklerine, malzeme bilgisine, güncel mühendislik disiplinlerinin teknolojik gereksinimlerine uygun bir program hazırlanmalıdır. Bu program dahilinde Teknik eğitim kurumlarındaki egitmenler yetiştirilmeli olanak sağlanmalı bunun doğrultusunda eğitimlerin verilmesi gerekmektedir. Özellikle Endüstri 4.0 ların IOT(Nesnelerin İnterneti),Yapay zekaların konuşulduğu hızlıcainsansız üretime geçmek için hız kesmeden yol alan dünyada buna ayak uyduramayan bir ülke yok olmakla karşı karşıya kalacaktır.
Mesleki disiplenler iç içe geçmiş ve her biri mühendislik disiplini bir biri ile çalışmaktadır. Artık her mühendisin kendi dalına uygun programı öğrenmesi şarttır.
Nitelikli ve iyi eğitim alabilmek yurttaşlık hakkıdır. Eğitim her aşamada eşit, parasız, bilimsel, demokratik ve laik olmalıdır.Meslek eğitimindeki tüm ihtiyaçları karşılamak devletin görevidir. Bunun için Eğitim hizmeti kamusallaştırılmalıdır. Genel bütçeden eğitime aktarılan pay yeterli seviyeye getirilmeli ve üniversite bütçelerinde bilimsel araştırmalara ayrılan pay artırılmalıdır.
Makinalaşma,robot teknoloji ve yapay zekanın dayatması olarak hızlıca insan işgücünün azalması özellikle yerli ve yabancı parabalarının en istediği şeydir.Bunu 1991’de geleceğin fabrikasını tarif etmek için, Amerikalı düşünür Warren G. Bennis ‘in açıklamasından anlayabiliriz. “Geleceğin fabrikasında yalnızca iki adet canlı olacaktı: Bir köpek ve bir insan. Geleceğin fabrikasında insanın görevi fabrikadaki köpeği beslemek, köpeğin görevi ise insanın fabrikadaki makinelere yaklaşmasını engellemek olacaktı.”

Ezberci eğitim yerine öğrenmek, verileri kabul etmek yerine araştırma yeteneğini geliştirmek, teknik eğitim yanında sosyal ve kültürel eğitimleri de tamamlamak, eğitimde sorgulayan, düşünen, dayanışma duygusuna sahip, bilimsel kriterleri önemseyen, aydınlanmış öğrencilerin yetişmesi en temel amaç olmalıdır.Şayet bunları yapamazsak sadece yerli ve yabancı parabalarının makinalarının bakımlarını yapacak makinalarında çalışacak düşünme yetisinden yoksun köleler yaratırız.

Tüm dünyada mimarlık,inşaat mühendisliği,makine mühendisliği elektirik mühendisliği,elektronik mühendisliği,harita mühendisliği gibi mesleki disiplinler birlikte çalışmaktadır.Bir yapıyı düşünelim şehir planlamanın planlamış olduğu yere bir bina yapılacak mimar yapıyı tasarladı inşaat mühendisi mühendislik disiplinine göre tüm inşaatı yaptı makine mühendisi havalandırma ,ısıtma, tesisat vb işlemleri gerçekleştirdi.Elektrik mühendisi elektrik tesisatlarını tamamladı.Bütün bu disiplinlerin birlikte çalışabilmesi için standartların oluşturulması gerekmektedir.Yoksa hepsi kendi başına bunu yapmaktadır.Türkiye’de meslek eğitimin tam olarak çalışabilmesi için Türkiyede mesleki disiplenlerde kullanılacak Standartların oluşturulması gerekmektedir.Tüm teknik eğitim okullarında tamamen Türkçe mesleki eğitim dökümanlarının oluşturulması gerekmektedir.Mesleki eğitim kurumlarında eğitim gören her öğrenci ülkede kalkınmanın öngördüğü alanlarda gerek duyulan insan gücünü karşılamaktır için yetiştirilmelidir. Eğitim sisteminin, sistem içi veya sistem dışı ilişkilerinin değişen koşullara uygulanabilirliğini sağlayıp dengede tutabilmek üzere, söz konusu denge gereklerini saptayarak bunları sürekli biçimde gerekli doğrultuya yönelten bir eğitim programı olmalıdır.

9 Temmuz 1961 tarihinde kabul edilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 41. Maddesinde; “İktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı gerçekleştirmek; bu maksatla milli tasarrufu arttırmak, yatırımları toplum yararının gerektirdiği önceliklere yöneltmek ve kalkınma planlarını yapmak devletin ödevi olarak kabul edilmiştir”. denilmektedir.

Yine Anayasamızın 129. Maddesine göre “İktisadi, sosyal, kültürel kalkınma plana bağlanır. Kalkınma bu plana göre gerçekleştirilir”. Hükmü bulunmaktadır. Dolayısıyla, mesleki teknik eğitimin gelişmesi ve istenen düzeye ulaşması için kalkınma planlarında yer alan politikalar büyük önem arz etmektedir.

İnsan gücünün yetiştirilmesi ve verimliliğin yükseltilmesi amacıyla eğitime ayrılan kaynakların arttırılması ve bu kaynakların akılcı bir şekilde kullanılması sağlanmalıdır.
Öğretim yöntemi ve teknikleri, eğitim programları ile eğitim materyalleri halkçı, özgürlükçü ve demokratik bir olgu çerçevesinde tekrar hazırlanmalıdır. Eğitimin niteliğini arttırılmalı ve yaygın hale getirilmelidir. Eğitimin her kademesinde teknoloji destekli eğitim yapılmalıdır, bilgisayar destekli eğitim geliştirilmeli yaygınlaştırılmalıdır. Yerel bir tasarım üretim yazılımı yapılıp geliştirilmelidir. Sürekli eğitim baz alınarak mesleki eğitim okullarından mezun dahi olunsa ileri dönemlerde gelişen teknolojiler ve gelişmeler ile ilintili kitle eğitimleri ve uzaktan öğretimlere süreklilik sağlanmalıdır.

Politeknik eğitim modelinde yaratılmaya çalışılan problem tanımlayabilen, neden sonuç ilişkisi kurabilen, tümdengelim ve tümevarım yapabilen, gözlem yapabilen ,varsayım kurabilen bireyler yetiştirilmelidir.
Politeknik eğtim modeline göre eğitim alan bir meslek eğitim mezunu müzakere yeteneğine sahip, takım çalışmasına açık ,eleştiri ve özeleştiri yapabilen bir birey olacaktır.Buda halkçı ve insanlık için faydalı bir vatandaş olmasını sağlıyacaktır.
Kendi mesleklerinden kurum kuruşlarda örgütlenmeleri sağlanarak eğitim aşaması dahil hem mesleki dayanışmayı hemde gelişmelerine olanak sağlanmalıdır. Gerek eğitim-öğretim süreci gerekse iş yaşamı sürecinde akreditasyon kavramı ele alınarak, diplomaların yanında yaşam boyu eğitim olgusu bağlamında meslek içi eğitim sürecindeki belgelendirme-sertifikasyon süreçleri oluşturulmalıdır..

Öğrenciye müfredata bağlı içerik nakliyle eğitim vermek yerine, köy enstitüleri eğitim modelinde olduğu gibi öğrenciyi merkeze alan ve öğrencinin kendi kendine öğrenebileceği ortamların kurgulanması gerekliliktir.
Meslek mevzuatının yanı sıra genel hukuk, iş hukuku, hukuk okur-yazarlığı, ekonomi, proje yönetimi, raporlama ve sunum teknikleri gibi konuların da eğitim-öğretim programları kapsamında etkin olarak ele alınmalıdır.
Bilimde, teknolojide, mühendislikte, tarımda, sanayide yapılan ve yapılacak olan tüm çalışmaların ve politikaların öncelikle insan, toplum, doğa ve halkın yararı gözetilmelidir

YORUMLAR

İlgili Terimler :

BENZER HABERLER

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar