Dolar : Alış : 7.6251 / Satış : 7.6389
Euro : Alış : 8.9553 / Satış : 8.9714
HAVA DURUMU
hava durumu

sakarya30°CParçalı Bulutlu

- Hoşgeldiniz - Sitemizde 31 Kategoride 10612 İçerik Bulunuyor.

SON DAKİKA

Anavatan Partisi Ertuğrul Gazi’yi ve Yörükleri unutmadı

10 Eylül 2016 - 745 kez okunmuş
Ana Sayfa » ana manset»Anavatan Partisi Ertuğrul Gazi’yi ve Yörükleri unutmadı
Anavatan Partisi Ertuğrul Gazi’yi ve Yörükleri unutmadı

Söğüt ilçesinde, bu yıl 735’incisi gerçekleşen Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Yörük Şenlikleri çoşkuyla kutlandı. Başbakan Yardımcısı Türkeş, “Bugün anmakta olduğumuz Ertuğrul Gazi’nin ebedi istirahatgahı olan bu ovada yükselen bu millet 600 yıl sonra düştü denirken bu sefer Ankara’dan tekrar yükselmiştir” dedi.

Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi ve Genel Başkan yardımcıları  Melih TiryakiMustafa HaberalÜlkü Bozkurt MeriçHüseyin Yiğitoğlu,Harun ÇakiFurkan Haciensarioğlu ve İbrahim Haciensarioğlu  MKYK üyesi ve Gümüşhane İl Başkanı Veysel Göğnar Katılanlar arasındaydı.

735’inci Ertuğrul Gazi’yi Anma Yörük Şenlikleri’ne Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, Anavatan Partisi Genel Başkanı İbrahim Çelebi, Bilecik Valisi Süleyman Elban, AK Parti Milletvekili Halil Eldemir, CHP Milletvekili Yaşar Tüzün, Söğüt Kaymakamı ve Ertuğrul Gazi Vakfı Başkanı Berkay Sönmezay, Bilecik Belediye Başkanı Selim Yağcı, Söğüt Belediye Başkanı Halil Aydoğdu, 2. Jandarma Er Eğitim Tugay Komutanı Tuğgeneral Halis Zafer ile çok sayıda kişi katıldı.

İlk olarak törenlere katılan protokol üyeleri Ertuğrul Gazi Türbesini ziyaret ettiler. Ardında türbe içindeki Şeref Defterine duygularını yazan Türkeş, okunan dualar ardından tören alanına geçen heyet, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından konuşmalara geçildi.

anavatan1anavatan2anavatan3anavatan4anavatan5anavatan6anavatan7anavatan8anavatan9anavatan10anavatan11anavatan12anavatan13anavatan13

“O GÜN 400 ÇADIRIN KURULDUĞU BU OBADAKİ TÜRKMENLERİN RUHLARINI VE FAZİLETLERİNİ KAYNAK ALARAK ARTMIŞTIR”

Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, sözlerine Söğütlüleri selamlayarak başladı. Türkeş, “Bu yıl, ne mutlu ki, 735’inci kez Ertuğrul Gazi ve kıymetli atalarımızı anmak üzere yine birlikte bu meydanlardayız. Ülkemizin çeşitli badireler atlattığı, içten ve dıştan düşmanlarla bölücü terörle kuşatıldığı, halkın iradesine kastedildiği, el konulmak istendiği bir dönemin ardından, yine sizlerle bir aradayız. Yine 735 yıl önceki ruhla, devletler, medeniyetler kuran, kendini sadece kendi insanından değil, tüm insanlıktan sorumlu sayan bir milletin torunları olarak Söğüt’te buluştuk.Türk milleti Asya bozkırlarından, Avrupa içlerine, oradan da Afrika’nın kuzeyine kadar olan coğrafyada bilinen tarihtin başından bu güne kadar olan zaman diliminde iniş çıkışlar yaşamış ve bir çok defa varlık mücadelesi vermiştir. Başka milletlerin bir değil, bin defa yok olacağı bu zorlu dönemlerin her birinden küllerinden yeniden doğarak çıkmıştır. Bugün burada 735’inci yılında anmak için toplandığımız Ertuğrul Gazi de böyle bir dönemde obasına bey olmuştur. Kutlu sancağın düşmesine izin vermemiş ve bu al bayrağın Trakya’da, Balkanlar’da, Arap Yarımadasında, Mısır’da, Avrupa’da ve Afrika’da adaletin ve medeniyetin simgesi olmasına vesile olmuştur. Sancağın gölgesi, 3 kıta da orta çağın vahşet çölünde kavrulan milletler için bir korunak olan Osmanlı Devleti 6 asır bu topraklarda hüküm sürmüştür. Devletin bu kadar geniş bir tarih penceresinde egemen olabilmesinin sebebi elbette temellerinin sağlamlığından kaynaklıdır. Ertuğrul Gazi yeni devletin temellerini, o gün 400 çadırın kurulduğu bu obadaki Türkmenlerin ruhlarını ve faziletlerini kaynak alarak atmıştır. Türk töresinde olduğu gibi Osmanlı Devleti tarihinde hiçbir millet ve topluluğa zulüm veya adaletsizlik yoktur. Bu millet kendinden yardım dileyenlere her zaman elini uzatmıştır” dedi.

“KOMŞUSU AÇKEN KENDİ TOK UYUMAZ”

Türkeş, 21’inci yüzyılın ilk çeyreğini yaşadığımız şu dönemde dünyada ve özellikle bölgemizde birçok karışıklıklar ve çeşitli ölçeklerde savaşlar cereyan etmekte olduğunu söyleyerek, “Bu olumsuzluklar neticesinde milyonlarca insan vatanını terk etmek zorunda kalmıştır. Batılı devletler bu insan hareketlerinin kendileri üzerindeki sosyo-ekonomik sonuçlarının hesaplarını yaparken Türk milletin yüksek karakterinin gereği olarak süratle bu insanlara yardım elini uzatmıştır. İçinde bulunduğu şartlar ne olursa olsun bu millet ay yıldızlı bu bayrağın gölgesine sığınan insanlara her zaman cömertliğini ve hoş görüsünü sunmuştur. Ertuğrul Gazi’nin temellerini attığı Osmanlı Devleti nasıl 6 asır bu değerlerle 72 milletin merkezi olmuş ise, ardından Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan bu devlet de aynı değerlerle coğrafyasındaki mazlumlara sahip çıkmaya devam edecektir. 72 milletin bulunduğumuz bu yerde, felsefesi çizilen devlette çağlar boyunca birlikte yaşayabilmesinin sebebi milletimizin kültüründeki yüksek hoşgörüdür. İşte bu sebepledir ki yıllarca bu milletin içine Alevi-Sunni diye, Türk-Kürt diye nifak tohumları ekilmeye çalışılmasına rağmen milletimiz beraber yaşama iradesini kaybetmemiştir. Hiçbir terör örgütü ve faaliyetleri bu milletin fertlerinin birbirini ötekileştirmesini ve düşmanca bakmasını sağlayamamıştır. Bu topraklarda yaşayan hiçbir fert komşusunu kendisinden ayrı görmez. Komşusu açken kendi tok uyumaz. Bu milli birlik bilinci terör örgütlerinin ülkemizde hiçbir zaman başarılı olamayacağının teminatıdır. Bu vesile ile bugün içeride ve dışarıda omuzlarında taşıdıkları bu milletin bekasının ağır sorumluluğunun gereği olarak terör odaklarıyla kahramanca çarpışmakta olan güvenlik güçlerimize de buradan şükranlarımızı ve selamlarımızı iletmek istiyorum. Milletimiz bugün buradaki sizler gibi birlik içinde bu mücadeleyi veren her askerimizin, her polisimizin ve jandarmamızın dualarıyla yanındadır. Milletimizin iradesini ve devletin kararlılığını yanına alan güvenlik güçlerimiz terör belasını ortadan kaldırana kadar mücadeleyi sürdürecektir. Hiç şüpheniz olmasın” ifadelerine yer verdi.

“600 YIL SONRA DÜŞTÜ DENİRKEN BU SEFER ANKARA’DAN TEKRAR YÜKSELMİŞTİR”

Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, 15 Temmuz sürecine değinerek, “Bugün anmakta olduğumuz Ertuğrul Gazi’nin ebedi istirahatgahı olan bu ovada yükselen bu millet 600 yıl sonra düştü denirken bu sefer Ankara’dan tekrar yükselmiştir. Çünkü tarihin başından beri ve hala bugün de bağımsızlık bu milletin karakteridir. İşte bu yüzden Kurtuluş Savaşı’nda cepheye top mermisi taşıyan arabaları çeken Elif’in ayaklarını çamur ağırlaştırmaz. İşte bu yüzden mermi yağmuru altında dua tepeye hücuma kalkan Mehmet’i kurşunlar durduramaz. İşte gene bu yüzden 15 Temmuz’da altına yattığı tank o bedeni çiğneyemez ve yine aynı ruhla Ömer Halisdemir şahadete koşarken bedeni düşer ama asla ölmez. Demir her darbe ile daha da sertleşir. Demirden dağları eriterek dünyaya yayılmış Türk milleti de demir gibi bu darbe girişimi ile daha da güçlenmiştir. 15 Temmuz gecesi iradesini gasp etmeye yeltenen teröristlerle milletimiz, burada yatan atalarına yakışır şekilde destansı bir mücadele vermiştir. Yıkılmaya çalışan birlik beraberlik güçlenerek, daha da perçinlenmiştir. Bir olduğumuz zaman, diri olduğumuz zaman bu milletin nelere kadir olduğunu dost da, düşman da bir kez daha görmüştür. Şimdi milletimize kast etmiş bu hainleri işgal ettikleri kadrolardan uzaklaştırarak, adalete teslim etmek Türk devletinin milletine borcudur. Bu borç atalarımızdan miras adalet anlayışı gözetilerek ödenecektir. Gerekli hassasiyet devletimizin en üst makamı olan Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından da dile getirilmiştir” dedi.

Bilecik Valisi Süleyman Elban ise; Ertuğrul Gazi önderliğindeki aşiretin Orta Asya’dan gelerek önce toprak sonra bayrak ülküsüyle yurt edinip yerleştiklerini hatırlattı. Elban, “Kuruluşun ve Kurtuluşun beşiği Söğüt ilçemizde 735’incisini düzenlemiş olduğumuz mutluluğunu yaşadığımız Ertuğrul Gazi’yi anma ve Söğüt Şenliklerini kutluyoruz. Söğüt ve çevresi büyük bir uygarlığın ve medeniyetin tesis edildiği yer olması bakımından büyük önem taşımaktadır. Söğüt’te kurulan Osmanlı Devleti 600 yıla aşkın dünyaya hükmetmiş, bunun yanında dünyaya sayısız eserler ve izler bırakmıştır. Değişik memleketlerin ve kavimlerinin huzur içinde bir arada yaşamalarını sağlamıştır. Özellikle her Eylül ayının ikinci hafta sonunda geleneksel olarak düzenlenen şenlikler ulusal ve uluslararası platformda büyük bir ilgi uyandırmakta. Ülkemizin dört bir kösesinde Yörükleri, Türkmenleri hem de bütün Türk dünyasını Ertuğrul Gazi’nin huzurunda buluşturmakta. Yapılan etkinliklerde Türk Kültürünü tarihten günümüze yaşatılması ve yeni nesillere aktarılmasını sağlayarak ecdatta saygının, samimiyetin, örf adat ve geleneklerimizin en içten duygularla sergilendiği muhteşem bir atmosferin oluşmasına ev sahipliği yapmaktadır” dedi.

Söğüt Kaymakamı ve Ertuğrul Gazi Vakfı Başkanı Berkan Sönmazay da, Söğüt’ü, 3 kıtaya 6 asır boyunca hoşgörü ve adalet taşıyan şanlı medeniyetin temellerinin atıldığı topraklara, Anadolu’nun birlik beraberlik merkezi, Ertuğrul ocağı olarak nitelendirdi. Sönmezay, “735 yıldır dünyanın en eski geleneklerinden biri olan şenlikler geçmişimize ve geleneklerimize bağlılık ecdadımıza şükran ve vefa göstergesi olarak her yıl coşkuyla icra edilmektedir” dedi.

“SÖĞÜT, 6 ASIR SÜRECE BİR MÜCADELENİN BAŞLAMA NOKTASI”

Törende konuşan Söğüt Belediye Başkanı Halil Aydoğdu, ülkenin dört bir yanından gelerek her yıl bu meydanı şereflendiren Türk, Türkmen Yörük derneklerinin teşekkür ederek başladı. Aydoğdu, “Kayı Boyunun göç beyi Devlet-i Âli Osmanlı kurucu atası, alperenler serdarı, büyüt Türk Ertuğrul Gazi’nin 400 çadırlık bir aşiretle yerleştiği bir cihan devletinin Devlet-i Âli Osmanlı doğduğu ulu çınarın kök salıp filizlendiği Kuruluş ve Kurtuluşun beşiği bu topraklarda 735’inci Ertuğrul Gazi’yi anma ve Söğüt şenlikleri gerçekleştiriyoruz. Söğüt, aşiretten beyliğe, beylikten devlete, devletten imparatorluğa tarihi şeref veren bir milletin şehit kanları ve irfan ile yazdığı bir destandır. Söğüt 6 asır sürecek bir mücadelenin başlama noktası, Alperenlerin ve erenlerin omuz omuza vererek Cihan Devleti kurdukları kutlu bölgenin adıdır. Söğüt kuruluşun olduğu kadar kurtuluşunda beşiğidir” dedi.

Konuşmaların ardından resmi geçit töreni ardından Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş ve beraberindekiler kurulan Yörük çadırlarını gezerek, vatandaşlarla sohbet ettiler.

porno


Ertuğrul Gazi
 Doğum tarihi kesin olarak bilinmediği gibi,Genel kabule göre 1189’da doğmuş,1231’de Söğüt’e yerleşmiş 1281’de ise vefat etmiştir.babası oğuzların Bozok koluna bağlı Kayı boyundan Süleyman Şah’tır,annesi Hayme Ana,eşi ise Halime Hatun’dur.Ertuğrul Gazi’nin,Sungur,Tekin,Gündoğdu ve Dündar isimli üç kardeşi,Osman,Saru Batu(Savcıbey) ve Gündüz isimli üç oğlu vardır.Selçuklu ordusunun Sivas yakınlarında büyük Moğol birliği ile savaşında Ertuğrul Gazi’nin Selçukluların yardımına koşması ve zaferdeki katkısı nedeniyle Selçuklu hükümdarı Alaeddin tarafından kendisine Ankara tarafındaki Karadağlar mıntıkası ikta olarak verildi.Ertuğrul Gazi daha sonra aşiretiyle beraber Söğüt ve Domaniç’e yerleşti(1230).Ertuğrul Gazi,çevresinde bulunan beylik ve devletlerin durumlarını,siyasi şartlarını iyi değerlendirdi.Komşularıyla daima iyi geçinerek aşiret ve tebaasını güçlü bir durumda rahat ve huzur içinde yaşattıErtuğrul Gazi’nin ölümünden sonra,küçük oğlu,Osman Gazi kavim ve kabilesinin reisi oldu.Osman Bey’in bağrından çıkarak denizleri,diyarları,kıtaları ve ülkeleri muhteşem dalları arasına alacak olan çınarın kökü toprağa yayılmaya başladı.Öyle ki,bu çınarın gölgesi altında bütün insanlık Asr-ı Saadetten sonra,bir daha görüp hayal edemediği bir şekilde tam altı asır yaşadıErtuğrul Gazi,kuruluş döneminde Ahi Şeyhi olan Edebalı’dan büyük yardımlar görmüş ve oğlu Osman Gazi’ye vasiyetinde’de bunu açıkça dile getirmiştir
             Osman Bey, Osmanlı Devleti’ni ve Osmanoğullarını kuran ve adını devletine ve soyuna vermiş bulunan ilk Osmanlı Sultânıdır. Kendisine Kara Osman, Fahruddin ve Mu’înüddin de denmiştir. Osman Gâzî, hayatının sonuna kadar emîr yani bey olarak anılmıştır; vefâtından sonra Hân ve Sultân denmiştir. Çünkü hayatının sonlarına doğru uc beyi olmuştur.            Osman Bey, 1258 tarihinde Söğütte veya Osmancık’ta dünyaya geldi. Babası Ertuğrul Gâzî ve annesi Halîme Hâtun’dur. 24 yaşındayken babasının yerine geçti. Osman Gâzî, önce Kastamonu’daki Çobanoğullarına, sonra da Kütahya’daki Germiyanoğullarına bağlı idi. Onlar da Selçuklu Sultânına bağlıydılar. İlk evliliği, 1280 civarında, Sultân Orhan’ın annesi ve Selçuklu vezirlerinden Ömer Abdülaziz Beyin kızı olan Mâl Hâtun iledir. 1289 yılına doğru Şeyh Edebali’nin kızı Rabî’a Bâlâ Hâtun ile evlenince, nüfuzu ve kudreti arttı. Bu hanımından da Şehzâde Alâ’addin dünyaya geldi.         1281 yılında babasının yerine aşiret beyi olan Osman Bey, bir görüşe göre, Selçuklu Sultânı II. Gıyâseddin Mes’ûd’un 1284’de Söğüd ve çevresinin kendisine tahsis edildiğine dair olan fermanı ve yanında hediye ettiği ak sancak, tuğ ve mehterhâne ile uc beyi olmuştur. 1288 veya 1291 tarihinde Karacahisâr’ı fethetmesi ve Dursun Fakih’e kendi adına hutbe okutması, Osman Bey’in yarı istiklâlini kazanması demektir.           Osman Gâzi’nin Bizans sınır şehirlerini birer birer fethetmesi üzerine telâşa düşen Bizanslılar onu ortadan kaldırmak için bir düğün vesilesiyle bir baskın hazırlarlar. Baskına baskınla cevap veren Osman Bey, 1299 yılında Yarhisâr ve Bilecik’i fethetti ve beylik merkezini Bilecik’e nakletti ve fitneye sebep olan Yarhisâr Tekfurunun kızı Nilüfer’i (Holofura’yı) oğlu Orhan ile evlendirdi. Bu tarih, daha önce açıklanan sebeplerle Osmanlı Devleti’nin kuruluş yılı kabul edildi. 27 Ocak 1300’de Selçuklu Sultânı III. Alâ’addin Keykubad’ın saltanat alâmeti olan tabl, alem ve tuğu Osman Beye bir ferman ile göndermesi ile artık Osman Bey müstakil bir uc beyi olmuştu. 1301 yılında Bursa’ya yakın bir yerde Yenişehir’i kurdu ve saltanat merkezini buraya nakletti. Bu arada bütün bu fetihlerde kendisine yardım edenleri de unutmadı ve kardeşi Gündüz Bey’e Eskişehir’i; oğlu Orhan Bey’e Sultânönü’nü; Hasan Alp’a Yarhisâr’ı; Şeyh Edebalı’ya Bilecik’i ve Turgut Alp’e İnegöl’ü verdi ve Edebalı’nın torunu Alâ’addin’i yanında götürdü. 1308 yılında İlhanlı Hükümdarı Ahmed Gazan tarafından Selçuklu Devletine son verilince Osmanlı Devleti tamamen müstakil hale geldi. 1313’de Harmankaya Hâkimi Köse Mihal Bey’in Müslüman olmasıyla Mekece, Akhisâr ve Gölpazarı Osmanlının eline geçti. 1320 yılından itibaren çevrede fazla görünmeyen Osman Bey, 1324 yılında beyliği oğlu Orhan Bey’e devretti. 1324 yılı Şubat ayında Bursa’nın fethini görmeden 67 yaşında vefat eden Osman Bey, vasiyeti üzerine, geçici olarak gömülü bulunduğu Söğütten alınarak 2.5 yıl sonra 1326 yılında Bursa’daki Gümüş Künbed’e defn olunmuştur.         Babasından 4800 km2 olarak aldığı toprakları 16.000 km2’ye çıkaran Osman Bey’in Orhan ve Alâ’addin dışındaki çocukları şunlardır: Fatma Hâtun, Savcı Bey, Melik Bey, Hamîd Bey, Pazarlı Bey ve Çoban Bey. Bugünkü mülkî taksimata göre, Osman Bey zamanında Osmanoğullarının ülkesi, Bilecik, Eskişehir merkez, Sakarya’ya bağlı Geyve, Akyazı ve Hendek, Kütahya-Domaniç ve Bursa ilinin Mudanya, Yenişehir ve İnegöl ilçelerini kapsıyordu.

          Osman Bey zamanındaki büyük âlimler ve şeyhlerden bazılarını da hatırlatmakta yarar vardır: Âlimlerden en önemlileri Mevlânâ Şeyh Edebalı, Dursun Fakîh ve Hattâb bin Ebî Kâsım Karahisârî’dir. Maneviyât reislerinden ise, Şeyh Muhlis Baba, Şeyh Âşık Paşa, Şeyh Ulvân Çelebi, Şeyh Hasan Çelebi ve Baba İlyas mutlaka zikredilmelidir.

Söğüt TarihiSöğüt Adının MenşeiSöğüt’ ün ilk çağlardaki durumu ve ismi hakkında bir bilgiye sahip değiliz. Söğüt’ ün ilk bilinen ismi İTEA’ dır. Bizans dönemindeki ismi ise THEBASİON veya SEBASİYON’ dur. Söğüt 796 veya 797 yıllarında Abbasi Halifesi Harun REŞİT döneminde Müslümanların eline geçmiştir. Arap coğrafya ve tarih kaynaklarında Söğüt BELDET’us SAFSAF şeklinde isimlendirilmiştir. Aynı şekilde Farsça kaynaklarda da HITTA-İ BİD şeklinde anılmıştır. Gerek SAFSAF gerekse BİD kelimeleri söğüt ağacı anlamındadır. Osmanlıca kaynaklarda ve günümüzde bu kelimelerin Türkçe karşılığı olan Söğüdcük, Söğütçük, Söğütlü Saraycık, Söğüd ve Söğüt olarak bilinmektedir.Tarihçesi:a)   İlk Dönem Tarihçesi:Yörenin ilk yerleşenleri kimlerdir? Bu yöreye nereden ve ne zaman göç etmişlerdir? Bu durum kesin olarak bilinmemektedir. Ancak Anadolu, Avrupa ile Asya ve Orta Doğu arasında tabii bir köprü olmuştur. Bu sebeple Anadolu’nun her köşesi çok hareketli ve zengin bir tarihe sahiptir. Özellikle günümüzde Marmara Bölgesi olarak bilinen bölge pek çok çekişmeye sahne olmuş ve çeşitli uygarlıkların etkisinde kalmıştır.Kocaeli Yarımadası denilen bu bölgeye ilk iskânlar M.Ö. 700’ ler de başlamıştır. Bu tarihlerde bölgeye BİTHYNLER gelmiştir. Bu sebeple bu bölgenin adı BİTHYNİA olmuştur. Kelt istilalarını izleyen yıllardan sonra M.Ö. 280 yıllarından itibaren BİTHYNİA bağımsızlığını ilân etmiştir. Yaklaşık M.Ö. 279-74 yılları arasında bağımsızlığını sürdüren BİTHYNİA M.Ö.73’ de Roma egemenliğine girmiştir. M.Ö. 63’den itibaren de PONTUS ile birleşerek PONTUS ET BİTHYNİA adıyla Roma eyaleti olarak kalmıştır.b)   Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Dönemi Tarihçesi:Söğüt kuruluş itibari ile anayol üstü kasabasıdır. Mudanya-Bursa’dan ve Gemlik İskelesi’nden gelerek Konya’ya doğru uzanan tarihi yol Söğüt’ün içinden geçmiştir. Özellikle İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesinden sonra Mekke’ye, Söğüt’e uğranılarak gidilmiştir. Bu sebeble bu yola Hacılar Yolu adı verilmiştir. Bu yol, Küsnük ve Mezarlık bölgesinde bulunmaktadır. Söğüt’ün tarih sahnesindeki parlak dönemi 13.yy sonlarında başlar. Bu dönemde doğudan gelen Oğuz Türklerinin Kayı Boyu bu küçük kasabada sınırları Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına yayılan Osmanlı Cihan Devleti’nin ilk nüvelerini oluşturacaklardır. Kayılar Anadolu’ya 13.yy.’ın ortalarında, bir başka görüşe göre de 11.yy’da gelmişlerdir.Önceleri Horasan, Merv ve Mahan’a yerleşmişlerdir. Moğol baskıları sonunda Azerbaycan ve Doğu Anadolu’da Ahlat civarına gelmişlerdir. Bir süre Ahlat’a yerleşen Kayılar Anadolu’nun çeşitli bölgelerini dolaştıktan sonra Ankara yakınlarındaki Karaca Dağ’a gelmişlerdir.Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat, batı sınırındaki çatışmalara son vermek üzere 1231’de sefer düzenlemiştir. Eskişehir civarında Sultanöyüğü’ne geldiğinde Kayı Beyi Ertuğrul Gazi de Selçuklu Sultanının yanında yer alır. Sonra Selçuklu ordusu bugünkü Bozüyük ile Pazaryeri arasındaki Ermeni Derbend’inde Bizans ordusuyla karşılaşır. Bu savaşta Ertuğrul Bey’in akıncılarının gösterdiği üstün kahramanlıkları ile zafer kazanılır. Haber birinci Alâeddin Keykubat’ a iletildiğinde Ertuğrul Gazi taltif edilerek Sultanöyüğü kendisine mülk olarak verilir. Daha sonra Birinci Alâeddin Keykubat Karacahisar’ı muhasara ederse de, doğuda Moğolların Anadolu ’ya girdiği haberi üzerine kalenin alınmasına Ertuğrul Gazi’yi memur ederek geri döner. Uzun mücadelelerden sonra Karacahisar alınır. Kalenin alınmasından sonra hâkimiyetini kuvvetlendirmek üzere Söğüt üzerine yürür ve Söğüt’ü de topraklarına katar. Ayrıca Bilecik tekfurunu da vergiye bağlar. Bu hizmetleri karşılığında Selçuklu Sultanı Söğüt’ü kışlak, Domaniç ve Ermeni Dağları’nı da yazlık olarak Ertuğrul Gazi’ye mülk olarak verir. Bu konuda çeşitli rivayetler varsa da, önemli olan bu tarihlerde Kayı Boyu Karakeçili Aşireti’nin Söğüt’e yerleşmiş olması ve Büyük Osmanlı Cihan Devleti’nin temellerinin burada atılması ve Ertuğrul Gazi’nin mezarının burada bulunmasıdır.Ertuğrul Gazi ve Halime Hatun ailesinin, Savcı Bey, Gündüz Alp ve Osman Bey olmak üzere üç oğlu vardır. Savcı (Sarı Yatu) Bey İkizce’de şehit olduktan sonra Söğüt’e getirilerek babasının yanına defnedilmiştir. Gündüz (Kender) Alp İznik’in fethinden sonra, son yıllarını ilim ve ibadetle geçirmek üzere oraya yerleşmiştir. İznik’te vefat ettiği ve oraya defnedildiği tahmin edilmektedir. Osman (Kara Osman) Bey kara yağız, geniş omuzlu, civanmert, deli dolu ve dirayetli bir insandı. Yesevi ocağından Anadolu’ya gelmiş Şeyh Edebali’nin sohbetlerine katılır, bundan büyük keyif ve feyz alırdı.Şeyh Edebali meşhur mevlit sahibi Süleyman Çelebi’nin dedesi olup, tefsir, hadis, fıkıh ve tasavvuf ilimlerinde yüksek derecelere ulaşmış bir âlimdi. Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması için dergâhında gönülleri bir bir aydınlatıyordu. Ertuğrul Gazi, oğlu Osman’ı coşkun akan bir suya benzeterek; su arkının doğru yapılmasını istiyordu. Bu sebeple “Bu arkı sen yaparsın” diyerek oğlu Osman’ın eğitimini Şeyh Edebali’ye verdi. Osman Bey, zaman içerisinde Edebali ocağında olgunlaştı.Osman Gazi’nin Gördüğü Rüya: Rüyasına göre, Şeyh Edebali’nin koynundan çıkan bir nur, Osman Bey’in koynuna girer. Bu nurun girmesiyle vücudundan bir ağaç çıkar. Ağaç birden dallanıp budaklanarak bir sürü ovaları, dağları ve nehirleri gölgesine alır. Buralardan pek çok insan faydalanır. Şeyh Edebali bu rüyayı dinleyince, “Ertuğrul oğlu Osman, babandan sonra sen bey olacaksın, kızım Malhatun ile evleneceksin. Benden çıkıp sana gelen nur budur, asil ve temiz soyunuzdan pek çok padişahlar gelecek. Onlar milletleri bir çatı altında toplayarak Allah’ın izni ile onların huzur ve saadet içinde yaşamalarını, İslam la şereflenmelerini sağlayacaklardır” diye tabir etmiştir.Nihayet Ertuğrul Gazi 1281’de vefat edince, aşiretin uluları tarafından Osman Bey beyliğe seçilmiştir. O da babası gibi Selçuklu Sultanına bağlı kalmıştır. Sorkun, Taraklı, Göynük üzerine seferler düzenleyerek topraklarını genişletmiştir. Yarhisar ve Bilecik’i zapt etmiş ve 1299’da İnegöl’ ü fethetmiştir. Bu sırada III. Alaeddin Keykubat’a karşı İlhanlıların başlattığı isyan hareketinde sultanın yanında yer almıştır. Bu yararlılıklarından dolayı ve hem de fethettiği yerlere karşılık Osman Bey’e sancak ve alem verilmiştir. Osman Bey’e verilen bu hediyeler ve hediyelerin kabulü esnasında Küsnük (Kösnük) mevkiinde kös çalınışı, tarihçiler tarafından yeni bir devlet kurmaya doğru atılmış büyük bir adım olduğu kabul edilir.Aşık Paşa tarihinde rivayet edildiğine göre, Karacahisar alındığında boş kalan evlere Germiyan ilinden ve diğer illerden Müslüman halk buraya yerleştirilir. Pazar kurulur. Halk toplanarak cuma namazı kıldıracak ve aralarındaki anlaşmazlıklara çözüm bulacak bir kadı isterler. Bunun üzerine Osman Bey halkın rızası ile bacanağı Dursun Fakıh’ı imam hatiplik ve kadılık için görevlendirir. Dursun Fakıh 28 Eylül 1299’da Karacahisar’da cuma namazında bağımsız devlet olma anlamına gelen ilk hutbeyi Osman Bey adına okumuştur. Böylelikle, Osmanlı Cihan Devletinin kuruluşunun ilân edildiği kabul edilir.Söğüt, Bursa’nın fethine kadar Kayı Aşireti’nin (Uç Beyliği olarak) merkezi olmuştur. Söğüt kısada olsa Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti olmuştur. Bursa’nın fethi ile birlikte başkent Bursa olmuş, Söğüt ise Sultanönü Sancağı’na bağlı bir nahiye merkezi olmuştur.Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Söğüt:“Söğüt, Bursa sancağı hükmünde, Lefke kazası nevahisinde hakimli, bağlı bahçeli, arı havası, lâtif bir kasabadır. 700 kadar kiremitle örtülü Türk hanelerini havi, müteaddit camili, han ve hamamlı, çarşı ve pazarlı bir yerdir.” diye bahseder. Bu mütevazı belde çeşitli istilâlara da sahne olmuştur. Evliya Çelebi bu konuda; “Osmancık bey olunca babası Ertuğrul’u bu Söğüt şehrinde defnedip, şehri de mamur etti. Bâdehu Yıldırım asrında Timurlenk bu şehri yağma ve harap etmiştir ki, hâlâ Ertuğrul Türbesi bile o kadar mükellef bir âsitâne değildir.” diye haber vermektedir.Çelebi Sultan Mehmet döneminde ve Sultan II. Abdülhamit döneminde Söğüt’te yeni imar çalışmaları yapılmıştır.II. Abdülhamit, saray muhafızlarını Söğüt ve çevresi gençlerinden seçtiği gibi Karakeçili Aşireti’nin Söğüt’ü ziyaretlerine de resmi bir sıfat kazandırmıştır.Söğüt’e 1905’de kendi adıyla da anılan bir cami ve bir okul yaptırmıştır. Mondros Mütarekesi ( 30 Ekim 1918 ) sonrasında Anadolu’nun pek çok yeri gibi Söğüt de işgal edilmiştir. Kurtarıldığında ise eski Söğüt’ten pek fazla bir şey kalmamıştır.c)   Kurtuluş Savaşı Döneminde Söğüt: Milli Mücadele yıllarında Ertuğrul Sancağı’na (Bilecik) bağlı bir kaza merkezi olan Söğüt ve çevresi halkı, Anadolu’da Yunan işgalinin başladığı ilk günden itibaren maddî ve manevî bütün gücünü vatanın kurtarılması için seferber etmiştir. İşgal hareketiyle birlikte yörede Mudafa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmuştur. Ayrıca Gündüzbey Taburu ve Savcıbey Müfrezesi olmak üzere pek çok milli müfrezeler teşkil edilmiştir. İnönü cephesi adıyla bilinen Gündüzbey, Tekke ve Kanlıtepe İstihkâmları 1921’de şubat ve mart ayları boyunca Söğüt ve çevresi halkı tarafından kazılmıştır.Bu arada Söğüt, çevre il ve ilçeleri de düşmana karşı direnmeye davet etmiştir. Söğüt Müdafa–i Hukuk Cemiyeti, Bilecik, Yenişehir, Göynük, Geyve, Nallıhan, Mudurnu, Eskişehir, Kütahya, Mihallıçık, Simav, Gediz, Uşak, Sivrihisar sancak ve kazalarıyla Osmaneli, Taraklı, Küplü, Emet, Pazarcık, Tavşanlı, Seyitgazi Nahiye ve Belediye Mudafa–i Hukuk Cemiyetleri’ne gönderdiği 9-10 Temmuz 1920 tarihli telgraflarında: ” … Önünden kaçtığınız düşmanın kuvvet ve kıymeti nedir? Bu Müslüman yurdunda bu sefil düşmana karşı koyacak, ırzına, dinine, toprağına, kitabına sadık, ecdadına layık evladı kalmadı mı? Tüfeği olmayanların orak ve baltası da mı yoktur? Ecdadın lânetine muhatap kalmayı Söğüt halkı asla kabul etmeyecektir. İmkân her nereye kadar müsait ise erkek, dişi, genç, ihtiyar düşman karşısına gideceğiz. Sizleri de Müslüman Türk kanını din ve namus hissiyatınızı bizimle beraber çalışmaya her fikri, her nifakı bugün için terk etmeye davet ediyoruz. Din, namus ve vatan namına … yarına kadar netayici teşebbüsatınıza dair cevabınızı bekleyerek evlatlarınızı cepheye göndermek üzere sözümüze burada hitam veriyoruz.” diyordu.Bununla birlikte Söğüt ve çevresi maddi olarak da büyük fedakarlıklarda bulunmuştur. Yapılan nakdî yardımların yanı sıra askerlere yiyecek ve giyecek yardımı da yapılmıştır. Teşkil ettikleri millî müfrezelerin silah ve mühimmatını da kendileri temin etmişlerdir.Yöre toprakları 8-11 Ocak 1921 tarihleri arası üç gün, 24 Mart – 21 Nisan 1921 tarihleri arasında sekiz gün, 12 Temmuz 1921- 06 Eylül 1922 tarihleri arasında 13 ay, 25 gün olmak üzere Yunan işgalinde kalmıştır. Bu işgaller sırasında Söğüt yakılmış, Ertuğrul Gazi’nin türbesi kurşunlanarak tahrip edilmiştir. Bugün türbenin kepenklerindeki delikler bu mezalimin kalıntılarıdır.Millî Mücadele ile başlayan milli uyanış bugün ülkemizde olduğu gibi Söğüt’te de artarak devam etmektedir. Her geçen gün Söğüt daha da güzelleşmekte ve gelişmektedir. Söğüt hem kuruluşta hem kurtuluşta gerçekten Ertuğrul Ocağı olarak vazifesini eksiksiz yapmıştır

 

.undefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefinedundefined

Dursun FakıhKaraman’da doğmuş, Şeyh Edebalı’nın öğrencisidir. Dursun Fakıh; tefsir, hadis, fıkıh bilimlerini okumuştur. Osmanlı Devletinin kuruluşuna şahitlik etmiş bir Türk Bilginidir . Şeyh Edebalı’nın kızını alarak damadı ve Osman Gazi ile de bacanak olmuştur.28 Eylül 1299 yılında Karacahisar fethedildikten sonra, Osman Gazi adına Cuma Hutbesini okuyup, Cuma Namazını kıldırmıştır. Böylece, hem Osman Gazi’nin hür ve tam İstiklal sahibi bir Devlet Başkanı olduğunu, hem de Osmanlı Devletinin İstiklalini dünyaya ilan etmiştir.Dursun Fakıh, Osmanlı Devletinin ilk imam-hatibi ve ilk kadısı olma şerefine elde etmiştir. ‘Gazavetname’ adlı bir eseri bulunmaktadır. Anadolu’da milli birlik ve milli kültür birliğinin oluşmasına hizmet eden bir Türk Büyüğüdür.1327 yılında vefat etmiştir.

YORUMLAR

İlgili Terimler :
""""""""Sakarya Vib Turizm 0850 455 54 54""""""".

BENZER HABERLER

""""""""Sakarya Vib Turizm 0850 455 54 54""""""".

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar